Herkes sevdiĞİ İle beraberdiR

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 40.95 Kb.
tarix29.10.2017
ölçüsü40.95 Kb.

HERKES SEVDİĞİ İLE BERABERDİR


Sevgi, sevme duygusu, bir kimseye veya birşeye muhabbet besleme hissi. İnsanlarda doğuştan ve içten gelen bir duygudur.
Kimi seviyoruz, kalbimizde kimlerin yeri var?

Çevremizde kimleri çok seviyor, kimlere daha çok ilgi duyuyor, taklit ediyoruz?

Herkes kime ne kadar sevgi beslediğini kontrol etmeli. Zira onunla haşrolunacağız. Onunla diriltileceğiz. Ve onunla hesaba çekileceğiz.
Sevmek, her şeyinle sevmek. Her şeyi unutup onu hatırlayarak yaşamak o olmak. Sevgide esas olan, sevilenin yolunda olmaya çalışmak, hayatını sevdiğine göre yaşamaya uğraşmaktır.

Bu sebeple denilmiştir ki kalbimizi meşgul eden şeylerin neler olduğuna dikkat edilmelidir. Kim neyi seviyor ve neyi istiyorsa o odur. Çünkü sevginin gereği budur.


Müslümanın görevi, sevgisini iyiye, güzele ve meşru olana yöneltmektir. Allah için sevmeli, yine Allah için sevmemelidir.

Şu halde müslüman, her şeye ve herkese karşı, her türlü çıkar düşüncesinden uzak, sırf Allah rızası için, samimi bir sevgi beslemelidir.

Sevilmeyi hak edenler kimlerdir?

Sevgi, Allahu Tealâ’nın bir sırrı ve insanlığa en güzel hediyesidir. Onu Allah için yerinde kullanmak gerekir. Hiç şüphesiz, mutlak sevgiye layık olan Allahu Tealâ’dır. Sevgiyi ve sevdiklerimizi yaratan da O’dur.

Meşhur hadiste ise şöyle buyrulmuştur; “Kul, sevdiği kimseyi ancak Allah için sevmedikçe imanın tadını alamaz.” (Ahmed, Müsned, II, 298; Buhari, İman,9; Müslim,İman,66.)
Allah için sevilmesi gereken kimselerin başında, Peygamberimiz (s.a.v), peygamberler, Ashab-ı Kiram ve şehitlerimiz. Sonra Kâmil Mürşidler ve diğer bütün müminler gelir. Onların isimleri anıldığında hikâyeleri anlatıldığında içimizde bir sıcaklık hissi duyarız. Çünkü onların gönlümüzde ayrı ayrı sevgileri vardır. İşte bu sevgi de zaten imandandır. Allah Resulü (s.a.v): “İman bağlarının en sağlamı, Allah için sevmek ve Allah için buğzetmektir.” buyurmaktadır. (Ahmed, Müsned, IV, 286.)
Allahu Teâlâ’nın sevgisini tatmanın ve ispat etmenin tek yolu Yüce Allah’ın sevdiklerini sevmektir. Herkes kalbindeki Allah sevgisini kendisi ölçebilir. Bunun yolu; Allah’ın sevdiği şeyleri, ne kadar sevdiğimize ve onlara ne derece değer verdiğimize bakmaktır.

Sevgi ne ister? Sevgili ne bekler?

Sevme iddiasında bulunmak kolaydır. Ancak bu iddiada bulunanlar belalara ve sınanmalara hazır olmalıdırlar. Yoksa kişinin sözüne nasıl inanılır. Elbette kuru bir sevgi fazla bir şey ifade etmez. Sonra senin sevgin yalan derler.


Kalben sevmek, dil ile ifade etmek ve davranışlarla da sergilemek gerekir. Bunun için sevdiğinin yolundan gidilir, aynı halde ve ahlakta olmaya çalışılır ise sevgi o zaman gerçekliğini gösterir.
Sahabe-i Kiram’dan birisi, Rasulullah'a (s.a.v): “Cennette seninle birlikte olmak istiyorum.” deyince, Allah Rasulü (s.a.v) kendisine: “O halde çokça secde ile bana yardımcı ol.” buyurdu. (Müslim, Salat, 22; Nesâî, Tatbik, 79.)

'Kişi sevdiğiyle beraberdir' hadisi Ashab-ı Kiramı çok mutlu etti



Sevbân (r.a.), Peygamber Efendimiz’in âzâd ettiği bir köle idi. Belki dünyada bir dikili ağacı yoktu. Fakat Efendimiz (s.a.v)’in huzuruna gelir, sohbetini huzur içinde dinler, aldığı haz ile âdeta kendinden geçerdi.

Yine bir sohbet esnâsında Sevbân (r.a) Habîbullah (s.a.v) Efendimiz’e pek dalgın bir şekilde bakıyordu. Öyle ki, onun bu üzünütülü hali Efendimiz’in dikkatini çekti: “Yâ Sevbân, nedir bu hâlin?

Sevbân (r.a.), içli içli anlattı: “Ey Allâh’ın Rasûlü! Siz bana kendimden, âilemden ve çocuklarımdan daha sevgilisiniz. Ben evdeyken Siz’i hatırlayınca sabredemiyorum, hemen gelip mübârek yüzünüze bakıyorum. Benim ve Siz’in bir gün öleceğimizi hatırladığımda, hüzünleniyorum. Zira biliyorum ki Siz Cennet’e girdiğinizde diğer peygamberlerle birlikte yüksek bir mertebeye çıkarılacaksınız. Cennet’e girebilsem bile Siz’e orada yakın olamamaktan korkuyorum.” dedi.

Fahr-i Kâinât Efendimiz (s.a.v) bir müddet sükût ettikten sonra:



Kişi sevdiğiyle beraberdir...” müjdesini verdi. (Buhârî, Edeb, 96)

Bunun üzerine şu âyet-i kerîme nâzil oldu:“Kim Allâh’a ve Rasûl’e itaat ederse, işte onlar; Allâh’ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddîklar, şehîdler ve sâlih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır!”(en-Nisâ, 69)


Ashâb-ı kirâmın bütün gayreti, Allah Rasûlü’yle dünyada nasîb olan beraberliği âhirette de devam ettirebilmek içindi. Bu sebeple Efendimiz’le beraberliği, dâimâ en yüksek seviyede yaşamaya çalıştılar. Allah ve Rasûlü’ne itaatten, târifsiz bir lezzet duydular. Allah yolunda her şeylerini fedâ ettiler. İşte bütün bu mânevî yükselişlerinin temelleri, sohbet halkalarında ve Allah ve Rasulüne karşı sevgilerinde atıldı.
Biz gençler ashâbın bu hassasiyetinden ne kadar nasipdarız? Allah Rasûlü’nün mânevî vârisleri mevkiindeki âlim ve ârif zâtların sohbetlerinden, ne kadar istifâde gayreti içindeyiz… Onları tanıyor ve seviyormuyuz?
Şuan Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in sohbetinde bulunma fırsatımız yok. Ancak O’nun sünnetine göre yaşayan O’nu hakkıyla sevenlerin sohbetinde bulunma imkânımız var. Bu kıyamate kadar da devam edecektir. Büyüklerin sohbetinde bulunmak onlara yakın olmak bize manevi feyizler akıtacaktır.
Rasûlullah (s.a.v) Medine-i Münevvereye hicret ettikten sonra hizmetine giren, dokuz on yaşlarında bu göreve başlayıp Rasûlullah (s.a.v) vefat edinceye kadar on yıl kendisinin yanında bulunan Enes b. Malik (r.a) Medine’de olan bir olayı şöyle anlatır:

Bir adam Rasûlullah (s.a.v.)’e gelerek: “Ey Allah’ın Rasûlü kıyamet ne zaman kopacaktır?” diye sordu. Rasûlullah (s.a.v.), namaza kalktı ve namazını bitirince; “Kıyametin kopmasını soran kimse nerededir? buyurdu. Adam: “Benim Ey Allah’ın Rasûlü” dedi.

Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.): “Kıyamet için ne hazırladın?” buyurdu. Adam: “Kıyamet için fazla namaz ve oruç hazırlayamadım fakat ben Allah’ı ve Rasûlünü seviyorum” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kişi sevdiğiyle beraberdir, sende sevdiğinle beraber olacaksın buyurdu.” Enes b. Malik (r.a): “Müslümanların Müslüman olmaları dışında bu söze sevindikleri kadar başka bir şeye sevindiklerini görmedim.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 113.; Müslim, Birr, 50.)
Bu adam yalnız Allah ve Rasulünü sevdiğini iddia eden fakat ameli olmayan bir kimse değildi. Buhari ve Müslim’in ittifakla belirttiğine göre pek fazla nafilesi olmasa da namazlarını kıldığı, orucunu tuttuğu, Allah ve Rasulünü çok sevdiği anlaşılmaktadır. Yoksa yalnız “seviyorum” demekle Allah ve Rasulü sevilmiş olmaz. Rasulüllah (s.a.v) Enes b. Malik’e yaptığı bir tavsiyede: “...Kim sünnetimi yaşatırsa beni sevmiş olur, beni seven de Cennette benimle beraberdir” buyurur. (Tirmizî, Edeb. 63)

Mahşer günü herkes imamıyla birlikte çağırılacak…

Mahşerde herkes dünyada tabi olduğu, sevip peşinden gittiği önderleri ve imamları ile birlikte ilahi huzura çağırılacaklardır.

O gün (hesaba) herkesi tabi olduğu imamı ile birlikte çağırırız” (İsrâ 71) ayetinin uyarısını dikkate alarak peşine düşülen kimseyi iyi seçmelidir.
Hz. Ali (r.a) ise şöyle der: “Ayette geçen imam, her devirde yaşayan kişilerin tabi oldukları imam demektir. Buna göre herkes emir ve yasaklarına uydukları devirlerinde yaşayan imamları ile birlikte çağrılacaktır.
Bir hadis-i şerifte de şöyle buyrulmuştur: “Kim bir topluluğu sever ve dünyada onlarla dost olursa, kıyamet günü onlarla beraber gelir.” (Ahmed, Müsned, VI, 145.)
 Mahşerde bütün dostluklar bitecektir. Kimsenin nesebi, dünya şerefi, makamı, malı, evladı geçerli olmayacaktır. Sadece Allah için birbirini seven muttakilerin dostluğu kalacak ve fayda verecektir.
Cenab-ı Hakk mahşer günü şöyle buyuracaktır: “Benim celâlim (rızam) için birbirlerini sevenler nerede? Hiçbir gölgenin bulunmadığı bugün onları kendi (rahmet) gölgemde gölgelendireceğim.” (Müslim, Birr, 12, No:37)
İnsan dünyada kiminle beraber ise, yani gönlü kimden yana ve amelleri de kime benzeme gayretinde ise, ahirette de onunla beraberdir. Kıyamet gününde de cennette de onlarla beraber olur.

Dünyada Allah dostlarını seven

Günümüz gençleri gerçek örneklerini ve rehberlerini kaybetmiş… Peygamber’in manevi mirasçıları Allah dostlarını hatırlamaya, onların hikâyelerini, sözlerini bilmeye daha çok ihtiyaçları vardır. Bu sözler ve hikâyeler; menfaatperestliği, gazabı, şehveti ve daha nice kötü halleri törpüleyecektir. Gençler günümüzde yaşayan Allah dostuyla tanışıp sofralarındaki ikramlardan nasiplenmelidir.


Allah dostlarının sözünden çok hali insanı etkiler. Onları görenler Allah’ı hatırlar, güzel ahlâka yönelir. Sahabenin Allah Rasülü (s.a.v) ile yaptığı sohbet böyleydi. Efendimiz (s.a.v)’in saadetli kalbinden aldıkları nur ve sevgi ile Yüce Allah’ı tanıdılar, sevdiler. Hallerini ıslah edip güzelleştiler ve ebedi saadete erdiler.
Mürşid-i kâmile gitmenin ve ziyaret etmenin en önemli faydası, onun nazarları altına girmek, kendisiyle aynı meclisi paylaşmak, feyiz ve edebinden nasiplenmek, üzerindeki ilahi nur, heybet ve huşuya bakıp Allahu Teâlâ’yı hatırlamak ve zikretmektir. Allah dostlarının nazarına, sözlerine bu hasta kalplerimizin ihtiyacı vardır. Onlar Allah’ın boyası ile boyanmıştır.
Rabbü’l âlemin, velileri nurunu yansıtan birer ayna yapmıştır. Güneş nasıl dış dünyamızı aydınlatan, ısıtan, meyveleri tatlandıran ve olgunlaştıran bir sebep yapılmışsa, veliler de gönül dünyamız için manevi nur, feyiz, şuur, tat ve hayat sebebi yapılmıştır. (S.M.Saki Erol, Arifler Yolunun Edepleri, sf.133.)
Bediüzzaman Hazretleri’nin belirttiği gibi, Allah dostlarına ve onların bağlı olduğu silsileye azıcık muhabbet eden bir kimse, bu muhabbetin bereketi ile imanını kurtarır. Günaha girse bile küfre girmez. Yüzüne baktığı, elinden tuttuğu velinin muhabbeti, ona Allah’ı inkâr ettirmez. Bu da ona yeter.
İlahi sevgi ve güzel ahlakı elde etmek için Yüce Rabbimiz en kısa yolu şöyle gösteriyor: “…Sadık kullarımla beraber olun!” (Tevbe/119) İşte Rabıtada bu gerçekleştirilir. Kâmil Mürşid okyanuslar gibi geniş kalbinden sevenlerinin kalbine akar. "Kişi sevdiği ile beraberdir" hadis-i şerifi gereğince mürid şeyhinin sîmâsını hayalinde tutmağa, onu hayal etmeğe çalışır. Onu daima hayalinde tutmak suretiyle mürid şeyhinin vasıfları ile vasıflanır, halleriyle hâllenir ve onu sevmeye başlar.
Ebû Zerr el-Gıfârî (r.a) anlatıyor: “Bir defasında Resûlullah'a (s.a.v) giderek,

- Ey Allah'ın Resulü! Bir adam var ki o, bir topluluğu seviyor ancak onlar gibi amel edemiyor; bu kişi hakkında ne buyurursunuz, dedim.

Resûlullah (s.a.v): Sen Ey Ebû Zerr! Sevdiğinle beraber olacaksın, dedi.

Ebû Zerr (r.a) bu sorusunu bir daha sordu. Resûlullah da (s.a.v) aynı cevabı tekrarladı. (Ebû Davud, Edeb, 122.; Tirmizî, Zühd, 50.)


Allah dostlarını samimi olarak seven fakat onlar gibi güzel amel edemeyip hasretini çeken kimseye işte bu müjde yeter.

Bağdattan(Yemenden) uzakta dizimizin dibinde…



Veysel Karani Hazretleri imrenilecek şekilde sevdiği ile beraberliği mesafeler ötesinden sağlamıştır. Peygamberimiz (s.a.v)’i görmeden O’na uyma ve yakın olmayı başarmıştır. Nice tasavvuf büyükleri bundan dolayıdır ki şunu söylemişlerdir:

“Sofi var dizimizin dibinde bağdattan daha uzakta; Sofi var Bağdattan uzakta dizimizin dibinde”

“Bizi sevenler, Yemen’de de olsa dizimizin dibindedir. Sevmeyen ise, dizimizin dibinde de olsa Yemen’dedir.”

Demişlerdir ki: Bize yakın olanlar yanı başımızda olanlar değil, bizim yolumuz üzere olanlardır. Bizim yakınlarımız gönül olarak bize yakın olanlardır.



Ashab-ı Kehf’in köpeği kıtmir bile cennetlik oluyor…  

Ashab-ı Kehf gibi faziletli insanlarla beraber bulunan ve onlara sadık kalan bu Kıtmiri bedenen de cennete koymakla rahmetini tecelli ettirecektir. Bizden bu hak dostunun kapısında bir kıtmir olarak sadık kalabilsek Allah (c.c) onların yüzüsuyu hürmetine bizide onlarla beraber haşredecektir.


Allah Rasulü (s.a.v) buyurur ki: “Yeryüzünde zikir meclislerini dolaşan ve onların amelini göğe çıkaran meleklere Allahu Teâlâ, onların halini sorduktan sonra:

Sizleri şahit tutarak söylüyorum, ben onların hepsini affettim’ buyurur. Bunun üzerine içlerinden bir melek:

Ya Rabbi, onların içinde bir kimse var ki onlar gibi zikir ehli değildir. Onların arasına zikir için değil, bir ihtiyacı için gelmiştir, onu da mı affettin?’ deyince Allahu Tealâ:

Onlar öyle bir topluluktur ki onlarla oturan âsi olmaz, onu da affettim’ buyurur.” (Buhari, Daavat, 66.; Tirmizî, Daavat, 129)


Allah dostlarının meclisinde bulunup nazarına girmenin insana katacağı manevi güzelliklerden nasiplenmeyi Rabbimiz bize nasip eylesin.
Şayet biz de onlarla beraber Efendimiz’in kevser havuzu etrafında buluşmak istiyorsak, onları ve Ehl-i Beyt’ini sevmeli, yaşadıkları hayatı hayatımıza hayat kılmalıyız.

Allahu Tealâ, Yüce Rasulüne: “Habibim! Benden ne istersen iste?” buyurunca, Efendimiz (A.S.): “Allahım senden sevgini, seni sevenlerin sevgisini, beni senin sevgine ulaştıracak amellerin sevgisini istiyorum” dileğinde bulunmuştur. (Tirmizî, Ahmed)



“Kişi sevdiğiyle beraberdir.” Hadisi şerifine mahzar olur ve ahirette Salih-Sadık insanların yanında olarak Allah’ın huzuruna çıkma kurtuluşuna ereriz.

Allah için sevenlerin gözü aydın olsun…!

Dostları ilə paylaş:
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə