Hidayet önderleri 2 İmam ali (AS) Önsöz 2


İMAM ALİ B. EBUTALİB'İN (a.s) ŞAHSİYETİNDEN İZLENİMLER



Yüklə 0,77 Mb.
səhifə4/54
tarix02.11.2017
ölçüsü0,77 Mb.
#27824
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   54

İMAM ALİ B. EBUTALİB'İN (a.s) ŞAHSİYETİNDEN İZLENİMLER


İmam Ali (a.s), başladığı günden, Allah Resulü'nün (s.a.a) vefatıyla birlikte kesildiği güne kadar vahiyle beraber oldu. Bu açıdan onur verici ve gıpta ile bakılan bir konumu vardı. Yirmi üç yıl boyunca süren kesintisiz bir cihatla Allah Resulü'nü ve risaleti savundu. Sapmalardan beri hanif İslâm'ın ilke ve sınırlarınımahremiyetini ölümüne korudu. Onun bu tavırları, başarıları ve erdemleri hikmet dolu Kur'ân'ın ayetlerinde yankısını buldu. Peygamber'in (s.a.a) hadislerinde ondan ve onun erdemlerinden söz edildi.

İbn-i Abbas şöyle der: "Üç yüz ayet Ali hakkında inmiştir."[22] "Ey İman edenler!..." ifadesiyle başlayan ne kadar ayet varsa Ali onların emir ve en şereflileri konumundadır."[23] "Yüce Allah Kur'ân'daki birçok ayette Hz. Muhammed'in (s.a.a) ashabını azarlamış; fakat Ali'den hep hayırla söz edilmiştir."[24]

Ali (a.s) hakkında o kadar çok ayet nazil olmuştur ki, ilk kuşak ve son kuşak alimlerden bazıları sırf Ali hakkında inen ayetleri derledikleri özel eserler kaleme almışlardır. Aşağıda, hadis alimlerinin, Ali hakkında indiklerini açıkça beyan ettikleri bazı ayetlere işaret edeceğiz:

1- İbn-i Abbas'tan rivayet edilir: "Ali b. Ebu Talib'in yanında sadece dört dirhem parası vardı. Başka da parası yoktu. Bu paranın bir dirhemini geceleyin, bir dirhemini gündüz vakti, bir dirhemini gizlice ve bir dirhemini de açıktan sadaka olarak yoksullara verdi. Bunun üzerine yüce Allah şu ayeti indirdi: Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık hayra sarf edenler var ya, onların mükâfatları Allah katındadır. Onlara korku yoktur, üzüntü de çekmezler."[25]

2- Yine İbn-i Abbas'tan rivayet edilir: "Ali rükûda iken parmağındaki yüzüğü bir yoksula sadaka olarak verdi. Hz. Peygamber (s.a.a) dilenciye, 'Bu yüzüğü kim sana verdi?' diye sordu. 'Şu rükûdaki adam.' dedi. Bunun üzerine yüce Allah, 'Sizin veliniz ancak Allah, Resulü ve namaz kılan ve rükû hâlinde zekât veren müminlerdir.' ayetini indirdi."[26]

3- Tathir ayeti[27] Ali'yi (a.s), her türlü kirden temizlenmiş vahyin hane halkından (Ehlibeytinden) saymış, mübahele (lânetleşme) ayeti[28] de onu Peygamber'in (s.a.a) kendisi (nefsi) olarak nitelendirmiştir.

4- İnsan Suresi Ali'nin ve ev halkının ihlâsına, Allah'a karşı derin bir korku ve ürperti duyduklarına tanıklık eder. Bu bağlamda onların cennet ehlinden olduklarına ilişkin rabbanî bir tanıklık içerir.[29]

"Sahih" adıyla tanınan eserlerin müellifleri ve diğer muhaddisler, Ali'nin (a.s) erdemlerine işaret eden Peygamber (s.a.a) hadislerini topladıkları özel bölümler ayırmışlardır eserlerinde. İnsanlık tarihi, ortaya çıktığı günden bu güne, Resulullah'tan (s.a.a) sonra Ali'den (a.s) daha üstün, daha erdemli birine tanık olmamıştır. Emevî saltanatı boyunca minberlerde sövülmesine ve alay edilmesine rağmen, tarihte, onun için kaydedilen faziletler, başka hiç kimse için kaydedilmiş değildir. Ona öfke duyanlar sürekli olarak kusurlarını bulmaya çalışmışlar, fakat dillerine dolayabilecekleri bir kusurunu bulamamışlardır. Ömer b. Hattab Resulullah'ın (s.a.a) şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hiç kimse Ali'nin kazandığı faziletin, üstünlüğün aynısını kazanabilmiş değildir. Onunla birlikte olanı hidayete eriştirir ve sapmaktan kurtarırı."[30]

Ali'ye (a.s) soruldu: "Neden Resulullah'ın (s.a.a) ashabı içinde en çok sen hadis rivayet ediyorsun?" Dedi ki: "Ona bir şey sorduğum zaman, bana cevap verirdi. Ben sustuğum zaman, o kendiliğinden açıklamaya başlardı."[31]

İbn-i Ömer'den rivayet edilmiştir: "Peygamberimizin (s.a.a), ashabı arasında kardeşlik uygulamasını başlattığı gün, Ali gözü yaşlı olarak geldi. Peygamber'imiz (s.a.a) Ali'ye (a.s) dedi ki: Sen benim dünya ahiret kardeşimsin."[32]

Ebu Leyla el-Gıfarî'nin şöyle dediği rivayet edilir: Resulullah'ın (s.a.a) şöyle dediğini duydum: "Benden sonra fitne çıkacaktır. Fitne çıktığı zaman Ali b. Ebu Talip'ten ayrılmayın. Çünkü o bana iman edenlerin ilkidir. Kıyamet günü benimle ilk musafaha edecek kişi de odur. O en büyük doğrulayıcı (sıddık)dır. Bu ümmetin Faruk'u (hak ile batılı birbirinden ayıranı) odur. O müminlerin önderidir. Münafıkların önderi ise dünya malıdır."[33]

Bütün halifeler Ali'nin sahabenin en alimi ve hüküm vermede en isabetlisi olduğunu itiraf etmişlerdir. Ali olmasa helâk olacaklarını söylemişlerdir. Hatta Ömer'in şu sözü bir darbımesel hâline gelmiştir: "Eğer Ali olmasaydı, Ömer helâk olurdu."[34]

Cabir b. Abdullah Ensarî'den şöyle rivayet edilir: "Biz münafıkları ancak Ali b. Ebu Talip'ten nefret etmeleriyle tanırdık."[35]

Ali'nin (a.s) öldürüldüğü haberi Muaviye'ye ulaşınca şöyle dedi: "Ebu Talib'in oğlunun ölümüyle birlikte fıkıh ve ilim de gitti."[36]

eş-Şa'bi şöyle der: "Bu ümmet içinde Ali b. Ebu Talib'in konumu, İsrailoğulları içinde Meryem oğlu İsa'nın (a.s) konumu gibidir. Onu bazıları sevdiler ve bu sevgileri yüzünden küfre girdiler. Bazıları ona buğz ettiler ve bu buğzlarından dolayı küfre girdiler."[37]

Ali, insanların en cömerdiydi. Bu hususta Allah'ın sevdiği bir ahlaka sahipti. Cömert ve eli açıktı. Kendisinden isteyenlere "hayır" dediği vaki değildir.[38]

Kendisine biat edildiği gün, Sa'saa b. Sûhan, Ali b. Ebu Talib'e der ki: "Allah'a yemin ederim ki, ey müminlerin emiri! Hilâfeti süsledin. O seni süslemedi. Onu sen yücelttin, o seni yüceltmedi. Senin ona muhtaç olduğundan çok, o sana muhtaçtır."

İbn-i Şibrime'den şöyle rivayet edilir: "Ali b. Ebu Talip'ten başka hiç kimse minbere çıkıp 'bana sorun...' diyemez."[39]

Ka'ka' b. Zürare Ali'nin (a.s) kabrinin başında durmuş ve şöyle demiştir: "Allah senden razı olsun, ey müminlerin emiri! Allah'a yemin ederim ki, senin hayatın hayrın, iyiliğin anahtarıydı. Eğer insanlar seni kabul etselerdi, başlarının üzerinden dökülen ve ayaklarının altından fışkıran nimetlerden yerlerdi. Ama onlar nimete karşı nankörlük edip dünyayı tercih ettiler."[40]

Hıristiyan yazarlardan Corc Cordak "İmam Ali, İnsanî Adaletin Sesi" adlı eserinde şöyle der: "Ali b. Ebu Talip nadir bulunan eşsiz insanlardan biridir. Böyle insanları taklit düzleminin ötesinde gerçek mahiyetleriyle tanıdığın zaman, onların büyüklüklerinin eksenini, insanın saygınlığına, onun onurlu ve özgür bir hayatta kutsal hakkınalara sahip oluşuna; insanların sürekli ve sonsuza dek göz önünde bulundurulmaları gerektiğineduklarına; geçmişte veya içinde bulunulan zamanda belirenyaşanan donukluk, gerileme veya duraklama, ölüm uyarısından ve yok oluş habercisinden başka bir şey olmadığına yönelik mutlak imanlarının oluşturduğunu anlarsın."[41]

Şibli Şemil şöyle der: "İmam Ali b. Ebu Talip büyükler büyüğü bir şahsiyettir. Tek bir nüsha gibidir. Doğuda ve batıda, ne geçmişte, ne de bu gün bu aslî suretin bir başka nüshası görülmüş değildir."[42]

Ali bir sembol, bir önder ve pratik hayatıyla bir örnekti. İlk büyük sahabe nesli ile birlikte gerçek anlamda yani yol göstericilik, dünyayı hak ve adalet yoluna sevk etme, dünyayı ıslâh uğruna canı feda etme anlamında İslâm'a bağlı biri idi. Diğer bir ifadeyle Ali açısından din, sürekli ve kesintisiz bir inkılaptı.devrimdi. Muaviye ise Ali'ye karşı başlattığı mücadelesinde, yeni Müslüman kuşağın temsilcisi olarak belirginleşiyordu. Bu yeni nesli, bir açıdan gerçekleştirilen fetihler iktidarın doruklarına ulaştırmıştı. Bu yüzden bunlar, gelişmelere, maddî kazanımları koruma iç güdüsüyle yaklaşırlardı. Böylesine inatçı, böylesine sert, böylesine parçalayıcı ve böylesine öldürücü bir yüzleşme iledir ki Muaviye güçlü dünyevî, seküler duyguları harekete geçirebildi, Müslümanların birliğini parçalayabildi, bilinçlerini ve kavrayışlarını ters yüz edebildi. Bu sayede egemenlik ve iktidar merkezli devletçilik siyasetiyle nebevî ve inkılapçıdevrimci ruha karşı çıkarak kendine geniş bir egemenlik ve etkinlik alanı bulabildi."[43]

Üstad Haşim Maruf ise şunları söylüyor: "İmam Ali b. Ebu Talib'in kendisi, doğduğu andan, son nefesini verdiği ana kadar, insan doğasının ve alışkanlıklarının alışık olmadığı tarihî bir hadiseydi. Dünyaya Kâbe'de gözlerini açmıştı. Bu mekanda dünyaya gelmiş olması tarihî bir hadiseydi; ondan önce hiç kimse burada dünyaya gelmediği gibi, ondan sonra da böyle bir olaya rastlanmamıştır. Dünyaya Allah'ın evinde adım attığı gibi, yine Allah'ın evinde dünyadan ayrıldı..."

Yazar devamla şöyle der: "Onunla ilgili meydana gelen hadiseler ve gelişmeler bir başka insanın başına gelmemiştir. Şiileri ve sevenleri kadar ona inanmayanlar, onu düşünce önderleri ve çağları aşan dahiler kategorisine soktular. Onu sevenlerden ılımlı olanlar, onu nebi ve resullerin yanındaki sıraya kategorisine yerleştirdiler. Onu aşırı derecede sevenler (gülat) ise, tanrı düzeyine çıkardılar."[44]

 


Yüklə 0,77 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   54




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin