Hidayet önderleri hz. Fatima (A. S) Müellif: Komisyon (Dünya Ehl-i Beyt Kurultayı) Tercüme


- İmanı ve Allah'a Sunduğu Kulluğu



Yüklə 0,75 Mb.
səhifə7/36
tarix20.11.2017
ölçüsü0,75 Mb.
#32369
1   2   3   4   5   6   7   8   9   10   ...   36

4- İmanı ve Allah'a Sunduğu Kulluğu


Allah'a iman, kâmil insanın değeridir. Allah'a kullukta kemal zirvelerine ulaştırıcı merdivendir. Peygamberler ve veliler, sahip oldukları yüksek iman dereceleri, dünyada verdikleri mücadeleleri ve sırf Allah'a ibadet etmeleri sayesinde onur ve saygınlık yurdunda doğruluk makamlarına oturmuşlardır.

"İnsân Suresi"nde gözlemlediğimiz gibi, Kur'ân-ı Kerim, Fatıma'nın (a.s) ihlâsının eksiksizliğine, Allah'a karşı derin huşu içinde oluşuna, Allah'a ve ahiret gününe olan büyük inancına tanıklık etmektedir. Resulullah (s.a.a) da onun hakkında tanıklıkta bulunmuş ve şöyle demiştir: "Yüce Allah, şu benim kızım Fatıma'nın kalbini ve bütün organlarını kemiklerin uçlarındaki kıkırdaklara kadar iman ile doldurmuştur. Böylece o kendini tamamen Allah'a ibadete vermiştir."[66]

Hz. Peygamber (s.a.a) Fatıma'nın (a.s) ibadetinden de şöyle bahseder: "Fatıma, mihrabında Rabbine ibadet etmek üzere kalktığında, onun nuru parlayarak gökteki meleklere görünür. Tıpkı gökteki yıldızların nurunun parlayarak yer halkına görünmesi gibi. Bu sırada yüce Allah meleklerine şöyle der: Ey meleklerim! Kadın kullarımın efendisi kulum Fatıma'ya bakın. Benim huzurumda ibadet etmekte, benim korkumdan bütün bedeni titremektedir. Bütün kalbiyle kendini bana ibadete vermiştir. Sizi şahit tutarım ki, ben, onun bütün Şiasını ateşten emin kıldım."[67]

İmam Hasan b. Ali (a.s) anlatır: "Anam Fatıma'yı, bir cuma gecesi mihrabında ibadet ederken gördüm. Şafak sökünceye kadar sürekli rükua gitti, secde etti ve hep mümin erkeklerle mümin kadınlara isim vererek dua ettiğini duydum. Uzun uzun dua ediyordu. Kendisi için hiç dua etmiyordu. Dedim ki: 'Anneciğim! Niçin başkaları için dua ettiğin gibi kendin için de dua etmiyorsun?' Dedi ki: Yavrucuğum! Önce komşu, sonra ev."[68]

Cuma gününün son saatlerini duaya ayırırdı. Öte yandan mübarek ramazan ayının son on gecesinde hiç uyumazdı. Evindeki herkesi gecesini ibadet ve dua ile ihya etmeye teşvik ederdi.

Hasan el-Basrî şöyle der: "Bu ümmet içinde Fatıma'dan daha çok ibadet eden bir başkası daha yoktur. Namazda o kadar uzun süre kıyamda kalırdı ki, ayakları şişerdi.[69] Namaz kılarken Allah korkusundan nefes nefese kalırdı."[70]

Fatıma (a.s) hayatı boyunca hiç mihraptan çıkmadı ki. Bütün hayatı sürekli bir secde hâlinden başka bir şey miydi ki? O kocasına iyi davranırken, çocuklarını eğitirken Allah'a ibadet ediyordu. Genel işleri icra ederken Allah'a itaat ediyor, O'na kulluk sunuyordu. Yine yoksullara yardımcı olurken de Allah'a ibadet ediyordu. O evinin diğer halkıyla beraber yoksulları kendine tercih ederken de, Allah'a kulluğun bir gereğini yerine getiriyordu.

5- Acıma Duygusu ve Şefkati


Hz. Zehra (a.s) sevgiyi, acıma duygusunu ve şefkati de babasından almıştı. Babasına (s.a.a) karşı tam bir iyilik timsaliydi. Bütün sevgisini, acıma duygusunu ve bağlılığını ona özgü kılmıştı. Onu (s.a.a) kendine tercih ederdi. Babasının evinin idaresini kendisi üstlenmişti. Evini çekip çeviren oydu. Hz. Peygamber için yararlı olacağını düşündüğü işi yerine getirir, huzur ve rahat içinde olmasının ortamını hazırlardı. Babası Resulullah'ı (s.a.a) memnun edecek şeyi bir an önce gerçekleştirmek için âdeta koşardı. Yıkanması için su döker, yemeğini hazırlar ve elbisesini yıkardı. Bunun yanında diğer kadınlarla birlikte seferlere katılır, yiyecek ve su taşır, yaralılara su verme ve onları tedavi etme işlerine katılırdı. Uhud Savaşı'nda babasının yarasını saran oydu. Kanın durmadığını görünce, bir hasır parçasını alıp yakmış, küllerini yaranın üzerine dökmüş, böylece kanın durmasını sağlamıştı… Medine etrafında hendek kazıldığı sırada babasına bir parça ekmek getirmişti. Ekmeği babasına verince, "Bu nedir ey Fatıma?" diye sormuş, o da şu cevabı vermişti: "Oğullarıma yaptığım ekmektendir. Onun bir parçasını sana getirdim." Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: "Kızım! Üç günden beri babanın boğazından geçen ilk lokma budur."[71]

Hz. Fatıma (a.s), Resulullah efendimizin (s.a.a) hayatının ilk dönemlerinde önce babasını, sonra annesini, ardından, hayatının en zor döneminde, davet ve Allah yolunda cihadın en çetin sürecinde eşi Hatice Kübra'yı kaybetmesinden dolayı yaşadığı duygusal boşluğu doldurmayı başardı.

Fatıma (a.s) babasına karşı tam bir annelik görevi yapıyordu. Tarihin bize aktardığı olayları göz önünde bulundurduğumuz zaman, Fatıma'nın bu hususta başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Tarihin bize aktardığı olaylar, Fatıma'nın, babasının duygusal boşluğunu doldurduğunu, bu bakımdan onun risaletin ağır yükünü taşımasına yardımcı olduğunu gözler önüne sermektedir. Böylece Hz. Peygamber'in (s.a.a) defalarca söylediği "Fatıma babasının annesidir."[72] sözün arkasındaki sırrı da kavramış oluyoruz.

Gerçekten Hz. Peygamber'in (s.a.a) ona bir anne gibi muamele ettiğini, ellerini öptüğünü, bir yerden Medine'ye geri döndüğünde ilkönce onu ziyaret ettiğini, aynı şekilde bir sefere çıktığı zaman da ona veda ettiğini ve yolculuğuna onun yanından başladığını görüyoruz. Hz. Peygamber (s.a.a) seferlerinde ve yolculuklarında ihtiyaç duyduğu duygusallığı bu berrak kaynaktan alırdı. Yine Hz. Peygamber'in (s.a.a) hayatını incelediğimiz zaman, yorgun düştüğü durumlarda, acı hissettiği zamanlarda, ya da aç olduğu yahut da bir misafiri geldiği zaman sıkça Fatıma'nın yanına gittiğini görürüz. Fatıma'nın da onu (s.a.a) bir annenin çocuğunu karşıladığı gibi karşıladığını, gözettiğini ve bağrına bastığını, acılarını hafiflettiğini, bunun yanında ona hizmet ettiğini ve emirlerine itaat ettiğini görürüz.


6- Kesintisiz Cihadı


Hz. Fatıma (a.s), İslâm ile cahiliye arasındaki savaşın en şiddetli, en keskin zamanında dünyaya geldi. O, gözlerini dünyaya açtığı sırada, Müslümanlar, zorba putperestliğe karşı verdikleri cihadın en ağır koşullarını yaşıyorlardı. Kureyş, Resulullah'a (s.a.a) ve tüm Haşimoğulları boyuna abluka uyguluyordu. Peygamberimiz (s.a.a) cihadın fedakâr fertlerinden biri olan eşi ve tertemiz kızıyla birlikte abluka altındaki vadiye girdi. Kureyşliler onları üç yıl boyunca "Ebu Talib Vadisi" denilen bu yerde kuşatma altında tuttu. Onları bütün temel ihtiyaçlardan yoksun bıraktılar. İşte Hz. Zehra (a.s) çocukluğunun başlarında bu dayanılmaz kuşatmayı, acı veren yoksunluğu ve bu ağır yaşam koşullarını yaşadı. Bunları yaşarken hakkı savundu, ilkeler uğruna fedakârlık göstermenin görkemli bir örneğini sergiledi.

Ağır ve dayanılmaz kuşatma yılları geride kaldı. Hz. Resulullah (s.a.a) bu süreçten zaferle çıktı. Aynı yıl içinde Hz. Hatice vefat etti. Yine aynı yıl içinde Peygamber'in amcası, davetin hamisi ve İslâm'ın yardımcısı Ebu Talib de vefat etti. Hz. Resul (s.a.a) en sevdiği ve en aziz bildiği insanları yitirdikten sonra, gönlü hüzün ve kederin mekânı oldu.

Böylece Hz. Fatıma (a.s), annesinin şefkatini doyasıya hissetmeden, kendisini babasıyla acıları ve zorlukları paylaşır buldu. Amcası ve hamisi öldükten sonra, Kureyş, bütün kinini Resulullah'a (s.a.a) kustu. Ona bu güne kadar yapmadığı eziyetleri yaptı. Hz. Zehra (a.s), kendi gözleriyle Kureyş'in beyinsizlerinin ve azgın çapulcularının Hz. Resul'e (s.a.a) yaptıkları eziyetleri ve işkenceleri, hakaretleri görüyordu. Oysa Hz. Peygamber (s.a.a) onları karanlıklardan aydınlığa, nura çıkarmak istiyordu. Bu arada bu tür muamelelere maruz kalan Hz. Peygamber (s.a.a) Fatıma'nın (a.s) acılarını hafifletmeye ve onu direnmeye teşvik ediyordu: "Ağlama, kızım. Allah senin babanı koruyacak ve onu din ve risalet düşmanlarına karşı muzaffer kılacaktır."[73] Böylece Hz. Peygamber (s.a.a) kızına yüksek bir cihat ruhunu aşılıyordu, kalbini sabır ve zafere güven duygusuyla dolduruyordu.

Hz. Fatıma (a.s), babasının Medine'ye hicret etmesinden sonra, Kureyş'in kibrini ve gururunu hiçe sayan amcasının oğlu Ali b. Ebu Talib ile birlikte Mekke'nin korkulu atmosferinden hicret etti. Ali, onca yolu yaya yürüyerek kat ettiği için ayakları şişmiş bir hâlde "Kuba"da Resulullah'a yetişti.

Babası kutlu İslâm devletinin temellerini attıktan sonra Fatıma (a.s) kocasının Medine'deki mütevazi evine taşındı. Allah yolunda cihadın ve mücadele hayatının zorluklarına sabretme noktasında eşine yardımcı oldu. Bu hâliyle o, eşsiz bir aile örneği sergilemek istiyordu. Hz. Zehra (a.s) hakkı savunma ve Hz. Peygamber'in (s.a.a) vasiyetini müdafaa etme hususunda meşakkatli ve belirgin bir rol oynadı. Çünkü Peygamber'in (s.a.a) vefatından sonra yiğit bir mücadeleci olarak Ali'nin yanında yer aldı. Ali'nin hayatının en zor zamanlarında sergilediği bu tavrıyla, Ali'nin hayatının iç cephesinin sağlam olduğunu, zayıflık göstermediğini herkese sergilemiş oldu. Ama Fatıma (a.s) ortamı değerlendirmeyi, gerekli olan tavrı belirlemeyi lideri ve eşi İmam Ali'ye bırakıyordu. İmam Ali (a.s) kararlaştırıyor, plânlıyor ve emrediyordu. Bunun akabinde emrine itaat ediliyordu.

Hz. Fatıma (a.s) her cumartesi sabahı şehitlerin kabirlerinin başına geliyor, onlara rahmet ve bağışlanma diliyordu. Haftaya başlarken gerçekleştirdiği bu davranış, onun (a.s) cihada ve şehitliğe verdiği önemi sergiliyordu. Cihatla başlayan, cihada dayanan ve en sonunda şehitlikle taçlanan fedakârlıklarla noktalanan pratik hayatının bir yansımasıydı.[74]


2. BÖLÜM

● Hz. Fatıma'nın (a.s) Doğumu

● Hz. Fatıma'nın (a.s) Hayatının Aşamaları

● Hz. Fatıma (a.s) Babası Resulullah'ın Yanında

 

 





Yüklə 0,75 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   10   ...   36




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin