I d I n I a V a 3IV1ho nin



Yüklə 8.82 Mb.
səhifə126/140
tarix30.12.2018
ölçüsü8.82 Mb.
1   ...   122   123   124   125   126   127   128   129   ...   140

Yeşildirek Hamamı

Ozan Bilgiseren, 1994

açılmıştır. Soyunnıalık kısımlarının ikisi de ahşap çatılı olup kadınlar kısmı soyun-malığı üzerinde dikdörtgen planlı, cepheleri üçer pencereli bir aydınlık feneri bulunmaktadır. Fenerin pasalı tavanının ortasında bir yıldız motifi vardır.

Soyunmalıktaki yaşmaklı kapıdan geçilen soğukluk mekânı erkekler bölümü-nünkiyle simetriktir. Burada tuvaletler solda, ılık halvet ise sağda yer almaktadır. Soğukluktan geçilen kadınlar sıcaklığı, enine uzanan, ortası pandantif kubbeli ve iki sivri kemerle ayrılan yan eyvanları düz tonozla örtülü bir mekândır. Girişin karşısına yerleştirilen pandantif kubbeli iki halvet hücresiyle sıcaklık mekânı tamamlanır. Kare planlı halvetlerde dörder, eyvanlarda ise üçer kurna bulunur. Genellikle bu plan tipindeki hamamlarda görülen iki halvet kapısı arasında yer alan mihrap biçimindeki niş, burada da bulunmaktadır. Ancak uzatılarak bu duvara birleştirilen dikdörtgen planlı göbektaşı, nişin alt kısmını kapatmıştır. Hamamın sıcaklık bölümlerinin planı birbirinden farklı olduğu halde, birçok kaynakta simetrik çifte hamam olarak geçmektedir. Bu yanlış, araştırmacıların kadınlar kısmı sıcaklığına girememiş olmalarından kaynaklanabilir.

Hamamın dış duvarlarında o dönemde kullanılmayan 40x40x3,5 cm boyutlarında tuğlalar görülmektedir. Orijinal beşik tonuzu halen duran sıcak su deposu ve külhan, hamamın arkasına boydan boya yerleştirilmiştir. Soğukluk ve sıcaklık kısmının dış duvarlarında tek sıralı kirpi saçak görülmektedir. Binanın iki yanında, tuvaletlerin oluşturduğu kanatlar taştan, klasik düz profilli saçak kornişiyle sonuçlanır. Soyunnıalık bölümlerinin çatı ve saçaklarının orijinal olmadığı, yeni tuğlalarla düzenlenmiş saçaklardan anlaşılmaktadır.

Özel mülk olan hamam, günümüzde erkeklere tekli olarak çalışmakta ve yalnızca kadınlar kısmı kullanılmaktadır. Erkekler kısmı soyunmalığı ticarethaneye dönüştürülmüş, ılıklığa geçen girişi kapatılarak, hamamdan bağımsız hale getirilmiştir. Kullanılmayan erkekler sıcaklığına tek giriş kadınlar sıcaklığındandır.



Bibi. 2. Sönmez, Mimar Sinan ile İlgü Tarihi Yazmalar-Belgeler, İst., 1988, s. 39, 76, 92, 99, 100; Ayverdi, Fatih IV, 598; Kuran, Mimar Sinan, 398; S. Atlı, "Mimar Sinan Dönemi Hamamları Konusunda Bir Araştırma", (Mimar Sinan Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Restorasyon Anabilim Dalı yayımlanmamış yüksek lisans tezi), 1990, s. 85, 87, 88.

SiNAN ÖZGEN



YEŞİLKÖY

istanbul'un batı kesiminde, Marmara Denizi kıyısında, Bakırköy (Ataköy) ile Florya arasında kurulu, Bakırköy Ilçesi'ne bağlı Yeşilköy Şevketiye ve Yeşilköy Ümraniye mahallelerinden oluşan semt.

Sınırları kuzeyde Sirkeci-Halkalı tren yolu ve onun kuzeyindeki Atatürk Havalimanı, güneyde Marmara Denizi, doğuda Yeşilköy'ün bir uzantısı olarak yakın dönemlerde gelişen Yeşilyurt yerleşmesi, batıda Florya(->) ve Florya sahillerinin Yeşilköy'e doğru uzantısı olan Belediye Dinlenme Kampı tesisleriyle çizilir.

Yerleşmenin tarihi bölümü, eski iskele çevresinde, küçük Yeşilköy Koyu'nun batısında, üzerinde Rıhtım Sokağı, Mirasyedi Sokağı, incir Çiçeği Sokağı gibi eski sokaklar olan burun ve Yeşilköy istasyonuna doğru uzanan istasyon Caddesi çevresidir. Batıda Çekmece Caddesi'nin batısı, doğuda 14 Nisan Caddesi'nin doğusu, cadde ve sokakların birbirlerini çoğunlukla dik kestiği (ızgara planlı), görece yeni kurulmuş mahallelerdir. Yeşilköy Feneri(-») burnundan doğuya doğru da, kendisi ayrı bir mahalle olan Yeşilyurt vardır.

Yeşilköy'ün eski adı Ayastefanos'tur. Bu ad, bir Hıristiyan azizi olan ve semtte adına, bugün mevcut olmayan bir kilise yapılmış bulunan Ayios Stefanos'un günlük dildeki söylenişinden gelmektedir. Yeşilköy adı semte, istanbul'un idari yapısının yeniden düzenlendiği 1930'da verilmiştir, isim babasının uzun yıllar burada oturmuş ünlü yazar Halit Ziya Uşaklıgil olduğu söylenir.

Yeşilköy'ün tarihinin bir hayli gerilere gittiği, geç Roma ve Bizans dönemlerinde burada, Region'a(-0 kadar Marmara kıyısı boyunca yazlık saray ve ikametgâhlar bulunduğu; hattâ daha önce, kentin Roma döneminde bile burada bahçeleri denize açılan yazlık villaların olduğu yazılmaktadır, istanbul'un çeşitli defalar kuşatılması sırasında, Yeşilköy ve çevresi zaman zaman büyük tahribata uğramış, IV. Haçlı Seferi sırasında Latinler Yeşilköy'de karaya çıkmışlar ve donanmalarını Yeşilköy açıklarında demirlemişlerdir. Evliya Çelebi'ye göre, Araplar İstanbul'u almak için tertipledikleri seferlerin üçüncüsünde, şehri alamayıp geri dönerlerken Yeşilköy'ü tahrip etmişlerdir.

Osmanlı döneminde küçük bir Rum köyü olan Ayastefanos, II. Mehmed'in kuvvetleri tarafından, İstanbul kuşatmasına bir hazırlık olarak, yöredeki başka yerleşmelerle birlikte Şubat 1453'te alınmıştır. Kanıtlanmamış bir söylentiye göre, Fatih Yeşil-köy-Zeytinburnu önlerinde geçen Ayastefanos deniz savaşını, atını Yeşilköy Bur-nu'ndan denize sürerek başlatmıştır.

16. yy'dan itibaren Yeşilköy ve çevresinde içlerinde köşkler bulunan ve mesire yerleri olan çok büyük bahçeler olduğu bilinir. Tarih-iSelâniki'de, Ayastefanos yakınında bulunan iskender Çelebi Bahçesi'nden söz edilmekte ve 19-20 Eylül 1563'te Halkalı Deresi civarında avlanmakta olan Kanuni'nin, o tarihte birden başlayan tufanı andıran yağmurdan bu bahçedeki köşklerden birine sığınarak kurtulduğu yazılmaktaysa da, iskender Çelebi Bahçesi'nin Bakırköy hattâ Kazlıçeşme'ye kadar uzandığını ileri süren kaynaklar da vardır. Yine Florya'da bulunduğu tahmin dilen Florina Bahçesi'nin, iskender Çelebi Bahçesi ile ayrı iki bahçe mi, yoksa aynı bahçe mi olduğu da tartışmalıdır. Ancak, Ayastefanos çevresinin çok büyük, ağaçlıklı, yeşillikli bahçe ve mesirelerle kaplı olduğu açıktır.

16. ve 17. yy'larda Ayastefanos, batıdan gelen gemilerin demirledikleri küçük bir limandır. Daha sonraki yüzyıllarda, 19. yy'ın ortalarında burada küçük bir tersanenin bulunduğu da sanılmaktadır.



19. yy'ın ikinci yarısına kadar, zaman zaman mesirelerine gelinen ve oldukça uzak sayılan bir köy olan Ayastefanos, bu yüzyılın ortalarından itibaren canlanmaya başlamıştır. 1852 başlarında Köprü'den Yeşilköy'e düzenli vapur seferleri konmuş; 1870'te tren işlemeye başlamış ve bir istasyon binası kurulmuş; Ayastefanos'a yerleşenlerin sayısı artarken buraya günübirlik dinlenmeye ve eğlenmeye gelenlerin sayısında da artış olmuştur. 1855'te Paris'te yayımlanan Voyage â Constantinople adlı gezi anılarında Boucher de Perthes, Yeşilköy'den, harikulade görünümü olan bir köy olarak söz etmekte; Yeşilköy'den istanbul'a doğru uzanan sahil şeridinde

Yeşilköy

istanbul Ansiklopedisi



Yüzyıl başından bir kartpostalda Yeşilköy. Erkin Emiroğlu fotoğraf arşivi

devlete ait büyük binalar, cephanelikler (baruthane), kışlalar ve bahçeler içinde evler gördüğünü yazmaktadır. Fyler Tow-send, 1850'de Londra'da yayımlanan Cru-ise on the Bosphorus adlı eserinde Yeşilköy sahilleri boyunca uzanan tebeşir kayalarından ve köyün şirin beyaz evlerinden söz eder.

1840'larda Yeşilköy'de bazı imar hareketleri gözlenmekte, yeni konaklar yapıldığı anlaşılmaktadır. Abdülmecid 1842'de eski Barutçubaşı Konağı'nın yanına bir çeşme yaptırmış; daha önce iki defa yanan Rum kilisesi 1845'te Barutçubaşızade Bo-gos Bey tarafından yeniden kagir olarak

inşa ettirilmiş ve bu son haliyle günümüze kadar gelmiştir.

19. yy'ın son çeyreğinde Ayastefanos'un adının sık sık duyulmaya başlaması, 3 Mart 1878'de Osmanlı-Rus Savaşı'nı bitiren ve Osmanlı Devleti'nin savaşı kaybettiğini belgeleyen Ayastefanos Antlaşması(->) ve daha sonra, burada ölen Rus askerlerinin anısına dikilen Ayastefanos Rus Anıtı(->) iledir.

Yeşilköy'ün gayrimüslim, özellikle de Rumların yoğun yaşadığı bir yerleşme olması fiziksel çevreyi, konut ve yerleşme düzenini etkilemiştir. Yeşilköy'de, suriçi Müslüman mahallelerindeki geometriden

YEŞİLKÖY FENERİ

512


513

YILDIZ

uzak sokak dokusu yerine, semtin sadece yeni kurulan mahallelerinde değil, diğer kesimlerinde de çoğunlukla birbirlerine dik ve paralel sokaklar görülür, istasyon Caddesi ve İskele Meydanı çevresi, 19- yy'dan kalmış veya eski yapıların değişime uğramasıyla ortaya çıkmış ilginç binalara en fazla rastlanan bölgelerdir. 1980'lerde hâlâ görülebilen, bugün sayıları iyice azalmış olan barok ve art nouveau izleri taşıyan binalar yanında, neogotik çizgilere de ahşap evlerin kimi detaylarında, örneğin eğimli çatılarda ve saçak yelelerinde zaman zaman rastlanır. 19. yy'm ikinci yarısından sonra ortaya çıkmış bu iki veya üç katlı konutlar, semtte bugün çok sayıda olan yüksek yapılara geçişin ilk adımları sayılabilir.

1960'lardan sonra Yeşilköy'ün doğusunda yavaş yavaş yeni bir yerleşme gelişmeye başlamış ve Yeşilyurt doğmuştur. Yeşilköy'ün kendisi de 1970'ler, hele de 1980'ler sonrasında hızlı bir değişme sürecine girmiş; nüfusu artarken, bir zamanların sakin sayfiyesi yaz kış oturulan ve kentin yorucu kalabalığının dışında kaldığı için orta-üst sosyoekonomik kesimlerce tercih edilen, seçkin bir semt niteliği kazanmıştır. En canlı toplumsal olayların yaşandığı ve tarihte de benzer işlevlerle yüklü Yeşilköy İstasyon Caddesi ve İskele Meydanı yerleşmedeki eski-yeni çatışmasını oldukça açık yansıtmaktadır. Eski yapıların da yer aldığı Yeşilköy İstasyon Caddesi ve Yeşilköy'ün bir sayfiye köyü olduğu döneme özgü panoramasıyla İskele Meydanı, eklenen yeni yapılarla özelliğini yitirmiş, eski evlerin ve dini yapıların bulunduğu Çardaklı, Kalemkaş, Yeşilköy Fırını, Kelamkâr, Çamözü, Mirasyedi ve İncir Çiçeği sokakları çevresi, doku bütünlüğünü ve özgünlüğünü görece koruyabilmiştir. Rum, Ermeni, Latin Katolik kiliseleri bu bölgede yer almaktadır. İstasyon Caddesi'nin doğusunda ise bütünüyle yeni ve lüks apartmanlar vardır. Bu caddenin kuzeybatısında da blok apartmanlar görülür. İskele Meydanı çevresinde çok katlı apartmanlara, beton bloklara rastlanmakta ve bunlar sahilin eski havasını değiştirmektedir.

İstanbul'un ilk beş yıldızlı turistik otellerinden biri olan Çınar Oteli, Yeşilköy Fe-neri'nin üzerinde bulunduğu burnun hemen batısındadır. Bu bölgede International Hospital vardır. Yeşilyurt tarafında, Sahil Caddesi üzerinde yine İstanbul'un beş yıldızlı otellerinden Polat-Renaissance Oteli bulunur. Çok sayıda restoran, balık lokantası ve eğlence yeri sahil şeridine dizilmiştir. Semtteki ticari işlevler, yoğun biçimde Yeşilköy İstasyon Caddesi boyunda toplanmıştır.

Yeşilköy'e ulaşım demiryolu ve karayolu ile sağlanmaktadır. Banliyö treni, yolcu taşıma gereksinimini karşılamada etkinliğini ve önemini hâlâ sürdürmektedir. Otobüs, minibüs ve özel otomobiller, Ataköy'den gelerek semte ulaşan, aynı zamanda da Atatürk Havalimam'nın yolu olan asfaltı kullanırlar.

Günümüzde Yeşilköy nüfusunun bü-

yük çoğunluğunu, geçmiştekinin aksine Türkler oluşturmaktadır, Çok az sayıda kalmış Rum ve Ermeni nüfus yanında yabancı şirket veya misyonlarda çalışanlardan meydana gelen ve konutları burada bulunan bir yabancı nüfus da vardır. 1990 Genel Nüfus Sayımı verilerine göre Yeşilköy'ün nüfusu Şevketiye ve Ümraniye mahalleleri toplamı olarak 22.674'tür. Semtte İstanbul doğumluların oranı yüzde 511e İstanbul İli ortalamasının bir hayli üstündedir. Kastamonu ve Sivas doğumluların toplamı yüzde 5,5 civarındadır. Mardinli kuyumcuların öteden beri bu semtte yoğun yaşadıkları bilinir. Mardin ve Malatya kökenlilerin oranı yüzde 5'e yaklaşmaktadır. Yeşilyurt Mahallesi'nin 1990 nüfusu ise 4.451 olarak saptanmıştır.

HALÛK KARLIK



YEŞİLKÖY FENERİ

Bakırköy İlçesi'nde, Yeşilköy'de, Yeşilköy Burnu üzerinde, 40° 56,6 N enlem, 28° 53,3 E boylam noktasında yer alır.

Eski adı Ayastefanos Feneri olan Yeşilköy Feneri, Abdülmecid döneminde (1839-1861) taştan inşa ettirilen ilk fenerlerdendir. Marmara sahilinde yer alan Ahırkapı Feneri(-0 de yine bu dönemde 1857'de inşa ettirilmiştir.

İstanbul'un deniz trafiğindeki emniyeti sağlamak amacıyla Abdülmecid'in isteği üzerine Fransız mühendisler tarafından 1856'da taş kule şeklinde yapılan Yeşilköy Feneri'nin yüksekliği 23 m'dir. Ayrıca fener bekçisinin ikametine ayrılmış bir de lojmanı vardır.

Marmara Denizi'nden İstanbul Boğa-zı'na giriş yapacak gemilere yol gösteren ve Yeşilköy önündeki sığlıktan emniyetle geçmelerini sağlayan fener, 15 deniz mili mesafeden görülebilen, 10 saniyede bir 2 gruplu ışık yayar. Bunun yanısıra görüş mesafesini kısaltan sisli havalarda 30 saniyede bir sis düdüğü çalar. Işık kaynağı elektrik-asetilenli çakar fenerdir. 1945, 1971 ve 1988'de onarım görmüştür.

N. ESRA DİŞÖREN



Yeşilköy Feneri

Ozan Bilgiseren, 1994



Hakkı Yeten

V. Somali, Türk "'•-

Sporu'nda 75yıl ^~ •* :-f

Beşiktaş Spor Tarihi, V. ""X.

1903-1978, İst., 1978



YETEN, HAKKI

(1910, Vodina [bugün Yunanistan'da Edessa] -16 Nisan 1689, İstanbul) Futbolcu ve yönetici.

1912'de Balkan Savaşı'nın başlamasıyla pek küçük bir yaşta İstanbul'a geldi. Babası Binbaşı Mahmud Nedim Bey Çanakkale'de şehit olunca önce ağabeyleri, daha sonra da kendisi devletçe askeri okula gönderildiler. Futbola, Halıcıoğlu Askeri Lisesi'nde öğrenciyken başladı. O sıralarda Karagümrük takımında da maçlara katıldı. Kuleli Askeri Lisesi öğrencisiyken milli takıma alındı. Şeref Bey tarafından Beşiktaş Jimnastik Kulübü'neG-») getirildi. Askeri okuldan ayrılarak öğrenimini özel İnkılap Lisesi'nde sürdürdü. Siyaz-beyaz formayı ilk kez Yugoslavya'nın Beogradski takımına karşı giydi. 1931'den futbolu bıraktığı 1946'ya kadar Beşiktaş'ta oynadı. Ankara Hukuk Fakültesi'nde okurken antrenmanları Çankaya kulübünde yaptı ve hafta sonlan İstanbul'a gelerek takımın maçlarına katıldı. Futbol hayatı boyunca Beşiktaş'ta 5'i üst üste olmak üzere 8 İstanbul ligi, 3 İstanbul şilti ve kupası, 3 milli lig, l Türkiye kupası, 2 başbakanlık kupası kazanan takıma kaptanlık yaptı. Beşiktaş'ın sembol isimlerinden biri oldu, "Baba Hakkı" ve "Hakkı Kaptan" olarak anıldı. Bu arada milli futbol takımında da 3 kez yer aldı. Futbolu bıraktıktan sonra avukat ve hukuk müşaviri olarak çalıştı. Uzun yıllar Beşiktaş kulübü yönetim kurullarında yer aldığı gibi üç dönem de kulüp başkanlığı yaptı. Hayattayken Beşiktaş kulübünün Fulya'daki stadına adı verildi. Çeşitli dönemlerde Futbol Federasyonu kurullarında da görev aldı.

CEM ATABEYOĞLU



YILANLI YALI

Beşiktaş İlçesi'nde, Bebek'te, Bebek-Rume-lihisarı Caddesi üzerinde bulunmaktadır.

18. yy'ın sonlarına tarihlendirilen yalının, I. Abdülhamid (1774-1789) ya da III. Selim (1789-1807) dönemlerinde yapılmış olduğuna dair iki ayrı görüş vardır.

Yalının ilk sahibi Reisülküttab Mustafa Efendi'dir. Çeşitli dönemlerde onarımlar gören yapının en önemli onarımı Raşid Efendi zamanındadır.



Yılanlı Yalı

Gürol Kara, 1994/TETTVArşivi

Harem ve selamlık olmak üzere iki ayrı kısımdan oluşan yalının, bu onarımlar sırasında özellikle harem kısmı mimari özelliklerini kaybetmiştir. Selamlığa göre daha büyük olan harem kısmı 1964'te yanmıştır. 40'tan fazla odası bulunan harem kısmının, geniş odaları ve bezemeli tavanları vardı. En üst katında bir "sakal-ı şerif odası bulunuyordu. Girişte kagir kubbeli tavanı, ortasındaki fıskiyeli havuzu ve duvardaki selsebili ile yapının en güzel odalarından biriydi.

Günümüze ulaşan selamlık kısmı taş ve kayalardan oluşan bir set üzerine, geniş fu-ruşlarla oturtulmuştur. Restorasyon sırasında yapının özgün dış mimarisi korunmuş, fakat içteki düzenleme günün koşullarına uygun yapılmıştır. Selamlığın çıkmalı kabul odası ve geniş sofası ilgi çekicidir.

Yalının oldukça geniş olan bahçesi, Boğaziçi Üniversitesi'nin ana binasının arkalarından, Rumeli Hisarı'nın Zağanos Paşa Kulesi'ne kadar uzanırdı. Bu bahçede havuzlar, su hazneleri, setler ve çok çeşitli ağaçlar bulunurdu. Yalıya tonozlar üzerine inşa edilmiş, başlangıcında bir çeşme olan, meyilli bir yoldan çıkılırdı. Yalının dağ tarafında bir hamamı bulunuyordu.

Yalının ismi II. Mahmud döneminde (1808-1839) çıkarılan bir söylentiden gelmektedir. II. Mahmud bir gezisi sırasında yalıyı beğenmiş ve sahip olmak istemiştir. Yalının sahibinin bir yakını olan Mu-hasib Said Efendi, yalının içinde yılan olduğunu söyleyerek padişahı bu kararından vazgeçirmiştir. Bu olaydan sonra yapı, Yılanlı Yalı olarak anılmıştır.



Bibi. Eldem, Boğaziçi Anılan; Erdenen, Boğaziçi Sahilhaneleri, IV; Şehsuvaroğlu, Boğaziçi. EMİNE ÖNEL

YILDIZ

Beşiktaş'ta, Yıldız Sarayı ve Parkı'nı da içeren, Barbaros Bulvarı'nın(->) Yıldız Sara-yı'nın karşısına düşen batı kesimde yer alan semt. İdari açıdan Beşiktaş İlçesi'ne bağlı mahalle.

Yıldız'ın sınırlarını kuzeyde Barbaros Bulvarı'ndan ayrılan Beşiktaş-Boğaziçi Köprüsü bağlantı yolu ve aynı noktadan ayrılarak güneydoğuya yönelen Palanga Caddesi, kuzeybatıda Emirhan Caddesi, batıda Ihlamur ve Dikilitaş semtleri, doğuda Yıldız Parkı(-»), güneybatıda Abbasa-ğa, güneyde Serencebey ve güneydoğuda Çırağan semtleriyle çizmek olanaklıdır. Bu sınırlar içinde Yıldız Sarayı(->) ve Parkı en geniş yeri tutar. Yerleşme bölgesi Barbaros Bulvarı'mn batısında kalan Ihlamur-Yıldız Caddesi ve Yıldız Posta Caddesi çevresidir. Güneyde, ayrı küçük bir semt olarak bilinen Serencebey Yokuşu çevresini de semtin geniş sınırları içinde saymak mümkündür.

Saray ve semt bu bölgedeki tepelerden Beşiktaş ve Ortaköy'e doğru inen, tümüyle koruluk yamaçlar üzerinde kurulmuştur. 15. ve 16. yy'larda Osmanlı padişahlarının avlandıkları, hanedana ait bu geniş koruluk arazi, I. Süleyman'dan (Kanuni) (hd 1520-1566) itibaren ilgi ve rağbet görmeye başlamış; I. Ahmed (hd 1603-1617) Beşiktaş Tepesi Korusu olarak bilinen bu yerde küçük bir kasır yaptırmış; 18. yy'ın sonlarında III. Selim (hd 1789-1807) annesi Mihrişah Valide Sultan için burada yaptırdığı kasra büyük olasılıkla Yıldız adım verdiği için, bu tarihlerden sonra yöre Yıldız olarak anılmaya başlamıştır. Daha sonra II. Mahmud'un (hd 1808-1839) koruluğun en yüksek noktasına bir köşk yaptırdığı ve ge-

niş Yıldız Bahçesi'nde Asâkir-i Mansure-i Muhammediye'nin talimlerini izlediği bilinir. Daha sonra gelen padişahlar da Yıldız koru ve bahçelerine ilgi göstermişlerse de Yıldız Sarayı'mn adı asıl II. Abdülhamid (hd 1876-1909) ile özdeşleşmiştir. II. Abdülhamid zamanında civardaki özel mülk topraklar da alınıp saray bahçeleri bütünlüğüne katılarak dış bahçe genişletilmiş; içine yeni binalar inşa edilmiş; tiyatro, müze, kütüphane, eczane, mescit, hamam, tamirhane, marangozhane, diğer atölyeler, bu arada Yıldız Çini Fabrikası(-») yapılmış; Hamidiye veya Yıldız Camii(->) önünden başlayıp Beşiktaş ve Ortaköy'e doğru uzanan parkın çevresi II. Abdülhamid'in isteği üzerine kalın ve yüksek duyarlarla çevrilerek dış dünya ile ilişkisi neredeyse bütünüyle kesilmiştir. Bu dönemde, Yıldız Sarayı'mn doğrudan veya dolaylı hizmetlerine bakanlarla birlikte, 12.000'e varan bir nüfusun sarayda ve saray çevresinde yaşadığı sanılmaktadır.

Yıldız'ın bir semt olarak kurulmaya başlamasının tarihi Yıldız Sarayı'mn tarihine bağlı olmalıdır. 19. yy'ın ikinci yarısında ve sonlarına doğru, Serencebey Yokuşu'nun doğusunda Çırağan'a kavuşan bölgede ahşap konaklar, evler yapılmaya başlamış; Yıldız Sarayı bahçelerinin ve Hamidiye Ca-mii'nin karşısında Ihlamur Vadisi'ne inen tepelerin Yıldız'a bakan yamaçlarında da bahçeler içinde tek tuk konaklar 19. yy'ın sonlarında çoğalmıştır.

Ihlamur-Yıldız Caddesi üzerinde bulunan ve halk arasında cephesindeki bezemeler nedeniyle Süslü Karakol(->) olarak bilinen, 1866'da Abdülaziz'in yaptırdığı, daha sonra II. Abdülhamid'in yenilettirdiği karakol binasının çevresinde Yıldız sırtları ve Ihlamur Vadisi'ne doğru yerleşme 1870'lerden sonra hızla gelişmiştir. II. Abdülhamid döneminde Yıldız Sarayı çevresine irili ufaklı başka karakollar da yapılmıştır.

Barbaros Bulvarı'mn açıldığı 1950 sonlarına kadar Yıldız semtinde, bir bölümü eski ahşap evlerden, bir bölümü birkaç katlı kagir binalardan oluşan, bahçeler ve dutluklar arasına serpiştirilmiş fazla yoğun olmayan bir yerleşme vardı. Çoğu yokuş dar sokaklar, özellikle Serencebey kesiminde dik ve merdivenli yokuşlar ve dutluklar semtin görünümünü belirlerdi. Yıldız Sarayı'mn bir bölümü uzun süre Harp Akademileri(-») olarak kullanıldığından semtte daha çok asker ve küçük memur aileleri ile eski İstanbullular yaşardı.

Bu yöredeki diğer semtler gibi Yıldız'ın yerleşme yapısının ve semtin görünümünün tümden değişmesi 1960'lardan başlar. Barbaros Bulvarı'mn açılmasını izleyen ilk 10 yıl içinde, bulvarın Yıldız Sarayı karşısındaki batı yakasında bitişik düzen apartmanlar kurulmaya başlamış; 1970-1980 arasında, Ihlamur Vadisi'ne inen ve Yıldız'a bakan yamaçlar üzerindeki yapılaşma olağanüstü hızlanırken, bulvar üzerinde ve anayollardaki binaların çoğu konut olmaktan çıkıp işyeri haline gelmiştir.

1970'lerin başında Boğaziçi Köprüsü ve

L

YILDIZ CAMÜ

514


515

YILDIZ ÇİNİ FABRİKASI

çevre bağlantı yollarının yapılması semti bir trafik düğümü haline getirmiştir. Günümüzde de Yıldız İstanbul'un trafiğin en yoğun olduğu yörelerinden biridir.

1990'lann Yıldız semtinin Barbaros Bul-varı'nın doğusuna düşen Yıldız Sarayı ve Parkı'nın olduğu kesiminde, eski evlerini olmasa bile eski sokak dokusunu koruyan Serencebey Yokuşu yoğun bir konut bölgesidir. Barbaros Bulvarı'ndan ayrılıp ona paralel, kuzeye doğru parkın içinden çıkan Yıldız Caddesi'nin bir dirsekle kuzeye yöneldiği noktanın solunda Ertuğrul Tekkesi(->), sağında Conrad Oteli vardır. Bu bölgenin hemen altı Cihannüma semtidir. Yıldız Caddesi'nden biraz daha yukarı çıkıldığında Beşiktaş Atatürk Anadolu Lisesi görülür. Yıldız Hamidiye Camii bu adanın kuzeybatısında yer alır. Daha kuzeyde, aynı tarafta Yıldız Üniversitesi bulunur. Caminin doğusunda ise Yıldız Sarayı ve Parkı'na açılan ana kapı vardır.

Barbaros Bulvan'nın batı yakasında Yıldız Üniversitesi'nin karşısında Sait Çiftçi Dispanseri, biraz aşağıda da Sakıp Sabancı Lisesi görülür. Barbaros Bulvarı ile Boğaziçi Köprüsü bağlantı yolunun kavşağında yüksekte görülen restore edilmiş bina, II. Abdülhamid'in karakollarından biridir ve halen Yıldız Üniversitesi bütünlüğü içinde yer almaktadır.

istanbul

YILDIZ CAMÜ

Beşiktaş İlçesi'nde, Barbaros Bulvarı'nın kuzey kesiminde, Yıldız Sarayı yolu üzerindedir. Asıl adının Hamidiye olmasına karşılık daha çok Yıldız Camii olarak bilinmektedir.

II. Abdülhamid tarafından 1303/1885-86'da yaptırılmıştır. Gerek kitlesi ve plan şeması, gerekse dekorasyonu ile son dönem Osmanlı mimarlığında benzeri olmayan bir yapıdır.

Cami, 1877'de Yıldız Sarayı'na yerleşmesinden sonra cuma selamlığı, bayram vb önemli dini günlerde uzak camilere gitmekten hoşlanmayan II. Abdülhamid'in isteği üzerine sarayın hemen yanında inşa edildi. O dönemindeki konumu bakımından saray duvarlarının dışında ama yerleşme alanı içindeydi. Bu nedenle, konumu ve işlevleri açısından bir saray camii olma özelliğine sahip oldu. Bu özellik kitlesinin biçimlenişinde ve öncelikle dekorasyonunda belirgindir.

Osmanlı camilerinin geleneksel son cemaat yerinin, 19. yy'da işlevinin değişmesine bağlı olarak hünkâr köşkü biçimine dönüşmesi sürecinin son örneği olan Yıldız Camii, köşk, hattâ saray imgesinin öne çıktığı bir tasarım örneğidir. Gerçekten de hünkâr köşkü kitlesi harim bölümünü de içeren dikdörtgen planlı tek bir ana kitle olarak biçimlenmiş, buna kuzeydoğu ve kuzeybatı tarafında eklenen yine dikdörtgen planlı ve daha alçak iki kitle kuzey cephesinde yaygın, hiyerarşik ve simetrik bir görünüm sağlanmıştır. Bu görünümü güçlendiren bir diğer öğe ise cephenin merkez aksının taç kapı biçiminde tasar-

lanması ve bunun için de daha geniş ve daha yüksek tutulması, öne doğru bir çıkma yapması ve üstte zengin bezemeli bir tepelikle vurgulanmasıdır. Caminin geleneksel tasarımında hiç görülmediği biçimde taç kapı motifi mihrap cephesinde de kullanılmıştır. Böylece bu taç kapılar -tarihi işlevlerinden farklı olarak- kubbeyi ortalayan simetri öğeleri olmuşlardır.

Değişik yükseklikteki dikdörtgen planlı prizmatik kitlelerin kompozisyonu ve kullanılan mimari öğeler, örneğin saçak kornişlerinin üstündeki parapet kuşağı, yandaki kitlelere girişteki çift kollu dairesel merdivenler, camlı giriş sundurmaları vb daha çok sivil mimariden devşirilmiş tasarım kalıplarına yakındır. Caminin saraya bağlı oluşunun ve imparatorluk protokolünün önde gelişinin anlatımı olarak görülebilecek biçimlerdir.

Cami, bu kitlenin üstünde yalnızca yüksek kasnağı ve küçük kubbesi ile belirir. Üzerine on altı pencere açılmış çokgen kasnak, içine neogotik pencerelerin yerleştiği ve bir silme takımının belirlediği çerçevelerden oluşmuştur. Bir mukarnas dizisi ve üstündeki parapet, kasnağın kornişini biçimlendirir.

Ana kitlenin cepheleri kuzey ve güneyde üç, doğu ve batıda yedi açıklıktan oluşan bir çerçeveleme sistemi içinde düzenlenmiştir. Bu çerçeveler, zengin silme takımları ve profillerin oluşturduğu düşey oranlı dikdörtgenlerdir. Üstlerinde de ensiz yatay dikdörtgen çerçevelerden oluşan bir bant dolaşır. Çerçevelerden her birinin içinde üçlü dilimleri olan neogotik üslupta pencereler vardır. Cephe, üstte düz-

Yıldız


Camii'nin

üst kat planı.

Selçuk Batur

gün üç sıra mukarnastan oluşan bir korniş ve üstündeki parapetle bitirilmiştir.

Caminin kuzey cephesi, Yıldız albümlerindeki eski fotoğraflarına göre önemli ölçüde değişmiştir. Cephenin ortasındaki küçük giriş bölümü, özgün durumunda camekân benzeri büyük ve geniş pencerelerle çevriliydi, îki yan giriş ise çift kollu dairesel merdivenlerden sonra sahanlıkta yine canlı bir sundurma ile örtülmüştü. Halen düz bir merdiven vardır ve canlı sundurma bulunmamaktadır.

Minare, batı kitlesinin içinden yükselir, gövdesi tepeye kadar yivlidir. Şerefesine bir mukarnas dolguyla geçilir.

Caminin içinde, girişten ve son cemaat yeri benzeri bir ara mekândan sonra dikdörtgen planlı bir harim kısmı yer almaktadır. Kitle içinde ortalanmış olan kubbe, iç mekânda geleneksel olarak alışılmış olandan farklı bir biçimde mihraptan oldukça uzakta ve girişe yakın kesimdedir. Örtü, kubbenin iki yanında düz tavan olarak devam eder. Kubbenin gelenek dışı yerleştirimi ve mihraptan uzak oluşu, iç mekânda şaşırtıcı bir etki yapar ama yapının bütünündeki saray imgesi bağlamında hükümdarlık kavramını öne çıkaran bir yerleşim olarak algılanmaya açılır. Koyu mavi renkte zemin üzerine altın varakla işlenmiş yıldızlardan oluşan kubbe bezemesi bu kavramı pekiştirir.

Kubbe, iki yanında, kuzey ve güneyine yerleştirilmiş birer çift yüksek kolonla desteklenmiştir. Bunlar, aslında taşıyıcı işlevi olmayan veya sınırlı olan, dekoratif kolonlardır. Yüksek ayaklıklar üzerinde sekiz köşeli kolonlar, üstte başlık kesiminde in-



Sebah & Joaillier'in bir fotoğrafında Yıldız Camii. Eser Tutel koleksiyonu

ce bir mukarnaslı tabla ile bitirildikten sonra bir üst parça eklenerek daha da yükseltilmiştir. Sonunda uzun bir tabla-kiriş bu kolon çiftini bağlayarak kubbe eteğine düz bir doğru parçası olarak yerleşir. Kolonlar, dilimli bir kemerle birbirine bağlanır. Yükseltilmiş kolon ve dilimli kemer, oryantalist mimarinin(-t) çok sevilen Elhamra imgesine referans veren motiflerdir. Burada ayrıca narin yapılarıyla kubbeye âdeta ağırlıksız bir görünüm kazandırırlar.

Caminin içi, aslında camilerde benzerine rastlanmayan bir zenginlik ve özenle bezenmiştir. Kubbenin mavi üzerine yıldızlardan oluşan bezemesi mihrap önündeki tavana da işlenmiştir. Tavan, bu bezemeden sonra yine altın varakla işlenmiş profiller, mukarnas ve yazı şeritlerinden oluşan çerçevelerle kuşatılmıştır.

Harim duvarları, üzerinde yazı şeridi olan bir bant ile veya geniş bir kat kornişi ile yatay olarak bölünmüş, çift sıralı neogotik pencereler, alçıdan oymalı dilimler ve son derece zengin örgülü demir parmaklıklarla işlenmiştir. Üst pencere dizisinin aralarına daire biçimli ve içleri hat ile bezeli madalyonlar yerleştirilmiştir. Alt pencerelerin aralarında tanınmış hattatların yapıtlarından oluşan levhalar vardır.

Ancak caminin asıl görkemli bezemesi hünkâr köşkünün bulunduğu iki katlı kuzey kanadında görülmektedir. Köşkün II. Abdülhamid için ayrılmış üst katı, altın varak ile çok renkli ve üst düzeyde bir oryantalist bezemenin alabildiğine zenginleştirdiği bir saray atmosferi yansıtır, işlenmemiş tek bir noktanın bırakılmadığı bu mahfilin hacimleri, doğrudan harim mekânına ve tam kubbe altına açılır. Köşkün hari-me açılan yan odaları ise üç basamakla çıkılan küçük bir sahanlık ve kafesli bir pencere düzeneği içinde harim kısmına bakar.

Bu kafeslerin çok özel olan işlemelerinin padişahın elinden çıktığı söylenmektedir. Selamlık törenlerine görkemli bir dekor oluşturan Yıldız (Hamidiye) Camii, çok çeşitli düzeylerde okumalara ve anlamlandırmalara açık ve 19. yy'm sonu ve II. Abdülhamid dönemi mimarlığı için önemli tanıklıklar veren bir yapıttır.



Bibi. O. Aslanapa, Osmanlı Devri Mimarisi, ist., 1986; s. 464; S. Batur, "Ondokuzuncu Yüzyılın Büyük Camilerinde Son Cemaat Yeri ve Hünkâr Mahfili Sorunu Üzerine", Anadolu Sanatı Araştırmaları, II, (1970), s. 102-103; Öz, İstanbul Camileri, H, 29.

SELÇUK BATUR




Dostları ilə paylaş:
1   ...   122   123   124   125   126   127   128   129   ...   140


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə