I d I n I a V a 3IV1ho nin

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 8.82 Mb.
səhifə16/140
tarix30.12.2018
ölçüsü8.82 Mb.
1   ...   12   13   14   15   16   17   18   19   ...   140

SULTAN HAMAMI

Fatih İlçesi'nde, Hoca Kasım Günani Ma-hallesi'nde, Sultan Çeşmesi Caddesi'yle birleşen Paşa Hamamı Sokağı no. 13'te-dir. Tekli olarak inşa edilmiş hamam "Paşa Hamamı" olarak da tanınmaktadır.

Hamamı yaptıran, kaynaklarda II. Baye-zid'in (hd 1481-1512) kızı Hatice Sultan olarak geçmekte, ancak kitabesi günümüze ulaşmadığından banisi kesin olarak bilinmemektedir. Hatice Sultan'ın Edirneka-pı dahilinde bir cami, bir mektep, bir küçük çeşme ve bir de hamam yaptırmış olduğu bilinmektedir. Araştırmacılar tarafından adındaki sultan kelimesinden dolayı Mahmutpaşa semtindeki Sultan Hamamı ile karıştırılmıştır. Ancak Hatice Sultan'ın yaptırdığı çeşmenin Edirnekapı'dan Balat'a inen cadde üzerinde bulunduğu göz önüne alındığında hamamın da bu civarda olduğu kabul edilebilir. Caddeye adını veren Sultan Çeşmesi, hamamın bulunduğu sokağın yakınında yer almaktadır.

Yapının cepheleri komşu binalara bitişik olup tek cephesi, adını verdiği sokağa bakmaktadır. Özel mülk olan binanın soyunmalık kısmı 19601ı yıllarda yemlenerek betonarme bir yapı haline getirilmiş,

tepede bir aydınlık boşluğu bırakılmıştır. İki katlı soyunmalık dikdörtgen planlı ve otuz odalıdır, ikinci kattaki galeriye, girişin sağındaki merdivenle ulaşılır. Soyunmalık-tan bir kapıyla tuvaletlerin bulunduğu kısma geçilmektedir. Sıcaklık ve soğukluk bölümlerinden çıkan buharı toplayan kagir yaşmak, diğer hamamlarda olduğu gibi so-yunmalıkta değil, tuvaletlerin bulunduğu soyunmalık-soğukluk arasındaki bu mekânda yer almaktadır. Diğer hamam plan tiplerinde görülmeyen bu tarz, bir geçiş hacminin varlığı hakkında birinci görüş, betonarme olarak inşa edilen soyunmalı-ğm daha geriye yapılarak ortaya çıkan boşluğun tuvalet ve temizlik mekânı olarak değerlendirildiğidir. Buna dair ikinci görüş de bu mekânın daha önce "Yahudi Batağı" olarak adlandırılan, bir merdivenle içine girilen, küçük bir küvete benzer hacmin yeri olduğudur. Musevi vatandaşların kullandığı bu kısmın Balat civarında Tahta Minare Hamamı, Balat Hamamı ve Sultan Ha-mamı'nda yer aldığı bilinmekte, ancak günümüzde Sultan Hamamı'nda görülmemektedir.

Geçiş mekanındaki yaşmaklı kapıdan, kare plan üzerine pandantifli kubbenin oturduğu, mermer sedirli soğukluk bölümüne geçilir. Soğukluğun sol tarafında, mermer levhalarla ayrılan ve sivri kemerli bir açıklıkla geçilen mekân yer alır. Dikdörtgen planlı bu mekânın üzeri aynalı tonozla örtülü olup üç kurnalıdır.

Sıcaklık kısmına soğukluğun sağındaki kapıdan girilir. Sıcaklık, enine uzanan, ortası kubbeli ve iki kemerle ayrılan yan bölümleri düz tonozla örtülü bir bölüm olup bu kısma birer kapı ile iki halvet hücresi açılmaktadır. Pek çok örnekte rastlanan bu klasik plan tipine diğer uzun kenarda yer alan üçüncü bir halvet hücresi eklenmiştir. Soğukluğun dördüncü bir halvet gibi yerleştirilmiş olması dikkat çekicidir. Bu dört mekânın kapıları karşılıklıdır. Ortasında sekizgen planlı göbektaşının yer aldığı sıcaklıkta kubbeye geçiş pandantiflerle sağlanmıştır. Sıcaklığın sağında ve solunda iki eyvan bulunur. Sivri kemerlerle geçilen eyvanlar mermer levhalarla sıcaklıktan ayrılmış, filgözlü düz tonozlarla örtülü dikdörtgen mekânlardır. Sıcaklık girişinin karşısında kare planlı, üçer kurnalı iki halvetten soldakinde kubbeye geçiş pandantifle, sağdakinde tromplarla sağlanmıştır. Üçüncü halvete sıcaklık girişinin solundaki açıklıktan geçilir. Planı diğer iki halvetle aynı olan mekân pandantif kubbeli ve üç kurnalıdır.

Sıcaklık girişinin solunda yer alan eyvanda sıcak su deposunun penceresi bulunur. Sıcak su deposu ve külhan da bu eyvanın arkasına yerleştirilmiştir. Kaplama malzemesi olarak Marmara Adası mermerlerinin kullanıldığı binada soyunmalık kısmı dışındaki mekânlar orijinalliklerini korumaktadır.

Günümüzde erkekler hamamı olarak faaliyetini sürdürmektedir.

Bibi. J. Deleon, Balat ve Çevresi-Bir Semt Monografisi, İst., 1991, s. 70-71, 86; İSTA, IV, 1969; Barkan-Ayverdi, Tahrir Defteri, 65, 420;

SULTAN REŞAD TÜRBESİ

62

63



SULTAN SELİM MEDRESESİ

İKSA, II, 1011; Uluçay, Padişahların Kadınları, 27; Fatih Camileri, 308.

SİNAN ÖZGEN

SULTAN REŞAD TÜRBESİ

bak. MEHMED V TÜRBESİ



SULTAN SELİM KÜLLİYESİ

Fatih İlçesi'nde, Sultanselim'de, Haliç sahil yolu ile Edirnekapı aksı arasında, kent merkezinden ulaşılması en zor olan bir mahallede kurulmuştur.



İstanbul silueti içinde Balat üzerinde büyük masif kütlesiyle büyük camiler dizisini tamamlayan Sultan Selim Camii ve çevresindeki yapılar, kentin diğer sultan külliyelerine göre en az bilinen yapı grubunu oluşturur. Hadîka Edirne yolunda şirpençeden 53 yaşında ölen I. Selim'in (Yavuz) (hd 1512-1520) naaşımn önce Fatih Camii'ne getirildiğini ve namazının orada kılındığım, sonra türbesine gömüldüğünü yazar. Burada türbenin daha önceden yapılıp yapılmadığı ya da inşaatına başlanıp başlanılmadığı ve eğer türbenin burada yapılması düşünülmüşse caminin de burada yapılmasının daha önceden I. Selim'in kendisi tarafından tasarlanıp tasarlanmadığı bilinmemektedir. Fakat cami ve çevresindeki yapıların oğlu I. Süleyman (Kanuni) (hd 1520-1566) tarafından inşa ettirildiği açıktır. Tarihçi Peçevi, I. Selim öldükten sonra Kanuni'nin babasının mezarı üzerine yaptırdığı türbe ile birlikte cami, imaret, mektep, darüşşifa, medrese-i ilmiye ve darüzziyafe yaptırdığını ve 400.000 altın olan masrafının tümünü iç hazineden verdiğini yazar. Caminin kıble kapısındaki Arapça kitabede 20 Kasım 1522'de caminin bitirildiği yazılıdır. Yapının inşaatının başladığı tarih kesin olarak belli değildir. Fakat 926/1520'de ölüp bugün türbesinin olduğu bir mezarlığa gömülen I. Selim'in üzerine Evliya Çelebi'nin belirttiği gibi 927'de (1520'nin ikinci yarısı olabilir), oğlu tarafından türbesinin inşaatına başlanmış olması, külliyenin 2 yıl içinde bittiği düşünülecek olursa, doğru olmalıdır. 964/1556'da Sûleymaniye Vakfiyesi ile aynı zamanda tanzim edilen Sultan Selim Vakfiyesi'nde, cami ile birlikte tabha-nelerden (vakfiyede darüzziyafe yazılıdır),

Sultan Selim Külliyesi'nin vaziyet planı.



Müüer-Wiener, Büdlexikon

türbeden, imarethane, kiler ve ahırdan söz edilir. Hadîka 'da tabhane sözcüğü kullanılmıştır. Burada sözü edilen medrese 955/1548-49'da Halıcılar'da yapılan Sultan Selim Medresesi'dir. Tezkiretü'l-Ebniye'de ve Tezkiretü'l-Bünyan'daki listelerde Sultan Selim Külliyesi kayıtlı değildir. Bunlar sadece Topkapı Sarayı Arşivi'ndeki Tuhfe-tü 'l-Mimariye Risalesi adlı yazmada vardır. Fakat bu yazma Sinan'ın otobiyografileri içinde en az güvenilecek yapıttır. Caminin mimarı kesin olarak belli değildir. Mimar Acem Ali tarafından yapılmış olduğu Tahsin Öz tarafından öne sürülmüştür. Sinan'ın İran seferinden gelirken getirdiği İranlı bir mimarın Edirne'deki bir camiyi örnek alarak cami yapmış olması ikna edici bir sav değildir.

Cami: İstanbul'da 16. yy'da yapılan iki cami Edirne yapılarını örnek almışlardır. Bunlardan biri Sultan Selim Camii, diğeri Sinan Paşa Camii'dir. Sultan Selim Camii, tek kubbeli haremi ve iki tarafındaki merkezi planlı dört eyvanlı-sofalı tabhaneleriy-le Edirne'deki II. Bayezid Camii planını aynen yineler. Bu düzeniyle erken Osmanlı döneminin fütüvvet camii de denen, tab-haneli cami geleneğinin en son örneğidir.



Sultan Selim Külliyesi

Fakat Osmanlı mimarisinin İstanbul'daki gelişmesine değişik bir üslup kazandıran klasizan tutum Sultan Selim Camii'nin oranlarını ve ayrıntılarını Edirne arkaizminden uzaklaştırarak Sinan mimarisi çizgisine yaklaştırmıştır.

Sultan Selim Külliyesi İstanbul platosunun Halic'e doğru en çok uzandığı tepenin üzerinde, o bölgede vaktiyle yapılmış ünlü Aspar Su Haznesi'nin(->) (Çukurbos-tan) kuzeyinde bir dış avluya yerleşmiştir. Bu büyük dış avlu caminin kuzey ve doğusunda, engin bir Haliç manzarasına açılır. Burada vaktiyle Kırk Merdiven denilen dik bir merdiven bulunmaktaydı. Evliya Çelebi, cami avlusunun iki uçurum arasında olduğunu yazar. Vaktiyle çok ağaçlıklı olan bu dış avlunun cami arkasındaki hazireye giren türbe kapısı, batısında Çarşı Kapısı, kuzeyinde ise Kırk Mer-diven'e açılan bir kapısı vardır. Çarşı Kapı-sı'nın niye bu adı taşıdığı anlaşılamamaktadır. Çünkü Evliya Çelebi, burada dükkân falan olmadığını da yazmaktadır. Bu kapının içinde Çukurbostan'a bakan yerde mektep ve imaret bulunmaktaydı. Hamam ise daha uzakta yapılmıştı. Caminin klasik düzenli iç avlusundaki şadırvanın üzerine IV. Murad'ın (hd 1623-1640) sekiz sütuna oturan bir çatı yaptırdığım söyleyen Evliya Çelebi, şadırvanın çevresinde simetrik olarak yerleştirilmiş dört servinin varlığını da bildirdiğine göre, bunların Fatih Camii avlusunda olduğu gibi, tasarımın bir parçası olarak dikildiği anlaşılmaktadır.

24,5 m açıklığındaki çok büyük kubbeyi pandantiflerle duvarlara oturtan bu arkaik tasarımda, Edirne'deki Bayezid Camii'ne göre çok daha basık oranlarda tasarlanan iç mekânda (kubbe kilidi 32,5 m) kubbeli örtünün bütün ağırlığı hissedilir. Edirne'de olduğu gibi, büyük kubbe yükünü taşıyan duvarlar burada da fazla delikli değildir. Buna karşın, Edirne'de olmayan çok pencereli bir kasnak ibadet mekânını oldukça iyi aydınlatmakta, ona karşın mekânın yalın masifliğini de daha belirgin kılmaktadır. İbadet mekânının içinde, sağ tarafta küçük altı sütun üzerinde müezzin mahfili vardır. Bu mahfil sağ taraftaki tabhane eyvanının tam aksına gelmektedir ve altında oraya açılan bir kapı bulunur. Solda ise güzel ve değişik taşlardan yapılmış sekiz sütun üzerinde sultan mahfili vardır. Evliya Çelebi, bu mahfilin altın yaldızlı kafeslerini Sultan İbrahim'in (hd 1640-1648) koydurduğunu söyler. Bunlar dışında hacmin iç duvarlarında, giriş üzerindeki galeri dışında, girinti çıkıntı yoktur. Giriş kapısı üzerindeki galeriye payandalar içine yapılan merdivenlerden çıkılır.

Sultan Selim Camii'nin kubbesinin dış biçimi Edirne'deki örnekten çok uzaklaşmış, klasik dönem camilerinin kubbeleri gibi tasarlanmıştır. Payandalar içine yerleştirilmiş pencereler, dört köşeye getirilmiş payanda kemerleriyle bu kasnak tasarımı, Edirne'ye göre daha basık bir alt yapı üzerinde, orta hacmin tabhanelerle olan ilişkisini Edirne modeline göre daha olumlu kılmaktadır. Minareler de Edirne'deki gibi

Sultan Selim Camii'nin şadırvanı.

TETTVArşivi

tabhane köşelerinde değil, avlu köşelerinde yapılarak, cami kütlesiyle bütünleşmelerine çalışılmıştır. Yanlarda bağımsız girişli tabhaneler eyvanları ve köşe odalarıyla çok eski bir konut geleneğinin İstanbul'a kadar uzanan anıtsal örnekleridir. Tabhanelerin eyvanlarının ve birer köşe odasının cami içine bakmaları bu camiye özgü bir uygulamadır.

Bu camide, kıble kapısının madeni kakmalarından başlayarak bütün ayrıntılarda itinalı bir işçilik ve zengin malzeme kullanımı göze çarpar. Zemin kattaki pencereler üzerindeki kemerler içinde yer alan çini panolar özgün bezemeden kalmadır. Sultan mahfilinin altındaki ahşap tavanın çok övülen bezemesinin yapının özgün dönemine ait olduğu şüphelidir. Müezzin mahfili üzerinde, İstanbul'da başka yapılarda görülmeyen, geniş bir nişi taçlandıran büyük dekoratif kemer yalın en-teryörde özgün bir etki yaratır. Minber klasik bir tasarım ürünüdür. Mihrabın iki ya-

nındaki şamdanlar da dönemlerinin çok iyi tasarlanmış ve yapılmış örnekleridir. Son cemaat mahallinin pencereleri üzerinde de çini panolar vardır. Bu çiniler 16. yy'm birinci çeyreğindeki erken ve az örneği olan cuerda seca tekniğinin İstanbul'daki en iyi örnekleri arasındadır. Avlu revağınm çiçek desenleriyle süslenmiş ilginç bir döşemesi vardır.

Türbeler: Sultan Selim Türbesi kıble duvarının arkasındaki hazirede kıbleye göre sağ tarafta bir giriş revağı olan, sekizgen planlı, klasik ölçülerde bir yapıttır. Girişin iki tarafında saçak altına kadar erken İznik çinileriyle yapılmış panolar vardır. Bu türbenin sedef kakma kapısı döneminin en güzel örneklerinden biri olarak kabul edilir. Aynı kalitede işçilik türbenin sedef kakma abanoz pencere kapaklarında da vardır. Türbenin içinde yine sedef kakma bir ahşap parmaklıkla yapılmış maksurenin içinde I. Selim'in sandukası yer alır. Sultan Selim Türbesi'nde sandukasının ba-şucunda bir beyaz kaftan asılmıştır. Bu kaftan I. Selim'in ünlü bilgin İbni Kemal'in atının ayağından sıçrayan çamurla kirlenen kaftanıdır ve I. Selim'in bilgin ve bilime saygısını göstermek için buraya asılmıştır. Sultan Selim Türbesi'nin yanında iki türbe daha vardır. Bunlardan biri Kanuni'nin küçük yaşta ölen şehzadeleri ve kızları için yapılmış, yine sekizgen planlı ve giriş re-vaklı bir türbedir. Bu iki türbe arasında vaktiyle var olan, Kanuni'nin annesi Hafza Sultan'ın türbesi yıkılmıştır. Kanuni'nin burada babası, annesi ve çocuklarına ait özel bir hazire hazırladığı görülmektedir. 1861' de ölen Abdülmecid'in (hd 1839-1861) türbesi de buraya yapılmıştır. İçinde Abdül-mecid ve oğullarının mezarları vardır.

Sıbyan Mektebi: Sûleymaniye gibi bir dış avlu içinde olan külliyenin mektebi avlu girişinde yapılmıştır. Sonradan bir kitaplığa dönüştürülen yapı, cami ve türbeler dışında külliyeden kalan tek yapıdır. 1918 yangınında çok zarar gören mektep 1960'lı yıllarda restore edilmiştir. Dış avlu duvarının kuzeybatı kapısı yanında inşa edilmiş olan okul, tek kubbeli ve revaklı bir yapıdır. Külliyenin imareti 1894 depreminde yıkılmış, arsasına mimar Kemaleddin Bey(->) tarafından Darülhilafe Medresesi

Sultan Selim Külliyesi'nde sıbyan mektebi.

TBTTVArşivi

yapılmış, burası sonradan kız lisesi olmuştur. Hamamın yerine de bir karakol inşa edilmiştir. Cami 1930'lu yılların sonunda ve 1962'de restore edilmiştir.

Bibi. Goodwin, Ottoman Architecture, 184-187; Gurlitt, Konstantinopels, I, 66; Ayvansara-yî, Hadîka, I, 14; (Konyalı), Abideler, 106-109; Müller-Wierier, Bildlexikon, 476-478.

DOĞAN KUBAN



Sultan Selim Medresesi'nin vaziyet planı. Müller-Wiener, Bildlexikon

SULTAN SELİM MEDRESESİ

Fatih İlçesi'nde, Vatan Caddesi ile Oğuz Han Caddesi'nin kesiştiği kavşağın doğusunda yer almaktadır.



I. Süleyman (Kanuni) (hd 1520-1566) tarafından babası L Selim'in (Yavuz) (hd 1512-1520) anısına yaptırılmıştır. Osmanlı döneminde Yenibahçe olarak adlandırılan ve Evliya Çelebi'ye göre gönül açıcı ve neşe verici bir yeşil alan olan bu vadi, I. Selim'in sevdiği bir yerdi. Tahta çıktığında çadırını bu alana kuran sultana ricalin çoğu orada biat etmişlerdi. Yakınında Fenan İsa Camii, Halıcılar Köşkü, Şah-ı Hu-ban Hatun Sıbyan Mektebi ve Türbesi gibi anıtlar dışında fazla tarihi yapı bulunmayan çevre zaman içinde çok değişmiş; zemin seviyesinin yükselmesi sonucu medrese çukurda kalmıştır. Tezkiretü'l-Ebniye, Tezkiretü 'l-Bünyan ve Tuhfetü 'l-Mima-rin'e göre Mimar Sinan'ın eseri olan binanın kesin yapım tarihim belirten bir kitabe bulunmamaktadır. Tarihi kaynaklara dayanarak C. Baltacı yapıyı 955/1548-49'a tarihlendirmiştir, ancak Sûleymaniye Külliyesi'nin^) inşaatı sırasında bina emini Hüseyin Çelebi'ye gönderilen 957/1550 tarihli bir buyrultuda medrese için Sûleymaniye şantiyesinden 1.400 kantar kurşun istenmesi, yapının henüz tamamlanmadığına işaret etmektedir. Çevreden gelen istekler sonucu 970/1562-63'te medrese dershanesi bir minare ve minber eklenerek mescide çevrilmiş; bu değişikliğe "Mescide tahsinü'l-medrese 970" ile tarih düşürülmüştür.

19l4'te yapılan tespitte çalışır durumda olan yapı çevredeki yangından sonra 1918'de aşhane olarak kullanılmış ve aynı yıl çıkan bir yangında hasar görmüştür. Vatan Caddesi'nin açılmasıyla kentin



SULTANAHMET

64

65



SULTANAHMET CEZAEVİ

önemli caddelerinden biri üzerine çıkan medrese, 1958-1962 arasında Vakıflar Genel Müdürlüğü'nce restore edilerek 1968'de Türk Hat Sanatları Müzesi olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu onarım sırasında 1942'de kürsü hizasına kadar yıkılmış olan minare yeniden yapılmamıştır. Müzede sergilenen malzemenin 1980'ler-de taşınmasıyla boş kalan bina bugün (1994) Sağlık Vakfı'na bağlı Şadiye Hatun Teşhis Kliniği olarak kullanılmaktadır.

Bir külliyeye bağlı olmayan medrese, alçak bir duvar ile çevrelenmektedir. Bu duvarın Aksaray'a bakan cephesindeki anıtsal girişin yanında kitabesiz bir çeşme yer almakta; kubbeyle örtülen giriş kapısından sonra ikinci bir kapıyla medrese avlusuna ulaşılmaktadır. Medrese, hücrelerin "U" oluşturacak düzende dizildiği, dershanenin hücrelerden ayrı olarak "LT'nun serbest olan kısmına yerleştirildiği plan dü-zenindedir. II. Bayezid Medresesi'ni andıran bu düzenleme, avluya girişin yeri, avlu boyutları ve dershane kütlesinin avluyla olan ilişkileri gibi ayrıntılarda ondan ayrılmaktadır. On dokuz hücre ve bir eyvan, avlunun üç yönünü çevrelemektedir. Medresenin klasik dönem şadırvanı günümüze ulaşamamıştır; şu anda avluda barok üslupta fıskiyeli bir havuz bulunmaktadır.

Taş ayaklara oturan revak kemerleriy-le avlu çevresinde güzel bir ritmik düzen oluşturulmuş, ayakların arasına yapılan sofalarla (seki) bu güzel mekân çevresinde oturma olanağı sunulmuştur. Sıcak günlerde gölgede oturma olanağı revakların güney kolu üzerinde son hücreye bitişik olarak yerleştirilen sekili bir eyvanla artırılmıştır. Revaklarda örtü birimi kubbedir. Kare planlı olan hücreler de pandantifli kubbelerle örtülüdür. Her hücrenin revaklara açılan bir kapısı, dışa açılan iki alt, bir üst penceresi bulunmaktadır. Hücrelerin öz-



Sultaıı Selim Medresesi

M. Sözen-S. Güner, Sinan Architect ofAges, ist., 1992

gün ocak yaşmaklan korunamamıştır; ocakların dörtgen ve altıgen prizmatik gövdeli bacalarının kurşunla örtülü yüksek külahları vardır. Hücrelerin oluşturduğu kütlenin kuzeydoğu ve güneybatı köşeleri pahlanarak testere dişi seklinde çıkıntı yapan dört kademeli bir konsol parçasıyla bezenmiştir.

Muhtemelen avluya girişi rahatlatmak amacıyla, dershane güneybatıya doğru ötelenmiş, avlu simetri ekseninden kaydırılmıştır. Dershanenin yalnız revak kısmı avlu içinde kalmakta, ana kütlesi dışarı doğru taşmaktadır. Tüm cephe genişliğinde olan giriş revağının kırma çatısı kurşunla örtülüdür. Kare planlı olan dershanenin girişi karşısında mukarnaslı bir mihrap yer almaktadır. Her cephesinde iki alt iki üst pencere bulunan bu yalın mekân pandantifli bir kubbe ile örtülmektedir. Duvar-

G. Berggren'in

objektifinden

Sultanahmet

Meydanı.

Burçak Evren

koleksiyonu

larda ve kubbede ilk yapıma ait özgün bezeme kalıntısı bulunmamaktadır. Girişi güneydoğuda, dış avlu yönünde olan minare ana kütlenin güneybatı köşesine bitişiktir. Medrese avlusundan minarenin yanında bulunan bir kapıyla dış avluya bağlantı sağlanmaktadır. Bu yönde çevre duvarında da ikincil derecede bir giriş bulunmaktadır. Avlu cepheleri tümüyle kesme taştan yapılan, saçakları özel kornişlerle bezenen medrese Mimar Sinan'ın çok kullandığı "U" plan şemasının güzel bir örneğidir ve kentin bu kesiminin 16. yy'da-ki gelişimi için bir röper noktası oluşturmaktadır.



Bibi. Ayvansarayî, Hadîka, l, 125; Ayverdi, istanbul Haritası; Baltacı, Osmanlı Medreseleri, 537; Ö. L. Barkan, Süleymaniye Cami ve İmareti inşaatı, H, Ankara, 1979, s. 151-152; Egli, Sinan, 116; Evliya, Seyahatname, I, (yay. Z. Danışman), 165, II, 18; Eyice, istanbul, 81; Kuran, Mimar Sinan, 348; Kütükoğlu, istanbul Medreseleri, 376; Kütükoğlu, Darü'l-Hi-lafe, 169; Meriç, Mimar Sinan, 23, 33, 93; Mül-ler-Wiener, Büdlexikon, 307; Öz, istanbul Camileri, I, 131.

ZEYNEP AHUNBAY



SULTANAHMET

Kentin en eski yerleşme bölgesinde, tarihi yarımadada, bugün Sultan Ahmed Kül-liyesi'nin bulunduğu alanın çevresindeki eski semt. Aynı zamanda Eminönü İlçe-si'ne bağlı bir mahalle olan Sultanahmet semti, kuzeyde Ayasofya Meydanı ve Di-vanyolu Caddesi, batıda adliye binasını da içeren Binbirdirek Mahallesi, güneybatıda Kadırga ve Küçükayasofya semtleri (İshak Paşa Mahallesi), güneyde Cankurtaran semti ve mahallesi ile sınırlıdır.

Sultan Ahmed Camii'nin batısında kalan ve Divanyolu Caddesi'ne açılan uzun yeşil alan, bugünkü adıyla Sultanahmet Meydanı ve Parkı'dır. Burasının, yapımına 196 yılında, Septimius Severus(->) tarafından başlanan, I. Constantinus(->) döneminde (324-337) bittiği kabul edilen Hippod-rom(~0 olduğu bilinmektedir. Hippod-rom'un daha Roma döneminde kentin günlük yaşamında en görkemli ve hareketli

mekânlardan biri olarak büyük önemi vardı. Hippodrom, 100.000 kişi alabilecek kadar geniş bir alandı ve Büyük Saray'la doğrudan bağlantılıydı.

Bizans döneminde araba yarışları büyük önem kazanınca Hippodrom ve çevresinin de önemi arttı. Sadece yarışlar değil, imparatorların taç giyme törenlerinin, büyük kutlamaların, zafer alaylarının da yapıldığı bu meydan, 12. yy'ın sonlarına kadar kentin kalbinin attığı bir merkezdi. Bizans döneminden günümüze kadar gelmiş anıtların en eskilerinin toplandığı bu bölgede Hippodrom'un spinası (bugün Sultanahmet Meydam'nın tam ortasından geçen çizgi) üzerinde yer alan Örme Sütun^), Burmak Sütun(-0 ve Dikilitaş(->), 1939-1942 kazılarında ortaya çıkarılan An-tiohos Sarayı (5. yy) ve Ayia Eufemia Ki-lisesi(->), Hippodrom Sarmcı(->), Filokse-nus Sarayı'nın sarnıcı olan sonraki adıyla Binbirdirek Sarmcı(-0, semtte Bizans döneminden kalmış en önemli eserlerdir. I. Constantinus'un ilk bölümlerini yaptırdığı, daha sonraki yüzyıllarda sürekli genişletilen Büyük Saray'ın(->) Sultan Ahmed Camii'nin de üzerinde bulunduğu, Hip-podrom'dan Marmara Denizi'ne kadar uzanan 100.000 m2'lik bir arazi üzerine kurulduğu bilinmektedir. Büyük Saray'dan günümüze pek az kalıntı ulaşmıştır. Sütun-lu avlusunun mozaikli bir bölümü bugün Mozaik Müzesi'nin(->) bulunduğu alanda görülebilmektedir.

Bizans döneminde semtin önemi ve görkemi 12. yy'dan itibaren Büyük Saray'ın önemini yitirmesine ve Blahernai Sarayı'nın^) ön plana geçmesine paralel olarak bir ölçüde azalmış, istanbul'un Latin istilasına uğradığı 1204-1261 arasında yakılıp yıkılmıştır.

1453'te kentin Osmanlılara geçmesinden sonra Hippodrom ve çevresi Atmey-danı(->) olarak anılmaya başlanmış, tıpkı Hippodrom gibi Atmeydanı da saray düğünlerine, büyük merasimlere ve aynı zamanda ayaklanmalara, kanlı olaylara sahne olmuştur. Atmeydanı, çevredeki yapılaşma nedeniyle, Hippodrom'a göre bir ölçüde daralmakla birlikte suriçi İstanbul'un en geniş meydanı olma özelliğini korumuştur. Ancak fetihten hemen sonra, harabelerle dolu yörenin hemen imar edilmediği, burada cirit, gürz talimleri yapıldığı, imar hareketlerinin ve yapılaşmanın önce 16. yy'da İbrahim Paşa Sarayı'nın(->) yapımıyla başladığı, 1555'te Hürrem Sul-tan'm(-0 Mimar Sinan'a yaptırdığı çifte hamamla sürdüğü, 17. yy'ın başlarında meydanın çevresinin konaklarla dolduğu, nihayet I. Ahmed döneminde (1603-1617) Sultan Ahmed Külliyesi'nin yapımına başlanmasından sonra semtin daha da önem kazandığı anlaşılmaktadır.

Sultanahmet semtinin merkezi ve kalbi durumundaki Atmeydanı 17. ve 18. yy'lar boyunca, aynı zamanda, çeşitli ayaklanmalara karışan kitlelerin, yeniçerilerin toplantı meydanı işlevini de görmüş, 1826'da Yeniçeri Ocağı kaldırılırken yeniçeriler Atmeydanı'nda toplanmışlar, daha sonra bu ayaklanmaları ve yeniçeri is-



Sultanahmet

İstanbul Ansiklopedisi

yanlarını hatırlatacak yer adları yasaklanırken, meydana Ahmediye Meydanı denmeye başlanmış, giderek meydan ve semt Sultanahmet diye anılır olmuştur.

19. yy boyunca Sultanahmet semti şeh rin, konakların da bulunduğu seçkin bir semti, Sultanahmet Meydanı da en büyük meydanıdır. 1863'te Sergi-i Umumi-i Os- mani(->) Sultanahmet Meydanı'nda açıl mış, 1898'de Alman İmparatoru II. Wil- helm'in Türkiye'yi ziyaretinin anısına 1901' de Alman Çeşmesi'nin(->) açılışı yapılmış bu vesile ile Hippodrom alanı düzenlen miş ve ağaçlandırılmışım

20. yy'a gelindiğinde, çevresindeki ko naklar, anıtlar, Sultan Ahmed Külliyesi ile önemini koruyan semt, 1919-1920'de ün lü Sultanahmet mitinglerine(-0 de sahne olmuştur.

Semtin konutların bulunduğu yerleşim alanı, Cankurtaran'a doğru, Kabasakal Caddesi'nin güneyinde kalan yamaç ile, Sultanahmet Meydam'nın ve bugün Türk ve İslam Eserleri Müzesi(->) olan İbrahim Paşa Sarayı'nın altında, Kadırga'ya doğru uzanan kesimlerdir. Buralarda konakların yerini eski ahşap evler, iki katlı mütevazı konutlar alır. Günümüzde Sultanahmet daha çok turizm ağırlıklı bir bölge niteliği kazanmış, konutlar giderek azalırken, turistik amaçlı işletmeler, dükkânlar, pansiyonlar, küçük lokantalar artmıştır.

Sultan Ahmed Külliyesi çevresinde Ka-bakasal Caddesi yönünde Mozaik Müzesi, Halı Müzesi, Sultahanmet Parkı'nda Haseki Hamamı(-+) karşısında reji nazırı konağı olup halen Yeşil Ev Oteli olarak restore edilmiş olan konak, bir yanında Ab-durrahman Sami Tekkesi(-»), diğer yanında Kabakasal Caddesi ile Mimar Mehmet Ağa Caddesi'nin kesiştiği köşede İstanbul Sanatları Çarşısı olarak kullanılan restore edilmiş Cedid Mehmed Efendi Medresesi^), halen otel yapma amacıyla restorasyonu süren 1918-1919'da yapılmış eski Sultahanmet Cezaevi(->), buradaki ilk cami olan Firuz Ağa Camii(->), semtteki önemli eser ve yapılardır. Adliye Sarayı(->) da İbrahim Paşa Sarayı'nın arkasında bulunmaktadır.

Sultanahmet semti günümüzde, İstanbul'un bir bütün meydana getirdiği Ayasofya Meydanı ile birlikte en turistik yö-.resi sayılabilir.

İSTANBUL



Dostları ilə paylaş:
1   ...   12   13   14   15   16   17   18   19   ...   140
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə