I d I n I a V a 3IV1ho nin

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 8.82 Mb.
səhifə26/140
tarix30.12.2018
ölçüsü8.82 Mb.
1   ...   22   23   24   25   26   27   28   29   ...   140

SÜLEYMANİYE KÜTÜPHANESİ

Eminönü İlçesi'nde, Süleymaniye Mahalle-si'nde, Süleymaniye Külliyesi'ndedir. Değerli yazma koleksiyonlarının yer aldığı önemli bir araştırma kütüphanesidir. Kültür Bakanlığı Kütüphaneler Genel Müdürlüğü bünyesinde hizmet vermektedir.



Süleymaniye Külliyesi'nin medreseleri. Ali Hikmet Varlık, 1984

Mimar Sinan'ın Süleymaniye Külliyesi'nin yapımı aşamasında bir kütüphanenin varlığı, planlardan anlaşılmamakla birlikte, müdderisler için saraydan getirilen bir miktar kitap, bir kütüphaneci ve kâtibin bazı kayıtlarında yer alışı, kuruluş aşamasındaki çekirdek kütüphaneyi işaret etmektedir. Gerçek anlamda ilk Süleymaniye Kütüphanesi cami içinde, sağ galerinin sütunları arasında, parmaklıklı özel bir bölümde oluşturulmuştu. I. Mahmud'un (hd 1730-1754) buyruğuyla 1751-1752'de Sadrazam Mustafa Bahir Paşa tarafından düzenlenen kütüphanede 5 kütüphaneci, 5 de yardımcı bulunmakta; haftada 2 gün kapalı tutulup, dışarıya kitap verilmemekteydi.

Bugünkü Süleymaniye Kütüphanesi, Süleymaniye Külliyesi'nin birinci ve ikinci medreseleri ile sıbyan mektebinde yer almaktadır. Kütüphane çeşitli büyüklük ve zenginlikteki Osmanlı vakıf kütüphanesinin yazma ve eski baskı dermesinin bir araya toplanmaya başlandığı 1918'de açılmıştır. Bugüne kadar 109 koleksiyon, kendi ad ve numaralarıyla kütüphanede toplanmıştır. Bunun dışında dia, taş plak, nota defteri, yazı, levha, yabancı dil eserler gibi bağış koleksiyonları da vardır.

Süleymaniye Kütüphanesi'nin kuruluş çalışmaları I. Dünya Savaşı yıllarına kadar uzanır. İstanbul'daki çeşitli vakıf kütüp-



Süleymaniye Kütüphanesi

Cengiz Kahraman arşivi

hanelerdeki 10.000 kadar yazma 19l4'te savaşın muhtemel etkilerinden korunmak amacıyla Yavuzselim'deki Medresetü'1-Mü-tehassisin'de toplandı. Bunlar daha sonra Süleymaniye Umumi Kütüphanesi adıyla 1918'de açılan kütüphaneye nakledildi. Etnografya Müzesi'nin 1927'de Ankara'ya taşınması ile birinci medrese, 1952'de de sonradan çocuk kütüphanesi olarak düzenlenen sıbyan mektebi, Süleymaniye Kütüphanesi bünyesine katıldı.

1924'te eğitim ve öğretimde birliği sağlayan Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun kabulünün ardından medreselerin, 1925'te de tekke, zaviye ve türbelerin kapatılışıyla, buralardaki yazma ve basma koleksiyonlar Süleymaniye, Millet ve Beyazıt kütüphanelerine taşınmaya başladı. Süleymaniye Kütüphanesi 196l'de yazma eserler merkezi oldu.

Kütüphanede 1950'de kurulup, 1957'de İstanbul bölge mikrofilm merkezi haline getirilen serviste 5.000 civarında mikrofilm toplanarak önemli bir arşiv oluşmuştur. Merkez, diğer ülkelerle, değişik ağırlıklı işbirliği yolunu da izlemektedir.

1962'de kurulan cilt ve patoloji servisi, 1968'de 20-25.000 civarında eseri onarabilir duruma gelmiştir. Bu arada, geleneksel Osmanlı cilt kalıplarıyla ciltler de yapılmaktadır. Yurt kütüphanelerinin onarım, bakım, ciltleme işini de üstlenen servis, geleceğe yönelik büyüme ve gelişmesi yolunda yeni adımlar atmıştır. Bunun için, kütüphanenin yakınındaki bir konak restore edilerek "Patoloji ve Restorasyon Araştırma Merkezi" şeklinde yeniden düzenlenerek hazırlanmaktadır. Türkiye Yazmaları Toplu Katalogu (TÜYATOK) İstanbul Şubesi de 1979'dan beri Süleymaniye Kütüphanesi bünyesinde çalışmaktadır.

Bilgisiyarla donatılan Süleymaniye Kü-tüphanesi'nde bu sayede, kitap ve yazar adı dışında yüzyıl, tezhip, minyatür, hat, kâğıt gibi özellikleriyle de esere ulaşılabilmektedir. Kütüphane girişindeki alfabetik ve Dewey onlu konu kataloglarını kapsayan fişlikler de kullanıcı hizmetinde tutulmaktadır. Koleksiyonlar ayrı ayrı bölümlerde olmasına karşın, fişleri birleştirilmiş haldedir.

Kütüphanede bugün 115.000 dolayında

kitap bulunmaktadır. Bu toplamın 67.000 kadarı yazmadır. Atıf Efendi, Hacı Selim Ağa, Köprülü, Nuruosmaniye ve Ragıb Paşa kütüphaneleri de, Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğü'ne bağlı olarak hizmet vermektedirler. Kütüphanenin gelişmesine katkıda bulunmak amacıyla kurulan İstanbul Süleymaniye Kütüphanesi ve Bağlı Kütüphaneleri Geliştirme Vakfı, kütüphane yaşamında önemli bir rol oynamaktadır. Ulusal ve uluslararası sergi, konferans, seminer, kurs gibi sıkça düzenlenen etkinliklerde de vakfın katkılarından yararlanılmaktadır.

İki okuma salonlu kütüphanede ayrıca mikrofilm okuma ve fotokopi üniteleri bulunmakta, dışarıya ödünç kitap verilmemektedir. Kütüphane, çeşitli öğrenim düzeyine mensup 40 kadar elemanla pazar günü dışında, haftanın 6 günü hizmete açıktır.



Bibi. G. Kut, "istanbul'daki Yazma Kütüphaneleri", TD, S. 33 (1980-1981); H. Dener, "Kuruluşunun 50'nci Yılında Süleymaniye Kütüphanesi", Türk Kütüphaneciler Derneği Bülteni, XVH/4 (1968); N. Bayraktar, "istanbul'daki Vakıf Kütüphaneler ve Süleymaniye Kütüphanesi", ae, XV/3 (1966); H. S. Keseroğlu, "Süleymaniye Kütüphanesi", Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, V, ty; I. E. Eriinsal, Türk Kütüphaneleri Tarihi, II, Kuruluştan Tanzimat'a Kadar Osmanlı Vakıf Kütüphaneleri, Ankara, 1988; Süleymaniye Kütüphanesi, İst., 1983; İl Kültür Müdürlüğü, İstanbul Kütüphaneler ve Müzeler Rehberi, ist., 1993.

HAVVA KOÇ



SÜLEYMANİYE MEYDAN ÇEŞMESİ

Eminönü İlçesi'nde, Süleymaniye Caddesi ile Prof. Sıddık Sami Onar Caddesi kavşa-ğındaki meydanda, Süleymaniye Camii'nin ön kapısı yanındadır. Gerek çadır karakteri arz eden yüksek, sivri kubbeli, sekizgen prizma gövdesi, gerek hazneyle bütünleşen üç yüzlü tasarımı ve gerekse celi sülüs kitabesiyle dikkati çeker. Kitabeden anlaşıldığına göre yapı 1207/1792'de yapılmıştır. Beton dökülerek onarılmış dilimli gövdeli örtü sisteminin yanısıra teknesi yenilenmiş yapının ön cephesinin iki tarafındaki suluklar günümüze ulaşmamıştır.

Küfeki taşından örülmüş çeşme yapısında aynataşı ve tekne ile dinlenme taşlarında beyaz mermer kullanılmıştır. Yapının sekizgen planlı hazne üzerinde yükselen gövdesinin her kenarı arasında geçiş, birer kolonadla sağlanmıştır. Ön cephedeki uzun kenar diğerlerinden farklı olarak iki kolo-nad daha eklenerek vurgulanmıştır. Böylece yatay eksende on bir dikdörtgen dilime bölünen gövde, dikey eksende biri çok geniş, diğeri dar olmak üzere iki yatay kuşağa ayrılmıştır. Sütün başlıkları ile sona eren birinci geniş yatay kuşağın üzerine ikinci kuşak oturtulmuştur. İki kuşak arasında silmelerden oluşan bir korniş vardır. İkinci kuşakta devam eden kolonadlarla saçağa ulaşılmaktadır. Saçak üzerinde dilimli gövdeli, yüksek, sivri bir kubbe vardır.

Ön cephenin ortasına iki tarafta birer kolonadla sınırlanmış "S" kıvrım ile son bulan, kör, yuvarlak bir kemer gözü içi-

if»

f

Süleymaniye Meydan Çeşmesi



Ertan Uca, 1994/TETTVArşivi

ne aynataşı oturtulmuştur. Mermerden yapılmış aynataşı iki sütunu birbirine bağlayan çift yuvarlak kemer motifiyle bezenmiştir. Aynataşının önünde dışa doğru taşan içine gömük bir kurna oturtulmuş tekne bulunmaktadır. Tekne iki tarafına yerleştirilmiş dinlenme taşlarıyla dikdörtgen gövdenin uzun kenarım sınırlayan kolo-nadlara kadar uzanmaktadır. İki yandaki ince uzun dikdörtgenlerden oluşan yüzeyler ise birer sulukla değerlendirilmiştir. Yerinden çıkarılmış aynataşları ve kırılmış kurnalar suluklarla ilgili bilgi vermeyi engellemektedir. Sekizgen gövdenin arka ve yan cephelerini oluşturan uzun ve kısa kenarları kesme taş örgüsüyle süslenmeden bırakılmıştır. Arka cephede hazne kapağı görülmektedir.

Kubbe altını saran ikinci kuşakta ön cephede ortada "Ve sakkahum Rabbuhum Şaraben Tahura" şeklinde başlayan, üç sıra biçiminde dizilmiş; "Fi şehr-i Rabiyü-levvel Sene 1207, Ketebehu Mustafa Ga-ferekehû" şeklinde biten yazı yer almaktadır. Kartuşlar içine oturtulmuş yazı şeritlerinin dört köşede üç krizantemli dalla süslendiği gözlenmektedir. "Kalellahu te-bareke ve taala" şeklinde başlayan iki sıra yazı şeridi bulunan sol tarafta yukarıdaki boşluğu tamamlanmamış bir alev dili biçimindeki kabaranın iki yönü, aşırı "C" kıvrımlı dallar çevresine serpiştirilmiş çiçek motifleriyle bezenmiştir. Sağ tarafta ise iki sıra yazı şeridi, birer "C" kıvrımlı yaprakla son bulmaktadır.

Bibi. Tanışık, İstanbul Çeşmeleri, I, 334, 335; A. Egemen, İstanbul'un Çeşme ve Sebilleri, İst., 1993, s. 768, 770.

H. ÖRGÜN BARIŞTA



SÜNBÜL EFENDİ

bak. YUSUF SİNAN EFENDİ



SÜNBÜL EFENDİ CAMİİ

bak. KOCA MUSTAFA PAŞA KÜLLİYESİ



105 SÜNBÜL EFENDİ TEKKESİ

SÜNBÜL EFENDİ TEKKESİ

Fatih İlçesi'nde, Ali Fakih Mahallesi'nde, Koca Mustafa Paşa Külliyesi'nin(->) bünyesinde yer almaktadır.

Tasavvufun ve özellikle Halvetîliğin(->) İstanbul'daki gelişiminde, ayrıca şehrin dini folklorunda çok önemli bir yeri olan bu tesis, Bizans dönemine ait Hagios Andreas en te Krisei Manastırı'nın II. Bayezid döneminde, 891/1486-896/1490 arasında camiye ve tekkeye dönüştürülmesi suretiyle kurulmuştur. Cami-tevhidhaneye dönüşen sabık manastır kilisesinin çevresi derviş hücreleri, imaret, sıbyan mektebi, medrese ve hamam gibi çeşitli bölümlerle kuşatılarak bir külliye oluşturulmuştur. Söz konusu külliyenin ve bu arada tekkenin banisi, ileride (1511'de) sadrazam olan, bir yıl sonra tahta geçen I. Selim (Yavuz) tarafından katlettirilen ve "Koca Mustafa Paşa" adı ile tarihe geçen Kapıcıbaşı Hacı Mustafa Ağa'dır (ö. 1512). Koca Mustafa Paşa'nın bendegânı arasında bulunduğu II. Baye-zid'in (hd 1481-1512), 1481'de tahta geçmeden önce, vali olarak görev yaptığı Amasya'da, maiyetinden birçok kişi ile beraber, dönemin ileri gelen sufîlerinden, Halvetîliğin Cemalî kolunu kuran ve bu tarikatın İstanbul'daki ilk temsilcisi sayılan, "Çelebi Halife" lakaplı Şeyh Cemaleddin Halvetî'ye(-0 (ö. 1494) bağlandığı rivayet olunur. Tahta geçişi sırasında Cemaleddin Halvetî'nin desteğini gören II. Bayezid cülusundan sonra kendisini İstanbul'a davet etmiş, Hacı Mustafa Ağa eliyle gönderilen davetname üzerine şeyh efendi, 100 kadar dervişi ile Amasya'dan İstanbul'a gelerek Mustafa Ağa'nm Gül Camii civarındaki sarayına misafir olmuş, kısa bir müddet sonra manastırdan çevrilen söz konusu cami-tekkenin meşihatı kendisine ikram edilmiştir.

Hac yolculuğu sırasında Tebük'te vefat eden ve oraya defnedilen Cemaleddin Halvetî'nin yerine damadı ve halifesi olan, "Sünbül Efendi" olarak tanınan Şeyh Yusuf Sinan Efendi(->) (ö. 1529) postnişin olmuştur. Devrinin en nüfuzlu sufîlerinden ve İstanbul halkının sevgisini kazanmış velilerden olan Sünbül Efendi, Halvetîliğin İstanbul'da en yaygın kolu olan Sünbülîli-ğin(->) kurucusudur. Vefatında külliyenin avlusundaki türbesine gömülmüş ve gerek tekke, gerekse de külliyenin tamamı onun adıyla şöhret bulmuştur. Başlangıçta Cemalî kolunun merkezi olan tekke, Şeyh Yusuf Sinan Efendi'nin posta geçmesiyle Sünbülîliğin âsitanesi ve pir makamı niteliğini kazanmış, tekkelerin kapatılmasına (1925) kadar da bu özelliğini sürdürmüştür. Cemaleddin Halveti ile Sünbül Efendi'nin İstanbul'daki ilk Halveti şeyhleri olmaları, tekkenin Osmanlı başkentinde bulunan Halveti âsitaneleri içinde en kıdemlisi olarak telakki edilmesine ve burada postnişin olanların protokolde ön saflarda bulunmalarına sebebiyet vermiştir.

Kaynaklarda "Koca Mustafa Paşa Tekkesi" olarak da anılan tekkenin postuna geçen şeyhler şu kimselerdir: 1) Şeyh Cemaleddin Halveti, 2) Şeyh Yusuf Sinan



SÜMBÜL EFENDİ TEKKESİ

106


107

SÜNBÜLÎLİK

Efendi (Sünbül Efendi), 3) Sünbül Efen-di'nin halifesi, "Merkez Efendi" olarak tanınan Şeyh Musa Musliheddin Efendi (ö. 1552), 4) Şeyh Yakub Germiyanî (ö. 1571), 5) Yakub Efendi'nin oğlu, 985/1577'de "Şeyhü'1-Harem-i Nebevî" olarak Medine'ye yerleşen ve 987/1579'da orada vefat eden ve gömülen Şeyh Yusuf Sinan Efendi, 6) Yemen'de gömülü olan Şeyh Necmeddin Hasan Efendi (ö. 1610), 7) İş-tibli Şeyh Adlî Hasan Efendi (ö. 1617), 8) Şeyh Seyyid Mehmed el-Eyyubî (ö. 1628), 9) N. Hasan Efendi'nin büyük oğlu Şeyh Seyyid Kerameddin Efendi (ö. 1641), 10) N. Hasan Efendi'nin küçük oğlu Şeyh Seyyid Mehmed Alâeddin Efendi (ö. 1680), 11) M. Alâeddin Efendi'nin oğlu, "Koca Nureddin Efendi" olarak tanınan, 96 yıllık ömründe 69 yıl meşihatta bulunan Şeyh Seyyid Mehmed Nureddin Efendi (ö. 1747), 12) M. Nureddin Efendi'nin oğlu Şeyh Seyyid Yusuf Kutbeddin Efendi (ö. 1756), 13) M. Alâeddin Efendi'nin oğlu Şeyh Mehmed Efendi'nin oğlu II. Şeyh Seyyid Alâeddin Efendi (ö. 1757), 14) Şeyh Feyzullah Efendi'nin oğlu Şeyh el-Hac Seyyid Mehmed Haşim Efendi (ö. 1785), 15) M. Haşim Efendi'nin oğlu Şeyh Seyyid

Üsküdarlı

Osman'ın


19. yy'rn

ikinci


yarısındaki

haliyle


Sünbül Efendi

Tekkesi'nin

avlusunu

gösteren


tablosu.

M. Baha Tanman

fotoğraf arğivi

Mehmed Haşim Efendi (ö. 1817), 16) M. Haşim Efendi'nin oğlu Şeyh Seyyid Mehmed Haşim Efendi (ö. 1816), 17) Yıldız-zade Şeyh el-Hac Hafız Mehmed Emin Efendi (ö. 1822), 18) Şeyh Mehmed Ham-dî Efendi'nin oğlu Şeyh Seyyid Mehmed Razî Efendi (ö. 1852), 19) M. Razî Efendi'nin oğlu Şeyh Seyyid Mehmed Rızaed-din Efendi (ö. 1891), 20) M. Rızaeddin Efendi'nin oğlu Şeyh Seyyid Mehmed Kutbeddin Efendi (ö. 1913), 21) Şeyh Razî (Yücesümbül) Efendi (ö. 1978). Zâkir Şük-rî Efendi'nin Mecmua-i Tekâyâ 'sındaki ilk meşihat listesinin Sünbül Efendi Tekke-si'ne ait olması dikkati çekmekte, Ayvansa-rayî'nin Mecmua-i Tevârih 'inde Cemaled-din Halvetî'den 14. postnişin Şeyh Seyyid M. Haşim Efendi'ye kadar gelen şeyhlerin adlarının sayıldığı bir manzume yer almakta, diğer taraftan cami-tevhidhanenin son cemaat yeri revağında bulunan 1264/1847-48 tarihli, manzum metni şair Ahmed Ziver Paşa'ya (ö. 1862) ait onarım kitabesinde de 18. postnişin Şeyh Seyyid Mehmed Razî Efendi'ye (ö. 1852) kadar meşihatta bulunanların dökümü yapılmaktadır.

Sünbül Efendi Tekkesi'nde cuma namazlarını müteakip ayin icra edilmekteydi.

Salih Molla

Aşkî'ye


atfedilen

tabloda Dâye

Hatun, Çifte

Sultanlar ve

Sünbül Efendi

türbeleri.

M. Baha Tanman

fotoğraf arşivi

istanbul'da tasavvuf musikisinin gelişiminde önemli bir yeri olan bu tekkenin şeyhleri ve mensupları arasında birçok değerli bestekâr ve icracı yetişmiş, kendi dönemlerinin ünlü zâkirbaşıları burada icra edilen devranlara revnak katmıştır. Ayrıca Sünbül Efendi Tekkesi'nin mensupları arasında önemli sanatkârlar da bulunmaktadır. Bunların içinde en ünlüsü, tekkenin hazire-sinde gömülü olan büyük hattat Hafız Os-man'dırC-0 (ö. 1698).

Sünbül Efendi Tekkesi İstanbul'un tasavvuf kültüründe ve dini folklorunda da önemli bir yere sahiptir ve şüphesiz bu ayrıcalığını öncelikle Sünbül Efendi'nin, hayatında olduğu gibi vefatından sonra da devam eden manevi nüfuzuna borçludur. Yahya Kemal'in "Koca Mustâpaşa" şiirinde yer alan Ne ledünnîgecedir! Tâ ağaran vakte kadar/Bir mücevher gibi Sünbül Sinan'ın ruhu yanar beyti bu nüfuzun 20. yy Türk şiirinde bile yankılandığını kanıtlamaktadır. Diğer taraftan, aynı külliyenin avlusuna yer alan Çifte Sultanlar Türbesi, Zincirli Servi ve Dâye Hatun Türbesi de çeşitli halk inançlarının odak noktasını teşkil eden, önemli ziyaret ve adak yerleridir. Hz Hüseyin'in kızları olarak kabul edilen Çifte Sultanlar'ın adına burada bir makamın bulunması Sünbül Efendi Tekkesi'nin, muharrem ayına ilişkin gelenekler çerçevesinde de ayrıcalıklı bir yere sahip olması sonucunu doğurmuştur. Hz Hüseyin'in ve aile efradının şehit edildikleri 10 Muharrem sabahı istanbul'daki bütün Sünbülî tekkelerinin şeyhleri ve ileri gelen mensupları, Sünbülîliğin ikinci önemli merkezi olan Merkez Efendi Külliyesi'nin(->) hamamında topluca yıkandıktan ve bu külliyenin cami-tevhidhanesinde sabah namazlarını eda ettikten sonra, Kerbela şehitlerine mersiyeler okuyarak, tekbir ve tehlil getirerek, kafile halinde Sünbül Efendi Tekkesi'ne gelirler ve burada eda edilen öğle namazım müteakip icra edilen mevlit ve mersiye cemiyetine katılırlardı. İstanbul'da, Halvetîliğin diğer kollarına bağlı âsitanelerin şeyhleri başta olmak üzere, hemen bütün tarikatlara mensup ileri gelen şeyhlerin ve dervişlerin ("meşâyih-i kiram ve kudemây-ı dervişân") davet olundukları bu ihtişamlı tören tekkenin mutfağında pişirilen aşurenin yenmesi ile devam eder, yatsı namazını müteakip icra edilen ayinle son bulurdu, istanbul'da "ehli sünnet ve muhibb-i ehl-i beyt" olan tarikat mensuplarını senede bir kere Sünbül Efendi Tekkesi'nin çatısı altında toplayan bu gelenek günümüzde de canlılığını korumaktadır.

Sünbül Efendi Tekkesi, bünyesinde yer aldığı Koca Mustafa Paşa Külliyesi'nin çekirdeğini oluşturmakta, külliyenin merkezindeki cami başından beri aynı zamanda tekkenin tevhidhanesi olarak kullanılmaktadır. Bizans döneminde manastır kilisesi olarak inşa edilen bu yapının planı ve örtü sistemi camiye dönüştürülürken önemli ölçüde tadil edilmiş ve yenilenmiştir. Sonuçta Bizans ve Osmanlı mimari geleneklerinin ilginç bir sentezini sergileyen cami-tev-hidhanede, payelerden birinin içinde yer

alan halvethane ile geç döneme ait kalem işleri arasında göze çarpan, Sünbülî-liği simgeleyen sümbül demetleri ve Sünbül Efendi'nin adını içeren hat levhalarından başka doğrudan tekke mimarisine ve bezemesine bağlanan herhangi bir özellik teşhis edilememektedir.

Cami-tevhidhanenin önünde yamuk planlı geniş bir avlu bulunmaktadır. Merkezinde şadırvanın bulunduğu, ayrıca Zincirli Servi'yi, Dâye Hatun Türbesi'ni, Çifte Sultanlar Türbesi'ni, Kuş Çeşmesi'ni ve Hacı Beşir Ağa Çeşmesi'ni barındıran bu avlu üç yönde (doğu, batı ve kuzey) derviş hücreleri ile çevrilidir. Hücreler "L" biçiminde iki kitle içinde toplanmıştır. Türk mimarisinde cami-medrese ve cami-tekke olarak tasarlanan yapılarda karşılaşılan bu yerleşim düzeni Sünbül Efendi Tekkesi'nde, zaman içinde inşa edilen birtakım binaların araya girmesiyle bozulmuştur. Şöyle ki, batı yönündeki "L"nin önüne bir duvar çekilmiş, söz konusu duvarın içine bazı selamlık birimleri ile yalnız "hücre-nişin" dervişlerin kullanabileceği küçük bir şadırvan yerleştirilmiş, doğudaki hücre grubu da avlunun güneydoğu köşesindeki Sünbül Efendi Türbesi-Serasker Rıza Paşa Türbesi-türbedar odası grubu ve bu noktadan kuzeybatıya doğru gelişen bir dizi şeyh türbesi ile avludan soyutlanmış, türbeler dizisi ile derviş hücreleri arasında kalan alan kısmen hazireye dönüşmüştür. Derviş hücrelerinin Bizans döneminde keşiş hücresi olarak tasarlanan manastır birimlerinin temelleri üzerine inşa edilmiş olmaları ihtimal dahilindedir.

Doğu, batı ve kuzey yönlerinde üç tane avlu girişi vardır. Doğu girişi yanlardan pencereli hazire duvarları ile kuşatılmış, solda bulunan iki pencerenin arasına Bizans dönemine ait, Korint başlıklı, ince bir sütun yerleştirilmiştir. Ana hatları ile II. Bayezid dönemine ait olduğu anlaşılan ve tekkenin cümle kapısı niteliğinde olan bu giriş, kesme küfeki taşı ile örülmüştür. Basık kemerin, konsollu olan kilit taşı, kemerin üzerindeki kitabenin belgelediği 1264/1847-48 tarihli Abdülmecid (hd 1839-1861) onarımına ait olmalıdır. Manzum kitabenin metni şair Ziver Paşa'ya (ö. 1862), talik hattı Yesarîzade Mustafa

izzet Efendi'ye (ö. 1849) aittir. Kitabenin ortasında ise, cami-tevhidhanenin son cemaat yerindeki kitabede belirtilen 1250/ 1834-35 onarımından kalma II. Mahmud tuğrası yer almaktadır. Doğu girişi ile avlu arasında, iki tarafı hazire ile kuşatılmış bir yol uzanmakta, sağdaki nazirenin arkasında, 19. yy'da yenilenmiş olan üç katlı ahşap harem binası yükselmektedir.

Külliyenin çevre duvarına yaslanmış dükkânlar arasında bulunan ve "Şekerci Kapısı" olarak bilinen kuzey girişinin açıklığı mermer sövelerle ve basık bir kemerle çerçevelenmiş, bunun da üzerine 1264/ 1847-48 tarihli, ta'lik hatlı, manzum bir onarım kitabesi konmuştur. Bu girişin avluya bakan tarafında sivri beşik tonozlu bir eyvan dikkati çeker. Batı yönündeki avlu girişi yakın tarihte ortadan kaldırılmıştır.

Sünbül Efendi Türbesi, bugünkü biçimini 1250/1834-35 tarihli II. Mahmud (hd 1808-1839) onarımı.ve Serasker Rıza Pa-şa'nm vefatından (1920) az önce gerçekleştirdiği onarım sonucunda almıştır. Asıl türbenin planı, kenarları yaklaşık 2,40 m uzunluğundaki bir sekizgendir. Bunun güney yönüne, yamuk planlı bir giriş bölümü eklenmiş, gerek Sünbül Efendi Türbe-si'nin, gerekse de buna bitişik olan Rıza Paşa Türbesi'nin kapıları giriş bölümüne açılmıştır. Sekizgenin dört kenarında şadırvan avlusuna açılan birer pencere vardır. Köşeleri çeyrek dairelerle yontulmuş basık kemerleri olan bu pencereler mermer sövelerle kuşatılmış, demir parmaklıklarla donatılmış ve beyzi tepe pencereleri ile taçlandırılmış, enlemesine yerleştirilen tepe pencereleri, alçıdan mamul sümbül demetleri ile çerçevelenmiştir. Sünbül Efendi'nin tek başına gömülü olduğu türbeyi örten ahşap kubbe içeriden madeni levhalarla, dışarıdan kurşunla kaplıdır. Kubbe eteğinden hareket eden kurşun kaplı saçak türbenin ve giriş bölümünün cephelerinde dalgalanarak uzanır.

Sünbül Efendi'den sonra tekkenin postuna geçen şeyhlerin türbeleri dört tanedir, ikisi sekizgen, biri altıgen, biri de dikdörtgen planlı olan bu türbelerden bir tanesi kubbeli, diğerleri çatılıdır. Kuzey yönündeki avlu girişine komşu olan dikdörtgen planlı türbenin batı cephesinde niyaz pen-

İt

Sünbül Efendi Türbesi'nde Yusuf Sinan Efendi'ye ait sanduka. Cengiz Kahraman, 1994



ceresinin üzerinde, içinde gömülü olan altı şeyhin (14-19. postnişinler) adlarını veren ve II. Abdülhamid tarafından 1309/ 1891-92'de yaptırıldığını belirten, "Ahmet Rıfat es-Sünbülî" imzalı, ta'lik hatlı, manzum bir kitabe bulunmaktadır. Cepheyi taçlandıran üçgen alınlığın ortasına, kitabenin üzerine II. Abdülhamid'in tuğrası yerleştirilmiştir.

Bibi. Barkan-Ayverdi, Tahrir Defteri, 366-369; Evliya, Seyahatname, I, ty, 210-211, 221, 230; Ayvansarayî, Hadîka, I, 161-166; Mahmud Ce-maleddin Hulvî, Lemezât, İst., 1993, s. 445-452; Kut, Deı-gehname, 235, no. 84; Çetin, Tekkeler, 586; Aynur, Saliha Sultan, 36, no. 113; Âsitâ-ne, 2; Osman Bey, Mecmua-i Cevâmi, 84-85, no. 135, no. 348; Münib, Mecmua-i Tekâyâ, 4; IhsaiyatlI, 21; Zâkir, Mecmua-i Tekâyâ, 2, 3; Vassaf, Sefine, V, 273; Kumbaracılar, Sebiller, 55, 67; Tanışık, İstanbul Çeşmeleri, I, 156; N. Köseoğlu, "Sünbül Efendi'yi Ziyaret", TTOK Belleteni, S. 135 (1953), 11-17; S. Eyice, "İstanbul'da Koca Mustafa Paşa Camii ve Osmanlı-Türk Mimarisindeki Yeri", TD, V/89 (1953), 153-182; H. Şehsuvaroğlu, istanbul, 128-212; Eyice, İstanbul, 92-93; H. J. Kissling, "Aus der Geschichte deş Chalvetiyye-Ordens", Zeitsch-rift der Morgenlandischen Gesellschaft, III (yeni dizi), XXVIII (1953), s. 251-281; T. Yazıcı, "Fetih'ten Sonra İstanbul'da İlk Halvetî Şeyhleri: Çelebi Muhammed Cemaleddin, Sünbül Sinan ve Merkez Efendi", İstanbul Enstitüsü Dergisi, II (1956), s. 87-113; Öz, İstanbul Camileri, I, 92; Müller-Wiener, Bildlexikon, 172-176; Yüksel, Bâyezid-Yavuz, 173-281; İşli, Sahabe, 79-84; Fatih Anıtları, 61-63; Bayrı, İstanbul Folkloru, 141; F. W. Hasluck, Christianity and islam under the Sultans, I, Oxford, 1929, s. 17-18; Fatih Camileri, 205-207, 238, 285, 333-334, 360; Ayvansarayî, Mecmua-i Tevârih, 259, 282-285; Osmanlı Müellifleri, I, 50, 80-81, 179-180; "Cemâlîi Halvetî (Şeyh)", ISTA, VI, 3440; Pakalm, Tarih Deyimleri, III, 294; M. A. Çalıkoğlu, Sünbül Efendi ve Merkez Efendi, İst., 1957; Okan, İstanbul Evliyaları, 45-55, 129-13; N. Araz, Anadolu Evliyaları, İst., 1972 (3. bas.), s. 262-275; M. O. Bayrak, İstanbul'da Gömülü Meşhur Adamlar (1453-1978), İst., 1979, s. 123; Ergun, Antoloji, I, 31-32, II, 422-423, 441, 470, 644, 658-661; Yahya Kemâl, Kendi GökKubbemiz, ist., 1974 (5. bas.), s. 48-52); T. Ünal, "Hazret-i Hüseyin'in Kızları İstanbul'da mı Gömülü?", Tarih Dünyası, 11/19 (15 Ocak 1951), s. 803-805; Ünver, Sahabe Kabirleri, 23, 43-44; Hasırcızade, İstanbul'da Sahabe ve Evliya Kabirleri, İst, 1987, s. 75-78; M. Özdamar, DersaadetDergâhları, İst., 1994, s. 134-138; A. Egemen, İstanbul'un Çeşme ve Sebilleri, İst., 1993, s. 195, 265, 710; V. Çabuk, "Kocamustafa Paşa'da Post-Nişîn Olan Sün-büliye Tarikatı Şeyhleri Hakkında Bir Manzume", Millî Gençlik, 1977.

M. BAHA TANMAN




Dostları ilə paylaş:
1   ...   22   23   24   25   26   27   28   29   ...   140
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə