I d I n I a V a 3IV1ho nin



Yüklə 8.82 Mb.
səhifə27/140
tarix30.12.2018
ölçüsü8.82 Mb.
1   ...   23   24   25   26   27   28   29   30   ...   140

SÜNBÜLÎLİK

15. yy'm sonlarında Yusuf Sinan Efendi(->) tarafından İstanbul'da kurulan tarikat.

II. Bayezid döneminde (1481-1512), Cemaleddin Halvetî(->) aracılığıyla şehir hayatına giren Halvetîliğin(-*) dört ana kolundan (Şemsîlik, Ahmedîlik, Cemalîlik, Ruşenîlik) birisi olan Cemalîlikten ayrılan Sünbülîlik, istanbul'da temelleri atılan ilk tarikattır. Temsil ettiği tasavvuf anlayışı bakımından, Halvetîliğin Anadolu ve Rumeli'de şekillendirdiği mistik geleneklere bağlı kalmakla birlikte, temelde tipik bir istanbul tarikatı kimliği taşımış ve kültürel dünyasını şehrin kendine özgü hayat tarzıyla bütünleştirmiştir.

SÜNBÜIİIİK

108


109

SÜNBÜLÎLİK

Hagim Efendi'nin Sünbülî tacı içine sülüs hatla istiflenmiş "Ya Hazret-i Şeyh Sultan Yusuf Sünbül Sinan Kaddesallahu Sırrahu" yazısı ve Sünbülîliği simgeleyen sümbüller. Cengiz Kahraman arşivi

Sünbülîliğin 16. yy'rn başlarından itibaren şehir hayatında hızla yaygınlaşmaya başlaması, kökleri II. Mehmed (Fatih) dönemi (1451-1481) sonlarına uzanan ve II. Bayezid'in saltanat yıllarında tarikatın bağlı bulunduğu Halvetîliğin saray tarafından desteklenmesiyle devam eden bir dizi siyasi ilişkiler zincirinin sonucudur. Bu zincirin ilk halkasını, Cemaleddin Halvetî'nin Amasya'da Şehzade Bayezid ile kurduğu yakın ilişki oluşturur. Daha sonra bu ilişki, Fatih'in vefatıyla başlayan iktidar mücadelesinde Halvetîlerin Cem Sultan'a karşı Şehzade Bayezid'i desteklemeleriyle siyasi bir boyut kazanmıştır. Halvetîliğin II. Bayezid döneminde İstanbul hayatına girmesinde ve devletin pek çok üst tabaka yöneticisinin tarikata intisap etmek suretiyle bu mistik kuruluşu güçlendirmesinde, söz konusu siyasi desteğin birinci dereceden rol oynadığı açıktır. İstanbul'da Halvetîlikten ayrılan ilk kol olan Sünbülîlik ise, II. Bayezid tarafından şehir hayatında tarikatın yaygınlaşabilmesi için sağlanan her türlü yardımdan en geniş ölçüde yararlanmıştır. 16. yy'ın başlarından itibaren İstanbul'un mahalle ölçeğine girebilen Sünbülîliğin bu başarısında, Halvetîliğin saray desteğiyle kurduğu güçlü organizasyonun önemli payı vardır.

Sünbülîliğin kurucusu, halk arasında Sünbül Sinan olarak tanınan Yusuf Sinan Efendi'dir (ö. 1529). Merzifon'da doğmuş, ilk dini eğitimim burada aldıktan sonra İstanbul'a gelerek ulemadan Efdalzade Ha-midüddin'in öğrencisi olmuştur. Zahirî ilimleri Efdalzade'den öğrenen Yusuf Sinan Efendi'nin bu sırada tasavvufa yönelmesi ve 1489'da Cemaleddin Halvetî'ye intisap ederek Halvetîliğe bağlanması, İstanbul'un mistik hayatı açısından önemli bir dönüm noktasıdır. 1490'da Halvetî hilafeti alarak Mısır'a giden Yusuf Sinan Efen-

di, bir süre burada tarikat faaliyetlerinde bulunmuş, 1494'te Cemalleddin Halvetî' nin vefatı üzerine İstanbul'a dönerek, şeyhinin vasiyeti gereğince kızı Safiye Hatun ile evlenmiş ve Kocamustafapaşa Tekkesi meşihatını üstlenmiştir. Yusuf Sinan Efendi'nin posta geçiş tarihi olan 1494, aynı zamanda Sünbülîliğin de kuruluş tarihidir.

Cemaleddin Halvetî'nin Yusuf Sinan Efendi'den başka İstanbul'da faaliyet gösteren halifelerinden Kasım Çelebi (ö. 1509) ve Sinan Erdebilî (ö. 1544), Halvetîliğin Cemalî koluna bağlı kalarak tarikatın şehir hayatındaki ilk örgütlenme merkezlerini kurmuşlardır. Bu merkezlerden Tophane'deki Karabaş Tekkesi(-»), Mollazade lakabıyla tanınan Kasım Çelebi tarafından 16. yy'ın başlarında faaliyete geçirilmiş, ancak Sünbülîliğe bağlanması oldukça geç bir dönemde, 1802-1807 arasındaki Seyyid Mustafa Efendi'nin (ö. 1807) kısa süreli meşihatıyla gerçekleşebilmiştir. Cemalleddin Halvetî'nin diğer halifesi Sinan Erdebi-lî'nin 1527'de Sultanahmet'te kendi adına temellerini attığı Sinan Erdebilî Tekkesi(->) ise, Cemalî kolunun ilk önemli merkezleri arasında dikkati çekmekle birlikte, kurucusunun Yusuf Sinan Efendi'den hilafet almasını izleyen yıllarda Sünbülîliğe bağlanmıştır. Ancak tam anlamıyla bu tekkedeki Sünbülî meşihatı, Sinan Erdebilî'nin 1544'te vefat etmesiyle yerine geçen oğlu Ahmed Efendi (ö. 1566) tarafından gerçekleştirilmiş, kendisinin Musliheddin Musa Efendi halifelerinden olması nedeniyle tekke aynı zamanda Merkez Efendi Tekke-si'nin temsil ettiği Sünbülî organizasyonuna katılmıştır.

Merkez tekkesi İstanbul'da bulunan tarikatlardan ilki, Sünbülîliktir. Fatih'te Bizans dönemine ait Ayios Andreas Manastı-rı'nın (bak. Koca Mustafa Paşa Külliyesi) 1486'da Sadrazam Koca Mustafa Paşa (ö. 1512) tarafından cami ve tekkeye dönüştürülerek Cemaleddin Halvetî'ye tahsis edilen bu merkez, Yusuf Sinan Efendi'nin 1494'te posta geçmesiyle Sünbülîliğe bağlanmış ve tarikatın âsitanesi olarak kabul edilmiştir. Sünbül Efendi Tekkesi adıyla da ün kazanan bu merkez, aynı zamanda İstanbul'daki en eski Halvetî tekkesi özelliğini taşıması bakımından da tüm Halvetîler tarafından "âsitane" olarak kabul edilmiş ve tarikatın farklı kollarına ait meşihat atamalarında bu tekke şeyhlerinin onayını almak, köklü bir gelenek şeklinde 1925'e kadar sürmüştür. Diğer yandan Sünbül Efendi Tekkesi, tarikat ile merkezi yönetim arasındaki siyasi ilişkinin odak noktasında yer almış, gerek postnişinleri, gerekse mün-tesipleri, Osmanlı dönemi boyunca devlet yönetimi üzerinde farklı açılardan etkili olmuşlardır. Bu kişilerden en tanınmışı, hem Sünbül Efendi Tekkesi'nin, hem de tarikatın İstanbul'daki faaliyetleri üzerinde derin bir etki bırakan Sadrazam Koca Mustafa Paşa'dır. Cemaleddin Halve-tî'den sonra Yusuf Sinan'a intisap ederek tarikata giren Koca Mustafa Paşa, Sünbülîliği İstanbul'da himaye eden başlıca devlet adamlarından olup, mensubu bulunduğu mistik kuruluşun şehir hayatında kök-

leşmesini sağlamış, fakat adı Cem Sultan'ın öldürülmesine karıştığı için I. Selim (Yavuz) (hd 1512-1520) tarafından boğdurularak müntesipleri arasında yer aldığı Sünbül Efendi Tekkesi yıktırılmak istenmiştir.

Sünbül Efendi Tekkesi, tarikatın İstanbul'daki yönetim merkezi olması nedeniyle Sünbülî kültürünün şehir hayatına nüfuz etmesinde başlıca rolü oynamış, bunun yanısıra 16. yy'dan itibaren şekillenmeye başlayan tekke organizasyonunun çekirdeğini meydana getirmiştir. Yusuf Sinan Efendi'den sonra posta geçen Musliheddin Musa Efendi (ö. 1552), yetiştirdiği halifeleri aracılığıyla Sünbül Efendi Tekkesi etrafında oluşan diğer tarikat merkezlerinin de faaliyete geçmesini sağlamış, böylece Sünbülî örgütlenmesinin İstanbul'daki en kapsamlı organizasyonu gerçekleşmiştir.

Halvetîliğin diğer kollarında görüldüğü gibi Sünbülîliğin idari yapılanmasında da son derece karmaşık bir tarikat içi ilişkiler ağı göze çarpmaktadır. Geleneksel tarikat yapılanmalarının belkemiğini meydana getiren kan bağı ve hilafete dayalı meşihat modelleri, Sünbülî organizasyonu tarafından başarıyla uygulanmış, bunun sonucunda tarihsel süreç boyunca birbirini izleyen güçlü şeyh aileleri oluşarak tarikatın İstanbul ölçeğindeki yaygın tekke örgütlenmesini gerçekleştirmişlerdir.

İstanbul'daki Sünbülî örgütlenmesinin ilk halkası, Yusuf Sinan Efendi'nin birinci kuşak halifelerinden Kefevî Alâeddin Ali Efendi (ö. 1562), Yakub Germiyanî (ö. 1571) ve Musliheddin Musa Efendi tarafından meydana getirilmiş, bu halka 16. yy'ın sonlarından itibaren ikinci kuşak Sünbülî halifelerinin faaliyetleriyle genişletilmiştir.

Birinci kuşak Sünbülî halifelerinden Kefevî Alâeddin Ali Efendi, vakfiyesi 1510 tarihini taşıyan ve Aksaray'da kendi adıyla anılan Alâeddin Tekkesi'nin kurucusudur (bak. Alâeddin Mescidi ve Tekkesi). İstanbul'daki erken dönem Sünbülî merkezleri arasında yer alan bu tekkenin meşihatı, Alâeddin Efendi'yi izleyen oğlu Ab-dî Çelebi tarafından sürdürülmüş ve 16. yy'ın sonlarına doğru yönetim, Halvetîliğin Şemsî koluna geçmiştir. Alâeddin Ali Efendi'nin kendi tekkesinde odaklanan ve etkisi 16. yy'ın sonlarına kadar süren bu faaliyetine karşın, Yusuf Sinan Efendi'nin birinci kuşak halifelerinden Musliheddin Musa Efendi ile Yakub Germiyanî'nin faaliyetleri çok daha geniş kapsamlı olmuş, bir bakıma İstanbul Sünbülîliğini şekillendiren yaygın örgütlenme bu iki mutasavvıf tarafından gerçekleştirilmiştir.

Halk arasında Merkez Efendi olarak ta: nınan Musliheddin Musa Efendi, Denizli'nin Sarhanlı Köyü'nde doğmuş, 1478'de Bursa'ya giderek Veliyüddin Medresesi'ne devam etmiştir. Burada Hızır Beyzade Ahmed Paşa'dan ders alan Musliheddin Musa'nın 1492'de İstanbul'a geldiği ve Samat-ya'daki Mirza Baba Tekkesi'nin(-») kurucusu Mirza Baba ile tanışıp kızı Hatice Hanım ile evlendiği, bir süre bu tekkede inziva hayatı yaşadıktan sonra 1494'te Cemaleddin Halvetî'nin vefatıyla birlikte yerine geçen halifesi Yusuf Sinan Efendi'ye



intisap ettiği bilinmektedir. 1514'te sur dışında kendi adına Merkez Efendi Tekke-si'ni (bak. Merkez Efendi Külliyesi) kuran Musliheddin Efendi, daha sonra İstanbul'dan ayrılarak 1514-1520 arasında Halvetîliğin güçlü merkezlerinden Manisa'da, I. Selim'in eşi Ayşe Hafsa Sultan (ö. 1533) tarafından inşa ettirilen külliye bünyesindeki tekkede postnişinlik yapmıştır. Musliheddin Efendi'nin 1514-1520 arasını kapsayan Manisa'daki faaliyetlerinin I. Selim döneminde İstanbul dışında sürmesi, padişahın Cem Sultan olayına karışan Sünbülî zümresine karşı olumsuz tavrı dikkate alınırsa, düşündürücüdür. Ancak I. Selim'in vefatından sonra İstanbul'a dönen Musliheddin Efendi, Ayşe Hafsa Sul-tan'dan gördüğü yakın desteği çok iyi değerlendirmiş, padişahın kızı Şah Sultan ile evlenerek tarikatın Osmanlı üst tabakasında güçlenmesini sağlamıştır. Bu evlilik üzerine ileri sürülen farklı görüşler, birbiriyle çelişen farklı rivayetler vardır. Fakat Merkez Efendi Tekkesi'ne ait 1551 tarihli vakfiye suretindeki kayıtlardan, Musliheddin Efendi'nin Şah Sultan ile evlendiği ve bu evlilikten Ahmed Çelebi adında bir oğlu olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Ahmed Çelebi Firûzâbâdî'den yaptığı Bâ-bûsu'l-Vasît Terceme-i Kamûsu'l-Muhît başlıklı çevirisiyle tanınır. Diğer yandan bu evliliğin, İstanbul'daki Sünbülî örgütlenmesini çok yakından ilgilendiren sonuçları vardır. Bunlardan birincisi, Şah Sultan'ın Eyüp ve Davutpaşa'da iki ayrı tekke yaptırarak bunların Merkez Efendi Tekkesi'ne bağlı merkezler olarak faaliyete geçmesini sağlaması, diğeri de söz konusu evliliğin gerçekleşmesinde kişisel payı bulunan Yusuf Sinan Efendi'nin halifesi Yakub Germiyanî'nin, bu tekke organizasyonu içinde ön plana çıkarak erken dönem Sünbülî örgütlenmesinde önemli rol oynamasıdır.

16. yy'da Sünbülîliğin İstanbul'daki faaliyetlerini yönlendiren birinci kuşak halifelerinden Musliheddin Musa Efendi'nin kendi adına Merkez Efendi Tekkesi'ni kurması ve diğer yandan Sünbül Efendi Tekkesi postuna geçerek her iki tekkeyi de ortak meşihat anlayışına göre yönetmesi, 1532'ye kadar tarikatın güçlü bir idari yapılanmaya kavuşmasını sağlamıştır. Diğer yandan yetiştirdiği halifeler 16. yy'ın ikinci yarısından itibaren yönetimini üstlendikleri tekkeleri, Merkez Efendi Tekkesi'ne bağlı kuruluşlar haline getirerek Sünbülî organizasyonunun şehir hayatındaki etkisini artırmışlardır. Bu halifelerden ilki ünlü Halvetî şeyhlerinden Sinan Erdebilî'nin oğlu Ahmed Efendi'dir (ö. 1566). Babasının vefatından sonra Sinan Erdebilî Tekkesi'nin meşihatını üstlenmiş ve kendi soyundan gelen şeyhler, bu tarikat merkezinde 20. yy'ın başlarına kadar yönetimi ellerinde tutarak İstanbul'da en uzun süre faaliyet gösteren Sünbülî ailesini meydana getirmişlerdir. Musliheddin Efendi'nin ikinci halifesi ise Gömleksiz lakabıyla tanınan Mehmed Efendi olup Şah Sultan'ın Eyüp'te inşa ettirdiği ve kendi adını taşıyan Şah Sultan Tekkesi postinişinliğine atan-

Bir Sünbülî şeyhi.

Türkische Gewânder una Osmanische Gesellschaft im

achtzehnten Jahrhunden, Graz, 1966

mistir (bak. Şah Sultan Camii ve Tekkesi). Böylece 16. yy'ın ortalarında Sünbülîlik, istanbul'da Musliheddin Efendi'ye bağlı Sünbül Efendi, Merkez Efendi, Sinan Erdebilî ve Şah Sultan tekkelerinde faaliyet göstermektedir. Musliheddin Musa Efendi'nin vefatından sonra kendi kurduğu Merkez Efendi Tekkesi meşihatına damadı Ahmed Musliheddin Efendi (ö. 1576) geçmekle birlikte yalnızca bu merkezde Sünbülîliği temsil etmiş, buna karşın 17. yy'ın başlarına kadar yeni tekkeler açmak suretiyle tarikatın faaliyet sahasını genişleten şeyhler, Yakub Germiyanî'ye bağlı koldan gelmiştir.



İstanbul'da Sünbülî örgütlenmesinin temellerini atan birinci kuşak halifelerden sonuncusu Yakub Germiyanî'dir. Yusuf Sinan Efendi'nin en gözde dervişlerinden olan Yakub Germiyanî, şeyhinin vefatından sonra Musliheddin Musa Efendi'ye intisap etmiş, onun Sünbül Efendi Tekkesi postnişinliğine atanmasıyla birlikte Yan-ya'ya giderek buradaki Sünbülî tekkesinin meşihatını üstlenmiştir. 1552'ye kadar Yanya'da süren faaliyetleri, İstanbul Sünbülî örgütlenmesi açısından büyük önem taşır. Söz konusu dönemde Yanya beyi olan tarihçi ve Âsafname adlı eserin yazarı Lutfî Paşa ile tanışarak eşi Şah Sultan'ı kendine bağlaması, daha sonra Musliheddin Musa Efendi ile Şah Sultan arasındaki evliliğin gerçekleşmesinde atılmış başlıca adımlardan birisidir. Nitekim 1533'te Şah Sultan istanbul'a gelerek Musliheddin Musa Efendi'ye intisap etmiş ve biri Eyüp'te, diğeri de Davutpaşa'da iki tekke yaptırarak

Sünbülîliğin şehir hayatında güçlenmesini sağlamıştır. Yakub Germiyanî ise 1552'de Musliheddin Musa'nın vefatıyla boşalan Sünbül Efendi Tekkesi meşihatını üstlenir ve aynı zamanda Şah Sultan'ın kendisi için Davutpaşa'da inşa ettirdiği Şah Sultan Tekkesi'nin postnişinliğine atanarak her iki merkezi de ortak yönetim çatısı altında birleştirir. Yakub Germiyanî'nin Sünbül Efendi Tekkesi'ndeki meşihatı 20 yıl devam etmiş, vefatından sonra yerine oğlu Yusuf Sinan Efendi geçmiş, Şah Sultan Tekkesi ise medreseye dönüştürülmüştür. 17. yy'ın ilk çeyreğinde bu medrese ünlü Melamî şeyhlerinden Hüseyin Lamekânî (ö. 1625) tarafından tekrar tekkeye çevrilecek ve İstanbul'daki bellibaşlı Melamî merkezlerinden birisi olacaktır.



Yakub Germiyanî'nin yetiştirdiği halifeler, 16. yy'ın sonlarında yönetimini üstlendikleri tekkeler aracığıyla Sünbülî organizasyonunu genişletmişler, 17. yy'da tarikat içinde oluşmaya başlayan şeyh aileleri için elverişli bir faaliyet sahası meydana getirmişlerdir. Yakub Germiyanî'nin iki halifesi vardır. Bunlardan aynı zamanda oğlu olan Yusuf Sinan Efendi Tezkire-i Halvetiye adlı eseriyle tanınır. Sadrazam Semiz Ali Paşa'nın (ö. 1565) kethüdası Fer-ruh Ağa tarafından Mimar Sinan'a 1562'de Balat'ta yaptırılan Ferruh Kethüda Tekkesi'nin (bak. FerrulrKeffîüda Camii ve Tekkesi) ilk postnişini olan Yusuf Sinan Efendi, 1562-1571 arasında burada sürdürdüğü şeyhlik görevini 1571'de atandığı Sünbül Efendi Tekkesi meşihatıyla birleştirmiştir. Ferruh Kethüda Tekkesi'nin İstanbul'daki Sünbülî organizasyonu içinde özel bir yeri vardır. Yusuf Sinan Efendi'nin önce bu tekkede başladığı meşihat görevini daha sonra Sünbül Efendi Tekkesi'nde sürdürmesi, tarikat içinde belli bir geleneğin yerleşmesine yol açmış, Sünbülîliğin, İstanbul'daki âsitanesi kabul edilen Sünbül Efendi Tekkesi'nin pek çok postnişini, ilk meşihat görevlerine Ferruh Kethüda Tekkesi'nde başlamak suretiyle tasavvuf sahasında tecrübe kazanmışlar, daha sonra görevlerine merkez tekkede devam etmişlerdir. Yakub Germiyanî'nin ikinci halifesi Mahmud Efendi (ö. 1609) ise, 1458'de Eyüp'te darülhadis olarak inşa edilen ve 1591'de Gazi Tiryaki Hasan Paşa (ö. löll) tarafından mescide çevrilmek suretiyle Sünbülî meşihatı konulan Balçık Tekkesi'nin^) ilk postnişini olmuştur. Balçık Tekkesi, 16. yy'da faaliyet gösteren birinci kuşak Sünbülî halifelerinin tarikat organizasyonuna dahil ettikleri son merkez olup 18. yy'ın başlarına kadar sırasıyla Mahmud Efendi (ö. 1715) ve bu şeyhin ailesine mensup Abdullah Efendi (ö. 1742) ile Abdülganî Efendi'nin (ö. 1787) meşihat yıllarında en faal dönemini yaşamış, daha sonra Abdurrahim Efendi (ö. 1810) ve Salim Efendi (ö. 1818) tarafından temsil edilen Sünbülî yönetimi, 1818'de Meh-

.,med Sadık Efendi aracılığıyla Halvetîliğin

, Uşşakî koluna geçmiştir.

Sünbülîlik 17. yy'a girerken, kurduğu merkez tekke etrafında ona bağlı şekilde faaliyette bulunan tekkeler ile bunlar ara-



SÜNBÜllLİK

110


111

SÜNBÜIÎIİK

sındaki kültürel dolaşım kendi bünyesinde çıkardığı şeyh aileleri aracılığıyla sağlanmış güçlü bir organizasyon görüntüsü vermektedir. 17. yy'da bu görüntü daha da netleşecek ve Sünbülî meşihatını kan bağına dayalı yönetim modeliyle temsil eden şeyh aileleri, tarikatı Halvetîliğin İstanbul'daki en yaygın kolu durumuna getireceklerdir.

17. yy'ın başlarında Sünbülîlik, özellikle Sünbül Efendi Tekkesi'ndeki meşihat dönemleri birbirini izleyen Necmeddin Hasan Efendi (ö. 1610), Hasan Adlî Efendi (ö. 1617) ve Mehmed Eyyûbî Efendi (ö. 1628) aracılığıyla şehrin gündelik hayatına iyice nüfuz etmiş, bu şeyhlere bağlı aileler tarikin hem saray çevresinde hem de orta tabaka esnaf kesiminde büyük rağbet görmesini sağlamışlardır.

istanbul dışında doğup daha sonra yetiştiği kültür sahasının geleneklerini Sünbülî mistisizmiyle bütünleştiren şeyhler arasında Necmeddin Hasan Efendi'nin tarikat tarihinde bıraktığı etki oldukça derindir. Sünbül Efendi Tekkesi'nde Yakub Germiyanî'nin oğlu Yusuf Sinan Efen-di'den boşalan postnişinlik makamına 1579'da atanmış ve 1610'a kadar meşihat görevini sürdürmüştür. Necmeddin Hasan Efendi, tekke yönetimini 18. yy'ın ortalarına kadar elinde tutan şeyh ailesinin kurucusudur. Bu aile yalnızca Sünbül Efendi Tekkesi'nde faaliyet göstermiştir. Necmeddin Hasan Efendi'nin vefatından sonra çocuklarının yaşça küçüklüğü nedeniyle posta sırasıyla geçen Hasan Adlî Efendi ile Mehmed Eyyûbî Efendi'nin 1610-1628 kapsayan meşihat dönemi hariç tutulursa, bu ailenin üyeleri l628'den 1757' ye kadar devam eden süre zarfında Sünbül Efendi Tekkesi yönetimini ellerinde tutmuşlardır. Bu dönem l628'de Necmeddin Hasan Efendi'nin büyük oğlu Kera-meddin Efendi'nin (ö. 1641) posta geçmesiyle başlar ve ardından meşihatı kardeşi Mehmed Alâeddin Efendi (ö. 1080) üstlenir. Daha sonraki şeyhler ise Mehmed Alâeddin Efendi'den gelmektedirler. Bunlar sırasıyla oğlu Mehmed Nureddin Efendi (ö. 1747) ve torunları Yusuf Kudbeddin Efendi (ö. 1756) ile Alâeddin Efendi'dir (ö. 1757).

Sünbül Efendi Tekkesi'nde Hasan Ad-

tstanbul'daki

son Sünbülî

şeyhlerinden

Fahreddin

Kalemcioğlu.

M. Baha Tanınan,

1977


lî Efendi'nin 1610'da posta geçmesiyle başlayan ve 1017'deki vefatına kadar süren kısa dönem, İstanbul Sünbülî örgütlenmesi açısından son derece önemlidir. Hasan Adlî Efendi'nin gerek kendisi, gerekse halifeleri tarafından yürütülen faaliyetler, tarikatın aile temeline dayalı kurumlaşma yapısını daha da belirginleştir-miş, kan bağı veya hilafet yoluyla aktarılan şeyhlik statüsü, 18. yy'ın sonlarına kadar bu koldan gelen mutasavvıflar aracılığıyla Sünbülî organizasyonu içinde varlığını sürdürmüştür. Hasan Adlî Efendi'nin ilk postnişinliği Ferruh Kethüda Tekke-si'ndedir. Yakub Germiyanî'nin oğlu Yusuf Sinan Efendi'nin yerine 1579'da post-nişin olmuş, bu görevini 1610'da vefat eden Necmeddin Hasan Efendi'den boşalan Sünbül Efendi Tekkesi meşihatına atanmasına kadar sürdürmüştür. Hasan Adlî Efendi'nin 1610-1617 arasında Sünbül Efendi Tekkesi'nde temsil ettiği tasavvuf anlayışı, kendi halifeleri tarafından birbirini izleyen iki kuşak halinde 18. yy'ın sonlarına kadar devam ettirilmiştir.

Hasan Adlî Efendi'nin birinci kuşak halifeleri arasında Keşfî Cafer Efendi (ö. 1643) ve Miftahîzade Ahmed Adimî Efendi (ö. 166i) gibi Sünbülî tarihini yakından ilgilendiren iki önemli mutasavvıf vardır. Keşfî Cafer Efendi, Fındıklı'da kendi adıyla anılan Keşfî Cafer Efendi Tekkesi(->) meşihatını, kaynaklarda hangi tarikata bağlı olduğu belirtilmeyen ilk postnişin Hasan Efendi'nin vefatından sonra üstlenmiştir. Tekkeyi 16. yy'ın sonlarında inşa ettiren Perizad Hatun, Arap Ahmed Paşa'nın eşi olup aynı zamanda Sünbülîliğe bağlanmış ve tarikatın İstanbul'da yaygınlaşması için büyük ölçüde maddi yardımda bulunmuştur. 16. yy'm sonlarında Sünbülî organizasyonuna katılan Keşfî Cafer Efendi Tekkesi, 18. yy'da yetişen ünlü mutasavvıflardan Mehmed Nebî Efendi'nin postnişinlik yaptığı ve halifeleri aracılığıyla tarikata geniş bir faaliyet sahası yarattığı bir merkez olarak tanınmıştır. Bu tekkede postnişinlik yapan halifelerinden Yunus Hil-mî Efendi ise, Sünbülîliğin 1925'e kadar devam eden şeyh silsilesinin anahtar isimlerinden birisidir.

Hasan Adlî Efendi'nin birinci kuşak ha-

lifelerinden bir diğeri, Miftahîzade lakabıyla tanınan Ahmed Adimî Efendi'dir (ö. 1661). Eyüp'teki Şah Sultan Tekkesi post-nişinliğini Bostan Efendi'nin 1630'daki vefatıyla devralan Ahmed Adimî Efendi'nin tarikat faaliyetleri, Keşfî Cafer Efendi'nin-kine oranla çok daha geniş kapsamlı olmuş, kendisinden icazet alan ve bu suretle silsile bakımından Hasan Adlî Efendi'nin ikinci kuşak halifesi sayılan Yahya Efendi (ö. 1698), Eyüp'teki Yahyazade Tekkesi'ni Sünbülî organizasyonuna dahil etmiştir. Yahyazade Tekkesi, tarikatın Eyüp'te kurduğu Şah Sultan ve Balçık tekkelerinden sonra faaliyete geçirdiği üçüncü merkez olup Yahya Efendi'nin oğlu Mehmed Emin Efendi (ö. 1756) ile torunu Mehmed Sa-deddin Efendi (ö. 1791) zamanında Sünbülîliğe hizmet etmiş ve bu arada Mehmed Sadeddin Efendi'nin ayrıca bağlı bulunduğu Halvetîliğin Şemsîlik kolunu da bünyesinde barındırmıştır. Diğer yandan Ahmed Adimî Efendi ailesine mensup şeyhlerin Eyüp'teki Şah Sultan Tekkesi'nde temsil ettikleri Sünbülî meşihatı, İsmail Efendi (ö. 1685), Mehmed Nizami Efendi (ö. 1722) ve Abdurrahim Efendi (ö. 1746) aracılığıyla 18. yy'ın ortalarına kadar devam etmiştir.

Sünbülî şeyhlerinin 17. yy'daki faaliyetleri arasında dikkati çeken bir diğer nokta ise, Mehmed Eyyûbî Efendi'nin (ö. 1628) dönüşümlü meşihat modeline dayalı postnişinlik görevini üç ayrı tekkede sürdürmek suretiyle tarikat organizasyonu içindeki kültürel dolaşımı başarıyla gerçekleştirmesidir. Mehmed Eyyûbî Efendi, 1585'te Yedikule'de inşa ettirilen Hacı Ev-had Tekkesi (bak. Hacı Evhad Külliyesi) ile Ferruh Kethüda Tekkesi postnişinliğin-de bulunmuş, Sünbül Efendi Tekkesi şeyhi Hasan Adlî Efendi'nin I6l7'de vefat etmesiyle bu tekkenin yönetimini üstlenerek l628'e kadar bu görevde kalmıştır.

Ferruh Kethüda Tekkesi'nde Mehmed Eyyûbî Efendi'den l6l7'de boşalan meşihat makamının Devezade lakabıyla tanınan Mehmed Efendi (ö. 1663) tarafından doldurulmasıyla İstanbul Sünbülîliği, Hasan Adlî Efendi ailesinden sonra en geniş şeyh ailesinin faaliyetlerine tanık olur. Devezade Mehmed Efendi, Kastamonulu Musliheddin Efendi'nin oğlu olup I6l7'de meşihatı bırakarak Sünbül Efendi Tekkesi postnişinliğine atanan Mehmed Eyyûbî Efendi'nin yerine geçmiş ve kendisini diğer aile mensuplarının şeyhlik dönemleri izlemiştir. Bu Sünbülî şeyhleri sırasıyla Hasan Nuri Efendi (ö. 1688), Mehmed Vahyî Efendi (ö. 1718), Feyzullah Efendi (ö. 1729) ve Mehmed Haşim Efendi'dir (ö. 1785). Mehmed Haşim Efendi 1757'ye kadar Ferruh Kethüda Tekkesi postnişinliği yapmış ve ardından Sünbül Efendi Tekkesi'nin Hasan Adlî Efendi ailesine mensup son şeyhi Alâeddin Efendi'nin vefatıyla bu merkezin meşihatına atanmıştır, Mehmed Haşim Efendi'den sonra kendisiyle aynı adı taşıyan oğlu ve torunu 19- yy'm ilk çeyreğine kadar Sünbül Efendi Tekkesi'ndeki Devezade Mehmed Efendi ailesinin meşihatım sürdürürlerken Ferruh Ket-

hüda Tekkesi postnişinliği de aynı ailenin Mehmed Vahyî Efendi'ye bağlı inas kolundan gelen Safiye Şerife Hanım'ın oğlu Mustafa Razî Efendi, Mehmed Hamdî Efendi (ö. 1811) ve Mehmed Razî Efendi (ö. 1852) ile devam etmiştir. Mehmed Razî Efendi'nin 1822'de Yıldızzade Mehmed Emin Efendi yerine Sünbül Efendi Tekkesi post-nişinliğini üstlenmesiyle tekkelerin kapatıldığı 1925'e kadar bu Sünbülî merkezinin yönetimi, Ferruh Kethüda Tekkesi'ne mensup inas kolundan gelen Mehmed Rıza-eddin Efendi (ö. 1891), Mehmed Kutbed-dinEfend(ö. 1913) ve Şeyh Razî (Yücesün-bül) (ö. 1978) tarafından üstlenilmiştir.

Devezade Mehmed Efendi ailesinin Ferruh Kethüda Tekkesi ile Sünbül Efendi Tekkesi meşihatlarını birleştiren ilk üyesi Mehmed Haşim Efendi'nin aynı zamanda yetiştirdiği halifeleri aracılığıyla diğer tarikatlara bağlı tekkeleri de Sünbülî organizasyonuna kattığı ve bu surette nüfuz alanını genişlettiği görülmektedir. Nitekim Mehmed Haşim Efendi'nin oğlu ve halifesi Abdülhalik Efendi (ö. 1812), İstanbul'daki ilk Bayramî merkezi olan Sultan-selim'deki Yavsî Baba Tekkesi'ni(->) Halvetîliğin Sivasî kolundan çıkararak Sünbülîliğe bağlamış, yerine geçen oğlu Ab-dülkerim Hilmî Efendi ise Ferruh Kethüda Tekkesi ile Yavsî Baba Tekkesi meşihatlarını kendi yönetimi altında birleştirmiştir. Abdülkerim Hilmî Efendi'nin iki oğlu vardır. Bunlardan Mehmed Haşim Çelebi (ö. 1842), babasının tasavvuf anlayışını sürdürmüş ve 1842'ye kadar Ferruh Kethüda Tekkesi ile Yavsî Baba Tekke-si'nin ortak meşihatım üstlenmiştir. Diğer oğlu Mehmed Şükrullah Efendi ise, hilafetini Keşfî Cafer Efendi Tekkesi postnişini Yunusi Hilmî Efendi'den aldığı için söz konusu tarikat merkezlerinde bu şeyhin tasavvuf anlayışını temsil etmiştir.

18. yy'a gelindiğinde, İstanbul Sünbülî organizasyonunu büyük ölçüde yönlendiren Ahmed Vahdî Efendi (ö. 1702) ailesinin tarih sahnesine çıktığı görülmektedir. Ahmed Vahdî Efendi, aslen Halvetîliğin Şemsî koluna bağlı olmakla birlikte, oğulları Mehmed Emin Efendi (ö. 1756) ve İsmail Efendi (ö. 1780), Sünbül Efendi Tekkesi postinişini Mehmed Nureddin Efendi'den hilafet almışlar ve babaları Ahmed Vahdî Efendi'nin Mimar Acem Tekkesi ile Sirkeci Tekkesi'ni kendi kişiliğinde birleştiren ortak meşihatını sürdürmüşlerdir. Mimar Acem Tekkesi'ndeki Sünbülî meşihatı Ahmed Vahdi Efendi'nin büyük oğlu Mehmed Emin Efendi kolundan yürümüş, kendisinden sonra posta geçen aile üyeleri Abdülhay Efendi (ö. 1797), Mehmed Habib Efendi (ö.. 1817), İsmail Efendi (1840) ve Küçük Abdülhay Efendi (ö. 1884), aynı zamanda Ayakapı'daki Sirkeci Tekkesi postnişinliğini de üstlenerek her iki tarikat merkezini Sünbülî organizasyonuna dahil etmişlerdir.

18. yy'ın başlarında faaliyet gösteren bir diğer Sünbülî ailesi, Fatih'te Koruk Tekkesi-») meşihatını üstlenen Mehmed Fahri Efendi (ö. 1735) tarafından kurulmuştur. İlk postnişinliğini ünlü Halvetî şeyhi Ce-

maleddin İshak Karamanî'nin (ö. 1526) yaptığı Koruk Tekkesi postnişinliği, İbrahim Efendi'nin vefatıyla (1715) Mehmed Fahri Efendi'ye geçmiş, halifesi Mehmed Nuri Efendi (ö. 1747) Merkez Efendi Tekkesi şeyhliğine atanırken kendi aile mensupları Mehmed Efendi (ö. 1775), Numan Efendi (ö. 1812) ve Celaleddin Efendi (ö. 1842) Koruk Tekkesi'ndeki Sünbülî meşihatını yürütmüşlerdir.

İstanbul'da Sünbülî faaliyetlerini yürüten son büyük şeyh ailesi, Mehmed Nebî Efendi (ö. 1775) tarafından kurulmuştur. Sünbül Efendi Tekkesi postnişini Mehmed Nureddin Efendi'nin halifesi olan Mehmed Nebî Efendi, 1764'te Keşfî Cafer Efendi Tekkesi meşihatına atanmış ve kendisinden sonra bu tekkede İsmail Hakkî Efendi (ö. 1819) ile Yunus Hilmî Efendi (ö. 1863) postnişinlik yapmışlardır. Bu şeyhler arasında son dönem Sünbülî organizasyonuna damgasını vuran kişi, tarikat silsilesi Mehmed Nebî Efendi'ye bağlanan Yunus Hilmî Efendi'dir. Yetiştirdiği halifeler, 19. yy'ın ikinci yarısından itibaren İstanbul'daki en geniş Sünbülî örgütlenmesini gerçekleştirmişler, başta Merkez Efendi Tekkesi olmak üzere Mimar Acem Tekkesi, Yavsî Baba Tekkesi ve Tarsusî Tekkesi, Yunus Hilmî Efendi'ye bağlı inas kolundan gelen bu şeyhler tarafından yönetilmişlerdir. Keşfî Cafer Efendi Tekkesi'ndeki postnişinliği 1819-1863 dönemini kapsayan Yunus Hilmî Efendi'nin ilk halifesi Ali Koç Efendi (ö. 1863), Tarsusî Tekkesi'ndeki Rı-faî meşihatına son vererek bu merkezi 1856-1863 döneminde Sünbülîliğe bağlamıştır. İkinci halifesi Yorganı lakabıyla tanınan Mustafa Sufî Efendi (ö. 1867), Mimar Acem Tekkesi'ndeki Ahmed Vahdî ailesine mensup son şeyh Abdülhay Efendi'nin 1850'de meşihatı bırakarak Sirkeci Tekkesi postnişinliğine atanması üzerine bu merkezin meşihatını üstlenmiş, kendisinden sonra yerine oğlu Mehmed Arif Efendi (ö. 1908) geçmiştir. Üçüncü halifesi Mehmed Şükrullah Efendi (ö. 1868) ise, Yavsî Baba Tekkesi ile "Ferruh Kethüda Tekkesi'nin ortak meşihatını yürütmüş, vefatından sonra yerini alan oğlu Mehmed Nureddin Çelebi de (ö. 1876) aynı şekilde her iki merkezin postnişinliğini yapmıştır. Yunus Hilmî Efendi'nin dördüncü hali-



Sünbül Efendi Tekkesi'nin haziresinde bir Sünbülî şeyhinin taçlı ve sümbül kabartmalı mezar taşı. Af. Baha Tanınan

fesi Nureddin Efendi (ö. 1880), Merkez Efendi Tekkesi şeyhi Ahmed Efendi'nin (ö. 1836) oğlu olup yaşça küçüklüğü nedeniyle 1873'e kadar posta oturamamış, 1836-1873 arasında İsmail Efendi (ö. 1840), Hüseyin Efendi (ö. 1863) ve Mehmed Emin Efendi (ö. 1873) tarafından vekâleten yönetilen tekke şeyhliğini 1873'te devralarak Yunus Hilmî Efendi'nin tasavvuf anlayışını temsil edebilmiştir. Nureddin Efendi'nin vefatından sonra Merkez Efendi Tekkesi meşihatını sırasıyla oğulları Ahmed Mesud Efendi (ö. 1914) ve Mehmed Zekâî Efendi (ö. 1924) üstlenmişlerdir. Mehmed Zekâî Efendi ise, aynı zamanda Koruk Tekkesi postnişinliğine atanmış ve her iki tekke arasındaki organik ilişki Cumhuriyet döneminde oğlu Nurullah Kı-lıç'ın (ö. 1977) çabalarıyla devam ettirilmiştir. İstanbul'daki son Sünbülî şeyhleri, Nurullah Kılıç'ın halifesi Fahrettin Kalemcioğlu ve ondan icazet alan Fuat Efendi'dir.

Sünbülî tekkelerinin 16. yy'dan itibaren İstanbul topoğrafyasındaki dağılımı, aynı zamanda tarikatın faaliyetlerini şehir hayatında yoğunlaştırdığı bölgeleri göstermesi bakımından üzerinde durulması gereken bir konudur. Tarikatın tarihi boyunca İstanbul'da kurduğu 17 tekkeden 13 tanesinin suriçinde bulunması, Sünbülî organizasyonunun ağırlıklı olarak bu bölgeyle sınırlı bir faaliyet yürüttüğünü gösterir. Diğer yandan tarikatın suriçindeki örgütlenmesini sağlayan bu grup içindeki tekkelerin 9 tanesinin 16. yy'da kurulması, Sünbülîliğin İstanbul hayatındaki erken dönem faaliyetlerinin yoğunluğunu gözler önüne sermektedir. 16. yy'a ait bu merkezler kuruluş sırasına göre Sünbül Efendi Tekkesi (Kocamustafapaşa), Alâeddin Tekkesi (Aksaray), Mimar Acem Tekkesi (Mevlenakapı), Sinan Erdebilî Tekkesi (Sultanahmet), Hacı Kadın Tekkesi (Samat-ya), Şah Sultan Tekkesi (Davutpaşa), Ferruh Kethüda Tekkesi (Balat), Hacı Evhad Tekkesi (Yedikule) ve Mehmed Ağa Tek-kesi'dir (Fatih). Sur dışında ise 16. yy'da kurulan üç önemli Sünbülîmerkezi vardır. Bunlar Mevlevîhane Kapısı haricindeki Merkez Efendi Tekkesi'ni, Eyüp'te Şah Sultan Tekkesi ile Balçık Tekkesi'nin kurulması izlemiştir. Sur dışında faaliyete geçen son Sünbülî merkezi ise Fmdıklı'daki Keşfî Cafer Efendi Tekkesi'dir.

Tarikatın tarihinde 16. yy'dan sonra ikinci önemli faaliyet dönemi 18. yy'a rastlamaktadır. Bu dönemde temelleri atılan Ağaçayırı Tekkesi ile Küçük Efendi Tekkesi, Kocamustafapaşa'da faaliyete geçmişler, Körükçü Tekkesi ise Silivrikapı'da kurularak tarikatın suriçindeki mevcut örgütlenme ağını daha da genişletmişlerdir. 19. yy'da ise yalnızca Samatya'daki Kasap İl-yas Camii'ne(->) meşihat konulmak suretiyle faaliyete geçirilen Kulemeydanı Tekkesi kurulmuştur.

Sünbülîliğin İstanbul'daki diğer tarikatlarla olan sosyokültürel ilişkisinde bu tarikatlardan devraldığı tekkelerin önemli payı vardır. 16. yy'ın başlarından 19. yy'ın sonlarına kadar başta mensubu bulunduğu Halvetîliğin diğer kollan olmak üzere Nak-



Dostları ilə paylaş:
1   ...   23   24   25   26   27   28   29   30   ...   140


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə