I d I n I a V a 3IV1ho nin



Yüklə 8.82 Mb.
səhifə29/140
tarix30.12.2018
ölçüsü8.82 Mb.
1   ...   25   26   27   28   29   30   31   32   ...   140

Mimari

Binanın Bahariye Caddesi üzerindeki basamaklarla yükseltilmiş girişinin üstü çelik konstrüksüyon ve camla örtülmüştür. Düşeyde pencereler ayıran ve cephe boyunca devam eden Korint başlıklı, dörtgen kesitli pilastrlar arasında heykeller ve masklar yer almaktadır. Binanın çatı parapetinin ortasındaki yarım daire alınlığın her iki yanında da kadın heykelleri vardır. Kalfaoğ-lu Sokağı'na bakan cephede ise, bir dizi

yuvarlak kemerli arkadın çevrelediği bir balkon yer almaktadır. İç mekânda ise fuayeden salona geçilen kapının her iki yanında üst kattaki balkon ve localara çıkan merdivenler yer almaktadır. Heykeller ile süslenmiş salonun tavanının tam ortasında bir daire içinde "Tiyatro mektebi ebedidir, musiki ruhun gıdasıdır" ve dört köşesinde "Geliniz, görünüz, anlayınız, ibret alınız" yazıları bulunmaktadır.

Bibi. S. ilmen, Teşebbüslüklerim ve Reisliklerim, İst., 1949; G. Akçura, "Süreyya Sineması", İstanbul, S. 2 (1992), s. 119.

YILDIZ SALMAN



SÜRMELİ ALİ PAŞA ÇEŞMESİ

Kadıköy İlçesi'nde, Osman Ağa Cami yanında, Üzerlik Sokağı ile Yağlıkçı İsmail Sokağı'nm köşesinde Çarşı Hamamı'mn altında yer alır.

Çeşme İ. H. Tanışık ve A. Egemen tarafından Sürmeli Ali Paşa Çeşmesi olarak isimlendirilmiş ve Sürmeli Ali Paşa tarafından yaptırıldığı ileri sürülmüştür. Eski semt sakinlerince de Sürmeli Ali Paşa Çeşmesi adıyla bilinen yapı literatüre de bu ad altında geçmiştir. Oysa üzerindeki kitabeden 1145/1732'de Kadıköy'deki 1105/1693 tarihli diğer Sürmeli Ali Paşa Çeşmesi'nden 40 yıl sonra inşa edildiği anlaşılmaktadır. "Asaf-ı cem şiyem Ali Paşa yaveri olan Hazret-i Bari" şeklinde başlayan ve A. Egemen tarafından bütün metni yayımlanmış kitabesinde Sürmeli lakabı ve sadrazam unvanına yer verilmemiştir. Bu durum yapının başka bir Ali Paşa tarafından yaptırıldığını ya da eskiden var olan bir çeşmenin onarıldığını düşündürmektedir.

Küfeki taşından yapılmış çeşmenin kitabesi ve aynataşı beyaz mermerdendir. Dikdörtgen planlı yapının arkasında Çarşı Hamamı'na bitişik hazne bulunmaktadır. Suyunu Osman Ağa Gamii'nden çekilen borulardan alan çeşmenin haznesi kullanılmamaktadır. Üç üniteden oluşan ön cep-

SÜRMELİ ALİ PAŞA ÇEŞMESİ

116


117

SÜTLÜCE

ilkleri, bir aşk vesilesiyle dile getirir ı zer defter-i â 'malineyazdırma günâh /Etme zâhid heves-i işret-i Kâğıdhâne//Bir mürekkepçi güzel sevdim icabet etse/Ederim nâme yazıp da'vet-i Kâğıdhâne).

Sürurî'nin gazelleri arasında konusu istanbul olanlar bulunduğu gibi peyderpey istanbul'dan bahseden beyitleri de vardır. Çeşitli semtleri, gündelik hayatı, tarihi hadiseleri ve eğlence dünyası ile bütün bir istanbul, bu şiirlerde canlı tasvir ve tanımlamalarla anlatılmıştır. Keza kıt'aları içinde de belge niteliği taşıyan pek çok mısra bulmak mümkündür (Şiddet-i sermâya takat mı gelir kim gitmiyor /Bahusus ol-mağla dağlarda kömür az gelmiyor/Bah-çeveş yağdı zemîn-i hâtıra tarih-i tam/Erzurum'a dönmüş İstanbul bu yıl y az gelmiyor).

iskender pala süslü karakol

Şişli İlçesi'nde, Nişantaşı Mahallesi'nde, Ih-lamur-Nişantaşı Yokuşu üzerinde, kendi adını verdiği durağın karşısındadır.

Ihlamur semtinde, III. Selim (hd 1789-

Sürmeli Ali Paşa Çeşmesi

H. Örcün Bartfta, 1987

henin ortasında dışa doğru taşırılmış iki ayağı birbirine bağlayan sivri kemer gözü içine iki tarafı birer tas yuvası ile bezenmiş aynataşı oturtulmuştur. Sivri kemer yatay ve dikey silmelerle çerçevelenmiştir. Kilit taşı bir kabara ile belirlenmiş kemerin üzerinde kitabe vardır. 18 mısralık kitabe 5 sıra şeklinde yan yana 4 bölümden oluşmaktadır. Ortadaki üniteler beşer satır, yanlardaki üniteler dörder satır biçiminde dizilmiştir. Yan ünitelerde beşinci satırın yerini aşırı "C" kıvrımlı dallar ve yapraklardan meydana gelen bordur kartuşları bezemektedir.

Yatay ve dikey silmelerden oluşan çerçeveyle kuşatılmış aynataşmı üstte açık ve kapalı palmetlerden oluşan bir bordur sınırlamaktadır, iki yönde köşebentlerle zenginleştirilmiş kör sivri bir kemer gözü altına bir kabara oturtulmuştur. Kabaranın altında iki tarafı birer servi motifiyle bezenmiş üç musluk lülesi vardır. Servilerin gövdesi çavuş nişanı biçiminde taranmış ve uçları bir "C" kıvnmıyla dışa doğru yönlendirilmiştir. Servi uçlarını yukarıda köşebentler içine oturtulmuş çeşitli açılardan yansıtılmış birer üçlü gül dalı taçla-ndırmaktadır.

istanbul çeşmeleri arasında uçları dışa doğru yönlendirilmiş servi motifleriyle süslenmiş aynataşıyla ilgi çeken yapının önünde dışa doğru taşan mermer bir tekne ve iki tarafında dinlenme taşları vardır.

Bibi. Tanışık, istanbul Çeşmeleri, 342, 343; H. Ö. Barışta, İstanbul Çeşmeleri-Bereketzade Çeşmesi, ist., 1989, s. 46, 51; A. Egemen, İstanbul'un Çeşme ve Sebilleri, ist., 1993, s. 129-130. H. ÖRCÜN BARIŞTA

SÜRMELİ ALİ PAŞA ÇEŞMESİ

Kadıköy İlçesi'nde, Mühürdar Sokağı ile Yasa Sokağı'nın köşesinde, Ayia Eufemia Rum Ortodoks Kilisesi'nin duvarı üzerinde yer almaktadır. Üzerindeki kitabeden Sad-

razam Sürmeli Ali Paşa'nın 1105/l693'te çeşmeyi yaptırdığı anlaşılmaktadır. Yahya Hilmi'nin eseri olan kitabesinin yanısıra lale ve karanfillerle bezenmiş dallarla süslü aynataşı ile ilgi çeken eser, Kadıköy'ün 17. yy'a ait erken tarihli çeşmelerinden biri olması açısından değerlidir.

Orijinal durumunu yitirmiş olan yapının haznesi ve yan ünitelerinin yanısıra örtü sistemi değişikliklere uğramıştır. Nitekim çeşmenin sol tarafında yer alan dikdörtgen yüzey üzerindeki hazne kapağı ve sağ tarafında bulunan kilise duvarı üzerindeki mukarnas izleri yapının iki yönde gelişen bir tasarımla planlandığına işaret etmektedir. Diğer taraftan arkasındaki ve yanlardaki yapılara bitişik hazne, yarısından fazlası toprağa gömülü aynataşı, dökülen asfaltla yol kotu altında kalan üniteler ve bir bölümü günümüze ulaşan eğik çatının üzerine sonradan kaplanan Marsilya kiremitleri, konstrüksiyon ve ön cephe konusunda kesin bilgi vermeyi engellemektedir. Çeşmenin önüne oturtulan kurna ve yüzeyleri taraklanmış taşlar, yapının bazı ünitelerinde onarımlar yapıldığını ortaya koymaktadır.

Küfeki taşından yapılmış çeşme yapısının aynataşı beyaz mermerdendir. Sonradan taraklanmış sivri kemerin kuşağında siyah mermer türü taşların da kullanıldığı gözlenmektedir. Çeşme cephesi iki tarafında yan üniteler bulunan dışa doğru taşırılmış, dikey oturtulmuş bir dikdörtgenden oluşmaktadır. Ortada iki ayağı birbirine bağlayan sivri bir kemer gözü içinde aynataşı vardır. Küfeki taşı ve siyah mermer dizisiyle örülmüş kemer kuşağının kilit taşı bir kabarayla belirlenmiştir. Dikey ve yatay silmelerle çerçevelenmiş kemerin üstünde dikdörtgen bir pano biçiminde kitabe bulunmaktadır. Kitabenin iki tarafında ortada bir yıldızçiçeğinden gelişen yapraklarla bezenmiş birer rozet yer almaktadır. Bugün bu rozetlerden sol taraftaki aşınarak plastik özelliğini kaybetmiştir.

Çeşmenin aynataşı, sivri bir kemer gözü altına oturtulmuş, yıldızçiçeğinden ge-



Sürmeli Ali Paşa Çeşmesi

Enis Karakaya, 1992

lişen bir kabara ve iki tarafına yerleştirilmiş iki lale, bir karanfille bezenmiş, birer "C" kıvrımlı dalla süslenmiştir. Yatay ve dikey silmelerden oluşan dikdörtgen bir çerçeve içine alınmış kemer gözü yukarıda bir kartuşla sınırlanmış ve bir sıra palmetten meydana gelen bir bordürle taçlandırıl-mıştır.

Bibi. Tanışık, Çeşmeler, II, 228, 229; A. Egemen, İstanbul'un Çeşme ve Sebilleri, İst., 1993, s. 128, 129.

H. ÖRCÜN BARIŞTA



SÜRURÎ OSMAN

(l l Şubat 1752, Adana - 2 Şubat 1814, istanbul) Divan şairi.

Adana'da iyi bir tahsil gördü. 27 yaşındayken istanbul'a geldi. Bir ara devrin ünlü şairi Sünbülzade Vehbî'ye kapılandı. Anadolu'nun çeşitli yerlerinde 16 yıl kadar kadılıklarda bulundu. Vehbi, Eskizağra kadısı iken onun kethüdası idi. Yenipazar kadılığı yaptı. Son görevi Anadolu Kazasker-liği'nde bir memuriyetti. Mezarı Edirneka-pı dışında iken bugün üzerinden yol geçmiştir.

Gençliğinde Hüznî mahlasıyla şiirler yazan Sürurî'nin Divan'ındun (Bulak, 1839) başka Hezeliyyât'ı ile SürurîMecmuası adıyla anılan ebced hesabıyla manzum tarihlerini topladığı bir eseri vardır. Gerek hicivlerinde, gerekse sayısı 2.000'i geçen tarihlerinde kişiler, kurumlar, hadiseler, başka yerde bulunması pek güç bilgilerle şiire geçirilmiştir. Günlük olağan hadiselerden siyasi ve askeri oluşumlara kadar 18. yy'ın sonu ile 19. yy'ın başı Istanbul'undaki her türlü olay, Sürurî'nin kalemiyle birinci dereceden tarihi kaynağa dönüştürülmüştür. Özellikle İstanbul'da bulunduğu yılların en geniş sosyal, siyasal, askeri ve psikolojik panoramasını onun bu küçük şiirlerinde görmek mümkündür.

Sürurî'nin Divan'mda. o dönemde inşa olunan Beşiktaş Sarayı vasfındaki kasidenin sonunda bir tarih mısraı da yer alır ("Mübarek ola bu zîbende menzil şâh-ı devrânar"). Keza devrin ünlü siması Şeyhülislam Esad Efendi'ye sunduğu bir methiyede de istanbul'un coğrafi, sosyal ve kültürel ortamını överek anlatır (Sitan-

Yeni dünyaya gelmiş tıfle benzer rahm-i mâderden//...//Sakınsın sahn-ı seyran-gâhlarda kendisin âşık/Eder kim izdi-hâm-ı dil-rübâyân-ı semenberden). Bir gazelinde şehrin güzellerinden, güzelliklerinden, tekkelerinden, hüner erbabından övgü ile bahsederken (Ekser-i mâlik olan kimse nısâb-ı hünere/Kâ'be-veş kıldı ziyaret derin İslambol'un // Dergeb-i Behçet Efendi'ye Süruriyürü var/Tuhfe et medh-i neşat-âverin İslambol'un), istanbul hasretiyle yazdığlITir gurbet gazelMde de şehrin kültür ortamından uzak kalışına âdeta hayıflanır (Hamûşândır bahar olmazsa mürgân-ı çemen amma / Neva-pervâzdır her dem sühangûyân-ı İslambol// Süru-rî'den selâm olsun vatanda olan ahbaba / Unutturdu sıla fikrin ana yârân-ı İslambol). Kâğıthane vasfında yazdığı bir gazelde ise buradaki eğlenceleri ve güzel-

1807), kurduğu Nizam-ı Cedid birliklerini barutlu tüfeklerle donatmış, okçulukta bilinen nişantaşı dikme geleneğini tüfek atışı yarışmalarıyla devam ettirmiştir. Daha sonraları II. Mahmud da (hd 1808-1839) kumandanlanyla beraber yarışmalara katılmış, yarışmalar sonucunda rekorlar kırarak semte kitabeli nişantaşları diktirmiştir. II. Mahmud'dan sonra tahta geçen Abdülme-cid (hd 1839-1861) buraya iki kasır yatırıp çevreyi ağaçlandırarak yapılanma hareketini hızlandırmış ve özendirmiştir. Teşvikiye Camii(->) ve Yıldız Sarayı'mn(->) inşasından sonra Yıldız Bulvarı ve Nişantaşı ekseni iyice popüler hale gelmiş ve yoğun yerleşim başlamıştır. Bu arada III. Selim zamanında yaptırılan ahşap karakol ve köşk yıktırılmış, yerine 1282/1866'da Ab-dülaziz (hd 1861-1876) tarafından Aziziye Karakolu inşa edilmiştir. Karakol halk arasında, cephesindeki yoğun bezeme nedeniyle Süslü Karakol adını almıştır.

Yapının cephe tasarımında o dönemde moda olan neogotik üslup kullanılarak, sivri kemerli kapı ve pencerelerle donatılmıştır. Köşelerde sütunların taşıdığı ku-lecikler ve pencereler arasında cepheyi üç bölüme ayıran, dışarıya taşkın kolonlarla yapı, askeri mimarlığı andıran brütal bir görünümdedir. Yüksek bir platform üzerindeki iki katlı yapı özgün halini kaybetmeden önce dışarıdan kagir, içeriden ahşaptı. Zeminde koridor, kapı ve pencere çerçeveleri mermerliydi ve kapının iki yanında iki adet mermer sütun yer almaktaydı, iç mekânda tavan ve mobilyalar yağlıboya ve altın yaldızla oldukça yoğun bir bezemeye sahipti. Arkada kagir mutfak ve ahır yer almaktaydı. Günümüzde üzerinde lokantanın armasını taşıyan yüksek sivri kemerli kapının üzerinde, beyaz mermer üzerine kazılan güneş ışınlarının içine yerleştirilmiş II. Abdülhamid'in (hd 1876-1909) tuğrasını taşıyan büyük bir arma yer almaktaydı.

1904'te II. Abdülhamid'e yapılan bombalı suikasttan sonra, çevreye bu yapıyı andıran küçük taş karakollar yaptırılmıştır. 1909'dan sonra söz konusu karakollara Selanik'ten gelen jandarmalar yerleştirilmiş, 1910'da Jandarma Mektebi olmuş, yanlarına kurulan küçük barakalarda Çanakka-

Süslü Karakol

Ertan Uca, 1994/ TBTTVArşivi

le gazileri tedavi edilmiş, 1922'den sonra ise kullanım dışı kalmıştır.

Bibi. N. Peker, "Süslü Karakol", TTOKBelleteni, S. 61/340 (Ocak-Şubat 1978), 15-16.

TARKAN OKÇUOĞLU



SÜTLÜCE

Sütlüce, Haliç suyolunun kuzeydoğusunda, Haliç kıyısında yer alan bir yerleşmedir. Halic'in kuzeye doğru büyük bir kavis yaparak döndüğü yerde Kâğıthane'ye doğru uzanan kıyı boyunca ve geride yükselen iki tepenin yamaçlarına doğru yayılmıştır.

Sütlüce'yi kente bağlayan en kuvvetli ulaşım bağlantısı; semtin güneybatısından ve içinden geçen eski bir bağlantı yolu olan Bademlik Caddesi üzerine oturan ve 3. Haliç Köprüsü ile devam eden çevre yoludur. Boğaziçi Köprüsü uzantısı olan bu yol, aynı zamanda, semtin kuzeydoğusunda, Okmeydanı'ndan ayrılan bağlantı yolu ile Hasdal askeri alanı yakınında TEM ile birleşerek Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ile bağlantı kurar.

Kıyıdan geçen Haliç kıyı yolu (Sütlüce içinde Karaaağaç Caddesi ve Kağıthane'ye doğru Imrahor Caddesi adını alır) devamında, Kumbarahane Caddesi, Hasköy Caddesi ve diğer kıyı yolları ile, Kâğıthane, Beyoğlu ve Halic'in kuzeydoğu yakasındaki diğer yerleşmelere ulaşır.

Semt, idari açıdan Beyoğlu tlçesi'ne bağlı bir yerleşmedir.

1934 Şehir Rehberi hde Sütlüce; Beyoğlu Kazası ve Hasköy Nahiyesi'ne bağlı bir mahalle olarak görülmekte ve bugünkü Halıcıoğlu Mahallesi, Sütlüce mahalle hudutları içinde kalmaktadır. Kâğıthane De-resi'nin Halic'e döküldüğü yere kadar uzanan yoğun yerleşme alanlarından sonra gelen kıyı ve gerideki alanlar (bugünkü Örnektepe Mahallesi ve kuzeyi) ise Karaağaç olarak isimlendirilmekte ve bu bölge de Sütlüce Mahallesi'nin sınırları içinde sayılmaktadır.

1973-1974'te 3. Haliç Köprüsü ve devamındaki çevre yolu inşa edildikten sonra, eski Bademlik Caddesi'ne oturan çevre yolu sınır teşkil etmek üzere, yolun güneydoğusunda kalan ve eski Sütlüce Mahallesi sınırları içinde yer alan bölge Halıcıoğlu Mahallesi olarak Sütlüce Mahallesi'nden ayrılmıştır.

19. yy'da başlayan ve giderek gelişen sanayileşme ve kentleşme hareketleri Haliç kıyılarının sanayi ile dolmasına, gerideki boş alanların ise kaçak konut yapılanmalarına maruz kalmasına neden olmuştur. 1985-1986'da kıyıdan geriye doğru bu bölge de Kâğıthane ilçe sınırlarına kadar Örnektepe Mahallesi olarak Sütlüce Mahallesi'nden ayrılmıştır ve Halıcıoğlu Mahallesi ile arasında çevre yolu sınır teşkil etmektedir.



Osmanlı döneminde kurulmuş, ilk gelişmesi 16. yy'a kadar inen eski bir yerleşme olan Sütlüce semtini, 1934 Şehir Reh-öerz hdeki Sütlüce Mahallesi sınırları içinde tanımlamak doğru bir yaklaşım olacaktır. Bu durumda bu semte bugün giren mahal-

SÜTLÜCE

118


119

SÜTLÜCE VAPURU

leler Sütlüce Mahallesi (bugünkü Sütlüce Mahallesi hudutları içine giren alan), Ha-lıcıoğlu Mahallesi, Örnektepe Mahallesi olmak üzere 3 mahalle birimidir.

Semtin adının nereden geldiği tam olarak belli değildir. Bizanslılar buraya "Galat-yani" derlerdi. Bazı yazarlar bunun Rumca "süt" anlamına gelen "galatea"dan geldiğini, bunun nedeninin de burada annelerin sütünü çoğaltan bir ayazma olduğunu rivayet ederler.

Evliya Çelebi ise, "Acem dilinde adına Kend-şir derler. Arapçadaki adı ise Rab-ta-i leben'dir. Rumca Galata derler. Hepsi de süt manasınadır. Bu kasabaya Sütlüce denmesinin sebebi, bitki ve havasının güzelliğinden ötürü sütünün halis olmasıdır" demektedir.

Semtin ticari merkezi Sütlüce ve Ha-lıcıoğlu iskeleleri çevresinde kıyı boyunca gelişmiştir. Sütlüce'nin merkezi, Haliç kıyı düzenleme çalışmaları esnasında (1984-1985) mezbahanın işlevinin durdurulması ve kıyıdaki diğer sanayi tesislerinin kaldırılması ile hareketliliğini kaybetmiş ve nispeten daha az gelişmiş bir merkez görünümündedir.

Semtin batısında Haliç suyolu yer almakta ve karşısına isabet eden kıyıda tarihi Eyüp yerleşmesi bulunmaktadır. Kuzeydoğusunda Kâğıthane llçesi'ne ait Talat Paşa Mahallesi ile çevre yoluyla kısa mesa-fade sınır teşkil eden Çağlayan Mahallesi, güneydoğusunda ise Beyoğlu llçesi'ne ait Piri Paşa Mahallesi ve Piyale Paşa Mahallesi yer almaktadır.

Bizans döneminde, Halic'in güney kıyılarının, iş, ticaret, denizcilik, dini tesisler ile dolu bir bölge olmasına rağmen; kuzey kıyılarında etrafı surlarla çevrili ayrı bir şehir olan Galata(-t) dışında bir yerleşme gelişmemiştir. Dolayısıyla doğal karakterini koruyan buradaki sırtlarda muhtemelen önemsiz ufak yerleşmeler ile tek tuk manastırlar da bulunabilir. Ancak Bizans döneminde Halic'in kuzey kıyısı fazla kullanılmamıştır. Bu dönemde, Eyüp'teki Taş-lıburun mevkii ile Sütlüce'deki Karaağaç mevkii arasında Kâğıthane Deresi'nin tatlı suyu ile Halic'in tuzlu suyunu birbirinden ayıran bir setin varlığı bilinmektedir. Derenin suyu fazla geldiğinde su bu setin üzerinden aşarak Halic'e dökülmekte, sürüklediği çamurlar ise bu seti geçemediğinden Halic'in dolması engellenmekteydi. Derenin taşkın olmadığı zamanlarda ise, bu set köprü vazifesi görmekte ve karşıdan karşıya bu set üzerinden geçilmekteydi. Bazı araştırmacılar Eyüp'teki Defterdar mevkii civarında ahşap bir köprünün varlığından, bu köprüyü İustinianos'un sonradan 12 kemer üzere kagir olarak inşa ettirdiğinden, halkın Eyüp'ten Sütlüce'ye Deve Köprüsü denen bu köprüyü kullanarak geçtiğinden söz ederler. Evliya Çelebi, Bizans döneminde bu yerde zincirden yapılmış büyük bir köprü olduğundan bahsetmekte ve bu köprünün kalıntılarının 17. yy'da hâlâ görüldüğünü söylemektedir.

Osmanlı döneminde, özellikle 16. yy'dan itibaren, Sütlüce semti İstanbul'un



Sütlüce

Ertan Uca, ] 994/TETTV Arşivi

en gözde mesire ve sayfiye yerlerinden biri olmuştur. Kıyıları yalılarla; gerideki Bademlik mevkiine doğru kademeler halinde yükselen sırtlar, bağlar, bahçeler, zarif köşklerle dolmuştur. Evliya Çelebi, "Sütlü-ce'yi "Galata Kadılığı'na bağlı, müstakil subaşı ve hâkimi olan 200 kadar bakımlı, cennet gibi bahçesi olan saraylar ve diğer yüksek binalarla süslü şirin bir kasaba" olarak tanımlamaktadır. Yine Evliya Çelebi, Sütlüce'den denizyolu ile Alibey Kö-yü'ne ve Kâğıthane Köyü'ne kuzey tarafından 9 mil kadar olan Haliç ile iki tarafın çimenlik safa yerlerini seyrederek Kâğıthane'ye" varıldığını, bu kasabanın "Kâğıthane boğazı ağzında kurulduğundan evlerin deniz kıyısından ta Caferâbâd Dağı'na çıkılmcaya kadar birbiri üzerine yapılmış, Halic'e ve Eyüp'e bakan, bağlı bahçeli büyük konaklar" olduğunu söylemektedir.

Bu yerleşme dokusunun arasında l cami, 2 mescit, 4 tekke, l han, l hamam, 50 kadar dükkân ve iskele başına yine Evliya Çelebi'nin ifadesi ile "irfan sahiplerinin dinlenme yeri olan seyir sofası" ve çeşmeler gibi sosyal amaçlı hizmet yapıları oluşmuştur. Ancak burada klasik anlamda bir tarikat tekkesinden ziyade bir mesire ve eğlence yeri niteliğini taşıyan bazı tekkeler de kurulmuştur.

Bu dönemde Halic'in iki kıyısı arasındaki bağlantısı, "pereme" denilen kayıklarla sağlanıyordu. 1913'ten sonra semtte Sütlüce ve Halıcıoğlu olmak üzere iki vapur iskelesi inşa edilmiştir. Sütlüce'nin yukarısında, dere ağzına da Kâğıthane Vapur iskelesi yapılmıştır. Ancak, iskele binası bugün yoktur. 1984-1985'te Haliç kıyılarının sanayiden arındırılarak kamuya açık kullanımlar getirilmesi uygulamaları kapsamında, Sütlüce kıyılarında sanayi tesisleri ortadan kaldırılmış, yerlerine park alanları yapılmıştır.

Halıcıoğlu ve Sütlüce vapur iskelelerinin deniz taşımacılığındaki faaliyetleri,

Halic'in giderek dolması ve çevre yolları ile kuvvetlenen karayolu ulaşım bağlantıları nedeniyle 1980'li yıllarda durdurulmuştur. Bugün iki kıyı arasında motor, kayık tipi küçük ulaşım araçları kullanılmaktadır.

Semtteki tarihi yapılar arasında Mah-mud Ağa Camii olarak da bilinen Çavuşba-şı Camii(->), Kaysunizade Mescidi(->), Sütlüce'nin en eski tekkesi olup bugünkü Ha-sırîzade Tekkesi'nin yerinde bulunan ve klasik anlamda bir tekke olmaktan çok, bir mesire mahalli niteliğini taşıyan Caferâbâd Tekkesi (16. yy); yine aynı nitelikteki Ha-sanâbâd (Neznamâbâd) Tekkesi (17. yy); tasavvufi hizmet amacıyla kurulmuş, Elifi Efendi Sokağı üzerinde, Çavuşbaşı Ca-mii'nin arsası ve yanındaki nazirenin bitişiğinde yer alan 18. yy'a ait Hasırîzade Tek-kesi(->) Elifi Efendi Sokağı başında 16. yy'ın başlarında inşa edilmiş olan Ishak Ce-maleddin Karamam Tekkesi, öncelikle sayılması gerekenlerdir.

Sahildeki yalı, kasır ve bahçelerden bugüne bir iz kalmamışsa da, semtin geçmişteki görünümü hakkında bir fikir verebilmek için bazılarından söz etmek yararlı olacaktır.

Sütlüce sahilleri Osmanlı döneminde Halic'in karşı sahilleri gibi bir sayfiye ve dinlenme yeri olarak sultan ve devlet ricalinden kişiler dahil halk tarafından rağbet görmüş, sahillere yalı, kasır, bağ ve bahçeler yapılmıştır. Sahilde bugünkü Sütlüce İskelesi'nin kuzeybatı tarafı, Evliya Çelebi'nin de anlattığı gibi çimenlik bir mesire yeriydi. Daha kuzeyde bugünkü mezbahanın (salhane) olduğu yerin yukarsın-da Karaağaç Yalısı vardı ve Karaağaç Korusu ile çevriliydi (bak. Karaağaç Sahilsa-rayı ve Bahçesi).



Evliya Çelebi'nin Seyabatname'sinde Karaağaç Sahilsarayı'na bitişik olarak, çam-fıstığı ağaçları ile süslü güllü ve bülbüllü bir bağ olan Ebussuud Bahçesi gösteril-

mistir. I. Süleyman (Kanuni) döneminin (1520-1566) şeyhülislamı Ebussuud Efendi meşhur tefsirini bu bağda yazmıştır.



Yine Evliya Çelebi'ye göre, Ebussuud Bahçesi'nin yanında, bahçesi avlularla süslü Bezirgânbaşı Bağı olarak kaydedilen yerde bir yalı vardı. Ayrıca yine Seyahat-name'de yeri tam olarak gösterilmeyen, Eski Yusuf Bahçesi adında bir bahçe daha mevcuttu. Seyahatname'de Bezirgânbaşı Bağı'nın yanında ibrahim Hanzade-ler Yalısı'nın geldiği kaydı vardır, ibrahim Hanzadeler, Sokollu Mehmed Paşa soyundan geliyordu. I. Ahmed (hd 1603-1017) Sultan Ahmed Camii'ni yaptırmak istediğinde, yerinde bulunan ve Sokollu Mehmed Paşa Sarayı'nı istimlak ettirmiş, bunun bedelini kısmen ödemiş, kalanına karşılık da Karaağaç'taki bu yalıyı vermişti.

Bostancıbaşı Defterleri'nde, ikinci defterden itibaren "beylik şalupa kayıkhaneleri" ile "Agop Zımmî'nin değirmeni" görülmekte, dördüncü defterde (1814-1815) bu değirmenin Kormoz adlı bir gayrimüslime intikal ettiği anlaşılmaktadır. R. E. Koçu bu değirmenin Haliç sahillerindeki değirmenlerin en eskisi olduğunu söylemekte, Halic'in bir sanayi bölgesi haline gelmesinde bu değirmenin etkisini belirtmektedir.

Bunların dışında, Ali Ağa Bahçesi, Ga-nizade Bahçesi gibi meşhur bahçelere kayıtlarda rastlanmaktadır. Yine bir kaynağa göre Ebussuud Efendi'nin bahçesinin sahil tarafında, Bizans döneminden kalan Haliç setinin kalıntılarından bir taş bulunduğu; halkın, şeyhülislam efendinin hünkâra yakınlığını bildiğinden ona ulaştırmak istedikleri dileklerini bu taşın üzerine yazarak bıraktıkları ve bu taşa Arzuhal Taşı denildiği rivayet edilmektedir.

Sütlüce Hamamı, semtin merkezinde ve Sütlüce İskelesi'ne yakın bir mevkide, kıyı yolu üzerine ve Kâğıthane'ye doğru giderken yolun sağında, kendi adım verdiği Hamam Sokağı ile kesiştiği noktada yer almaktadır. Üzerinde herhangi bir kitabeye rastlanmamakta ve yapım tarihi ve mimarının kim olduğu bilinmemektedir. Ancak Mimar Sinan'ın eseri olması ihtimali kuvvetlidir. Camekân bölümü ahşap, diğer kısımları moloz taşla inşa edilmiş olan ve iki kubbesi bulunan hamamın bir bölümü, II. Abdülhamid zamanında (1876-1909) yenilenmiştir. Bugün yapılar arasında kaybolan ancak faaliyetim devam ettiren yapı, erkekler hamamı olarak hizmet vermektedir.

Sosyal ve kültürel açıdan zengin, eski bir yerleşme olan Sütlüce'de günümüze kadar ulaşmış ve farklı devirlerde inşa edilmiş çeşmeler mevcuttur.

Çavuşbaşı Camii'nin avlusunda banisinin mezarı ile camiyi onun için yaptırmış olduğu Şeyh İshak Kemaleddin Karama-nî'nin türbesi yer almaktadır. Mescidin naziresinde Mesnevi'yi şerh edenlerden Yusuf Sîneçâk, kardeşi Şair Hayreti, ünlü şair Şeyh Galib'in kız kardeşi, Sadî dergâhının son şeyhi, 1927'de vefat etmiş olan âlim, şair ve hattat Hasırîzade Şeyh Elif Efendi ve daha birçok ünlü kişi gömülüdür.

Bugün mevcut olmayan eski Çavuşbaşı Camii'nin kapısının karşısında hattat Ah-

med Karahisarî(-0, kubbesiz bir türbede gömülü idi.

Osmanlı döneminden günümüze intikal eden önemli konut yapılarından biri Hasırîzade Tekkesi'nin misafirlerinin ağırlandığı konaktır. Tekkenin bahçe kapısının karşısında yer alan konak ahşap bir yapı olup eğimden dolayı batı cephesinde üç katlı, doğu cephesinde iki katlı görünmektedir. Bir diğeri ise kıyı yolu üzerinde merkezde ve Hasköy'e giderken caddenin sol tarafında yer alan konut dizisidir. 1. Ulusal Mimari Üslubu'nda inşa edilen üç katlı, kagir ve birbirinin aynı olan bu sıra evlerin mimarı belli değildir.

Sütlüce'nin ekonomik ve fiziksel yapısını etkileyen önemli bir yapı da kıyıda yer alan Sütlüce Mezbahası'dır(->).

Sütlüce semti, çevresinde yer alan Beyoğlu, Kasımpaşa, Şişli, Kâğıthane gibi kuvvetli merkezlerin etki alanında olduğundan ekonomik açıdan önemli bir gelişmeye sahne olmamıştır. Yine de kıyıdaki sanayi kuruluşları, mezbaha, Kasımpaşa ve Hasköy'de kurulu tersaneler semtin ekonomik yapısına bir hareketlilik getirmekteydi. 1984-1985'te gerçekleştirilen kıyının sanayi tesislerinden arındırılması uygulamaları ile merkez canlılığını yitirmiştir.

1950'lerde başlayan, 19öO'larda kuvvetlenen sanayileşme ve hızlı kentleşme ile Halic'in geneli olduğu gibi Sütlüce kıyıları da sanayi kuruluşları ile dolarken gerideki alanlarda, eski doku yerini yavaş yavaş yüksek katlı, yoğun yapılanmalara bırakmış, Karaağaç'ın sırtları ve eski bağlık bahçelik alanlar ise gecekondular ile dolmuştur. Yapılan bir araştırmaya göre Sütlüce Örnektepe Mahallesi gibi gecekondu alanları hariç, istanbul doğumluların en yüksek orana sahip olduğu bir yöredir.

Bibi. Evliya, Seyahatname, I, 284-286; Anonim, "Haliç Şirketi", Eyüp'te Zaman, Dünden Bugüne, S. 6 (1975), s. 14-15; I. Tekeli, "1839-1980 Arasında İstanbul'un Planlama Deneyimleri, icabında Plan", istanbul, S. 4 (1993), s. 26-37; Ayvansarayî, Hadîka; Tanışık, İstanbul Çeşmeleri, II, 13, 43, 241; E. Tümertekin-N. Ozgüç, "İstanbul'da Nüfusun Doğum Yerlerine Göre Dağılışı", Şehircilik Enstitüsü Dergisi, S. 8-9 (1974), s. 33-71; S. Eyice, "Tarihte Haliç", Haliç Sempozyumu, 10-11 Aralık 1975, ist., 1975, s. 263, 287; ISTA, 2981-2982, 3331, 4518; Anonim, Ergin, Rehber.

H. FAHRÜNNİSA ENSARl KARA




Dostları ilə paylaş:
1   ...   25   26   27   28   29   30   31   32   ...   140


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə