I d I n I a V a 3IV1ho nin



Yüklə 8.82 Mb.
səhifə33/140
tarix30.12.2018
ölçüsü8.82 Mb.
1   ...   29   30   31   32   33   34   35   36   ...   140

SAKİR AĞA

132


133

ŞALE KÖŞKÜ

şeklinde sıkılmıştır. Başparmakları ile işa-retparmakları arasında kalan boşluklara ayinlerde "uyandırılmak" üzere çerağların yerleştirildiği muhakkaktır. Bu çerağ tutan ellerin her biri kaidedeki çerağ kabartmalarının birinin üstüne isabet etmektedir. Tekkenin onarımı sırasında bu ilginç bi-lezik-şamdamn bir eşi imal edilerek özgün yerine monte edilmiştir.

Sütun başlığına gelince, altı yuvarlak, üstü onikigen olan bu başlıkta ampir üslubuna bağlanan kabartma akantus yapraklan ve yumurta dizisi gibi süslemeler görülmektedir. Bunun üstünde yine onikigen olan, impost niteliğinde, ikinci bir başlık yer almaktadır. Daha yukarıda ise alçıdan mamul on iki adet akantus yaprağından oluşan bir tür taç bulunmaktadır. Bu yaprakların uçları sola doğru kıvrılmış olup 5. ve 6. yüzyılların Bizans mimarisinde görülen bir başlık tipini hatırlatmaktadır. Bu tacın yapraklarından on iki adet alçı silme hareket etmekte ve B. N. Şeh-suvaroğlu'nun tabiri ile "havai fişek gibi dökülerek" duvarların köşelerine varmaktadır. Böylece yelpaze tonozun yüzeyi on iki dilime ayrılmış olmakta ve plan ile üst yapı arasında görünüş bakımından bir bütünlük sağlanmaktadır.

Yelpaze tonozon aslında dıştan onikigen piramit biçiminde ahşap bir külah ile örtülü olduğu halde, son tamirlerde bu çatı iptal edilmiş ve üst yapıya, dışarıdan bakıldığında gözün yadırgadığı çok basık bir kubbe görüntüsü verilmiştir. Meydan evinin alemi mermerden oyulmuş elifi tipte bir Bektaşî tacıdır. Aynı tekkenin cümle kapısında da karşımıza çıkan, tarikat tacının alem olarak kullanılma durumu geç devir tekkelerinde çokça görülen bir özelliktir.

Meydan evine özgünlük katan bu ilginç tasarım Türk-lslam mimarisinde Şahkulu Sultan Tekkesi'nden önce 12. yy'dan itibaren, farklı yapı türlerinde (kümbetlerde, tekkelerde, sivil mimari eserlerinde) gözlenmekte, büyük bir ihtimalle orta direkli çadır ve ev tipinden kaynaklanan bu çözüm söz konusu tekkede Bektaşîliğe özgü sembolik değerlerle ve Osmanlı ampir üslubuna bağlanan mimari ayrıntılarla donanmış olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bibi. Çetin, Tekkeler, 589; Osman Bey, Mec-mua-i Cevâmi, II, 76; Münib, Mecmua-i Te-kâyâ, 14; Merdivenköyü 'nde Şahkulu Dergâhında Medfun Dergâh-ı Şerif-i Mezkûr Postni-şini ve Bâni-i Sanisi el-Hac Mehmed Ali Hilmi Dedebaba'nın Divanı, îst., 1327; Ihsaiyat II, 19; S. N. Ergun, Bektaşî-Kızılbaş, Alevî Şairleri ve Nefesleri, îst., 1955-1956, s. II, 114, 133-135, III, 172-177, 251-265, 271, 274-275; "Bektâşîler, Bektaşî Tekkeleri", ISTA, V, 2443-2447; S. Ey içe, "Varna ile Balçık Arasında Akyazılı Sultan Tekkesi", Belleten, XXXI/124 (1967), 591; inal, Türk Şairleri, I, 668-670; M. Sertoğlu, Bektaşilik, ist., 1969, s. 315; B. N. Şehsuvaroğlu, Göztepe, ist., 1969, s. 17-29; M. Sözen, "Eine Moschee von sekenem Typ in Anatolien: die Şeyh Fethullah Moschee in Gaziantep", Anatolica, III (1969-1970), s. 185; "Esrar Baba (Kalkandelenli)", İSTA, X, 5365-5366; Sözen, Mimar Sinan, 213, 341; I. Meli-koff, "L'Ordre deş Bektaşi apres 1826", Tur-cica, XV (1983), s. 166-107; î. Gündüz, Osmanlılarda Devlet-TekkeMünasebetleri, ist.,

1984, s. 146-147; G. Akın, "Merdivenköy Bektaşî Tekkesi'ndeki Dünya Ağacı", STAD, 4 (Nisan 1989), 68-74; M. B. Tanman, "istanbul, Merdivenköyü'ndeki Bektaşi Tekkesi'nin Meydan Evi Hakkında", Semavi Eyice Armağam-İstanbul Yazılan, ist., 1992, s. 317-342; R. Lifc-hez, "Lodges in istanbul", The Dervish Lodge-Architecture, Art and Sufîsm. in Ottoman Tur-key, Berkeley, 1992, s. 117-124; M. Özdamar, Dersaadet Dergâhlan, İst., 1994, s. 275-278. M. BAHA TANMAN

SAKİR AĞA

r/779, Vezirköprü -1840, İstanbul) Bestekâr, tanburi, kemani ve hanende.

Hayriyye tüccarından Ahmed Emin Ağa'nın oğludur. Küçük yaşta annesini kaybedince halası tarafından büyütüldü. Çocukluğu Haydar Mahallesi'nde geçti, ilk mektebi bitirdikten sonra musikiye heves duyunca halası tarafından bir Yahudi hoca tutularak keman meşkine başlatıldı. 1791' de Enderun'a girerek burada eğitim gördü. Bu kurumda kendisiyle akran olan İsmail Dede Efendi'den(->) de meşk etti. III. Selim bu iki musikiciye de büyük değer veriyor, Dede Efendi'ye üstat, Şakir Ağa'ya ise büyük kabiliyet muamelesinde bulunuyordu.

1807'de III. Selim'in tahttan indirilmesinden sonra Dede Efendi saraydan ayrılmış ama Şakir Ağa görevinde kalmıştı. Henüz 28 yaşında fakat devrin en iyi musi-kicilerinden biri olarak şöhretinin zirvesin-deydi. Yalnızca bestekârhkta değil, olağanüstü sesiyle önde gelen bir hanende, tanbur ve kemandaki ustalığıyla da önemli bir sazende olarak dikkat çekiyordu.

Şakir Ağa, 1808'de II. Mahmud'un tahta çıkmasından sonra, saraydaki yüksek dairelerden biri olan hazine odası çavuşu oldu. Ardından musahib-i şehriyari ve müez-zinbaşılık gibi daha yüksek görevlere de getirildi. Ama beklediği imam-ı sultanilik kendisine değil de bir başkasına verilince saraydan ayrıldı. Bir süre vergi tahsildarlığı görevinde bulunduktan sonra evine çekilerek kabiliyetli gençlere meşk etti. Saraydan ayrıldıktan sonra 12 yıl daha yaşadı. Eyüb Sultan Camii mihrabı önüne gömüldü. Mezar taşı, torunu Musahibzade Celal tarafından aranmışsa da bulunamamıştır.

Şakir Ağa ferahnak makamını düzenlemiş, bu makamın faslını, ismail Dede Efendi ile ortaklaşa bestelemişlerdir. Aynı faslın peşreviyle saz semaisi ise Zeki Mehmed Ağa'nın eseridir. Şakir Ağa'nın fasıl içinde yer alan yürük semaisinde yer yer Batı musikisi izleri görülür.

Dönemlerini yaşadığı padişahların huzurunda sanatını sık sık icra eden Şakir Ağa sesiyle istanbul halkı arasında da büyük ün kazanmıştı. Kadir gecelerinde, sesini dinlemek için Ayasofya Camii'ne doluşan kalabalıkların izdihama yol açtığı biliniyor. Musikinin yanında başka sanatlarda da kendini gösterdiği, şiirler yazdığı, özellikle ta'lik yazıda usta bir hattat olduğu kaynaklarda belirtilmiştir.

Şakir Ağa'nın günümüze ulaşabilen eserlerinin sayısı 75 civarındadır. II. Mahmud'un huzurunda ilk defa 1812'de oku-

duğu "bestenigâr kâr"ı gibi çok sayıda eseri ise unutularak kaybolmuştur. Bugüne ulaşan eserlerinin 70'e yakını şarkı formunda olduğu için Şakir Ağa bir şarkı bestekârı olarak nitelendirilmiştir. Eserlerindeki güftelerde, Türk musikisinin söz varlığını oluşturan Divan Edebiyatı diline esnek bir tavırla yaklaştığı görülür. Bu konuda arkadaşı, hocası ve rakibi İsmail Dede Efendi'nin yaklaşımı içinde halk dilini de kullanır. Mahur eserleri "Sabah olmuş tan yerleri atıyor" ve "Gül mevsimidir seyredelim baharı", bayatiaraban "Görmedim sen gibi yar", müstear "Evvel benim nazlı yarim severim kimseler bilmez", saba-zem-zeme "Bu ettiğin düşmez sana", hisarbuselik "Umulmazdı bu iş senden", nühüft "Düşündüğün nedir söyle", nişaburek "Meğer o imiş senin derdin" ve suzinak "Eski hali hiç göremem bana n'oldu ben bilemem" gibi şarkılarında Şakir Ağa'nın yalın bir halk duyarlılığına seslendiği görülür. Bugün repertuvarda bulunan eserlerinde 41 ayrı makamı kullanmış, şarkının yanında ilahi, tavşanca, kâr, beste, ağır semai ve yürük semai şekillerinde de e-ser vermiştir. Şarkılarından bazıları ise döneminde yaşadığı padişahlar için methiyelerdir.



Bibi. E. Ongan, "Şakir Ağa", Türk Musikisi Dergisi, S. 3 (1948); R. F. Kam, "Müezzinbaşı Şakir Ağa", Radyo, S. 58 (l Ekim 1946); B. S. Ediboğlu, Ünlü Türk Bestekârları, ist., 1962; inal, Hoş Şada; S. K. Aksüt, 500 Yıllık Türk Musikisi Antolojisi, ist., 1967; ay, TürkMusiki-sinin 100 Bestekârı, ist., 1993; M. N. Özalp, Türk Musikisi Tarihi, I, Ankara, 1989; Öztu-na, BTMA, II.

MEHMET GUNTEKIN



ŞALCIZADE TEKKESİ

bak. CEMALEDDİN UŞŞAKÎ TEKKESİ



ŞALE KÖŞKÜ

Beşiktaş İlçesi'nde, Yıldız Sarayı bahçelerinin içindedir.

"Şale" adı Fransızca "chalet" sözcüğünden gelmektedir. Fransızca sözlükler, önceleri Alpler'deki çoban sığınağı ve köylü konutu için kullanılan "chalet" sözcüğünün, giderek "dağlık bölgelerdeki ahşap ev veya İsviçre chaletleri biçiminde dinlenme evi" anlamlarını taşıdığını belirtmektedirler. II. Abdülhamid döneminde (1876-1909) İsviçre ve Rusya'dan genellikle Yıldız Sarayı'nın harem bahçesine kurulan ahşap köşkler getirildiği bilinmektedir. Büyük olasılıkla bu küçük köşkler için kullanılan "chalet" sözcüğü yerleşmiş ve II. Abdülhamid benzer bir ahşap köşk yapımını istemiş olmalıdır. Şale Köşkü, en az üç aşamada gerçekleşmiş ve günümüzdeki biçimini almıştır.

İlk yapının kesin yapım tarihi ve mimarı bilinmemektedir. F. İrez-V. Gezgör, Şale Köşkü'ne ilişkin çalışmaları sırasında Milli Saraylar Arşivi'nde 1879-1880 tarihli bir belgede köşkün döşenmesine ilişkin bilgiler bulmuşlardır. Buna göre köşk en geç bu tarihte bitirilmiş olmalıdır.

Şale Köşkü'nün ikinci bölümü 1889'da Sermimar-ı Devlet Sarkis Balyan tarafından tasarlanıp yapılmıştır. Almanya İmparatoru

II. Wilhelm'in ve imparatoriçenin İstanbul'a gelişi nedeniyle yapımı ve döşenmesi kısa sürede gerçekleştirilen ve Merasim Dairesi olarak anılan köşk için toplam 107.000 kuruş harcanmıştır. Bu bölümün yapımının bitiminden hemen sonra 1889' da ilk bölümdeki hamamın üzerine Niko-laki Kalfa tarafından yeni bir salon yapılmıştır.

Merasim Dairesi olarak anılan üçüncü bölüm ise 1898'de İtalyan mimar Raimon-do d'Aronco(->) tarafından yapılmıştır. İmparator II. Wilhelm'in ve imparatoriçenin İstanbul'a ikinci kez gelişleri onuruna yapılan bu bölüm ile köşk bugünkü büyüklüğünü ve görünümünü elde etmiştir.

Şale Köşkü, bütün bölümlerinde yüksek ve kagir bir bodrum kat üzerinde iki katlı bir yapıdır. Ayrıca beşik çatı örtüsünün içine yerleşmiş çatı katları vardır. Bodrumda mutfak, depolar, çamaşırlık ve çeşitli servis hacimleri ile bir de dışarı ile ilintili küçük bir tutuklu mahalli vardır. Bu sonuncu hacim, tasarım ve yapım aşamasında değil, daha sonra düzenlenmiş olmalıdır.

Giriş katındaki mekânların işlevi ve kullanımı hakkında şimdiye kadar ulaşılan bilgiler, o dönemdeki işlevleri açısından eksik görünmektedir. Yine de belgelerden personele ait mekânların yanısıra Sefir Odası, Piyanolu Salon, Misafir Odası, Teşrifat Odası vb adlar taşıyan resmi işlevli mekânların bulunduğu bilinmektedir. Üst kat ise imperial yaşama ve törenlere özgü-lenmiş, birbirinden üslup farkları olsa da tümü büyük bir özenle ve zenginlikle bezenmiş mekânlardan oluşmaktadır.

Çeşitli tarihlerde farklı mimarların tasarımıyla yan yana eklenerek oluşturulan Şale Köşkü'nün lineer bir diziliş şeması vardır. Bu şemanın ilk bölümü olan 1879' dan önceki Şale Köşkü, dizinin en küçük yapısıdır. Ana çizgisiyle bir dikdörtgen olan planı simetrik kurguludur. Giriş bölümü merkezde öne doğru çıkarak kitleye aksiyal bir vurgu kazandırır. İkinci katta cephe boyunca bir çıkma daha yapılarak aksiyal vurgu güçlendirilmiştir. Yapıya şa-le karakteri veren birincil öğe, cepheye dik konumda düzenlenmiş beşik çatı örtüşüdür. Kafes dokulu, üçgen bir perde öğesi, beşik çatının ön yüzünde küçük bir alınlık oluşturarak şale görünümünü güçlendirir. İkinci öğe, cephenin ahşap çatkı sistemini görselleştiren yatay ve düşey çizgili kadraj düzenidir.

Betimlenen bu özellikler, yarım daire kemerli pencerelerin klasik ritmiyle dengelenmiştir ama bu klasik ritme pencerelerin iki yanına yerleştirilen ve lotus yapraklı taban ve başlıkları olan dekoratif kolonların yazlık saray imgesine uyan mani-yerizmi eklenmiştir. Cephedeki ahşap kad-rajın aralarına farklı motiflerle uygulanan bezeme de aynı maniyerist çizgiyi sergiler.

Yapıya dört basamakla ulaşılan bir sahanlıktan girilir. Giriş holünde serbest olarak yerleştirilmiş küçük, ahşap ve ilginç bir barok obje olan eliptik bir merdiven vardır. Mükemmel bir torna işçiliği sergileyen bu küçük merdiven, rokoko üsluplu bezemelerin süslediği üst kat salonlarına ulaş-

Şale Köşkü

Afife Batur

tırır. Merkezi bölümün dışında bu salonlara birer koridorla ulaşılır.

Zemin katta köşkün dikdörtgen planına dik olarak bağlanmış olan bir banyo dairesi vardır. Üstünde Nikolaki Kalfa tarafından inşa edilmiş olan ve günümüzde Sarı Salon olarak anılan özel bir oda bulunmaktadır. Köşkün yine giriş aksı üzerinde yer alan bir arka kapısı da vardır. Yıldız Sarayı harem bahçesine açılan arka kapı, geçişi sağlar.

Sarkis Balyan'ın yapıtı olan ikinci bölümde aynı plan şemasının ve cephe düzeninin kullanıldığı ama çok mütevazı düzenlenmiş birinci bölüme oranla olasılıkla gelecek olan misafire yönelik bir dikkatle boyutların daha büyük tutulduğu görülmektedir. Özellikle giriş aksında yer alan klasik üsluplu merdiven, merdiven

Şale


Köşkü'nün

büyük


merasim

salonu.


Afife Batur

holünün karşısındaki büyük yemek salonu ve bu bölüme bir bitiş motifi de oluşturan yarım altıgen çıkmalı salon, gerçekten bir merasim dairesine uyan boyut ve özenle tasarlanmıştır.

Dikkatle incelendiğinde bu boyut değişikliğinin son derece ustaca düzenlendiği ve ilk bölümle tam bir bütünleşmenin sağlandığı fark edilmektedir. Yüksekliğin aynı tutularak yatay planda bir genişlemeye gidildiği, cephe konseptinin küçük farklarla yinelendiği, pencere sayılarının bile aynı olduğu, yatay ve düşey bölümlemede ve bezemelerde daha rafine bir çizgiye ulaşıldığı söylenebilir.

Raimondo d'Aronco'nun tasarladığı kuzey bölümü ise giderek büyüyen dizinin en büyük boyutlu olanıdır. R. d'Aronco'nun, bu bölümde giriş holü, merdiven



ŞALE KÖŞKÜ

134


135

ŞARK EKSPRESİ

U. KISIM 1887-1889

\. KISIM 1879 öncesi

Şale Köşkü'nün alt kat planı. Milli Saraylar, 1992

ve yan hacimler olarak önceki şemayı yaklaşık olarak l'e 1,6 oranında büyüterek kullandığı ve buna ayrıca büyük ve görkemli merasim salonunu eklediği görülmektedir. Böylece üçüncü bölüm, öncekilerin toplamına eşit bir cephe uzunluğuna sahip olmuştur. Planda ise yaklaşık 1,5 kat daha büyük bir zemin alanı vardır. Bu büyüklükler, kuzey ekinin yapıyı "chalet" ölçeğinden saraya dönüştürdüğünü işaret etmektedir

Bu bölümün de diğer bölümler gibi net ve okunabilir bir plan şeması vardır. Bu, ortada bir koridor ve iki yanında oda ve salonlar bulunan lineer bir şemadır. Üç bölümden de hol ve merdivenlerle genişletilen ve cephede de vurgulanan giriş eksenleri, bu lineer şemanın zaman içinde ritmik bir kitle düzeni edinmesini sağlamıştır.

R. d'Aronco da tıpkı Sarkis Balyan gibi önceki tasarımcılara son derece dikkatli bir yaklaşımla çalışmıştır. Örneğin büyük merasim salonu, kuzey ucunda bir çift sekizgen kule ile sonlanmaktadır. Bu, Sarkis Balyan'ın ikinci bölümü inşa ederken tasarladığı yarım altıgen çıkmalı plan motifine bir replik gibidir.

Benzer bir yaklaşım cephenin düzenlenişinde de gözlenmektedir. Her üç bölümde giriş holleri ve merdivenlerin bulunduğu hacimler, birinci bölümde de işaret edildiği gibi, üçgen biçiminde cephe veren bir beşik çatı düzenlemesiyle belirtilmişlerdir. Bu düzenlemede sürekliliği ve bütünlüğü sağlayan bazı motifler vardır, üçgen cephelerin üst kesiminin birer küçük alınlıkla ve çapraz dokulu kafesle tutulması; yivli pilastr biçiminde ahşap öğelerin yatay ve düşey kullanımıyla oluşturulan bir çerçeveleme veya bölümlerin büyüklüklerinin farklı olmasına karşın 2+3+2 düzeninde yedi pencereli cephe bölümlemesinin sürdürülmesi gibi.

Açıkça görülen oran ve biçim bağlan yanında Şale Köşkü, aynı zamanda hemen fark edilmeyen, incelikle kurulmuş üslup ayrımlarını da içeren bir yapıt olmuştur. Üslup ayrımları, planlarda ve iç tasarımda belirgindir ve hattâ bütüncül görünümüne karşın cephede de izlenebilir.

Şale Köşkü kuşkusuz bazı ünlü mekan-

larıyla tanınmıştır. Bunların başında, yaklaşık olarak 15x30 m boyutundaki büyük merasim salonu gelmektedir. Salon, yüksek percerelerin aydınlattığı ve çok renkli bir bezemesi olan görkemli bir mekândır. Köşelerdeki sekizgen çıkmaların derinleş-tirdiği büyük mekân etkisi, pencerelerin karşısındaki duvarda bulunan yüksek ve geniş aynalarla ayrıca güçlendirilmiştir.

Bu salonun dekorasyonu, diğer mekân-lardakilerden farklı bir anlayışla ele alınmıştır. Genelde klasisist bir çizginin egemen olduğu, duvarlarda ayna ve resimlerden oluşan geometrik bir panolar düzeninin bulunduğu, girlandlı kornişlerden sonra tavanın da sekizgen ve küçük karelerden oluşan bir kasetle kaplı olduğu görülmektedir. Ancak salonun dekoruna asıl vurgusunu veren büyük duvar panola-rındaki serbest düzenlenmiş natüralist çiçek demetleri ve salkımlardır. Bu büyük boy çiçek salkımlarının renkleri, altın varakla bezeli tavanın resmi ve görkemli dekorunu canlandıran aydınlık bir atmosfer yaratmaktadır.

Şale Köşkü'nün çok ünlü bir diğer salonu "Sedefli Salon" olarak da anılan yemek salonudur. Sarkis Balyan tarafından yapılan ikinci bölümde bulunan yemek salonunun iç düzenlemesinin doğal olarak ona ait olduğu düşünülmektedir. Milli Saraylar Arşivi'ndeki bazı belgelerde R. d'Aron-co'nun bu salonda da çalıştığı anlaşılmaktadır. Bunun yalnızca bir onarım olup olmadığı bilinmemektedir. Yemek salonu, tipik bir oryantalist beğeninin ürünü olan ve sarayın "Şark köşesi" olarak nitelenebilecek, diğer salonlardan tamamen farklı bir dekorasyona sahiptir. Dekorasyonun tasarımında bir Doğu sarayı imgesi yaratmak üzere kırmızı, yeşil ve altın varaklarının ve mavinin soyut bezemeleri alabildiğine canlandırdığı bir konsept seçilmiştir. Sedef kakmalı kapı ve dolap kapakları Çırağan Sarayı'ndan getirilmiştir.

Salonların her birinin değişik üsluplarda bezenmiş olması oldukça ilginçtir. Örneğin Sırmalı Salon'da klasik ve geometrik desenli bir dekorasyon; yazı odasında rokoko bezeme vardır. Nikolaki Kalfa tarafından yapılmış olan Sarı Salon ise eşyası ve bezemesi ile rokoko üslubundadır. Ta-

vanına eliptik biçimli bir göbek yapılmış, altın yaldızın egemen olduğu renkli bir bezeme uygulanmıştır.

Salonlar dışında mimari düzenlemesine ve dekorasyonuna önem verilen mekânların başında merdiven holleri gelmektedir. Özellikle R. d'Aronco tarafından tasarlanmış olan kuzey ekinin italya mermerinden yapılmış anıtsal merdiven holü, bir görkem yaratma isteğini biçimlendirmektedir. Tavam imparatorluk işareti olan altın yaldızla işlenmiş güneş ışınları desenlidir. Duvarlarındaki neorönesans geometrik çerçeveleme, mekânın klasik düzenine katılmaktadır. Merdivenin çevresinde eskiden orkestra tarafından kullanıldığı söylenen bir çevre koridoru düzenlenmiştir. Koridorun ayak yüzeylerinde yeşil renkli stuka zemin üzerine altın yaldızla işlenmiş ortasında ay-yıldız olan bir diskle büyük bir defne dalı motifi vardır.



Şale Köşkü, tüm salonlarındaki dekorasyonda uygulanmış olan tavan resimle-riyle de ünlüdür. Çoğunluğunu peyzajların oluşturduğu bu resimler, genellikle natüralist bir üslup taşırlar. Milli Saraylar Ar-şivi 'ndeki belgelerden, üçüncü bölümün yapımında 0,30'luk NPI demir putrelli döşeme yapıldığı, dekorasyonunda yaldızlama için ince 2ecque altın varaklarının kullanıldığı öğrenilmektedir.

Şale Köşkü'nün aydınlatma donanımı, Siemens Halske firmasının istanbul acenteliği tarafından üstlenilmiş; mekânlara konacak ayaklı lamba ve avizelerde Beykoz Fabrika-i Hümayunu'nda özel olarak imal edilmiş olan "Beykoz bronz ışıklık" ve "Beykoz avize" kullanılmıştır. Isıtma donanımı ve sobalar bir İsveç firmasında yapılmış; köşke KUK Tel Detachement tarafından telefon tesisatı kurulmuştur.

Cumhuriyet'in ilk yıllarında belediye tarafından Mario Serra adında bir İtalyan işletmeciye kiralanan Şale Köşkü, 1930'da Milli Saraylar İdaresi'ne verilmiştir. 5 Temmuz 1985'ten beri de müze saray olarak hizmet vermektedir.

Bibi. A. Batur, "Yıldız Sarayı", TCTA, IV, 1048; ay, "Yıldız Sarayı'na ilişkin Bazı Belgeler ve Türkiye'de Belgeleme Çalışmalarının Sorunları", Milli Saraylar Sempozyumu/Bildiriler (15-17Kasım 1984), İst., s. 89-96; ay, "Mimar Raimondo d'Aronco ve Milli Saraylardaki Ça-

lışmalan", Milli Saraylar, (1993), Ankara, s. 40-65; F. Ezgü, YıldızSarayı Tarihçesi, ist., 1962; F. İrez-V. Gezgör, "Yıldız Sarayı Kasr-ı Hümayunlarından Şale", Milli Saraylar, (1992), Ankara, s. 94-125; E. Sevgin, "Şale Köşkü ve Yıldız Parkı", Hayat Tarih Mecmuası, S. 3 (1966), s. 38-47; M. Sözen, "Yıldız Sarayı ve Şale", Devletin Evi Saray, İst., 1990, s. 196-213; H. Şehsuvaroğlu, "La Grande Salle deş Congres du Palais de Yıldız", TTOKBelleteni S 114 (1951), 25.

AFİFE BATUR



SAMLAR BENDİ

Küçükçekmece Gölü'ne(->) kuzeyden akan Sazlı Dere'nin kollan arasında hidrolojik alanı en büyük olan Samlar Deresi üzerindedir. Bu dere Beylikçayır'da batıdan gelen kol ile birleşerek Azadlı Baruthanesi yanından Küçükçekmece Gölü'ne dökülür.

Başbakanlık Osmanlı Arşivi Maliyeden Müdevver Defter no. 8958'de baruthanenin ihtiyacı olan suyun getirilmesi için yapılan bütün girişimler ve masraflar ayrıntıları ile yazılmıştır. Azadlı Baruthanesi'nin yapımına 1794'te başlanmış, Samlar Dere-si'nden bir değirmeni çevirecek kadar su bulunmuş, bu su bir galeri ile getirilmiş, barut imali için gerekli değirmenler inşa edilmiştir. Bilhassa yaz aylarında suyun kifayet etmemesi üzerine bir bent inşasına karar verilmiştir. Buradaki kararlarda baruthaneye su ile çalışan bir adet tokmak çarkı yapıldığı takdirde yılda 14.000 kantardan (791.000 kg) daha fazla barut imal edileceği belirtilmiştir.

Samlar Bendi'nin inşasına 1242/1826'da başlanmış 1244/1828'de bitirilmiştir. Yağışı çok olan mevsimlerde bentte toplanan sularla yaz aylarında baruthanenin ihtiyaçları karşılanmış, barut imali için gereken değirmenlerin ve tokmakların çalışmasını sağlayarak gereken enerji temin edilmiştir.

Samlar Bendi kemer baraj tipinde yapılmış, her iki sahile bitişen yerleri takviye edilmiştir. Bent duvarının su tarafı düşey, hava tarafı ise eğimlidir. Bent gövdesi iri blok taşlarla örülmüş, su tarafının en üstüne çok iri kesme taşlar konmuştur. Bu bölümde bulunan taş korkulukların ankraj yerleri açıkça görülmektedir. Bendin üstü sal taşları ile kaplanmış, hava tarafına bir

saçak yapılmış ve hava tarafındaki duvarın temeli, taşan suların etkisi ile bir miktar oyulmuştur. Bendin sol sahilinde sulama tertibatı ve bir de değirmen vardır. Sağ sahilinde ise serbest savaklı, 11 m genişliğinde bir dolu savak ile dolu savak kanalı inşa edilmiştir. Bendin yüksekliği 10,14 m, tepe genişliği 12,22 m, taban genişliği ise 15,58 m'dir. Bent duvarının kesiti lüzumundan fazla kalındır. Bunun sebebi yapanların her türlü emniyet tedbirlerini almalarım, aksi halde kendilerinin mesul olacağını bildiren yazı dolayısıyla mesuliyetten kurtulmak gayreti olsa gerektir. Bendin hava tarafındaki duvarın üzerinde kabartma ay-yıldız, aslan, top figürleri vardır.

II. Mahmud döneminde yapılan bendin kitabe taşı ve tuğrasının olmaması imkânsızdır. II. Mahmud yaptırdığı her tesise bir kitabe ile tuğrasını koydurtmuştur. Kitabe taşının 1848'deki taşkın sırasında bent gölünün içerisine düşmüş olması ihtimali büyüktür. Nitekim Maliyeden Müdevver Defter, no. 8958, s. 175'in sonunda bendin üzerindeki namazgahta yapılan işlemler ve tezhip için önemli bir masraf yazılmıştır. Bu taşın baraj gölünün boş olduğu bir devrede araştırılması birçok hususu aydınlatacaktır.

Samlar Bendi'nin Sazlı Dere'yle bütünleştiği yerde halen Sazlı Dere Barajı'nın yapımına başlanmıştır. Samlar Bendi'nin tepesinin kotu 27,15 m'dir. Sazlı Dere Barajı'nın dolu savak eşiğinin kotu ise 22,46 m olduğuna göre yarısına kadar su altında kalacaktır. Samlar Bendi'nin kesiti çok kalın olduğu için 8-10 m yükselterek 7,5-10.000.000 m3 su toplaması mümkündür. Bibi. BOA, Muallim Cevdet Tasnifi, Askeri no. 3293, (27 Zilkade 1218), no. 3603 (27 Zilkade 1218), Telhis (19 Zilkade 1218), no. 5379 (15 Şevval 1220); BOA, Maliyeden Müdevver Defter, no. 8958; Tarih-i Cevdet, VI, 219; M. Erdoğan, "Arşiv Vesikalarına Göre İstanbul Baruthaneleri", istanbul Enstütüsü Dergisi, S. 2 (1956), s. 115-138; Çeçen, Halkalı Sulan.

KÂZIM ÇEÇEN




Dostları ilə paylaş:
1   ...   29   30   31   32   33   34   35   36   ...   140


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə