I d I n I a V a 3IV1ho nin



Yüklə 8.82 Mb.
səhifə34/140
tarix30.12.2018
ölçüsü8.82 Mb.
1   ...   30   31   32   33   34   35   36   37   ...   140

ŞAMRAM HANIM

(1870, istanbul-14Man 1955, istanbul) Ermeni asıllı kanto şarkıcısı ve besteci.

Soyadı Kelleciyan'dır. Tahsilini Gala-ta'daki Surp Lusavorçyan Mektebi'nde yap-

Şamlar Bendi

Kâzım Çeçen, 1994

ti. İlk kocasından boşandıktan sonra 1895' te teyzesinin kızı kantocu Peruz Hanım'ın teşvikiyle sahneye çıktı. 1900-1925 arasında, İstanbul'da en fazla başarı kazanan kantocu oldu. 1909'da, sinemacı Aleksan Hagopyan'la evlendi. Başlıca, Şevki Bey'in ve Kel Hasan'ın kumpanyalarında, Şehza-debaşı'ndaki Millet Tiyatrosu'nda (Turan Sineması) faaliyette bulundu. 1935''e kadar Naşit Özcan'ın topluluğunda çalıştı. Daha sonra sahneden çekildi. Şişli Ermeni Mezarlığı'nda medfundur.

Sahne hayatının yanısıra duettolar, sololar ve kantolar da besteleyen Şamram Hanım'ın, Sahak isminde bir oğlu ile An-jel Horenyan adında bir kızı vardır. Oğlu Sahak Almanya'da tahsil görerek, yüksek elektrik mühendisi diploması almıştır. Orada, Bavyeralı Maria adında bir kızla evlenerek İstanbul'a dönmüşlerdir. Oğulları Aleks tanınmış bir piyanisttir.



Bibi. Kulis, (l Nisan 1955), s. 7; Jamanak, (29 Mart 1988).

KEVORK PAMUKCİYAN



ŞARK EKSPRESi

1883-1977 arasında, zaman zaman kesintilerle Paris-İstanbul seferleri yapan tren. Sonradan pek çok filme ve romana da konu olan, dünyanın bu en ünlü tren seferinin son durağı olarak İstanbul'un seçilmesi, Osmanlı İmparatorluğu'nun, çöküş yıllarında bile eski ihtişamını ve Batı dünyası açısından egzotik çekiciliğini koruduğunu; öte yandan kentin Avrupa ile Doğu arasındaki köprü konumunu gösteriyordu.

Avrupa'yı boydan boya kat eden lüks tren seferlerinin fikir babası Amerikalı Ge-orge Mortimer Pullman'dır. Compagnie Internationale deş Wagon-Lits et deş Grands Express Europeens'in (Uluslararası Yataklı Vagonlar ve Büyük Avrupa Ekspres İşletmesi) kurucusu Belçikalı Georges Nagel-mackers, Amerika'da tanıştığı Pullman ile işbirliği yaparak bu fikri yaşama geçirmeye kalktığında en büyük destek, Nagel-mackers ailesinin dostu Belçika Kralı II. Le-opold'dan gelmişti. 1883'te seferleri İstanbul'a kadar uzatmayı düşünen Wagon-Lits yetkilileri, İstanbul'da sekiz demiryolu şirketinin temsilcileri ile bir konferans topladılar ve güzergâhı tespit ettiler. Orijinal adıyla "Orient-Express"in Paris-İstanbul arasında ilk seferi, bazı kaynaklara ve 100. yıl kutlamasının tarihine göre 4 Ekim'de, Çelik Gülersoy'un verilerine göre 5 Haziran 1883'te Paris'ten, Gare de l'Est'den başladı; fakat ilk yıllarda tren hattı İstanbul'a kadar ulaşmadı. Yolcular Paris'ten sonra sırasıyla Strasbourg, Münih, Viyana, Budapeşte, Bükreş'ten geçip Giurgi'ye varıyor, buradan Tuna üzerinden küçük motorlarla Rusçuk'a, oradan Wagon-Lits Şirketi'nin başka trenleriyle Varna'ya getiriliyorlardı. Varna'dan Espero adlı gemi ile yaklaşık 15 saatlik bir deniz yolculuğunu takiben İstanbul'a varılıyordu. Yolculuk Paris-Var-na arasında 3.186 km; İstanbul'a kadar da 81,5 saati tren yolculuğu olmak üzere toplam 96,5 saat kadar sürüyordu. Bu ilk yol-

ŞARK EKSPRESİ

136


137

ŞARK MUSİKİ CEMİYETİ

culukta Fransız, Alman, Avusturyalı ve Osmanlı asıllı 40 kadar yüksek memur, diplomat ve soylu vardı. The Times gazetesi adına geziye katılan "gazetecilerin prensi" olarak tanınan Opper de Blowitz ile ünlü romancı ve seyyah Edmond About(-0 da yolcular arasındaydı. Nitekim About bu gezi ile ilgili anılarını 1884'te De Pontoise â Stam.boula.dh kitabında derlemiş, Bolowitz ise II. Abdülhamid'le görüşebilmek için İstanbul'da kalmıştı.

Paris-İstanbul arasında direkt sefer yapma fikri, ancak 1889'da gerçekleşti. Şark Ekspresi seferleri sanıldığı gibi tek bir güzergâh üzerinden yapılmamıştır. Bir güzergâh Londra, Ostend, Köln, Frankfurt, Viyana, Bükreş, Belgrad, Sofya ve istanbul; diğeri Londra, Calais, Paris, Milano, Venedik, Belgrad ve İstanbul'du. Ayrıca Berlin, Bres-lau, Bratislava, Budapeşte, Sofya üzerinden ya da Berlin, Prag, Viyana, Budapeşte, Belgrad, Sofya üzerinden İstanbul'a varan diğer bir kol daha vardı. İlk yıllarda yolcular İstanbul'da Grand Hotel de Luxem-bourg'da, Hotel d'Angleterre'de ve Bizans Oteli'nde kalırlarken sonradan Wagon-Lits Şirketi, Bosphorus Summer Palace'ı inşa ettirdi, daha sonra da Pera Palas'ı(->) satın aldı. 1895 başından itibaren Şark Ekspresi yolcuları Pera Palas'ta kalmaya başladılar. İstanbul'a gelenler şehrin görülecek yerlerini gezdikten sonra isterlerse aynı trenle geri dönerler, isterlerse Bağdat Ekspresi (sonraları da Toros Ekspresi) ile yolculuğa doğuya doğru devam ederlerdi.

Paris'ten haftada üç kez, akşam saat yediyi bir geçe hareket eden Şark Ekspre-si'nde önceleri kadın ve erkek yolcular için ayrı vagonlar vardı. Yolculuk için pasaport gerekmiyordu ve yolcular yanlarında Na-gelmackers'in "tılsım" diye adlandırdığı bir belge taşıyorlardı. Şark Ekspresi'nin yolcu, eşya ve lokanta vagonları kraliyet mavisi denen bir renkte olup yaldızlı armalarla süslenmişti. Vagon içleri ise dönemin en ünlü desinatörlerinin, mimarlarının, sanatçılarının eseri olan birbirinden değerli eşyalarla döşenmişti.

Şark


Ekspresi'nin vagonları üzerinde yer alan amblemi, 1884. Türkiyemiz, S. 67 (Haziran 1992)

Şark Ekspresi'nin yolcularından gazeteci Georges Boyer'in Fransız Figaro gazetesinde yayımlanan güncelerine göre, trende beyaz eldivenli garsonlar birbirinden lezzetli ve seçkin yemekler sunar, Romen şaraplarını Türk kahvesi izlerdi. Yolculuk boyunca canlı müzik ve dans gösterileri gezinin çok neşeli geçmesine neden olurdu.

1892'de Avrupa'yı saran kolera salgını, Makedonya yollarındaki eşkıya saldırıları, ağır geçen kış koşulları ve sık sık yinelenen kömür kıtlığı yüzünden Şark Ekspresi seferleri kimi zaman ertelenmiş, kimi zaman da tren yolda kalmıştı. 1914-1918 arasında savaş yüzünden Şark Ekspresi 4 yıl istasyonda yattı, savaşı bitiren barış antlaşması ekspresin 2419 numaralı vagonunda

Şark Ekspresi'nin afişi. Cengiz Kahraman arşivi

imzalandı. Bu vagon sonradan Hitler tarafından saklandığı müzeden alınmış, Fransa'nın teslimine ilişkin antlaşma burada imzalanmıştır. 1945'te ise Hitler'in teslim olmasından kısa süre önce bir SS birliği tarafından, temsil ettiği acı tarihi yok etmek amacıyla imha edilmiştir.

1919 Versailles Antlaşması'mn 321-386 sayılı maddeleri uyarınca yeniden düzenlenen Şark Ekspresi seferleri, artık 1905'te açılan Simplon Tüneli'nin adıyla "Simp-lon Orient-Express" olarak tanınıyordu. Yeni hat, savaşın mağlupları olan Almanya ve Avusturya'ya herhangi bir konuda bağımlı olmamak için, İstanbul'a, Paris, Lozan, Milano ve Venedik üzerinden 58 saatte ulaşıyordu.

1921'de Yunanistan ve Türkiye arasındaki sorunlar yüzünden seferler tehlikeye girdiyse de sorun kısa sürede aşıldı. Şark Ekspresi'nin ikinci mutlu dönemi 1930'lardi; fakat 1929 dünya ekonomik bunalımını takiben trenin yolcularında büyük bir azalma gözlendi. Eski geleneksel güzergâh ancak 1932'de açılabildi. Bu yıllarda trenle İstanbul'a gelen ünlüler arasında Romanya Kraliçesi Maria ile Bulgar Kralı Georgios da vardı. Ünlü İngiliz polisiye yazarı Agatha Christie'nin de 1930'larda Şark Ekspresi ile İstanbul'a gelerek Pera Palas'ta kaldığına dair rivayetler vardır. Yazar bu muhtemel seyahati anlatan Orient Ekspres'te Cinayet adlı romanını 1934'te yayımlamıştı.

Şark Ekspresi, sadece yolcu treni değildi. Paris'ten İstanbul'a ayakkabı, parfüm, şarap, zücaciye, kumaş taşıyan tren, Paris'e pamuk, deri, baharat, susam ve taze meyve, sebze götürüyordu. 1925'te İstanbul'da yayımlanan Fransızca La Patrie gazetesinden öğrenildiğine göre şapka devrimini takiben binlerce şapkayla kasket, Şark Ekspresi tarafından İstanbul'a getirilmişti. Ticaret ve turizmin yamsıra ekspres siyasal olaylara da araç ve sahne olmuştu. Osmanlı İmparatorluğu'nun Makedonya ve Arnavutluk toprakları ile bağlantısı doğrudan Şark Ekspresi ile kuruluyordu, îttihad ve Terakki Cemiyeti'nin bildirileri bu trenle yurda sokuluyordu.

II. Dünya Savaşı sırasında (1939-1945) seferleri sekteye uğrayan ve ancak Ocak 1946'da eski halini alan Şark Ekspresi artık Paris'ten Milano, Venedik ve Roma'ya uğrayarak İstanbul'a varıyordu. Bunun ardından Yunanistan'daki iç savaş, Avrupa'da sosyalist ülkelerin oluşması ve soğuk savaş nedeniyle, 1951'de Türkiye'nin batı sınırlarına yoğun denetim ve kısıtlamalar getirilmesi üzerine, Şark Ekspresi'nin son durağı Sofya oldu (yine de 1952'de Selanik üzerinden İstanbul'a varmak mümkündü).



Artık sadece adı kalmış olan Şark Ekspresi'nin Paris-İstanbul arasındaki son seferi 27 Mayıs 1977'de yapıldı. Restoran vagonu olmadığı için yolcular yiyeceklerini yanlarında getirmişlerdi. İstanbul'a 5 saat rötarla gelen bu son Şark Ekspresi artık geçmişin romantik ve gizemli havasını taşımıyordu. Vagonları Montecarlo'da Ekim 1977'de haraç mezat satıldı ve Agatha Christie'nin Orient Ekspres'te Cinayet adlı roma-

mna konu olan iki vagonu J. Shenvood adlı bir İngiliz tarafından alınarak hâlâ faaliyet gösteren Venedik Simplon Orient-Exp-ress adlı kuruluşun nüvesi yapıldı. Vagonlardan bazıları ise Fas Kraliyet Sarayı Mü-zesi'nde sergilendi. 4 Ekim 1983'te Soci-ety Expeditions adlı kuruluş tarafından düzenlenen sembolik 100. yıl seferine dünyanın dört bir yanından gelen 100 kadar ünlü katılmıştı.



Bibi. J. de Cars-J. P. Caracan, OrientExpress. A Century of Railıvays Adventures, Paris, 1984; W. Sölch, Orient-Express, Düsseldorf, 1974; E. About, De Pontoise a Constantinople, Paris, 1884; M. Barsley, OrientExf>ress, Londra, 1966; S. Shenvood, Yenice Simplon Orient-Express, Londra, 1985, s. 15-33; Ç. Gülersoy, Tepebası Bir Meydan Savaşı, İst., 1993; J. Deleon, "Ser-güzeşt-i Orient Express", Şehir, s. 88-90.

AYŞE HÜR


ŞARK KAHVESİ

Şişli İlçesi'nde, Maçka semti, Bayıldım Yokuşu, Taşlık Terası'ndadır.



Taşlık Kahvesi olarak da tanınan bina, mimar Sedad Hakkı Eldem(-») tarafından 1947-1948 arasında inşa edilmiştir. 1936-1950 arasında şehrin nâzım planını hazırlamak üzere İstanbul'a gelen şehircilik uzmanı Henri Prost'un(->) öncelikli planları arasında, merkezde yer alan ve şehrin nefes almasını sağlayacak park uygulamaları bulunmaktaydı. Bu parklar arasında en değerli yeri Yıldız Bahçesi ölçülerine yaklaşan boyutlarıyla 2 Numaralı Park alıyordu. Taksim'den başlayıp Dolmabahçe'de son bulan parkın içerisinde Taksim Gezisi, Belediye Bahçesi, Taksim Belediye Gazinosu, Açıkhava Tiyatrosu, Spor ve Sergi Sarayı, Nişantaşı Çocuk Bahçesi, Maçka Taşlık Terası, Şark Kahvesi, Bayıldım Yokuşu, Kadırgalar Caddesi, İnönü Stadyumu gibi yapılar ve bahçelerin yer aldığı yeşil bir alan düşünülmüş ve uygulanmıştı.

Dolmabahçe Sarayı'mn arka bahçesine Abdülaziz döneminde (1861-1876) bir cami inşa edilmesi düşünülmüş, eğimli arazi kalın istinat duvarlarıyla tesviye edilerek caminin yerleştirileceği düz bir alan oluşturulmuştu. Abdülaziz'in ölümüyle inşası gerçekleşemeyen caminin bahçesine halk ilgi göstermiş, zaman içinde yetişen

ağaçlar arasında Taşlık olarak adlandırılan bir mesire yeri meydana gelmişti (bak. Aziziye Camii). II. Dünya Savaşı sonrasında, belediyeye ait bu yeri Vali ve Belediye Başkanı Lütfi Kırdar(->) 2 Numaralı Park planı dahilinde halka açtı. Manzara terasına yerleştirilen halka açık ve ucuz çay bahçelerinin kapalı mekânı olan Şark Kahvesi binası da kısa sürede inşa edildi. Binanın dört büyük payandanın taşıdığı görkemli gövdesini, geniş saçaklı çatısı tamamlamaktaydı .

1984'te Belediye Başkanı Bedrettin Dalan döneminde 2 Numaralı Park'ın önemli alanları, Turizmi Teşvik Yasası dahilinde turizm merkezi haline getirilmesine karar verildi. Japon yatırımcılar, Taşlık Terası üzerinde temeli 1987'de atılan Swissotel-Bosporus'u inşa ettiler. Mayıs 1991'de işletmeye açılan otel üç ayrı blok halinde inşa edilen otelin yapımı sırasında Cumhuriyet dönemi Türk mimarlığının simgelerinden biri sayılan Şark Kahvesi 1990'da yıkılmış, projeye göre otel kompleksi içinde yeri değiştirilerek daha küçük oranlarda yeniden yapılmıştır. Yüksek seviyesiyle sağladığı ihtişamlı görüntüsünü, günümüzde üç büyük otel bloğu arasında sağlaması mümkün değildir.

Bina Türk evi oranları göz önüne alınarak inşa edilmiştir. Orta şahın etrafındaki dört kol ve ortasındaki havuzla Şerifler Yalısı(->) plan tipine, cephe görünüşleri itibariyle de Amcazade Hüseyin Paşa Yalı-sı'na(->) benzemektedir. Bu yalıdan tek farkı orta şahına eklenen dördüncü koldur. Ortada bir havuz, bunun etrafındaki üç kolda üç taraflı sedirler yer almaktadır. Zemin mermer, tavan ve geniş saçaklar özel desen ve taksimatlı ahşap kaplamadır. Karkas betonarme, dolma duvarlar içten ve dıştan ahşap kaplıdır. Üç kolun ön cephelerine üçer, yan cephelerine ikişer giyotin pencere açılmış olup ön kol dört büyük payanda üzerinde taşınmaktadır. Giriş kısmında ise tuvalet ve mutfak bölümleri yer almaktadır. Eldem bu yapıyla, o zaman pek bilinmeyen ve takdir edilmeyen bir Türk sivil mimari eserinin modern sayılabilecek özelliklerini belirtmek istemiştir.

Şark Kahvesi

Bibi. S. H. Eldem, 50 Yıllık Meslek Jübilesi, Mimar Sinan Üniversitesi 100. Yıldönümü Armağanı, ist., 1983, s. 82-87; Yapı, S. 101 (1990), s. 22; ae, S. 102 (1990), s. 27; ae, S. 113 (1991), s. 17; ae, S. 116 (1991), s. 29; ae, S. 132 (1992), s. 14.

YASEMİN SUNER



ŞARK MUSİKİ CEMİYETİ

Cumhuriyet öncesi dönemde geleneksel Türk musikisinin eğitim, öğretim ve aktarım ihtiyacını karşılayan ciddi musiki kuruluşlarındandır.

Yayımlanmış olan nizamnamesine göre, derneğin kuruluş amaçları arasında geleneksel musikinin gelişmesine katkıda bulunmak, eski ürünlerini halka dinletmek, temel bilgilerini öğretmek dışında, muhtaç durumdaki üstatlara ve ailelerine yardımda bulunmak gibi sosyal kaygılar da vardı. Derneğin kurucuları, aralarında Ali Rifat Bey (Çağatay), Levon Hancıyan, Bestenigâr Ziya Bey, Enise Hanım (Can), Hafız Yusuf Efendi gibi dönemin tanınmış musikicilerinin de yer aldığı 14 kişiydi. Öğretim kadrosunda ise Ali Rifat Bey'le Levon Hancıyan'dan başka Udi Nevres Bey, Hafız Ahmed Efendi (Irsoy), Tanbu-ri Hikmet Bey, Kaşıyarık Hüsameddin Bey yer alıyorlardı. Derneğin ilk başkanı Ali Rifat Bey'di. Hocalar eğitimde bir yandan usta-çırak ilişkisine dayanan meşk geleneğini sürdürmüşler, bir yandan da nazariyat, usul ve makam bilgilerini günün değişmekte olan anlayışı doğrultusunda öğretmişlerdir.

Şark Musiki Cemiyeti'nin icra topluluğunda hanende Münir Nurettin (Selçuk), Suat ve Arap Cemal beyler, hanende Zahide, Nezahat ve Nebile hanımlar, sineke-mani Nuri Bey (Duyguer), Gazi Osman Paşazade, piyanist Cemal Bey ile Fulya Hanım (Akaydın), kemani Ruhsar Hanım, tanburi Laika Hanım (Karabey), mandolinde Kemal, viyolonselde Fuat, flütte Fuat beyler ve zamanla sayıları artan birçok musikici yer almıştır. Sonraları kemençe-ci Kemal Niyazi (Seyhun), piyanist Şefik Bey (Gürmeriç), udi İsmail Sami Bey (Erden), tanburi Refik Bey (Fersan) gibi birçok tanınmış musikici de derneğe devam ederek icra topluluğunun konserlerine katılmışlardır. Besteci Rahmi Bey de bir ara dernekte gençlere kendi eserlerini meşk etmiştir. Şark Musiki Cemiyeti gerek zengin kadrosunun sağladığı öğretimle, gerekse konserleri, nota ve plak yayınları ile İstanbul'un musiki hayatında önemli bir rol oynamıştır.

Dernek çalışmalarına Kadıköy'deki Yoğurtçu Parkı'na bakan "Madencilerin Köşkü" adıyla bilinen köşkte başlamıştır. İcra topluluğunun ilk konseri Tanburi Cemil Bey'in 4. ölüm yıldönümü dolayısıyla 19 Kasım 1920'de Apollon Sinema-sı'nda çok zengin bir sanatçı kadrosuyla verilen "Tanburi Cemil Bey Konseri"dir. Bu konserde hem viyolonsel çalan, hem de topluluğu yöneten Ali Rifat Bey icra sırasında yüzünü seyircilere döndüğü ve programda kendi eserlerine fazlasıyla yer verdiği için eleştirilmiş, sanatçı bir süre



ŞAŞKINBAKKAL

138


139

ŞATFÜTT.tK

Şark Musiki Cemiyeti mensupları 1920'lerde toplu halde: Soldan sağa (oturanlar); Hikmet Bey, Hayriye Hanım, Ruhsar Hanım, Enise Hanım, Ali Rifat Bey (Çağatay), Faize Hanım, Neziha Hanım, Piyanist Fulya, Cemal Bey, (ayaktakiler) Arap Cemal, Hafız Yusuf, Faik Bey, Tanburi Hatif, Tanburi Atıf Muhiddin Sadak, Münir Nureddin Bey (Selçuk), Nuri Bey. Cengiz Kahraman arşivi

ŞAŞKINBAKKAL

Kadıköy llçesi'ne bağlı Suadiye Mahallesi sınırları içinde bulunan; Erenköy ve Caddebostan mahalleleri ile sınır oluşturan mevki. Tarihsel ve fiziksel gelişim çizgisine bakıldığında, ŞaşkınbakkaPı Suadiye' den(->) ayrı değerlendirmek olası değildir.

Henüz yerleşimin yoğun olmadığı dönemlerde, yaz günleri denizden yararlanmak için bölgeye trenle gelenlere hizmet vermek üzere küçük bir bakkal dükkânı açıldığını görenlerin, burada iş yapılamayacağını düşünerek, bakkal için "şaşkın bakkal" yakıştırmasını yapmaları nedeniyle buranın Şaşkınbakkal olarak anılmaya başlandığı ve adının buradan geldiği söylenmektedir.

Suadiye'nin 1930'lu yılların sonlarından itibaren İstanbul'un bellibaşlı sayfiye yerlerinden biri olarak ün kazanması ve Suadiye yerleşmesinin yaygınlaşıp gelişmesiyle birlikte Şaşkınbakkal mevkii Suadiye'nin merkezi konumunu kazanmıştır. Özellikle, 1940'larda açılan Suadiye Plajı, bölgenin canlanmasında en büyük etken-

sonra çıkan anlaşmazlık sonunda da dernekten ayrılarak Türk Musikisi Ocağı'nı kurmuştur.

Ali Rifat Bey'in ayrılmasından sonra Şark Musiki Cemiyeti'nin başkanlığına 1923'te Süreyya Paşa (İlmen) getirilmiştir. Bundan sonra parlak bir konserler dönemi başlamıştır. Bu dönemde Hale Sinema-sı'nda (eski Apollon Sineması) 15 günde bir verilen 8 konser büyük ilgiyle dinlenmiştir. Öte yandan, Yoğurtçu'daki köşkün küçük, yerinin de sapa olması yüzünden Mühürdar'daki Ermeni kilisesi yakınlarındaki bir bahçe içinde bulunan geniş bir bina kiralanarak derneğin üyeleri için de ücretsiz konserler verilmiştir. Derneğin icra heyeti istanbul basını ve halkının gitgide artan ilgisi sonucu konser faaliyetlerini artırmış, bu arada Cumhuriyet Halk Fırkası yöneticilerinin isteği üzerine Atatürk'ün Bursa ve Mudanya gezilerine de eşlik etmiştir.

Başkan Süreyya Paşa bir ara ünlü Tan-buracı Osman Pehlivan'ı derneğe getirterek, kendi çalıp okuyuşundan Rumeli ve Anadolu ezgilerini notaya aldırmaya çalışmışsa da bu önemli girişimin arkası gelmemiştir. Ayrıca, bu dönemde günün eğilimlerine uyularak dernekte dans dersleri ile yarışmaları da düzenlenmiştir. Dernekte bazı anlaşmazlıklar çıkması sonucu Süreyya Paşa başkanlıktan çekilmiş, faaliyetlerin de gitgide azalmasıyla Şark Musiki Cemiyeti 1940'tan önce büsbütün dağılmıştır.

Şaşkınbakkal'dan

bir görünüm.

Sadat Hasanoğlu,

1994

Bibi. Şark Musiki Cemiyeti Nizamnamesi, İst., ty; L. Karabey, "Cemil Bey Konseri", Musiki Mecmuası, S. 2 (1948); ay, "Rahmi Bey", ae, S. 7 (1948); ay, "Şark Musiki Cemiyeti Nasıl Teşekkül Etti?", ae, S. 60 (1953); S. ilmen, "Hatıralar", ae, S. 6p (1953); G. Oransay, "Cumhuriyetin ilk Elli Yılında Geleneksel Sanat Musikimiz", Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, VI, ist., 1984; S. Aksüt, Türk Musikisinin 100 Bestekârı, ist., 1993, s. 243.

GÖNÜL PAÇACI

lerden biri olmuştur. Dönemin piyasa yerlerinden biri olan Suadiye İskelesi'nin ya-nısıra, gençlerin rağbet ettiği yerlerden bir diğeri olan Rasim Pastanesi'nin Şaşkınbak-kal'da bulunduğu; yine aynı dönemde bugün Çınardibi olarak anılan yerde bir aile bahçesinin var olduğu ve burasının da İsmail Dümbüllü gibi bellibaşlı tiyatro gruplarını misafir ettiği bilinmektedir. Sonraki yıllarda burada bir açık hava sineması olan Çiçek Sineması faaliyet göstermiştir.

1970'li yıllara gelindiğinde, Şaşkınbakkal giderek canlanmış ve burada birtakım alışveriş yerleri açılmıştır. Suadiye'nin bir yazlık olmaktan çıkıp yaz kış oturulan bir yerleşim yeri olmaya başladığı yıllarda, Atlantik Sineması'nın ve dükkânlar dışında işyerlerinin de açıldığı ve ŞaşkınbakkaPın bölgenin eğlence ve alışveriş merkezi olmasının yanısıra bir ticaret merkezi haline de dönüştüğü görülmektedir. 1970'lerin sonlarına doğru Şaşkınbakkal'da açılmış olan Acar ve Nezih kitabevleri uzun bir süre Bostancı-Kadıköy bölgesinin yegâne kitapçıları olarak faaliyetlerini bugüne kadar sürdürmüşlerdir. Daha sonra kapanan Atlantik Sineması'nın yerinde bugün büyük bir ticaret merkezi inşa etme çalışmaları halen devam etmektedir.

Bu özelliklerinin yanısıra günümüzde Şaşkınbakkal, Suadiye ve yakın çevresi için, ulaşım açısından da önem taşımaktadır. Taksim, Şişli ve Nişantaşı yönlerine giden dolmuşlar Ülkü Sokağı'nda bulunan duraktan kalkar.

ŞEHNAZ DÖLEN



ŞAZEIÎ TEKKESİ

Fatih İlçesi'nde, Unkapanı'nda, Haraççı Kara Mehmet Mahallesi'nde, Cemalettin Efendi Sokağı ile Bostan Sokağı'nın kavşağında yer almaktadır.

Ahmed Halil Ağa adında bir hayır sahibi tarafından yaptırılan bu tekkenin inşa tarihi tespit edilememektedir. İlk postni-şin Şeyh Seyyid el-Hac Ahmed Efendi 12427 1826-27'de vefat etmiş olduğuna göre tekke 18, yy'ın sonlarında ya da 19. yy'm ilk çeyreğinde tesis edilmiş olmalıdır. Kaynaklarda "Balmumcu Tekkesi", "Şeyh Seyyid Ahmed Tekkesi" ve "Şem'î Şeyh Ahmed Efendi Tekkesi" gibi adlarla da anılan tekke

Şazelîliği İstanbul'da temsil eden en eski iki merkezden (diğeri Alibeyköy'deki Şa-zelî Tekkesi) birisidir.



Şazelî Tekkesi 1304/1886-87'de II. Ab-dülhamid tarafından yeniden inşa ettirilmiş ve tekkelerin kapatılmasına (1925) kadar faaliyetini sürdürmüştür. Avlu girişi üzerindeki ihya kitabesinde tekkenin bir yangın geçirdiği belirtilmekte ancak bu olayın tarihi verilmemektedir. 1256/1840 tarihli Âsi-tâne'de tekkenin yanmış olduğuna dair herhangi bir kayıt bulunmadığından yangının bu tarihten sonra, muhtemelen 19. yy'm üçüncü çeyreği içinde vuku bulduğu tahmin edilebilir. Cumhuriyet döneminde önceleri sahipsiz kalan ve berduşların barınağı olan, sonra uzun bir süre Zeyrek Spor Kulübü lokali olarak kullanılan tekkenin mescit-tevhidhanesi 1989'da Fatih Müftülü-ğü'nün girişimi ve Osman Topbaş'ın yardımlarıyla onarım geçirdikten sonra cami olarak ibadete açılmıştır. Cumhuriyet döneminde mescit-tevhidhane dışında kalan tekke bölümleri tarihe karışmış, kıble tarafında bulunan hazire ortadan kaldırılmıştır

Zâkir Şükrî Efendi'nin Mecmua-i Tekâ-yâ'smda. Şeyh Seyyid el-Hac Ahmed Efendi'den (ö. 1826) sonra posta geçen ikinci şeyhin adı verilmemiş, daha sonra Abdürrezzak Efendi, Abdürrezzak Efendi'nin oğlu Mehmed Kâmil Efendi, Abacı Şeyh Hafız Mehmed Efendi (ö: 1863), Mehmed Efendi'nin halifesi Mehmed Salih Efendi (ö. 1865) ve M. Salih Efendi'nin oğlu Şeyh el-Hac Mehmed Emin Efendi'nin (ö. 1907) bu görevde bulundukları kaydedilmiştir. Ayin günü perşembe olan tekkede 2 erkek ile 6 kadının ikamet ettiği, Dahiliye Nezareti'nin R. 1301/1885-86 tarihli istatistik cetvelinde belirtilmektedir.

Arsanın güneyinde, Cemalettin Efendi Sokağı üzerinde yer alan cümle kapısı mermerden sövelerle kuşatılmış, lentonun üzerine ta'lik hatlı, manzum ihya kitabesi yerleştirilmiştir. Kitabenin ortasında, çe-lenklerin bulunduğu beyzi bir çerçevenin ortasında II. Abdülhamid'in "Sami" imzalı tuğrası ve 1304/1886-87 tarihi bulunmaktadır. Beyzi çerçeve ile bunu kuşatan dikdörtgen çerçevenin arasındaki üçgen

alanlar ışın demetleri ile dolgulanmış, tuğranın tepesine altı köşeli bir yıldız kabartması oturtulmuştur.

Dikdörtgen (11,40x8,65 m) bir alanı kaplayan mescit-tevhidhane kagir duvarlı, kırma çatılı, basit bir yapıdır. Özensiz bir almaşık örgüye sahip olan duvarlar 4 sıra moloz taş ve 2 sıra tuğla ile meydana getirilmiş, dikdörtgen olan kapı ve pencere açıklıkları küfeki taşından sövelerle çerçevelenmiş, baklava taksimatlı demir parmaklıklarla donatılmış ve tuğla örgülü, basık hafifletme kemerleri ile taçlandırılmış-tır. Kuzey duvarının ekseninde giriş, bunun tam karşısında, kıble duvarının ekseninde, basık kemerli mihrap yer almakta, her duvarda ikişer pencere bulunmaktadır. Kuzey duvarının önündeki ahşap, fevkani kadınlar mahfili son onarımda betonla yenilenmiş, bu arada yapının kuzeydoğu köşesine klasik üslupta, betondan bir minare eklenmiştir. Aynı onarımda klasik üslupta Kütahya çinileri ile kaplanan mihrabın özgün tasarımında, yanlarda Tos-kan başlıklı ahşap sütunların yer aldığı, mihrabın üzerindeki yatay ahşap silmelere kadar devam eden bu sütunların, eklektik zevke uygun basit oymalarla bezeli ol-.duğu bilinmektedir. Mescit-tevhidhane-nin tavanının ortasına, çatı altında gizlenen 4,80 m çapında bir ahşap kubbe yerleştirilmiştir. Herhangi bir süslemenin görülmediği cephelerde dikkati çeken yegâne ayrıntı, mihrap duvarının ekseninde, dikdörtgen bir levha üzerinde yer alan şu ibaredir: "Ya seyyidinâ el-İmam Ali Ebu'l-Hasan el-Şazelî sene 1303/1885-86".



Bibi. Aynur, Saliha Sultan, 34, no. 30; Âsitâ-ne, 15; Münib, Mecmua-i Tekâyâ, 14; Ihsa-iyatll, 22; Zâkir, Mecmua-i Tekâyâ, 35; Öz, istanbul Camileri, I, 137; Fatih Camileri, 209, 294; M. Özdamar, Dersaadet Dergâhları, ist., 1994, s. 103-104.

M. BAHA TANMAN




Dostları ilə paylaş:
1   ...   30   31   32   33   34   35   36   37   ...   140


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə