I d I n I a V a 3IV1ho nin



Yüklə 8.82 Mb.
səhifə54/140
tarix30.12.2018
ölçüsü8.82 Mb.
1   ...   50   51   52   53   54   55   56   57   ...   140

TAŞÇI TEKKESİ

Fatih Ilçesi'nde, Osmanlı döneminde "Da-vutpaşa İskelesi" olarak anılan Samatya semtinde, Kasap İlyas Mahallesi'nde, Samatya Caddesi ile tren yolu arasında yer almaktaydı.



Kaynaklarda Gümüş Baba, Gümüş Dede, Taşçı Alâeddin Efendi, Tagçıbaşı, Şeyh ibrahim gibi adlarla da anılan bu tekkenin kuruluş tarihi tespit edilememektedir. İstanbul tekkelerinin dökümünü veren kaynaklar içinde ilk olarak, BOA 'da bulunan 1199/1784 tarihli bir listede adı geçmektedir. Tekkeye adını vermiş olan Taşçı Şeyh Alâeddin Efendi'nin de bani olması muhtemeldir. 19. yy'ın ilk çeyreğinde ortadan kalktığı ve aynı yüzyılın üçüncü çeyreğinde ihya edildiği anlaşılan Taşçı Tekkesi, Cumhuriyet döneminde bakımsız kalarak harap düşmüş ve 1950'li yıllarda tarihe karışmıştır.

Kadirîliğe(->) bağlı olan tekkenin postuna oturmuş şeyhlerin tam bir dökümü elde edilememiştir. Ancak 19. yy'daki ihyasından sonra Kadirîliğin Müştakı koluna intikal ettiği, adı geçen kolun kurucusu Bitlisli Şeyh Mehmed Mustafa Müştak Efendi'nin (ö. 1831) halifelerinden Şeyh Seyyid Sadullah Efendi'nin Taşçı Tekkesi'nin meşihatını üstlendiği tespit edilmektedir. Daha sonra Şeyh İzzet Efendi ile Müştak Efendi'nin oğlu Edhem Baba'nın halifesi Şeyh İbrahim Hurrem Efendi (ö. 1897) ve Sefî-ne'de "Şeyh İzzetzade" olarak anılan (ve Şeyh İzzet Efendi'nin oğlu olduğu anlaşılan) şahıs burada şeyhlik yapmışlardır. Diğer taraftan bu tekkenin kimi kaynaklarda "Gümüş Baba" veya "Gümüş Dede" olarak anılmasının sebebi ise, kaynağı tespit edilemeyen bir rivayete göre, burada şeyhlik etmiş olan bir şahsın, Çin tıbbında-ki akupunktura benzer bir usulle, gümüş iğneler kullanmak suretiyle birtakım hastalıkları iyileştirmesi ve bu yüzden "Gümüş Baba/Dede" olarak şöhret yapmasıdır. Tıp tarihi açısından araştırılması gereken bu ilginç rivayetteki "Gümüş Baba/Dede" ile tekkeye adını veren Taşçı Şeyh Alâeddin Efendi arasındaki ilişki de aydınlatılmaya muhtaçtır. Tekkede pazartesi günleri ayin icra edildiği bilinmektedir. Dahiliye Ne-zareti'nin R. 1301/1885-86 tarihli istatistik cetvelinde burada 4 erkek ile 8 kadının yaşadığı belirtilmiş, Maliye Nezareti'nin R. 1325/1909 tarihli Taamiye ve Tahsisat Defteri'nâe de yıllık tahsisatı 4.800 kuruş olarak kaydedilmiştir.

Tamamen ortadan kalkmış bulunan tekkenin mimarisi hakkında bilebildiklerimiz Encümen Arşivi'nde bulunan 1951 tarihli dış fotoğraflarla, E. H. Ayverdi'nin yayımlamış olduğu istanbul Haritası'nda-ki vaziyet planına dayanmaktadır. Taşçı Tekkesi, geçen yüzyılda sayıları çoğalan, çevrelerindeki ahşap meskenlerle gerek görünüm, gerekse de tasarım açısından büyük benzerlik gösteren, zaviye ölçeğindeki, ufak boyutlu tarikat yapılarındandır. Kısmen iki, kısmen de tek katlı olan binanın boyutları 12x12 m'dir. Moloz taş örgülü ve basık kemerli pencerelere sahip bir bodrumun üzerine oturan tekkenin güneybatı köşesinde tevhidhane yer almakta, kuzeydeki Samatya Caddesi'ne açılan cümle kapısı ile harem kapısı birer küçük avluya geçit vermektedir. Yapının üst katı, uçları topuzlu konsollara oturan çıkmalarla genişletilmiş, tevhidhanenin mihrabı cephede yarım daire planlı bir çıkıntı teşkil etmiştir. Bodrum katının mutfak, kiler, ta-amhane türünden servis birimlerini barındırdığı düşünebilir.

Bibi. Çetin, Tekkeler, 586; Âsitâne, 10; thsaiyat II, 20; Vassaf, Sefine, V, 272; Fatih Camileri, 278; M. Özdamar, Dersaâdet Dergâhları, İst., 1994, s. 134.

M. BAHA TANMAN



TAŞKIŞLA

Şişli İlçesi'nde, Elmadağ'da, Taşkışla Caddesi üzerindedir.

Galatasaray'da ahşap bir binada bulunan Mekteb-i Tıbbiye'nin çağdaş donanı-

.,i. '/:ac ,vî>.Ş^BJg»/i S;?«¥6^^S*v«B*fe>-s-

Gonstantiaople.

Caserne ,,T»elıkiehla", Taxim.

1300 Sdit,»r: m«ı Frmbtennura, Constınıtapl».



Yüzyıl başından bir kartpostalda Taşkışla. Ayşe Kubilay Yetişkin koleksiyonu

mma sahip ve kagir olarak inşa edilmiş yeni bir binada eğitim sürdürmesine gerek duyulmuş ve Taşkışla'nın inşasına bu amaçla başlanmıştır.



300 öğrenciye eğitim verebilecek bir okul ile 200 hasta kapasiteli bir eğitim kliniği, ayrıca eczane, laboratuvarlar, morg, çeşitli servis bölümleri ile bir cami, saat kulesi, iki havuz ve bir daire-i hümayun yapım programını oluşturmakta idi. İlk taşı koyma töreni, 24 Şubat 1847'de Abdülme-cid'in de katılımıyla yapılmıştır. Çalışmalar hızla sürdürülmüş, ancak 1849'da okul konusundaki karar değiştirilerek yapının kışlaya dönüştürülmesine başlanmıştır. Bu karar değişikliğinin gerekçeleri henüz bilinmemektedir. Başbakanlık Osmanlı Ar-şivi'nde değişikliğe ilişkin çok sayıda belge vardır. Karar değişikliği bunlarla açıklanmamakta, yalnızca "hasbe'1-icab" terimi kullanılmaktadır. Dönemin Fransızca yayımlanan gazetelerindeki betimlemeler ilk yapının özellikleri ve karar değişikliği sıra-

Taşkışla'mn

birinci

kat planı.



P. Bonatz. "Eine

glückliche

Architekten

Fakultâı",

Baumeister,

(Ağustos 1950)



TAŞKIŞLA

222


223

TAŞUBURUN TEKKESİ

rak yapıma başlanmıştır. Yapının denize bakan kanadında yeni bir daire-i hümayun ve dört köşesinde "fevkani zabıtan daireleri" yapılarak eskiden iki kat olan bu kanat dört kat yüksekliğe çıkarılmıştır. Bu değişikliğe bağlı olarak tüm kanatlar birer kat yükselmektedir. Bu değişikliğin binanın maliyetini önemli ölçüde artırdığı yazışmalardan anlaşılmaktadır.

Kırım Savaşı (1853-1856) sırasında Fransız askerlerine hastane olarak tahsis edilen Mecidiye Kışlası, savaş sonrasında bir süre boş kalmış; bakım ve onanma alınması gerekmiştir. Abdülmecid'in ölümü (1861) üzerine yerine geçen Abdülaziz tarafından başlatılan onarım aynı yıl tamamlanmıştır. Abdülaziz, kışlanın adının "Mecidiye" olarak kalmasını istemiştir. Onarım kitabesi halen Taşkışla'dadır.

Taşkışla, 10 Temmuz 1894 depreminde hasar görmüş ve R. d'Aronco(->) tarafından onarılmıştır. Balkan Savaşı sırasında da yine hastane olarak kullanılmıştır. Bina 1944'te İstanbul Teknik Üniversite-si'ne(->) tahsis edilmiş; mimarlar Prof. P. Bonatz ve Prof. E. Onat tarafından hazırlanan onarım ve yeniden kullanım projesine göre mimarlık ve inşaat fakülteleri ile rektörlük merkez binası olarak onarılıp düzenlenmiştir. Rektörlük bürolarının ve in-

19101u

yıllardaki



onarım

sonrasında

Taşkışla.

Afife Batur

koleksiyonu

saat fakültesinin Ayazağa kampusuna taşınmasından sonra Taşkışla, günümüzde kadrosu ve kapasitesi genişleyen mimarlık fakültesi ile İTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü tarafından kullanılmaktadır.

Taşkışla, 70x40 boyutunda bir orta avluyu çevreleyen, dikdörtgen planlı bir yapıdır. 132x95 m büyüklüğünde bir alan üzerinde kurulmuştur. Uzun kanatları ku-zey-güney doğrultusunda yerleştirilmiş olan binanın genişliği her kanatta 22 m'dir. Yalnızca Boğaz manzarasına açılan ve eskiden daire-i hümayunun bulunduğu doğu kanadında genişlik 25 m'dir. Yapının dört köşesi, uzun kenarlar tarafında 4 m, diğerinde 8 m genişletilerek belirgin köşe kitleleri oluşturulmuş, ayrıca üç kat yüksekliğinde düzenlenerek iki katlı olan ana kitleden ayrılıp vurgulanmıştır. Köşelere verilen vurgu, yapıya net ve açıklıkla okunan bir kurgu sağlamaktadır.

Aynı açıklık plan düzeyinde de görülür. Yapının yalın bir şeması vardır: Uzun kanatlar boyunca geniş bir orta koridor, dar kanatlarda da bir tarafı orta avluya bakan, koridorlar uzanır; eğitim mekânları ve öğretim üyelerinin odaları, geniş dairesel kemerlerle sonlanan bu koridorlara açılır. Katlar, kulelerin birer yanında yer alan geniş ve görkemli mermer merdivenlerle

Taşkışla'dan bir görünüm.

Afife Batur

bağlanır. Kulelerin karşı köşelerinde de servis merdivenleri bulunmaktadır.

Günümüzdeki düzenlenişinde binanın doğu ve batı cepheleri üzerindeki mekânlar öğretim kadrosunun kullanımına, avluya bakan mekânlar atölyelere ayrılmıştır. Kuzey ve güney cephelerindeki mekânlara büyük amfiler yerleştirilmiştir. Kuzeybatı kulesi rektörlük, güneybatı kulesi kitaplık ile mimarlık fakültesi dekanlık ofislerinin kullanımındadır.

Cephelerde ve mimari öğelerde neokla-sik bir çizgi egemendir. Kat aralarını belirleyen kornişlerin ve saçak kornişinin yatay çizgisi, yapının geometrik ve strüktürel kurgusunu bir cephe anlatımına dönüştürür; kesintisiz bir süreklilikle yapıya kararlı bir bütünlük ve dingin bir sadelik kazandırır.

Yapıya batı cephesinin ekseninde bulunan bir portikten girilir. Yüksek ve yivli gövdeli, İyonik başlıklı kolonların taşıdığı geniş portik, ikinci katta bir balkon olarak biçimlenmiştir. Portik ekseninde pencerelerde yarım daire kemerli neoröne-sans üslubunda pencereler kullanılmıştır.

Tüm cephelerde giriş katının dikdörtgen pencereleri altta konsollu denizlikler, üstte küçük arşitrav öğesiyle belirlenmiştir. İkinci katın yüksek pencereleri altta basık bir korkulukla üstte öne doğru çıkan birer küçük alınlık öğesiyle biçimlendirilmiştir.

Kuzey ve güney cephelerinde aynı pencere biçimleri ve öğeleri kullanılmış ancak yapının strüktürel akslarına pilastr çiftleri yerleştirilmiştir. Neorönesans bir yaklaşımla giriş katı pilastrlarında İyonik, üst katta kompozit, üçüncü katta ise son derece sade bir Toskan düzeni seçilmiştir. Pilastr çiftlerinin düşey çizgisi ve ritmi bu cepheleri ve kuleleri diğer cephelerin kesintisiz yataylığmdan ayırır ve arazinin eğimine uyarlar.

Tüm pencerelerde bugün mevcut olmayan fakat eski resimlerinde görülen daire biçimli halkalardan oluşan şeritlerin çevrelediği demir parmaklıklar vardı.

Orta avluyu çevreleyen bina yüzeyleri de dikkatle tasarlanmıştır. Burada, dış cephelerden farklı olarak yarım daire kemerli pencereler kullanılmıştır. Ölçülendiril-mesinde ve cephelerinin tasarımında gösterilen özen, orta avluyu yapının yaşayan bir mekânı haline getirmiştir. Anıtsal bir görünümü olan büyük ıhlamur ağaçlarıyla ve ortasındaki oval havuzuyla bu orta avlu, Taşkışla'mn günümüzde de en canlı mekânlarından biridir.

Taşkışla, II. Abdülhamid döneminde (1876-1909) rejim karşıtlarının, en çok da Mekteb-i Harbiye ve Mekteb-i Tıbbiye öğrencilerinin sorgulanıp yargılandığı Divan-ı Harb kurulunun adı ve kararlarıyla birlikte anılmaktadır. Otuz Bir Mart Olayı'nda(-») da isyancı askerlerin barındığı bir kışla olarak uzun çarpışmalara sahne olmuştur.

Taşkışla, gerek kentsel konumu, gerekse mimari özellikleri nedeniyle çeşitli kamu ve özel kuruluşların ilgisini çeken bir yapıdır. Çeşitli dönemlerde çeşitli kullanım projelerine konu olmuş ve sonunda 1984'

te otel yapılmak üzere ESKA şirketine kullandırılması kararı çıkmıştır. İTÜ öğretim üyelerinin ve Mimarlar Odası İstanbul Şu-besi'nin direnişi ile karşılaşan bu karar, İdare Mahkemesi tarafından geri çevrilmiştir. Örnek bir karar olarak kentsel koruma tarihi içinde yer alan bu direniş ve mahkemenin kararı, "Taşkışla'mn 1. derecede korunması gereken kültür varlığı" olduğunu bir kez daha tescil etmiştir.

Bibi. C. Can, "istanbul'da 19. Yüzyıl Batılı ve Levanten Mimarların Yapıları ve Koruma Sorunları", (Yıldız Teknik Üniversitesi, basılmamış doktora tezi), 1993, s. 182; Cezar, Beyoğlu, 61, 201; S. Eyice, "18. Yüzyılda Türk Sanatı ve Türk Mimarisinde Avrupa Neo-Klasik Üslubu", STY, S. K-X (1981), s. 152-189; A. Nasır, "Türk Mimarlığında Yabancı Mimarlar Üzerine Bir Deneme", (İstanbul Teknik Üniversitesi, basılmamış doktora tezi), 1991, s. 48-51, 104, 326-327.

AFİFE BATUR



TAŞKIZAK TERSANESİ

Halic'in kuzey kıyısında Kasımpaşa'da bulunan Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı inşa ve onarım tersanesi.

II. Mehmed (Fatih) döneminde (1451-1481) kurulan ve bugün ttiuıv ıcrsanesi ile Camialtı Tersanesi'nin(->) de yer aldığı büyük tersanenin bir bölümünü oluşturan bu tersanede yüzyıllar boyunca donanmanın ihtiyacı olan ahşap, yelkenli gemiler inşa edilmiştir. III. Selim döneminde (1789-1807) tersaneye bir dökümhane eklenmiş, İsviçre ve Fransa'dan uzman mühendisler getirtilerek kuruluşun çalışma kapasitesi genişletilmiştir.

Bu tersanenin bir önemi de dünyadaki ilk denizaltı gemisinin montajının burada yapılmış olmasıdır. 1886'da, hükümet tarafından İngiltere'de Nordenfeld top fabrikasında inşa ettirilen Abdülhamid ve Ab-dülmecid adlı denizaltılar, parçalar halinde İstanbul'a getirtilerek, o zamanki adı İstanbul Valde Taşkızakları olan bu tersanede monte edilerek donanmamıza kazandırılmıştır. Abdülmecid 6 Eylül 1886' da, Abdülhamid de 4 Ağustos 1887'de denize indirilmişlerdir.

Ma-i mahreci (taşırdığı suyun miktarı) 160 ton, 100 kadem uzunluğunda, 12 kadem genişliğinde olan bu denizaltılar 100 kadem kadar dalabiliyor, su altında 3 mil,

su üstünde 10 mil hız yapabiliyorlardı. 8 ton kömür alabiliyor, 250 beygirgücündeki buhar makineleriyle su üzerinde 150 mil, su içinde ise 12 mil uzağa gidebili-yorlardı.

Cumhuriyet'in ilanından sonraki dönemde tersanenin tezgâhları ve diğer tesisleri sökülerek Gölcük'e nakledildi; tersane binaları ise Seyr-i Sefain İdaesi(-») ile İnhisarlar İdaresi'ne verildi. 1937'de ise Almanya'ya ısmarlanması planlanan dört denizaltı gemisinin (ki bunlar Atılay, Saldıray, Batıray ve Yıldıray adlarını taşıyacaklardı) ikisinin inşasından vazgeçilerek bunların Taşkızak'ta yaptırılmasına karar verilince tesislerin yeniden kurulmasına başlandı. Nitekim burada yapılan Atılay ve Yıldıray denizaltıları 19 Mayıs 1939'da törenle denize indirildi.

Taşkızak Tersanesi 1950'de genişletilerek tesislerin modernleştirilmesine çalışıldı. Bu arada kuruluşun kapasitesi de artırıldı. Günümüzde tersanenin 2.500 ton kaldırma kapasitesi olan bir yüzer havuzundan başka 1989 sonbaharında hizmete giren 3.500 ton kaldırma kapasiteli iki yüzer havuzu daha vardır.

Tersanede denizaltılar, akaryakıt tankerleri ve küçük boy savaş gemilerinin inşa, çeşitli onarım ve bakımları yapılmaktadır. Bitişiğinde, jandarma kuvvetlerinin bakım tersanesi yer almaktadır.

ESER TUTEL



TAŞIJBURUN TEKKESİ

Eyüp İlçesi'nde, Bahariye'de, Silahtarağa Caddesi üzerinde, Bahariye Mevlevîhane-si'nin(->) karşısında idi. Kurucusundan dolayı Lagari Mehmed Efendi Tekkesi olarak da tanınır.

17. yy'ın sonlarında Melâmî/Bayramî tarikatına bağlı olarak Lagari lakabıyla tanınan Belgradlı Mehmed Efendi (ö. 1682) tarafından kurulmuş, 1925'e kadar sırasıyla Bayramî, Bektaşî ve Sa'dî tarikatlarının denetiminde kalmıştır. Mehmed Efendi'nin Rumeli Melamîlerinden olması nedeniyle, Taşlıburun Tekkesi'nin Helvaî Tekkesi(->), Saçlı Emir Tekkesi(->) ve Paşmakçı Tekke-si'nden sonra İstanbul'da bu tarikata bağlı olarak kurulan son büyük merkez niteliğine sahip bulunduğunu belirtmek gerekir. Mehmed Efendi'nin hayatı ve fa-

20. yy'ın başında Taşkızak Tersanesi.



W. Müller-Wiener, Die Hâfen von Byzantion, Konstantinupolis, istanbul, Tübingen, 1994

aliyetleri hakkında yeterli bilgi yoktur. Tekkenin kuruluşunda dikkati çeken nokta, klasik Bayramîliğin devamı olan Himmetîliğin İstanbul'a girdiği ve hızla yaygınlaştığı 17. yy'ın sonlarında, tarikatın muhalif koluna mensup Melamîlerin güç dengesini korumak amacıyla yeni merkezler açma gereğini duymalarıdır. Mehmed Efendi'nin öncülüğüyle Taşlıburun Tekkesi'nde başlatılan bu Mela-mî/Bayramî örgütlenmesini, söz konusu dengenin korunmasına yönelik atılmış bir adım şeklinde değerlendirmek mümkündür. Fakat kurucu şeyh Mehmed Efendi'nin vefatıyla bu örgütlenme dağılmış ve tekke kısa bir süre Bektaşîliğin denetimine geçmiştir. 18. yy'ın başlarına kadar devam eden bu Bektaşî meşihatını hangi şeyhlerin temsil ettiği bilinmemektedir. Öte yandan bu dönemde Kılıncî lakabıyla tanınan ve Nakşibendîliğe mensup bulunan Mehmed Efendi'nin (ö. 1715) tekke meşihatını üstlendiğine ilişkin bazı kayıtlar da vardır. Tekke 1715'ten itibaren Sa'dîliğin Vefaî koluna geçmiş ve bu tarikata bağlı meşihat 1925'e kadar devam etmiştir.

18. yy'da İstanbul'un gündelik hayatına iki ayrı kol halinde giren Sa'dîlik(-»), Ab-düsselam Şeybanî'nin (ö. 1751) temsil ettiği Selamîlik ile Koska'daki Abdüsselam Tekkesi'nde(->) ve Ebu'1-Vefa-i Şamî'ye nispetle Vefaîlik olarak adlandırılan kola mensup Hüseyin Efendi (ö. 1738) aracığı-lıyla da Taşlıburun Tekkesi'nde örgütlenmiştir. Bu tekke, Sa'dîliğin İstanbul'daki merkezi sayılan Abdüsselam Tekkesi'nden daha önce faaliyete geçmiştir.

Taşlıburun Tekkesi'nde ilk Sa'dî meşihatını temsil eden ve Gözoğlu lakabıyla tanınan Eyüp Kadısı Hüseyin Efendi'den sonra Hasan Cibavî'nin halifelerinden Çelebi Abdurrahman Efendi (ö. 1755) posta geçmiş, çocuksuz vefat ettiği için şeyhlik kendisinden sonra manevi evlatlarından Süleyman Sıdkî Efendi'ye (ö. 1777) verilmiştir. Süleyman Sıdkî Efendi'yi sırasıyla oğlu İsmail Necati Efendi (ö. 1789) ve Abdüsselam Tekkesi şeyhi Mustafa Haydar Efendi'nin halifelerinden Ahmed Hulusî Efendi'nin (ö. 1815) meşihat dönemleri izlemiştir. 1815-1828 arasında tekke vekâleten Salih Efendi (ö. 1828) tarafından yönetilmiş, vefatıyla yerine Ahmed Hulusî Efendi'nin oğlu Süleyman Sıdkî Efendi (ö. 1890) atanmıştır. Kayıtlarda adı geçen son şeyhi Sa'deddin Efendi'dir (ö. 1901). 19. yy'da tekkenin ayin günü perşembe iken, yeniden inşa edildiği 1906'dan sonra cuma gününe alınmıştır.

Taşlıburun Tekkesi'nin tarih içinde geçirdiği yapısal değişikliklere ilişkin yeterli bilgi yoktur. II. Mahmud döneminde (1808-1839) yeniden inşa edilmiş ve padişahın ayini izlemesi için kafesli bir bölüm ile Aralık İskele Sokağı'na bakan köşesine ahşap bir cümle kapısı yaptırılmıştır. Tekkenin geçirdiği en önemli tamir ise 1906 yılına rastlar. 20 Rebiyülevvel 1324/14 Mayıs 1906 tarihli Şûra-yı Devlet mazbatasında, tamirat işinin 13.356 kuruş bedelle müteahhide verilmesi kaydı vardır. Ancak 8 ay

TATARLAR

224

TAURİ FORUMU

sonra ek binaların da tamirat kapsamına alınmasıyla tekke 17.655 kuruş bedelle Kosti Avram Kalfa'ya ihale edilmiştir. Tekkenin tevhidhanesi üç katlı olarak yeniden inşa edilmiş ve bina 1333/1914'ten Mütare-ke'nin ilk günlerine kadar I. Kolordu'nun emrine verilmiştir. Şeyh dairesi 1960'ta yıktırılan Taşlıburun Tekkesi'nden günümüze yalnızca giderek yok olan bakımsız bir hazire kalmıştır.



Bibi. BOA. Cevdet Evkaf, no. 18264 (19 Sa-fer 1169): BOA. İrade Evkaf, no. 1039/7 (3 Cemaziyülevvel'1324); BOA. İrade Evkaf, no. 2724/16 (29 Zilkade 1324); CSR, Dosya B/99; Ayvansarayî, Hadîka, I, 259; Vassaf, Sefine, I, 353; Sicül-i Osmanî, III, 85; İsmet, Tekmiletü'ş-Şakaik. 502; Zâkir, Mecmua-i Tekaya, 57; Mü-nib, Mecmua-i Tekâyâ, 14; Çetin, Tekkeler, 587; Âsitâne. 16; 1301 İstatistik Cedveli, 52; Ih-saiyat I, 21.

EKREM IŞIN



TATARLAR

Tatarlar, özellikle Kırım Tatarları, Osmanlılarca yakından bilinen bir topluluktu ve Osmanlı Devleti ile ona bağımlı Kırım Hanlığı (1475-1774) arasında önemli ticari ilişkiler bulunmaktaydı.



İstanbul'u ziyaret eden ilk Tatarların, tıpkı komşuları Türkistanlılar gibi, Mekke'ye hacca gitmek üzere yola çıkanlar olduğu bilinmektedir. Bu konuda günümüze değin ulaşmış ilk yazılı veriler, 1862'de Kazan'da Putevyja Zapiski dvukh khadjiev (İki Hacının Gezi Notları) adıyla yayımlanmış olan kitapta toplanmıştır. İstanbul'daki Tatarlardan olan yenilikçi ilahiyatçı Ab-dünnasır Kursavi ile Nuruosmaniye Camii yakınlarında Kazanlılara ayrılmış bir tekkeyi ziyaret etmiş olan Şihabeddin Merca-ni'nin (1818-1889) yazdıklarım da aynı kapsamda anmak gerekir. 18. yy'ın sonlarına doğru Rus yayılması nedeniyle Volga Tatarları ile Kırım Tatarları kitle halinde Osmanlı topraklarına göç ettiler. Bunların çoğunluğu Dobruca'ya yerleştiler, bir kısmı da İstanbul'a geldi. Osmanlı topraklarına diğer Tatar göçü, 1853-1856 arasında süren Kırım Savaşı sonrasında yaşandı. Üçüncü göç dalgası ise Balkan Savaşı sonrasında, 1915'te Dobruca'daki Tatarların İstanbul'a ve Anadolu'ya gelmeleridir ve nihayet ilk Sovyet anayasasının kabulünden sonra bir başka Tatar göçü meydana gelmiştir. Tüm bu göçlerde, İstanbul'a yerleşen Tatarların sayısı, Anadolu'ya yerleşmiş olanlardan daha azdır; gelenler ise esas olarak Volga ve Kırım Tatarları olmakla birlikte aralarında Orta Asya Tatarları da bulunmaktaydı.

Bazı Tatar aydınları, 19. yy'ın sonlarında ve 20. yy'ın başlarında ya da Cumhu-riyet'in ilk dönemlerinde Türkiye'nin fikir hayatında etkili olmuşlardır. Bunlar arasında en tanınmışları olarak İsmail Gaspıralı (1851-1914), Abdürreşid İbrahim (1853-1944), Akcuraoğlu Yusuf (veya Yusuf Ak-çura) (1876-1935), Musa Carullah (Bigi) (1875-1949) sayılabilir. İstanbul birçok Tatar aydını ve okuma isteklisi Tatar genci için bir kültür merkezi niteliği taşımış ve bir çekim alanı oluşturmuştur. Nitekim daha 19. yy'da, Tatar gençleri özellikle Kı-

rım'dan İstanbul'a medreselerde okumaya gelmişlerdir. 1905'ten sonra ise Tatar öğrencileri İstanbul'daki dini okullara öğrenci yazılmışlar, daha sonraları ise Darülfünun^) onlar için önemli bir eğitim yuvası olmuştur. Tatar öğrencilerden Cafer Seydalımet (Kırımer), Numan Çelebi (Cihan) ve bazı arkadaşlarının 1907'de kurdukları gizli cemiyet Jön Türklerin düşüncelerini benimsemişti, bu gençler Namık Kemal'in, Tevfik Fikret'in eserlerini ya da Paris'ten, Kahire'den gönderilen Jön Türk yayınlarını okumaktaydılar. 1908'de II. Meşrutiyet ilan edilince, cemiyet gizlilik koşullarından çıkarak açık çalışmaya başladı, 1909'da meydana gelen Otuz Bir Mart Olayı'nda(-0 Jön Türkleri destekledi. 1871'den beri zaman zaman İstanbul'a gelen ve bu kentten büyük ölçüde etkilenen İsmail Gaspıralı da onlara katıldı. İstanbul'da öğrenim gören bu gençlerin büyük çoğunluğu, mezun olduktan sonra ülkelerine döndüler. Bunlardan bazıları, Sovyet rejiminin kurulmasını izleyen dönemde ülkelerini terk ederek İstanbul'a geldiler.

II. Meşrutiyette İstanbul'daki Tatar öğrenciler birkaç cemiyete mensuptular, devam ettikleri Kerimof adlı bir de kıraathaneleri vardı. Bu örgütlerden birisi, Volga Tatarlarından öğrencilerin 1908'de kurdukları Rusyalı İslam Talebe Cemiyeti, en tanınmışı ise gene 1908'de Numan Çelebi, Cafer Seydahmet, Abdülhakim Hilmi, Aliseyit Cemil vd tarafından kurulan ve 1910'da üye sayısı 250'yi bulan Kırım Talebe Cemiyeti idi. Birbiriyle işbirliği yapan ve politikayla da ilgilenen bu iki cemiyet İstanbul'daki Tatar tüccarlar tarafından mali bakımdan desteklenmekteydi. Fatih Ke-rimof'un 1913'te Orenburg'da istanbul Mektupları adıyla yayımlandığı kitabında belirttiğine göre 20. yy'ın başlarında Osmanlı başkentinde gayet iyi durumda bulunan Tatar tüccarlardan bazıları şunlardır: Beyoğlu'nda mağaza sahibi Kazanlı Mu-hammed Ali ben Kırımof, Ruslarla Osmanlılar arasında ticaret yapan, Rusya'dan semaver, çay ve çeşitli yiyecekler getirip satan (ve dükkânı tüm İstanbul'da kaliteli yi-yecekleriyle, kendisi de ticari dürüstlüğüyle tanınan) Yaltak Hacı Amir Hasan Efendi, firmaları kendi adlarını taşıyan Kırımlı Mustafa ve Murtaza biraderler.

İstanbul'da kurulan diğer Tatar örgütleri Yaş Tatarlar Yazgıçları Cıyını (Genç Tatarlar Yazarları Cemiyeti) (1910), Tatar Ce-miyet-i Hayriyesi (Tatar mültecilere yardım amacıyla 1908'de kurulmuştu), kurucuları arasında (1916) Akcuraoğlu Yusuf'un da bulunduğu Rusya'da Sakin Müslüman Türk Tatarlarının Haklarını Müdafaa Cemiyeti idi. Ayrıca Tatar aydınlarından bazıları (örneğin Akcuraoğlu Yusuf) İstanbul'da başka örgütlerin de kuruluşlarına katılmışlardı, bunlar arasında Türk Derneği (1908) ile Türk Yurdu Cemiyeti'ni (1911) sayabiliriz (bak. siyasal örgütlenmeler).



İstanbul'daki çeşitli Tatar aydınları çıkardıkları yayınlarda Müslüman-Türk ve milliyetçi fikirleri savunmuşlardır. Bunun yanısıra Osmanlı toplumuna sosyalist dü-

şüncelerin girmesinde pay sahibi olan Tatar aydınları da vardır. Söz konusu İslam ve Türk milliyetçisi yayınlar arasında, Ya-kub Kemal, Ahmed Taceddin tarafından Osman Cudi'nin başyazarlığında yayımlanmaya başlayan (1910-1911) Taarüf-i Müs-limin, Osman Cudi'nin 1914'te çıkardığı islam Dünyası sayılabilir. Yayımlanmasına katıldıkları dergiler arasında ise, o sıralarda İsmail Gaspıralı'nın yayımladığı Tercüman'm "küçük kardeşi" diye nitelenen Türk Yurdu dergisi bulunuyordu.

Gerek I. Dünya Savaşı'ndan önce, gerekse Cumhuıiyet'in ilk yıllarında bazı Tatar aydınlarının çalışmalarından söz etmek gerekirse, bunlardan Yusuf Akçura ile Sad-ri Maksudi'nin (Arsal) (1867-1941) bazı Türk bilim adamlarına ait yazmaları 1931-1932'de ulusal bir Türk kültürünün yaratılması çabaları kapsamında derledikleri akla gelmektedir. Ayrıca, Abdullah Battal Taymas (1883-1944) ile Zeki Velidi Togan (1890-1970) gibi tarihçilerin Türk tarihi üzerine çok sayıda çalışması bulunmaktadır. Öte yandan, daha sonraki dönemde Sovyet yönetimine karşı İstanbul'daki Kırım Tatarlarının kurduğu bir cemiyetin yayın organı olarak Emel adlı dergi uzun süre çıkmıştır. Kazan Tatarları Kültür ve Yardımlaşma Derneği adlı bir başka örgüt de Kazan adıyla bir dergi yayımlamıştı. Aynı çevre 1964'te Kırım Türk Tatarları Milli Merkezi adı altında bir araştırma vakfı kurmuş ve "Emel" adıyla bir kültür ödülü koymuştu. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra 1992 sonlarında Emel adıyla yeni bir derginin ilk sayısı yayımlanmıştır.

Bibi. P. A. Andrews, "Tatars", Ethnic Groups in IheRepublic ofTurkey, Wiesbaden, 1989; A, B. Taymas, Kazan Türkleri, Ankara, 1966; A. Bennigsen-C. Lemercier-Quelquejay, La presse et le mouvement national chez leş Musul-mans de Russie, Paris, 1964; E. Copeaux, "Le mouvement prometheen", Chairs d'Etudes sur la Mediterraneen Orientale et le Monde Turco-Iranien, S. 16, 1993 (Türkçesi Kırım, S. 2 [19931, s. 11-20); N. Devlet, "Şihabeddin Mer-cânî", Kazan, 1971; ay, İsmail Bey Gaspıralı, Ankara, 1988; A. W. Fisher, The Crimean Tatars, Stanford, 1978; F. Georgeon, Türk Milliyetçiliğinin Kökenleri, Yusuf Akçura (1876-1935), Ankara, 1987; E. F. Gözaydın, Kırım. Kırını Türklerin Yerleşme ve Göçmeleri, İst., 1948; S. H. Kırımlı, National Movements and National Identity among the Crimean Tatars (1905-1916), Wisconsin, 1990; F. Kerimof, "Türkiye'de Tatarlar", İstanbul Mektupları, Orenburg, 1913; J. M. Landau, Pan-Turkism in Turkey, Londra, 1981; A.-A. Rorlich, The Volga Tatars. A Profile in National Resilience, Stanford, 1986; M. Saray, Gaspıralı İsmail Bey, Ankara, 1987; Tunaya, Siyasal Partiler, I.

THIERRY ZARCONE




Dostları ilə paylaş:
1   ...   50   51   52   53   54   55   56   57   ...   140


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə