I d I n I a V a 3IV1ho nin

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 8.82 Mb.
səhifə7/140
tarix30.12.2018
ölçüsü8.82 Mb.
1   2   3   4   5   6   7   8   9   10   ...   140

SOFULAR CAMİİ

Fatih Ilçesi'nde, Sofular Caddesi ile Molla Hüsrev Sokağı'nın kesiştiği köşede, Şeyh Süleyman Tekkesi karşısındadır.

Banisi Şeyhülislam Molla Hüsrev Efen-di'dir. Yapı banisinin isminden dolayı "Molla Hüsrev Mescidi" olarak tanınmaktadır. 865/1460'ta inşa edilen yapı çeşitli onarımlarla günümüze ulaşmış, 17. yy'ın ikinci yarısında minber ilavesiyle camiye dönüştürülmüştür. Bugünkü görünümünü ise 1920'lerde Trabzonlu hayırsever bir kadının yaptırdığı tamiratla almıştır. Dikdörtgen planlı, kagir duvarlı cami, geniş bir kiremitli çatıyla örtülmüştür. Çatılı camiler içinde en büyük olanlarmdandır. Mihrap kısmı dışarıya taşkın kare biçimlidir. Ayrıca mihrap bölümü yine dışarı taşkın bir biçimde yapılarak kuvvetle vurgulanmıştır. Mihrap duvarının alt kısımda dört, mihrap çıkıntısının sağında ve solunda ikişer tane, mihrabın yanlarında ise iki tane dikdörtgen, sade bir şekilde yapılmış pencere" bulunur. Doğu ve batı duvarının alt kısımları sağır bırakılan mescidin, bu cephelere ait üst kısımlarında ise beşerden on ta-

Sofular Camii

Ertan Uca, 1994/TETT\f Arşivi



ne üstlük adı verilen tepe penceresi bulunmaktadır ki, pek rastlanmayan bu durum yapı için orijinaldir. Kuzeybatı tarafında camiye bitişik olarak yeniden inşa edilen minare taştan tek şerefelidir. Tuğladan inşa edilmiş eski minare çarpık bir biçimde yapılmış olan son cemaat yerinin ortasında kalmıştır. Caminin içerisinde bulunan altı tane direğe oturan ahşap mahfil II. Mah-mud döneminden (1808-1839) kalmadır ve ampir üslubundadır(->). Ahşap minberi Hadîka'ya. göre IV. Mehmed zamanında (1648-1687) Ahmed Paşa'nın oğlu Girit Valisi Mehmed Bey koydurmuştur.

Bibi. Ayvansarayî, Hadîka, 136; Barkan-Ay-verdi; Tahrir Deften, 165; Ayverdi, Fatih 111, 463-464; Öz, İstanbul Camileri, 123; Fatih Camileri, 174.

EMİNE NAZA



SOFULAR HAMAMI

Fatih Ilçesi'nde, Sofular Caddesi ile Molla Hüsrev Sokağı'nın kesiştiği köşede, Sofular Camii'nin(->) karşısında yer almaktadır.

II. Bayezid dönemine (1481-1512) ait olduğu söylenen hamamın yaptıranı ve yapım tarihi bilinmemektedir. Farklı plan özelliklerine sahip kadınlar ve erkekler kısımlarından oluşan bir çifte hamamdır.

Sofular Caddesi üzerinde yer alan kapıdan geçilerek erkekler bölümünün dikdörtgen planlı soyunmalığına girilir. So-yunmalık çift kat halinde düzenlenmiş, ahşap bölmelerle ayrılan, camlı otuz yedi küçük soyunma odasından oluşur. Zemini mermer kaplı olan bu bölümün giriş aksı üzerinde, kare formlu ve çift çanaklı bir havuz yer alır. Bu havuzun üzerinde sekizgen gövdeli, ahşap bir aydınlık feneri mevcuttur. Soyunma bölümünden ılıklık bölümüne geçişi sağlayan kapının solunda, orijinalinin yerine günümüzde siyah ve be-

yaz mermer kullanılarak yapılmış olan bir çeşme bulunur.

"L" planlı ılıklık bölümü, birbirine sivri kemerli kapılarla bağlı üç bölümden oluşur. Aynalı tonozla örtülü dikdörtgen planlı orta bölüm, yarım duvarlarla bölmelerle ayrılmış, geniş bir mekândır. Sağda pan-dantifli kubbe ile örtülü, dört kurnalı kare bir mekân, solda ise orta bölüme dik gelişen, aynalı tonozlarla örtülü temizlik mekânları ile tuvaletler bulunur.

Sıcaklığa iki yanında uzun sedirlerin bulunduğu eyvana açılan bir kapıyla geçilir. Sıcaklık bölümü, merkezinde altıgen formlu mermer bir göbektaşının bulunduğu ve altı ayak üzerine sivri kemerlere oturan büyük bir kubbenin örttüğü orta mekân ile bu mekânın kenarlarına yerleştirilmiş aynalı tonozlarla örtülü, üçer kurnalı altı eyvandan oluşur. Giriş eyvanının iki yanından kare planlı halvet hücrelerine geçit veren kapılar açılmıştır. Tromplu kubbeli iki halvetin dörder kurnası, girişin sağında bulunan halvetin su deposuna açılan bir penceresi mevcuttur.

Molla Hüsrev Sokağı üzerinde yer alan kapı ise kadınlar bölümünün dikdörtgen planlı soyunmalığına açılır. Üç kat halinde düzenlenen soyunnıalık, ahşap bölmelerle ayrılmış, camlı yirmi altı odadan oluşur. Oldukça yüksek olan ahşap tavanı pa-salı ve geometrik süslemelidir.

Ilıklık bölümü pandantifli kubbe ile örtülü, enine dikdörtgen planlı bir mekân olup yarım duvarlarla ayrılmış birer kurnalı bölmelerden oluşur. Ayrıca girişin sağından, beşik tonozlu bir koridorla, kubbeli tuvalet mekânına ulaşılır.

Ilıklığın solundan alçak bir kapı ile sıcaklığa geçilir. Sıcaklık bölümü, merkezinde kare formlu mermer bir göbektaşının bulunduğu enine uzanan kubbeli orta mekân ile girişin sağında bulunan sivri kemerle ayrılmış ve pandantif kubbeli bir eyvandan oluşur. Ayrıca bu eyvanın iki yanında kare planlı ve tromp kubbeli birer halvet hücresi yer almaktadır. Halvetlerde ve eyvanda dörder tane olmak üzere sıcaklıkta on dokuz kurna mevcuttur.



Bibi. Demircanlı, Evliya Çelebi, 412, 413; N. Köseoğlu, "istanbul Hamamları", TTOKBelleteni, S. 128 (1952), 7-11; Fatih Camileri, 308. YASEMİN SUNER

SOFULAR TEKKESİ

Fatih İlçesi'nde, Sofular semtinde, İskender Paşa Mahallesi'nde, Sofular Caddesi ile Sofular Tekkesi Sokağı'nın kavşağında, semte ve tekkeye adını vermiş olan caminin karşısında yer almaktadır (bak. Sofular Camii).



İstanbul'un en eski Halvetî tekkelerinden olan bu tesis 16. yy'ın başlarında Şeyh Süleyman-ı Rumî tarafından kurulmuştur. istanbul Vakıfları Tahrir Defteri'nâe ve Zâkir Şükrî Efendi'nin Mecmua-i Tekâ-j;â'sında yer alan kayıtlardan Şeyh Süleyman-ı Rumî'nin Edirneli, Şemseddin adında bir şahsın oğlu ve Mesud-i Acemî adında bir şeyhin halifesi olduğu, vakfiyesinin 9l6/1510'da Rebiyülevvel ayının ortalarında tescil edildiği anlaşılmaktadır.

Mecmua-i Tekâyâ'daki şeyhler listesinde eksikler bulunmakta, zaman içinde meşihatın birçok tarikat arasında el değiştirmiş olduğu görülmektedir.

Şeyh Süleyman-ı Rumî'den sonra halifesi Şeyh Ekmeleddin Efendi (ö. 1577) posta geçmiş, bu postnişini de kendi halifesi Rusçuklu Şeyh Mustafa Beşanî Efendi (ö. 1597) izlemiştir. Dördüncü postnişin Koğacızade Şeyh Mehmed Efendi'yi (ö. 1617) izleyen 4 kişinin adları söz konusu listede bulunmamakta, ancak bu arada Halvetîliğin Sinanî koluna bağlı olduğu rivayet edilen, musikişinas Mehmed Müstakim Efendi'nin (ö. 1709) hem bu tekkede hem de yakında yer alan Alâeddin Tekkesi'nde şeyhlik yaptığı bilinmektedir (bak. Alâeddin Mescidi ve Tekkesi). Sofular Tekkesi'nin dokuzuncu postnişini, Balat-Eğrikapı arasındaki Gülşenî Tekkesi'nin banisi, bu tarikatın Sezaî koluna bağlı Gürcü Şeyh Ali Efendi'nin (ö. 1773) halifesi Şeyh Hafız Mustafa Efendi'dir (ö. 1791). Mustafa Efendi'den sonra Celvetî tarikatından Mudanyalı Şeyh Yakub Efendi (ö. 1808) ile oğlu Şeyh Mehmed Nured-din Efendi (ö. 1849) meşihat görevini üstlenmişler, adı geçen iki şeyh aynı zamanda Alâeddin Tekkesi'nde de postnişin olmuşlardır. M. Nureddin Efendi'nin vefatını müteakip Sofular Tekkesi'nin postu, Halvetîliğin Şabanî koluna bağlı Geredevî (Halilî) şubesinin kurucusu Geredeli Şeyh Halil Efendi'nin (ö. 1858) halifelerinden Şeyh Ömer Fuadî Efendi'ye (ö. 1857) intikal etmiş, kendisinden sonra büyük oğlu Şeyh Abdullah Rüşdî Efendi (ö. 1881), küçük oğlu Şeyh Yakub Efendi (ö. 1902) ve Yakub Efendi'nin oğlu Şeyh Mehmed Salahaddin Efendi bu görevi sürdürmüşlerdir.

Kaynaklarda birçok başka adla da (Ek-mel, Süleyman Ekmeleddin, Şeyh Hafız, Şeyh Süleyman Efendi, Şeyh Süleyman Halife) anılan Sofular Tekkesi'nin ayin günü 1256/1840 tarihli Âsitâne'de pazar, Bandır-malızade A. Münib Efendi'nin 1307/1889-

90 tarihli Mecmua-i Tekâyâ'smda. cuma olarak belirtilmiştir. Ayin günündeki bu değişiklik tekkenin meşihatında gözlenen tarikat değişikliği ile açıklanabilir. Dahiliye Nezareti'nin R. 1301/1885-86 tarihli istatistik cetvelinde tekkede 6 erkek ile 2 kadının ikamet ettiği kayıtlıdır.

Sofular Tekkesi'nin günümüzde kısmen mevcut olan binaları 19. yy'ın ikinci yarısına aittir. Kareye yakın dikdörtgen bir alana (13,50x13 m) yayılan ana bina kagir duvarlı, basık tavanlı bir bodrum katı üzerine oturur. Özgün kullanım amacı tam olarak tespit edilemeyen bodrum katında, yemekhane (taamhane) olması muhtemel geniş bir mekânla iki adet kare planlı oda tespit edilmektedir. Tevhidhane, türbe ve meydan odası niteliğinde bir mekânı barındıran zemin katın girişi doğu cephesin-dedir. Dikdörtgen açıklıklı girişi izleyen ufak taşlığın sağında, aynı zamanda tevhid-hane ile bağlantılı meydan odası, solunda dört adet ahşap şeyh sandukasını barındıran türbe yer almaktadır. Gerek meydan odası gerekse de türbe, ahşap iskeletli duvarlarla inşa edilmiş, duvarlar içeriden bağdadi sıva, dışarıdan ahşap kaplama ile donatılmıştır. Dördü doğuya, biri güney, ikisi giriş taşlığına (kuzeye) açılan toplam yedi adet dikdörtgen açıklıklı pencereye sahip olan türbeden tevhidhaneye de üç adet pencere açılmış, böylece Sofular Tekkesi'nde de tarikat yapılarına has ibadet mekânı-türbe bağlantısı kurulmuştur.

İç düzenlemesi ve mimari öğeleri ile alelade bir mescidin özelliklerini yansıtan, dikdörtgen planlı tevhidhanenin güney ve batı duvarları kagirdir. Güney duvarının ekseninde yarım daire planlı mihrap, bunun yanlarında, yuvarlak kemerli iki büyük pencere, batı duvarında da aynı türde dört pencere sıralanır. Mekânın kuzey duvarı boyunca iki katlı mahfiller uzanmakta, dört adet ahşap dikme, kadınlara tahsis edilen fevkani mahfili taşımaktadır. Kadınlar mahfili, mihrap ekseninde kavisli bir çıkma ile genişletilmiş ve çubuklu

Sofular


Tekkesi'nin

ana binasının

planı.

M. Baha Tanman,



1980

korkulukla sınırlandırılmıştır. Kırma çatı ile örtülü olan, günümüzde kız Kuran kursu olarak kullanılan ana binanın kuzeybatısında yer alan girift planlı, tek katlı, ahşap selamlık binası ile yeri tespit edilemeyen harem binası tarihe karışmıştır. Ana binanın kıble yönündeki hazireyi, tekkenin ilk inşa döneminden kalmış olması muhtemel, almaşık örgülü bir duvar kuşatmakta, söz konusu duvarda kesme küfeki taşından sövelerin çerçevelediği, kare açıklıklı ve demir parmaklıklı pencereler sıralanmaktadır. Hazirede gömülü olanlar arasında, 19. yy'ın Divan şairlerinden Çerkeş Şeyhizade Kazasker Mehmed Tevfik Efendi de (ö. 1901) bulunmaktadır.



Bibi. Barkan-Ayverdi, Tahrir Deften, 310, no. 1807; Çetin, Tekkeler, 584; Ayvansarayî, Hadîka, 1,136; Âsttâne, 7; Osman Bey, Mecmua-i Ce-vâmi, I 60-61, no. 88; Münib, Mecmua-i Tekâ-yâ, 3; İhsaiyat II, 21; Zâkir, Mecmua-i Tekâ-yâ, 20; Öz, İstanbul Camileri, I, 141; H. Göktürk, "Ekmel Tekkesi", ISTA, IX, 4980; Fatih Camileri, 210-276; M. Özdamar, Dersaadet Dergâhlan, İst., 1994, s. 88.

M. BAHA TANMAN



SOĞANAĞA MESCİDİ

Eminönü İlçesi'nde, Beyazıt'ta, Soğanağa Sokağı ile Nur Sokağı'nın kesiştiği köşededir.



Banisinin II. Bayezid'in (hd 1481-1512) soğancıbaşısı Sinan Ağa olduğu rivayet edilmektedir. İstanbul Vakıfları Tahrir Defteri'ndeki vakfiyesi 919/1514 tarihlidir. Bu vakfiyeye göre, 10.000 akçe nakit, Nişanca'da 15 hücreli 3 dükkanlı bir kervansaray, dükkânlar, evler, imam ve müezzin için evler vakfedilmiştir. Mescidin yenileme kitabesi vardır. Cümle kapısı üzerindeki mermer üzerine oyulmuş iki satırlık sülüs celisi kitabeden, mescidin 1329/1911' de yandığı ve 1331/1912'de yeniden inşa edildiği yazılıdır. Bu sırada devrinin üslubuyla kagir olarak yapılmıştır.

Bina yaklaşık 8x8 m ebadındadır. Çatılı ve geniş saçaklıdır. Sağda olan minaresi kısa ve güdüktür. Kesme taştan olan kare kaidesinin ilk yapısından olma ihtimali kuvvetlidir. Cümle kapısı önünde rüzgârlık şeklinde bir çıkıntı yapılmıştır. Bu çıkıntının sağ ve solda birer penceresi ve sivri kemerli bir girişi vardır. İçeride basık kemerli asıl cümle kapısı bulunmaktadır. Yenileme kitabesi bu kapı üzerindedir. Mescidin sol duvarında üç, diğerlerinde ikişer, sağ duvarında da biri örülü iki penceresi vardır. Duvar kalınlıkları yaklaşık 70 cm kadardır. Tavanda birbirini dik olarak kesen dört ana kiriş mevcuttur. Ancak, kirişler ve aralarındaki göçerime hacimler ve göbek ahşap kaplanmış ve çıtalarla çeşitli geometrik desenlerle süslenmiştir, Mahfil, iki ahşap direk üzerindedir. Mihrap, dilimli olarak yapılmış ve boyanmıştır. Minber de ahşaptan ve boyalıdır. Mescidin sol tarafında iki kabir kalmıştır. Bunlardan birisinde Soğan Sinan Ağa Camii mütevellisi Halil Ağa cariyesinin adı geçmektedir.



Bibi. Ayvansarayî, Hadîka, I, 135; Öz, İstanbul Camileri, I, 123; Barkan-Ayverdi, Tahrir Defteri, 130-131; Yüksel, Bâyezid-Yavuz, 291. İ. AYDIN YÜKSEL

SOĞUKÇEŞME SOKAĞI

26

27



SOKAK FOTOĞRAFÇILARI

Soğukçeşme

Sokağı'nın

restorasyon

öncesi (üstte)

ve sonrasında

iki görünümü.

Erkin Emiroğlu

(üst), Nazım

Timuroğlu

ğı'na öncelik verdi. Kurumun kamulaştırma yetkisinin bulunmayışı, programı çok zorlaştırdı. Yokuş tarafındaki ilk bina 4.000.000 liraya satın alınmışken, hemen inşaata geçildiğinden, son mülk eve 100.000.000 lira ödenmesi durumu çıktı. Tekke, Vakıflar İdaresi'nin mülkiyetinde bulunduğundan, bu idareyi razı etmek gerekti. Bir formül ile haneyi yıkıp aynen inşa eden kurum, bunu devlete bağışlamakla beraber, kullanım için ayrıca kesintisiz kira ödemeyi üstlendi.

Yokuş başındaki sarnıç, tavanına yakın hizada toprak ve moloz dolmuş durumdaydı ve oto tamir atölyesi olarak kullanılıyordu. Burası satın alınıp onarımına geçildiğinde 10 m derinliğe sahip olduğu görüldü. Ancak yeni zemin, 7 m'de atıldı. Anıtlar kurulunun izni ile bu mekâna bir ocak eklenerek meydana çıkan salon, bir antik Roma lokantası üslubunda döşendi.

1986'da yeni haliyle açılan sokak, 10 mimara projelendirilmiş olarak, saray yö-

SOĞUKÇEŞME SOKAĞI

Eminönü İlçesi'nde, Ayasofya ile Topkapı Sarayı surları arasındaki Sur-ı Sultani'ye(->) yaslanmış olan 12 evle, l Roma sarnıcının yer aldığı bu sokağın ilk kez 18. yy'da biçimlendiği tahmin edilebilir. Bu düşünceyi doğrulayan iki kanıttan biri, bugün istanbul Kitaplığı olarak yemden inşa edilmiş olan en büyük parsele sahip evin tapusuna ait araştırmada, 18 Şaban 1198/1782 tarihli eski bir alım satım belgesinin bulunmasıdır. İkinci kanıt, sarnıç cehpesine monte edilen ve sokağa adını veren çeşmenin 1800 tarihini taşımasıdır. Burada tarihi 18. yy'dan daha eskiye giden bir yerleşim olsaydı, bir su hayratının da daha önce yapılacak olduğu kabul edilebilir.

Burada oturan nüfus, karşıdaki Ayasofya ve arkadaki Topkapı Sarayı ile ilgili kişilerdi. Saray kapısı tarafındaki birinci ev, Nazikî Tekkesi şeyhinin hanesiydi ki bu adı taşıyan ailenin bireyleri günümüzde de yaşamaktadır. Zamanla ve özellikle hanedanın Dolmabahçe'ye taşınmasından sonra bu sosyal dokuda değişim olmuş ve İstanbul'un orta sınıf tabakasından diğer aileler de ev sayısı sınırlı olan bu iç sokağa yerleşmişlerdir. Bunlara bir örnek, sokağın ortasında Ayasofya'nın aşevlerinin eski kapısının tam karşısına gelen 6. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ün doğduğu evdir. Ko-rutürk'ün babası Şûra-yı Devlet azasıydı.

19. yy'da İstanbul'a gelen yabancı gezginler ve ressamlar, o zamanki tenha ama dağınık ve girift şehirde kolayca karşılarına çıkan bu yol ile özellikle ilgilenmişler ve eserlerine geçirmişlerdir. İngiliz ressam Lewis'in 1830'lar başına ait litografyası, sadece saray yönündeki ilk yapının (Nazikî Tekkesi), üstü kireç sıvalı ilk evin bir Anadolu konutu karakterine sahip olduğunu, onun devamındaki bütün evlerin bugünkü görünümlerine kavuşmuş olduklarını belgeliyor. Bu bütünlük ve iç tutarlılık, 19401ı yıllara kadar değişmeden kaldı. O tarihten itibaren, bütün bu evlerde oturan aileler çıktıkça, yerlerini yoksul kesim işgal etti ve oda oda kiralama dönemi başladı. Bu kullanım, hepsi ahşap olan evleri hızla tahrip etti. 1970'lere gelindiğinde, sura yaslanmış 12 bina ile yokuş tarafında, sol koldaki 3 ahşap ev, tam anlamıyla enkaza dönmüş bulunuyordu. İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Restorasyon Kürsüsü'nün öncülüğünde, Kültür Bakanlığı ve Anıtlar Yüksek Kurulu burayı özel bir dikkatle ele aldılar. Binaların rö-löveleri Resmi Gazete'de yayımlandı ve sokağın aynen yapımı zorunluluğu böylece hukukilik kazandı. Evlerin beton apartmanlara dönüşmesi, böylece engellenmiş oldu. Fakat bu yasal ama soyut kalan koruma, pratikte somut bir sıhhatleştirme girişimim getirmedi ve ne sahiplerine ne de kamu idarelerine, sonuç alacakları bir fi-nans kaynağı sağlanabildi.

1984'te, az ilerideki Reji Nazırı Kona-ğı'nı aynı üslubu içinde bir otele (Yeşil Ev) dönüştürmüş olan Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu, bu örneğin doğurduğu ilgi ve kazandığı uluslararası başarı üzerine 1985 programında Soğukçeşme Soka-

3Sgf :4f™SpS£îp§KHs*' *HSM'

nünden girişte, sağ kolda 9 binada, pansiyon tipi oteli, l kitaplığı ve lokanta haline getirilen sarnıcı içerir. Yokuşta sarnıçtan sonra yine sağda, bir personel evi ve ona bitişik, ancak dıştan kurumca onarılmış, özel mülkiyette kalan eski bir ev vardır. İnişte, sol kolda, bir dönümlük arsada, kısmi betonlamalarla yozlaştırılmış ve "mail-i inhidam" hale gelmiş, eskiden konak olan 4 katlı bir bina bulunmaktaydı. Aynı arsada bir de Roma dönemi eseri olması gereken ve solda, içeride iki kolonun taşıdığı tonozlar içinde güzel bir taş oda ile sağdan bir merdivenle inilen derin bir mekân keşfedilmiştir. Burası iç diyaframlarla bölünmüş olduğu için, bir sarnıç olması ihtimali de zayıftır. Kültür mercilerinde ve üniversitede herhangi bir kaydı ve hakkında bilgi bulunamamıştır. Derindeki mekân, kurumca zemine sac tanklar konularak su deposu yapılmış, soldaki tipik ve güzel taş oda ise onarılarak "bar" haline getirilmiştir. "Mail-i inhidam" ve betonlaşmış bina ise

sökülerek ve bir üst katı projeye konulma-yarak eski fotoğraflarının belgelediği konak görüntüsü ile yeniden inşa edilip 1994'te otel olarak açılmıştır. İnişte, solda bu bahçeden sonra yer alan kaba bir beton yapı, kurumca bir devlet bankasından fahiş fiyata satın alınabilmiş ve ahşap kaplanıp panjurlanarak çevreye uyumu sağlanmıştır. Ondan sonra inişte, solda, harap haldeki 3 ahşap yapı daha durmaktadır.

Yeni sokak, İstanbul turizmindeki ve kültür yaşamındaki yerini almıştır. Adını suyu serin bir çeşmeden alan bu yol, beton bir apartman binasının yer almadığı, yazık ki hâlâ tek kalan bir "İstanbul sokağı" halindedir.

ÇELİK GÜLERSOY

SOĞUKÇEŞME SOKAĞI SARNICI

Eminönü İlçesi'nde, Ayasofya yapılar topluluğunun kuzeyinde, Alemdar Cadde-si'nden Bâb-ı Hümayun Caddesi'ne çıkan Soğukçeşme Sokağı'nın ortalarına yakın bir yerde ve yolun sol kısmında bulunmaktadır. Sokağa adını veren 1216/1801 tarihli İsmail Efendi (Nazır) Çeşmesi'nin, zengin süslemeli aynataşı ve tarih kitabesi bu sarnıcın dış duvarına monte edilmiştir.



P. ğ. İnciciyan İstanbul'un 18. yy'daki durumunu anlatan kitabında bu sarnıçtan bahseder ve içinde iplikçilerin çalıştığını söyler. A. D. Mordtmann ise Esquisse to-pograhigue de Constantinople adlı eserinde bu sarnıca yer vermiştir. İhtifalci Meh-med Ziya da 20. yy'm başlarından aynı yapıyı incelemiş, Mordtmann'ın görüşleri ile ilgili olan bazı aksayan noktalan da işaret ederek kendi fikrini belirtmiştir.

Sarnıç yakın bir zamana kadar (1985) oto tamirhanesi olarak kullanılıyordu. Bu tarihte, Türkiye Otomobil ve Turing Kurumu tarafından, bu sokaktaki tarihi evler ile birlikte koruma altına alınarak restore edilmesi için girişimde bulunulmuş, 1985-1987 arasında yapılan çalışmalarda, zamanla içine dolan 7 m yüksekliğindeki toprak tabakası temizlenerek asıl zemine inilmiş, duvar ve örtü sistemi pekiştirilmiştir. Bu çalışmalar sırasında yapının orijinal hali korunmuş, sadece kuzey duvarına bitişik bir şömine ilave edilmiştir. Bu sarnıç halen taverna olarak kullanılmaktadır.

Bugün Sur-ı Sultani'ye bitişik durumdaki Soğukçeşme Sarnıcı oldukça kalın duvarlara sahip masif bir yapıdır. Bu haliyle, bu mıntıkada meyilli olan araziyi düz-leyerek, üzerinde olması gereken binaya alt yapı teşkil eden bir sarnıç olduğuna kesin gözüyle bakılabilir. Mordtmann, sarnıcın doğu duvarında bulunan birtakım nişleri göz önüne alarak, bu yapının küçük bir ibadethane olabileceğini belirtmişse de Mehmed Ziya'nın da haklı olarak bu görüşe itiraz ettiği gibi, bu nişler ne bir apsis biçimine uygundur, ne de bir apsis kadar derindirler. Mehmed Ziya'nın da belirttiği gibi, zeminden bu kadar aşağıda, bir mahzenden farksız olan bir yapının şapel olabilmesi mümkün değildir. Hattâ üst yapısının bir ibadethane olması ihtimali dahi kuvvetli değildir. Ama bu bölgedeki önemli bir binaya teras teşkil ettiğine muhakkak gözüyle bakılabilir.

Sarnıcın içindeki su toplama bölümü düzgün dikdörtgen planlı ve 16,30x10,75 m ölçülerindedir. Önünde bir seki bulunan girişi, batı kısa kenarında yer almaktadır. İki sütun sırasından oluşan altı sütunlu bir yapıdır. Kalın gövdeli mermer sütunların başlıkları çok sade ve kesik piramidal biçimli, masif bloklardır. Boyutlarının ve biçimlerinin birbirlerinden farklı oluşu, bunların toplama malzeme olduğunu göstermektedir. Bunlarla bağlantılı olan kemerler, pandantifler vasıtasıyla örtü sistemine ulaşır. Sarnıcın örtüsü basık çapraz tonoz şeklindedir. Sarnıcın yüksekliği 12 m kadar olup, bu kısmın 3 m'si bugünkü toprak seviyesinden yukarıdadır. Bu seviyede açılmış olan, güney duvarındaki dört tane pencere ve kuzey duvarındaki üç menfez vasıtasıyla içerisi aydınlanmaktadır. Doğu duvarı, oldukça geniş iki sathi niş ile hareketlendirilmiş olup bazı kemer bağlantıları ile sarnıç batıdan ve kuzeyden mekân parçalarıyla irtibatlanmıştır. Tüm duvarlar, kemer ve tonozlar harç tuğla işçiliğine sahiptir. Destek sistemi ise mermerdendir.

Bu sarnıcın karşısında, sokağın diğer kenarına yakın bir yerde, yine teras teşkil etmek için yapılmış olan iki sütunlu küçük bir sarnıç daha bulunmaktadır. Girişi yine batıdan olan, üzeri çapraz tonozlu bu sarnıç, yanındaki bir başka mekân ile bağlantılıdır. Üzeri beşik tonozla örtülü olan bu iki bölümlü mekânın bir ayazma olması kuvvetle muhtemeldir. Bu kısımlar ise bugün bar ve erzak deposu olarak kullanılmaktadırlar.

Bibi. Ziya, İstanbul ve Boğaziçi, II, 29, Mordtmann, Esquisse; Tanışık, İstanbul Çeşmeleri, I, 222; İnciciyan, İstanbul, 72-73; Ç. Güler-soy, Soğukçeşme Sokağı, ist., 1987, s. 6; S. Eyi-ce, "İstanbul'un Bizans Su Tesisleri", STAD, 5 (1989), s. 8; Ö. Ertuğrul, "İstanbul'da Bizans Devri Su Mimarisi" (istanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sanat Tarihi Bölümü, yayımlanmamış doktora tezi), İst., 1989, s. 268-272; A. Egemen, istanbul'un Çeşme ve Sebilleri, İst., 1993, s. 442.

ENİS KABARAYA



Yeni Cami önündeki sokak fotoğrafçılarından biri. Cengiz Kahraman arşivi

SOKAK FOTOĞRAFÇILARI

"Seyyar fotoğrafçı", "şipşakçı", "alamünit fotoğrafçı" da denmiştir.



Özellikle, Cumhuriyet'in kuruluşundan sonra nüfus kâğıtlarına ve resmi belgelere getirilen fotoğraf kullanma mecburiyeti sonucunda, fotoğraf çekenlerin sayısı arttı. Artık stüdyolann dışında, bir sokağın köşesinde veya adliyelerin, tapu dairelerinin civarında çalışan fotoğrafçılar çoğalmaya başladı. Sokak fotoğrafçılarının kullandığı ne yapıldığı yer, ne tipi belli olan makinelerin ahşap kısımları genellikle canlı sarılara, kırmızılara boyanır, ahşap üçayaklar üzerine oturtulur. Karanlık odası kendi içinde bulunan kutunun üzeri, daha önce çekilen başarılı fotoğraflardan örnekler yapıştırılarak bir anlamda vitrin görevini görür. Bu küçücük yüzey, fotoğrafçının hem vitrini, hem sergi alanıdır. Fotoğrafçı siyah kolluklarını giyip, kutunun iki yanından ellerini sokarak karanlıkta fotoğraf kâğıdını yerine yerleştirir. Sonra arka camda beliren görüntüyü kontrol etmek için siyah, büyük bir örtü ile bakar. Sağ eli ile objektifin önündeki kapağı kaldırır, sol eli ile havada işaretler yaparak oraya bakılmasını sağlar. Kendi pratiğine göre saptadığı bir zaman dilimi içinde kapağa birkaç daire çizdirir ve tekrar objektifin üzerine takar. Önce görüntü kâğıdın üzerine "arap" (negatif) olarak çıkar. Makinenin üzerine konan bir ön aygıtla tekrar çekilerek pozitife dönüştürülür. Kutunun içindeki yıkama işleminden sonra havlu ile kurulanır. Her kenar bir makas darbesi ile düzeltilip biraz daha kuruması beklenerek müşteriye hafif nemli olarak verilir. Makineler pratiktir. Kutunun yanındaki kayıştan omuzlanarak sırta alınır. Ahşap üçayak katlanarak koltuk altına sıkıştırılır.

Hemen her kentin sokak fotoğrafçıları olmakla birlikte, en ünlüleri İstanbul'un-kilerdir. Bu ünün, fotoğrafçıların elde ettiği sonuçlardan mı, istanbul'a olan ilgiden mi kaynaklandığı pek belli değildir. Vesikalık kullanımı dışında, askerliğini bu kentte yapanların ve taşradan gelenlerin istanbul'da bulunduklarını belgelemek için çektirdikleri fotoğraflar da vardır. Bu fotoğrafların çekimi ise özel bir fonun önünde yapılır. Arka duvara fon olarak gerilen siyah bezde yarım daire biçiminde yazılı "İstanbul hatırası"mn nedense "s" ve "n" harfleri ısrarla sağ-sol olarak terstir. Fonun üzeri genellikle çiçek, kuş motifleri ile süslenir. Yazı ve süsler, fonun önündeki ahşap iskemleye oturtulan müşterinin başında taç gibi durur.

Sokak fotoğrafçıları kentin çeşitli yerlerine dağılmış olmakla birlikte, yoğun olarak Taksim ve Eminönü civarında bulunurdu. Bu fotoğrafçıların içinde en ünlüsü, 40 yıl fotoğrafları Taksim Alanı'na bakarak yıkayıp, kesip kurutan Arsin Usta'ydı. 1978'de yaşlandığı için Avustralya'ya çocuklarının yanına göçtü.

Otomatik vesikalık çeken makineler gibi yeni tekniklerin gelmesiyle sokak fotoğrafçılarının sayısı da azaldı. Yaşlanan usta fotoğrafçılar yerlerini genç çıraklarına devredemez oldular. Yitip giden pek çok şeyle birlikte İstanbul'un simgelerinden biri haline gelmiş olan sokak fotoğrafçıları da yok olmaktadır.

ENGİN ÖZENDES



Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   10   ...   140
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə