I d I n I a V a 3IV1ho nin

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 8.82 Mb.
səhifə76/140
tarix30.12.2018
ölçüsü8.82 Mb.
1   ...   72   73   74   75   76   77   78   79   ...   140

TÜRBELER

310


311

TÜRBELER

Ertan Uca, 1994/TETTVArşivi

Said N. Duhani, Metro Han'dan önce burada Tünel Pasajı'm da içine alan ve 1874'te tamamlanan ilk metro binasının varlığından söz eder. Bugün hâlâ pasajın Ensiz Sokağı köşesinde, bu binadan kalma bacalar bulunmaktadır. Tünel Apartmanları diye de adlandırılan pasaj binalarının ilk sahibi bir Museviydi. 1942'de kabul edilen Varlık Vergisi Kanunu'ndan sonra binalar el değiştirerek bir Türk aile şirketinin eline geçti. 1960-1970'lerde önemli ölçüde restorasyon gördü. İç bölmeleri değiştirilerek işhahına çevrildi. Bugün buraları avukat, mali müşavir ve muhasebe büroları olarak kullanılmaktadır.

Mimari olarak binalar neoklasik üsluptadır. Dış cephelerde birleşerek tek bir yapı izlenimini uyandırırlar. Çatı kadarıyla birlikte toplam beş katlı olan bu üç binadan ikisine pasajın Ensiz Sokağı'na çıkan kolundan, diğerine de dışarıdan, Sümbül Sokağı'ndan girilir. Gerek iç, gerekse dış cephelerin tümü aynı düşey modülün tekrarından oluşur. Buna göre, zemin katta dükkân vitrinleri, üst katlarda ise çatıda da devam eden ikili pencere düzeni vardır. Dükkânlar Korint başlıklı sütunların arasına yerleşmişken, birinci kat pencerelerinin üzerleri üçgen alınlıklı, diğer iki katın düz atkılı, çatı pencerelerinin ise tam kemerlidir. Yalnızca girişin bulunduğu modül farklılık gösterir. Burada, ana giriş kapısı ve iki yanındaki yaya girişlerinin üzerleri tam kemerle geçilmiş olup üst katlara da gene bu simetriye uyan ikili balkon düzeni getirilmiştir. Tünel Meydam'na bakan bu ön cephede diğerlerinden farklı olarak pencere aralarında floral bezemeler kullanılmıştır. Bina yüksekliğinin fazla olmasına karşın, kat silmeleriyle çatı silmesi yapıya yatay bir etki verirler. Binanın bir diğer özelliği de düzgün kenarlı olmayan yapı adasının, üst katlarda çıkmalarla dik ke-

narlı şekle getirilmiş olmasıdır. Böylece hem yapıya hareketlilik kazandırılmış, hem de meydana doğru geniş bir bakış açısı elde edilmiştir. Pasaj kısmında da gene dışarıda olduğu gibi, zemin katta dükkânlar, üst katlarda da bürolar vardır. Dış cephe elemanları içeride de aynen kullanılmıştır. Burada kitapçılarla, tıp ve müzik aletleri satan dükkânlar ağırlıktadır. Bugün iç fonksiyonları tamamen değişmiş olsa da binanın dış kabuğu özgün durumunu korumaktadır.

Bibi. S. N. Duhani, Eski İnsanlar Eski Evler, ist., 1984.

SEZA DURUDOĞAN



TÜRBELER

Fetih öncesi dönemin özellikle Bursa ve Edirne'de yoğunlaşan kısıtlı sayıdaki örneği dışında, Osmanlı mezar anıtlarının çok büyük çoğunluğu istanbul'da konumlanıyor. Dolayısıyla, gerek mimarisi, gerekse de anlamsal içeriği açısından Osmanlı türbesi üzerinde yapılacak her araştırma, kaçınılmaz olarak istanbul'u merkez almak zorundadır. Böyle bir araştırmada ana problematiği, kuşkusuz, yaşamsal önemde bazı tarihsel korelasyon grupları ve bu grupları var eden parametreleri belirlemek oluşturuyor. Sonuçta söz konusu parametreler aracılığıyla, ülkenin en büyük metropolü olan istanbul örneğinde, Osmanlı toplumunun türbe edinirken uyduğu genel davranış kalıpları ve tercih örüntüleri ortaya konabilecektir. Bu ana erek doğrultusunda, parametreler şöyle sıralanmıştır: 1. Türbe sahibinin ait olduğu toplumsal grup, 2. türbenin ait olduğu kronolojik bölge, 3. türbenin ait olduğu tipolojik grup, 4. türbenin kentsel/mimari bağlamı. Nihai çözümleme şu çok bileşenli sorunun yanıtlanmasına yöneliktir: Neden belirli bir kişi, belirli bir dönemde, belirli bir türbe tipini, belirli bir noktada yaptırmaktadır? Onun bu biçimde davranmasının gerekçeleri nelerdir? Buna verilecek yanıt, tek bir yapı türü özelinde Osmanlı mimarlığının bağlamlarına açıklık getirecektir.

Haklarında yukarıda sıralanan parametreler çerçevesinde bilgi bulunabilen türbeler üzerinde niceliksel bir değerlendirme yapıldığında, şöyle bir döküm belirmektedir: 1. Sultan türbeleri (15 adet), 2. saraylı kadınlar türbeleri (22 adet), 3. şehzade türbeleri (5 adet), 4. sadrazam türbeleri (28 adet), 5. dinsel bürokrat (şeyhülislam, kadı, müftü vb) türbeleri (6 adet), 6. bürokrat (vezirden başlayarak her tür) türbeleri (52 adet), 7. mutasavvıf, sahabe türbeleri (40 adet), 8. kadın türbesi (7 adet), 9. Kırım hanedanı (?) türbesi (l adet).

Bu sayısal dökümde ilk dikkat çeken nokta, sadrazamdan başlayarak her kademe dindışı bürokratın türbe yaptırma konusunda rakipsiz biçimde ağırlıklı oluşudur. Bu görevliler dökümde 80 türbeyle temsil ediliyorlar. Oysa, dinsel bürokratlar protokoldeki yüksek konumlarına karşın sadece altı türbeyle sıralamada en küçük grubu oluşturuyorlar. Üstelik, söz konusu altı türbeden birini belki de 7 nu-

maralı gruba dahil etmek daha doğru olacaktır. Dinsel bürokratların türbe yapım etkinlikleri içinde hemen hemen hiç yer tutmayışlarının bir nedeni, kuşkusuz ellerindeki parasal birikimin bu tür masraflı yapımlara fazla olanak vermeyişidir. İkinci nedenin bu toplumsal gruba ilişkin bir tercih kalıbı olduğu düşünülebilir. Örneğin, grup üyelerinden en az 8'inin türbeden çok daha masraflı medrese yapıları inşa ettirdiği bilinir.

Sultan, saray kadını ve şehzade türbeleri hepsi de aynı toplumsal grup tarafından yaptırıldıklarından ötürü birlikte ele alınırlarsa, dökümde dindışı kökenli bürokratlardan sonra 42 adetlik ikinci geniş grubu oluşturuyorlar. Burada ilginç olan saptama, şehzadeler için türbe yapmaya son derece ender olarak gerek duyulmuş oluşudur. Belirli bir şehzade için yapılmış sadece 2 türbe vardır: I. Süleyman'ın (Kanuni) oğlu Mehmed ve III. Mehmed'in oğlu Mahmud'un türbeleri. Yönetim sisteminin siyasal tercihi olan şehzadeleri meçhul kılma kaygısı, onları ölümlerinden sonra da ikinci plana atılmak zorunda bırakmıştır.

Hanedan üyelerini, merkezi yönetimin hiyerarşik düzeni içinde yer tutmayan gerçek ve fiktif dinsel kişilikler 40 türbelik bir toplamla izliyor. Onların ardından da 7 türbeyle hanedan üyesi olmayan kadınlar ve muhtemelen Kırım hanları soyuna ait tek bir türbe geliyor. Bu sonuncu kadın türbeleri grubunun bazı bileşenleri de aslında yine yönetici grupla doğrudan ya da dolaylı olarak bağlantılıdır. Örneğin, Daye Hatun Türbesi II. Mehmed'in (Fatih) sütannesine aittir; çoğu türbe sahibi kadınsa yönetici grup üyelerinin eşleri ya da kızlarıdır. Bu grup içinde ilginç tek istisnayı kendisine türbe yaptıran Sultan İbrahim'in musahibesi Şekerpare Kadın oluşturur. Gözden düşüp Mısır'a sürülmüş, el konulan türbesi de Abdurrahman Paşa ile Hasan Ağa'ya satılmıştır. Statüsü gereği türbe sahibi olamayacak bir kadının beklentisinin, sistem tarafından nasıl boşa çıkarıldığını örnekleyen bir durumdur bu.

Yukarıdaki gruplara ait türbelerin "fi-nansörler" açısından tam bir dökümünü yapma olanağı yok. Ancak, kaba kestirim-lerde bulunulabiliyor. Kesin olan şu ki, erken dönem sultan türbelerinin hiçbiri kendileri tarafından yaptırılmış ya da en azından tamamlatılmış değil. Örneğin, Fatih, II. Bayezid, I. Selim, I. Süleyman, II. Selim, III. Murad ve III. Mehmed türbelerinin, adına yapıldıkları sultanların ölümünden sonra bitirildiği kesindir. Sonraki dönemlerde ölümünden önce kendi türbesini yaptıran sultanlara rastlanıyor. Ancak, sultanların büyük çoğunluğunun özel olarak inşa edilmemiş türbelerde yatışı, bu kaygının çok yoğun olmadığını düşündürüyor. Buna karşılık, dindışı bürokrat türbelerinin çok büyük kesiminin sahiplerinin ölümlerinden önce bizzat kendileri tarafından yaptırıldığı söylenebilir. Siyasal sistemin söz konusu grubun üyelerine oldukça belirsiz bir gelecek beklentisi sunuşu, onları bu alandaki önlemleri önceden almaya

itmiştir. Selçuklu döneminde oldukça sık rastlanan, kadının ölen eşinin mezar anıtını yaptırması uygulamasına istanbul türbelerinde ender olarak rastlanıyor. Bu türden olduğu bilinen sadece 4 türbe var. Durumu, 13. yy'dan bu yana büyük oranda değişen evlilik ilişkilerine ve kadının değişen toplumsal statüsüne bağlı olarak düşünmek gerekiyor. Öte yandan, sahabe ya da fiktif dinsel kişilikler adına yapılan türbelerin banilerinin özellikle sultanlar ve en üst düzeyde hanedan üyeleri olduğu görülüyor. Bu süreç Ebu Eyyub el-Ensari Türbesi'ni inşa ettirten Fatih'ten başlayarak, söz konusu alanda gerçek bir doruk oluşturan II. Mahmud'a dek uzanıyor. Tekke içi türbeleri biçiminde nitelenebilecek dinsel kişilik ve mutasavvıf mezar yapılarının çoğunluğununsa, bu dinsel örgütlenme odaklarının kendi iç hiyerarşileri çerçevesinde, ardıl-öncül ilişkisi içinde gerçekleştirildiği anlaşılıyor.

Türbe yapım etkinliğinin kronolojik dökümü belirli tipler için belirli yoğunlaşma aralıkları veriyor. Sultan türbeleri için ağırlık 16. yy'dadır ve 15 sultan türbesinden 5'i bu yüzyılda inşa edilmiştir. Oysa, 1617 tarihli olduğu varsayılabilecek III. Ahmed Türbesi'nden sonra yaklaşık 130 yıl boyunca hiç sultan türbesi inşa edilmediği görülüyor. Adı geçen sultandan sonra kendi adına yapılmış bir türbede yatan ilk sultanın türbesini 1763'te yaptıran III. Mustafa olduğu düşünülürse, bu süre 146 yılı bulmaktadır. Ardından belirli bir hızlanma görülüp 80 yıldan az bir sürede iki sultan türbesi inşa edilir. Dönemin bitişini vurgulayan II. Mahmud Türbesi'nden sonra âdeta simgesel bir son olan V. Mehmed Türbe-si'ne dek sultan türbesi yapımının gerçek bir örneği yoktur. Siyasal sistem içinde sultanın ağırlığının nasıl bir değişim seyri izlediği konusunda bu kronoloji herhalde çok aydınlatıcıdır.

Saray kadınları için yapılan türbeler özellikle 16. yy'da yoğunlaşıyor. Bu tür 7 türbe var. Kadınların yönetimsel ağırlığının arttığı 17. yy'da bir tek (Turhan Hatice Valide Sultan) kadın türbesi yapılmış olu-şuysa ilginç. Türbenin başka anlamlarının yanısıra, ait olduğu grup için bir meşruiyet simgesi olduğu düşünülünce, 17. yy kadınlarının görünür siyasal ağırlıklarına karşın, bu konumlarına sistem içinde hiçbir meşruiyet zemini bulmayı başaramadıkları fark ediliyor.

Sadrazam türbelerinin sayısal-kronolo-jik dökümüyse şöyle: 15. yy'da 3, 1539-1660 arasında 15, 1661-1757 arasında hiçbir örnek yok, 1758-1762 arasında 2, 1763-1853 arasında yine hiç örnek yok ve 1854-1912 arasında 8 adet. Bu bileşim, 15. ve erken 16. yy'da yavaş bir statü yükselişi görüldüğünü, 16. yy'ın ortalarından 17. yy'ın ortalarına kadar tam bir doruk yaşandığını, 17. yy'm ortalarından 19. yy'ın ortalarına dek ise, sadrazamlık kurumunun 16. yy'da-ki saygınlık ve gücünden büyük fire verdiğini gösteriyor. Bu mevki ancak Batılılaşma döneminin başarılı büyük bürokratlarıyla yeniden güç kazanacaktır. Diğer bürokratlar açısından da benzer bir tablo or-

H. Selim

Türbesi'nin

kesiti.

U. G. Tanyeli



taya çıkıyor: 16. yy'ın başından 17. yy'ın ortasına dek 37 türbe (29*adedi 16. yy'da) yapılmışken, 19. yy'a kadar biri 17. yy'ın son çeyreğinde, diğeri de 18. yy'ın ortasında olmak üzere sadece 2 adet büyük bürokrat türbesi yapılmıştır. Ardından 18. yy'ın ortalarından başlayarak, 1910'lara dek 8 türbe daha inşa edilecektir. Bürokratik kadroların sürekli genişlediği yüzyıllarda bu grubun türbe yapım etkinliğinin tam anlamıyla duruşu, bir yandan saygınlık kaybına, öte yandan da bu grubun elindeki kaynakların önceki dönemlere göre oransal olarak düşüşüne bağlanmalıdır.

Dinsel kişilikler açısından kronolojik sıralama şu biçimdedir: 15- yy'da 3,16. yy'da 9, 17. yy'da 4, 18. yy'da 4 ve 19. yy'daysa 20 adet. Burada, 19. yy'daki doruklaşma araştırılmaya değer bir toplumsal davranış orunlusunu ortaya koyuyor. Belki de toplumsal değişim temposunun yükselişi ve Batılılaşma ile birlikte dinsel değerlere daha fazla ağırlık veren bir halk inanışları yönelimi söz konusudur. Ancak, bunun yönetimin giriştiği bir "kompanse etme" etkinliği olarak yorumlanması da olanaklıdır. Örneğin, en büyük değişim önderlerinden biri olan II. Mahmud döneminde, özellikle de sultanın inisiyatifiyle bir sahabe türbeleri dizisinin gerçekleştirilmiş oluşu kayda değerdir.

Türbelerin aidiyet gruplarına göre, ayrıntıları göz önüne almayan kaba bir tipolojik dökümü şu biçimde yapılabiliyor (bu dökümde, İstanbul'daki sultan türbelerinden ilki olan Fatih Türbesi'nin özgün durumu konusunda hiçbir şey bilinmediğinden tipolojik açıdan değerlendirme dışı tutulmalıdır): II. Bayezid Türbesi hariç tüm 16. yy sultan türbeleri çift kubbeli, çokgen strüktürlerdir. Bunlardan I. Selim Türbesi dışında kalanlar iç ve dış planimetrile-rinin ve örtü sistemlerinin birbirinden farklı oluşu nedeniyle "çift çeperli eklemlenme" dediğimiz bir tipolojik grubun kapsamında yer alırlar (Ayasofya'daki Şehzadeler Türbesi de böyledir). Sonraki dö-

nemlerin sultan türbelerinde böyle belirgin bir tipolojik kararın varlığından söz edilemez. Örnekler az ve zamansal olarak dağınıktır. Sadrazam türbelerinde ise ilk örnek olan 1473 tarihli Mahmud Paşa Türbesi'nden 1003'e dek tüm mezar yapıları (iki kare planlı baldaken türbe haricinde) çokgen planlı ve kubbelidir. 17. yy'daki örnekler bir külliyenin içinde konumlanan ve başka yapılara eklemlenmiş, genellikle kare planlı, yalın yapılardır. Ancak l adet çokgen planlı, açık türbe (Köprülü Mehmed Paşa Türbesi) vardır. 17. yy'dan sonra belirgin bir tipolojik kararlılıktan söz edilemez. Sadrazamlar için geçerli bu mimari tercih kalıbı saray kadınlarının türbeleri için de aynen geçerlidir. Öte yandan, dinsel bürokrat türbelerinin tümü yalın baldaken strüktürlerdir. Oysa, dindışı bürokratların genel olarak kapalı türbelerde gömülü oldukları söylenebilir. Ancak, bunlar için sadrazamlarda geçerli pla-nimetrik karar kesin bir kural oluşturmaz; çokgen, kare ve başka yapılara eklemlenmiş strüktürlerden oluşan arızi çözümler de gözlemlenir. Dinsel kişilikler için ya-pılanlarsa, genellikle tekkeler içinde yer alır ve yalın yapılardır. Ebu Eyyub el-Ensa-rî ve Sünbül Efendi türbeleri ile biri açık biri kapalı 2 türbe dışında, dinsel kişilikler için yapılan tüm mezar yapıları dörtgen planlıdır. Türbelerde çokgen planın sahibinin toplumsal konumuna işaret eder bir gösterge olarak yorumlandığını ileri sürmek yanlış olmaz.

Kentsel konumlanma tercihleri açısından II. Selim'e kadar her sultan kendi adına yapılan külliyenin içindeki türbesinde gömülüdür. Aynı biçimde, sadrazamlar da Sokollu'ya kadar camilerinin yanındaki türbelerinde yatarlar. Sonraki dönemlerde sultanlar için (I. Ahmed ve III. Mustafa dışında) çok kesin bir türbe yeri seçim standardı yoktur. Pek çok alanda olduğu gibi türbenin kentsel konumu açısından da II. Mahmud bir dönüm noktası oluşturur. Ondan başka kendisine türbe merkezli bir ba-

L __.


TÜRBELER MÜZESİ

312


313

TÜRK İNŞAAT VE SANAT

Türk inşaat ve Sanat Eserleri Müzesi'nde sergilenen bir kitabe. Erdem Yücel

ğımsız külliye yaptıran sultan yoktur. Sad-razamlarsa, Sokollu'dan başlayarak (Cerrah Mehmed Paşa, Bayram Paşa ve Hekimoğ-lu Ali Paşa hariç) medrese, kütüphane gibi küçük yapıların yanındaki ya da tekil türbelerinde yatarlar.

Eyüp'ün bir türbe yapım alanı olarak seçimi her zaman ve her toplumsal grup için aynı ağırlıkta olmamıştır. Örneğin, tüm sultanlar içinde bu semtte gömülü olan tek kişi V. Mehmed'dir. Toplam 28 sadrazamın 6'sı buradaki türbelerinde yatar ve bunların 5'i 16. yy, l'i 19- yy yapısıdır. Sadrazamların da burada gömülmek doğrultusunda çok ağırlıklı bir tercihleri olduğu ileri sürülemez. En azından kendi külliyeleri içinde olmak, belki de türbelerinin bakımı gibi pratik zorunluluklardan ötürü daha çekici gelmiş olabilir. Buna karşılık saray çevresi üç büyük külliye içinde (Fatih, Sultan Selim, Şehzade) gömülmeyi yeğlemiş gibi gözüküyorlar. Ancak, toplumsal hiyerarşideki konum aşağılara doğru düştükçe, Eyüp'te gömülme tercihinde bir tırmanma görüldüğünü savlamak yanlış olmaz. Örneğin, sadrazamın altındaki bürokratların yaklaşık üçte biri (18 adet) ve dinsel bürokratların tümü bu çevrede türbe sahibidir. Oysa, gerçek ve fiktif dinsel kişiliklerin de Eyüp'te gömülü olmadığı görülüyor ki bu doğaldır. Bu tür kişiliklerin gömülme noktaları kentin başka köşelerinde Eyüp'e benzer, ama daha küçük ölçekli odaklar olarak işlev göreceklerinden, zaten yeterince güçlü bir merkez olan bu semtte konumlandırılmaları beklenemezdi.

Yukarıda sıralanan ilişkiler çerçevesinde kapsamı genişletilecek bu türden bir araştırmanın Osmanlı toplum yaşamında gözden kaçırılan başka verileri de ortaya çıkaracağı kuşkusuzdur.



Bibi, Demiriz, Türbeler; Önkal, Hanedan Türbeleri; Unsal, Türbeler; U. Tanyeli, "Kanuni ve II. Selim Türbeleri Üzerine Bir Değerlendirme", TAÇ Vakfı Yıllığı, I, s. 83-96.

GÜLSÜN TANYELİ



TÜRBELER MÜZESİ

1979'da mezar anıtlarının müzeler kapsamına alınmasıyla kurulmuş, Kültür Ba-kanlığı'na bağlı müze. 119 mezar anıtından meydana gelmektedir.

Müze müdürlüğü Sultanahmet'te I. Ah-

II. Mahmud Türbesi'nde II. Mahmud'un ve



Abdülaziz'in sandukaları. Cengiz Kahraman arşivi

med Türbesi yanındadır. Müze müdürlüğüne bağlı ve ziyarete açık türbeler II. Mahmud, Eyüb Sultan, II. Mehmed (Fatih), I. Selim (Yavuz), I. Süleyman (Kanuni), Karaca Ahmed Sultan ve Aziz Mahmud Hüdaî türbeleridir. Müdürlüğe bağlı öteki türbeler ziyarete açık değildir. Ancak araştırma, inceleme vb amaçlar için izin alınarak ziyaret edilebilirler. Bu türbelerin önemlileri II. Bayezid Türbesi, II. Selim Türbesi, III. Murad Türbesi, III. Mehmed Türbesi, I. Mustafa Türbesi, IV. Mehmed Türbesi, III. Mustafa Türbesi, I. Abdülha-mid Türbesi, Abdülmecid Türbesi, V. Murad Türbesi, V. Mehmed (Reşad) Türbesi, Mahmud Paşa Türbesi, Rum Mehmed Paşa Türbesi, Davud Paşa Türbesi, Ayaş Mehmed Paşa Türbesi, Rüstem Paşa Türbesi, Kara Ahmed Paşa Türbesi, Sokollu Mehmed Paşa Türbesi, Lala Mustafa Paşa Türbesi, Koca Sinan Paşa Türbesi, Siyavuş Paşa Türbesi, Ferhad Paşa Türbesi, ibrahim Paşa Türbesi, Cerrah Mehmed Paşa Türbesi, Kuyucu Murad Paşa Türbesi, Halil Paşa Türbesi, Ali Paşa Türbesi, Bayram Paşa Türbesi, Köprülü Mehmed Paşa Türbesi, Koca Ragıb Paşa Türbesi, Koca Hüsrev Paşa Türbesi, Mustafa Reşid Paşa Türbesi, Mehmed Ali Paşa Türbesi, Fuad Paşa Türbesi, Yusuf Kâmil Paşa Türbesi, ibrahim Edhem Paşa Türbesi, Cevad Paşa Türbesi olarak sıralanabilir.

Bu türbeler dışında padişah eşleri ve

Türbeler Müzesi



Müdürlüğü'ne bağlı I. Ahmed ğ Türbesi. S Ertan Uca, 1994/TETTV Arşivi

çocuklarına, paşalara veya din adamlarına ait çeşitli türbeler de bu müdürlüğe bağlıdır.

YAŞAR ÇORUHLU

TÜRK FOLKLOR ARAŞTIRMALARI

ihsan Hınçer (1916-1979) tarafından Ağustos 1949-Ocak 1980 arasında aylık olarak yayımlanmış halk kültürü dergisi.



1940'ta istanbul Belediyesi'nde çalışmaya başlayan ve bu görevim ölümüne kadar sürdüren İ. Hınçer, Halk Bilgisi Haberleri'nin(->) son yıllarında ve Folklor Posta-«hın (S. 1-19, 1944-1946) yayın süresi boyunca dergicilikle ilgilendi. Eminönü Hal-kevi'nin dil-edebiyat şubesi çalışmalarına katıldığı sırada İstanbul Belediyesi'nde görev yapan diğer iki folklorcu M. Halit Bayrı^) ve Naki TezePle(->) işbirliği yaptı, insan Hınçer, Folklor Postası kapandıktan sonra "memleket folkloruna hizmet etmek ve bu ilim şubesi ile uğraşanları, bir dergi kadrosu içinde toplamak" amacıyla Türk Folklor Araştırmaları dergisini Ağustos 1949'da çıkarmaya başladı. İlk sayısından itibaren tanınmış araştırmacılar yanında gençlere ve amatörlere de yer veren dergi, 30 yıl boyunca Türk folklorunun her dalından pek çok derleme ve araştırma yazısı yayımladı. 1951'de halkevleri ve halkodalarının kapatılmasıyla halkevi dergileri de yayınlarına son vermiş, bu alanda büyük bir boşluk doğmuştu. Bu dönemde Türkiye genelinde yaygınlık kazanan dergi, yazar kadrosunu da genişletmiştir. Genellikle öğretmen kökenli yazarların görev yaptıkları köy ve kasabalardan gönderdiği yazılarla geniş bir derleme ağı oluşturan İ. Hınçer, âşık edebiyatıyla ilgili yazılara da dergi sayfalarında önemli bir yer ayırmıştır. Türk folklo-ruyla ilgili haberlere, dünyanın dört bir yanından gelen kitaplarla ilgili duyurulara yer veren dergide Türk folkloruna hizmet edenlerin biyografileri de yayımlanmıştır. Zaman zaman bazı önemli şahsiyetler ve konular için özel sayılar da yayımlayan derginin, 363. sayısı ihsan Hınçer yönetiminde, son 3 sayısı ise oğlu Bora Hınçer tarafından yayımlanmış, 366. sayısıyla (Ocak 1980) ekonomik güçlükler yüzünden kapanmıştır. M. Türker Acaroğlu, Ma-

lik Aksel, Metin And, Sadi Yaver Ataman, M. Halit Bayrı, Hikmet Dizdaroğlu, Şükrü Elçin, Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu, İhsan Hınçer, Mahmut Ragıp Gazimihal, Nu-man Kartal, M. Fahrettin Kırzıoğlu, N. N. Kum, İrfan Ünver Nasrattinoğlu, Aydın Oy, Ali Rıza Önder, Mehmet Önder, Cahit Öztelli, Saim Sakaoğlu, Vahit Lütfü Salcı, Nail Tan, Ahmet Kutsi Tecer, Murat Uraz, A. Süheyl Ünver, Ali Rıza Yalgın, Kerim Yund derginin bellibaşlı yazarlarındandır.

Derginin bazı özel sayıları "Halk Oyunları" (S. 106, Mayıs 1958), "Mehmet Halit Bayrı" (S. 114, Ocak 1959), "Mahmut Ragıp Gazimihal" (S. 152, Mart 1962), "Kıbrıs" (S. 176, Mart 1964), "Selçuklu-Kars" (S. 181, Ağustos 1964), "Artvin" (S. 201, Nisan 1966), "Ahmet Kutsi Tecer" (S. 218, Eylül 1967), "Yirminci Yıl" (Temmuz 1968), "Âşık Veysel Şatıroğlu" (S. 296, Mart 1974), "H. Cahit Öztelli" (S. 355, Şubat 1979), "İhsan Hınçer/I-II" (S. 365, 366, Kasım, Aralık 1979) başlıklarını taşımaktadır.

Dergi 8.905 sayfalık koleksiyonunda Türk folklorunun ülke, bölge, yöre, il, ilçe ve köy düzeyinde geniş bir coğrafi alana yayılmış kültür varlıklarım bir araya getirirken İstanbul folkloruyla ilgili yazılara da yer vermiştir. Bunların geniş boyutlu olanlarından bazıları şunlardır: Münevver Alp'in "Eski İstanbul'da..." kalıbıyla başlayan ve her biri başka bir konuya ayrılmış olan 15 yazısı (S. 171, Ekim 1963-S. 299, Haziran 1974), Eski İstanbul'u bir kadın gözüyle anlatan gözlem ve anılara yer verir. İstanbul folkloru üzerine geniş boyutlu yayınlarıyla tanınan Mehmet Halit Bay-rı'nın "İstanbul ilinde Yer Adları" başlıklı 11 yazısı (S. 37, Ağustos 1952-S. 47, Haziran 1953) İstanbul'un yer adlarıyla ilgili derli toplu ilk çalışmalarından biridir. Muzaffer Erdoğan'ın "İstanbul'da" kalıbıyla başlayan ve şehirde gelişme olanağı bulmuş çeşidi el sanatlarını tarihsel belgelere dayanarak incelediği 7 yazısı (S. 72, Temmuz 1955-S. 104, Mart 1958) konuyla ilgili önemli bilgiler içerir. Atabeyli Naci Kum'un "Bekçi Baba Destanı" başlıklı 5 yazısı (S. 19, Şubat 195 -S. 54, Ocak 1954), İstanbul'da gündelik hayatın bir dönemde vazgeçilmez tipleri olan gece bekçilerinin manilerini topluca vermektedir, ismail Nâ-mi Erbilek'in "İstanbul Türküleri" (S. 143, 145, Haziran, Ağustos 1961); Kadriye İlgaz'ın "İstanbul'da Doğum ve Çocukla ilgili Âdetler ve İnanmalar" (S. 84, Temmuz 1956, S. 93, Nisan 1957); Muammer Kemal Özergin'in "İstanbul Yatırlarına Dair" (S. 237, Nisan 1969, S. 243, Ekim 1969), Ayşe Ünlüer'in "istanbul Çocuklarının Oyunları" (S. 145, 146, Ağustos, Eylül 1961); A. Süheyl Ünver'in "Ayasofya Türk Efsaneleri Hakkında" (S. l, Ağustos 1949, S. 46, Mayıs 1953), başlıklı yazıları 2'şer sayı sürmüştür. Bahattin Akolu'nun "Eski istanbul Kılıçhaneleri" (S. 200, Mart 1966), Malik Aksel'in "Kahve ve Kahvehaneler" (S. 185, Aralık 1964), "Eski İstanbul'da Kuş Evleri ve Kuşlar" (S. 225, Nisan 1968), "Halk Sanatçısı Komik-i Şehir Kel Hasan" (S. 273, Nisan 1972), "Son Devrin iki Meş-

ekih h» [

Türk


—•—rr: Folklor

»:^rSS Araştırmaları

~v,,..,£5|§ dergisinin

ÎT.'.'İİ^SS Ekim 1974

Sar™-"'"- tarihli

sayısının

' ,,„„„,.,,,,„„«,,..,,:,.,...«.n.»,.™,», kapağı.

M. Sabrı Koz arşivi

hur Meddahı ve Satıcıları" (S. 278, Eylül 1972), "Sulukule'den Direklerarası'na" (S. 283, Şubat, 1973); Münir Süleyman Çapa-noğlu'nun "İstanbul'da Eski Ramazanlarda Karagöz" (S. 46, Mayıs 1953); Salih Ne-zihi'nin "İstanbul'da Halk inanmaları" (S. 142, Mayıs 1961); Nurullah Tilgen'in "Eyüp Oyuncakçıları" (S. 121, Ağustos 1959), Gi-rizan Tunara'nın "istanbul Bilmeceleri" (S. 230, Eylül 1968); Feridun Fazıl Tülbent-çi'nin "Eski İstanbul Bayramları" (S. 210, Ocak 1967); Refi Cevat Ulunay'ın "Eski istanbul'da Simitler, Pideler, Fodlalar" (S. 151, Şubat 1962); Murat Uraz'ın "Tekkeler ve İstanbul'daki Son Durumları" (S. 46, Mayıs 1953), Selim Yalçıner'in "istanbul'da Beş Yüz Yıllık Bir Gelenek. Ayvansaray'da Tekne Yapımı" (S. 3öl, Mayıs 1979) başlıklı yazıları İstanbul'u çeşitli yönleriyle ele alan dikkate değer çalışmalardır.

Bibi. Türk Folklor ve Etnografya Bibliyograf-yası, I-III, Ankara, 1971, 1973, 1975; M. Ş. Ül-kütaşır, Cumhuriyetle Birlikte Türkiye'de Folklor ve Etnografya Çalışmaları, Ankara, 1973; M. T. Acaroğlu, "Türk Halk Bilgisi Kaynakçası Üzerine", Boğaziçi Üniversitesi Halkbilimi Yıllığı 1975, ist., 1975; T. Baraz-S. Tetik-N. Özsan, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi Konu-Yazar Kaynakçası, Eskişehir, 1986.

M. SABRI KOZ




Dostları ilə paylaş:
1   ...   72   73   74   75   76   77   78   79   ...   140
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə