I d I n I a V a 3IV1ho nin

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 8.82 Mb.
səhifə92/140
tarix30.12.2018
ölçüsü8.82 Mb.
1   ...   88   89   90   91   92   93   94   95   ...   140

VARTAN PAŞA

(26Eylül 1816, istanbul - 28Man 1879, istanbul) Ermeni asıllı ve Katolik mezhebine mensup Osmanlı devlet adamı, gazeteci, müellif ve mütercim.

Tam adı Hovsep Vartanyan'dır. İlk eğitimini Kumkapı'daki Bezciyan Mektebi'nde yaptı. 1827'de, tahsil için Viyana'daki Mık-hitharist Manastın'na gönderildi. İstanbul'a döndükten sonra 1836'da, Hasköy'deki Nersesyan Mektebi'nde ve barutçubaşı Ohannes Bey Dadyan'ın evinde öğretmenlik yaptı. 1837'de, Bahriye'de tercüman oldu ve ilerleyerek baştercümanlığa yükseldi. Kısa süre sonra Ula Sanisi rütbesini aldı ve nişanlarla taltif edildi. 1856'da Encü-men-i Dâniş(->) harici azası idi. 1857 sonlarına doğru veya 1858 başlarında kendisine paşalık rütbesi tevcih kılındı. 1860'ta askeriyeden ayrılarak mülki görevler deruhte etti ve Bey unvanını aldı. 1868'de veya 1869'da, Divan-ı Ahkâm-ı Adliye'ye aza atandı. Ocak 1872 ortalarında, seneyi şemsi aylara çevirmek maksadıyla, Cevdet Pa-şa'nın başkanlığında teşekkül eden komisyona üye seçildi.

Ermeni Katolik cemaline de hizmetleri sebketti. l Nisan 1846'da tesis edilen Ha-mazkayin (Genel Milli) Cemiyeti'nin kurucu azaları arasında bulundu. 1851'de ise Ermeni Katolik Patrikhanesi'nin yönetim kurulu üyesi idi.



Gazetecilik faaliyetine gelince, 1852'de Ermeni harfli Türkçe Mecmua-i Havadis dergisini çıkarmaya başladı. 1853 yılı sayılarında İstanbul'un fethi hakkında önemli bir çalışması tefrika halinde neşredildi. Birkaç yıl mecmua olarak çıktıktan sonra gazete şeklini aldı ve 1877'ye kadar devam etti. Bu gazete kapandıktan sonra ölümüne kadar yine Ermeni harfli Türkçe Ter-cüman-ı Efkâr gazetesinin başmuharrirliğini ifa etti. 1877'den sonra Karabet Panos-yan'ın (1826-1905) Manzume-i Efkâr gazetesinde de yazıları çıktı. Andon Sakayan'a 0-1927) göre Andon Alik'le beraber Mamul (Basın) adında bir gazete de neşret-miştir.

Basılı Ermeni harfli Türkçe eserleri de" şunlardır: Akabi Hikâyesi (1851) (İstanbul Ermenilerinin hayatını mevzu edinen bu roman Akabi Hikâyesi'[îst., 199H adıyla A. Tietze tarafından Latin harfleriyle de yayımlandı); Boşboğaz Bir Adem (İst., 1852) (mizahi türde yazılan bu eserde, kendi tarafından çizilmiş karikatürlere, Türkiye'de ilk defa rastlanmaktadır); Topal Şeytan Hikâyesi (İst., 1853) (Le Sage'dan tercüme); Tarih-i Napoleon Bonaparte (1-3, İst., 1855; 4-6, İst, 1856); Paris Meşvereti (İst., 1856) (tercüme); Telgraf Risalesi (İst., 1857), Şark Muharebesi Hikâyesi (J-, İst., 1878, II, İst., 1879); Mecmua-iKıtaat-ı Te-varih(İst., ty).

Vartan Paşa'mn iki Ermenice eseri de vardır. .Birincisi, Yelektrakan Herakir

(Elektrik Telgrafı, 1857) ikincisi ise Sahnıa-natrakan Cışmardutyunner (Nizamname-i Millet-i Ermenyan'a Dair Hakikatler, 1863) adını taşımaktadır.

KEVORK PAMUKCİYAN



VÂSIF (Enderunlu)

(?, İstanbul - 1824, istanbul) Divan şairi.

Adı Osman'dır. Enderun'dan(->) yetiştiği için "Enderunî", "Enderunlu" lakabıyla bilinir. III. Selim döneminden (1789-1807) itibaren sarayın çeşitli hizmetlerinde bulundu. 1807'de IV. Mustafa tahta geçince hasodaya alındı ve hünkâr başlalası oldu. Sırasıyla peşkir ağalığı ve anahtar ağalığı yaptı. Kiler kethüdası iken hacegân rütbesiyle saraydan ayrıldı. İlk görevi Bola-yır'da idi. Sonra çeşitli yerler dolaştı. İstanbul'a döndükten sonra öldü. Mezarı Ka-racaahmet'tedir.

Vâsıf in şiirleri Divan-ı Gülşen-Efkâr-ı Vâsıf-ı Enderunî ('Bulak, 1841) adıyla basılan divanında toplanmıştır. Özellikle şarkılarında kayıtsız ve neşeli bir ruh hali yankılanır. Manzumelerinde mahalli renklere,

M

B B A

Bir tıfla duçar oldu gönül semt-î

Bebekde


Pervâz idemez yavrucağım dâhi

tünekde Ol mâhı şikâr itmek içün sayd-ı

semekde Bir 'âlem-i mehtâb idelim biz de

felekde


Buldu henüz eyyamını zevrakçe-i

sahbâ


Orsa-boca Kandilliye dek çekdirelim tâ Gök kandil olub subha dek ey mâh-ı

şeb-ârâ Bir 'âlem-i mehtâb idelim biz de

felekde

Tavşan kanı mey dolduralım câm-ı



niyaza

Yalvâralım ol mest-i mey-i gamze-i

nâza

Mahfî kayalım yağlı piyadeyle Boğaza



Bir 'âlem-i mehtâb idelim biz de

felekde


İşte mey ü mahbûb ü tarab cümle

müheyya Mehpâreciğim gel idelim 'azm-i

Tarabyâ

Hırsız küregfle yanaşub yalıya tenhâ Bir 'âlem-i mehtâb idelim biz de



felekde

Vâsıf gibi çarha çıkarub nağme-i âhî Zevk eyleyelim şarkı çığırtma ile gâhî Agûşe alub hâle sıfat gâhi o mâhî Bir 'âlem-i mehtâb idelim biz de

felekde

ENDERUNLU VÂSIF



müstehcene varan söyleyişlere, alaylı ve nükteli ifadelere sıkça rastlanır. Divan'm-da yer alan "Annesi ağzından kızına öğüt" ile "Kızın cevabı" muhammesleri, İstanbul hayatı çerçevesinde mahalle kadınının ve kızının dilini, felsefesini, hayat görüşünü, isteklerini, hayallerini, halkın gelenek ve göreneklerini yansıtması açısından orijinal manzumelerdir (Kirlen güle güle gelinim hayda yun arın/Hanım Kadm'ın oğlu yüzük gönderir yarın / Tek elmasım cevahirini giy de şalvarın /Hamdolsun işte silsilemiz pak yedi karın/Olma sokak süpürgesi kadın kadıncık ol), (Yufka makama açmasını açmayın bana /Ben bilmem öyle hamur işi samsa saklava / Yapıp

ğa çıkıp yarın ihtida/ On beş yaşında kendime bir oynaş arayım).

Vâsıf in şiirlerinde ve özellikle şarkılarında İstanbul'a verilen önem oldukça büyüktür. Buralarda konuşulan mahalli Türk-çeden, Boğaziçi başta olmak üzere mesire ve gezinti yerlerine; halkın giyim kuşamından binicilik, balıkçılık, cirit ve ok atma gibi geleneksel şehir hayatına kadar İstanbul, onun şiirinin başlıca konularındandır.

Küçükçamlıca'da inşa olunan Sürûrâ-bâd Kasrı'na söylediği tarih kitabesinde II. Mahmud dönemi (1808-1839) İstanbul'unun âdeta panoramasını resmeder. Keza Divan 'mda yer alan bazı gazelleri, onun İstanbul mecaralarıyla doludur. Bu tür şiirlerinde Divan Edebiyatı'mn klasik çerçevesini kırarak bazı mahalli epizotları canlı biçimde anlatmıştır (Neş 'emizyok de-yû ağyarı bezmden sattık/Neyse mahfî kalıp ol mehle biz aldık sattık // Gezinirken Paşalimanı suyunda ikimiz/ Yanaşıp bir gece dâmen-i visale yattık). Gazellerinde söz konusu ettiği bazı İstanbul güzelleri, mücerret sevgililer olmayıp bizzat o devrin dilberleridir (Bil maskat-ı re'sim, dedi ol şûh-ı güzeşte /Anîde bakıp rûyine Kartal deyiverdim veya Servili 'de geçen sene görmüş idim seni/Ey şuh doğru şöyle sen ol dil-rübâ mısın veya Hûbân-ı Sitanbûl'a uyar mı büt-i dîger /Mısrî nice hemcins olur hergelelelerle).

Vâsıf m İstanbul tutkusu, şarkılarında doruk noktasına çıkar. Hemen pek çok şarkısında İstanbul'un 19- yy'daki güzelliğini ve asudeliğini anlatmıştır. Bunlar arasında padişahın Beşiktaş'taki sahilsa-raya gelişi üzerine yazılan "Beşiktaş'ı şe-ref-yâb eyledi nakl-i hümâyûnun" nakaratlı şarkı, bu semtin değişik özelliklerini yansıtır. Onun yaşadığı dönemde Göksu, hiç şüphesiz İstanbul'un en gözde mekânı idi. Dolayısıyla onun şarkılarında Göksu anlatımları çok geniş bir yer tutar. Sevgilisine "Cânib-i Göksu'ya lûtf eyle azî-met edelim" diye yalvardığı bir muhammes şarkıda İstanbul âşıklarının hallerini samimi bir dille anlatır (Nerede kaldı deyû validen eylerse merak/Bir haber versin eğer ister isen gitsin uşak / Semtiniz de gidilir yer mi a canım pek uzak /Helepek güçlük olur işte beyim saate bak/Bizde kal bu gece birlikte muhabbet edelim). Göksu kadar olmasa da Vâsıfın şarkılarında Süru-râbâd, Sa'dâbâd, Çağlayan, Çırağan, Tarab-

Divan-ı Gülşen-Efkâr-ı Vâsıf-ı Enderum'nin (Bulak, 1841) ilk sayfası. Nuri Akbayar koleksiyonu



ya, Bebek gibi semtler hakkında da yine bol bilgi ve malzeme bulunabilir (Kâm almak için sâye-i hüsnünde felekten / Sağar çekelim sâki-i sîmîn-bilekten / Yelken edip akla binelim semt-i Bebek'ten/Mehtâb edelim gel bu gece ey mâh-ı felek-tâb). İSKENDER PALA

VATAN CADDESİ

Fatih İlçesi'nde, Aksaray Meydam'nda, Valide Sultan Camii ile Topkapı surları arasında, Bayrampaşa Deresi vadisi boyunca kuzeybatı-güneydoğu yönünde doğrusal olarak uzanan cadde.

Vatan Caddesi olarak bilinen yolun gö-nümüzdeki adı Adnan Menderes Bulva-rı'dır. Yaklaşık 3 km uzunluğunda olan Adnan Menderes Bulvarı 1956-1957'de, dönemin başbakanı Adnan Menderes'in İstanbul'da giriştiği bir dizi imar operasyonu sonucunda Vatan Caddesi adıyla açılmış ve hizmete girmiştir. Ancak, bulvarla aynı güzergâh üzerinde olmasa da şehrin bugünkü Aksaray'Meydanı'na tesadüf eden kısmı ile surların Topkapı kesimine denk gelen noktaları arasında Bayrampaşa Deresi ve vadisi boyunca, öteden beri, şehrin ana arterlerine nazaran daha az önemli çeşitli yollar olduğu bilinmektedir.

Bizans döneminde kısmen bugünkü Aksaray Meydanı'na tekabül eden Bous Forumu(->) ile Teodosios Surları üzerine günümüzün Topkapı'sma en yakın konumda olan Aziz Romanos Kapısı arasında Lykos Deresi'nin (Bayrampaşa Deresi!-»]) güneyinde doğrusal bir yol olduğu bilinmektedir. Bizans döneminde şehir içi ulaşım sisteminin önemli bir parçası olan bu arterin Osmanlılarda, güzergâhmdaki değişikliklere karşın varlığını koruduğu, ancak eski önemini yitirdiği görülür. Osmanlı döneminde görülen en önemli deği-

şikliklerin, güzergâhın Bayrampaşa Dere-si'ne daha çok yaklaşması ve eski doğrusal formun şehrin yeni dokusuna uygun olarak oldukça dolambaçlı hale geldiği söylenebilir.

Bizans ve Osmanlı dönemlerinde şehrin ana ulaşım arterlerini oluşturan Sultanahmet Meydanı-Beyazıt-Edirnekapı ve Beyazıt-Aksaray-Samatya güzergâhları yanında ikincil bir konuma sahip olan ve şehrin tarımsal üretiminin önemli bir bölümünü karşılayan bahçe ve bostanlar arasından geçen Aksaray-Topkapı yolunun önemini yitirmesi, Cumhuriyet dönemi boyunca, Vatan Caddesi'nin açıldığı yakın zamanlara kadar devam etmiştir.

Cumhuriyetin ilk yıllarında Fransız şehir plancısı Henri Prost'a yaptırılan istanbul Nâzım Plam'nda bugünkü Adnan Menderes Bulvarı ile önemli benzerlikler taşıyan bir yol önerisi yer alır. Aksaray Meydanı ile Topkapı arasında doğrusal olarak önerilen yolun Yenibahçe çayır ve bostanlarının yer aldığı surlara yakın kısmında bir zooloji ve botanik parkı ile sur dışındaki devamında bir hipodrom önerisi de vardır. Bu önerinin bazı farklılıklarla Vatan Caddesi olarak gerçekleştiğini düşünmek mümkündür.

Şehrin Bizans dönemi yol strüktürünün bir anlamda yeniden canlandırılması olarak düşünülebilecek Prost planındaki önerilerden farklı olarak, Vatan Caddesi, açıldığı sıralarda Topkapı surlarının l km kadar dışında, Bayrampaşa mevkiinde yapılması düşünülen 100.000 kişilik yeni bir stadyuma ulaşımı sağlamak üzere de düşünülmüş olmalıdır. Bu proje gerçekleşmemiş, ancak, 1955 İstanbul Sanayi Bölgeleri Nâzım Planı ile sur dışı, bu arada Bayrampaşa çevresi de sanayi bölgesi olarak tespit edilmiş ve burada yoğun sanayi yerleşmeleri ortaya çıkmıştır. Böylelikle, Vatan Caddesi de önceleri Sirkeci-Sultanah-met-Beyazıt-Aksaray hattında yoğunlaşan ticari ve idari merkez ile sur dışı arasında bir arter işlevini görürken zaman içinde önemi artmış; çevre yolları ile Edirne yolu (Londra Asfaltı veya eski E-5 Yolu, yeni D-100 Yolu "Devlet Yolu-100") ve Avrupa Otoyolu'nun (O-l "Otoyol-1") Topkapı sur dışında bir araya gelmesi, Trakya



Vatan Caddesi

Ertan Uca, 1994/ TETTV Arşivi

Otogarı'nın Topkapı'da bulunması ve sur dışında sanayi ve konut kullanımlarının artması gibi nedenlere paralel olarak şehrin en önemli arterlerinden biri durumuna gelmiştir. Öneminin ve kullanım yoğunluğunun artmasının sonucu olarak yol çevresindeki kullanım türlerinin de değiştiği görülür. Bizans döneminden 1950'li yıllara kadar çoğunlukla bahçe ve bostanlardan oluşan tarımsal karakterli ve seyrek doku-lu bir kullanım, yolun açılmasını takiben yerini oldukça yoğun bir yapılaşma düzenine bırakmış; ticaret, konut, eğitim, sağlık, konaklama türlerinin bir arada yer aldığı karışık bir kullanım deseni ortaya çıkmıştır. Ayrıca bugün bulvar çevresinde, Gureba Hastanesi, yeni Emniyet Müdürlüğü binası, orduevi, öğrenci yurtları gibi kamu yapıları da yer almaktadır.

Zaman içinde hemen bütünüyle kaybolmuş bulunan ve çevrenin özgün tarihsel kullanım biçimini oluşturan tarımsal alanların son örneklerine, günümüzde bulvarın kuzey cephesinde, Mimar Sinan Ma-hallesi'nde taraçalanmış küçük bir alanda rastlamak mümkündür.

Yörenin, tarihsel olarak İstanbul'un görece daha az önemli yerleşim alanlarından olması dolayısıyla dikkate değer anıtsal tarihi yapılara fazla rastlanmaz. Bulvarın başlangıç noktalarını oluşturan Valide Sultan Camii ile Teodosios Surları dışında, Aksaray Hamamı, Sultan Selim Med-resesi(->) ve 15. yy'da camiye çevrilmiş bir Bizans kilisesi olan Fenarî İsa Camii(->), bulvar çevresindeki başlıca tarihi yapılar olarak sayılabilir. Yol güzergâhı üzerinde yer alan Simkeş Mescidi ise yolun açılması sırasında yıkılmıştır.

Bulvarın açılması direktifini de vermiş olan eski başbakanlardan Adnan Menderes ile eski bakanlar Fatin Rüştü Zorlu ile Hasan Polatkan'ın cenazelerinin 1990'da sur dışında Topkapı Mezarlığı ile çevre yolu arasında yeni yapılan anıt mezara nakledilmesini takiben, Vatan Caddesi'nin adı da Adnan Menderes Bulvarı olarak değiştirilmiştir. İstanbul Metrosu'nun bulvarın altında inşa edilen Aksaray-Esentepe kısmı ise 1989'da hizmete girmiştir.

Adnan Menderes Bulvarı 12 m genişliğinde bir refüjle ayrılmış 14'er m'lik ge-

VEDAT BEY

372


373

VEFA KİLİSE CAMÜ

liş ve gidiş yollarına sahiptir. Her bir yolda 3,5 m eninde 4 adet şerit bulunmaktadır. Bulvarın her iki yanında 10'ar m genişliğinde kaldırımlar yer almaktadır. Böylelikle bulvarın toplam genişliği 60 m'ye ulaşmaktadır. Bu özelliği ile, yapıldığı yıllarda Türkiye'nin en geniş caddesi unvanını kazanmıştır. Saatte tek yönde şerit başına azami 1.000 aracın geçebileceği bir kapasiteye sahiptir. Araç yolları tesfiye edilmiş toprak zemin üzerine stabilize malzeme ve bunun üzerine 25 cm kalınlığında beton döşeme ve asfalt olarak inşa edilmiştir. İnşaat sırasında 1957 sonlarına kadar 343.000 m3 toprak hafriyatı, 12.031 m3 kırma taş stabilize, 75.800 m2 beton, 71.360 m2 asfalt, 9.000 m kanal inşaatı ve 7.100 m bordur yapılmıştır.



Bibi. istanbul Vilayeti Neşriyat ve Turizm Müdürlüğü, istanbul'un Kitabı, Kitap l, ist., 1957. RIFAT AKBULUT

VEDAT BEY

bak. TEK, VEDAT



VEDAT TEK EVİ

Şişli İlçesi'nde, Nişantaşı'nda(->), Valikonağı Caddesi ile Süleyman Nazif Soka-ğı'nın kesiştiği köşededir. Mimar Vedat Tek'in(->) kendisi ve ailesi için yaptığı evdir. Yapım tarihi 1913-1914'tür.

Ev, oldukça eğimli üçgen bir arsa üzerindedir. Tek, arsadaki kot farklarını değerlendiren yarım kat bağlantılı bir şema uygulamıştır. Tek ailesinin mülkiyetinden çıkmış olan ev, koruma altında olmasına karşın büyük ölçüde değiştirilmiştir. Halen Valikonağı Caddesi'ne bakan zemin kat restoran, Süleyman Nazif Sokağı üzerindeki kanat, bar olarak kullanılmaktadır.

Evin girişi, Valikonağı Caddesi üzerindedir. Birinci kat salon ve yemek vb yaşama hacimlerine ayrılmış, yatak odaları üst katta düzenlenmişti.

Vedat Tek Evi'ni, döneminin konut yapıları arasında öne çıkaran özellik 1. Milli Mimari olarak bilinen Osmanlı revivalist (yeniden canlandırmacı) üslubunun en önemli temsilcisi olan mimarının bu üslubun plastik potansiyelini işaret eden bir çalışması oluşudur. Gerçekten Tek, bu konutta şaşırtıcı çıkmalar yaparak küçük ve eğimli arsanın zor koşullarını plastik, önerilere dönüştürmüştür.

Vedat Bey, Milli Mimari'nin klasik ve akademik kuralı olan simetriyi evinin tasarımında gözetmemiş ve Milli Mimari'nin biçim öğelerini kullandığı halde şaşırtıcı sonuçlar almıştır. Valikonağı cephesi, girişin düşey ekseni ile üçgen arsanın köşesindeki balkonlardan ötürü birbiriyle ilin-tisiz görünen âdeta kuraldışı bir kompozisyon sergilemektedir. Birinci katta salon, "bay window" benzeri yarım altıgen biçimli bir çıkma ile işaret edilirken üst kat büyük konsol öğeleriyle taşman geniş ve düz bir çıkma yapmaktadır. Bütün bu farklı cephe motiflerinin gerilimli kompozisyonu, üçgen köşenin alttaki poligonal ve üstteki dikdörtgen olan balkonlarıyla bir kez daha vurgulanmaktadır. Özellikle üçgen



Vedat Tek Evi

Ertan Uca, 1994/TTETV Arşivi

köşenin verdiği perspektif, "ekspresyonist" bir tat içerir.

Poligonal balkonun üstteki dikdörtgen balkonla, onun da bir saçakla örtülmesi burada bir doluluk-boşluk kontrastı yaratır. Poligonal balkonda mekânın geriye çekilişi, köşelerdeki serbest kolonlarla güçlendirilmiştir. Üstteki balkonda ise aynı işlevi, üçgen payandalarla desteklenen geniş saçak yüklenmiştir.

Saçak öğesi, evin başka kesimlerinde de, örneğin giriş kapısının, salon ve üst kat çıkmalarının üstünde gölgeli alanlar yaratarak tasarımın plastik kurgusunun altını çizer.

Milli Mimari Üslubu'na özgü ve Tek'in ustası olduğu biçimler elbet kullanılmıştır, giriş ekseninin sivri kemerli çerçevesi, birinci katın kemerli üst pencereleri, ikinci katın yine geleneksel üst pencereli düzenlenişi, çini kaplamalar vb tipik motifler açıkça canlandırma öğeleridir.

Vedat Bey'in tasarımında kimi geç art nouveau(-0 veya art deco(->) esintiler de, örneğin balkonların eşkenar oymalı parapetleri vardır.

Vedat Tek Evi, hem genel çizgisi hem de ayrıntılarıyla mimarının düşünce ve tasarımını özgürce dışavurduğu sıradışı bir Milli Mimari denemesidir. Bibi. Y. R. Demirbel, "Prof. M. Vedat Tek", Ar-kitekt, S. 9-10 (1941-1942); N. Emre, "Mimar Vedat Tek'in Sanat Hayatı", ae, s. 9-10 (1941-1942); S. N. ileri, "Mimarlarımızdan M. Vedad", Yapı, S. 15 (1942); S. Özkan, "Mimar Vedat Tek 1873-1942", Mimarlık, S. 121-122 (1973); A. Sıkıçakar, "Birinci Ulusal Mimarlık Dönemi Giriş Cepheleri Analizi", (istanbul Teknik Üniversitesi, basılmamış yüksek lisans tezi), 1991, s. 137.

AFİFE BATUR



VEFA

İstanbul'da Fatih İlçesi'nde bir semt.

Adını oradaki Şeyh Vefa Külliyesi'n-den(-0 alır. Bozdoğan Kemeri'nin(->) Haliç tarafına, Küçükpazar'ın yukarısına düşer. Aksaray ile Unkapam arasındaki Ata-

türk Bulvarı'mn doğusunda kalır, bir başka deyişle batıdan ve güneyden Zey-rek(->), Saraçhanebaşı(->) ve Şehzadeba-şı(->) ile doğudan ve kuzeyden ise Molla Hüsrev (Vezneciler), Süleymaniye(->) ve Hoca Gıyasettin mahalleleri ile çevrilmiştir.

Saraçhanebaşı'nda sukemerinin kuzeyinde yer alan Şehir Tiyatroları Reşat Nuri Salonu ile Hıfzıssıhha Enstitüsü binasının bulunduğu ve kemerlere paralel giden Cemal Yener Tosyalı Caddesi ile Şebsefa Kadın Camii'nden gelen Kâtip Çelebi Caddesi ve Süleymaniye'den gelen Vefa Cad-desi'nin kesiştiği küçük alan Vefa semtinin merkezi mevkiini oluşturur.

Bizans döneminde kentin en önemli meydanlarından Tauri Forumu(->) kuzeyinde I. Constantinus(-0, II. Leon gibi imparatorların saraylarının bulunduğu kentin en yüksek tepesinin (3. tepe) kuzeybatı yamacında ve kentin ana eksenini oluşturan Mese'nin(->) Harisius ya da Andronopolis Kapısı'na (Edirnekapı) giden koluna yakın bir yörede yer alması nedeniyle, soyluların, varlıklıların konutlarının bulunduğu bir semtti. Ne var ki, Bizans'ın son evresinde kentteki nüfus azalmasıyla birlikte bugünkü Vefa'nın bir bölümünü de içine alan geniş bir arazide 1300 başlarında bir manastır yapıldı. Kentin Osmanlılara geçmesinden (1453) sonra II. Mehmed (Fatih) de Bizans'ın bu saraylar bölgesine yerleşmişti (bak. Eski Saray). II. Mehmed kendi külliyesini 4. tepe üzerinde yaptırırken, oğlu II. Bayezid (hd 1481-1512) daha sonra kendi adıyla anılacak 3. tepeyi seçecekti (bak. Beyazıt; Bayezid Külliyesi). Onun torunu, I. Süleyman (Kanuni) (hd 1520-1566) Süleymaniye Kül-liyesi'ni(->) dedesininkinin kuzeyinde inşa ettirdi. Öte yandan, gene II. Mehmed döneminden başlayarak saraçlar, demirciler, bakırcılar, börekçiler vb gibi esnaf grupları da aynı tepe çevresinde yoğunlaşmaya başlamışlardı. Böylece adı geçen tepe kentin en önemli merkezi haline geldi. Bu gelişmeler kuşkusuz ki, Vefa semtinin de oluşumunu belirledi. Nitekim, II. Mehmed ve II. Bayezid döneminin ulemasından Şeyh Vefa Efendi (Musliheddin Mustafa) adına buraya bir külliye yaptırılacak ve şeyhin lakabı, zamanla semtin adı olarak yerleşecekti.

Vefa, tüm Osmanlı dönemi boyunca önemini korudu, sadece varlıklıların, soyluların oturdukları bir semt olarak kalmadı, sözünü ettiğimiz cami, medrese ve tekkeler nedeniyle, din adamlarının, bilim adamlarının, öğrencilerin yoğunlaştığı Beyazıt, Vezneciler, Şehzadebaşı yöresine yakınlığı sayesinde kültürlü kişilerin de semti oldu. Semtin bu özelliği 19. yy'm sonlarına, 20. yy'ın başlarına dek sürdü, Şehzadebaşı ve Direklerarası'nm revaçta olduğu dönemlerde mutena günlerini yaşadı. 1918'deki büyük Fatih yangınında Vefa da kül olduktan sonra semtin tüm bilinen özellikleri kayboldu, yöre ucuz yapılarla, mimarsız, mühendissiz yapılmış kagir konutlarla dolmaya başladı. 1930'lu, 1940'lı, 1950'li yıllarda Laleli, Fatih, Beyazıt, Aksaray gibi semtlerin arka mahallelerinin

Vefa'dan bir görünüm.

Ertan Uca, 1994/TETTV Arşivi

geçirdiği evrimi, Vefa da geçirdi. O merkezlerdeki kötüleşmeye, bakımsızlaşma-ya paralel olarak, diğer arka semtlerin yoksullaşması Vefa'yı da içine aldı.

Vefa semti, uzunca bir zamandır özellikle Siirt ve bir ölçüde de Bitlis kökenlilerin yoğun olarak bulundukları bir semttir. Bugün semtin tamhmışlığı 1876'dan beri faaliyette bulunan, ünlü bozacısının ve İstanbul'un en eski liselerinden birisinin adı vesilesiyle sürmektedir. Semte ülke çapında ün kazandıran ve uzunca bir dönem İstanbul'un "üç büyüklerinden sonraki dördüncü takımı olan Vefa futbol takımı ise, şu anda 3. kümeden, İstanbul amatör ligine düşmüş durumdadır.

İSTANBUL


VEFA BOZACISI

Türkiye'nin en tanınmış boza imalat firması.

Eskiden, halkın diline "93 Harbi" diye yerleşmiş olan Osmanlı-Rus Savaşı nedeniyle Rumeli'den İstanbul'a yoğun bir göç olmuştu. Savaştan hemen önce, 1876'da Karadağ sınırındaki Prizren kasabasından gelen Arnavut genci Sadık, bir süre mahalle aralarında seyyar bozacılık yaptıktan sonra, Vefa semtinde küçük bir bozacı dükkânı açtı ve hemen sonra bitişikteki yeri de kiralayarak dükkânını genişletti. O zamana değin boza, çok tutulan bir kış meşrubatı olmasına rağmen, iptidai usullerle yapılmakta, gerek imalat, gerekse muhafaza için fıçılar kullanılmakta ve bu fıçılar kötü kokmaktaydı. Prizrenli Sadık sattığı bozaları kendisi imal etmeye başladıktan sonra, fıçı yerine mermer küpler kullanmaya başladı. Bakteri üremesine elverişli tahta yerine mermerin kullanılması hem sağlık koşulları açısından daha elverişli oluyor, hem de mermerin serin tutma özelliği nedeniyle bozanın çabuk ekşi-

mesi önleniyordu. Mermer ayrıca müşterinin gözünü okşuyordu. Genç bozacı aynı zamanda dükkânını şık leblebi ve tarçın kaplarıyla, çeşit çeşit kepçeler ve güzel bardaklarla donatarak, lezzetini geliştirdiği bozanın orada içilmesini de bir zevk haline getiriyordu.

Vefa o dönemlerde muteber bir semt olma özelliğini sürdürdüğü için dükkânın müşterileri arasında hatırlı şahıslar bulunmaktaydı. Bunlardan birisi olan sikkezen-başı Hattat Fettah Efendi saraydan öğrendiği meşrubat tariflerim genç bozacıya aktardı, o da sadece yılın belli aylarında içilen bozanın yanısıra, şıra, limonata, bazı şerbet türleri, dondurma ve salep yapmaya başladı; ünü birkaç yıl içinde bütün İstanbul'a yayıldı, kentin başka yörelerinden pek çok kimse akın akın Vefa'daki bu yeni bozacının bozasını, mevsim kış değilse, diğer içeceklerini tatmaya geldiler, buna rağmen, o başka semtlerde şube açma doğrultusunda kendisine yapılan teklifleri reddetti, iki dükkâna birden yetişemeyece-ğini, müşterinin kendisim daima işin başında görmesi gerektiğini, dükkânları çoğaltayım diye lezzeti bozarsa kimsenin artık ona da, bozasına da itibar etmeyeceğini söyledi. İmalatı artınca da, kardeşi İbrahim'i Prizren'den getirtti, iki kardeş bir arada işletmelerini kurumlaştırdılar, yıllar ilerledi hacca gidip Hacı Sadık Efendi ve Hacı İbrahim Efendi oldular.

O zamanki takvimle "334 yangını" diye de anılan büyük Fatih yangınında (1918) Vefa harabeye dönünce iki kardeş dükkânı kapatmayı ve işten çekilmeyi düşündüler ama Hacı Sadık Efendi'nin Suriye cephesinden, savaştan dönen oğlu İsmail Bey, babasını ve amcasını teşvik etti. Kendisi Darülfünun'un Edebiyat Şubesi'ni bitirdi, Kadıköy Lisesi'nde beden terbiyesi

Günümüzde Vefa Bozacısı'ndan bir görünüm.

Ertan Uca, 1994/TETTVArşivi

öğretmenliğine başladı. Bütün bu süre zarfında babasına ve amcasına yardım etti. Onların ölümünden sonra da işletmenin tüm sorumluluğunu yüklendi. Soyadı kanunu çıkınca Vefa soyadını alan, bozacı olarak değil, ama daha çok bir spor adamı olarak tanınan, Vefa kulübü üyeliğinin yanısıra, Beden Terbiyesi İstanbul Bölge -si'nde uzun süre güreş ajanlığı yapan ve Fatih Güreş Kulübü'nün kurucu başkanı olan İsmail Vefa boza imalatının bir fabrika üretimine dönüşmesine ve "Vefa Bo-zacısı"nın mamulünün ülke çapında nam kazanmasına önayak olmuştur.

Bugün Vefa Bozacısı'nın merkezi gene Vefa'dadır, yöneticilerinin beyan ettikleri gibi, işletmenin sadece bir tane şubesi vardır, bu şube Eminönü Meydanı'nda-ki tarihi bir binada faaliyettedir. Bununla birlikte, işletmede imal edilen bozayı satan pek çok büfe, muhallebici dükkânı vb kentin dört bir yanında bulunmaktadır. Vefa Bozası hayli zamandır kurumlaşmış bir işletmenin ünlü mamulü olarak İstanbul'un kış aylarının özelliklerinden birisidir.

İSTANBUL



Dostları ilə paylaş:
1   ...   88   89   90   91   92   93   94   95   ...   140
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə