I d I n I a V a V x h o n I n < I j V a h I x V l a I o I l n V v h fi X l Q



Yüklə 7,77 Mb.
səhifə127/139
tarix27.12.2018
ölçüsü7,77 Mb.
#87837
1   ...   123   124   125   126   127   128   129   130   ...   139

Bibi. I. Kunos, Ninniler, îst, 1925; (Bayrı), İstanbul Argosu; M. H. Bayrı, Halk Adetleri ve inanmaları, ist., 1939, s. 131-135; ay, "istanbul Folkloru: Eski Bir Mani Mecmuası", İFA, S. 66 (Ocak 1955), s. 1043-1045, S. 69 (Nisan 1955), s. 1102; Bayrı, istanbul Folkloru, 1972, 38-95; M. N. Ozon, Türkçede Roman Hakkında Bir Deneme, ist., 1936, s. 96-125; N.

Tezel, "istanbul Manileri", HBH, VII, S. 83 (Eylül 1938), s. 286-288, IX, S. 102 (Nisan 1940), s. 159-160; ay, İstanbul Masattan, ist., 1938; S. E. Siyavuşgil, istanbul'da Karagöz ve Karagöz de İstanbul, İst., 1938; M. Onus, "İstanbul'da Kullanılan Yamltmacalar, Ölçülü Fıkralar", HBH, EX, S. 101 (Mart 1940), s. 122-124; P. N. Boratav, Halk Hikâyeleri ve Halk Hikâyeciliğimiz, ist., 1946; S. Y. Ataman, "istanbul Halk Türküleri", TFA, II, S. 16 (Mayıs 1953), s. 730-732; H. Sanal, "istanbul'da Derlenen Ninniler" İstanbul Enstitüsü Dergisi, Ş (1957), s. 141-165; I. N. Erbilek, "Otuziki Yıl Önce Yapılan Bir Derleme: İstanbul Türküleri", TFA, VI, S. 143 (Haziran 1961), s. 2425-2427, VII, S. 145 (Ağustos 1961), s. 2478; B. Gürcan, "istanbul'da Kullanılan Bazı Tabirler ve Atasözleri", IK4, VI, S. 141 (Şubat 1961), s. 2364; M. K. Özergin, "istanbul'da Derlenen Yamltmacalar", TFA, X, S. 208 (Kasım 1966), s. 4238; E. Ünal, "istanbul'da ilk Kahveler", Hayat Tarih Mecmuası, I, S. 5 (l Haziran 1966), s. 22-27; Cevdet Kudret, Karagöz, I, Ankara, 1968; M. And, Geleneksel Türk Tiyatrosu, Ankara, 1968; Ş. Elçin, "Kitabî, Mensur, Realist istanbul Halk Hikâyeleri", Hacettepe Beşeri ve Sosyal Dergisi; I, S. l (Mart 1969), s. 74-106; M. K. Özergin, "istanbul'da Derlenmiş Dilek Sözleri", TFA, XIII, S. 268 (Kasım 1971), s. 6145-6147; K. Yund, "Atasözlerimizde Geçen istanbul Yer Adları ve Açıklamaları", Türk Folklor Araştırmaları Yıllığı 1975, Ankara, 1976, s. 171-194; A. Çelebioğlu, Türk Ninnileri Hazinesi, ist., 1982; Ş. Aktaş, Ahmed Rasim'in Eserlerinde İstanbul, Ankara, 1988; L. S. Akalın, Türk Dilek Sözlerinden Alkış ve Kargışlar, Ankara, 1990; t. Altunel, "Anadolu Mahallî Fıkra Tipleri Üzerinde Bir Araştırma", (Selçuk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü doktora tezi), Konya, 1990, s. 338-355; M. Tevfik, İstanbul'da Bir Sene, ist, 1991, s. 64-65; I. Başgöz, Türk Bilmeceleri, I-II, Eskişehir, 1993; A. Çelik, "Ahmet Rasim'in Eserlerinde Halk Kültürü Unsurları I-II" (Atatürk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü doktora tezi), Erzurum, 1993, s. 306-604; Nutku, Meddahlık.

SAlM SAKAOĞLU

HALK EĞİTİMİ MERKEZLERİ

15-45 yaş arası yetişkinlere dönük bilgi ve beceri eğitimi veren, Milli Eğitim Ba-kanlığı'na bağlı kurumlar.

İstanbul'da halk eğitimi çalışmaları çırak mektepleri(->) ile başladı. II. Meşrutiyet döneminde Türk ocakları, Cumhuriyet döneminde de millet mektepleri ve hal-kevleri(->) aynı yönde eğitim hizmeti verdiler. Halkevlerinin kapatılması ülke genelinde, halk eğitimi açısından bir boşlu-

Kadıköy


Halk Eğitimi

Merkezi'nin

kütüphanesi.

Nazım Timuroğlu, 1994

ğun doğmasına neden oldu. 1952'de Milli Eğitim Bakanlığı'nda halk eğitim bürosu, 1953'te de buraya bağlı halk okuma o-dalan açıldı. Bunu 1955'te halk eğitimi derneklerinin kuruluşu izledi. Aynı yıllarda elverişli illerde halk eğitimi merkezleri de oluşturuldu. İstanbul Halk Eğitimi Derneği, bakanlığın desteğiyle 5 Mayıs 1955' te kuruldu. Kabul edilen tüzüğünde "İstanbul halkının kültür ve yaşayış durumunun gelişmesine hizmet" amaç olarak belirtilmişti. Tüzükte okuma-yazma, beceri, halka kültür ve vatandaşlık bilgileri, güzel sanatlar kursları açılması öngörülmüştü. Dernek, İstanbul Valiliği'nin tahsis ettiği Cağaloğlu'ndaki eski halkevi binasında (günümüzde Eminönü Halk Eğitim Merkezi) faaliyete geçti. Üsküdar, Eyüp, Eminönü ve Fatih'teki ilkokullarda halk dershaneleri adı ile okuma-yazma kursları, resim, afiş sergileri açıldı. Her yıl ocak-nisan döneminde konferanslar düzenlendi.

istanbul'daki halk eğitimi merkezi ise 1953'te, eski Kadıköy Halkevi'nde faaliyete geçti. Derneğin ve merkezin birbirine koşut programlan 1960'a değin sürdü. 1960'ta Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde Halk Eğitimi Genel Müdürlüğü kurulunca Kadıköy Halk Eğitimi Merkezi, Türkiye' deki ilk 22 merkez arasında yer aldı. Bu yeni dönemde İstanbul il halk eğitimi danışma ve işbirliği kurulu, milli eğitim müdürlüğü bünyesinde de halk eğitimi bölümü oluşturuldu. Aynı yıl İstanbul halk eğitimi başkanlığı ve ilçelerde de halk eğitimi merkezi müdürlükleri kuruldu. Yeni dönem çalışmaları, okuma-yazma, meslek e-dindirme, devrimleri benimsetme, estetik duyguları geliştirme alanlarına göre programlandı. Elverişli okullarda okuma kursları ve okuma odaları, merkezlerde temsil, yayın, kitaplık, halk sağlığı, spor, müzik, halk oyunları vb eğitici kollar oluşturuldu. Örgüt, 1964'te Köy İşleri Bakanlığı'na, 1977' de Milli Eğitim Bakanlığı Yaygın Eğitim Genel Müdürlüğü'ne bağlandı.

1981-1991 arası on yıllık dönemle ilgili verilere göre İstanbul genelinde toplam 11.553 beceri kazandırma kursu düzenlendi ve bunlara 155.835 yetişkin katıldı. Aynı dönemde, genel bilgi ve kültürel etkinlikler alanlı 1.405 kursa 60.677 katıl-



HALK HEKİMLİĞİ

518

519

HALK HÎKAYELERİ

İstanbul Halk Eğitimi Başkanlığı'na Bağlı İlçe Halk Eğitimi Merkezi Müdürlüklerine Ait 1993-94 Verileri

Branşı

Üç. Usta Öğ. Sayısı

Kurs Sayısı

Kursiyer Sayısı

Biçki-dikiş

280

315

5.420

Makine nakısı

214

242

3.621

El sanatları (genel)

76

148

2.002

Yabancı dil (genel)

4

39

1.017

Daktilo

6

34

550

Muhasebe

6

17

473

El nakısı

3

4

60

Bilgisayar

4

83

1.176

Halk oyunları

14

56

1.523

Tiyatro

5

10

165

Kuaför (genel)

12

39

1.788

Halıcılık

2

5

89

Türk sanat müziği

' 2

5

112

Modelistlik

7

14

284

Yorgancılık

1

1

20

ilkyardım

4

12

173

Trikotaj

2

3

49

Stilistlik

3

5

83

Kalorifer ateşçiliği

8

67

438

Türk halk müziği

4

11

182

Okuma yazma

6

13

353

Doğal gaz

1

1

20

Türkçe hazırlık

1

1

15

tğne oyası

1

1

20

Karete

1

1

14

Bağlama

2

3

51

Anne çocuk eğitimi

1

1

42

Yiyecek pişirme ve hazırlama

2

3

52

Mefruşat

1

2

35

Resim

3

6

131

Aile planlaması

2

4

45

Kaval, flüt, org

4

4

45

Konfeksiyon

1

2

32

Toplam

683

1.152

20.080

merkezlerinde birer akşam sanat okulu da faaliyet göstermekte ve döner sermaye işletmesi bulunmaktadır.

Bibi. Çıraklık ve Yaygın Eğitim Genel Müdürlüğü, Türkiye'de Yaygın Eğitim, Ankara, 1985, s. 4 vd; Ş. Gedikoğlu, Halk Eğitiminde Örgütlenme ve Sonuçlar, Ankara, 1966, s. 15 vd., Hamit Zübeyr, Halk Terbiyesi, Ankara, 1931, R. Kardaş, Eğitimde Standartlaşma, I, Ankara, 1985, s. 190-193; H. Dönmezer, Halk Eğitimi Problemi, İst., 1957, s. 25-26.

NECDET SAKAOĞLU



HALK HEKİMLİĞİ

istanbul'da halk hekimliği uygulamalarında, eski Yunan, Roma ve Arap-îslam uygarlıklarının etkisi görülmektedir. Tıbbın babası sayılan Hipokrat'ın bazı hastalıkların tedavisinde uyguladığı kan alma, bardak çekme vb yöntemler, bugün de halk arasında kullanılmaktadır.

Eskiden istanbul'da hastaya önce muhakkak müshil verilirdi. Buna rağmen iyi-

ma sağlandı. Bunların 32.826'sı halk oyunlarına katılanlardı. Yine, 1981-1991 arasında 11.558 1. kademe okuma-yazma kursu (10.310'u 1984'e değin) açıldı. Bu kurslara 252.397 katılım oldu. Bunun bir üst aşaması olan II. kademe kursları ise 3.794 olarak gerçekleşti ve 73-296 yetişkine eğitim verildi.

1993-1994 eğitim yılında İstanbul'da, Adalar, Avcılar, Bağcılar, Bahçelievler, Bakırköy, Bayrampaşa, Beşiktaş, Beykoz, Beyoğlu, Bostancı, Büyükçekmece, Çatalca, Eminönü, Eyüp, Fatih, Gaziosmanpaşa, Güngören, Kadıköy, Kâğıthane, Kartal, Maltepe, Pendik, Sarıyer, Silivri, Sultanbey-li, Şile, Şişli, Tuzla, Üsküdar, Ümraniye, Yalova ve Zeytinburnu halk eğitimi merkezlerinde, toplam 683 kadrolu ve ücretli öğretmen ile usta öğreticiler tarafından, 1.152 kursta, 33 ayrı branşta 20.080 yetişkine, okuma-yazma, bilgi ve beceri kazandırma eğitimi verilmektedir. Halk eğitimi

leşmez ve hastalığı da hafifse, halk ilaçları kullanılırdı. Soğuk algınlığı, nezle, küçük yaralar, çıbanlar, baş ağrısı, mide bulantısı, hazımsızlık, kırık çıkık gibi hastalıklar, nispeten küçük rahatsızlıklar olarak görülürdü. Hastalık ağırsa, hastaneye başvurulurdu. Eve hekim çağırmak, o zamanlar oldukça lükstü.

Halk ilaçları(->), İstanbul halkı için bir şifa kaynağıydı, istanbullular ilkbahar geldiği zaman ilaç hazırlıklarına başlarlardı. Bu amaçla Boğaziçi, Erenköy, Çamlıca gibi yeşillik alanlarda bulunan bitkiler toplanırdı. Bunun dışında İstanbul'un her semtinde, her evin bahçesinde bu şifalı otları bulmak ve toplamak mümkündü.

Günümüzde istanbul çevresinde yetişen şifalı bitkiler, bu işi meslek edinmiş olan Çingeneler tarafından toplanıp, aktarlara getirilmektedir.

istanbul'da balıkçılar arasında geleneksel tedavi metotları, günümüzde de uygulanmaktadır. Ağ çekmek, tekneyi karaya çekmek, uzun süre soğuk ve rutubetli ortamda kalmak gibi nedenlerle, balıkçılar arasında mide ve bel fıtığı, mide düşüklüğü, böbrek ve idrar yollan hastalığı, ü-şütmeye bağlı rahatsızlıklar çok görülmektedir.

İstanbul'da bulunan birçok türbe de, özellikle akıl ve ruh hastalıkları başta olmak üzere, çeşitli hastalıklarda başvurulan manevi tedavi yerleridir. Hastaların bu türbelere götürülerek, varsa oradaki sudan içirilerek iyileşmeleri beklenmektedir. Örneğin Merkez Efendi Külliyesi'nde-ki Çukur Çeşme suyunun sıtmaya, Eyüb Sultan'daki suyun akıl hastalıklarına, Aziz Mahmud Hüdaî Türbesi'ndeki suyun konuşamayan ve yürüyemeyen çocuklara, Ayasofya'da bulunan suyun kalp çarpıntısına iyi geldiğine inanılmaktaydı.

Yalova Kaplıcaları da, halk hekimliği uygulamaları içinde değerlendirilmelidir. Bu kaplıcadan halk, banyo ve içme şeklinde yararlanmaktadır. Yapılan araştırmalara göre, kaplıca suyunun romatizma, sindirim sistemi, böbrek ve idrar yollan ile metabolizma hastalıklarına olumlu etkide bulunduğu .saptanmıştır.

İstanbul'da bazı hastalıkların tedavisinde gerek ocaklı (bu işle uğraşan bir aileye mensup olan kişi), el almış (aileden bu işle uğraşandan izin alan kişi), gerekse bu konularda bilgisi olaıı kişilerden de yararlanılırdı. Bu kişilerin uyguladıkları yöntemler şunlardı:



Alazlamak: Vücutta oluşan sivilceler için uygulanır. Hastanın yüzüne kırmızı, kalın bir bez örtülür. Bu bezin üstüne çok küçük kâğıt kırpıntıları serpilir ve bazı dualar okunarak bu kırpıntılar yakılır. Kırpıntılar sönünce, külleri, hastanın sivilce cilan yerlerine sürülür. Ateş söndürmek: Kor halinde bir ateş parçası, hastanın başı, göbeği ve ayaklan üzerinde, su dolu bir tasa atılır. Bu işlem yapılırken dua edilerek "Benim elim değil, Ayşe Fatma Anamızın eli" denir. Çivilemek: Diş ağrısında bir çivi, çınar veya ulu bir ağaca çakılır. Böylece ağrının geçeceğine inanılır. Dalak kesmek: Sıtma hastalığında uygulanır.

iki şekilde olur: 1. Dalak kesecek kişi, dualar okuyarak, hastanın karnına üfledikten sonra, küçük bir bıçağı hastanın karnı üzerinde gezdirir. Daha sonra ateşte kor haline getirilen bir çivi, hastanın karnı üzerinde yedi noktaya hafifçe dokundurulur ve bu noktalara sarımsak sürülür. 2. Bir koyun ciğeri veya dalağı, hastanın karnının üzerine konarak, üç defa çizilir. Hasta bir ciğer veya dalağı, sıcak bir yere asar. Bu kuruduğu zaman, sıtmanın da geçeceğine inanılır. Kan aldırmak ve sülük yapıştırmak: Kan aldırmanın sağlık için yararlı olduğu inancı vardır. Bunun için ya ustura ile vücudun muhtelif yerleri çizilerek ya da sülük yapıştırılarak kan aldırılırdı. Kırklamak: Halk arasında "arpacık" veya "itdirseği" denen gözdeki hastalığın tedavisinde kullanılır, iki şekilde uygulanır: 1. Tespihböceği bulunarak bununla arpacığın üzerine kırk defa "Geri, geri" denir ve vurulur. 2. Kırk arpanın her biriyle bir defa arpacık çıkan yere vurulur ve sonra arpalar bir kâğıda sarılarak bir kuyuya atılır. Korku basmak: Korkudan oluştuğuna inanılan hastalıklarda uygulanır, iki şekildedir: 1. Hastanın ağzına işaretparmağı sokularak, damağı yukarıya doğru üç defa kaldırılır. Sonra hastanın kulakları avuçlarla kapatılarak, başı üç defa yukarı kaldırılır. 2. Dua okunarak, hastanın kasıkları ovuşturulur. Kurşun dökmek: Büyü ve nazar sonucu olduğuna inanılan hastalıklarda kullanılır. Bir miktar kurşun, madeni bir kepçede eritilir. Hastanın başı ve vücudu bir bezle örtülür. Büyük madeni bir tasa su konur. Erimiş kurşun, hastanın başı, göbeği, ayakları ve yattığı odanın sağ köşesi veya eşiği üzerinde, tastaki suya dökülür. Okutmak: Romatizma, baş dönmesi, göz ve kulak ağrıları, uykusuzluk, iştahsızlık, nefes darlığı, ishal, sarılık gibi hastalıklarda hastalar, hocalara okutulurdu. Sanlık kesmek: Sanlık hastalığında uygulanır. Hastanın iki kaşının arası veya dilinin altı kesilerek kan akıtılır. Sıtma bağlamak: Sıtma olan hastanın boynuna, koluna veya bileğine iplik bağlanarak yapılan bir uygulamadır. Şerbet dökmek: Özellikle akıl, ruh ve sinir hastalıklarında uygulanır. Şekerli su ile hazırlanan şerbet bir dörtyol ağzında, dua okunarak dökülür. Tütsülemek: Nazarla oluştuğuna inanılan hastalıklarda kullanılır. Yakılan üzerlik, çöreotu, kuru karanfil, günlük, tuz, biber, soğan veya sarmısak kabuğu gibi maddelerin dumanı hastaya tutulur.



Bibi. M. Alp, "Eski istanbul'da Halk İlaçları" TFA, S. 186 (Ocak 1964); E. Asil, "Osmanlı Saray Eczacılığı ve Osmanlılar Devrinde Kullanılan Drogların Farmakoloji ve Farmakognozi Yönünden İfade Ettiği Değerler", (doktora tezi), Ankara, 1974; M. H. Bayrı; "İstanbul'da Kullanılan Bazı Halk İlaçları", HBH, S. 91 (1939); Bayrı, İstanbul Folkloru, 1972, 96-123; T. Baytop, Türkiye'de Bitkiler ile Tedavi, İst., 1984; M. Değer, "İstanbul'da Bazı Cami ve Türbelerde Bulunan Şifalı Sular", Türk Halk Hekimliği Sempozyumu Bildirilen, Ankara, 1989; A. Demirhan, Mısır Çarşısı Droglan, İst., 1974; V. Ö. Göksoy, "İstanbul'daki Balıkçı Ailelerinde Halk Hekimliği", Türk Halk Hekimliği Sempozyumu Bildirileri, Ankara, 1989; S. Sarı,

"Halk Hekimliğinin Dünü ve Bugünü", Türk Halk Hekimliği Sempozyumu Bildirileri, Ankara, 1989; İ. Ülker, Türkiye'de Sağlık Turizmi ve Kaplıca Planlaması, Ankara, 1988.

ALPARSLAN SANTUR

HALK HİKÂYELERİ

Halk edebiyatımızın anlatmaya dayanan türleri arasında halk hikâyelerinin son derece özel bir yeri vardır. Masal, fıkra ve efsane gibi anlatmaya dayalı diğer dalların yapısında yer alan olağanüstülükler, inanılması güç olaylar veya kısa olması sebebiyle bizleri fazlasıyla meşgul edemeyen özellikler, halk hikâyelerinde görülmez. Anlatılmaları bile öbürlerine göre daha farklı olan ve anlatıcıları özel adlarla anılan bu türün elbette diğerlerine göre daha farklı ve değişik özellikleri olacaktır. Halk hikâyesi ile diğer dallan, mesela masalı karşılaştırırsak bütün bu söylenenler kendiliğinden ortaya çıkacaktır.

Halk hikâyeleri üzerinde araştırma yapanlar konuya sınıflamayla başlayıp hikâyelerde anlatılan olayların kaynaklanna inmekle devam etmişlerdir. Günümüzde gittikçe artan hikâye incelemelerinin hemen hepsinde görülen bu yapı, sınıflamada yer alan özel bir dal olan "İstanbul halk hikâyeleri" incelemeleri için tam anlamıyla bir çıkış yolu değildir. Bu sebeple, asıl konumuz olan istanbul hikâyelerinin kendi özel konumu içinde ele alınması yoluna gidilmiştir.

Başta I. Kunos, H. A. Fischer, O. Spies, N. S. Somyarkm (Banarlı), E. Saussey, H. İlaydın vb araştırmacıların 1890'lardan 1940'lara kadar süren sınıflandırma çalışmaları bazen benzer şekillerde görülürken bazen de karşı çıkmalarla sonuçlanır. Bütün bunları toparlayan P. N. Boratav'ın çalışması ise âdeta bu görüşlerin değerlendirilip telif edilmesi gibidir. Ancak bütün bu sınıflandırmalarda İstanbul'a has olan ve başlıca özellikleri "kitabi" ve "realist" olmaları olan hikâyelere yer verilmez. M. N. Ozon bu hikâyelerin en tanınmışlarının sadece adlarını sayıp özetlerini vermekle yetinir. Boratav, bunlara, çalışmasının başka bir yerinde değinirken, eski hikâyeciliğimizde, yüksek edebiyata mal edemeyeceğimiz ve gerek konuları, gerek şekil ve üslupları bakımından halk hikâyeciliğiyle sıkı bir ilgisi olan bir tip hikâyeden söz eder. Bu görüş sonraki yıllarda daha başka araştırmacılarca yeniden e-le alınacak ve değerlendirilecektir. Bunların başında Ş. Elçin ile Ö. Nutku gelmektedir.

Sınıflandırmada İstanbul hikâyelerini, "nazım ve nesir karışık olarak sunulan halk hikâyeleri" başlığı altında vermek bir zaruretten kaynaklanmaktadır (bak. halk edebiyatı). Böyle yapılmadığı takdirde bu hikâyeleri genel edebiyat sınıflamasında bir yere oturtmak son derece güç olacaktır. "Kahramanlık hikâyeleri" ve "sevda hikâyeleri" gibi, gerçekten nazmın ve nesrin bir arada yer aldığı halk hikâyelerinin yanında, genellikle mensur olarak görülen bu gerçekçi hikâyeleri özel bir dal olarak değerlendirmek daha doğru ola-

caktır. Ali Âli Efendi'nin "Hançerli Hanım" ında manzum bölümlerin az da olsa yer aldığını unutmamak gerekir.

"istanbul hikâyeleri" başlığını, olayların merkezini İstanbul kabul eden, sadece İstanbul'da anlatılan her türlü hikâye olarak da kabul edebiliriz. Bu sonuncu değerlendirme dikkate alınacak olursa incelenecek hikâye sayısının birdenbire artacağı görülecektir: Meddah hikâyeleri, o-layları istanbul dışında yaşanan hikâyeler, sınıflandırmanın ilk iki dalında yer alan kahramanlık ve sevda hikâyeleri vb. Böyle bir geniş açı ise istanbul mührü vurulmuş hikâyelerin diğerleriyle karışmasına yol açacaktır.

İstanbul'da Köroğlu kollarının yüzyıllar boyu anlatıldığı, özellikle yaşlı hanımların dilinde sevda hikâyelerinin can bulduğu bir gerçektir. Meddahların anlattığı hikâyelerin sayısı ise, her anlatılışta biraz değişerek yenilendiği için son derece fazladır. Kâtip Çelebi'nin Mizânü 'l-Hak adlı eserinde, kahve içiminin artması sebebiyle hikâye anlatanların işinden gücünden kaldığı anlatılmaktadır. Avrupalı seyyahların hatıralarında bu meddahlarla ilgili çok ilgi çekici tespitler yer almaktadır. Nutku'nun çalışmasında yer alan pek çok meddah hikâyesine, dönemlere göre sayıca farklılık gösterseler bile, ilgi hiçbir zaman azalmamıştır.

I. Kunos, halk hikâyelerinin yapısını, adlandırmaya gitmeden "fasıl" adını verdiği dört bölümde, P. N. Boratav ise "fasıl", "döşeme" ve "hikâye" olmak üzere üç bölümde inceler. Nutku meddah hikâyelerini "başlangıç", "açıklama", "senaryo" ve "bitiş" olmak üzere dört bölümde değerlendirir, istanbul adıyla bütünleşen ve Boratav'ın "realist", Elçin'in "kitabi, mensur, realist" olarak vasıflandırdığı hikâyeler ise birincilerinden daha çok ikincilere yak-

a|ş.- ..^^j-^'?^*^'l^^^^<.*^^

Köroğlu Hikâyesi'nin Meşhur Köroğlu adıyla basılmış "İstanbul Rivayeti" diye de bilinen ilk kolu, taşbaskı, 1302/1885. M. Sabrı Koz koleksiyonu


Yüklə 7,77 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   123   124   125   126   127   128   129   130   ...   139




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin