İKİNCİ BÖLÜm karar güLLÜzar erman başvurusu

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 144.01 Kb.
səhifə3/3
tarix22.01.2019
ölçüsü144.01 Kb.
1   2   3

b. Makul Sürede Yargılanma Hakkı

  1. Başvurucu, hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturmanın makul süre içinde sonuçlandırılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

  2. Bakanlık tarafından, benzer nitelikteki başvurulara ilişkin daha önce bildirilmiş olan görüşlere atıfta bulunularak, 6216 sayılı Kanun’un 49. maddesinin ikinci fıkrası ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 71. maddesi çerçevesinde, görüş sunulmasına gerek görülmediği bildirilmiştir.

  3. Başvurucu, suç ithamı ile karşı karşıya kaldığı 9/4/2003 tarihinden, Yargıtayın onama karar tarihi olan 25/9/2012 tarihine kadar geçen sürenin, AİHM kararları ve genel hukuk ilkeleri çerçevesinde makul olmadığını bildirmiştir.

  4. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

  5. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

  6. Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6. maddeleri uyarınca kişilere, medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıkların yanı sıra, cezai alanda yöneltilen suç isnatlarının makul sürede karara bağlanmasını talep hakkı tanınmıştır. Suç isnadı, bir kişiye suç işlediği iddiasının yetkili makamlar tarafından bildirilmesi olup, kişiye cezai alanda yöneltilen iddianın suç isnadı niteliğinde olup olmadığının tespitinde; iddia olunan suçun pozitif düzenlemelerdeki tasnifinin, suçun gerçek niteliğinin, suç için öngörülen cezanın niteliği ile ağırlığının değerlendirilmesi gerekir. Ancak isnat olunan fiil, ceza kanunlarında suç olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukunun kuralları uygulanmış ise, ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızın, adil yargılanma hakkının kapsamına girdiği kabul edilecektir (B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 31).

  7. Başvuru konusu olayda, başvurucuya isnat olunan “Anayasal düzeni zorla ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek” suçu İlk Derece Mahkemesince sabit görülerek, 1/3/1926 tarih ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun 146. maddesinin birinci ve 59. maddesinin birinci fıkraları uyarınca başvurucunun müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Bu çerçevede başvurucu hakkındaki suç isnadına dayalı yargılamanın Anayasa’nın 36. maddesinin güvence kapsamına girdiği konusunda kuşku bulunmamaktadır (B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 32).

  8. Cezai alanda yöneltilen suç isnatları ile ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak, kişiye bir suç işlediği iddiasının yetkili makamlar tarafından bildirildiği veya isnattan ilk olarak etkilendiği arama veya gözaltı gibi tedbirlerin uygulandığı an olup, somut başvuru açısından bu tarih, kolluk görevlileri tarafından başvurucunun konutunda arama işleminin yapıldığı ve müteakiben gözaltına alındığı 9/4/2003 tarihidir. Sürenin bitiş tarihi ise, suç isnadına ilişkin nihai kararın verildiği tarihtir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 34; B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 32). Bu kapsamda, somut yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihinin, başvurucu hakkındaki mahkumiyet kararının Yargıtayca onandığı ve bu şekilde kesinleştiği 25/9/2012 tarihi olduğu anlaşılmaktadır.

  9. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde, başvurucunun 9/4/2003 tarihinde kollukta, 13/4/2003 tarihinde Cumhuriyet savcısı huzurunda susma hakkını kullandığı, 13/4/2003 tarihinde hâkim tarafından yapılan sorgusunun yapıldığı ve tutuklandığı, başvurucu hakkında 23/7/2003 tarihinde kamu davası açıldığı anlaşılmaktadır. Kamu davasına bakan İstanbul 4 No.lu DGM’nin, E.2003/213 sayılı dosyası üzerinde yürütülen yargılama kapsamında, 3/10/2003 tarihli duruşmada başvurucu, suçlamalara karşı savunmasını yapmış ve delillerini sunmuştur. Duruşma sonunda başvurucunun çalıştığı şirkete müzekkere yazılarak şahsi dosyasının istenmesine, tutukluluk halinin devamına ve duruşmanın, diğer günler dolu olduğu ve araya devir teslim işlemleri girdiği gerekçeleriyle 19/1/2004 tarihine ertelenmesine karar verilmiş olup, anılan tarihli duruşmada, başvurucunun sanık sıfatıyla savunması alınmıştır. 14/4/2004 tarihli duruşmada, bir kısım sanık, mağdur ve tanık beyanları alınmış ve yine diğer günler dolu olduğu gerekçesiyle duruşma 26/7/2004 tarihine ertelenmiştir.

  10. Yargılama devam ederken 16/6/2004 tarih ve 5190 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda Değişiklik Yapılması ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kaldırılmasına Dair Kanun’un geçici 1. maddesi ile Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev ve yetkilerine son verilmiş, aynı Kanun’un geçici 2. maddesi gereğince başvurucu hakkındaki yargılama, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesine (Ağır Ceza Mahkemesi) devredilmiştir. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2003/213 sayılı dosyası kapsamında 13/10/2004, 23/2/2005, 8/6/2005, 26/9/2005 ve 3/5/2006 tarihli duruşmalarda, maktul yakını, mağdur, tanık ve sanık beyanları alınmıştır. Cumhuriyet Savcılığınca verilen 1/4/2009 tarih ve E.2003/213 sayılı esas hakkında mütalaa Mahkemeye sunulmuştur. Ağır Ceza Mahkemesinin 4/5/2011 tarih ve E.2003/213, K.2011/84 sayılı kararı ile başvurucunun, müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Başvurucu müdafiinin derece mahkemesi kararını 12/9/2012 tarihli dilekçe ile temyiz etmiş olup, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 25/9/2012 tarih ve E.2012/4794, K.2012/10066 sayılı kararı ile başvurucu hakkında verilen İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanmasına karar vermiştir.

  11. 5271 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiştir (B. No: 2012/625, 9/1/2014, §§ 22-45).

  12. Başvuruya konu davada yer alan kişi sayısı ve davanın mahiyeti nedeniyle icrası gereken usul işlemlerinin niteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşık olduğunu ortaya koymakla birlikte, davaya bütün olarak bakıldığında, somut başvuru açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusu yaklaşık dokuz yıl beş aylık yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

  13. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

c. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

  1. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

  1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmiş olan başvurucu, tespit edilen ihlale ilişkin olarak herhangi bir tazminat talebinde bulunmadığından, başvurucu lehine manevi tazminata hükmedilmemiştir.

  2. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 172,50 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan 1.672,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

  1. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

  1. Başvurucunun,

        1. Davaya bakan Mahkemenin, DGM’lerin devamı niteliğinde olduğu iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

        2. Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının, “zaman bakımından yetkisizlik” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

        3. Gözaltındayken müdafiin hukuki yardımından yararlandırılmadığı iddiasının, “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

        4. Başvurucunun hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin başvurusunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

        5. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin başvurusunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

  1. Başvurucunun,

  1. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

  2. Makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

  1. Başvurucu tarafından yapılan 172,50 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.672,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

  2. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

4/11/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.



Başkan

Alparslan ALTAN

Üye

Serdar ÖZGÜLDÜR

Üye

Celal Mümtaz AKINCI


Üye

Muammer TOPAL



Üye

M. Emin KUZ





Dostları ilə paylaş:
1   2   3
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə