İNŞaat iŞÇİleri sendikasi merkez yönetim kurulunun olağan genel kuruluna sunacaği faaliyet raporu



Yüklə 48.55 Kb.
tarix22.01.2018
ölçüsü48.55 Kb.

İNŞAAT İŞÇİLERİ SENDİKASI MERKEZ YÖNETİM KURULUNUN

2. OLAĞAN GENEL KURULUNA SUNACAĞI FAALİYET RAPORU
Kurucu niteliği taşıyan 1. Genel Kurul'umuzun ardından geçen üç yılı geride bıraktık. Türkiye tarihinde eşi görülmedik bir emek ve insanlık düşmanlığının sergilendiği üç yıl dersek abartmış olmayız. Grevlerin yasaklandığı, iş cinayetlerinin katliam boyutlarına ulaştığı, işten atmaların kitleselleştiği, çalışma şartlarının kölelik koşullarını aratmayacak denli kötüleştiği, kadın cinayetlerinin artık bir çığlığa dönüştüğü, çocuk tacizcilerinin ve ayyuka çıkan yolsuzlukların aklandığı, cezaevlerinin aydın ve ilericilerle dolup taştığı, hak isteyenin kafasının ezildiği, hukuktan söz açanın ağır hapis cezalarına çarptırıldığı, mafya bozuntularının miting düzenlediği, uyuşturucu tacirlerinin cirit attığı ve sesi boğulmak istenen Kürt halkının inanılmaz katliamlara uğradığı koskoca 3 yılı geride bıraktık.

Başta, şantiyelerde, makine başlarında, madenlerde evlerine bir parça ekmek götürmek için çalışırken iş cinayetlerinde yaşamlarını kaybeden işçi kardeşlerimiz olmak üzere, özgürlük istediği için evleri başlarına yıkılan, evlatları katledilerek panzerlerin arkasına bağlanıp sürüklenen kadim Kürt halkının acılarına ortak olmaya çalıştık ve sendikamızın en değerlilerini kaybetmenin verdiği boşluğu,acıyı hissettik bu üç yıl içerisinde.

İnşaat İşçileri Sendikası olarak arkamızda bıraktığımız üç yıl içerisinde yaptıklarımız ve yapamadıklarımızla, eksikliklerimiz ve ileri yanlarımızla sendikal mücadelede azımsanmayacak bir yol aldık, deneyim biriktirdik.

Sendikamızın kuruluş tarihinden bugüne kadar geçen süreç içerisinde yüzlerce direniş, eylem, şantiye işgali, yürüyüş, iş durdurma, kampanyalar, eğitim seminerleri, işçi toplantıları gibi çeşitli etkinliklere imza attık. Yaptığımız tüm bu eylem ve etkinliklerde sendikamızın temel ilkesi olan inşaat işçilerinin kendi yasalarını uygulaması ekseninden hareket ettik. Milyon dolarları cebe indirmek için hiçbir yasa tanımayan inşaat baronlarına karşıinşaat işçilerinin yasalarını yaşama geçirmeye çalıştık. Karşımızdaki güç kendi koyduğu yasaları uygulamıyorsa bize düşende kendi yasalarımızı fiili eylem gücümüzle kanırta kanırta yaşama geçirtmekti.

Evet, insan yaşamında üç yıl aslında hiçte uzun olmayan bir sürece tekabül etmektedir. Fakat sendikamız açısından ele aldığımızda geride bıraktığımız bu üç yıl bizler açısından yoğun ve uzun bir süreci içinde barındırır.

Bu bağlamda, inşaat işçileri sendikası olarak burada, yaptıklarımız ve yapamadıklarımızla birlikte bu üç yılın hesabını vermek aynı zamanda sınıfımıza karşı temel sorumluluklarımızdan birisidir.

İnşaat işçileri, işçi sınıfının en örgütsüz ve dağınık bölüklerinden biri niteliğindedir. Bu örgütsüzlük, işçilerin bir arada hareket etmesinin önüne engel oluşturacak, kendine özgül koşulları olan bir işkolunda var olduğu için bugün inşaat işçileri “ortaçağ kölelerinden farksız koşullarda çalıştırılmakta.

İnşaat işçilerinin bugün en temel hakları bile inşaat baronları tarafından rahatlıkla gaspedilmekte. Öyleki, kayıtlı rakamlara göre 1,5 milyonun üzerindeki inşaat işçisinin birçoğu -inşaat sektörü en çok kayıtsız işçi çalıştıran işkolları arasında, bu yüzden bu rakamı yaklaşık olarak 2-2,5 milyon olarak düşünmek gerekir- çalıştığı hemen hemen her şantiyede ücretinin gaspedilmesiyle ya da en iyi ihtimalle düzensiz bir biçimde yatırılmasıyla karşı karşıya kalıyor. İnşaat sektörü, burjuvazinin kendi koyduğu yasaları bile rahatlıkla çiğneyebilecek tamamen kuralsız bir biçimde kurgulanıp insanlık dışı koşullarda çalışma ortamı yaratarak, işçiye sömürüyü iliklerine kadar hissettiriyor.

Sömürüye bu denli hoyratça maruz kalan inşaat işçileri, sınıf eksenli bir örgütlenme çalışmasına da oldukça yabancı. Devrimci işçi İsmet Demir’in öncülük ettiği 1960′lı yılların Yapı-İş pratiği dışında inşaat işçileri arasında ele avuca gelir bir örgütlenme girişimi olmamış, böyle somut girişimin içerisinde olan sendikal hareketler de, ya sınıfsal bir mücadele gayesi içerisine hiç girmemişler ya da inşaat işçisi boğazına kadar sömürünün içine saplanmışken, taşlaşmış bürokratik yapılarıyla sınıf hareketinin de önüne engel oluşturacak bir konumlanış içerişinde olmuşlardır.

Bu nedenle inşaat işçilerinin ‘düpedüz kölelik’olarak tanımlanabilecek koşullarda çalıştırılması ve kökleri çok eskiye dayanan bir örgütsüzlüğe sahip olması gözönünde bulundurulursa kapitalizmin ilk dönemlerindeki işçi sınıfıyla birçok yönden benzerlik gösteriyor. Bu benzerlik sınıf hareketleri veeylemleri açısından da kendini göstermekte. Kapitalizmin ilk dönemlerinde, işçi sınıfının ortaya çıkışıyla başlayan kendiliğinden ya da yarı-kendiliğinden eylemler esasen bireysel temelde gerçekleşmekteydi. Bu eylemlerin birçoğu da, makineleri ya da ürettiği ürünü kırma/parçalama biçiminde gerçekleşen, kısa süreli ve sınıfın bütününün çıkarlarına yarar sağlamaktan uzak eylemlerdi.

İnşaat işçileri de bugün, doğru-dürüst ücret alamamanın, kayıtsız çalışmanın, sık sık işsiz kalmanın biriktirdiği öfkenin dışavurumu olarak çoğu kez ilk işçi eylemlerini tekrarlamakta. Genelde çalıştığının karşılığını alamamak gibi yakıcı bir sorundan kaynaklı bardağın taşmasıyla beraber yaşam bulan bu eylemler, inşaat işçileri arasında özgül bir format da kazanmıştır. Kırma-dökme dışında, daha önce sonuç alındığının görülmesi ve işçiler içinde defalarca tekrarlanmış olması sebebiyle vince çıkarak patronu intihar etmekle tehdit etmek, inşaat işçileri arasında hak arayışında ilk akla gelen eylem biçimidir. Bununla beraber burjuvazinin kar hırsının inşaat işçilerinde yarattığı tahribatların sonucu inşaat işçilerinin kendini yakma girişimlerine de sıkça rastlanmakta.

Yukarıda örgütlenmeye çalıştığımız sektörün zorluklarını kısaca da olsa özetlemeye çalıştıktan sonra,yürüttüğümüz mücadele içerisinde sendikamızı bugünlere getiren direniş ve kimi dönüm noktalarının üzerinde durmak aslında ardımızda bıraktığımız 3 yılın da özetini vermektedir bizlere.

Sendika olarak harcımızın sağlamlığında büyük katkıları bulunan eylemlerimizden başta geleni Sirkeci Postane direnişidir. Sendikal tarihimizde 68 gün süren en uzun ve kazanımla sonuçlanan Sirkeci Postane direnişi sendikamızın kuruluşunun ilk emekleme döneminde gerçekleşmesi anlamında mayamıza direngen bir ruh taşımıştır. Fakat bundan da öte Sirkeci Postane direnişi, hiçbir yasal geçerliliği olmamasına rağmen 3 işçi arkadaşın tüm ücret alacaklarının alınmasıyla, hem kamu kuruluşuna karşı gerçekleştirdiğimiz ilk eylem, hem de devletin yasal sınırlarına boyun eğmeden kendi haklı meşru eylem çizgimizde hareket ederek kazanmamızın da ilk adımıydı. Bu anlamıyla Sirkeci Postane direnişi, sendika olarak kuruluşumuzdan bu güne kadar ilkesel bir tutum olarak söylediğimiz kendi yasalarımızı yaratma ekseninde attığımız önemli bir adım ve göstergeydi. Diğer bir taraftan ise 68 gün gibi uzun ve zorlu bir direnişi her anlamıyla kazanımla sonuçlandırma noktasındaki ısrar ve kararlılığıydı. Defalarca gözaltına alınmalara, darp edilmelere, tehdit ve baskılara ve birçok yöneticimize açılan davalara rağmen geri adım atmayan bir direniş olarak sendikamızın harcının sağlam ve direngen karılmasında önemli bir yerde durmaktadır.

Üstünden asla atlanamayacak olan diğer önemli bir çalışmamız ise “Emeğin Köprüsüne Bir Tuğlada Sen Koy” başlığı altında yürütülen Kobani’de sağlık ocağı inşa etme kampanya çalışmamızdır.

Bu çerçevede, Sendika yöneticilerimizden oluşan 6 kişilik heyet 25-26 Şubat 2015 tarihlerinde Kobanê’de incelemelerde bulunmuş ve Kobanê Kantonu yöneticileriyle görüşmüştür.Bu gezi programı Suruç Belediyesi’nin yardımıyla Suruç Kaymakamlığından alınan özel izinle gerçekleştirilmiştir.

Kampanya çalışması, sendikamız açışından ilkesel bir tutum olarak benimsenen Kürt halkına dönük yürütülen yok etme politikalarına karşı ezilen Kürt halkının yanında saf tuttuğumuzun ilanından da öte, işçi sınıfı içerisinde gelişen milliyetçi ve linç kültürüne karşı “İşçilerin Birliği Halkların Kardeşliği” kültürünü geliştirme anlamında önem taşımaktaydı. Kampanya çerçevesinde geniş bir çalışma yürütüldü. Kentin işlek cadde ve meydanlarında kampanyayı tanıtan stantlar, sesli ajitasyonlar, toplantılar, salon etkinlikleri ve yürüyüşler düzenlendi. Çalışmalar sırasında birçok yöneticimize davalar açıldı, salon etkinliklerimiz valilik izniyle yasaklanarak engellendi, polisin şiddetli saldırılarına uğranıldı. Tüm engellemelere ve baskılara rağmen kampanya çalışması sürdürüldü. Kampanyanın sonlandırılması aşamasında Amed’in Sur semtinde yaşanan direniş sonrası evleri yıkılan, talan edilen Kürt işçi ve emekçilerine topladığımız erzak yardımına katkının büyütülmesi çerçevesinde Kobani Kanton yönetimiyle de yapılan görüşmeler sonucu kampanya çerçevesinde toplanan tüm yardım Sur halkına aktarıldı.

Sendika tarihimizde en keskin dönüm noktamızı ise Ankara’da kaybettiğimiz 6 can dostumuzun, bu sendikayı yoktan var eden, sendikamızın en değerlilerini, Serdar Ben’i, Tekin Aslan’ı, Erol Ekici’yi, Kemal Tayfun Benol’u, İsmail Kızılçay’ı ve Gazi Güray’ı Ankara Gar’ında İŞİD çeteleri tarafından kalleşçe düzenlenen bombalı saldırı sonrası kaybettiğimizde yaşadık. Sınırlı güçlerle ve birçok olanaksızlıklarla sendikamızı ayakta tutmaya çalışırken bir sabah ansızın 6 can dostumuzun, yoldaşımızın ölüm haberleriyle sarsıldık. Sendikamızın kurucuları, onlarca direnişin ve şantiye işgalinin mimarlarının yarattı bu büyük boşluğu doldurabilecek miydik? 6 can yoldaşımızın acısı ve yarattıkları boşluk karşısında tökezlemedik dersek yalan söyleriz. Tökezledik, sarsıldık. Fakat bir köşeye çekilmeyi asla düşünmedik. Ankara’da kaybettiğimiz 6 can dostumuzun, yoldaşımızın anılarına bağlı kalmanın ve onlara ihanet etmemenin yolunun sendikamızı, inşaat işçilerinin mücadelesini bir adım daha ileriye taşımaktan geçtiği bilinciyle hareket ettik. Gerçekleştirdiğimiz her direnişte, eylemde, şantiye işgalinde onların denetleyen bakışlarını hissettik üzerimizde. Ve onların bizlere miras bıraktığı inşaat işçilerinin insanca çalışma, insanca yaşama mücadelesini tüm eksikliklerine rağmen bugünlere getirdik.

Sendikamızın Ankara’da kaybettiği 6 can yoldaşımızın acısınıise pilot şantiye olarak seçtiğimiz ve çalışma yürüttüğümüz Emaar şantiyesini örgütleyerek hafifletmeye çalıştık. Evet, sendikamız ilk defa örgütlü bir şantiye yaratmanın adımlarını 5000 işçiyi içerisinde barındıran Emaar şantiyesinde yaşadı. Muazzam bir emeğin ve çabanın sonucunda Emaar şantiyesinde yarattığımız örgütlülükle tüm eksikliklerine rağmen inşaat işçisinin örgütlendiğinde, birlikte hareket ettiğinde nasıl bir güç olduğunu ve neleri başarabileceğini gösterdi bizlere.

İnşaat gibi tamamen orman kanunlarının uygulandığı bir işkolu içinde faaliyet yürütmek, daha programlı ve daha sistemsel bir sınıf çalışmasını zorunlu kılıyordu. EmaarSquare şantiyesindeki örgütlenme çalışması yönelimimiz, işte bu zorunluluğun sonucu doğan bilinçli bir tercihin ürünüydü.

SendikamızınEmaarSquare şantiyesindeki çalışmalarından önce bugüne kadar gerçekleştirdiği eylem pratiklerinin neredeyse tamamının çıkış noktasını işçinin ücret alacağı oluşturuyordu. İnşaat işçisinin en yakıcı sorunu haline gelmiş ücret gaspı, pratiğimizde bu yüzden çok belirleyici bir noktada durmaktadır. Böyle bir temel hakkı görmezden gelip ya da biraz rölantide tutup örgütlü olduğumuz işçileri beslenme, barınma vs. hakları için eyleme geçirmek hem komik hem de gerçekliğinden kopuk olurdu. İnşaat sektöründe bir şeyleri değiştirmek istiyorsak o zaman önceliğimiz, milyonlarca işçinin sürekli karşı karşıya kaldığı böyle bir hak gaspını ortadan kaldırmak olmalıydı. Fakat bu durum inşaat işçileri arasında güçlü bir örgütlülüğe ve oldukça yaygın bir ilişki ağına ulaşmadan tümden kaldırılamaz. Bunun için, örgütlü bir sınıf yaratmak, örgütlü bir sınıf için ise öncelikli olarak örgütlü bir şantiye modeli yaratmamız gerekiyordu. EmaarSquare, bizim için böyle bir model teşkil etti.

İnşaat sektörünün tamamında olduğu gibi Emaar’da da inşaat işçisine dizginsiz sömürü koşulları dayatılmaktaydı. Emaar bünyesinde iş almış hangi taşeron firma olursa olsun şantiyede çalışan tüm inşaat işçileri sık sık ücretlerini alamamak gibi temel bir problemle karşı karşıya kalıyorlardı. İnşaat sektörünün tamamına yayılmış böylesi bir hak gaspı EmaarSquare şantiyesinde de devreye sokulmuştu. Birçok işçi defalarca bu şantiyede böylesi bir problemle karşılaşmış, kimi zaman bireysel eylemleri ya da öfkeleri sonucu alabilmiş kimi zaman da firmanın sündürmesinden kaynaklı umudunu yitirip parasının peşine düşmemiş. Böyle yakıcı bir hak gaspıyla karşılaşanların sayısının çok fazla olması, bizimle de bu konuda temasa geçen işçilerin ortaya çıkmasına yol açtı. Bu işçilerin ücretlerini fiili bir müdahaleyle defalarca kez eylem sonucu almış olmamız sendikayı Emaarşantiyesinde çalışan binlerce işçinin gündemine sokmayı başardı. Böylelikle, Emaar’daki örgütlenme çalışmamızın önemli bir halkasını yaratmış olduk.

Ücret gaspı üzerinden gerçekleştirdiğimiz ilk eylemimizle artık Emaar’da hem işçilerin hem de firmanın gündemine girerek inşaat işçisinin kendi örgütlü özgücü ile haklarını geri alabileceğini göstermiş olduk. Bunun yanında ilişki ağımızı genişleterek örgütlülüğümüzü güçlendirdik. Sendikal anlamdaki bu örgütlü güç, işçi iradesinin sürece egemen olması ve işçilerin kararlarının arkasındaki dik duruşu sayesinde ‘orman kanunlarıyla yürüyen inşaat gibi bir işkolunda, şantiyede sendika temsilcisinin resmi olarak tanınmasını da sağladı. Yasal olarak sendikanın böyle bir hakkının olmamasına rağmen işçi iradesiyle sadece isimde değil yetki ve hak anlamında da sendika temsilcisi fiili olarak kabul ettirildi. Öyle ki, İş Kanunu’na göre işyeri temsilcisi, toplu iş sözleşmesi yapma yetkisi kesinleştiğinde atanabilir.

Emaar’da da pratiğimizin yeni bir boyuta sıçraması için giriştiğimiz örgütlenme faaliyeti ilerledikçe, patronların saldırıları da boyut değiştirdi. Bu saldırılardan biri de, sendika üyesi olduğu için formenlerin ve firma temsilcilerinin gözlerinin üstünde olduğu iki işçiyi işten atmaları oldu. Bunun için yaptığımız direniş sonucunda işçi arkadaşımızın birinin işe geri alınması, diğerinin ise kendi tercihi doğrultusunda haklarının alınması sendikal faaliyetimizde de bir ilki oluşturdu. Üstelik sendikalı olmanın, sendikal faaliyetin -olması gerektiği gibi- tanınmasını ve meşruluk kazanmasını sağlamış oldu.

Sendikal mücadeleyi, özelde de EmaarŞantiyesindeki faaliyetimizi kaba anlamda bir ’savaş’ olarak kurgularsak, bugüne kadar yaptığımız eylemler daha çok patronun saldırılarına karşı yanıt temelinde gerçekleşti. Etki alanımızın genişlemesi, sendikanın patronlar tarafından resmi olarak tanınması ve işçiler içinde bir güç olduğumuz düşünülürse artık saldırı sırasının bize geçtiği söylenebilir. Bu yüzden iyi hesaplayıp, süreci doğru bir biçimde örerek Emaar şantiyesinde kimi şeyleri adım adım değiştirmeye başlamalıydık. Emaar bünyesindeki Delta Mühendislik ’teki üye arkadaşlarımız ile gerçekleştirdiğimiz iş bırakma eylemi böylesi bir kurgu üzerinden gerçekleştirildi.

Örgütlü olduğumuz taşeronlardan sadece biri üzerinden gerçekleştirdiğimiz iş bırakma eylemi, işçi arkadaşlarımızın kolektif iradesi sonucunda belirlediğimiz dört temel talep üzerine kuruldu. Tüm işçilerin tartışarak bu noktaya getirdiği süreç, Delta Mühendislik işçilerinin taleplerini kendilerinin belirlemesi ve süreci kendilerinin örmesi nedeniyle aslında eyleme en büyük kazanımla başlanmıştı. Ücretlerdeki adaletsizliğin ortadan kaldırılması, mobbingin kaldırılması, beslenme ve barınma koşullarının iyileştirilmesi ve çalışma saatlerinin düşürülmesi talepleri karşılanana kadar sürecek iş bırakma eylemimiz toplamda 6 gün sürdü. Bu altı gün boyunca çok sancılı bir süreç yaşamamıza rağmen, sektör için çok ciddi bir durum teşkil eden bu taleplerin tamamını fiili gücümüzle kabul ettirdik.

Bu taleplerin tamamını şantiye içerisindeki örgütlü gücümüz ve fiili irademiz sonucu aldık. EmaarŞantiyesinde örgütlü olduğumuz taşeron bünyesinde kabul ettirdiğimiz bu talepler, sendikanın pratiği açısından bir ilk olması anlamında önem taşımaktadır. Bununla beraber inşaat gibi bir işkolunda bu hakları almak ve bunların da ötesine geçerek gerçek anlamda bir örgütlülük yaratmak, sömürüyü iliklerine kadar hisseden inşaat işçileri arasında emsal teşkil ettiği için işçilerin kendi hakları için fiili mücadele etmesini tetikleyecek bir çıkış noktası olma özelliğini de kazandı.

Sendikamızın bütünsel anlamda ki duruşunun dosta düşmana gösterildiği gün olma özelliğini taşıyan 1 Mayıs taktiğinin üzerinden atlamak 4 ayaklı bir masayı iki ayağı üzerinde durdurmaya benzer. Bu anlamıyla sendikamızın kuruluş tarihi olan 2014 yılından bu yana işçi sınıfının birlik ve dayanışma günü olan 1 Mayıs’lar daki duruşu önemli bir noktada durmaktadır. 2015 1 Mayıs’ının Taksimde kutlanmasının yasaklanması bütünsel olarak kitle örgütleri ve siyasi partiler tarafından Taksim’e çıkma iradesinin gösterildiği yıllardı. Devletin saldırılarının gemi azıya alındığı ve tehditlerin savrulduğu yıl olan 2016 yılı ise kitle örgütleri ve siyasi çevreler açısından iki taktiğin boy gösterdiği bir 1 Mayıs olma özelliği taşımaktadır. Devletin Taksim meydanını yasaklayarak Bakırköy Pazar alanını kutlamaların yapılacağı alan olarak göstermesi sendikamız açısından red edilirken birçok siyasi parti, sendika ve kitle örgütleri bu dayatmaya boyun eğerek Bakırköy meydanında soluğu aldı. Sendikamız bu anlamda Taksim Meydanı’nın 1 Mayıs kutlamaları için işçi ve emekçilerine kapatılma kararını tanımayarak çalışmalarını 1 Mayıs günü 1 Mayıs alanı olan Taksim Meydan’ında kutlayacağı açıklamasını yaparak çalışmalarını bu noktada yoğunlaştırdı.1 Mayıs günü ise devletin tüm engellemelerine, aldığı olağanüstü önlemlerine rağmen bir grup sendika yöneticimiz ve işçi arkadaşımız Taksim Meydanına oldukça yakın bir şantiyede şantiye işçilerinin misafiri olarak kaldıktan sonra sabahın erken saatlerinde binlerce polisin gözü önünde sendika imzalı pankartımızı açarak meydana kadar sloganlarla yürüyüp alana çıkma kararlılığını ve iradesini gösterdi. Diğer taraftan ise, sendikamızın çağrısına cevap veren yüzlerce işçi, emekçi ve kimi siyasi parti ve kitle örgütleride Zincirli Kuyu Metrobüs durağında toplanarak sendikamızın pankartı ve kendilerini ifade eden görsellerle Mecidiyeköy meydanına kadar yüründü. Mecidiyeköy Meydanında polisin şiddetli saldırısıyla karşılaşarak gaz bomları ve plastik mermi sağanağı altında geri çekilmek zorunda kalındı. Çeşitli bahaneler öne sürerek devletin tehdit ve baskılarına karşı dik duruş sergileyemeyen çevreler ise Bakırköy Pazar meydanında binleri toplayarak sınıf mücadelesindeki icazetçi duruşlarını sergilemekten öteye geçemediler.

2017 1 Mayıs’ı ise hemen hemen geride bırakılan 1 Mayıs’ın tekrarı niteliğinde geçti.Bir tarafta devletin yasaklarına boyun eğmeyenler, diğer tarafta ise, icazet sınırlarını bile utandıran bedel ödemeyi göze alamayan anlayışın sergilendiği iki farklı tutum.

İnşaat-İş sendikası olarak işçi sınıfı mücadelesinde, çalışmanın yoğunlaşacağı pilot şantiyeler ve inşaat havzaları belirlemek ve bu pilot noktalara bütünsel anlamda yüklenerek mevziler kazanma düzleminde ilk adımımız ise Kartal bölgesinde boy gösteren irili ufaklı şantiyelere yönelmemiz oldu. Sendika olarak ilk defa hedefli, planlı ve yoğunlaşmış bir çalışmayla bölgede onlarca şantiyeye ve on binlerce inşaat işçisine ulaşıldı. 3 ay boyunca geceli gündüzlü binlerce afiş, on binlerce bildiri, onlarca pankart, yüzlerce duvar yazılaması ve yüzbinlerce kuşlamayla çalışma sürdürüldü. 2016 yılında başlattığımız bu çalışma sendikamıza ciddi kazanımlar sağladı. Bin bir zorluk ve olanaksızlıklara rağmen yürütülen Kartal havza çalışması her şeyden önce şantiyelerde temel sorun olarak ön plana çıkan işçilerin ücret alacaklarının dışında farklı sorunları da gündeme getirmesi ve bu noktada kimi şantiyelerde hareketlilik yaratarak kazanım sağlaması anlamında önemli bir yerde durmaktadır. Diğer taraftan ise, hedefli, planlı ve ısrarlı bir çalışmanın yarattığı olumlu sonuçların görülmesi ve bu noktalara yüklenilmesi bağlamında da kalıcı kazanımlar sağladı.

Bu çalışmanın sonucu olarak Kartal temsilcilik binamızda Kartalda bulunan çeşitli şantiyelerden 50’ye yakın işçi arkadaşımızın katıldığı iki ayrı toplantı örgütlendi. İnşaat işçilerinin çalışma koşullarından kaynaklı bir araya getirilmesinin zorlukları düşünüldüğünde dahi bu toplantılar ciddi bir yerde durmaktadır. Diğer taraftan Kartal çalışmasında çeşitli şantiyelerden tanışılan inşaat işçisi arkadaşlarla sosyal etkinlikler anlamında halı saha maçları düzenlendi, sendika binamızda yaklaşık 50-60 işçi arkadaşımızın katıldığı akşam yemeği, sinema gösterimi ve müzik dinletileri düzenlendi.

Kartal havza çalışmasının yarattığı etki sürekli gidilen bölgedeki kimi şantiyelerde de kendisini hissettirdi. Bölgenin en büyük şantiyesi konumunda bulunan İstanbul Marina şantiyesi bunlardan birisidir.Birçok kazanımın yanı sıra sendikamızın bayram izniyle ilgili dağıttığı bildirinin işçiler tarafından okunması ve sendikamızla iletişime geçilmesinin ardından, patronların tüm baskı ve tehditlerine rağmen yaklaşık 2000 işçi arkadaşımız sendikanın çağrısına uyarak bayramın ilk 3 günü iş başı yapmayıp yevmiyelerini de alarak İstanbul Marina şantiyesinde bir ilke imza atmışlardır.

Yine Kartal çalışmasının yarattığı etki kendisini Kartal DKY şantiyesinde göstermiştir. Şantiyede çalışan yaklaşık 200 işçi arkadaşımızın ücret gaspının çözümü olarak tüm şantiye 1 gün boyunca iş durdurarak şantiye satış ofisi önünde eyleme geçmiş ve ilk günün akşamı tüm işçilerin alacakları kuruşu kuruşuna ödenmiştir. Kartal DKY şantiyesinde gerçekleştirilen bu eylem ise, tüm şantiyenin iş bırakarak eyleme geçmesi anlamında önemli bir yerde durmaktadır.

Sendika tarihimizde bir ilk olma özelliğini taşıyan Ant Pastel direnişimiz ise yine Kartal bölgesinde yürütülen çalışmanın dolaylı sonuçlarından birisidir. Sendika yöneticisi iki işçi arkadaşımızın hedefli olarak çalışmaya başladığı Ant Pastel şantiyesinde Türkiye’de bir ilke imza attı sendikamız.

Şantiyede sendikal örgütlenmeyi önüne hedef olarak koyan 2 arkadaşımızın sendikalı olduğu için işten atılması sonucu başlatıldı Ant Pastel direnişi.

And Pastel direnişimizin 3. günü bir işçi arkadaşımız ve sendika yöneticimizin satış ofisi kapısının giriş çıkışına kendilerini zincirleyerek satışları engellemesi üzerine uzun süre ne yapacaklarını şaşıran yönetimin imdadına kendiliğinden gelişen fiili saldırı olayı gerçekleşti. Satış ofisinden arabasıyla çıkmak isteyen bir çalışanın engellenmesi saldırının fitilini ateşledi ve satış ofisi önü bir anda meydan muharebesine döndü. Saldırının arkasından araya giren Key, Tepe ve Anadolu grubu patronları sorunu çözmek istediklerini, saldırının kendileriyle alakalı olmadığını, çalışanlarının ferdi davranışta bulunduklarını belirterek özür dilemelerinin ardından gece geç saatlerde Kartal’da bulunan sendika binamıza gelerek talep edilen sendikal tazminatı ödemeyi kabul ettiler.

Bu anlamda, And Pastel direnişimizin tüm zayıflıklarını ve ileri yanlarını değerlendirdiğimizde, kazanımın maddi anlamdaki yüklü miktarı önemsiz bir yerde durmaktadır. And Pastel direnişimizin kazanımı fiili mücadeleyle tazminat hakkının 3 gün gibi kısa bir süre içerisinde söke söke alınmasıdır. İşçilerin kendi yasalarını dişe diş bir mücadeleyle yazmalarıdır.



Bu bağlamda, And Pastel direnişinin kazanımlarının en başına fiili mücadeleyle kazanılan sendikal tazminat hakkının yazılması birincil önemdedir. Türkiye işçi sınıfı tarihinde, inşaat işçisinin bulunduğu şantiyede sendikal çalışma yürüttüğü için işten atılarak sendikal tazminat alması bugüne kadar yaşanmayan bir olaydır. Şantiyelerde bırakalım sendikal tazminatı ihbar ve kıdem tazminatını alan inşaat işçisi sayısı bile parmakla sayılabilecek kadar azdır. Hiçbir kuralın uygulanmadığı, tamamıyla orman kanunlarının hüküm sürdüğü inşaat sektöründe tek başına sarı baretli bir inşaat işçisinin sendikal tazminatı alması bile kuşkusuz önemli bir yerde durmaktadır. Fakat burada üzerinde önemle durulması gereken diğer bir nokta ise, sendikal tazminatın mahkemelerce belirlenmesi değil birebir fiili mücadele yoluyla 3 gün içerisinde alınmasıdır. Böylesi bir kazanım Türkiye işçi sınıfı tarihinde eşine az rastlanan, hatta inşaat sektöründe rastlanmayan bir kazanımdır.

Diğer önemli bir nokta ise, İşçi sınıfını, yaşadığı hak gaspları karşısında yıllarca mahkeme kapılarında süründürmek isteyen anlayışa ve bu anlayışın payandası haline gelmiş satılmış sendikalara ciddi bir cevaptır. Bununla beraber, henüz sendikal deneyimi olmayan ve bu anlamda örgütlülüğe yabancı olan inşaat işkolu gibi bir sektörde, sendikalı olmanın meşruluğunu göstermesi ve bu meşruluğu işçilerin yine fiili gücüyle kazanması açısından inşaat işçisine kendi meşruiyetini göstermiş olması açısından ciddi bir kazanımdır.


Dostları ilə paylaş:


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə