İskender Pala Atasözleri Sözlüğü

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 1.06 Mb.
səhifə1/19
tarix02.11.2017
ölçüsü1.06 Mb.
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   19


İskender Pala _ Atasözleri Sözlüğü
Atasözleri Sözlüğü

iskender pala

1.Baskı: Eylül 2002 2.Baskı: Ekim 2002

LM Kitaplığı yayın no: 5 sözlük dizisi: 3

©LM YAYINLARI

Eserin her hakkı LM YAYINLARI'na aittir. İzinsiz yayınlanamaz. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.

YAYINA HAZIRLIK Editör: Emine Eroğlu

Kapak ve iç tas: grataNONgrata

Kapak baskı: Elma Matbaacılık iç bas. ve cilt: Sistem Matbaacılık

YAZIŞMA VE İRTİBAT: LEYLA İLE MECNUN YAYINCILIK SAN. VE TİC LTD. ŞTİ.

ankara caddesi n0:50 38800 eminönü-istanbul

tel: 0.212.665 87 80 0.212.513 84 15 fax: 0.212.665 27 55

Önsöz

Dünyanın her dilinde atasözlerine ve deyimlere rastlanır. Atasözlerinin en önemli özelliği dilin anlatım ve kullanım imkânlarını geliştirmektir. Bunun içindir ki söyleyişte güzel, anlatımda güçlü, kavramda önemli unsurlar içeren kalıplaşmış sözler hâlinde bulunurlar.



Bir başka deyişle atalarımızın uzun gözlem ve tecrübeleri sonucu oluşan birtakım genel kuralların öğüt biçiminde veya hikmetli sözler olarak kalıplaşmış hâline atasözü denir. Atasözleri ilk söyleyeni belli olmadığı, unutulduğu veya pek çok kişi tarafından aynı biçimde söylenme imkânına sahip oldukları için halkın ortak malıdır. Bu yönüyle vecizeden (söyleyeni belli özlü söz) ayrılır.

Eski dönemlerden itibaren sav, mesel (darb-ı mesel), tabir, makal, tapma, hikmet, kelâm-ı kibar, oranlama, samah, ulular sözü, atalar sözü gibi adlar altında sözlü gelenekte nesilden nesile aktarılan atasözleri, anonim halk edebiyatı ve folklorumuzun da en önemli malzemelerindendir.

Atasözünün en önemli amacı, ifade sırasında hâle ve duruma

uygun misal getirme ve örnek vermedir. Bu bakımdan pek çok atasözünün özünde mecazî anlam gizlidir. Bir atasözü uzun asırlar boyunca çağa uygun küçük değişikliklerle söylenmeye devam eder. Hatta zaman zaman vezin ve kafiyeye bürünür, şiirselleşir. Mecaz ağırlıklı olduklarından dolayı edebî cümle kuruluşu yönünden de bazı söz sanatlarını (aliterasyon, cinas, intak, kinaye, teşbih vs.) içerirler.

Atasözlerinin bir hükmü ifade ediyor oluşları deyimler ile, söyleyenlerinin belli olmayışları da vecizeler (öz deyiş) ile karışmalarını önler. Bir öğüt ve nasihat sözü olmakla birlikte tek başına bir öğüt gibi söylenmeyip yalnızca söz sırasında ve günlük hayatın akışı içinde gerekli durumlarda kullanılırlar. Böylece insanlara öğüt vermek yanında, kendi sözlerimizin değerini artırmak, anlatımı güçlendirmek, düşüncelerimize deliller bulmak, uzun anlatılması gereken bir şeyi kısaca ve etkili biçimde aktarmak gibi amaçlar ile atasözlerine başvurulur.

Atasözlerinin bazıları bölgesel olup fazla yaygın değildirler. Ancak bir milletin malı olan binlerce atasözünden pek çoğu evrensel boyutlarda yaygındır. Hangi milletten olursa olsun insanın doğruluk anlayışı nasıl değişmez ve belli bir çizgide yürürse; pek çok ülkede de atasözleri aynı temel nokta etrafında halkalanır. Nitekim Türkçede ortak İslam kültürünün etkisiyle oluşmuş veya tercüme biçiminde kurallaşmış atasözlerinin örnekleri görülür. (Men dakka dukka/Çalma kapısını çalarlar kapını...)

Bir kısım atasözleri birbiriyle çelişkili anlamlar ifade edebilirler. Ancak bu durum atasözünün yanlışlığını göstermez. (Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar. Eğri otur doğru söyle...) Belki her iki durumun da doğru olduğunu gösterir. Bunun yanında çağın değişmesi sonucu anlayışların da değişmesi bazı yanlış atasözlerinin söylenmesine yol açmıştır. (Devletin malı deniz, yemeyen domuz. El öpmekle dudak aşınmaz. Bal tutan parmağını yalar...) Bu tür atasözlerinin ne töremizde; ne de dinimizde uygulaması söz konusu değildir. Bir de bazı acı gerçekler vardır ki her zaman için insanın iradesi dışında ortaya çıkar. Bunlarla ilgili atasözleri de vardır (Parayı veren düdüğü çalar. Köprüden geçesiye kadar ayıya dayı demelidir...)

Son yıllarda atasözleri üzerine ülkemizde pek çok çalışma yapılmış, atasözleriyle ilgili pek çok makale ve araştırmalar yayınlanmıştır. Ayrıca sayıları ona varan atasözleri sözlükleri de hazırlanmıştır. Türk atasözleri ile ilgili kitap ve yazılar hakkında bilgi edinmek için Türk Folklor ve. Etnografya Bibliyografyası'na (3.C.1971,1973,1975) bakılabilir.

Biz bu çalışmamızda daha çok orta öğretim gençliğini hedef aldık. Bu nedenle atasözlerinin seçiminde şu kıstaslara bağlı kalmayı uygun bulduk:

1. Atasözlerinin alfabetik sırası, ilk kelimenin ilk harfinden itibaren birbirini takip eden harfler esası üzerine kurulmuştur. Kelimeler ister yalın hâlde isterse ek almış durumda olsun bu kurala uyarlar. Yani kelimedeki harf sayısının önemi yoktur. (Meselâ, Adamın iyisi... atasözü, Adam olana... atasözünden önce alfabe sırasına girmiştir. Oysa Adam kelimesi yalın haliyle düşünülseydi Adamın kelimesinden önde gelecekti.)

2. Göndermeler için "bkz. (bakınız)", birbirine yakın içerikli atasözleri için de "Ayrıca bkz." kısaltmaları kullanılmıştır.

3. Aynı anlamdaki atasözlerinden yalnızca biri yazılmış ve diğerlerinden bu atasözüne göndermeler yapılmıştır. Atasözlerinin değişik kullanımları da parantez içinde gösterilmiştir.

,< 4. Az bilinen kelimeler veya açıklanması gerekli terimlerin karşılıkları hemen atasözünden sonra verilerek okuyucunun konuyu daha iyi anlamasına yardımcı olunmuştur.

5. Atasözü açıklanırken mümkün olduğunca geniş ve değişik bakış açılarıyla açıklama yapılmış, özellikle öğrenciler için faydalı olacak bilgilere yer verilmiştir.

6. Açıklama sonunda atasözünün kullanıldığı belli başlı yerler ile konuşma ortamı verilmeye çalışılarak, okuyucu daha etkili bilgi edinmeye ve kargaşadan sıyrılmaya yönlendirilmiştir.

7. Atasözlerinin seçiminde öncelikle şu ilkelere uyulmuştur.

a. Çok ünlü olan atasözleri

b. Didaktik, öğretici ve yapıcı etkisi olan atasözleri

c. Düstur edinilmesi gereken atasözleri

d. Orta öğretimde sık rastlanan (ödev, kompozisyon, konuşma ve tartışma konusu vs. olabilecek) atasözleri

e. Disiplin ve verimliliği sağlayacak atasözleri

f. Mümkün olduğu kadar küfür ve müstehcenlikten arındırılmış atasözleri

g. Toplumun büyük kesimini ilgilendiren sosyal düzensizliklerin konu edildiği atasözleri vs.

Bu çalışmanın ilk baskısı bundan on yıl evvel Deniz Yayıne-vi'nce yapılmıştı. Geçen yıl (2001) bir günlük gazetenin promosyonu olarak okuyuculara dağıtıldı. Umarız okuyucu ve öğrencilerimiz bu Bin Söz'den bin öğüt öğütürler ve atalar sözü hazinemizden cevherler devşirirler.


Abanın kadri yağmurda bilinir:
(Aba: Kaba yünden yapılmış üstlük, ceket) (Kadir: Kıymet)

Bir şeyin gerçek değeri, ihtiyaç ânında belli olur. Bazen hiç i-şe yaramaz gibi görünen şeyler, ihtiyaç duyulduğu zaman çok değerli olurlar. Her şeyin bir yeri ve zamanı vardır. Ufak tefek, değersiz gibi görünen eşyalar bile, çok zaman büyük ölçüde işimize yararlar.

Her eşyaya zaman zaman ihtiyaç duyulabileceğini ve ihtiyaç anında değerinin artacağını vurgulayarak israfın önlenmesi ve savurganlıktan sakınmayı tavsiye için söylenir.

(Ayrıca bkz. Sakla samanı gelir zamanı.)

Abdala "Kar yağıyor!" demişler; "Titremeye hazırım." demiş: (Abdal: Dilenci, fakir; dünyaya değer vermeyen yoksul derviş) Zengin ve iyi durumda olan kişiler için sıkıntı yaratan bir durum, yoksul ve kötü durumdakiler için üzüntü sebebi değildir. Çünkü onlar, hayat standartları ve içinde bulundukları durum sebebiyle zaten sıkıntıya alışkındırlar. Her daim dert çeken kişiler ufak tefek sıkıntılar için endişe duymazlar.

Rahata alışmış kişilerin huzurunu kaçıran bir olay zor durumda olanlar için olağan işlerden sayılır.

Herhangi bir olayın dert edinmeye değmediği zamanlarda ve x aldırış edilmeyen durumlarda kullanılır.

(Ayrıca bkz. Ölmüş koyun kurttan korkmaz.)

10 . atasözleri sözlüğü

Abdal düğünden, çocuk oyundan usanmaz: (Abdal: Yoksul derviş)

Kişiler sevdikleri işi yapmaktan bıkmazlar. Hoşa giden şeylerin devam etmesi, herkesin isteğidir. Bu durum tıpkı çocukların oynamaktan; abdalların da düğünden usanmamalarına benzer. Zira çocuklar oyundan zevk duyar, yoksul abdallar da düğünde karınlarını doyururlar.

Bir işi severek ve devamlı yapan, hatta bu uğurda fedakârlıkta bulunan kişiler hakkında kullanılır.

Abdalın karnı doyunca gözü pabucunda olur: (Abdal: Gezginci derviş)

Çıkarlarını ön planda tutan kişilerin dostlukları ve arkadaşlıkları o kişiden umdukları şeyi elde edesiye kadardır, işleri biter bitmez onları bir daha arayıp sormazlar. Bu durum bir Tanrı misafiri olarak bir evde yemek yiyen gezginci dervişin yoluna devam etmek istemesine benzer. O da, devamlı gezdiği için, bir uğradığı yere bir daha uğrayamaz ve görüşme o-rada biter.

Dostlarını arayıp sormayan insanlar ile bir yerden erken ayrılmak isteyen kişiler hakkında kullanılır.

Abdestsiz sofuya namaz dayanmaz:

Kişiler vardır laf ile peynir gemisini yürütüp bol keseden a-tarlar, kişiler vardır yol yordam bilmeden karakucak çalışırlar. Oysa planlı, programlı yapılmayan çalışmadan iyi sonuç elde etmek zordur. Yani gerekli şartları yerine getirmeden yapılan iş, ne kadar kısa zamanda bitirilirse bitirilsin iyi sonuç vermez. Tıpkı abdest almaya bile üşenen bir kişinin namaz kılması gibi ki böyle kişinin namazından hayır beklenemez. Zira onun namazı alelacele yatıp kalkmaktan ibarettir.

Yol yordam gözetmeden iş yapan, yahut yapmış gibi görünenler hakkında söylenir.

iskender pala* 11

Acele işe şeytan karışır:

Acele ile yapılan işler ya eksik, ya da hatalı olur. Kişiler telaş ve acele ile yaptıkları işlerde başarı kazanamazlar. Oysa tedbirli ve düşünülerek yapılan işler kendilerinden beklenilen sonucu ve başarıyı verirler.

Her işin tamamlanması, belli bir süreyi içerir. Hangi türden iş olursa olsun bu kural geçerlidir. îş hususunda acele etmek mutlaka hatayı doğurur, işler bozuk ve yanlış olunca da o işe şeytanın karıştığına inanılır. Çünkü şeytan da insanların işlerini bozmak ve başarılarını engellemek için çeşitli gayretler sarf eder. Zaten acele etmek şeytana özgü olarak bilinir. Yani bir işte acele eden kişi mutlaka bir şeytanlık düşünüyor veya şeytana aldanmaya hazır demektir.

Bir işi, layıkıyla, pişire pişire, üzerinde düşünerek ve emek sarf ederek yapmak gerektiğini tavsiye için söylenir.

Acemi nalbant gâvur eşeğinde öğrenir (kendini dener):

Mesleğinde henüz usta olmamış kişiler önceleri, zararsız ve boşa gidince acınmayacak malzemeler üzerinde çalışıp kendilerini geliştirirler. Böylece ortaya çıkacak kötü sonuçlar, az zarar ile geçiştirilmiş olur.

Bir işin layıkıyla başarılamadığı, emredilen şeyin istenilen düzeyde olmadığı, verilen siparişin beğenilmediği durumlarda hayıflanma amacıyla kullanılır, işi yaptırandan çok yapana yönelik bir iğneleme söz konusudur.

Acıkan doymam; susayan kanmam sanır:

insan, kendisine gerekli olan bir şeyden uzun süre yoksun i kalırsa ona karşı olan tamah ve iştahı artar. Sonra onu elde e-dince, ne kadar çok olursa olsun, kendisine yetmeyeceğini ,; sanır. Aç insanların, gördükleri her yiyeceği canlarının iste-i: mesi gibi. Bu tür bir açgözlülük ve tamah, kişileri küçük düşürücü bir özelliktir.

% Aza kanaat edilmediği, eldekiyle yetinilmediği zamanlarda söylenir.

12 «atasözleri sözlüğü

Acıkan ne olsa yer; acıyan ne olsa der:

Çok acıkan kişiler ne bulursa yerler. Hatta kuru ekmek parçası, onlara bal ile kaymak gibi gelir. Canı yanan kişi de şuurunu geçici olarak kaybedip can acısıyla ağzına gelen her (kötü) şeyi söyler. Tıpkı bunun gibi, geçim sıkıntısı çeken kişiler, hangi geçim yolunu bulsalar ona sımsıkı yapışırlar; iyi-kötü demezler. Keza canı yanan kişiler de sözlerinin kötü sonucunu düşünmeden ileri-geri konuşur, suçlamalarda bulunurlar.

Temkinli hareket edilmesi gereken hâllerde ve fevri davranmamak gerektiğini tavsiye amacıyla söylenir.

Acından kimse ölmemiş:

Allah Taalâ kullarını yarattığı zaman rızklarını da birlikte yaraür. Kişiler fakir ve işsiz olabilirler. Ama ölüm derecesinde aç kalmazlar. Mutlaka bir yol ile geçimlerini ve rızklarını temin ederler.

insan uzun müddet açlığa dayanabilir. Açlığını gidermek için iyi kötü mutlaka bir yol bulur. Ancak "Nasıl olsa Allah rızkımı gönderir" diye miskin miskin beklemekle elbette açlığa çare bulunmaz, önemli olan geçimini temin için gayret göstermektir.

Rızk konusunda Allah'a tevekkül edip ona göre çalışmak ve kanaatkar olmayı tavsiye için söylenir.

(Ayrıca bkz. Ağılda oğlak doğsa ovada otu biter.)

Acı patlıcanı kırağı çalmaz:

(Kırağı: Sabahleyin bitkiler üzerinde görülen donmuş çiğ)

işe yaramayan kişilere zararlı etkenler fazla tesir etmezler. Zira böyle kişilerin ne bozulacak bir düzenleri; ne de düzgün işleyen bir işleri vardır. Olay yoksa problem de yok demektir. Keza zorluklara alışmış ve hayatın güçlüklerine göğüs germesini bilen kişilere, kötü durumlar pek tesir etmez. Böyle kişiler pek çok şeye tahammül edebildikleri gibi kolay kolay da pes etmezler.

Korkusuzca bir hareket tarzı belirlemek gerektiği durumlarda söylenir.

iskender pala • 13

Aç ayı oynamaz:

Çalışan kişilerin maddî bakımdan doyurulmaları gerekir. Aksi takdirde görevlerini yapmazlar. Yapsalar da üstün verimlilik sağlanamaz. Emeğinin tam karşılığını alamayan veya alamadığım düşünen kişiler gönülsüz çalışırlar. Bu da iş konusunda istenilen seviyeye ulaşamamak demektir. Böyle bir tutumun, hem çalışana hem de çalıştırana zararı dokunur.

Genellikle az ücret alanlar ile tembelliği kaçamak olarak değerlendirenlerin kendilerini savunmak için söyledikleri bir söz ise de gerçekte çalışana hakkını vermek gerektiğini vurgulamak üzere söylenir.

Açık yaraya tuz ekilmez:

Yaranın üzerine tuz serpmek, yaralıya büyük ızdırap verir. Üstelik tuz yaranın iyileşmesini engelleyip daha kötü olmasına yol açar. Taze bir acısı bulunan kişilere birtakım söz ve davranışlarla, bilerek veya bilmeyerek, o acıyı hatırlatmak derdinin artmasına yol açar. Acı çekmekte olan kişileri teselli etmek a-sil bir davranış ise de teselli sözlerini iyi seçmek gerekir. Binaenaleyh bilerek bir kişinin acısından söz etmek ve yarasını deşmek terbiyesizliktir.

Acı çekmekte olan kişilere zarar vermemek gerektiğini tavsiye e-derken söylenir. Böylece acıların unutulması uzun sürmeyecektir.

Aç köpek fırın deler:

Aç insanlar, karınlarını doyurmak için güçlerinin yetmeyeceği sanılan işleri başarır, iyi veya kötü birçok güçlüklerin üstesinden gelirler.

Açlık, insanoğluna verilebilecek en büyük cezadır. Bunun için insanları açlıkla sınamak, onları kötü yola sevk edebilir, özellikle çalışanların maddî yönden doyurulmaları gerekir. Aksi takdirde iyilikle alamadıklarını kötülükle almaya kalkışabilirler.

İnsanların açlıkla cezalandırılmamaları veya emeklerinin karşılığını hakkıyla vermeyi tavsiye için söylenir.

14 «atasözleri sözlüğü

Açma sırrını dostuna; o da söyler dostuna:

Sır olarak kalması istenilen şey hiç kimseye söylenilmemeli-

dir. Eğer sır iki veya daha çok kişi arasında ise, tarafların her

biri bu kurala uymalıdır. Sırlar en yakın dosta bile anlatılsa sır

olmaktan çıkar, başkalarının diline düşer.

Sır, kişilere verilmiş manevî bir emanettir. Emanete hıyanet

etmek mertliğe ve asalete yakışmaz.

Sırların saklanması gerektiğini vurgulamak için söylenir.

(Ayrıca bkz. Yerin kulağı vardır.)

Aç tavuk (düşünde) kendini darı ambarında görür:

Kişiler, yokluğunu çektikleri şeye sahip olmanın hayaliyle yaşarlar. Zihinleri o şeyle öylesine meşguldür ki rüyalarında bile onu görürler. Bazen umutsuz bir bekleyişten ibaret kalan bu hayal, kişiler üzerinde olumsuz etkiler de yapabilir. Böylece insan boş hayaller kurarak gerçek hayatını kendisine zehir edebilir. Haddini bilmek ve gelişmeler karşısında temkinli davranmak gerektiğini anlatmada kullanılır.

Açtırma kutuyu; söyletme kötüyü:

Her insanın birtakım hataları, suçları ve hatta kötü hâlleri ile açığa çıkmış sırları olabilir. Bunları bilen kişilere karşı daha dikkatli davranmak gerekir. Aksi takdirde suçlu onları kızdıra-

' ** cak olursa, kendisiyle ilgili kötü şeyleri ortaya dökecek ve tatsız şeyler söyleyeceklerdir. Kötü yönlerinin bilinmesini iste-'' meyen yahut hakaret ve azarlamaya muhatap olmak isteme-

'" yen kişiler karşılarındaki insanları kızdırıp da, sırlarının ortaya dökülmesine sebep olmamalıdırlar. ,

'' Bir açığı veya hatası bilinen kişinin bu hatasını ortaya dökmek

'% veya sırrını ifşa etmekle korkutulması ve tehdit için söylenir. *:

Adamın iyisi alışverişte belli olur:

•' Dünyada pek çok insan çıkarları için başkalarının hakkını çiğner, ahlâka aykırı hareketlerde bulunur. Özellikle alışveriş-

Is kender pal a > 15

lerde böyle kişilerin yalan söylediği, paraya düşkünlüğü, hilekârlığı ve çıkarcılığı hemen anlaşılır. Oysa alışverişte hile yapmayan, hakkına razı olan, yalan söylemeyen kişiler dost edinmeye layık kişilerdir.

İnsanları tanıma konusunda çıkar hesaplarının önemli bir etken olduğunu vurgulamak üzere söylenir.

Adamın iyisi iş başında belli olur:

Kişilerin gerçek değerleri yaptıkları işte gösterdikleri başarı ile anlaşılır. Çalışmasında dürüst, verimli, geçimli ve başarılı o-lan kişiler üstün erdemli ve iyi kişilerdir. Yapılan iş, kişinin aynasıdır. Sanatkârlığın ve ustalığın yolu sağlam kişilikten geçer. Palavracı kişiler hakkında ve küçümseme amacıyla söylenirse de gerçekte, iş hususunda titiz olan insanların iyi insanlar olduğunu vurgulamak üzere kullanılır.

Adam olacak çocuk b..undan bellidir:

insanların yeni başladıkları işte başarı gösterip gösteremeyecekleri daha ilk davranışlarından belli olur. İşe gönülsüz başlayan kişiden başarı umulmaz. Nitekim çocukların küçük yaşlardaki tutumları da ileride nasıl birer insan olacaklarına dair ipuçları verir.

Kişiler hakkında geleceğe yönelik tahminlerde kullanılır.

Adam olana bir söz yeter:

Dürüst, anlayışlı ve iyi ahlâklı kimselere bir şeyi bir defa söylemek yeterlidir, istenileni yapmak için tekrar tekrar ikaz etmek zorunda kalınan insanlarda akıl, ahlâk veya kişilik yönünden eksiklik var demektir. Bir konuda anlayışsızlık göstermek art niyet belirtisidir.

1 Bir kimseye bir iş yaptırmak bir öğüt vermek veya doğru yolu göstermek hususunda yakınırken söylenir.

Adam öküz derdinde; gelin sakız derdinde:

Kişilerin özel sıkıntıları yalnızca kendilerine etki eder. Bir ko-

16* atasözleri sözlüğü

nuyla ikinci derecede ilgili kişiler, birinci derecede ilgili kişiler ile aynı üzüntüyü duymaz, aynı sıkıntıyı yaşamazlar. Zira kişilerin dertleri de kendilerine göre ağırlık kazanır. Birisi için çok önemli olan bir husus, bir diğerine çok basit gelebilir. Ortak bir sıkıntıyı aynı ölçüde omuzlamayan kişileri tanımlarken söylenir.

Adın çıkacağına, canın çıksın:

bkz. Bir adamın adı çıkacağına canı çıksın.

Ağaca dayanma kurur; adama dayanma ölür:

Kişiler her konuda önce Allah'a, sonra kendilerine güvenmek zorundadırlar. Hiçbir yardım ve destek sürekli olamaz. Gerek başkalarından alınan yardımlar, gerekse sahip olunan zenginlikler ve mal mülk, insanları uzun süre geçindirip ayakta tutamaz. Allah'ın takdiri, her şeyden önde gelir, insanların bilgi, beceri ve çalışmaları bu takdir sayesinde gerçekleşir. Bu bakımdan zor günlere hazırlıklı olmak gerekir. Çünkü mal, mülk ve kişiler geçicidir.

İnsanların önce Allah'a, sonra kendilerine güvenmeleri gerektiğini; bunların dışında kimseden uzun süreli fayda ummamak gerektiğini anlatmada kullanılır.

Ağacı kurt; insanı dert yer:

Dert, sıkıntı ve keder, insanlar üzerinde hiçbir maddî yaranın yapamadığı kadar tahribat yapar, onları perişan edip âdeta içten içe eritir. Bu, tıpkı ağacın içine giren kurtların dıştan görünmedikleri hâlde o ağacı yiyip bitirmeleri, çürütüp mahvetmeleri gibidir.

Manevî yaralar, daima maddî yaralardan daha kötüdür. Bir dert çektiği için yıpranan, çöken kişiler hakkında söylenir.

Ağaç kökünden kurur:

Toplumun dayandığı esaslar sarsılır ve bozulursa o toplum kısa zamanda yok olur. Örf, gelenek, din, dil gibi toplum ol-

iskender pala* 17

manın gereklerine herkesin sahip çıkması ve onları koruması lazımdır. Aksi takdirde çöküş ve inkıraz baş gösterir.

Toplumun temellerine zarar verecek davranışlarda bulunmamayı tavsiye için söylenir.

Ağaç yaprağı ile güzeldir:

Yalnızlık Allah'a özgüdür, insanlar ise daima başkalarıyla birlikte bulunur ve işlerini birlikte yaparlar. Yani başkalarının yardım ve katkılarına mutlaka ihtiyaç duyarlar. Yalnız başına olan kişiler güçsüz olurlar. Oysa sözgelimi bir anne-babaya çocukları; bir müdüre memurları, bir patrona işçileri destek verir. Kişiler böyle olduğu gibi kuruluşlar da böyledir. Başarı, verimlilik, canlılık ve güzelliğin sırrı buradadır. Birlik ve beraberliği oluşturma temennisinde kullanılır.

(Ayrıca bkz. Yalnızlık Allah'a mahsustur, Bir elin nesi var, iki e-lin sesi var.)

Ağaç yaş iken eğilir:

insanlar, çocukken eğitilmeye müsaittir. Yaş ilerledikçe alışkanlıklardan vazgeçmek ve huy değiştirmek zorlaşır. Bunun i-çin çocukların terbiye çağını boşa geçirmemek gerekir. Çocuklara belli davranış biçimlerinin kazandırılmasında gecikmemek gerektiğini anlatırken söylenir.

Ağanın eli tutulmaz:

Ağalar genellikle yardımsever, cömert insanlar olurlar. Onların bahşiş ve ihsanlarına bir sınır belirlemek mümkün değildir, içlerinden geldiği gibi hareket eder, gönüllerince yardım ve cömertlikte bulunurlar. Nitekim ağalarla yapılan alışverişte pazarlık yapılmaz ve pazarlık için el tutulmaz. Ağaya bir şey satan bir fiyat istemez; ama ağa da cömertlik gösterip o malı değerinden fazlaya satın alır.

Cömert bir insanın yardımı ve ihsanı umulurken miktarın artırılması için söylenir.

(Ayrıca bkz. Mürüvvete endaze olmaz.)

18 «atasözleri sözlüğü

Ağılda oğlak doğsa, ovada otu biter:

Canlıların rızkını veren Allah'tır. Her yaratılan canlı ile birlikte, rızkı da gönderilmiş olur. Aslında herkesin rızkı kendisine yeterlidir; ama adaletsizlik, açgözlülük, başkasının hakkını e-linden alma gibi kötülükler sebebiyle, insanlar birbirlerini sömürmeye başlamış ve rızkları kendilerine yetmez olmuştur. Oysaki fani dünyada iki lokma yiyecek için kötülüğe, kavga ve gürültüye ne gerek vardır.

Rızk için endişe duyulmaması gerektiğini tavsiye ederken söylenir: (Ayrıca bkz. Acından kimse ölmemiş.)

Ağır ol; ağa (molla, bey, paşa) desinler:

Ağırbaşlı olan kişiler toplumda daima sevilip sayılırlar ve ağalar, paşalar gibi hürmet görürler. Oysa hoppalık, züppelik ve hafif meşreplik yapan kişilere hiç kimse saygı duymaz. Kendini bilen kişiler ağırbaşlılığı elden bırakmazlar. Ağırbaşlılık tavsiyesinde kullanılır.

Ağlamayan çocuğa meme vermezler:

insanlar, hakları olan şeyleri almak için bazen mücadele etmek zorunda kalabilirler. Dünyanın hak ve adaletten uzaklaştığı çağımızda gerçekten de sesini yükseltmeyenler, haklarını alamamaktadırlar. Ne yazık ki sesi çıkmayan kişilere kimse dönüp bakmamakta, bilakis onun hakkını gasp etmenin yol-larını aramaktadırlar. Nitekim tarih boyunca birçok haklar ve özgürlükler kendiliğinden değil, birtakım mücadeleler ve gürültü patırtılar sonucu elde edilebilmiştir.

Birisine, hakkını araması gerektiği anlatılırken söylenir.

Ağlarsa anam ağlar; gerisi yalan ağlar:

Canlılar içinde en merhametli olanlar, analık duygusunu tatmış olanlardır. Bunun için, kişinin derdini yürekten paylaşan tek varlık anasıdır. Kişilerin başlarına gelen kötü olaylarda herkes üzülür veya üzülüyor görünür. Ama gerçekten üzülen,

iskender pala* 19

yalnızca annelerdir. Eşler, sevgililer, dostlar, akrabalar, arkadaşlar ve daha niceler, bir anne kadar asla yanamaz.

Anaların değeri anlatılırken kullanıldığı gibi, yapmacıklı davranıp üzülüyormuş gibi görünenleri yermek için de kullanılır. (Ayrıca bkz. Ana gibi yâr olmaz.)

Ağrısız baş mezarda gerek (olur):

Dünyada dertsiz hiçbir kimse yoktur. Herkesin başında büyük veya küçük bir dert mutlaka vardır, insan ölmediği müddetçe de dertlerin ardı arkası kesilmez. Biri biterken diğeri başlar. Ancak mezar, bütün dünya dertlerinin sonu olup a-mellerimize göre ya mutlak huzur ve rahatlık veya dünya dertlerini hiçe saydıran bir elem ve ıztırap yurdudur. O hâlde iyi bir kul olmaya çalışmak gerekir. Madem ki dünyada dertlere son yoktur, o hâlde dünyayı hepten silip dert edinmemek en iyisidir. Ancak hayat buna izin vermez, dertler de ancak ö-lünce biter.



Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   19
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə