İstanbul barosu



Yüklə 0,63 Mb.
səhifə9/12
tarix21.08.2018
ölçüsü0,63 Mb.
#73750
1   ...   4   5   6   7   8   9   10   11   12

OTURUM BAŞKANI- Sağ olasın teşekkür ediyoruz Sevgili Emel.

Emel arkadaşımızın söylediği çok şeye zaten katılıyoruz özellikle kadınla ilgili söylediği Alevi-Bektaşi kültüründe oturduğumuz zaman kadınların ön planda olduğunu söylüyoruz, ama maalesef pratikte kadınları ön plana çıkartamıyoruz ya da bir biçimi ile engel olunuyor, mahalle baskısı şeklinde diyelim.

Ayrıca Hacı Bektaş Veli Kültür, Hacı Bektaş Veli Anma Törenleriyle ilgili hassasiyetine de katılıyorum. Görev yaptığım 10 yıl boyunca Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri bunu yazılarımda tüm festival diyen, şenlik diyen bir takım farklı sıfatlar takan tüm şeylere de karşıydık. Bunu özellikle de belirtmek istiyoruz.

Ayrıca bizim bu toplantımıza da engel olmak isteyen oldu biliyorsunuz. Bayağı bir zor şartlarda bu gelişti, zor şartlarda bu noktaya geldi. Gönül isterdi ki Hacıbektaş’ta yani tüm Alevi-Bektaşi inancının merkezi konumunda Serçeşme konumundaki olan Hacıbektaş’ta, Hacıbektaş’ın yöneticilerinin de burada olması Hacıbektaş’ı hep beraber bir noktaya getirmek için çaba harcamamız gerekirken, işte sürekli anonslarla Ankara’da Hasan Yükselir konserine davet ettiler. Buradaki Merzifon’dan, Çorum’dan, Silifke’den, Adana’dan, İslâhiye’den, Antalya’dan, Ankara’dan, İstanbul’dan özveriyle gelen dernekçi arkadaşlarımız var.

Ki buradaki toplantı daha önemliydi. Bu kültürün bu inancın sorunu tartışılıyor devletin temsilcisi Bakan geliyor, ama bir taraftan da Ankara’ya konsere gelin diye anons ettiler sürekli. Biz bunları aşmasını biliriz aşacağız da. Teşekkür ediyorum.

Adana’dan Hüseyin Dede, Sayın Hocam buyurun. Adana Alevi Kültür Derneği Başkanı.

Arkadaşlar, süre koymuyoruz. Yani makul bir süreç içerisinde tamamlayalım. Çünkü bir buçuk, iki gibi toplantıyı bitirmek istiyoruz.

HÜSEYİN DEDE (Adana Alevi Kültür Derneği Dedesi)- Özellikle Sayın Başkanımdan, şu anda Dernek Başkanı değil, Dernek Dedesiyim. Dernek Başkanımız Kemal Çelik.

MUSTAFA ÖZCİVAN- Evet Dede doğru.

HÜSEYİN DEDE- Peki teşekkür ediyorum.

Sevgili canlar, hepinizi aşkı niyazlarımla selamlıyorum. Hoş geldiniz sefa geldiniz.

Hak, Muhammed, Ali cümlemizin yardımcı olsun. İşimiz zor, sıkıntımız büyük. Özellikle bugünlere bizi getiren ve bugünü hazırlayan Hacı Bektaş Alevi Kültür Derneği mensuplarına ve emeği geçenlere kurumlarımız adına hürmetlerimi sunuyorum.

Çok teşekkürler zahmetlerine karşı ancak çok üzgünüm. Sebebini sorarsanız, 800 yıl sonra Serçeşme’de Hünkârı Hacı Bektaş-ı Veli’nin 800. yılını kutlamaya çağırdınız. Dünkü panel ve özellikle kurumumuzun kurumlarımızın genel başkanları ve panelistlerimizin konuşmalarında bu 800. yılın kutsallığı üzerinde ben bir şey algılayamadım duymadım da ve çok üzüldüm.

En büyük üzüntülerimden birisi de, genel başkanlarımızın yer değiştirenlerimiz de dâhil, belli bir mücadele verip bugünlere gelebilmenin koşullarını hazırlayanlar keşke burada bu 800. yılda birbirleriyle affınıza sığınıyorum, biz Dedeler biraz dili sivridir, kaba bir kelime veya cümle kullanırsam bağışlayın lütfen.

Sürtüşmeleri beni çok üzdü, yaptıklarını birbirlerine anlatmaları beni çok üzdü. Evet, bu mücadele hepimizin mücadelesi, bu kavgayı hep beraber vereceğiz. Biz bizi övmekten öte toplum bizi görmeli takdir etmeli ki, bu toplumda bu takdiri çok iyi bilen bu yola hizmet veren canlarımın hizmetlerini hiç bir zaman inkâr etmeyen, her zaman için baş tacı edip takdir eden bir toplumdur.

Elbette ki, son 50 yıldır gelenek göreneklerimizden koptuk, sıkıntılar yaşadık, buna aynen katılıyorum. Yeri geldi birbirimizi hayli de incittik. Ama bu son 18-19 yıllık süreç içerisinde yeni baştan kendimize döndüğümüzü hepimiz farkındayız, bilincindeyiz ve mücadele için çoluk çocuğumuzu, evimizi barkımızı bırakıp Türkiye’nin yurt içi yurt dışı çeşitli yerlerine varana kadar koşuyoruz ki, geleceğimiz olan yavrularımızı bekleyen tehlikeden, ülkemizi bekleyen tehlikeden, dünya insanlığını bekleyen tehlikeden nasıl koruyabiliriz. Ama koşul birbirimizi incitmeden, birbirimizi kırmadan, yapıcı olarak bu mücadelemizi sürdürmemiz lazım.

Bu Hünkârımız Hacı Bektaş-ı Veli Hazretlerinin 800. yılında isterdim ki, kavgamız Anadolu Alevi-Bektaşiliğin gelişim süreci olan bu 800 yıllık süreç içerisinde artı ve eksilerimizi tartışalım, yanlışlarımızı birbirimize kırılmadan, incinmeden verebilelim. Bu ulu yoldan gidişin gidileceğin kural ve disiplinini bilenlerimiz bilmeyenlerimize aktarması, olmalı idi. Ama üzülerek söylüyorum bu içimdeki duygu bayağı üzüldüm. Çünkü bugünü bize hazırlayan canlarımıza zaten teşekkür ettik de, bugünün özelliğini özellikle oraya yazılan 800. doğum yılının özelliklerini tartışmalıydık, kendi ideolojik siyasi yönümüz değil.

Elbette onu da yapacağız, onu yapmazsak zaten bu günlere gelemezdik ve özellikle son 19-20 yıldır bu mücadele içinde mücadele veren tüm canlarımın, kardeşlerimin, büyüklerimin hizmetlerine sonsuz saygı duyuyorum. Duymak da zorundayım, zorunluyum buna çünkü geleceğimi gündeme getirme koşulu vardı. Bu bazı önemli değişik kelimeler karşımızda başkan. Çalıştay falan, kafamız karışıyor, biz eski toprağız pek öyle ince şeylere giremiyoruz, ama bu Çalıştay konusunda özellikle çok çok dikkatli olmamız lazım. Çok çok.

Bilhassa kurumlarımızı yönetenler, ben bu işi bilenim diyenler, bilim adamlarımız zaten pek sağ olun dedelere fırsat kalmıyor ona bir şey demem, ama yine de dönün çağın koşullarına göre, bunu hep söylerim bağışlayın bu fakiri elinizi öper 4 kız 1 oğlum var dünyanın en zengin adamıyım. Çünkü beşi de üniversite bitirdi. İşin acı tarafı ne biliyor musunuz? Türkiye ve yurt içi, yurt dışı sizlere akıl verenlerden birisiyim güya öyle görünüyorum. Ama o öğretim görevlileri dönüp diyor ki: Baba diyor çağ değişti. Artık o menkıbenin altındaki gizleri açmasanız Alevi edep erkânının çağın koşullarına göre vermezseniz sizden gelen zürriyetiniz size dikilir, karşınıza dikiliverir; bilim, bilim, bilim.

Beni dün üzücü bir nokta daha oldu Başkanım. Bir canım bir şiir okurken Hünkâr Hacı Bektaş Veli’yi götürdü İmam Rıza’nın bilmem kaçıncı torunu şiirinde etti. Bilimsel olarak artık bu konulara yönelip araştırmalarımızı koyulaştırmak, sıklaştırmak, bilenlere danışmak zorundayız.

Hak, Muhammed, Ali yolunuzu açık kılsın. Cümlenizi görünmez kaza, belalardan korusun. Sizi bu birlikten, bu dirlikten ayırmasın. Hepinize aşkı niyazlarımı sunuyorum. Hürmetler ediyorum



OTURUM BAŞKANI- Teşekkürler Dede sağ ol.

Değerli katılımcı arkadaşlar, şimdi size böyle konuşma arasında kısa kısa bilgi vermek istiyorum. Bu yıl Hacı Bektaş Veli’nin 800. doğum yılı dolayısıyla Birleşmiş Milletler nezdinde birtakım girişimlerde bulunulmuş 2009 yılının Hacı Bektaş Veli Yılı ilan edilmesiyle ilgili. Ancak bunu bize Nevşehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Filiz Kılıç anlattı tabii birebir içinde değiliz.

Fransız Hükümetinin Hacı Bektaş Veli bir dinin, bir inancın önderi evrensel değil diye şerh koyarak Fransız Hükümetinin muhalefetiyle ilan edilememiş. Burada tabii Avrupa’da örgütlenmiş Alevi kurum ve kuruluşları var, Türkiye’de kurumlar hiçbiri bir biçimiyle müdahil olmamış, müdahale olmamış ya da bu konuda bir çalışma yapmamış.

Yani hani diyoruz ya bir olalım, iri olalım, diri olalım. Bunu hep lafta söylüyoruz pratiğe uygulayamıyoruz.

Evet, buyurun. Siz burada söyleyin, Kemal Çelik. Kemal Bey’den önce Veliyeddin Bey var.

KEMAL ÇELİK (Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Körfez Şube Başkanı)- Bugünü bize kazandıran Hacı Bektaş Derneği yöneticilerine, organizasyonu yapan bütün canlara baştan teşekkür ederim, saygılarımı sunarım.

Ben konuşmamı birazcık belki sivri de olabilir, sürçü lisan edersem affola diyorum. Ben Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli’nin huzurunda kesinlikle insanların gönlünü alarak şeklinde riya konuşmayı hiç sevmiyorum, sevmem de. Dünkü örgüt arkadaşlarımız yani Alevi-Bektaşi genel merkez, genel başkanlarının birbirlerine dargın, kırgın, küskün şeklindeki bir imajı dün bize kanıtlamaları diyelim artık yani insanlar tabii ki bunu anlıyor. Gerçekten bunda çok üzüntü duydum, çok üzüldüm.

Bizler Hünkâr Hacı Bektaş Veli denince barışın, kardeşliğin, sevginin, saygının sembolüdür diye biz düşünüyoruz. Zaten Hünkâr Hacı Bektaş Veli barışın sembolü olarak güvercin donunda Sulucakarahöyük’e gelmedi mi. Madem ki, bizim genel merkez genel başkanlarımız efendim Hacı Bektaş Veli’nin düşüncesinin merkezi insandır, inancımızın merkezi insandır diyorsak o zaman Yunus diyor ki: Adımız miskindir bizim, düşmanımız kindir bizim.

Bizim birbirimize kin güderek, kırgın, dargın olarak yaşantıyı ben sevmiyorum kendi şahsıma söylüyorum. Bu konuda genel başkanlarımı da eleştirdiğim için kendilerinden özür dilerim, kusuruma bakmasınlar.

Çıkıyorlar burada efendim Atatürk’le Hünkâr Hacı Bektaş Veli’yi karşı karşıya getirmek. İnsanların bu kutsal inançlarını siz yönlendiremezsiniz. Genel başkan olabilirsiniz, ama insanların inançlarını kendi düşünceleriniz doğrultusunda yönlendiremezsiniz. Hangi Alevi evinde Hz. Ali’nin resmi, Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin resmi, Atatürk’ün resmi yok ki. Ben Aleviyim deyip de bu resimler bizim evlerimizde yoktur diyebilen bir Alevi’ye rast gelebilir misiniz? Mümkün değil.

Çünkü biri demiş: Bana bir harf öğretenin kölesi olurum. Biri demiş: İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır. Biri demiş: Hayatta en hakiki mürşit ilimdir. Pir Sultan Hazretleri de demiş ki: Kurban olayım kalem tutan ellere demiş. Bunlar birbirinden ayrılır mı? Bunları birbirinden ayırıp bizim beyinlerimizi karıştırmak, gerçi bizim kültür seviyemiz yüksek değil akademisyen değiliz, ama biz de kendi çapımızda okuyoruz iyi kötü anlayalım anlamayalım.

Ama lütfen genel başkanlarımızdan bu kutsal duygularımızı hatta başkanlarımızdan birisi dedi ki: Kimse dedi Aleviliği dedi öğretmesin dedi. Genel Başkanlara söyledi, bize söylemedi yani. Bu laflar beni çok incitti, beni çok üzdü. Gerçekten üzülüyorum, biz canla başla Hünkâr’ın huzuruna gelelim diye arkadaşlarımızdan bin bir türlü zorluklar içerisinde argın yorgun geliyoruz. Peki neymiş? Hünkâr Hacı Bektaş Veli’ye geliyoruz.

Hünkâr Hacı Bektaş Veli Etkinliklerinde de Sayın Başkanım Mustafa Özcivan dönemindeki etkinlikler diyelim veyahut da anma törenleri diyelim, o günle bugünler birbirine uymuyor. Gerçekten uymuyor. Örgütler birbirlerine küskün, dargın. Kimi 10 gün önce geliyor, kimi 5 gün önce geliyor, kimi bir hafta önce geliyor, bazı örgütler bir hafta sonra geliyor.

Anma etkinlikleri ise ben diyorum ki, bütün örgütlere de sesleniyorum buradan, Hünkâr Hacı Bektaş Veli Anma Törenlerine hep beraber gelelim. Burada kendimizi gösterelim, bizi tanısınlar. Desinler ki: İşte Aleviler de birlik beraberlik içerisinde hep beraber gelmişler desinler. Biz bunu bir türlü hazmedemiyoruz, artık yeni örgütlü olduğumuz için midir veyahut da birbirimizden kendimizi daha üstün görmekten mi kaynaklanıyor; değil. Babamın bir sözü vardı; diyordu ki, “Oğlum, su yeri alçak yeri, başın göğe değerse sudan alçak yürü.” İnsan alçakgönüllü olmadan yücelemez. İnsanlar dün de söylediler konuşmacılar yani devlet özür dilemek. Özür dilemek en büyük erdemliktir, ama özür dilemek için de suç işlememek gerekir. Suç işlemişsin ondan sonra özür dilemişsin bunun mantığı yoktur.

Yani bilemiyorum, bu Hünkâr Hacı Bektaş Veli Etkinliklerine ve anma törenlerine bütün örgütler hep beraber gelsin. Buranın çilesi bizim için huzurdur, refahtır. Gerçek söylüyorum yani geldiğim zaman bu anma törenlerine sanki o ağaçlar bana Allah diye çağırıyor. Bana sanki gülüyorlar yani. Belki Hacı Bektaş Veli ilçesinde yaşayanlar bizim kadar bunu anımsayamazlar, ama içimizden bir ferahlık bir huzur buluyoruz geldiğimiz zaman. Bunun için diyorum ki, ayrı ayrı gelinmesin hep beraber gelelim. Nasıl ki Hünkâr demiş: Bir olalım, diri olalım, iri olalım. Biz de öyle olalım.

Alevi Çalıştayına gelince zaten Başbakan demedi mi, sindire sindire alıştıracağız dedi. Daha önce Sincan Belediye Başkanı demedi mi, enjekte ede ede öğreteceğiz diye. Hocamın dediği doğrudur, bizim akademisyenler Alevi-Bektaşi Enstitüsünü kuranlar çok dikkat etmeleri gerekir. Bizi kimseye ne pazarlasınlar ne de haklarımızı birilerine versinler. Biz şu an kimlik mücadelesi peşindeyiz. Kimliğimize sahip çıkmak istiyoruz. Bu kimliği bize vermiyorlar.

Bakın ben bir temel attım cemevi için. Bilgisayarda biliyorsunuz şimdiki teknolojide, cemevi ismi yoktur o şekilde alamadık, ama altta not yazdırdık cemevi ve kültür merkezi diye. Bilgisayarda ekstrada Belediyeden bunu yazdırdım. Düşünün halen daha bizim cemevlerimiz yasal statüye kavuşmuyor. Burada siyaset ne olursa olsun siyasi yönde bizim genel başkanlarımız kendi üyelerini pek fazla yönlendirmesinler. Kendi görüşlerini bize zorla empoze etmesinler. Bu konuda ben genel başkanlarımdan rahatsızım.

Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli’nin huzurunda diyorum ki, hala haldaş edelim, yolu yoldaş edelim. Ulu Hünkâra sığınarak, onun affına sığınarak aslanla ceylanı nasıl bir arada barındırıyorsa, biz bütün örgütler kardeş gibi bir arada barınalım diyorum.

Hepinize saygı sunarım.



OTURUM BAŞKANI- Teşekkür ediyoruz, sağ olun. Körfezden gelen arkadaşımıza teşekkür ediyorum.

Değerli dostlar, Hacıbektaş’ta bir yeriniz var. Hacı Bektaş Kültür Derneği bundan sonra Hacıbektaş’ta etkin bir kültürel faaliyet yürütecek yani bunu hepiniz bilin. Buranın telefonunu, faksını, e-mail adresini, internet web adresini alın. Bundan sonraki anma törenlerinde olsun, farklı etkinliklerde olsun Hacıbektaş’tan en gür sesi hep beraber çıkartacağız. Bize güvenin beraber hareket edelim.

Veliyeddin Bey buyurun. Hacı Bektaş Veli’nin yol evlatlarından, sevgili arkadaşımız dostumuz, yol önderi Veliyeddin Ulusoy.

VELİYEDDİN ULUSOY- Dostlar tekrar merhaba. Hemen Başkanımı düzelteyim hem yol, hem bel evlatlarından.

Dünkü olaylar tabii ki pek çoğumuzun hoşuna gitmedi, bu bir gerçek. Ben ancak bunu şöyle algılıyorum, bu bir hizmet yarışı. Hizmet yarışında da ufak tefek kıskançlıklar olur. Hacı Bektaş Veli, Hacıbektaş’a geldiğinde bildiğiniz gibi o zaman da küçük bir kıskançlık olayı olmuştu. Gelmesini istememişlerdi Rum Erenleri, ama sonunda kabul ettiler. Ben şuna benzetiyorum bugünkü günleri, sel gibiyiz şimdi dağdan iniyoruz ve biraz yıkıyoruz. Biraz parçalıyoruz, ama obaya indiğimizde durulacağız ve aklımızı başımıza alacağız.

İkinci konu dün örgütlenmeyle ilgiliydi benim panel konum. Tabii yönetici olduğum için de kısa da olsa biraz anlatmaya çalıştım, ama burada biraz daha detaya gireceğim.

Hacı Bektaş Veli’den 16. asra kadar, yani 1550’lere kadar hiçbir problem yok Alevi-Bektaşi sisteminde. Nasıl o sistem? Ocaklar var, ocakların talipleri var. Talipler ocaklara bağlı, ocaklar Hacı Bektaş Veli Dergâhı’na bağlı ve bunların buraya gelip gitmeleri de sınırlanmış belli zamanlar içerisinde. 1, 3, 5, 7 ve en son 12 yılda Dergâha gelip orda ikrar verip icazet alacaklar.

Bu sistem demin söylediğim gibi 16. asra kadar 1550’lere kadar devam etmiş. Yani Hacı Bektaş Dergâhı dede ocakları üzerinde bir kontrol sistemi var. Hacı Bektaş Dergâhı dedeleri atıyor, dedeleri azlediyor, onları kontrol ediyor böyle bir işlevi var.

Peki, 16. asırda ne olmuş? 16. asırda Kalender Çelebi İsyanını görüyoruz. Kalender Çelebi İsyanı, Osmanlı tarihindeki en büyük köylü ayaklanmasıdır. Bugün Türkiye haritası üzerinde Tokat’tan Adana’ya bir çizgi çekin bu çizgi üzerinde büyük bir ayaklanma var. Yalnız bu ayaklanma dini bir ayaklanma değil dostlar, ekonomik bir ayaklanma. Osmanlı hazinesi boş, hazinenin tekrar yazılmasıyla ilgili tımar sistemi o zaman tüm topraklar padişaha ait, o topraklar kiraya veriliyor. Hatta Kanuni’nin ismi buradan geliyor işte yeni bir yasa çıkmış, ama bu yasada toprağın tekrar yazılımıyla ilgili yasada çok büyük rüşvetler de dönüyor.

Fuzuli’nin meşhur tarihe geçmiş Şikâyetname’si de bu döneme rastlar. Bağdat’tan mektup yazıyor İstanbul’a, bir resmi dairede işi varmış selam verdim rüşvet değildir diye almadılar. İşte böyle bir dönemde artık halk isyan etmekten başka çare bulamıyor ve Sünni kökenli olan sipahiler de yine Kalender Çelebi’nin etrafında toplanıyor.

Başlangıçta çok büyük başarılar elde ediyorlar, Osmanlının en güçlü dönemi bu. Fakat sonuçta Sadrazam olan İbrahim Paşa, o zaman işte Başbakan isyanın nedenlerini araştırıyor ve Kalender Çelebi’nin etrafındaki özellikle sipahilere topraklarının tekrar iade edileceğini buna benzer birtakım rüşvet ve vaatlerden sonra bir gecede bugün Nurhak’ın Başsaz Yaylası’nda Kalender Çelebi’nin etrafı boşalıyor, sadece sadık dostları aynı Kerbela gibi etrafında kalıyor. Ve kafası kopartılıp İstanbul’a gönderiliyor.

Bu ne tesadüftür ki, bu olaydan çok kısa bir süre sonra Hacıbektaş’a bir postnişin atanıyor, Sersem Ali Paşa. Ve doğumundan 250 sene sonra Hacı Bektaş Veli hadım ediliyor; çok affedin beni bu kelimeyi kullandığıma bacılar özellikle. Hadım ediliyor ve bu silahla biz vuruluyoruz ve parçalanıyoruz.

Yani bu Kalender Çelebi İsyanından sonra bizim bir kırılma noktamız bu, parçalanma noktamız. Düşünün, iki parçaya bölünüyoruz birisi Babagan Kolu, birisi de mevcut olan kol. Onların iddiası Hacı Bektaş Veli mücerred, evlenmemiş. Ama makamları saydığımızda 5. makam zannediyorum evlenin diyor.

Bunu tartışmayacağım ben, şunu söylemek istiyorum sadece ikiye bölünüyoruz. Yani Osmanlı bizi ikiye parçalıyor, Babagan Kolu ve normal kol. Ama büyük bir baskı da var. Bu baskının başlangıcı ne zaman? Bu baskının başlangıcı da Yavuz’un Mısır Seferi’nden bugünkü El Ezher Üniversitesinden getirdiği binin üzerindeki müderrisin Emevi İslam görüşünü Osmanlıya aşılaması.

O görüşler Kanuni döneminde artık Şeyhülislam fetvası olarak bize yansıyor ve köylerimiz hepinizin bildiği gibi dağ başı, dere içinde çünkü ölümle tehdit ediliyoruz. Burada ikinci bir olay daha var, bu tehditler sonucu buraya bağlı olan diğer uzak ocaklar onların da işine geliyor biraz bu. Kendi ocaklarını öne çıkarmak, buraya hem ekonomik hem deminki anlattığım Hacı Bektaş Dergâhı’nın teftiş niteliğini kaldırmak için onlar da kopuyorlar. Üçe bölündük bakın: Çelebi Kolu, Dedegan Kolu ki ikisi aynı ve Babagan Kolu. Kendi silahımızla bizi vuruyorlar, bugün de öyle. Bugün de kendi silahımızla vuruluyoruz ve tarihimizdeki belki de en tehlikeli dönemden geçiyoruz.

Bu konuya burada nokta koyduktan sonra size iki noktada cevap vereceğim. Ne yazık ki bu söylemek istediğim keşke çok daha fazla olsa bu sayı bir Almanya’da bir de Türkiye’de iki tane dedelik görevi yapan bacılarımız var, analarımız var. Size bunu özellikle söylemek istiyorum, ama ne yazık ki az keşke yarı yarıya olsa. Ama erkekler kabul etmiyor halen mücadelesini yapıyoruz bunun.

İkinci bir olay da bilmiyorum Başkanım devam edeyim mi yoksa bir olay daha anlatmak istiyorum.Bu çok yakın bir olay aramızda hep konuşuruz hani Atatürk Bektaşi miydi, Alevi miydi, nasıl bir insandı? Atatürk bunların üstünde birisi onu tartışacak değilim ben, ama bir olayı anlatayım, babamın başına gelen bir olay.

50’li yıllarda babam İstanbul’dan trenle Ankara’ya gelecek bir de bakıyor ki, Hukuk Fakültesi’nden hocası Yusuf Kemal Tengrişek o da aynı kompartımana giriyor. Babamı bizim aleviler yolcu ediyorlar beş on kişi. Şimdi diyor babam elini öpsem hocamın, bak bak elini öptü diyecekler diye öpmedim diyor. Tren hareket ettikten sonra gittim elini öptüm. Kimsin diye sordu bana.

Evvela isterseniz şunu açıklayayım, Yusuf Kemal Tengrişek kim onu bir açıklayalım. Yusuf Kemal Tengrişek, Atatürk’ün ikinci Dışişleri Bakanı. Birincisi Bekir Sami, Rusya’ya gittiğinde o birtakım art niyetli Çerkezdi kendisi orda birtakım işler yapmak istedi, azletti onu Atatürk. Onun peşinden Yusuf Kemal Tengrişek’i Dışişleri Bakanı yaptı. Aynı zamanda bu zat profesördür ve İstanbul Üniversitesi’nin de hocalarındandır. Aynı zamanda son Osmanlı Meclisi’nin de milletvekillerindendir.

İşte kimsin diye soruyor babama. Babam da diyor ki: Öğrencinizim hocam. Nerelisin? Hacıbektaşlıyım. Cemaletttin Çelebi’yi tanır mısın? Amcam olur diyor. O zaman siz Veliyeddin Çelebi’nin oğlusunuz. Yani aileyi de yakından tanıyan birisi. İşte yolda muhabbet ederken şöyle bir konuşma geçiyor. Atatürk’ün diyor ömrü vefa etmedi, Dışişleri Bakanı olan yani o zaman değil de. Yoksa diyor dinde de bir reform yapacaktı. Sizin bir diyor inanış şekliniz var ya o şekilde bir reform yapacaktı.

Bir konuya daha değineyim çok kısa Başkanım. İkinci kırılma noktası da 1826’dadır. 1826’da Yeniçeriler kaldırılınca tüm Alevi-Bektaşi dergâhlarına bir katliama girişti II. Mahmut. Hacı Bektaş Dergâhı’na da aynı şekilde yine idamla yargılandı Hamdullah Çelebi o zaman postnişin olan. Dün aynı konu oldu Yeniçeriler Bektaşi idi, ama Hacı Bektaş Dergâhı’nın Yeniçeriler üzerinde bir yaptırımı, bir gücü yoktu kesinlikle yoktu. Sadece bu usul, bir formaliteden öte değildi. Buna rağmen Hamdullah Çelebi idamla yargılandı fakat padişah Anadolu ayağa kalkacak diye korktuğu için özel ulakla haber gönderdi ve Amasya’ya sürgün edildi.

Onun mahkeme tutanakları bulundu ve kitap haline dönüştü. Hamdullah Çelebi’nin oradaki boyun eğmeden bugünkü sorunlara da cevap verecek olan o kitap çıktı. Hamdullah Çelebi Savunması şeklinde sağ olsun Yunus Koçak onu derledi ve kitap haline getirdi, bunu da belirteyim.

Bir de Alevi-Bektaşi yolunda en önemli şey tam teslim olmaktır. Yani bir rehberin önünde ikrar vereceksiniz ve teslim olacaksınız. Eğer Hacı Bektaş Veli düşüncesini, Alevi-Bektaşi yolunu içinize sindirirseniz hiçbir kavganız olmaz, hep dostça kalırsınız. Gönül isterdi ki, tek bir kuruluşumuz olsun öbürleri onun şubesi olsun, ama bir gün o da olacak şüphesiz.

Hepinize teşekkür ediyorum dinlediğiniz için, sağ olun.

OTURUM BAŞKANI- Teşekkür ediyorum, sağ olun.

Alevi-Bektaşiler hep haksızlığa karşı baş kaldırmışlar biliyorsunuz. 1240 yılında Babai Ayaklanması’nda Baba İlyas, Baba İshak, 1500’lü yıllarda Kalender Çelebi. İşte şimdi de yine işte Alevi-Bektaşi Federasyonu öncülüğünde ya da farklı Alevi derneklerinin de öncülüğünde bugünkü şartlarda demokratik yollardan mitinglerle taleplerini bir biçimiyle iletmeye çalışıyorlar. Buna da yani hakkımızı hukukumuzu alıncaya kadar devam edeceğiz.

Alâeddin Bey, buyurun.

ALEADDİN TÜRKOĞLU- Merhaba arkadaşlar, ben Alâeddin Türkoğlu. Pir Sultan 2 Temmuz Vakfı yöneticisiyim, kendim de Ankaralıyım.

Veliyeddin Hocam gerçekten çok güzel şeyler söyledi. Yani ben 10 seneden beri bu Vakfın içindeyim hep, ama hala Alevilikten hiçbir şey bilmediğimi söylüyorum ve ben de kendim Köroğlu Dağları’nın üzerinde Ankara’da bir Karaşarlıyız.

O ben de kendi köyümdeki asimilasyon olan şeyler olduğu için o 1826’da da bizim oraya camiyi o dönemde koymuşlar ve o dönemde de bizde Karaşarlarda ikiye bölünmüş. Bir Bektaşiler var kendileri gizli örgütlene örgütlene bu döneme geldiler ve Ankara-Sincan’da Kisiktaş’ta bir Bektaşi tekkesi var ve bunlar gizli gizli örgütleniyorlardı şimdi biraz daha aleni. Bir de Kızılbaş olan Musahip kanadı var.

Yani o dönemde 1826 yılında kapatıldıktan sonra bizim Karaşar’a hem camiyi sokmuş bu II. Mahmut, hem de bizim Karaşar Türkmenini ikiye bölünmüş. Bir kısmı Bektaşi olmuş, bir kısmı hem musahip oluyorlar, hem cem yapıyorlar, hem de camiye gidiyorlar. Bu camiye gidilmesinin sebebini de ben kendim ilkokul üçteyken bir berber vardı, o berberde çalışırdım. Atpazarında bu Çıkrıkçı oralar aslında Ahiliğin merkezi olan bir yer yani. Aslan Ali Camisi’nin olduğu yer de aslında cemeviymiş. Ahi Evran Camii var oradadır Ahiliğin merkezi.

Tabii kendimiz araştıra araştıra bulurken, aslında asimile olmadığımı, cumhuriyet döneminde, az önce ben Hocamın dediği Atatürk konusunda tekke ve zaviyeler kapatılıyor. Atatürk konusunda gerçekten ben de şimdi aydınlandım, reform yapacağına kesinlikle inanıyorum. Ama ömrü vefa da etmediğine ben inanıyorum. Çünkü Atatürk’ten sonra hızlı bir şekilde cumhuriyet tarihinde de asimile olduğuna inanıyorum. Ben bunu kendim bizzat yaşadım.

İlkokul üçte berberde çalışırken Diyanet İşleri Vakfı Başkanı oranın imamıydı Lütfi Doğan, sonradan Bakan oldu. O bizim Karaşarlılar 1940’larda göç ettiler, esnaf olmaya başladılar. Bu esnaflık olurken başarılı bir esnaflardı çünkü ilk defa Atatürk’ten sonra dağların içinde, ormanların içinde biz düz ovaya indik. O dönemde de bizim tabii ki esnaflığımız az yoksul insan şehre saldırıyor ve bir gettolarda, varoşlarda bir kendimizi ifade etmeye çalışıyoruz.

Sonra bunların bizim esnafların ben şahit oldum ilkokul üçteydim çok iyi hatırlıyorum. Siz Müslümanlığın özüsünüz, siz gerçek Türkmenlersiniz, siz iyi Alevilersiniz diyerekten bu döneme kadar geçirdiler. Sonra da bizim o benim hanımın köyü yani aşağıdaki köy bunlar Hacca gitmeye başladılar. Hem Alevilik yapıyorlar hem de cami yaptırma derneklerine bilmem nelerine yardım ediyorlar. Sonra biz bu kitapta bunu söyledik, dedik ki arkadaş asimile bu Lütfi Doğan’ın CHP zamanında yapıldı ve Lütfi Doğan Diyanet İşleri Başkanıydı. Ben bunu kendim bizzat gözümle gördüm.

Diyeceğim şudur arkadaşlar, sonra ben tabii siyaset döneminde belli bir zaman sonra DEV-YOL ve ÖDP kurucusu bilmem ne falan olduk, sonra şimdi esnafım. Bizim sosyalistlerin şöyle şeyi var, az önce Hocam dedi köylü isyanı dedi. Bizim DEV-YOL Merkez Komitesine bile bunu anlatamıyorduk. Aleviliğin sadece dinsel Sünniliğin karşılığı olarak anlatıyor. Bunlar da üniversiteyi bitirmiş, İngilizce bilen, bu ülke için uğruna ölmüş bilmem ne yapan adamlar.

Adama Aleviliği söylediğin zaman Avrupa’daki köylü isyanından örnekler veriyor, Anadolu’daki köylü isyanının farkında değil. Anadolu’daki köylü isyanına buradaki Rum Erenleri işte Ermeniler, Kürtler işte Türkmenler herkes katılmış, Osmanlının o ceberut döneminde ve bu kültürü biz sahiplenemiyoruz. Sadece işte Marksist-Leninist, sosyalist kültüründeki sınıflar emeğimize de onlardan dolayı geliyoruz.

Yani Marx’tan, Lenin’den daha ötesini Anadolu’ya gidemiyoruz. Gidemediğimiz için de buradaki arkadaşlar sınıfsal şeylerle Alevilik şeyini inançlar şeyini birbirine harmanladılar. Özellikle bizim 78 Kuşağı bu inançsal şeye çok müdahale etti. Müdahale ettiği için de bu kavga oradan çıkıyor. Bir yerleri arka bahçesi olarak işte ÖDP’nin, DTP’nin, CHP’nin arka bahçesi göstermek için bu 78 Kuşağı burada çok büyük hata yapıyor. Nasıl hata yapıyor? Bir partinin arka bahçesi olarak bizim Alevilerin işte KESK’te bilmem ne bazı sendikalarda işte bu aleviler bizdendir, şundan bundan deniliyor, yönetime girerek kariyer ve ekonomik rant peşinde koştukları için buradaki Alevilerin tamamını da birbirine düşürüyor.

İşte Murtaza Demir doğru söylerse onun bir taraftarı oluyor, Ali Balkız söylerse onun bir taraftarı oluyor. Bunları bırakacağız bence, ben kesin önerimi söylüyorum Veliyeddin Ulusoy’un önderliğinde biz gerçekten Aleviliği bütün inanan ve dönüştürecek şekilde bunları yapmamız lazım.

Veliyeddin Ulusoy da kusura bakmasın artık yumruğu masaya vuracak, şenlik menliği bitirecek. Burada Aleviliğin bir tane tehlikeli unsuru var bence. Bizim Alevilerin bazı önderleri provokatörler içine sızmıştır, bunlar içinde. Bizim şunu dememiz lazım: Ne şeriatın Aleviliğine hayır diyeceğiz, ne de cuntanın Aleviliğine hayır diyeceğiz. Biz Aleviliğin özüne gireceğiz. Özüne girdikten sonra biz Veliyeddin Ulusoy da bunu koruyacak bir de devletin kurduğu Alevilik olarak isim de veriyorum İzzettin Doğan’ın da tabanını biz kapmak zorundayız. Bunu da yapacaksa İzzettin Doğan’ın tabanını da Veliyeddin Ulusoy’un yumruğunu vurup tabanı toplayacağına da inanıyorum.

Ve şenlik menliği de burada bitirmemiz gerekiyor. Ben geçen gün Karaşar’da Mursal Baba diye bizim bir ormanın yüksek tepe var, bir de Barak Baba diye bir yer var, bir de İmirza Baba diye bir yer var. Hep yüksek tepelere türbeler yapmışlar. Bir de aşağıda şey var. Oraya geçen gün gittim, bizim arkadaşlar hadi gelin Mursal’a bir dua edelim. Gittim o kadar çok hoşuma gitti ki, oraya toplanmışlar o dediğimiz Bektaşi Karaşarlılar. Kara kazan kaynıyor, bir taraftan da kadınlarla erkekler nefes söylüyorlar, dem alıyorlar ve bizi de çağırdılar cemlerine biz de girdik, remlerimizi aldık.

Ya ben Karaşarlı olarak bile biz musahiplerin cemine gireriz, Bektaşilerin cemini de gördüm. Bizde mesela demalım var, ama oradaki Karaşarlılar ikiye bölünmüş onlar dem alıyorlar. Çok da hoşuma gitti kadınlarla erkekler dem alıyorlar ya ben Karaşarlı olarak bile daha hala kendi öz kültürümü bile bilmiyorum.

Yani şunu söylüyorum arkadaşlar, bir de şu var: Bütün Alevi merkezlerinin genel merkezleri Ankara’da. Ama utanarak söylüyorum ben burada şu ciddi katkı da vereceğim. Bir tane bizim cenazelerimizi yıkayacağımız Ankara’da bir cemevimiz yok. Yine gidiyoruz o camilerin, imamın karşısına, imamın karşısına gömülüyoruz ve kendi törelerimizi bunu İstanbul, İzmir bazı bölgeler halletmiş. Ama Ankara gibi bir yerde başkentte biz bir tane Kültür Merkezi açılıyor, ama cenazelerimizi koyacağımız, lokmalarımızı pişireceğimiz, kurbanlarımızı keseceğimiz gerçekten inançsal olarak yapacağımız bir tane merkezimiz yok. En kısa zamanda bunu Alevi-Bektaşi Federasyonları, Cem Vakfı yani dernekler.


Yüklə 0,63 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   4   5   6   7   8   9   10   11   12




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin