İstanbul üNİversitesi AÇik ve uzaktan eğİTİM


Bilinç Nasıl Tanımlanabilir?



Yüklə 244,2 Kb.
səhifə10/14
tarix27.10.2017
ölçüsü244,2 Kb.
#16965
1   ...   6   7   8   9   10   11   12   13   14

Bilinç Nasıl Tanımlanabilir?


Bilincin en sade tanımı, içsel ve dışsal durumların o andaki farkındalığıdır. Daha ayrıntılı bir tanım yapmak istersek; bilinç, bir insanın anılarının, duygularının ve bedensel duyumlarının olduğu kadar, dış dünyada olup bitenlerin farkında olmasını sağlayan süreçtir.

Bilincimiz, belirli bir anda, algılarımızı, duygularımızı, düşüncelerimizi, arzularımızı, diğer bir ifadeyle dikkatimizi odaklamış olduğumuz bütün zihinsel etkinliklerimizi içerir. Ancak belirli bir anda bilinç kapasitesi aslında oldukça sınırlıdır. Aslında, tamamen uyanık ve tetikte olduğumuz zamanlarda bile, iç ve dış çevremizde olanların oldukça küçük bir kısmının bilincindeyizdir.

Örneğin; sorulduğunda, dün akşamki yemek zamanıyla ilgili yaşantılarınızı hatırlayabilirsiniz ama sorulmadan önce hatırınızda değildir.

Bilinçli olduğumuz her anda, tek bir şeyin bilincinde olmaya eğilim gösteririz. Gündelik hayatta yoğun iki bilinçli etkinliği aynı anda yerine getiremeyiz. Ancak bu etkinliklerden birisi, çok sık yaptığınız, otomatikleşmiş bir becerileri etkinliğiyse o zaman birden fazla işi yapmak mümkün olabilir. Bu durumda, bilinç birinden diğerine geçiş yapmaktadır.

Bazen, yaptığımız işe kendimizi o kadar kaptırırız ki, başka hiç bir şeyin farkında olmayız. Bazen, çağrışımlar yoluyla aklımıza gelivermiş bir şeye, bir anıya, bir plan yapmaya, bir hayal kurmaya ve bunlarla ilgili hislere kendimizi o kadar kaptırırız ki ne yapmakta olduğumuzun farkında olmayız. Bu gündelik hal tanımlaması bize, bilincin anlık kapasitesinin oldukça sınırlı ve seçici olduğunu göstermektedir. Ancak aynı zamanda bilincimizin odağını değiştirebildiğimize göre, belirli bir anda bilincinde olmadığımız süreçlerin sürmekte olduğu da göstermektedir.

Bilincinde olmadığımız süreçlerin bir kısmı oldukça açıktır, örneğin otonom sinir sistemi etkinliklerinin farkında olmayız, otomatikleşmiş hareketleri gerektiren etkinlikleri tam olarak ne yaptığımızın hiç farkında olmadan başarıyla tamamlayabiliriz.

Belirli bir anda zihnimizde olan tüm her şey bilinç alanımızın içinde bulunmaz. Onlar bilincimizin dışında ama zihnimizin içinde bulunurlar. Aynı zamanda belirli bir anda bilinç alanına nelerin girebileceğini, biz bilincinde olmasak bile etkileyebilirler.

Bilindiği üzere, bilinç dışı kavramı ilk kez S. Freud tarafından kullanılmıştır. Freud bilinç dışını, insanların kendileri için rahatsız edici buldukları bazı deneyimlerin, hatıraların, fikirlerin ve dürtülerin bastırıldığı, bilinç dışına itildiği bir zihinsel yapı olarak kabul etmiştir. Aynı zamanda bu bilinç dışına itilen dürtülerin bilinçli davranış ve düşünceler üzerinde etkili olduğunu söylemektedir. Bugün bilinç dışı terimi, Freud’un kullanımından farklı olarak, zihnin içeriğini oluşturan tüm bilgi ve süreçler için kullanılmaktadır.

Bazı araştırmacılar, “bazı olaylar bilinçle, bazıları ise bilinçsizlikle bağlantılıdır” düşüncesinden hareketle sınıflamalar yapılmasını önermektedirler. Bu tür sınıflamalardan sizler için şöyle bir örnek seçilmiştir:


  • Dikkat edilen uyaranlar; hatırlama, asıl/öndeki olaylar, yeni uyaranlar, çaba gerektiren süreçler, uyanık olma, açık bellek, niyetli öğrenmeler bilinçli hallerle ilgili süreçlerdir.

  • Dikkat edilmeyen uyaranlar; bilme, yan/arka planda kalan olaylar, çıkarımsal ve rutin uyaranlar, otomatik süreçler, derin uyku, koma, ilaçla yatışma gibi durumlar, örtük bellek, farkına varmadan olan öğrenmeler bilinçli olmayan hallerle ilgili süreçlerdir.

Bilincin İşlevleri


  1. Bilinçli deneyim, içinde yaşadığımız çevreye daha etkin uyum sağlayarak var kalmamıza destek sağlar.

    • Bilinç, belirli bir anda içten gelen uyarıcı akışını, fark edilen ve odaklanan şeyleri sınırlandırarak düşürür. Dolayısıyla amaçlara, ihtiyaçlara uygun olarak kaynak önceliğini belirleyip yeni durum için bir zihin alanı açar.

    • Bilinç aynı zamanda, sizin kişisel öncelik/tercih ve ihtiyaçlarınıza göre deneyimleri sınıflandırmanıza, yorumlamanıza ve kayıt edip etmememize yardımcı olur.

    • Bilinç, üçüncü olarak yine kişisel ihtiyaçlar, öncelik ve tercihleriniz doğrultusunda planlama, hayal kurma, sonuçları tasarlama gibi yönlendirici bir işlev görür. Aslında bilinç, bize geniş bir zaman perspektifi içinde potansiyel eylemleri tasarlama, şimdiki kararlarımızı oluşturmak için geçmiş bilgilerimiz ve gelecekle ilgili beklentilerimizi birlikte ele alma ile ilgili bir alan açar.

  1. İkinci temel başlık, öznellik hissinin ve benlik tasavvurumuzun oluşmasıdır. Her insan kendisinin diğerlerinden farklı, öznel bir varlık olduğu hissine sahiptir. Kendimize mahsus bilgilerimiz, deneyimlerimiz, anılarımız, değerler ve inançlarımız, gelecek beklentilerimiz ve planlarımız olduğu bilgisiyle kişisel bir gerçeklik inşa ederiz.

Bilinç Hallerini Değiştiren Durumlar


Uyku ve Rüya Görme

Yaşamımızın yaklaşık üçte birini uykuda geçiririz. Uyku, EEG kayıtları alınarak uyanık bilinçli hal ile bilinçsiz haller arasındaki farklı beyin etkinliklerini tanımlayabildiğimiz ve bilinçli deneyim ile bilinçsiz deneyimler arasındaki farkı net bir şekilde görebildiğimiz bir bilinç değişimi durumudur.

Uyku, fizyolojik bir ihtiyaçtır. İnsanlar, her gün 6-10 saat arasında değişebilen ortalama bir süre ile uyurlar. Uykuda ve uyanık olarak geçirilen süre, güneşin dünya çevresinde dönüş süresine bağlı ayarlanan bir döngüdür ve bu süredeki mevsimsel farklılıklara yani günün uzayıp kısalmasına bağlı olarak küçük değişimler gösterir. Yani pek çok biyolojik işlev gibi uyku ve uyanıklık da, belirli bir sirkadyen (günlük) döngü içinde gerçekleşmektedir.

Metabolizma hızı, midedeki asit düzeyi, uyarılmışlık, vücut ısısı, kan basıncı, pek çok hormonun düzeyleri sirkadyen bir döngü içindedir. Bu döngüsel değişim, bütün beden döngüleri için aynı olmayabilir ancak tümü kestirilebilir bir düzen içindedir. Vücuttaki bu ritimlerin tümüne birden biyolojik saat denilmektedir. Bedenin uyarılmasına neden olan epinefrin hormonu, sabahın geç saatlerinde en üst seviyeye ulaşır, gece yarısına doğru en az seviyeye iner ve sabaha kadar bu seviyede kalır. Melatonin hormonu ise, gün ışığının azalması ile aktive olur, gece boyunca artar ve gün ışığıyla artışıyla azalmasını gün boyu sürdürür. Kronik uykusuzluk hallerinde, melatonin hapları kullanılarak döngünün yeniden oturtulması bir tedavi yolu olarak kullanılabilmektedir.

Uyku ve rüyalar üzerindeki çalışmalar “uyku laboratuvarlarında” yapılmaktadır. Çalışmalara katılan gönüllülerin göz hareketleri, kas gerginlik seviyeleri, çeşitli fizyolojik işlev düzeyleri ve beyin dalgaları izlenmektedir.

Uykuya dalmak yarı bilinçli bir haldir. Bu aşamada alınan EEG kayıtları, beyin dalgalarının düzensiz ve düşük voltajlı alfa dalgaları şeklinde olduğunu göstermektedir. Vücut gevşemiştir. İnsanlar bu aşamada yanıp sönen ışıklar, renkler, geometrik şekiller gibi görüntüler gördüklerini söylemektedir.


Uyku Evreleri


  • Birinci evrede beyin dalgaları, sıkışık ve çok düşük genlikteki dalgalardır. Ancak uyanık bilinçten farklı olarak, nabızda yavaşlama, kaslarda gevşeme ve gözlerden bir taraftan diğerine kayma görülür. Birinci evre genellikle bir kaç dakika sürer, kişi kolayca uyandırılabilir ve uyandığında uyumuş olduğunun farkında olmayabilir.

  • 2. ve 3. evreler yavaş yavaş derinleşen bir uykuyu tanımlarlar. Beyin dalgalarının genliği artar ve daha yavaş hale gelir. Bu evrelerde kişinin uyandırılması zordur, ses ya da ışık gibi uyaranlara tepki vermez.

  • Uykunun 4. evresinde, beyin çok yavaş delta dalgaları yayar. Kalp atış hızı, solunum hızı, kan basıncı ve vücut ısısı en düşük seviyelerdedir. Genç yetişkinlerde delta uykusu, çoğunlukla gecenin ilk yarısında daha hafif uykunun arasına serpiştirilmiş olarak 15-20 dakikalık parçalar halinde ortaya çıkar. Delta uykusunun süresi yaşla birlikte azalır.

  • Uykuya daldıktan yaklaşık 1 saat sonra, kişi uykunun 4. evresinden 1.’ye doğru sırayla bir yükselişe geçer ve bu süreç yaklaşık 40 dakika sürer. Birinci evrenin ve uyanık uyarılmışlık durumunun özelliği olan düşük genlikli ve testere dişi şeklindeki beyin dalgaları tekrar ortaya çıkar. Kalp atış hızı, kan basıncı artar fakat vücuttaki kaslar uyku döngüsünün bütün evrelerinden daha fazla gevşemiştir ve kişinin uyandırılması güçtür. Gözler, kapalı olan göz kapaklarının altında hızlı bir şekilde hareket ederler. Uykunun bu hızlı göz hareketleri (Rapid Eye Movement-REM) evresi, diğer bütün evrelerden farklıdır ve REM uykusu olarak isimlendirilir.

REM uykusu gerçekten ilginçtir çünkü beyin faaliyeti, kalp atış hızı, kan basıncı gibi fizyolojik ölçümler uyanık bilinçli haldekilere benzemektedir. Ancak vücudun istemli kasları paralize olmuştur ve hareket edemez. Bu evre aynı zamanda rüyanın görüldüğü evredir. Kedilerle yapılan bir çalışmada, istemli hareketleri kontrol eden beyin sapında bir lezyon oluşturularak, kasların katılaşması engellenmiş ve bu haldeyken REM uykuları incelenmiştir. Kediler, REM’e girdiklerinde hareket etmeye başlamışlar, kimileri başını kaldırmış, kimileri hareket etmeye çalışmış, kimileri ise av arama ve ava saldırma davranışları göstermiştir.

İlk REM dönemi yaklaşık olarak 10 dakika sürer ve bunun ardından REM dışı uykunun 2, 3 ve 4. evreleri gelir. Uyku evrelerinin bu serisi bütün gece boyunca kendini tekrarlar. Bu süre ortalama 90 dakika kadardır. Normalde 1 gecelik uykuda böyle 4 ya da 5 döngü görülür. Ancak gece ilerledikçe uyku örüntülerinde değişiklikler olur. Ortalama bir koşulda, gece boyunca uyuyan bir kişinin zamanının %45-50’si 2. evrede geçerken REM uykusu, toplam uyku süresinin %25 kadarını oluşturur.



Uyku süreleri arasında hem bireysel, hem yaşa bağlı ve hem de cinsiyete bağlı değişimler vardır.

Meditasyon


Meditasyon terimi, sempatik sinir sisteminin faaliyetlerini bastırmak amacıyla, kullanılan çeşitli konsantrasyon, yansıtma ya da düşüncelerin odaklaşması yöntemlerinin herhangi birisine atıfta bulunmaktadır. Meditasyon, kişinin sakinleşmek, rahatlamak ve zihnini arındırmak gibi amaçlarla gerçekleştirdiği, bir noktaya (örneğin nefesine) veya düşünce akışına yoğunlaşma gibi teknikler kullanılarak yapılabilen bir bilinç durumu değişimidir. Meditasyon sadece metabolizma hızını düşürmekle kalmaz, aynı zamanda kalp atış ve solunum hızlarını da azaltır. Meditasyon sırasında, gevşemiş uyanıklık sırasında gözlenen alfa beyin dalgaları belirgin bir şekilde artmaktadır. Düzenli meditasyon yapıldığında kaygı seviyesinin azaldığına ilişkin araştırma sonuçları bulunmaktadır.

Hipnoz


Hipnoz, hipnotize edilebilen kişinin telkinlere cevaben, algı, motivasyon ve kendini kontrol etmesinin değişmesi yolu ile anlaşılabilen farklı bir bilinç halidir. Bireyler hipnoza yatkınlık bakımından farklı düzeylerde olabilmektedir ve bu nispeten istikrarlı bir niteliktir. Hipnoz altındayken bireyler, kimi motor becerilerle ve algı deneyimleri ile ilgili telkinlere açık hale gelirler. Bu tür durumlarda alınan EEG verileri, hipnoza yatkınlığı yüksek olan katılımcıların ilgili beyin bölgelerinde telkin sonrası azalmış beyin etkinliği olduğunu ortaya koymuştur. Hipnozun acı/ağrı hissi üzerinde etkileri daha sık araştırılmış ve destekleyici bulgular elde edilmiştir. Hipnoz sürecinde bilinç alanına giren uyaranlar üzerinde çalışılarak acı/ağrı hissi ile ilgili bir kontrol sağlanabildiği düşünülmektedir.

Psikoaktif Madde ve İlaçlar


Bilinç hallerinin üzerinde, kimyasal yolla değişim yaratan pek çok madde bulunmaktadır. Bu tür etkileri ortaya çıkaran bitkiler çok eski zamanlardan beri insanlar tarafından bilinmekte ve çeşitli amaçlarla yararlanılmaktadır. Bu tür maddelerin çoğunun keyif verici etkileri vardır ve bu tür bitkilerin hayvanlar tarafından belirli durumlarda tüketildiği de bilinmektedir. Genel olarak psikoaktif madde terimi, zihinsel süreçleri, davranışı ve bilinçli farkındalığı geçici olarak değiştirerek etkileyen doğal ya da sentetik kimyasallar için kullanılmaktadır.

Halüsinojenler: Bilinç durumunda hem iç hem de dış dünyaya ait algıları büyük ölçüde değiştiren maddelerdir. Örneğin esrar (marihuana) insanlar tarafından çok eski zamanlardan beri bilinip tedavi amaçlı kullanılan bir maddedir. Esrar (marihuana) doğal bir halüsinojendir. Bunun dışında PCP ve LSD gibi sentetik olanları da bulunmaktadır.

Afyonlar: Afyonlar belirli fiziksel uyaranlara karşı tepkileri baskılarlar, ağrıya/acıya dayanıklılığı arttırırlar ve zevk hissi yaratırlar. Morfin ve eroin yaygın olarak bilinen afyon türevleridir. Morfin, eski zamanlarda olduğu gibi günümüzde de tıbbi amaçlarla ağrı kesici olarak kullanılmaktadır. Çok şiddetli ağrıların görüldüğü bazı kanser türlerinin ileri dönemleri gibi ölümcül durumlarda sık sık başvurulan bir maddedir.

Depresanlar: Barbitüratlar ve benzodiazepinler, vücudun zihinsel ve fiziksel etkinliklerini merkezi sinir sisteminden sinir iletimlerini azaltarak veya engelleyerek yavaşlatırlar. Bu etken maddelere sahip çeşitli uyku ilaçları ve yatıştırıcılar bulunmakta ve bazıları psikiyatrik tedavi amacıyla kullanılmaktadırlar.

Uyarıcılar: Amfetaminler, metamfetaminler ve kokain gibi maddeler, beyinde norepinefrin, serotonin ve dopamin gibi nörotransmitter seviyelerini uyararak kullanıcıyı uyanık, uyarılmış ve yoğun bir duygu durumunda tutarlar. Hem ağrı kesici ve hem de psikiyatrik tedavi amaçlı kullanılabilmektedirler.

Yüklə 244,2 Kb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   6   7   8   9   10   11   12   13   14




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin