Italyanca Aşk Başkadır Evening Class



Yüklə 2 Mb.
səhifə31/32
tarix18.08.2018
ölçüsü2 Mb.
#72583
1   ...   24   25   26   27   28   29   30   31   32
Bu akşam serbesttiler, herkes istediğini yapacaktı. İşler başka türlü olsa Connie, Fran ve Kathy vitrin bakmaya çıkar sonra da birlikte kaldırım kenarındaki kahvelerden birinde otururlardı. Oysa Connie onu, hızla Roma caddelerinden geçen bir arabanın altına atmaya niyetli birinden korktuğu için karanlıkta dışarı çıkmaya çekiniyordu.
İşler başka türlü olsa, Aidan ile Signora bu akşam birlikte yemek yer ve Vatikan'a yapacakları gezinin ayrıntılarını tartışıyor olurlardı. Oysa Aidan'm kalbi kınlmıştı, yapayalnızdı. Signora da hayatını temelinden sarsan öneriyi tek başına sessizce düşünmek istiyordu.
Köye geri dönmesini, otele yardım etmesini istiyorlardı. İngilizce konuşan müşteriler bulmasını ve o güne kadar dışında kaldığı hayatın bir parçası olmasını istiyorlardı. Bekleyerek, hep seyrederek geçirdiği onca yıla anlam kazandıran bir öneriydi bu... Böylece ona somut bir gelecek sağlamakla kalmıyorlar geçmişini de onaylamış oluyorlardı. Alfredo geri gelmesi için yalvarmıştı. "Başlangıçta ziyaret gibi olsun" demişti. "Her şeyi bir kez daha gözden geçirirsiniz, neler yapacağınızı, insanların sizi ne kadar takdir ettiğini görürsünüz" diyordu. Signora, tek başına bir kahvede oturmuş önerilen bu yeni yaşamı düşünüyordu.
Aidan Dunne, birkaç sokak ötede oturmuş bu gezinin iyi yönlerini hatırlamaya çalışıyordu. Sadece bir yıl birlikte çalışan bir sınıfta, hep birlikte Roma'ya seyahat edecek kadar büyük bir birlik oluşmuştu. Signora olmasa, bu insanlar böylesine bir başarı sağlayamazlardı. İtalya'ya duyduğu sevgiyi onlarla paylaşmış yeni kapılar açmıştı. Hiçbiri bugün verdiği konferanstan sıkılmamıştı. Uzun zamandır hayal ettiği amaçların tümüne ulaşmıştı. Zafere ulaştığı bir yıl olmuştu. İçindeki ikinci sese kulak vermek zorundaydı. Her şeyi Nora'nın başardığını söyleyen sese... O gülünç oyunlarıyla, tren istasyonu veya hastane koridoru yerini tutan o komik karton
kutulanyla, gerçek coşkuyu yaratan kadını... Kursa katılanlara süslü adlar takarak hepsini bir gün hep beraber Roma'ya viag-gio'ya gideceklerine inandıran Signora'ydı. İtalya'ya ayak bastığı an tekrar İtalya'nın tılsımına kapılan da Signora olmuştu.
İş konuşması yapması gerektiğini söylemişti Aidan'a. Çocukluğundan beri tamsa bile Sicilyalı bir garsonla ne gibi bir işi olabilirdi? Farkına varmadan üçüncü birayı ısmarladı. Bu sıcak Roma akşamında kaldırımda yürüyen insanlara baktı. Hayatında bu kadar yalnız olduğu başka bir an olmamıştı.
Kathy ile Fran yürüyüşe çıkacaklarını söylediler. İlk akşam gittikleri Piazza Navona'da son bulacak bir gezinti yapacaklardı. Laddy de gelmek ister miydi?
Laddy hazırladıkları plana baktı. Garaldilerin sokağından da geçeceklerdi. "İçeri giremez miyiz ?" dedi Laddy. "Yine de size evi gösteririm."
Kathy ile Fran evi gördüklerinde beyinlerinden vurulmuşa döndüler.
- Nasıl olur da böyle bir eve davetli oluruz? diye sordu Kathy.
- Giovedi, dedi Laddy gururla. Perşembe akşamı, göreceksiniz. Hepimizi çağırdı. Kırk ikimizi birden. Ona, "Quarantadue" dedim, o da "Si, si, benissimo" dedi.
Yolculuğun olağanüstü olaylarından biri de bu davetti.
Connie bir süre Signora'nın geri gelmesini bekledi. Sürprizi ve aldığı bilgiyi aktarmak istiyordu. Hava karardı, ama Signora gözükmedi. Pencereden, dışarda yürüyen insanların konuşmaları, çatal bıçak sesleri ve trafiğin gürültüsü duyuluyordu. Connie, mektubu yazan o kötü kalpli ve korkak kişi kimse onun yüzünden kendini içeriye hapsetmemesi gerektiğine karar verdi. Harry bile göndermiş olsa kimse onu kalabalığın içinde öldürmeye cesaret edemezdi.
- Cehenneme kadar yolu var, içeri kapanırsam o kazanmış olur, dedi yüksek sesle. Köşe başındaki pizzacıya yürüdü ve bir masaya oturdu. Hotel Francobollo'nun kapısından çıktığı anda peşine takılanı görmedi bile.
Lou ile Suzi, nehrin karşı tarafındaki Trastevere'deydiler. Bili ve Lizzie'yle birlikte küçük piazzcCyı gezmişledi. Signora'nm dediği gibi buradaki lokantalar onlara göre pahalıydı. Piatto del giorno gibi deyimleri öğrenmiş olmaları, parayı da hep İrlanda parasına
çevirmek zorunda kalmadan liret olarak düşünmeye alışmış olmaları ne harikaydı!
- Öğlen yediğimiz sandviçlerden akşama da saklasaydık keşke, dedi Lizzie hüzünlü bir sesle.
- Buradaki lokantaların kapısından bile giremeyiz, dedi Suzi bilgiç bir edayla.
- Sistemleri adaletsiz, dedi Lou. Çoğunun bir avantası var. Kendilerine göre bir sistem kurmuşlar. İş çeviriyorlar. İnanın bana, biliyorum...
- Tabiî, Lou. Ama önemi yok... Suzi, Lou'nun karanlık geçmişinin gün ışığına çıkmasını önlemek istiyordu. O geçmişten açık açık hiç söz etmemelerine karşın Lou hep yasalara uymaya bu kadar meraklı olmasaydı hayatlarının ne kadar rahat olabileceğini ima ediyordu.
- Çalıntı kredi kartlarından mı söz ediyorsun ? diye sordu Bili ilgiyle.
- Hayır, öyle bir şey değil. Sadece iyilik yapana bedava akşam yemeği verirler. Çok büyük bir iyilik yapana da birçok akşam yemeği verirler... O kadar basit...
- Bir arabayı ancak pek çok iyiliğin karşılığında verirler, değil mi?.. Konuşan Lizzie'ydi.
- Hem evet, hem hayır. Çok iyilikten ziyade çok güvenilir olmak. İyilikler yapılırken en önemli şey de güvenilir olmak sanırım.
Hepsi anlamadan onaylıyorlardı. Suzi zaman zaman parmağın-daki kocaman zümrüt yüzüğe bakardı. Taşın gerçek bir zümrüt olduğunu söyleyen o kadar çok insan olmuştu ki... O yüzüğün Lou'nun birilerine yaptığı muazzam bir iyiliğin karşılığı olmasından şüphe etmeye başlamıştı. Anlamanın bir yolu vardı elbet... Değerini öğrenmek mümkündü... Yani gerçeği öğrenmek... Suzi, "Belki de hiçbir şeye dokunmamak, her şeyi oluruna bırakmak daha doğrudur" diye düşünüyordu.
- Bizden de iyilik yapmamızı isteyen birileri çıksa, dedi lizzie. Önünde durdukları lokantada masa masa gezen müzisyenler vardı, uzun saplı güller satan satıcılar da masaların arasında dolaşıyorlardı.
- Gözlerini aç, Elizabetta, dedi Lou gülerek.
O sırada sokağa yalan masalardan birinden bir kadın ile bir erkek ayağa kalktılar. Kadın erkeğin yüzüne bir tokat attı, adam ise kadının çantasını kaptığı gibi lokantanın alçak duvarından atlayarak kaçmaya başladı.
Lou iki saniyede adamı yakaladı. Kollarından birini öylesine
kıskıvrak arkasına kilitlemişti ki adam acıdan kıvranıyordu. Çantalı elini ise herkesin göreceği şekilde havaya kaldırmıştı. Hırsızı müşterilerin arasından geçirerek lokanta sahibinin önüne getirdi.
İtalyanca sonsuz tartışmalardan sonra ufak bir polis arabasıyla carabinieri geldi. Etraftakiler heyecanla bağrışıyorlardı. Kimse tam olarak neler olduğunu anlamamıştı. Yan masada oturan Amerikalılar kadirim bir jigolo tuttuğunu söylediler. İngilizlerin oturduğu masadakiler ise "Uyuşturucu tedavisi gören erkek arkadaşıydı" dediler. Bir Fransız kankoca basit bir âşık tartışması olduğunu söylediler, ama hepsi adamın polis karakoluna götürülmesini doğru buldu.
Lou ve arkadaşları kahraman olmuşlardı. Kadın onları ödüllendirmek istiyordu. Lou hızla ödülü dört kişilik bir yemeğe çevirdi. Bu çözüm herkesi mutlu etmişti.
- Con vino, se e possibile ? diye ekledi Lou. Sarhoş oluncaya dek içtiler ve otele ancak taksiyle dönebildiler.
- Her şey fırsatları nasıl değerlendirdiğinize bağlı... dedi Lou.
Connie pizzacıya göz gezdirdi. Çoğunluk çocuğu yaşında gençlerden oluşuyordu. Neşeli, canlı, konuşkan ve kahkahayla gülen insanlardı. Çok canlı, çok bilinçli. Ya yaşamının sonu buradaysa? Ya otele mesajlar bırakan biri gerçekten varsa? Burada, herkesin önünde öldürecek değildi ya?.. Olamazdı. Peki ya o mesaj... Şu anda çantasında olan o mesaj... Belki o da bir mesaj yazmalı ve notun Harry'den veya ortaklarından geldiğinden şüphelendiğini söylemeliydi. Bunu yapmak delilik mi olurdu ? Yoksa Harry onu delirtmeye mi çalışıyordu? Connie böyle filmler gördüğünü hatırlıyordu. Kendisini bu duruma düşürmeyecekti.
Masasına bir gölge düştü. Karşısında bir garson veya boş sandalye isteyen bir genç göreceğini düşünerek başını kaldırdı. Ama gözleri Siobhan Casey'in, kocasımn uzun yıllar metresi olan kadının gözleriyle karşılaştı. Harry'nin para kaçırmasına bir değil iki kez yardım eden kadın vardı karşısında.
Yüzü çok değişmiş, yaşlı ve yorgun bir yüz olmuştu. Eskiden dümdüz olan cildi kırışık içindeydi. Gözleri ise vahşi bir bakışla parlıyordu. Connie birden gerçekten büyük bir korku duydu. Boğazı kurumuş, sesi çıkmaz olmuştu. Konuşamıyordu.
- Hâlâ yalnızsın, dedi Siobhan aşağılayıcı bir tavırla. Hangi şehre gitsen yanma hangi ölü sürüsünü alsan yine de tek başına yemek yiyorsun. Havlar gibi bir sesle güldü. Neşesiz bir gülüştü bu.
Connie sükûnetini korumak için çabalıyordu. Korktuğunu bel-
li etmemeliydi. Yıllar boyunca her şeyi olduğundan başka göstermek alışkanlığı yardımcı oldu Connie'ye. "Artık yalnız değilim" dedi Siobhan'a bir sandalye çekerek.
Siobhan'm yüzü daha da karardı. "Her zamanki gibi hiçbir dayanağı olmadan hanımefendicilik oynayan zavallı Connie... Hiç dayanaksız..." Siobhan yüksek sesle ve hırsla konuşuyordu. Etraftan dönüp bakanlar vardı. Herkes bir olay çıkacağını sezmişti.
Connie alçak sesle konuştu. "Öyle büyük bir hanımefendiye göre bir yer değil burası" dedi. Sesinin titrememesi için dua ediyordu.
Connie biraz daha rahat nefes almaya başlamıştı. Belki de Siobhan Casey onu öldürmeye kalkmayacaktı. Öldürmeyi düşünen yalnızlıktan söz eder miydi ? Connie, cesaretlendiğini hissetmeye başladı. "Yalnız olmaya hazırım. Nasıl olsa yıllardır yalnız değil miydim ?"
Siobhan şaşkınlıkla bakıyordu, "Ne kadar soğukkanlısın..."
- Hiç değilim.
- Mektubu benim yazdığımı biliyor muydun? diye sordu Siobhan. Hayal kırıklığına mı uğramıştı yoksa böylesine korkutmaktan mutlu muydu ? Gözleri deli gözü gibi bakıyordu. Connie nasıl davranacağını bilemiyordu. Acaba hiç şüphelenmediğini mi söylemeliydi yoksa en başından Siobhan olduğunu anladığını mı söylemesi daha doğruydu ? Hangi yolu seçmesi gerektiğine karar vermek kâbus gibiydi.
- Tahmin etmiştim. Emin değildim. Sesinin heyecansızlığı kendini de şaşırttı.
-Neden ben?
- Senden başka böyle bir şeyi yazacak kadar Harry'ye bağlı kimse yok da ondan....
Bir sessizlik oldu. Siobhan sandalyenin arkasına dayanmış ayakta duruyordu. Etrafta lokantanın olağan gülüşmeleri ve gürültüsü vardı. İki yabancı kadının kavga edeceğine inananlar azalmıştı. O köşede ilginç bir şey kalmamış gibi görünüyordu. Connie oturmasını önermedi. Aralarındaki ilişki sıradan insanlar gibi yan yana oturup konuşmalarına elverişli değildi... Siobhan Casey, Connie'yi öldürmekle tehdit ettiğine göre gerçekten delirmiş olmalıydı.
- Harry'nin seni hiçbir zaman sevmediğini biliyorsun, değil mi? dedi Siobhan.
- Aslında sanırım sevdi. Başta, cinsellikten hoşlanmadığımı anlamadan önce...
- Öyleyse sen de seksi sevseydin! Siobhan homurdanarak söyledi bu sözleri. Senin yatakta nasıl acınacak bir halde, korkuyla sıkışıp kaldığım ve kıvrandığım anlatırdı... Öyle derdi sana... "Acınacak, zavallı..."
Connie gözlerini kıstı. Böylesine vefasız olamazdı! Harry ne kadar çaba gösterdiğini, aslında nasıl birlikte olmak istediğim biliyordu. Siobhan'ın aralarındaki en mahrem anları ayrıntısıyla bilmesi ne acıydı. "Denedim, biliyor musun, bir şeyler yapmaya çalıştım."
-Ya... Öylemi?
- Evet. Çok zor ve tatsız bir işti. Acı veriyordu bana. Sonunda da hiçbir işe yaramadı.
- Lezbiyen olduğunu söylediler, değil mi ?
Siobhan durduğu yerde sallanıyordu, yüzünde alaycı bir ifade vardı, saçları yüzünün yansım örtmüştü. Eski zamanların etkileyici Bayan Casey'inden eser kalmamıştı sanki.
- Hayır öyle demediler.
- Öyleyse ne dediler? Siobhan istemeden ilgi duyuyordu.
- Babam tüm parasını kumarda kaybettiği için erkeklere güvenmediğimi söylediler.
- Ne saçma!
- Ben de öyle dedim. Aynı şeyi söyledim, Connie gülümsemeye çalışıyordu.
Siobhan birden hiç beklenmedik bir şekilde sandalyeyi çekerek oturdu. Connie bakmak için başını kaldırmak zorunda olmayınca kadının yüzündeki derin çizgileri ve perişanlığı daha iyi görür olmuştu.. Bluzu lekeliydi, etekliği üstüne dar geliyordu, tırnaklan kirli ve bakımsızdı. Yüzünde makyaj yoktu, yüz kasları durmadan hareket ediyordu. "Benden iki üç yaş küçük olmasına karşın çok daha yaşlı duruyor" diye düşündü Connie.
Harry bu kadına aralarındaki her şeyin bittiğini söylemiş olabilir miydi? Kadının dengesini bozan bu olmalıydı. Connie, çatal ile bıçağı okşayışına ve yerlerini değiştirişine bakıyordu. Siobhan'ın çok sorunlu olduğu kesindi.
- Geriye dönüp bakıldığında insan ne kadar yazık olduğunu görüyor. Keşke seninle evlenseydi.
- Olmazdı. Bende senin stilin yoktu... Onun istediği gibi davetler veremezdim ben.
- O davetler, yaşantısının ufacık bir bölümünü oluşturuyordu. Yaşamının geri kalan zamanını seninle geçiriyordu. Connie bu sözlerle karşısındakini sakinleştirmeye çalışıyordu. Övgü yağdı-
rarak, pohpohlayarak, Harry'nin hayatındaki önemini vurgulayarak sakinleştirmeye, her şeyin bittiğini unutturmaya gayret ediyordu.
- Ev hayatı öylesine sevgiden yoksundu ki sevgiyi başka yerlerde aramasından daha doğal ne olabilir... Siobhan, Connie'nin önündeki Chianti bardağını almış içiyordu.
Connie, gözleriyle ve elleriyle garsona işaret ederek biraz daha şarap ve bir bardak istedi. Connie'nin tutumu genel olarak şaka-laşan ve laf atan garsonu bile ciddi olmaya zorlamış gibiydi. Garson, şarap ile bardağı masaya bırakmakla yetindi.
- Onu uzun yıllar sevdim.
- Bunu çok güzel kanıtladın.... Ele verip hapse attırarak..
- Artık sevmiyordum.
- Oysa ben hep sevdim.
- Biliyorum. Sen benden nefret ettin, ama ben senden hiç nefret etmedim.
- Yaa, öyle mi?
- Hayır. Sana ihtiyacı olduğunu biliyordum, bence şimdi de var.
- Artık değil. Onu da hallettin. Hapisten çıkınca İngiltere'ye yerleşecek. Hepsi senin yüzünden. Ülkesinde yaşayamayacak hale getirdin onu. Siobhan'ın yüzünde büyük bir mutsuzluk vardı.
- Onunla gidersin herhalde....                                        
- Yanılıyorsun. Yine alaycı bir gülüş ve deli bakışlar... Connie, en doğru davranışı sergilemeliydi. Bu çok önemliydi.
"Seni kıskandığım doğru, ama hiç nefret etmedim. Sen Harry'ye her şeyini verdin. Ona doğru dürüst bir yaşam sağladın, hem bağlılığını kanıtladın hem de iş hayatında sonsuz bir anlayış gösterdin... Zamanının çoğunu seninle geçirdiğine göre seni kıskanmam kadar doğal ne olabilir?" Siobhan'ın ilgisini çektiğini görünce devam etti. "Ama senden nefret etmedim, inan bana..."
Siobhan ilgilenmişti. "Birçok kadmla ilişki kuracağına benimle olması daha iyiydi, değil mi ?"
Connie çok dikkatli olması gerektiğini biliyordu. Her şey buna bağlıydı. İlk günden Harry Kane'e âşık olan ve hâlâ onu seven Siobhan Casey'in enkaz haline gelmiş yüzüne baktı. Siobhan'm ha-vayollannda çalışan kızdan, Galway'deki küçük otelin sahibinden, şirkete para yatıran iş adamlarından birinin genç karısından haberdar olmaması mümkün müydü ? Kadının yüzüne baktı. Siobhan Casey kendisini Harry Kane'in hayatındaki tek kadın sandığı kesindi.
Connie yanlış yapmamaya çalışıyordu. "Sanının haklısın. Deği-
şik kadınlarla ilişkisi olduğunu bilmek küçük düşürücü olurdu... Hoşuma gitmese bile... İkinizin arasında özel bir ilişki olduğunu anlamıştım. Dediğim gibi seninle evlenmeliydi..."
Siobhan dinliyordu. Ve duydukları onu düşündürüyordu. Konuşmaya karar verdiğinde deli deli bakan gözlerini kıstı. "Buraya kadar peşinden geldiğimi ve o mektubu yazdığımı anlayınca neden benden korkmadm?"
Connie aslında hâlâ çok korkuyordu. "Tüm zorluklara rağmen Harry'nin hayatında önem verdiği tek kadm olduğunu biliyorsun sandım. Ayrıca, bana zarar vermeye kalkarsan diye kendimi güvenceye aldım." -Ne dedin?
- Avukatıma mektup yazdım. Roma'da veya herhangi başka bir yerde aniden ölürsem açılmak üzere bir mektup. İçine senin yazdığın notun fotokopisini koydum. Mektubun senden geldiğine emin olduğumu söyledim...
Siobhan hayranlıkla başını sallıyordu. Kadının mantıklı olduğunu düşünmek istiyordu Connie. Oysa aslında perişanlığı ve dengesizliği geçmiş değildi. Toparlanması, Harry hapisten çıkınca İngiltere'de kalacakları evi şimdiden hazırlaması gerektiğini söylemek için henüz çok erkendi. Connie'nin nasıl olsa bir yerde saklı bir miktar paraları olduğundan kuşkusu yoktu. Siobhan'ın hayatına yön vermeye kalkmasına bir neden yoktu. Onu öldürmek isteyen tehlikeli bir kadının karşısında nasıl böyle soğukkanlı kalabildiğine kendi de şaşıyordu. Daha ne kadarına dayanacağını bilemiyordu. Kendini bir an önce Francobollo Oteli'ne atarak güvende hissetmek için can atıyordu.
- Sana zarar vermeyeceğim, dedi Siobhan kısık bir sesle.
- Tam Harry hapisten çıkarken öbür kapıdan senin hapse girmen yazık olur, dedi Connie, hatıra eşya almak gibi olağan bir şeyden söz eder gibi.
- Böyle soğukkanlı olmayı nereden öğrendin? diye sordu Siobhan.
- Yıllar ve yıllar süren kahrolası yalnızlık sayesinde öğrendim. Connie gözlerinden aşağı süzülen yaşları silerek kararlı bir edayla garsona yürüdü ve ödemeyi yaptı.
- Grazie, tante grazie Signora, dedi garson.
Signora! Signora geri dönmüş olmalıydı. Connie ona sürpriz yapmak istiyordu. Signora, yıllarca kocasının metresi olan, onu öldürmek için Roma'ya gelen, pizzacıdaki deli kadından çok daha gerçekti. Signora'yla paylaştıklarının da hayatında önemli bir
yeri vardı. Veda etmeye gerek duymadan bir süre Siobhan Ca-sey'e baktı. Söylenecek hiçbir şey kalmamıştı.
Dünya Kupası'nda edindiği arkadaşları aramak için geldikleri bar çok gürültülüydü.
- Bu köşede otururduk, dedi Barry.
Gençler toplu haldeydiler. Baş köşede en büyük boy televizyon vardı. Televizyonda maç vardı. Herkes Juventus'a karşıydı. Kimden yana oldukları önemsizdi. Önemli olan Juventus'a karşı olmaktı, çünkü düşman Juventus'tu. Maç başlayınca Barry aradığı arkadaşları unutup kendini oyuna verdi. Fiona da ilgilenmişti ve hakemin verdiği, herkesin karşı çıktığı karara o da hiddetle bağırarak katılmıştı.
- Futbol sever misin? diye sordu adamın biri.
Barry derhal kolunu Fiona'nm omzuna doladı. "Biraz anlar. Ben Dünya Kupası'nda burada, bu bardaydım. İrlanda..."
- İrlanda! diye bağırdı adam heyecanla, Barry cebinden resimleri çıkarttı. Bugünküne benzeyen bağıran, neşe dolu bir kalabalığın resimleriydi. Adam adının Gino olduğunu söyledi ve resimleri başkalarına gösterdi. Onlar da yerlerinden kalkıp Barry'ye yaklaştılar, dostça sırtına vurdular. Birbirlerini tanıştırdılar. Paul McGrath, Cascarino, Houghton, Charlton... A. C. Milan'dan söz edildi. Hepsi de iyi insanlara benziyorlardu. Biralar gittikçe daha hızla servis edilmeye başlandı.
Fiona konuşmaları hiç anlamıyordu. Başı da ağrımaya başlarMif' ü. "Barry, beni seviyorsan otele dönmeme izin ver. Via Giovanni'cfcÖft dümdüz gidiliyor. Nerede sola döneceğimi çok iyi biliyorum."
-Bilmem ki...
- Ne olur, Barry. Ne önemi var? Bırak gideyim. Arkadaşları, "Barry! Barry!" diye sesleniyorlardı.
- Çok dikkat et, dedi Fiona'ya.
- Anahtarı kapının üstünde bırakırım, dedi eliyle öpücük göndererek.
Sokaklar Dublin'de oturduğu mahalle kadar güvenliydi. Fiona otele dönerken mutluydu. Barry'nin arkadaşlarını bulduğuna sevinmişti. Aslında büyük buluşma kimse kimsenin adını hatırlamadığı çok rahat bir ortamda gerçekleşmişti. "Neyse, erkekler belki hep böyledir" diye geçirdi içinden. Pencerelerden sarkan sardunya ve leylak dolu saksılara bakıyordu. Nedense buradaki çiçekler Dublin'den çok daha renkli görünüyorlardı. "İklimden olmalı" diye düşündü. "Böylesine güneşli bir ülkede her şey yetişir."
Sonra, bir barın önünden geçerken içerde tek başına oturan Bay Dunne'ı gördü. Elinde birası dalgın dalgın uzaklara bakıyordu. Fiona hiç düşünmeden kapıyı iterek adamın yamna yaklaştı. "Bay Dunne demek ikimiz de bu akşam yalnızız."
- Fiona! Zorla kendini toparlamaya çalışıyordu sanki. Bartolo-
meo nerede ?
- Futbol arkadaşlarıyla birlikte. Başım ağndığı için otele dönmeme izin verdi.
- Ah, arkadaşlarını buldu, desene ? Ne harika! Bay Dunne'm yüzünde yorgun, fakat şefkatli bir gülümseme belirmişti.
- Evet. Kendinden çok memnun. Ya siz, siz de bu seyahatten keyif alıyor musunuz ?
- Evet, çok. Oysa sesi cansızdı.
- Neden yalnızsınız? Her şeyi Signora'yla birlikte hazırladınız. Aklıma gelmişken, Signora nerede, niye sizinle değil?
- Sicilya'dan tanıdığı eski arkadaşlarıyla karşılaştı. Eskiden Sicilya'da yaşamış da... Sesi acı ve hüzün doluydu.
-Ah, ne iyi...
- Onun açısından, öyle... Bu akşam onlarla birlikte.
- Sadece bir akşam için Bay Dunne.
- Bildiğimiz kadarıyla... On iki yaşmda bir oğlan çocuğuna benziyordu. Fiona merakla yüzüne baktı. Aslında ne çok şeyin içyüzünü biliyordu. Örneğin Bay Dunne'ın karısı Nell'in Barry'nin babasıyla ilişkisi olduğunu biliyordu. Şimdi ilişkileri bitmişti. Bunda Fiona'nın payının önemini bilmeyen Bayan Dunne hâlâ olayların nedenini anlamaya çalışarak mektuplar yazıyor, zaman zaman sessiz telefonlar ediyordu. Fiona, Brigid ve Grania'dan babalarının mutsuz olduğunu, hazırladığı o küçük italya odasına sığındığını ve oradan hiç çıkmak istemediğini öğrenmişti. Viaggio'ya. gelen herkes gibi o da Bay Dunne'ın Signora'ya âşık olduğunu biliyordu. Fiona, İrlanda'da boşanmanın yasal olmadığını da biliyordu.
Eski Fiona, utangaç Fiona olsa her şeyi olduğu gibi bırakırdı. Oysa yeni Fiona, Fiona'nın daha mutlu modeli, her konuda savaşmaya hazırdı. Derin bir nefes aldı. "Signora geçen gün bana hayatının en büyük hayalini gerçekleştirmesine yardımcı olduğunuzu söyledi. Siz ona bu işi verinceye dek kendini ne kadar önemsiz biri gibi gördüğünü anlattı."                                          
 
Bay Dunne'dan hiç tepki gelmedi. Daha doğrusu beklediği tepki gelmedi. "O, Sicilyalılarla karşılaşmadan önceydi..."
- Bugün öğle yemeğinde aynı şeyi tekrarladı, dedi Fiona. Yalan söylüyordu.
- Gerçekten bugün de mi söyledi? Çocuk gibiydi.
- Bay Dunne, sizinle açık yüreklilikle ve tam bir gizlilik içinde konuşmama izin verir misiniz ?
- Tabiî, Fiona.
- Söylediklerimi kimseye tekrarlamamaya söz verin. Özellikle de Grania ile Brigid'e.
- Veririm.
Fiona dizlerinin titrediğini hissetti. "İçecek bir şeye ihtiyacım var galiba."
- Kahve mi alırsın yoksa su mu ?
- Sanırım konyak alsam daha iyi olur.
- Anlatacakların o kadar mı kötü ? Öyleyse ben de bir konyak içeyim. İkisi de kusursuz bir İtalyanca'yla içkilerini ısmarladılar.
- Bay Dunne, Bayan Dunne'ın sizinle gelmediğini biliyorsunuz.
- Evet, farkındayım, dedi Aidan.
- Nasıl söylesem, bazı yakışıksız davranışlar oldu... Aslında o Barry'nin babasıyla çok samimi, fazla samimi oldu... Barry'nin annesi bu samimiyeti kötü karşıladı. Çok, çok kötü... Kendini öldürmeye kalktı...
- Ne ? Aidan Dunne çok sarsılmış görünüyordu.
- Neyse ki her şey halloldu. Mountainview'daki festa akşamı her şey yoluna girdi. Hatırlarsanız Bayan Dunne aceleyle eve döndü, Barry'nin annesinin neşesi yerine geldi, babası ise Bayan Dunne'la eskisi kadar samimi değil.
- Anlattıkların doğru olamaz, Fiona.
- inanın ki doğru. Yalnız kimseye söylememeye söz verdiğinizi unutmayın.
- Saçmalıyorsun, Fiona.
- Hayır saçmalamıyorum. Anlattıklarım baştan aşağı doğru. Döndüğünüzde karınıza sorabilirsiniz. Ama belki de bu hiç doğru olmaz... Barry'nin bir şeyden haberi yok. Grania ile Brigid de bilmiyorlar, onun için insanları üzmeye hiç gerek yok bence. Barm ışıklarını aksettiren o kocaman gözlükleriyle öyle masum ve içten görünüyordu ki Aidan bütün söylediklerine inandı.
- Kimsenin bilmemesini, kimsenin canının sıkılmamasmı istediğine göre neden bana anlattın peki?
- Çünkü... çünkü... Sanırım Signora'yla mutlu olmanızı istiyorum. Aldatanın ilk siz olduğunuzu düşünmemeniz için, Bay Dunne. Aldatmaların daha önceden başladığını bilirseniz kendinizi daha hür hissedeceğinizi düşündüm de ondan. Fiona birden sustu.
- Çok şaşırtıcı bir çocuksun, dedi. Sonra parayı ödedi ve birlik-
te hiç konuşmadan Francobollo Oteli'ne yürüdüler. Holde resmî bir edayla elini sıktı. "Şaşırtıcı..." diye tekrarladı Aidan Dunne.
Sonra odasına, Laddy'nin ertesi gün papaya takdis ettirmek üzere sıraladığı eşyaların arasına çıktı. San Pietro'daki papanın kabul törenine gideceklerdi. Aidan başım ellerinin arasına aldı. Bunu tamamen unutmuştu. Laddy, papanın takdis etmesi için altı tane tespih hazırlamıştı. Odanın girişindeki küçük holde oturmuş onları ayırıyordu. Buona Seralara yardım etmek için herkesin ayakkabılarını boyamıştı. "Domani mercoledi noi vedremo II Papa" dedi sevinçle.

Yüklə 2 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   24   25   26   27   28   29   30   31   32




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin