Kastamonu hayati



Yüklə 4.31 Mb.
səhifə26/112
tarix24.06.2018
ölçüsü4.31 Mb.
1   ...   22   23   24   25   26   27   28   29   ...   112

Eğer benim Rical-i devlet ile bir maceram gelmiş geçmiş ise; ve tarihe karışmış olan bu macerayı iddia makamı bir türlü hazmetmiyor ise, düşünsün ki; ben o günün adamıyım ve onlarla aynı seviyede o macerayı birlikte yaşamışım. Bu gün sırf benim Kur'an'dan gelen ilmimden dolayı, aciz şahsıma hüsn-ü zanda bulunan habersiz biçarelerin benim sabık mücadelatımdan mes'ul olmaları hak ve âdaletin neresine sığar!..

İddia makamının bizi mutlaka cezalandırabilmek için tekrar tekrar öne sürdüğü ve bugünün hadisesi imiş gibi gösterdiği mektupların çoğunun hesabı Eskişehir Mahkemesinde görülmüştür.. Ve üzerlerinden aflar geçmiştir. Bilhassa her zaman öne sürdüğü mahrem tesettür risalesi bu meyandadır.

İddia makamı, mahrem risalelerinin evimde, odun yığınlarının altında, çivili sandık içinde bulunması gibi mahremiyet iddiamızın mesnedini teşkil eden bir delili de çürütebilmek için, bunu benim müfarakatımdan sonra mensublarım tarafından yapılmış olması muhtemeldir gibi, imkânatı vukuat

448


yerinde kullanarak indî bir mütalâa serdetmiştir. Halbuki bu arama tevkifimden evvel huzurumla yapılmıştır.

449


1306

Hakikatların mahall-i izharı olması icab eden bir makamın böyle çocukça ve hiç delilsiz bir mütalaâ yürütmesine o makamın şeref ve vakarıyla kabil-i te'lif göremiyorum.

Aleyhimizde serdedilen diğer bir iddia da, güya milliyetçiliğe karşı cebhe almışızdır. Bin senedenberi alemdar-ı İslâmiyet olarak liva-i hidayeti ve hakiki meşa'Ie-i medeniyeti omuzlarında dalgalandırmış, beşer kütlelerine adalet ve insaniyet ve saadet şu'leleri, ümit ve inşirah ziyaları saçmış olan bu kahraman necib ve muzaffer Türk Milletinin dahilî bünyesinden kuvvetlenmesi demek olan müsbet bir milliyet sevgisini, biz muarız olanlardan değil, bilâkis onu samimî ruhumuzla isteyenlerdeniz. Bizim muarız olduğumuz cihet, sâdece menfî milliyetçiliğin Müslümanlık uhuvvetini kıracak ve bir cemiyyet hodgamlığı, tecavüz ve nefret ruhu doğuracak şekilde su-i telâkki edilmesi ve su-i istimalidir. Müslümanlık camiasını, evet hakiki insanlık ve fazilet mefkûreleri etrafında toplanmış olan bu insan camialarını sebebsiz birbirine düşman yapacak kadar öyle dar bir düşünüşün ve koyu iftiracılığın fikren muarızı olmak, bu millete hiyanet midir? Yoksa hizmet midir? Bunun takdirini ehl-i insafa bırakıyorum. Biz bu kabil telâkkilerimizin propagandacısı da olmadık...(119)”

"... Takdim edeceğim müdafaanamemden iddianameye karşı mukayese edildiğinde hakikat meydanda görülecektir.

Bu nümunelerden lâtif bir vakıayı beyan ediyorum: Eskişehir mahkemesinde makam-ı iddia, nasılsa bir sehiv neticesi, Risale-i Nurun iman derslerine "Halkları ifsad ediyor" gibi bir tabir ve sonra da o tabirinden vazgeçtiği halde, Risale-i Nur şâkirtlerinden Abdürrezzak namında bir zat mahkemeden bir sene sonra demiş: "Hey bedbaht, otuzüç ayat-ı Kur'aniyenin işaratının takdirine mazhar ve imam-ı Ali'nin üç kerametinin ihbar-ı gaybiyesiyle ve Gavs-ı A'zamın kuvvetli bir tarzda ihbarıyla kıymet-i diniyesi tahakkuk eden ve bu yirmi sene zarfında idareye hiç bir zararı dokunmıyan ve hiç kimseye hiç bir zarar vermemesiyle beraber, binler vatan evlâtlarını tenvir ve irşad eden ve imanlarını kuvvetlendiren, ahlâklarını düzelten Risale-i Nurun irşadlarına ifsad ediyorsun! Allah'tan korkmuyorsun, dilin kurusun!...” demiş. şimdi bu şâkirdin haklı olarak bu sözünü makam-ı iddia gördüğü halde, "Said etrafa fesad saçmış" tabirini insafınıza, vicdanınıza havale ediyorum.

Makam-ı iddia Risale-i Nurun içtimaî derslerine ilişmek fikriyle "Di-nin tahtı ve makamı vicdandır. Hükûmet kanununa bağlanmaz. Eski

450

(119)Denizli Dosyası-1 S: 60



451

1307 den bağlanmasıyla, içtimaî keşmekeşler olmuştur" dedi.

Ben de derim ki: Din yalnız iman değil, belki amel-i salih dahi dinin ikinci cüz'üdür... Acaba katl, zina, sirkat, kumar, şarap gibi hayat-ı içtimaiyyeyi zehirlendiren pek çok büyük günahları işliyenleri, onlardan men’ etmek yalnız hapis korkusu ve hükümetin bir hafiyesinin görmesi tevehhümü kafi gelir mi? O halde her hanede, belki herkesin yanında daima bir polis, bir hafiye bulunmak lâzım gelir ki, serkeş nefisler kendini o pisliklerden çeksinler. İşte Risale-i Nur amel-i salih noktasında, iman cânibinden herkesin başında her vakit bir manevî yasakçıyı bulundurur. Cehennem hapsini ve gadab-ı Ilâhiyi hatırına getirmekle dalâletten kolayca kurtarır.

Hem makam-ı iddia bir risalenin güzel ve fevkalâde kerametkârane bir tevafukunu imza etmeleriyle, bir cem'iyet efradı diye manasız bir emare beyan etmiş... Acaba esnafların ve hancıların defterlerinde bulunan bu nevi imzalara cemiyet namı verilir mi?

Eskişehir'de aynı böyle bir vehim oldu. Cevab verdiğim ve Mu'cizat-ı Ahmediye Risalesini gösterdiğim zaman taaccüble karşıladılar.

Eğer mabeynimizde dünyevî bir cemiyet olsa idi, bu derece benim yüzümden zarar görenler, elbette kemal-i nefretle benden kaçacak idiler. Demek nasıl ben ve biz İmam-ı Gazalî ile irtibatımız var, kopmuyor. Çünkü uhrevîdir, dünyaya bakmıyor. Aynen öyle de, bu ma'sum ve safî ve halis dindarlar benim gibi bir biçareye iman derslerinin hatırı için bir kuvvetli alâka göstermişler. Ondan bu asılsız mevhum bir cemiyet-i siyasiye vehmini vermiş...

Son sözüm: Mevkuf

SAİD-İ NURSİ(120)"

SON SÖZ

Efendiler!



Dikkat ediniz, Risale-i Nuru ve şâkirtlerini mahkûm etmek, doğrudan doğruya küfr-ü mutlak hesabına hakikat-ı Kur'aniye ve hakaik-i imaniyeyi

mahkûm etmek hükmüne geçmekle; bin üçyüz seneden beri, her senede üç yüz milyon onda yürümüş, üçyüz milyar Müslümanların

452

(120) Denizli Dosyası-1 S: 62



453

1308


hakikate, saadet-i dareyne giden cadde-i kübralarını kapatmaya çalışmaktır ve onların nefretlerini ve itirazlarını kendinize celbetmektir; Ve bu mübarek vatanın başına bir kıyamet kopmaya vesile olmaktır. Acaba mahkeme-i kübrada bu üçyüz milyar davacıların karşısında sizden sorulsa ki: "Doktor Duzi'nin baştan nihayete kadar serapa İslamiyet ve vatanınız ve dininiz aleyhinde ve frenkçe tarih-i Islam nâmındaki eseri gibi zındıkların, kütüphanelerinizdeki kitaplarına ve serbest okunmalarına ve okutmalarına ve o kitapların şâkirtlerinin kanununuzca cem'iyet şeklini almalarıyla beraber; dinsizlik veya bolşevizimlik veya anarşistlik veya pek eski olan ifsad komitecilik veya Türancılık gibi, siyasetinize ilişen cemiyetlerine ilişmiyordunuz? Neden hiç bir siyasetle alâkaları olmıyan yalnız iman ve Kur'an cadde-i kübrasında kendilerini ve vatandaşlarını idam-ı ebediden ve ebedi haps-i münferidden kurtarmak için, Kur'an'ın hakiki tefsiri olan Risale-i Nur gibi gayet hak ve hakikat bir eseri okuyanlara ve hiç bir siyasî cem'iyetle münasebeti olmıyan o halis dindarların birbiriyle uhrevî dostluk ve uhuvvetlerine cem'iyet namı verip ilişmişsiniz. Onları pek acib bir kanunla mahkûm ettiniz?" dedikleri zaman, ne cevab vereceksiniz? diye biz de sizlerden soruyoruz!. ve sizi iğfal eden ve adliyeyi şaşırtan ve hükûmeti bizimle vatana, millete zararlı bir surette meşgul eyleyen muarızlarımız olan zındıklar, münafıklar; İstibdat-ı mutlaka cumhuriyet nâmı vermekle, cebr-i keyfi-i küfrîye kanun ismi vermekle, irtidad-ı mutlakı rejim altına almakla, sefahat-ı mutlakaya medeniyet ismini takmakla; hem sizi iğfal hem hükûmeti işgal, hem bizi perişan ederek; hâkimiyet-i İslâmiyeye ve bu millet ve vatana ecnebî hesabına darbeler vuruyorlar.

Ey Efendiler! Dört senede dört defa dehşetli zelzeleler tam tamına dört defa Risale-i Nur şâkirtlerine şiddetli bir surette taarruz ve hem zulüm zamanında tevafuku ve her bir zelzele aynı taarruz zamanında gelmesi ve hücumun durmasıyla durması işaretiyle; şimdiki mahkûmiyetimiz ile gelen semavi ve arzî belâlardan siz mes'ulsunuz.

Denizli Hapishanesinde

Mevkuf


SAİD-İ NURSİ(121)

"Efendiler!

Şimdiki hayat-ı içtimaiyyeyi bilmediğimden, sizin musammem mahkûmiyetimize bir bahane olmak için, pek musırrane ileri sürdüğünüz cemiyetçilik ittihamına karşı, pek çok kat'î cevablarımızı, Ankara ehl-i vukufunun dahi müttefikan tasdikleri ile beraber, bu derece bu noktada ıs

454


(121)Denizli Dosyası-164

455


1309 rarınıza çok hayret ve taaccübte bulunurken, kalbime bu mana geldi:

Madem hayat-ı içtimaiyyenin bir temel taşı ve fıtrat-ı beşeriyenin bir hacat-ı zaruriyesi ve aile hayatından ta kabile ve millet ve İslâmiyet ve insaniyet hayatına kadar en lüzumlu ve kuvvetli rabıta.. ve her insanın kâinatta gördüğü ve tek başına mukabele edemediği medar-ı zarar ve hayret.. ve insanî ve Islâmî vazifelerin ifasına mani' maddi ve manevî esbabın tahaccümatına karşı bir nokta-i istinad ve medar-ı teselli olan dostluk ve kardeşane cemaât ve toplanmak ve samimane uhrevî cem'iyyet ve uhuvvet, siyasi cephesi olmadığı halde.. ve bilhassa hem dünya, hem din, hem ahiret saadetlerine kat î vesile olarak iman ve Kur'an dersinde halis bir dostluk, hakikat yolunda bir arkadaşlık ve vatanına ve milletine zararlı şeylere karşı bir tesanüd taşıyan Risale-i Nur şâkirtlerini pek çok takdir ve tahsine şayan ders-i imanda toplanmalarına cem'iyet-i siyasiye namını verenler, elbette ve herhalde ya gayet fena aldanmış veya gayet gaddar bir anarşisttir ki; hem insaniyete vahşiyane düşmanlık eder.. Hem Islâmiyete nemrudane adavet eder.. Hem havat-i içtimaiyyeye anarşistliğin en bozuk ve mütereddî tavrıyla husumet eder.. ve bu vatana ve millete ve hâkimiyet-i İslmiyeye ve dinin mukaddesatına mürtedane, mütemerridane, anûdane mücadele eder.. veya ecnebî dinsizleri hesabına bu milletin can damarını kesmeye ve bozmaya çalışan elhannas bir zındıktır ki; hükûmeti iğfal ve adliyeyi şaşırtıp, ta o şeytanlara, firavunlara, anarşistlere karşı şimdiye kadar isti'mal ettiğimiz manevî silâhlarımızı kardeşlerimize ve vatanımıza çevirsin veya kırdırsın!

Mevkuf

Said-i Nursi(122)"



BEŞİNCİ KISIM MÜDAFAALAR:

İlmî sükûnet ve vakar içinde, mahkeme hey'etinin vicdanî kanaatlarını müsbet yöne çekmesini temine medar ilmî ve tahkikî müdafaalardır. Bu müdafaalar, bu faslın baş tarafında savcılığa verilen uzun istid'alar içinde de geçtiği için, burada sadece bir parça takdim etmekle iktifa edeceğiz:

"Gayr-ı resmi ciddî bir hasb-ı halimi ve ehemiyetli şekvalarımı Denizli mahkemesinin reislerine ve müdde-i umumisine ve sorgu hâkimlerine takdim ediyorum.

Efendiler! Yirmi seneden beri hayat-ı içtimaiyyeyi -ahiret hesabına

456

(122)Denizli Dosyası-1 S: 65



457

1310 olmadan- alâkası ve düşünmesi beni incittiğinden bilemiyorum. İfadedeki kusurlarıma bakmayın, affediniz.

Ben dokuz sene evvel bir büyük zatın evhamına uğradım. Yüzer risalelerimiz tetkikden sonra, yalnız bir risalemin bir iki mes'elesiyle bir sene ceza verdiler. Ben de hem o cezayı hem sekiz sene bir haps-i münferid hükmünde bir odada karakol karşısında yalnız vakit geçirdim. Tâ ki, ehl-i siyasetin evhamına dokunacak bir halim bulunmasın.

Kastamonu hükûmeti ve adliyesi ve zabıtası beni tasdik eder... Ve o cezadan sonra çok defalar menzilimi taharrilerde karışık bir halim görünmedi,bulunmadı. Eğer bulunsa idi, Kastamonu hükûmeti bilmedi veya aldırmadı, benden ziyade onlar mes'ul olur.

Madem hükümet prensibi cumhuriyetin serbestiyet-i vicdan düsturuyla dinsizlere ve sefahatçilere ilişmiyor.. Elbette mümkin olduğu kadar dünaya ve siyasete karışmıyan dindarlara da, o prensip hükmiyle ilişmez ve ilişmemeli. Kastamonu'da sekiz sene nezaret ve tarassut altındaki hayatım ve zabıta ve adliyenin tasdikiyle şahiddir ki; şimdi bana ilişenler hükümet-i cumhuriyenin prensibiyle ve kanunuyla değil, belki evham ve garaz yüzünden habbeyi kubbeler yaptılar. Evet vehim ve inad ile ilişme hadiselerinin iki üçünü müsaadenizle beyan ediyorum:

Birisi: On beş sene evvel bana hizmet eden ve Eskişehir mahkemesinden beraetinden sonra, daha hayatından dahi haberim olmayan bazı zatları ve hiç görmediğim bir mektubta çabuk Kur'an okumuş ve imanî risaleleri yazıyor diye hoşuma gitmiş; ben de Maşaallah, Barekallah dediğim on iki, onüç yaşlarında tahmin ettiğim bazı çocukları ve Eskişehir mahkemesinde bahsi geçen fakat ehemmiyet verilmiyen bir kısım eski mektuplarım yüzünden, bazı rençber ve esnafları ellerine kelepçe vurup benim şimdiki mevhum suçumun şerikleri olarak taht-ı tevkife alınmalarıdır.

İkincisi: Kastamonu adliye ve zabıtası gayet dikkatle bir aramada bütün kitap ve mektuplarımı ve gizli eşyamı aldıkları halde, beni değil tevkif, belki kitaplarımı ve eşyamı taahhüdlerine binaen bana iade edeceklerini beklerken, birden Isparta müdde-i umumisinin tevkif işârı üzerine adliyedeki emanetlerimi almadan sevkedildim. Isparta'da gayr-ı mevkuf olarak bir sual cevab beklerken, en müthiş bir cani gibi tecrid-i mutlak içinde gayet âdi bir bahane ile, yani bir jandarmanın akşam namazını yol üstünde camiin dışında kazaya kalmamak için kılmama müsaade etmesi bahanesiyle, öyle bir vaziyet o müdde-i umuminin emriyle verildi ki;

458


ifadeye gittiğimiz vakit, hem benim, hem biçare arkadaşlarıma yolda şimendifer içinde kelepçe vurmalarıdır.

459


1311

Üçüncüsü: Yirmibeş sene evvel bir hadise bir mana verdim, dedim ki: "Şapka başa gelecek ve başa diyecek:" Secdeye gitme" fakat baştaki iman o şapkayı secdeye getirecek, belki imanı ona galebe edecek.."

Bir zaman sonra şapka çıktı, yine ben dedim: "Şek, yakînin hükmünü bozmaz" kaide-i şer'iyesiyle şapka bir şek verir, yalnız bir emaredir. Kalbteki iman ise, yakiniyyete, kuvvetli hüccetlere dayandığı için, o şekkin hükmünü bozar, dalâletten kurtarır.

Hem bundan dokuz sene evvel, Isparta'da bir müdde-i umumi benim aleyhimde bir inad ile şapka meselesini Eskişehir mahkemesine yazmış. Ben de o zaman dedim: Bir şeyi reddetmek ayrıdır, cezası on sene olsa, onunla amel etmemek ve kalben beğenmemek, bütün bütün ayrıdır. Cezası olsa olsa bir ihtar, bir tekdir veya bir iki gün hapis olduğu halde, ben münzevi yaşıyorum. Hem başım çok nezlelidir, başı açık olamam, ma'zeretim var... Fakat bu kanuna ilişmemek için, böyle resmi makama ve çarşıya gitsem elimde tutuyorum, beyan ettim. 0 mahkeme ise, Isparta müdde-i umumisinin şiddetine rağmen beraetimi müttefikan verdiği halde, güya ben şapka kanununa karşı red ile mübareze ediyorum diye habbeyi yüz kubbe yapıp, beni şiddetli hasta ve gecelik libasımla çok kalabalık insanların ortasında teşhir etmeleridir.

Dördüncü: Size ifadelerimin hatimesi olarak takdim edeceğim istid'amdır. Gayet kat'î cevabı verilen Beşinci Şua'nın(123) aslını Dar-ül Hikmet-il İslâmiye'de yazdım. Sonra bazı mes'eleleri bu zamanda dahi mutabık çıktığı için, tam mahrem dedim. Sekiz senede bir veya iki defa elime geçti,aynı vakitte kaybettirdiğimiz halde, benim iznim olmadan o risaleyle isim müşabeheti bulunan ve sırf imanî olan "Yedinci Şua" eski harflerle tab' edilmesi sebebiyle; o yedinciyi, beşinci Şu'a tevehhüm edip, yirmi senelik Risale-i Nur eczalarının ve on beş seneden beri yazılan ve ele geçen mektupları, ne mürur-u zamanı ve ne de af kanunları ve ne de Eskişehir mahkemesinin tebriye ve tahliye ve tasfiyesini nazara almıyarak, öyle lüzumsuz ve manasız sualler ve verdikleri yanlış manalarla muahezeye çalıştı.

Ezcümle, yirmi sene evvel bir rivayete binaen demiştim: "Dehşetli Süfyan İstanbul'da ölecek, Dikilitaş'ta şeytan bağıracak ve dünyaya işittirecek. Yani "radyo ile öldü" diye ilân edecek. İşte bu cümledeki "diye" kelimesini müdde-i umumi okumadı ve itiraz etti. "Sen öldü diyorsun" ben dedim: "diye " kelimesi var. Sonra sustu.

460

(123)Gizli ellerde gezdiği için bir iki haşiye kimin tarafından ilave edildiğini bilemediğim zatlar yapmışlar, bazı şahıslara tatbik etmişler. Ondan yeni yazılmış tevehhüm edilmiş. S.NURSI



461

1312


Daha çok emareler var ki, bana karşı bir habbeyi evham ve garaz yüzünden yüz kubbe yapmışlar. Hatta en acibi şudur ki; hiç bir şeyi bulamadıklarından, Eskişehir mahkemesinden beraet kazandığımız tarikatçılık ve cem'iyetçilik ve dinî hissiyatı alet etmek, emniyet-i dahiliyeye zarar vermek ihtimal ve imkânı gibi eski nakaratı tazelemek ve yüz elli sahifelik müdafaatım ile gayet kat’î reddedilen o asılsız bahaneler ile bizi muaheze etmeleridir.

Ben bütün bu asılsız bahanelere karşı derim: Eğer bu sekiz sene bana dikkatle bakan ve ilişmiyen Kastamonu hükümetini ve dokuz sene evvel bir iki risalenin bir iki mes'elesiyle yalnız bir sene ceza verebilen, başkasına ilişmiyen Eskişehir mahkemesini; ve bir sene evvel Risale-i Nurun bütün eczalarını üç ay tetkikden sonra aynen iade eden Isparta adliyesini ittiham edebilmek; ve şimdi benim münasebetimle tevkif olunanların münasebetleri derecesinde benimle ve Risale-i Nur ile münasebetleri bulunan ve bu milletin ruhen en mübarek ve bir cihette ve keyfiyetçe ekseriyet teşkil eden ve hadsiz ve zararsız mütedeyyin zatları mahkemeye sokabilirlerse; O vehham mü'terizler, Risale-i Nurun o meselesini muannid ve hakkımda evhamlı Isparta müdde-i umumisi gibi inceden inceye tetkike çalışan ve yirmi senenin mahsûlünü birden bu senenin mahsülüdür, hiç af kanununa rastgelmemiş diye bizleri onun ile ittiham ederek mahkemeye verebilirler. Yoksa koca milletin hazır olan âdalet ve hak ve kanununu bazı şahısların hatırı için kırmakla, en ziyade bîtaraf ve hiç bir te'sirat-ı hâriciye altına girmeyen ve padişahları, âdi adamlar sırasında ve önünde diz çöktüren mahiyet-i âdalet, onları dairesinin haricine atacak.

Ben Denizli mahkemesine teslim olmuşum. Onu hakkımda hakiki bir âdalet dairesi bilmek ve görmek Halıkımın rahmetinden beklerim. (124)

Madem şimdi hayatım Denizli mahkemesiyle alâkadardır. Elbette sıhhatim dahi ona bakar. Ben hastalığım için şefkatli bir hekim istedim, bekledim, gelmedi. Burada doktorların hey'etine yazdığım istirhamnameyi, şimdi benim merciim mahkemenin merhametli hâkimlerine suretini takdim ediyorum. Doktorlara hitaben yazmıştım ki:

"Siz hakîm olmak haysiyetiyle şefkat etmek, sizin meslekçe ehemmiyetli bir seciyeniz olmasını ve hakikat-ı mevti ve ölüm mahiyetini her taifeden ziyade sizin bilmenizin lüzumunu.. ve küçük bir kainat hükmünde olan insanın teşrihatındaki Hikmet-i Rabbaniye, her meslekten

(124) Hazret-i Üstad'ın Denizli mahkemesinin başlarında söylediği bu cümleleri ile temennisi, belki bir gaybî ihbarı gibi, mahkeme hakiki adalet

462

ile Risale-i Nuru ve Nur talebelerini muhakeme etmiş ve tarihî beraet hükmünü ve karar'ını vermiştir. A.B.



463

1313 ziyade mesleğinizde medar-ı nazar bulunması nokta-i nazarından, müdde-i umumiden evvel, bizimle alâkanız var. Çünkü bu mes'elemizde bütün vatanı alâkadar edecek olan Risale-i nura bir nevi taarruz ihtimali var. Risale-i Nur ise, İsm-i Hakim ve İsm-i Rahime mazhar olduğu gibi, en ehemmiyetli bir esası da şefkat olduğundan büyük bir manevî doktordur. Her gün nev-i beşerde otuz bin cenaze ile "Ölüm haktır" diye imza edilen hakikat-ı mevtin tılsımını ve dehşetli ölümün sevimli muammasını açarak, sırr-ı Kur'an ile ölümü yüzbinler adam hakkında idam-ı ebedî mahiyetinden çıkarıp terhis tezkeresine çeviren.. ve ehl-i iman hakkında ölüm terhis tezkeresi olduğunu o derece kat'î isbat etmiş ve hakikî teselli vermiş ki; yirmi seneye yakındır, zındıklara, maddiyunlara, tabiiyyunlara meydan okuduğu halde, hiç bir feylosof hiç bir mes'elesini cerh edememiş olan Risale-i Nuru müdafaaya mecbur olduğumdan ve sıhhatım bir kaç cihette muhtel olmasından, nazar-ı şefkatinizi ciddî bir surette rica ediyorum. Çünki ben on senedir bir hastalık sebebiyle haps-i münferid hükmünde münzevî ve yalnız yaşamışım.. ve yirmi senedir yine içtimaî ve manevî bir rahatsızlık cihetiyle hiç bir gazeteyi ne okudum ve ne de dinledim ve ne de merak ettim.. ve yine ehemiyetli bir maraz-ı içtimaî cihetiyle şimdi iki sene ve iki aydır, zemin yüzündeki harplerden ve hadiselerden hiç bir haber almadım ve merak etmedim ve sormadım. Halbuki ben Risale-i Nur itibariyle binler adam kadar alâkadarım.

Saniyen: Gerçi ben on sekiz sene haps-i münferid hükmünde yalnız bir odada yaşamışım. Fakat menzilim bu haps-i münferid gibi dar, rutubetli, ufunetli, manzarasız değildi. Teneffüs ederdim. Bir iki dostumla görüşürdüm. Hem şimdi ihtiyarım, yetmiş yaşındayım. Hem zayıfım, iyi bir hizmetçiye ihtiyacım var. Hem kırk elli senelik bir kulunç illetine mübtelâyım, soğuğa dayanamıyorum. Bu geçen ramazanda yalnız iki ekmek yiyebildim. Onun için benim sıhhatimin muhafazası bu ağır şerait altında vazifenize ve himmetinize bakar. Ehemmiyetsiz şahsım itibarıyla sıhhatim dahi ehemmiyetsizdir, kıymetsizdir. Fakat madem zararsız bir surette hem vatana ve hem millete hem idareye hem asayişe hem inzibata büyük faydaları tahakkuk eden ve yüzbin adamlar onunla imanlarını tehlikelerden kurtaran ve yüzotuz Risale binler nüshalarıyla nâşir-i efkârı bulunan ve dünya cereyanlarından hiç bir cereyanla alâkası bulunmıyan ve siyasetten bilkülliye tecerrüd eden ve asılsız bir evham yüzünden bir seneden beri aleyhine hücum plânı çevrilen imanî ve Kur'anî ve sırf uhrevî bir taife-i azimenin müdafaası ve evhamın zararından kurtarılması benim sıhhatim ile ve i'tidal-ı demimle bağlanmış. Elbette siz binler masum

464


şâkirtlerin hayır dualarını kazanmak niyetiyle sıhhatimin şeraitine ciddiyetle bakarsınız. Yoksa tevkif altına alınmış bir müttehem ada

465


1314 mın sıhhatinin ne ehemmiyeti var diye, yalnız resmi bakarsanız, hekimlikteki hikmet ve şefkat ve insaniyet incinecekler. Benim de şimdiki insanlardan ümidim kesilecek. Ben şimdi eskiden beri isti'mal ettiğim kinin ve aspirine çok ihtiyacım var, bulamıyorum. hem iştihasızlık ve kulunç beni sıkıyor. Hayli ihtiyar ve çoktan hasta ve çok zayıf ve cidden ve tam müteessir.

SAİD-İ NURSÎ (125)

Üstad'ın müdafaatının bu beşinci kısmı olan mu'tedilâne ve ilmîlerin bir tetimmesi olarak, doktorlar hey"etine vermiş olduğu istidada gösterilen kanunsuz ve keyfi tarzda tazib edilmesinin bir diğer kanunsuzluğunun acib tarzı da, savcı muauininin ona karşı gösterdiği ve açık bir garazı ihsas eden tavrı hadisesidir.Savcının bu tavrının bir nümunesi de şöyle dile getirilmiştir:

"Denizli C.Savcılığı vesatat-ı âliyesiyle Denizli ağır ceza mahkemesi Yüksek Reisliğine!

Ben ve benimle beraber yetmiş vatandaşın kanunsuz istinadatla, altı aydan beri taht-ı tevkif ve muhakememizi mucib olan mevhum bir cürümden dolayı mahkeme-i aliyenizde iddia makamını işgal eden C.M.U muavini Cemil Söylemez, vazife-i kanuniyesini alenen ihlâl etmiş ve bi- taraflığını muhafaza edememiş olduğundan, mumaileyhin mes'elemizde müddei sıfatıyla iddia makamını işgal etmesini şu sebeplerden dolayı reddediyorum:

1- Müdde-i umumi olan her şahıs, iki tarafın hukukunu müdafaa etmekle mükellef iken, muavin Cemil; tek cepheden aleyhimize şiddetle hareket etmekte bulunması...

2- Ben yetmiş yaşını mütecaviz bir halde ve ölüm derecesinde hasta olduğum için, yürüyemediğimden hapishane müdürünün tensibiyle araba ile mahkemeye geldim. Bunu gören muavin Cemil, gazab ederek hapishane Müdürü ve Başgardiyanını tekdir ve isticvab etmesi ve hastalığımın şiddetinden ve Basur illetinin tazyikinden, huzur-u mahkemede terbiyeli oturmadığımdan şikayetle mahkeme-i aliyenizde müteaddit defalar hakaretlerine maruz kaldığımdan; merhamet ve şefkatlerini tahrik ettiğimden olacaktır ki, mahkemenin muhterem reisi tarafından istirahatım için beklettirilmiyerek hapishaneye gönderilmeme müsaade etmeleri üzerine, yürüyecek halde olmadığım için, beni bekliyen arabama beni

466


binmekten men etmesi ve ölüm halinde pek güçlükle ve ellerim kelepçeli olarak hapishanedeki münferid menzilime gönderildiğimdir

(125)Denizli müdafaaları hususi defteri S:11.. Bu defterde "Zatınızı bu şehirdeki umum hâkimler ve hekimlerin şahs-ı manevisinin bir mümesili olarak düşünüp öyle konuşuyorum" diye yazılıdır. A.B.

467

1315


3- Yetmiş yaşındaki zaif, ihtiyar ve hasta bir şahsın kaçmak tehlikesi ve ihtimali bulunmadığı kat'iyetine rağmen, sırf garaz olarak, halka teşhir maksadıyla ellerim kelepçeli olarak mahkemeye götürülüp getirilmekliğim kanunsuzluğunu hakkımda kasten tatbik ettirmektir.

4- Altı aydan beri müdafaalarımı yazdıracak bir yazıcı bulamadığımdan, müteaddit defalar yaptığım ricalarımın istihza ile karşılanması.. Ve şiddetle beni ihtilattan menederek hiç bir talebe ile görüştürmemesi ve hiç bir kimseye müdafaalarımı yazmaklığıma mani’ olması..Ve bir kaç gün evvel hem yeni ve hem eski harflerle Ankara makamatına yazdığım müdafaanamelerimin gönderilmesine mani' olması ve eski yazılarla olan müdafaalarımın iyi okunabilmesi için göndermek istediğimi ricalarla yalvardığım halde, reddedip bunlarda iade edilmiyerek müsadere etmesi...



Dostları ilə paylaş:
1   ...   22   23   24   25   26   27   28   29   ...   112


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə