Kastamonu hayati



Yüklə 4.31 Mb.
səhifə67/112
tarix24.06.2018
ölçüsü4.31 Mb.
1   ...   63   64   65   66   67   68   69   70   ...   112

1719


kurtarılması ve Afyon'daki kitaplarımızın tamamen iade edilmesi için pek fazla bir ehemmiyet ve gayretle çalışmasını Üstad'ımız sizlere havale etti.

Ziya, Zübeyr(43)"

3- Üniversiteli Nur talebeleri adına diye bazı Nur talebelerinin Devlet Bakanı, Manisa Milletvekili Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu'na, aynı mevzuda yazdıkları istid'a:

(41) Emirdağ-2 Müntehap dosya sıra no: 22

(42) Adliye vekili o sıra, İzmir milletvekili Halil Özyörük'tür.

(43) Emirdağ-2 Müntehap dosya sıra no: 22

1720

1783


"Devlet Bakanı, fazilet kahramanı Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu!

Zat-ı âlinize vatan ve milletin mukadderatı mevzuunda, gayetsiz derecede ehemmiyetli ve şeytanın zor düşünebileceği bir tarzda tertip edilen Demokratlar aleyhinde bir plânı ifşa ediyoruz. Şöyleki:

Bu vatanda dinsizlikle ve istibdat-ı mutlak ve eşedd-i zulümle yirmi yedi yıldır perde altındaki hususî neşriyatla, harikulâde bir feragat-ı nefisle mücadele eden Bediüzzaman Said-i Nursi'nin vücuda getirdiği muazzam Nur talebeleri camiasının DP'yi muhafaza ettiğini, CHP'sinin müfrit dessasları anlamış, hatta bir zamanlar gayet gizli olarak, Nur talebelerinin kesretle bulunduğu mıntıkalara tedkik ve tecessüs için çıkılmıştı.

İşte Anadolu'nun her tarafında harika bir kuvvet-i imaniye ile fevkalâde bir fedakârlık ile bu milletin iman ve İslâmiyetine hizmet edip, cebbarlar saltanatının esasından ve kökünden yıkılmasına medar olan Nur talebelerini, Demokratlardan nefret ettirmek için, uhrevî ve dünyevî hayatlarının halâskârı olan yüzbinler ehl-i iman ve bir kısım yüksek tahsil gençliğini tenvir ve irşad eden ve Arabistan'da ve Mısır'da büyük bir takdir ve tahsine mazhar olan ve mübarekliğine hürmeten Peygamberimizin kabr-i şerifi ve Hacer-ül Esved üzerine konulan Zülfikâr ve Asa-yı Musa mecmualarının Isparta adliyesi tarafindan yakılmasına karar verilmek gibi, arz ve semavatı hiddete getirecek ve mevcudatı ağlatacak derecedeki bir hükmü haber aldık.

Halbuki yüz otuz parçadan müteşekkil Risale-i Nur külliyatından olan bu büyük mecmuaların parçaları da, Risale-i Nur külliyatıyla beraber 1944 senesinde Denizli Ağır Ceza Mahkemesinde müttefikan beraet verilmiş ve yüksek temyiz mahkemesi tasdik etmiştir. Kaziye-i muhkeme haline gelmiş ve bütün eserler müellif-i muhteremine ve sahiplerine iade edilmiştir. Son Afyon mahkemesinde de CHP hükûmetinin komünist vekilinin hususi emirleriyle verdiği garazkâr hükmü, kahraman Demokratların adliye vekili, eski temyiz mahkemesinin âdil reis-i muhteremi esasından nakzetmiştir. Nihayet af kanunu ile gaddarane giriştikleri ve içinden çıkamadıkları iftira ve ittihamların üzerine perde çekmişler ve afla neticelendirmişlerdir.

Hakikat bu merkezde iken ve şimdi eski hükûmete binler hakaretli neşriyatları(44) bütün hızıyla devam ederken ve dörtyüz sahifelik gayet hak ve hakikatlı bir mecmuanın iki sahifesinde bir ayetin tefsirini arz ve o bahane ile medar-ı mes'uliyet yapıp, o mecmuanın imhası cihetine gi

1721

(44) O arihte bilhassa Büyûk Doğu Mecmuası yirmidokuzuncu sayısında "Lozan'ın iç yüzü” diye çok mühim ve bir çok gizli işleri meydana çıkaran bir yazı neşretti. A.B.



1722

1784


dilmesi, doğrudan doğruya eski zalim parti hesabına şu maksada ma'tufdur ki; yüzbinler Nur talebelerini Demokratlar aleyhine çevirip DP'nin; sessiz, sadasız, gösterişsiz, fakat dindarlıklarıyla gayet muhkem bir istinadgâhlarını yok etmek ve DP hükûmetini yıkmaktır. Bu müthiş ve şeytanî plânın akim kalması için zat-ı âlinize ehemmiyetle ihbar eder, selâm ve hürmetlerimizi arzederiz.

Üniversite Nur talebeleri adına Yusuf, Ziya Arun(45)"

4- Daha sonra, 3.11.950'de üstteki istid'anın daha mükemmeli bir istid'a ile, DP hükûmetinin bir çok bakanlıklarına Mustafa Sungur, Hüsrev ve Üniversite Nur talebelerinden Yusuf Ziya, Abdulmuhsin ve Abdullah Yeğin'in imzalarıyla müracaat edildi. Bu dilekçeden sadece bir iki bölüm alıyoruz:

"... Hem müfessirlerin üçyüz ellibin tefsirlerine ittibaen iki sahifede iki ayet-i Kur'aniyenin tefsir edildiği bahanesiyle, yüzbinlerle kimselerin imanına pek ziyade bir ehemmiyet ve te'sirle hizmet eden dörtyüz sahifelik Zülfikâr mecmuasını müsadere veya imha etmek, dünyada hiç bir kanunda olmadığından, sırf dinsizliğe alet olarak yapılan bu fecî garazkârlık fâillerinin hak ve hakikat ve adaletten ne derece uzak olduğunun zahir bir delili bulunduğunu zerre miktar vicdanı olanlar anlıyacak ve yüzsüz yüzlerine lânet ve nefretler savuracaktır...(46)"

5- Daha sonra, 20.11.950'de Ankara'da Hazret-i Üstad'a gönderilen bir mektupta Şu malûmatlar veriliyordu: (Bazı kısımlarını alıyoruz.)

Çok sevgili Üstad'ımız Efendimiz!



"Risale-i Nur imha edilmez" diye yazılan ayn-ı hakikat parçayı Başbakan ve Adliye Vekilinin ev adresleriyle, diğer bakanların da resmi adreslerine gönderdik. Görüştüğümüz meb'uslara da veriyoruz. Hepsi de bu hususta çalışacaklarını söylüyorlar. Isparta Meb'usu Senirkentli Tahsin Tola ziyade alâkadar oluyor ve diyor ki:

"Hükûmet şimdi komünistlikle mücadeleye başladı. Bu mücadele yalnız zabıta ile olamaz. Nurcular yirmi senedenberi mücadele ediyorlar. Hükûmete büyük yardımda bulunuyorlar. Ve bugün memleketteki muhtelif cereyanların en hayırlısı ve en te'sirlisi Nurculardır diyorlar.

1723

Vâiz ve meb'us (Ankara Meb'usu) Ömer Bilen ile, diğer meb'us Fehmi Çobanoğlu isimli ihtiyar zatlar size pek çok hürmet ve selâm ediyorlar. Her ikisi dahi Risale-i Nurun şahs-ı manevisi namına sevgili Üstad'ımızı "Bu



(45) Emirdağ-2 Müntehap dosya sıra no: 22

(46) Müntehap Dosya sıra no: 23

1724

1785


asrın bir mürşid-i hakikisi" söyliyerek: "Onların himmetidir ki bu umulmadık zafer kazanıldı." diyorlar...

Dünki gün çarşamba günü üç meb'us, bir ara sevgili Üstad'ımızı ziyaret edeceklerini konuşmuşlar...

Ankara Üniversitesinden Abdullah Yeğin ve Mustafa Sungur(47)"

6- Ve nihayet Hazret-i Üstad 11.12.950'de bu meseledeki Nur talebelerinin faaliyeti ve hizmetleri hakkında şu mektubu yazdı:

Aziz Sıddık kardeşlerim!



Evvelâ: Sizi tebrik ediyorum ve bu defaki Hüsrev'in bakanlara yazdığı istid'a pek mükemmel bir vesika-i tarihiye hükmündedir. Fakat bir iki gün evvel Sungur'dan aldığımız bir telde, "Yüz seksen beş eserin verilmesine emir verildi." demiş. Bu adetli cümleyi anlıyamadık.Telgrafhaneden müdürden sorduk "o memur onu yanlış almış, makineden ben kulağımla işittim: "bütün eserlerin geri verilmesine..." demektir."

Hatırımıza geldi ki, acaba yüz otuz Risalenin bazılarını müteaddit cüzleri bir risale yapıp yüz seksen beşe mi çıkardılar diye ihtimal verdik ve anlıyamadık.

Hem Yeni Sabah gazetesi yazdığı gibi, Medreset-üz Zehra'yı "Doğu Üniversitesi" namıyla büyük bir İslâm Darülfünunu, Reis-i cumhur tabiriyle: "Her müşkilâtı iktiham edip onun yapılmasına çalışacaklarını" haber aldık. İnşaallah kırk senedir takib ettiğim mühim bir maksadımızı vatan ve millet menfaatı için yapmağa mecbur olacaklar...

Elbaki Hüvelbaki, kardeşiniz

SAİD-İ NURSİ(48)"

Nur talebeleri Hazret-i Üstad'ın emirleriyle, böylece yaptıkları faaliyet ve hareket neticesinde Demokratlardan hamiyatkâr bazı zatlar hadiseye el koydular ve Isparta, Ankara ve Emirdağ'ında savcılıklarca alıkonan umum Risale-i Nur eserlerini iade etmeye vesile oldular. DP'lilerin Risale-i Nur namına ve yardımına ettikleri ilk hizmetleri de işte bu olmuştur.

(47) Aynı dosya S: 27

1725


(48) Emirdağ-2 Müntehap dosya sıra no: 31

1726


1786

SAİR MAHKEMELER

Afyon mahkemesinden gayri, Üstad'ın 1951-1954 arasında cereyan eden diğer mahkemelerine geliyoruz:

Birinci mahkemesi, Emirdağ'ında şapka meselesinden:

Üstteki mesele, yani Risale-i Nurları Demokratların eliyle ve idareleri altındaki bazı makamlarca imha plânı tutmayınca; beş altı ay sonra yani 1951 yaz aylarında CHP zihniyetli bir kaymakamın tedbiriyle bu defa Üstad Hazretlerinin şahsıyla uğraşmaya, başladılar. “Şapka giymiyor” diye Üstad'ı Emirdağ'ında mahkemeye verdiler.

Şapka yüzünden Hazret-i Üstad'ın rahatsız edilmesi ve Emirdağ'ında mahkemeye verilme hadisesi 1951 yaz aylarında olduğu kesin olmakla birlikte, bu mahkemede hangi ayın, hangi gününde ifade verdiği maalesef belli değildir. Lâkin bu meseleye dair Üstad'ın yazdığı bazı yazılarının neşir tarihleri bellidir. Az ilerde kaydedilecektir.

Şapka meselesinin bir devamı olarak; Hazret-i Üstad İstanbul Gençlik Rehberi mahkemesinden Emirdağ'ına döndükten sonra da-B. Tarihçenin haberine göre- 1952 yılı Ramazanında, yani tahminen haziran ayı içinde yeniden rahatsız edilmiş ve tek başına kırda otururken, bir başçavuş ve jandarmalar gitmişler, Üstad'ı karakola getirmişlerdi.

Hazret-i Üstad'ın 1951 ağustos ayı başında Emirdağ mahkemesine verdiği ve 8 Ağustos'ta lahika mektubu tarzında neşredilen ve bazı bakanlıklara da kitaplarının imhasına teşebbüs meselesinde gönderilmiş olan "Mahkeme-i Kübray-ı Haşirdeki şekvaya küçük bir zeyildir" yazısı aynen şöyledir:

"Kanun namına kanunsuzluk edenlere karşı çıkanların, kanunda mesul olmadığına binaen; bana karşı kanun namına on cihetle kanunsuzluk eden buradaki mahkeme ve hükûmetin erkânlarına ikame-i dava ediyorum. Şöyle ki:

Otuz senedenberi münzevî bulunan ve üç hapsimde de yine tecrid-i mutlakta inzivada mecbur ettirilen bir adama, çarşı gibi mecma-ı nasda bulunanlara teklif edilen bir kanun, hiç bir vecihle teklif edilemediğinden, buradaki kanunsuz olarak kanun namına onların hareketlerini kanunsuzlukla ittiham edip, Haşir mahkemesinde ikame-i dava ediyorum.

1727

İkinci kanunsuz cihet: Yirmi yedi sene mühim merkezlerde hatta Ankara'da emniyet-i umum müdürü dairesinde Ankara Valisi şapka meselesi için geldiği halde, o dairede bulunan o münzevi adama "Başının külâhını değiştir" diye teklif edemedikleri ve üç dehşetli mahkeme ile hatta



1728

1787


idam ve imhasına çalışıldığı halde, tekrar o meseleyi, yani "Başını aç veya bizim gibi frengi tarzı giy!" diye teklif edemedikleri.. Ve üç ay Kastamonu polishanesinde iki komiser ve polisleri içinde misafir kaldığı zaman, yine ona bu yeni serpuşu teklif edemedikleri kat'î gösteriyor ki; o adama karşı böyle bir serpuşu teklif etmek kanunla olamaz ki, üç mahkeme ve zabıta, değil icbar, teklif de edemediler. Madem hakikat budur, buradaki bu teklifin sebebiyle onu mes'ul tutmağa çalışanları ve onları o yola sevkedenleri kanunsuzlukla ittiham edip mahkeme-i kübrada ikame-i dava ediyorum.

Üçüncüsü: O adam yirmiyedi sene frengi tarzda giymemek için, İslâmiyetin ve milliyetin şerefini kırmamak için, zalim düşmanlarımızın kıyafetine girmemek ve hayat-ı içtimaiyeden çekilmek ve yirmiyedi sene işkencelerle taziblerle cezayı çeken bir adama; millet, hükûmet namına böyle bir şeyi teklif etmek, yerden göğe kadar kanunsuzdur. On cihetle kanunsuz bir harekettir. Bunların aleyhinde bu noktaya göre ikame-i dava ediyorum.

Dördüncüsü: O adam hocalık itibarıyla bütün hayatını medrese terbiyesiyle ve sünnet-i seniyye ile (tanzim etmeye(49))çalışırken; Cumhuriyyetin birinci Reisi çok büyük teklifler ve büyük vazifeler ve medresesi için yüzelli bin lira tahsisat kabul ettikleri halde, şeair-i İslâmiyeye muhalif hareket etmemek için o teklifleri kabul etmemiş, ihtiyarlığında yirmi yedi senedenberi işkenceli azapları çekmeyi kabul etmiş.

Başta umum şeyh-ül İslâmlar, hususan Zenbilli Ali Efendi ve umum müçtehidler ve ulemay-ı İslâm, hususan ilm-i akide uleması yasak ettikleri bir serpuşu, öyle ihtiyar, münzevî bir hocaya teklif etmek, dört vecihle belki yüz vecihle kanunsuz olduğundan, böylelerin aleyhinde mahkeme-i kübray-i haşirde ikame-i dava ettiğim gibi, istikbaldeki ehl-i adalete şekva edip bu zamandaki ehl-i insafın nazar-ı dikkatini celbediyorum.

Beşincisi: O adam idam edileceği tehdidine karşı Rus'un başkumandanına izzet-i ilmiyesini kırmıyan ve üç dehşetli kumandana karşı izzet-i ilmiyesini muhafaza edip başını eğmiyen ve eskide Otuzbir Mart hadisesinde Divan-i Harb-i Örfi'de, gençliğinde idamını beklerken ve şeriatı istiyenleri idam darağacında temaşa ederken; Divan-ı Harbin Reisinin:

"Sen de şeriat istemişsin" sualine karşı "Şeriatın bir tek meselesine ruhumu feda etmeye hazırım" diyen bir adam, ihtiyarlığında, kabir kapısında, hususan düşmanları tarafından zehirlenmesiyle şiddetli hasta ol

1729

(49) Parantez ortasındaki cümlecik asıllarda yoktu.Fâkat ibarenin siyakı onu ister diye tarafımızdan konuldu. A.B.



1730

1788


duğu bir zamanda: "Sen tek başına, yalnız kırda oturduğun vakit başına şapka koymadığın için seni mahkemeye veriyoruz." diyenleri beş vecihle kanunsuzlukla ittiham edip ikame-i dava ederek; Ve bu vatan ve millete böyle bir adamı kuvvetle mukabeleye mecbur edip anarşinin hesabına bir ihtilâl çıkarmakla ittiham ediyorum...

Madem bir sünnet-i seniyyeyi terketmemek için hayatını feda ettiğine dair tarihçe-i hayatı şehadet eder. Elbette böyle kâfirane, mürtedane teklifekarşı yüz ruhu da olsa feda edecek bir adama;böyle dinine, haysiyetine, izzet-i ilmiyesine mütemerridane ilişenler, anarşilik hesabına ihtilâl çıkarmak fikrindedir diye onları ittiham edip Mahkeme-i Kübrada ikame-i dava ediyorum. Bu memleketin vatanperverleriyle milliyetperverlerinin nazar-ı dikkatlerini celbediyorum.

Altıncısı: An'ane-i İslâmiyede eskidenberi bu milletin dâimi bir âdetleri ve örfî kanunları: İslâmiyet noktasında sevablara hayırlara medar bir âdeti şudur ki: Garip adama merhametle misafirperverlik.. ve fakir adama şefkatle yardım etmek.. ve hasta adamı incitmemek, teselli etmek, keyfini sormak.. ve hakikî hocalara hürmet etmek ve lüzum olursa hizmet etmek.. ve ihtiyarlara hem hürmet, hem merhamet, hem Ramazan-ı Şerif gibi mübarek vakitlerde mümkin olduğu kadar sünnet-i seniyyeye tabi’ olup birbirini incitmemek; bu millet-i İslâmiyenin an'anevî bir adeti ve örfî bir kanun-u müstemirresi hükmüne geçmiş terbiye kanunları iken; bir adam hem garip, hem fakir-ül hal, hem çok ihtiyar, hem zehirle çok hasta, hem münzevî iken; Ramazan-ı Şerifte ona, çarşılarda kalabalık yerlerde bulunanların serpuşunu, yani frenklerin tarzını yapmadığından, Şapka Kanunu namına deyip mahkemeye vermek, celpnameyi hastalık yatağında göndermek, on vecihle kanunsuz ve İslâmî âdet kanunlarına bir tahkir olmak cihetiyle; mahkeme-i kübra-i haşirde onları ve onları o yola sevkedenleri ikame-i dava ediyorum. Elbette istikbal lânetlerle böyleleri mahkûm edecektir.

Yedincisi: Bütün asker neferatı başına koymağa mecbur olmadıkları ve kadınlar ve çocuklar ve ibadette olanlar, hatta dairedeki memurlar başına koymaya mecbur olmadıkları; ve çok köylerde, hususan dere ve dağlarda bulunanlara veya bere giyenlere kanunen teklif edilmiyen ve giymesinde bir maslâhat ve içtimaî hiç bir faydası bulunmayan bir serpuşu; kanun namına hayat-ı içtimaiyeden çıkan ve insanlarla pek nadir temas eden ve kapısında bekliyen otomobile veya arabaya binen, tek başıyla teneffüs için bir iki saat kırlarda oturan bir adama; kanun namına o serpuşu teklif etmek beş vecihle

1731

kanunsuz bir ihanet ve onun damarına dokundurup vatan zararına heyecana getirmek; vatan ve millete, hükûmete



1732

1789


hıyanetle onları ittiham ediyorum. Mahkeme-i Kübraya ikame-i dava ettiğim gibi, pek yakında İslâmiyet fedâileri dahi bu dünyada onun bedeline ikame-i dava edecekler.

Emirdağ'ında mukim Hasta ve ihtiyar

SAİD-İ NURSİ(50)"

(50)Emirdağ-2 Mnntehap dosya sıra no: 63

1733

1790


1734

1791


Şapka meselesinden 1951'de Emirdağ'ında Üstad'ın mahkemeye verildiği hakkındaki, üstte kaydedilen Üstad 'ın yazısı; ifade tarzı ile gerçi 1952 de "Büyük Cihad gazetesinde neşredilen ve aynı meseleden yazılan yazısına bazı cihetlerden benziyor ve ikisinde de Ramazandan bahis varsa da; bunda "On vecihie kanunsuzluk" ifadesi vardır. Evvelkisinde "Beş vecihle kanunsuzluk" diyor.. Ancak bu yazının ilk olarak lahika mektubu şeklinde neşredildiği zaman, Mustafa Ezener Ağabey'e geldiğinde, aynı yazının arkasında "Geldiği tarih:8.Ağustos 1951" diye kendi kalemiyle yazmıştır. Ama acaba "Büyük Cihad" gazetesinde

1952'de neşredilen "En Büyük İspat" başlığı altındaki yazı, yine bu yazının genişlettirilmiş şekli midir? Yoksa biraz daha şiddetli ve hiddetli olarak 1952'de yazılmış ayrı bir yazısı mıdır, bilemiyoruz. İhtimaldir ki, birer sene ara ile iki defa Hazret-i Üstad'a ilişilmiş, her defasında da Ramazan ayı içinde şapka meselesinden rahatsız edilmiştir. İfade tarzı birbirine benzemekle beraber, bir derece değişik olan iki yazı, bizce ayrı ayrı zamanlarda yazılmışlardır.

ÜSTAD'IN İKİNCİ MAHKEMESİ:

(1952'de İstanbul'daki Gençlik Rehberi mahkemesi)

Bilindiği gibi Afyon mahkemesi devam ederken; üstte bahsi geçen Emirdağ'da şapka meselesinden mahkemesi, İstanbul'da Gençlik Rehberi mahkemesi, daha sonra Samsun davası ve Isparta savcılığınca açılan umumi dava ve mahkemeler... Hazret-i Üstad bunlardan sadece İstanbul Gençlik Rehberi mahkemesine gidebilmişti, Emirdağ hariç diğer mahkemelere istinabe yoluyla ifade ve müdafaalar yolladı.

Adı geçen yerlerin savcılıklarınca açılan şu bahsi geçen resmi mahkemeler dışında, 1950 DP iktidarı ilk başlarında Üstad'ın bir kaç defa menzili de aranmış, gelen misafirler, zaman zaman karakollara çağrılmış ve tazyik edilmiştir. Yine takibler devam etmiş ve 1950'deki Emirdağ kaymakamı eskide olduğu gibi Üstad'ın aleyhinde menfi propagandalar tertiblemiştir. Bunlara kısmen üst tarafta da işaret edildi.

GENÇLİK REHBERİ MAHKEMESİ NASIL BAŞLADI?

1735


Bilindiği üzere İstanbul Üniversitesi Nur talebeleri,1951 başlarında Risale-i Nurdan Gençlik Rehberi eserini İstanbul'da Tecelli matbaasında resmen tab'ettirdiler. "Neşreden Abdulmühsin Alev" diye resmen isim ve adres verilmişti. Bunun üzerine İstanbul Savcılığı bu eserden dava açtı. İfadeler, sorgulamalar neticesinde dava dosyası İstanbul sorgu hâkimliğine intikal etti. 24.3.951'de İstanbul Sorgu Hâkimliğ'i kararnamesini yazdı ve dava Ağır Ceza Mahkemesine intikal ettirildi.

1736


1792

Çok büyütülen hadise, gerçi maddeten cüz'î gibi görünüyordu. Lâkin o sıra ve o zamanda o mesele gerçekten de büyüktü. Zira yirmiyedi sene zarfinda resmen böyle dinî bir eser ilk olarak neşrediliyordu.(51) Hem de Üniversiteli talebelerin adıyla...

Davanın Ağır Cezaya intikal etmesi üzerine, Ankara'daki üniversiteli genç Nur talebeleri 24 Haziran 1951'de İstanbul Sorgu Hâkimliğine şu gelen protesto yazısını gönderdiler:

"İstanbul Birinci Sorgu Yargıçlığına:

17.5.951 tarih ve 151-60 sayılı iddianameyle -Gençlik Rehberi'nin yeniden basılması münasebetiyle- müellifi bulunan Said-i Nursi'nin Gençlik Rehberi adlı kitabıyla; "laikliğe aykırı olarak, devletin içtimaî iktisadî, siyasî ve hukukî temel nizamlarınını dinî esas ve inançlara uydurmak ve şahsî nüfûz temin ve tesis eylemek maksadıyla, dini ve dinî hissiyatı alet ederek propaganda ve telkin yapmakla iddianamenizde suçlu gösterip Ağır Ceza mahkemesine verilmek istendiğini okuduk.

Hak ve hakikata tamamıyla aykırı ve Türk milletinin dinine, imanına Gençlik Rehberi'yle beraber daha yüzler eserleriyle hizmet eden Bediüzzaman Said-i Nursi'nin aleyhindeki isnadların yanlış olduğunu, gerek kanunî ve gerek hukukî cihetlerle ispat ederek cevab veriyoruz:

1- İddianame altı madde ile, Rehberin tab' ve neşrini güya lâikliğe ve matbuât kanununa aykırı olduğu iddiasındadır. Halbuki dünyada hiç bir kanunda onu medar-ı mes'uliyet edecek bir vaziyet yoktur. Bilâkis suç mevzu'u diye gösterilen o altı madde, Rehberin kıymettar bir hakikat olduğunu gösteriyor. Hem Rehber, Eskişehirde Emniyet Müdürlüğünce tetkik ettirilip tab' edildikten sonra, hiç toplattırılmamış.. Hem eskiden Denizli mahkemesine ve Ankara Ağır Ceza Mahkemesi'ne ve ehl-i vukufa gönderilmiş, sonra diğer bütün kitaplarla beraber zararsız eser diye iade ve beraet ettirilmiştir. Ondan sonra teksir makinesiyle de eski harfle intişar etmiş, hiç toplattırılmamış. Yalnız Rehberin başındaki mukaddemede yazıldığı gibi, yalnız bir nüsha başka kitapların içinde Ankara Emniyet müdürünün eline geçmiş, o da toplatmasına emir vermiş.. Ve nihayet son Afyon mahkemesinde de hiç mevzu-u bahis edilmemiştir.

1737


İddianamede lâikliğe aykırıdır diye medar-ı mes'uliyet gösterilen madde ise, ahirzamanda hadisin verdiği haberdir ki: "O zaman bazı yerlerde kırk kadına bir erkek nezaret eder". İşte bu hadisin verdiği haber, kısmen bugün Rusya'da çıkmış bulunuyor. Din ve iman, ahlâk ve fazilet tanımayan

(51)1947'de Eskişehir'de, hususi suretle Emniyet Müdüriınün izniyle az bir kaç nüsha Gençlik Rehberinin hülâsası tab ettirilmesinden başka...

1738

1793


Rusyanın bugünkü vaz'iyet-i vahşiyanesinden beşer titrerken; adeta bu vaziyete taraftar bir şekilde bu hadise ilişmek; hakikata, kanuna ilişmekten başka bir şey değildir.

Hem makamınıza arzediyoruz ki; devletin iktisadî, içtimaî, hukukî bünyesini sarsmakla ve şahsî nüfuz te'mini gayesiyle yazılıp neşredildiği iddia ettikleri risale; bilâkis kanaâtının tamamen aksine olarak, ferdleri su-i ahlâktan, israftan, haksızlıktan ve bütün ahlâk-ı mezmumeden iman yoluyla men' etmekle, tam tamına bu müesseselerin te'sisine sırf rıza-ı ilâhî için çalışmış ve şahsî nüfuz te'min etmek şöyle dursun, her cihetle hakkı olan gezmek, dolaşmak, istediği yere gitmek ve istediği kimse ile konuşmak gibi tabiî ve insanî haklarından bile feragat etmiş bir fazilet âbidesi olarak karşımızda duruyor.

Hiç kimse inkâr edemez ki; bin tane Müslüman, mütedeyyin şahsın idaresi, on tane serkeş kimsenin idaresinden daha kolay olduğu.. ve Gençlik Rehberi de insanları serkeşlikten sarhoşluktan, su-i ahlâktan, su-i İsti'malâttan men' eden bir eser olduğuna göre; onun hakkında asayişi bozuyor iddiasında bulunmak en cahil kimseleri dahi güldürecektir.

Binaenaleyh, yukarda zikir ve tadat ettiğimiz esbab-ı mûcibeden dolayı Üstad'ımız hakkında adem-i takibat kararı verilmesini saygılarımızla rica ediyoruz.

Nur Talebelerinden Ceylan, Sungur, Abdullah, Ziya(52)"

Ankara Nur talebeleri bu protesto yazılarının bir suretini Üstad Hazretlerine, bir suretini de İstanbul'daki Üstad'ın eski talebelerinden Avukat Mihri Bey'e yolladılar.

Böylece İstanbul Birinci Ağır Ceza Mahkemesine intikal eden "Gençlik Rehberi" dosyasıyla, savcılığın 14.4.951'de hazırlanan iddianamesi, İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesinden tebliğname ve mahkemeye celbname olarak Hz. Üstada gelmesi üzerine; Üstad Hazretleri mahkemeye İstanbul'a gitmeye kanunen mecbur durumda kalmıştı. Ancak fazla za'afiyet, hastalık vesaireden dolayı İstanbul'a kadar gitmeye takat'ı yoktu. Mahkemeye gidemiyeceğine dair hey'et-i sıhhiye doktorlarından bazı raporlar aldı ve bir dilekçe ile İstanbul'a gönderdi.

(52)Emirdağ-2 Müntehap dosya sıra no: 59

1739

1740


1794

Üstad'ın mahkemeye gitmemek için hey'et-i sıhhiyeden rapor almak üzere yaptığı müracaat dilekçesi aynen şöyledir:

"Hey'et-i sıhhiyeye!

On beş sene evvel Rehber'in başında yazıldığı gibi, bazı gençler kendilerinin hayat-ı dünyeviye ve uhreviyesini muhafaza için yanıma geldiler. Ben de onlara lillah için o Rehber dersini verdim.O risale, bir iki haşiye müstesna, hem Isparta hükûmeti, hem Denizli mahkemesinde, hem Ankara'nın Ağır Ceza ve Temyiz mahkemesinin iki sene ellerinde kalması neticesinde beraet kazanması ve tamamen Risale-i Nur külliyatı, Rehber de içinde olduğu halde iade edilmesi, sahiplerine verilmesi.. Hem Isparta ve Eskişehirde ve İstanbulda üç defa teksir edilmesi ve bir nüshası Ankara Emniyet Müdürünün eline geçmesiyle; Rehber'in başında yazıldığı gibi, bir tek kelimesine ilişmesiyle, ahirinde gelen cümleyi okuyunca hakikatı anlaması ve intişarına mani' olmaması.. Hem binlerce nüsha intişar ettiği halde, hiç bir yerde bir zarar, bir itiraz görülmemesi, hatta Mersin'in Tarsus kazasında bir kaç Nur kitaplarını müsadere ederek gençlik Rehberi de içinde olduğu halde, Ankara'ya gönderilip tetkik ettirildikten sonra, vilâyetin emriyle tamamen serbesttir diye resmî vesika vermeleri.. ve İstanbul'da tab' edildiği zamanda kanunen beş altı makama gönderildiği ve ellerinde beş altı ay kaldığı halde, ilişmemeleri; Rehber'in ehemmiyetini ve kanunen dahi serbest olduğunu ispat ediyor.



Dostları ilə paylaş:
1   ...   63   64   65   66   67   68   69   70   ...   112


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə