Kazak böRÜ Karaçay Türklerinin azatlık şairi Bİlal laypan`



Yüklə 0.58 Mb.
səhifə1/6
tarix03.11.2017
ölçüsü0.58 Mb.
  1   2   3   4   5   6

    BİLAL LAYPAN


KAZAK BÖRÜ
(Karaçay Türklerinin azatlık şairi

BİLAL LAYPAN`dan seçme şiirler)*
Türkiye Türkçesine aktaran:

SILPAĞARLANI YILMAZ NEVRUZ

    yilmaznevruz@ttmail.com

*Наr nazmunu atını tübünde kaydan alınıb köçürülgenı beriledi. Söz üçün: 6-159 (6-çı tom, 159-çu bet. Laypanlanı Bılal. Çıgarmalarını karaçay tılde 10-tomlugu. Moskva – Teyrı – 1993-1998 cılla).

Бу назмула Лайпанланы Билалны 10-томлукъ Чыгъармаларыны 8-чи томунда, «Ас-Алан» журналны 9-чу номеринде басмаланнгандыла. Ары дери да Тюркде «Birleşik Kafkasya» дергиде, Эресейде да «Юйге игилик» газетде ууакъ-ууакъ чыгъа тургъандыла.
YAZILIKAYA'DA NART TOYU

(6-159)
Çok yürekli olmak şart oldu bana,

Batırbeklerden o kızı kaçırmak için.

Yazılıkaya'nın tepesine çıkıp

"Sensin yazgım" diye haykırmak için.
Yazılıkaya yazılar yazılan yer,

Oluverseydi keşki başlanıp bizden,

Eskişehirden Karaçayşehir'e

Gidelim dersem "evet" der misin sen ?


Gökte ak bulutlar güneşten kızarmış gibi

Senden kızardılar gönüller, umutlar.

Bulut ne ki, sürüp götürdü onları rüzgâr,

Seni ben ömrümce unutmam zinhar.


Sen güzelliğinle, oyununla oldun

O gün NART Toy'un biykesi, hanımı.

Taşlaşan kalbimi erittin de bıraktın,

Çıkarıp verecek gibi oldum canımı.


Bir söz söylemeye cesaret edemedim,

Bir düş gibi, melek gibi kaldın belleğimde.

İkinci kere gördüm ben seni

Eskişehir'in hastanesinde.


Oy hekim kız, oy dağlı kız,

Tedavi et, kalbimin yarasını.

Biz kopmaz gibi güçlü bağlayalım

Kafkasya ile Türkiye'nin arasını.



29. 07. 1996

Yazılıkaya-Türkiye
TABİAT

(7-52)
Tabiat, Halimat, Karaçay.

Irmakların hızlı akışı,berraklığı,

Dağların yüksekliği, aklığı.

Yerle göğün birleştiği yer,

Allah'ın insanla söyleştiği yer.

Gök ile yer,can ile beden.

Kış ile yaz. Ak ile yeşil.

Bir birlerine uyan yer.
Tabiat, Halimat, Karaçay.
GÜZEL KIZ

(4-51)
Güzel kız sokakta yürüyor...

izini kalblere gömerek.

Gidiyor gülümseyip uzaklara,

İnsanlığımıza güvenerek.
Güzel kız, nasipli kız yürüyor,

Ağaçlar onu fısıldaşıyor.

Kalbimin içinden geçiyor,

Meral endamı titreşiyor.


Tüm sokak bakıyor ona,

Güzellik dediğin olur böyle.

Bem beyaz açıyor ağaçlar

Umutlar gibi yüreklerde.


Güzel kız sokakta yürüyor,

Güzel sözler konuşuyor.

Sokak da güzelleşiyor,

Güzel kız sokakta yürüyor.


ÇAĞIRIYOR GÖZLERİN

(4-52)
Çağırıyor beni gözlerin

Bugünle yarının birleştiği yere.

Sıcak kalblerimizi çevirelim

Sevgi dağından esen yellere.
Çağırıyor senin gözlerin

Düşünceden, kaygıdan azat bir yere.

Çağırıyor beni gözlerin

Serin iklimli, kuytu bir yere.


Çağırıyor beni gözlerin

Gökle yerin buluştuğu yere.

Titreşiyor gölün suları

Hissedip elmaların olduğunu.


Çağırıyor beni gözlerin

Tünle düşün karıştığı bir yere.

Yol, Samanyolu gibi harika,

Genç kısrak kişniyor aygıra.



ZAFERE KADAR SABRET

(7-173)
Нalkım görmedik ne kaldı,

Savaş, sürgün, açlık.

En güzel nasip özgürlükse,

Ona kanat: güzellik, gençlik.

Ama o da kaldı uzakta,

İzden, yaradan doldu yürek.

Evvelce benzerdim taşa, fidana,

Şimdi oldum taş ile ağaç.
Işte elimde Allahın kelamı,

Yalana izin vermeyen Kur'an.

Başlığım, yamçım, gençliğim, canım

Azatlık isteyen halkıma kurban.


Ama halkım azatlık istemeyip

Kendini bırakmışsa içkiye, işrete,

Artık giderim ben asker olup

Azatlık için vuruşan Çeçen'e.


Benim halkıma da irkilip

Kıyam edecek kutsal zaman gelir.

O vakit Çeçenler de gelir,

Bizim azatlığımız için savaşır, ölür.


Halkımıza atılan kurşunu

Göğsümüzü siper edip tutarız.

Birleşen Kafkas'ın bayrağını

Dağ Cumhuriyetinin yönderine asarız.


"Kadın er için, er el için

yaşar,ölür" diye, söylenirdi söz.

Böyle günde bilinir kimin ne olduğu,

Ey kalbim, zamansız çatlama, sabret!

Tuzak, yaşam değil, zafer uzak değil,

Ey kalbim, zafere kadar sabret, yaşa !


ALLAHHA EMANET OL HALKIM

(7 – 183)


Yerin yüksekliğidir dağlar,

Onun aklığı, paklığıdır dağlar.

Dağlardadır en berrak sular,

Dağlardadır en güzel kızlar.


Ben dağlara dönüp ediyorum niyaz,

Sen yerdesin, göktesin, yürektesin Kafkas,

Ben sende doğmadığıma üzgünüm Kafkas,

Ben sende oturmadığıma dertliyim Kafkas.


Yanıyor, pişiyor bu baş ile yürek!

Ullu Karaçay! Oy, o taş ile ağaç,

Sizsiniz dağlıya ilk sure Elham,

Sizde olsam, inerdi bana gökten ilham.


Balıklar bile denizden çıkıp

Irmak boyu giderler yumurta atmaya.

Ben de yurduma dönmeden kalmam,

Teberdi ile Arhız'a doya doya bakmaya.


Ebedi hasretim Karaçay-Koban,

Nerde olsam da canım size kurban.

Dalga alıp atmış gibi balığı kenara,

Yazgım attı beni yurttan uzağa.


Kalblerimizi özlem, sevgi tarar,

Atayurdumuz Kafkas'a gözümüz bakar.

Günden güne tükenip, azalıp gideriz,

Vuslat ümidinden uzaklaşıp gideriz.


Burada doğup büyüyen nesiller,

Yaşamazlar bizim gibi özlem duyarak.

Karaçay onlara, bizim anlattığımız masal,

Araları anlatılmaz derecede ırak


Bizim bildiğimiz gibi durmuyordur Karaçay,

Olsa da, eskisi gibi doğuyordur güneş, ay.

Dağlar da eskisi gibi ağarıp dikiliyordur,

Sular gülümseyip, şarıldayıp iniyordur.


Karaçaylı karaçayca konuşuyordur,

Karaçay erkeği ev yapmaya çalışıyordur,

Karaçay kadını yün işleyip duruyordur,

Çocuklar her zamanki gibi okuldadır,

Anneleri de onların telaşındadır.
Çok şey duruyordur henüz eskisi gibi.

Ah bu anılar, canımı çekip alıyor bedenim,

Elden geleni yapalım, yine de biz,

Nerede olsa da, değeri yok gurbutte ölenin.


Dağlar, dağlılar, Karaçay, Kafkas!

Hayır, bu yücelik kimseye boyun eğmez .

Ama hedeftir yine, işgalcinin ilgisine,

Emanet ol halkım, Allahın kendisine.


PETÖFİ ŞANDOR

(7-187)
Sözüm kurşundur benim,

Candar Petöfi kardeşimdir benim,

Macar kardeşimdir Sandor Petöfi,

Macar sırdaşımdır Candar Petöfi.
Halkın azatlığı için savaşan, ölen,

Şaire başka yol olmadığını bilen,

Candar Petöfi, Sandor Petöfi.
Davamız da birdir bizim,

Yağımız da birdir bizim.

Yazdıklarımızın benzerliği gibi

Yazgılarımız da benzeyip gidiyor.




ALLAH'A EMANET OL

KARACAY-MALKAR

(7-119)
İstanbul şehrinde ezan sesi

Gaflet uykusundan uyandırdı beni.

Yaşlı, genç hepsi namaza durdu,

Müsliman halk utandırdı beni.
Türkün ruh kökünü anlamak için

Gel burada camileri gör.

Ezan sesi öyle geliyor ki insana,

Sanki göklerden nur yağıyor.


Türk denizine akmazsa Dağ suyu,

Kuruyup çekileceğini anladım.

"Allahım","maneviyatım" diye

Dünyayı yeniden araladım.


Türkiye'de olsan da, Kafkas'da dursan'da,

Kendi evindesin, ürken ürksün.

Türk dünyasının zirvesindensin,

Kafkaslardan gelen Türksün.


Türkün göbeği Istanbul ise,

Türkün başı - Karaçay-Malkar.

Bengüdağ’ın tepesinde ezan okunursa,

Avrupayı bırakın, tüm dünya anlar.


Ben Türküm, Dağlıyım, Alanım,

Elhamdülillah, müslimanım.

Yaşamamın şart olduğunu anladım:

Allah yolunda, elde Kur'anım.


Ama Allah bizi yarattı,

Dil-yurt verip kavimlere bölerek.

İşte bunun için çalışacağım ben,

Bunları canımdan üstün görerek.


Dinim, dilim, halkım, yurdum,

Sizi koruyabilirsem bana ölüm yok.

Karaçay-Malkar - dileğim, şarkım -

Esen ol. Bundan başka arzum yok.


Öz başıma istemem ne yer ne yar.

Allah'a emanet ol Karaçay-Malkar.


BİZDEN NE KALACAK ?

(4-75)
Analardan ana dili kaldı,

Atalardan ata yurdu kaldı,

Güzel tabiyat, dinçlik kaldı,

Kan-can duruluğu kaldı,

Azatlık, özgürlük kaldı,

Birlik kaldı, devlet kaldı.
Bizden ne kalacak, torunlara ?
SEN YİNE

(4-75)
Analar gitse de

Ana dili kalır.

Atalar gitsi de

Ata yurdu kalır.

Dünya sırayla.

Bizimkisi sabır.
Sen yine canlanırsın

Dağlı halk, Alanyurt !


ÇEÇEN BÖRÜ

(7 – 8)
Otlara od düşmüşçesine

Düşman girdi Çeçen`e.

Ateş kusup azat halka

Diş biliyor özgürlüğüne.

Ama burnunu çarpıp kayaya,

Kan kusarak döndü arkaya.
Zincirleri kıran bir kere

Köle olur mu göz göre.

Çeçen halkı zaten,

Azattır hilkatten.


Ne ölünün körü vardı,

Söyle Rusya Çeçen' de?

İki başlı kuşunu

Tut kendinde, içinde!


Senin bildiğin hep doymazlık,

Haset ve zorbalık, gecede günde.

Ne ölünün körü kalmıştı,

Söyle Rusya, Çeçen`de?

Kötü niyetli inançsız devlet,

Kıtaldir senin günün gecen.

Allah'ın yarattığı halk değil mi ?

Söyle Rusya, bizim Çeçen ?


Söyle, sana buyun eğmeye

Mecbur mudur o, neden ?

Ama o, senin gibi İblise

Karşı duran bir çelik beden.


Allah'a inanan bir millete

Küçük de denmez, az da denmez,

Güçsüz, yardımsız da denmez,

Böylesi yenilip düşmez zillete.


Şunu anlamalısın Rusya :

Çok kalabalık, kof kalabalık!

Ayılıp bakarsan görürsün

Hiç saygınlığın kalmadı artık.


Senin hilkat garibi kuşundan

Daha aşağı değil, ÇEÇEN BÖRÜ.

"Allahuekber!" diye yaşam sürer,

"Azatlık" diye, gazavat eder,

Her büyüyen, yetişen dölü.
Sağ kalanın gazilik,

Ölenin şehitliktir muradı.

Allah da insanlık da

Seninledir Çeçen halkı.


Iblis çarptı buz dağına,

Seni kap kara ağına

Düşüreceğim, diyen kâfir

Kendi düştü kendi tuzağına.


İki başlı kuşunu salıp,

Dar bir köşeye sıkıştırıp,

Kurdun ağzını bağlamaya

Ümit ediyordu haksız devlet.


Ama onun isteği olmadı.

ÇEÇEN BÖRÜnün ulumasına

Başka börüler de karışarak,

Yalnız kurtlardan kurt ordusu

Oluşuyor hızla, yarışarak.
Kurt uluması uzaktaydı,

Şimdi yakınlaşıp geliyor.

Halkları ve insanları

Köle yapmak isteyenler,

Titreyiniz, defolup gidiniz !
Her halk dinine, benliğine,

Yerine, töresine,

Erkin olmalıdır.

Her bir toplum, her bir adam

Bitişik komşusuna,

Akrabasına, uzağına,

Dürüst davranmalıdır.

Kazak börÜyű dinleyen,

Onun her şeyini anlayacak.

Çeçen börünün uluması

Yedi kat yerde duyulacak,

Yedi kat gökte duyulacak.


Ey sağırlar, siz de işitin!

Dinleyin, anlayın davayı.

Üçüncü bin yılın eşiğinden

Huzurla geçmeye bırakın dünyayı!


SEVİNCİM DE KAYGIM DA KAFKAS

(7-142)
Yağmur gökte kalmaz,

Söz yürekte.

Sevincim de kaygım da Kafkas,

Bedenim, ruhum hep sende.
Sana bem beyaz kar olup yağasım gelir,

Sende eriyip, sende kaybolup gidesim gelir.

Sonra ot olup çıkasım gelir,

Sende yeşerip, büyüyüp yaşayasım gelir.


Ah, nasıl da arzuladım sende,

hür yaşayıp ölmeyi.

Gözüm bakmadı, gönlüm çekmedi, başka yurtları.

Allah kısmet eder mi öz yurdumda,

bir güzel kızla evlenmeyi.

Bu yurdu benim gibi sevecek oğullarını, büyütmeyi, görmeyi?


Yaşlılar ayıplayacak belki beni,

Bu türlü düşüncelere verdiğim için kendimi.


Doğru demişler:

Yağmur gökte kalmaz,

Söz yürekte.

Sevincim de, kaygım da Kafkas,

Bedenim, ruhum hep sende.
AZLIK YENİLGİYE SEBEP DEĞİL

(7-202)
Gökyüzü yününü döküyor,

Partal partal bulutlar.

Düşünmekten yorgun düştüm:

Olacak, olmayacak umutlar.
Bizden midir, bayrak yapan

Boyunduruğu, tasmayı ?

İnsan akla getiriyor,

Güneşin tutulduğu esnayı.


"Azatlık" diye Çeçen halkı

Canını koydu bazmana.

Kardeş halklar mankurtluktan,

Gevşeklikten, korkaklıktan

Oltan oldular düşmana.
Ödü-yüreği yetişmeyen,

Benliği-şuuru gelişmeyen,

Sebep arıyor kendine:

"Biz küçük halk, az halk" diye,

Kendini mazur göstermeye.
Halk yenilmez "azlık"dan,

Yenilir iymansızlıkdan,

Allah yerine Iblis'e,

Gâvur sürüsüne tapınmakdan.


Onların töresini

Töre edinen kendine,

Onların isimlerini

Atayan sabiylerine,

Gâvurlar gibi içkiye,

Fuhuşa alışıyor.

Onlarla yiyip içmeye,

Hayat sürmeye çalışıyor.


Kuyruk sallayıp yalıyor,

Zalimin çizmelerini.

Kendine ilke ediniyor

Onların ilkelerini.


Böyle böyle değişerek,

Dili, töresi kaybolarak,




Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5   6


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə