Kirgizistan-tüRKİye manas üNİversitesi



Yüklə 1.84 Mb.
səhifə12/28
tarix16.06.2018
ölçüsü1.84 Mb.
1   ...   8   9   10   11   12   13   14   15   ...   28

Netice

188. Şekil yapısı bakımından kelime bünyesi hakkında bütün bu yukarıdan beri söylediklerimizi hülâsa olarak şöyle toparlayabiliriz: Kelime bünyesinde kök ve ek dediğimiz şekiller bulunur. Kökler isim kökleri ve fiil kökleri olmak üzere ikiye ayrılırlar. Ekler de yapım ekleri, çekim yahut isletme ekleri olmak üzere iki çeşittirler. Yapım ekleri dört türlü olup isimden isim yapma ekleri, isimden fiil yapma ekleri, fiilden isim yapma ekleri, fiilden fiil yapma ekleri’nden ibarettirler. Çekim yahut işletme ekleri ise isim çekim yahut isletme ekleri ve fiil çekim yahut isletme ekleri olmak üzere iki çeşittirler. İsim çekim yahut işletme ekleri çokluk eki, hâl ekleri, iyelik ekleri ve soru eki olup bunlardan hâl ekleri asıl isim çekim ekleri, diğerleri isim işletme ekleridir. Fiil çekim yahut işletme ekleri ise sekil ve zaman ekleri, şahıs ekleri, partisip ekleri, gerundium ekleri ve soru eki’dir. Bunlardan da şekil ve zaman ekleri ile şahıs ekleri asıl fiil çekim ekleri, diğerleri ise fiil işletme ekleridir. Yapım eklerini biraz aşağıda, çekim yahut işletme eklerini ise ileride isim ve fiil bahislerinde yeri geldikçe teker teker ve misalleri ile birlikte gözden geçireceğiz.



Yardımcı sesler

189. Kelimelerin şekil yapısını meydana getiren kök ve eklerin birbirleri ile birleşmeleri her zaman bunların olduğu gibi yan yana gelmeleri ile mümkün olmaz. Kök ve ekler arasındaki birleşmelerin bir kısmı yan yana gelen unsurların doğrudan doğruya, vasıtasız olarak birbirlerine bağlanmaları şeklinde olurken bir kısmı vasıtalı bir birleşme şeklinde ortaya çıkar. Vasıtalı birleşme şeklinde yan yana gelen unsurlar doğrudan doğruya birbirleri ile birleşmedikleri için araya onları birbirine bağlayacak bir vasıta girer. Bu vasıta bir sestir. İşte birbirleri ile doğrudan doğruya birleşemeyen kök ve ekler arasında vasıtalık eden bu bağlayıcı sese yardımcı ses adı verilir. Yardımcı ses vasıtası ile olan birleşmeler iki çeşittir. Bunlardan birinde yan yana gelen unsurların birbirleri ile doğrudan doğruya birleşememelerine sebep o unsurların yan yana düşen seslerinin birlikte ve arka arkaya söylenememelerinden ibaret olan bir ses hadisesidir. Söylenişte arka arkaya birinden diğerine geçilemeyen, teşekkülleri ikisinin birleşmiş olarak bir arada söylenmesine elverişli bulunmayan böyle sesler arasında yardımcı ses fonetik bir köprü vazifesi görür: dere-y-e, at-ı-m misallerindeki y ve ı yardımcı sesleri gibi. Yardımcı ses ile yapılan ikinci çeşit birleşmede ise yan yana gelen unsurların doğrudan doğruya birleşememelerinin yan yana düşen seslerle ilgili bir sebebi yoktur. Bu, dilin bir hususiyeti olarak önceden öyle kabul edilmiş bir kaide hâlinde karşımıza çıkmaktadır. Bu kaidenin başlangıçta belki bir sebebi vardı. Meselâ analoji ile ortaya çıkmış bulunması muhtemeldir. Fakat görünürde, dediğimiz gibi, belirli bir sebebi yoktur: içi-n-de misalindeki n yardımcı sesi ile bağlanan birleşmede olduğu gibi.

Yardımcı sesler kelimelerde köklerle eklerin ve eklerle eklerin birleşmesine yardım ederler. Bundan başka iki kelimenin birleşmesi hâlinde de gerekli ise araya yardımcı ses girer: bilicisi-y-idi misalinde olduğu gibi.

Demek ki kelime bünyesinde kök ve eklerden başka bazen, yardımcı ses adını verdiğimiz üçüncü bir unsur da bulunur. Yardımcı ses şüphesiz ek değildir. Çünkü hiçbir gramer vazifesi yoktur; kök ve eklere eklenmez, sadece araya girer. Bu vasıflan ile yardımcı ses türeme bir sesten ibarettir.

Yardımcı ses bazen yardımcı sesliğini kaybedip yanındaki ekin bünyesine dahil olduğu gibi tek başına ek hâline de gelmektedir. Meselâ gel-ip kelimesinde -ip gerundium ekinin i sesi aslında yardımcı ses idi. Sonradan ekin bünyesine dahil olmuştur. ev-i misalindeki isim çekim eki i ise aslında yardımcı ses olduğu hâlde önce çekim ekinin bünyesine dahil olmuş, sonradan çekim eki düşünce onun yerini almıştır.

Birleşen kök ve eklerin yan yana düşen seslerinin durumuna göre, vokal ve konsonant olmak üzere iki çeşit yardımcı ses vardır. Birleşen iki unsurun yan yana düşen sesleri konsonant ise araya giren yardımcı ses vokal olur. Birleşen iki unsurun yan yana düşen seslerinin her ikisi de vokal veya biri vokal biri konsonant ise araya konsonant yardımcı ses girer.



Yardımcı vokaller

190. Vokal olarak dört tane yardımcı ses vardır. Vokallerden a, e yardımcı ses olarak kullanılmazlar. o, ö ise Türkçe’de ancak ilk hecede bulundukları için yardımcı ses olamazlar. Yardımcı ses olarak kullanılan vokaller bunların dışında kalan ı, i, u, ü sesleridir. Birleşirken aralarına yardımcı ses olarak vokal isteyen iki unsur arasına vokal uyumlarına göre bu dört vokalden biri getirilir.



al-ı-r, baş-ı-m, qaç-ı-n-, yıq-ı-m misallerinde ı yardımcı sesi vardır.

bil-i-n-, gel-i-r, iç-i-m, el-i-m misallerinde i yardımcı sesi vardır.

Yol-u-m, uç-u-ş-, otur-u-r, qorq-u-t- misallerinde u yardımcı sesi vardır.

söz-ü-m, gör-ü-ş, öl-ü-r, dök-ü-n- misallerinde ü yardımcı sesi vardır.

Bu dört yardımcı vokal Türkçe’de eskiden beri kullanıla gelmiştir. Yukarıda ek bahsinde eklerin vokal uyumu bakımından gösterdikleri gelişmeye işaret ederken kök dışında kalan unsurlar içinde vokal uyumuna en önce yardımcı seslerin uyduğunu söylemiştik. Gerçekten yardımcı sesler daha Eski Türkçe devresinde iken düzlük-yuvarlaklık uyumu çerçevesine girmiş bulunuyordu. Yalnız Eski Anadolu Türkçesinde bu uyumun hiç değilse bazı misallerde bir aralık bozulduğunu görmekteyiz. Gerçekten Eski Anadolu Türkçesinde uyum dışında kalan yardımcı seslerle karşılaşmaktayız: gör-i-n-, dut-ı-l-, gül-i-ş- misallerindeki ı, i yardımcı sesleri gibi. Bu aykırılık Eski Anadolu Türkçesinden sonra ortadan kalkmış ve Osmanlıca ile Türkiye Türkçesinde yardımcı vokallerin uyuma bağlılığı yeniden sağlamlaşmıştır. Bugün artık yardımcı vokaller hiçbir şekilde düzlük-yuvarlaklık uyumu çerçevesi dışına çıkmazlar. Yardımcı vokallerin uyum karşısındaki durumundan bahsederken tabiî sadece düzlük-yuvarlaklık uyumunu kastediyoruz. Kalınlık-incelik uyumu Türkçe’nin her devrinde bütün şekiller için daima sağlam kalmış olup bu hususta her hangi bir aykırılık ve gelişme bahis konusu olamaz.

Yardımcı konsonantlar

191. Konsonant olan yardımcı seslere gelince, Türkçe’de iki tane yardımcı konsonant vardır. Bunlardan biri y, biri n'dir. Konsonant olarak asıl umumî yardımcı ses y'dir. İki vokal arasına daima y yardımcı sesi getirilir: ana-y-a, bilgi-y-i, tanı-y-an, başla-y-ıp misallerinde olduğu gibi. n ise yalnız iyelik ekleri ve -ki aitlik eki ile isim çekim ekleri arasında kullanılan yardımcı sestir. Tabiî, iyelik eklerinin de ancak vokal ile bitenlerinden sonra gelir. Kendisinden sonra gelen isim çekim eki vokal veya konsonantla başlayabilir. Demek ki n yardımcı sesi iyelik ekli kelimelerde iki vokal arasında veya bir vokal ile bir konsonant arasında kullanılır: el-i-n-den, kendi-si-n-e, yan-ı n da, evdeki-n-den misallerinde olduğu gibi.

Bu n sesi aslında pronominal n, yani zamir n'si, zamir çekimlerinde de görülen türeme n sesidir. Fakat Türkçe’nin bilinen devirlerinde bugüne kadar hep yardımcı ses karakterini taşımıştır. Öyle ki bugün konuşma dilinde y'-nin bile yerine geçmeğe başlamıştır: ayağıyla yerine ayağınla gibi.

192. İşte vokal ve konsonant olarak Türkçe’de kullanılan yardımcı sesler bunlardır. Bir kısım kelimelerin yapısında kök ve ekler arasında üçüncü bir unsur olarak görünen bu sesleri de böylece aydınlattıktan sonra artık köklerle eklerin münasebetini daha yakından inceleyerek kelime yapısını meydana getiren şekilleri teker teker ve misalleri ile birlikte gözden geçirebiliriz. Şimdi önce köklere yapım ekleri getirmek suretiyle yapılan ve genişletilmiş kökler diyebileceğimiz kelime gövdelerini ele alarak çeşitli yapım eklerini ayrı ayrı inceleyelim.



Gövde

193. Yukarıda köklerden bahsederken dilde nesnelerin ve hareketlerin hepsi için ayrı ayrı kökler mevcut olmadığını, birçok nesne ve hareketlerin gövde adını verdiğimiz genişletilmiş köklerle karşılandığını söylemiştik. Gövdeye genişletilmiş kök diyoruz. Çünkü gövde gerek mana ve vazife bakımından, gerek kullanış bakımından tamamıyla köke benzer ve kök gibi muamele görür. Gövdeler de tıpkı kökler gibi nesnelerin ve hareketlerin dildeki karşılıklarıdır. Nesne ve hareketlerin adları olarak gövdeler de tıpkı kökler gibi onları tek baslarına ve her hangi bir münasebet ve durumla ilgili olmayan yalın şekilleri ile ifade ederler. Gövdelerin dildeki kullanışları da köklerinkinden farksızıdır. Onlar da karşıladıkları nesne ve hareketlerin çeşitli durum ve münasebetlerini ifade etmek için kökler gibi işletme eklerini alırlar. Çekim bakımından köklerle gövdeler arasında hiçbir ayrılık yoktur. Her ikisi de işletme ekleri karşısında durumları tamamıyla ayni olan dil birlikleridir.

İsim gövdesi, fiil gövdesi

194. Nesneleri veya hareketleri karşılamalarına göre kökler nasıl isim kökleri, fiil kökleri diye ikiye ayrılıyorsa gövdeler de öylece isim gövdeleri, fiil gövdeleri diye ikiye ayrılırlar. İsim kökleri gibi isim gövdeleri de hiçbir ek almadan tek başlarına kullanılabilir ve kelime olarak müstakil şekilde yazılabilirler. Ayni şekilde fiil kökleri gibi fiil gövdeleri de tek başlarına kullanılmaz ve yazılırken bir çizgi ile işaretlenirler.

Gövde yapımı

195. Gövde için kullandığımız genişletilmiş kök tabiri kök ve gövdelerin mânâ ve vazife ve kullanış bakımlarından aralarında hiçbir fark bulunmayan dil birlikleri olduklarını ifade ettiği gibi onlar arasındaki farkı da açık bir şekilde belirtmektedir. Gerçekten mânâ ve vazife ve kullanış bakımından birbirinin ayni olan kök ve gövde arasında başka bakımdan bir fark vardır. Bu fark ise gövdenin genişletilmiş bir kök olmasıdır. Kökler dilde başlangıçtan beri mevcut bulunan, önceden var olan, sonradan meydana getirilemeyen, karşıladıkları nesne ve hareketlerle mantıkî bir münasebeti bulun-mayan aslî dil birlikleridir. Gövdeler ise köklerden sonradan meydana getirilen, köklerden yapıldıkları için mânâları bağlı bulundukları köklere dayanan, böylece karşıladıkları nesne ve hareketlerle mantıkî münasebetleri bulunan, ihtiyaç hasıl oldukça mevcut köklerden her zaman yapılabilen türeme dil birlikleridir. Köklerden gövdelerin türemesi Türkçe’de tamamıyla bir kök genişlemesi şeklinde olur. Köklere muayyen ekler getirilerek gövdeler yapılır. Bu ekler yapım ekleridir. Yani gövdeler köklerle yapım eklerinden teşkil edilir.

Gövdeler yalnız köklere yapım eki getirmek suretiyle değil, gövdelere yapım eki getirmek suretiyle de yapılır. Yani bir gövde ya bir kökle bir yapım ekinden veya bir gövde ile bir yapım ekinden meydana gelen dil birliğidir. Yukarıda ek bahsinde işaret ettiğimiz ve biraz sonra göreceğimiz gibi muayyen yapım ekleri bir kelime içinde üst üste gelebilmektedir.

Dilde yeni mefhumları karşılama yolları

196. Dilde bulunan kelimeler kök ve gövdelerden veya bunların çekimli şekillerinden ibarettir. Kökler sonradan meydana getirilemediklerine, çekim şekilleri de muayyen olduğuna göre bir dilin kelime hazinesi gövdeler teşkili suretiyle zenginleşir. Köklerden sonradan yapılan dil birlikleri olarak gövdeler dilin yeni yeni nesne ve hareketleri kelime hâlinde karşılamak için gerekince ortaya çıkardığı unsurlardır. Bir dil yeni yeni nesne ve hareketleri karşılamak için ya yabancı bir dilden kelime alır, ya kelime guruplarına başvurur veya yeni gövdeler meydana getirir. Bu üç yoldan birincisi, yani yabancı dilden kelime almak yeni gövde veya kelime gurupları ile karşılanama-yan nesne ve hareketler için baş vurulan bir çaredir ve dilin bünyesine, kaidelerine, gelişmesine uygun olmayıp lügat hazinesine dış tesirlerle yeni kelimeler katmaktan ibarettir. Diğer iki yol, yani yeni yeni gövdeler ve kelime gurupları teşkili dilin tabiî zenginlik kaynaklarıdır. Bu iki kaynaktan kelime gurupları mefhumları birden fazla kelime ile, gövdeler ise mefhumları tek tek kelimelerle karşılayan unsurlardır. Demek ki bir dilin tabiî kelime yapma yolu gövdeler teşkilidir.



Kelime yapma yolları

197. Kelime yapma gelişigüzel kök ve gövdelere gelişigüzel yapım ekleri getirmek suretiyle olmaz. Dil kendi kaidelerine, temayüllerine, gelişmesine uymayan yeni kelimeleri benimsemez. Böyle kelimeler dilde çok nadir olarak umumîleşir ve yabancılıklarını hemen hemen daima muhafaza ederek çok defa bir terim gibi muamele görürler. Bunlarda normal yollarla yapılmış kelimelerin canlılığı değil, uydurulmuş kelimelerin iğretiliği bulunur. Bu hususta kelime yapma ile kelime uydurmanın tamamıyla başka şeyler olduğunu unutmamak lâzımdır. Dil kelime yapmayı kabul, fakat kelime uydurmayı reddeder. Kelime yapmak hiçbir zaman kelime uydurmak demek değildir. Kelime uydurmak dilin tarihî gelişmesine bakmadan her hangi bir devir ve her hangi bir sahadan gelişigüzel kök ve gövdeler alarak onlara dilin temayül ve kaideleri ile bağdaşamayan gelişigüzel ekler getirmektir. Kelime yapmak ise dilin normal gövde yapma yollarına uyarak gerek kök ve gövdeleri, gerek onlara getirilecek yapım eklerini dilin gelişme, temayül ve kaidelerine aykırı düşmeyecek şekilde seçmek ve kelimeyi ona göre teşkil etmek demektir. Kelime uydurmak fertlerin dile karşı bir zorlamasıdır. Kelime yapmak ise fertlerle dilin iş birliğine dayanan müşterek bir harekettir. Bu harekette fert ve cemiyet yardımcı bir vazife görür. Dil zaten daima, normal yollarla, mevcut ve müsait kök, gövde ve yapım ekleri ile kelime yapmağa hazır durumdadır. Fert ve cemiyet onun bu temayülünden faydalanarak gerekince ihtiyacını karşılamak üzere yeni kelimeler yapar. Bunun kelime uydurma ile hiçbir ilgisi yoktur. Kelime yapmak dilin hazır malzemesini yerli yerinde kullanmaktan ibarettir. Bu şekilde yapılan kelimenin ayni ekle başka kök ve gövdelerden yapılmış örnekleri dilde mevcut bulunduğu için yeni kelimede her hangi bir yabancılık hissedilmez. Bu, mevcut örneklere bir tanesinin daha katılmasından, yapım eklerinin kullanış sahasını biraz daha genişletmesinden başka bir şey değildir. Dilde bir umumîleşmek kaidesi vardır. Bir şekil, bir ek bir yerde, bir kelimede kullanış sahasına çıktıktan sonra ona benzer başka yerlerde ve başka kelimelerde de kullanılmağa başlar. Kelime yapmak da işte bu şekilde bir yapım şeklinin örneklerinin sayısını çoğaltması, bir yapını ekinin birlikte kullanılabileceği başka kök ve gövdelere de sirayeti demektir. Kelime yapmakta kök ve gövde ve yapım eki gibi yapım şekli de dilin bünyesinde mevcut olduğu için yapılan kelime dilde eskiden beri varmış gibi benimsenir, hiçbir uydurma hissi uyandırmaz.



Kelime yapma şartları

198. Demek ki dilde muayyen kelime yapma yolları vardır. Yapılan kelimenin uydurma olmaması için bu yollardan dışarı çıkmamak, dilin kelime yapma şartlarına aykırı hareket etmemek lâzımdır. Dilin kelime yapma şartları şu üç nokta etrafında toplanır: kök ve gövde, yapım eki, yapım şekli.



Canlı kök

199. Kelime yapmada kök ve gövdede aranılacak vasıf bunların canlı olmasıdır. Kelime yapmak mevcut kök ve gövdelerden yeni gövde yapmak demek olduğuna göre gövdenin birinci malzemesi mevcut kök ve gövdelerdir. Yeni gövde mevcut bu kök ve gövdeler üzerine kurulur. Yukarıda kelime gövdesi ile karşıladığı nesne veya hareket arasında kelime gövdesinin dayandığı kök ve gövdenin mânâsından gelen mantıkî bir münasebet bulunduğunu söylemiştik. Demek ki yeni kelime gövdesinin mânâsı her şeyden önce bağlı bulunduğu kök veya gövdeye dayanır. Gövdenin varlığı için böyle bir mânâ dayanağı şarttır. Çünkü dilde kök gibi karşıladığı unsurlarla mantıkî hiçbir münasebeti olmayan birlikler yeniden meydana getirilemez, uydurulamaz. Kökler böyle birlikler olduğu için yeniden meydana getirilememekte, bilinmeyen zamanlardaki gizli antlaşmalara dayanan bu birliklere yenileri ilâve edilememektedir. Yeni dil birlikleri ancak gövdeler şeklinde olabilir. Yeni bir birliğin bir nesneyi veya bir hareketi karşılaması için mevcut bir mânâya bağlanması, karşıladığı nesne ve hareketle aralarında mantıkî bir münasebet bulunması şarttır. Bu ise ancak kendisinden daha küçük ve mânâlı bir birliğe dayanan gövde olabilir. Gizli antlaşmalar devri bir dilin doğuşuyla. beraber ortadan kalkar. Dilin tarihi boyunca ancak mevcut malzemeye dayanan, mânâları mevcut köklerin mânâlarına dayanan gövdeler ortaya çıkar. Yeni gövdenin dilde tutunması için, umumîleşmesi için, dili konuşanlar tarafından bir terim gibi ezberlenmeden kolaylıkla kavranması ve hiçbir yabancılık hissedilmeyecek şekilde benimsenmesi için mânâsı beli eski bir kök veya gövdeye dayanması şarttır. Gerçi dilde mevcut bütün kelime gövdeleri kendilerinden türedikleri kök ve gövdelere bağlılıklarını her zaman muhafaza etmezler. Zamanla bazı gövdeler menşeleri ile ilgileri kesilecek şekilde mânâ ve hatta yapı değişikliklerine uğrayabilirler. Ayni şekilde bazı gövdelerin temelini teşkil eden kök ve gövdeler zamanla kullanıştan düşebilirler. Fakat gövdeler yapıldıkları zaman, dilde kullanış sahasına ilk çıkışları sırasında kendilerine temel teşkil eden kök ve gövdeler muhakkak canlı bulunmalıdır. Bir kök ve gövdenin canlı bulunması demek o anda o sahada kullanılması demektir. Dil daima gelişen canlı bir varlık olarak çeşitli devirlerde çeşitli sahalarda ayrı ayrı gelişmeler gösterir. Bir kelime bir şivede eski şeklinden ve diğer şivelerdeki şekillerinden farklı bulunabilir. Bu değişiklik mânâ bakımından da kendisini gösterebilir. Bir şivede böyle bir kelimenin eski veya diğer şivelerdeki şekilleri onun yerini tutamaz. O kelimenin canlı şekli ancak içinde bulunduğu şivedeki şeklidir. İşte yeni kelime, yeni gövde ancak bu şekilde bir şivenin kendisine mahsus canlı kök ve gövdelerinden yapılabilir. Kullanıştan düşmüş bir kök veya gövde gibi bir kök veya gövdenin eski veya diğer şivelerdeki farklı şekilleri de kelime yapımına temel teşkil edemezler. Böyle kök ve gövdelerle yapılan kelimeler mânâlarının terim gibi ezberlenmesi icap eden uydurma kelimeler olmaktan ileri gidemezler.

İşlek ek

200. Kelime yapmada mevcut kök ve gövdelere yapım ekleri getirildiğine göre gövde teşkilinin dikkat edilecek diğer mühim unsuru yapım ekleri demektir. Gelişigüzel kök ve gövdelerden nasıl yeni gövdeler teşkil edilemezse, gelişigüzel yapım ekleri ile de öylece kelime gövdeleri yapılamaz. Gövde teşkilinde kullanılan yapım ekleri uydurma olmadığı gibi rast gele de seçilmemelidir. Her şeyden önce yapım eki uydurma olmamalıdır. Dilde muayyen yapım ekleri vardır. Köklerden gövdeler ve gövdelerden yeni gövdeler ancak bu eklerle yapılır. Her ses veya ses gurubu nasıl bir kök olamıyorsa ayni şekilde bir ek ve bu arada bir yapım eki de olamaz. Her kök ve ek gibi yapım ekleri de önceden var olan ve keyfî bir şekilde uydurulamayan dil birlikleridir. Hangi eklerle hangi çeşit kelimeler yapılabileceğini dilin fertlerin iradesi dışında kalan kendi kaide ve temayülleri tayin ederler. Dilin hoşuna gitmeyen, dilin bünyesi tarafından hazmedilemeyen eklerle yapılan kelimeler, kökleri ne olursa olsun, uydurma olmaktan ileri gidemezler ve tutunamazlar. Dilin hoşlandığı ve benimsediği eklerle yapılan kelimeler ise kolaylıkla ve kendiliğinden dilin bünyesine girer ve tutunurlar. Dilin hangi eklerden hoşlandığı, hangi eklerle yeni kelimeler yapılabileceği dilde mevcut eski gövdelerden çıkarılır. Meselâ bir fiilden yeni bir isim yapmak için her şeyden önce dilde bulunan fiilden yapılmış isimlere bakılır. O isimlerde hangi ekler kullanılmışsa yapılacak yeni isimde de ancak o eklerden biri kullanılabilir. Dilin bünyesinde bulunan böyle eklerle yeni yeni gövdeler yapmak için fazla bir gayret ve zorlamaya, fazla ölçüp biçmeğe de lüzum yoktur. Bu iş farkına varılmadan, adeta kendiliğinden oluyormuş gibi ortaya çıkar ve dil kelime hazinesini bu şekilde sessizce ve devamlı olarak besler ve tazelendirir. Dilin bu tabiî kelime yapma temposunu çabuklaştırmak, böylece dilde iğreti bir şekilde duran yabancı kelimeleri temizleyerek ve terim yaparak dile devrin ihtiyaçlarını karşılayacak bir gelişme kazandırmak için dışarıdan müdahale de edilebilir ve edilmelidir. Fakat bu müdahale bahsettiğimiz normal kelime yapma yollan dışına çıkmamalı, bunun için kullanılacak ekler uydurma olmayıp dil tarafından benimsenen ekler, dilin hoş gördüğü ekler olmalıdır. Dilin hoş gördüğü ekler ise dediğimiz gibi dilde örnekleri olan, gövde yapımında işlek hâlde bulunan eklerdir. Hülâsa kelime yapmada, gövde teşkilinde kullanılan ekler uydurma olamazlar ve olmamalıdırlar. Yapım eklerinde aranacak ilk vasıf budur. Bundan sonra ikinci olarak yapım eklerinin işleklik derecesine bakmak lâzımdır. Bunun için de örneklerin sayısına dikkat edilir. Ayni cinsten yapım ekleri arasında hangisinin en çok örneği varsa o cinsin en işlek ekinin o olduğu anlaşılır. Diğerlerinin işleklik derecesi de ayni şekilde kendi örneklerinin sayısı ile tespit edilir. Demek ki dilde bulunan ekler arasında da kullanılma bakımından, dilde rağbet görme bakımından bir fark, bir derece vardır. Bazı eklere çok baş vurulmuş, bazıları ancak mahdut gövdeler için kullanılmıştır. İşte kelime yaparken yapım ekleri rast gele seçilmemeli, onların işleklik derecelerine dikkat edilerek kullanılacak yapım ekinin seçiminde ise en işleklerinden başlanmalıdır. Meselâ Türkçe’de -l eki ile fiilden isim yapmak mümkündür. Fakat bu imkân dil tarafından çok az kullanılmış, ancak bir kaç kelimede bu eke baş vurulmuştur. Öte yandan Türkçe’de bir de -m eki ile fiilden isim yapılmaktadır. Bu şekilde yapılan isimlerin sayısı ise pek çoktur. Demek ki -m eki --l ekinden çok daha işlek bir fiilden isim yapma ekidir. O hâlde yeni bir kelime yapmak gerekince -l eki yerine -m ekine baş vurulmalıdır. Eklerin bu şekilde işlekliklerine dikkat ederken tabiî onların yaptıkları kelimelerin mânâlarını da göz önünde bulundurmak lâzımdır. Ayni cinsten yapım ekleri arasında yaptıkları gövdelerin mânâları bakımından birtakım fonksiyon farkları vardır. İşte kelime yapımında kullanılacak ekin işlekliği ile birlikte bu mânâ tarafına da dikkat etmek lâzımdır. En işlek bir ekin yapamayacağı bir kelimeyi bazen çok az işlek olan bir ek yapabilir. Eklerin çeşitli işleklik derecelerine sahip olmaları, çok işlek eklerin yanında az işlek eklerin da kullanış sahasında görünmeleri zaten bu fonksiyon farklarındandır. İste yapım eklerini kullanırken işleklik derecesinden başka bu fonksiyon farklarını da göz önünde bulundurmak lâzımdır. Ayni cinsten yapım ekleri arasındaki fonksiyon farklarının bile ehemmiyetli olduğu gövde teşkili işinde ayrı cinsten yapım ekleri ise hiçbir şekilde birbirine karıştırılmamalıdır. Meselâ bir fiilden isim yapma eki ile bir isimden fiil yapılamaz. Ayni şekilde bir isimden isim yapma eki bir fiilden fiil yapma eki gibi kullanılamaz. Ayrı cinsten olan ekler bazen şekil bakımından ayni olabilirler. Buna ek bahsinde temas etmiş ve şekil bakımından ayni olan ayrı eklerin birbirine karıştırılmamasını söylemiştik. Bunu burada bir kere daha hatırlatarak kelime yapımında ayrı cins yapım eklerinin hiçbir şekilde birbirine karıştırılmaması lâzım geldiğini ehemmiyetle belirtmeliyiz. Dilde her cins gövde teşkili için ayrı ayrı ve muayyen yapım ekleri bulunduğu unutulmamalıdır.

Yapım şekli

201. Kelime yapmada kök ve yapım eklerinden başka üçüncü olarak dikkat edilecek nokta yapım çeklidir. Kelime yapımında kök ve ek malzemesi karşısında nasıl titiz davranmak lâzımsa yapım şekli üzerinde de öylece dikkatli bulunmak lâzımdır. Yapım şekli biraz da kök ve yapım eki malzemesinin iyi seçilmesine bağlıdır. Malzeme iyi seçilmiş olsa bile onların birleşmesine yapım bakımından yine ayrıca dikkat etmek gerekir. Kelimelerin yapım şekline dikkat etmek demek yapılan gövdenin dilin kaidelerine ve güzelliğine uygun olup olmadığına dikkat etmek demektir. Kök ve ek malzeme-si birleştirilirken dilin ses kaideleri, birleşmenin şartları, eklerin çok şekilliliği daima göz önünde bulundurulmalı; ayrıca kelime ahengi bakımından dilin gösterdiği temayüllere hassasiyetle bağlı kalınarak onun hoşlanmadığı ses ve şekillerin ortaya çıkmamasına çalışılmalıdır.

202. Kelime yapımı, yani gövde teşkili bahsinde göz önünde bulun-durulacak esaslara bu şekilde işaret ettikten sonra bu meselenin bugün Türkçe’nin başlıca meselelerinden biri olduğunu ayrıca ve ehemmiyetle belirtmeden geçemeyeceğiz. Devrimizin medenî ihtiyaçlarına cevap vermek zorunda olan Türkçe’nin asırlar boyunca uğradığı ihmalin sıkıntısını gidermek için dilimiz uzun zamandan beri kelime yapma meseleleri ile karşı karşıya bulun-maktadır. Bu hususta yapılan yanlış hareketler, dilin gelişmesine, temayüllerine, kaidelerine aykırı zorlamalar büyük karışıklıklar doğurmuş olup Türkçe bu bakımdan ağır bir huzursuzluk havası içinde bırakılmıştır. Bunu düşünerek kelime yapma bahsi üzerinde çok büyük bir titizlikle durmalı ve bu meselenin büyük ehemmiyetini gözden uzak bulundurmamalıyız. Gövdelerin çeşitlerine ve onların teşkilinde kullanılan yapım eklerine geçmeden önce bu noktayı burada bilhassa belirtmek isteriz.

Yapı bakımından kelime çeşitleri

203. Yukarıda ek bahsinde de söylediğimiz gibi Türkçe’de ikisi isim, ikisi fiil gövdesi olmak üzere dört çeşit kelime gövdesi vardır. Bunlar isim-den yapılmış isim, isimden yapılmış fiil, fiilden yapılmış isim, fiilden yapılmış fiil gövdeleridir.

İsimden yapılmış isim gövdeleri isim kök ve gövdelerine isimden isim yapma ekleri getirmek suretiyle yapılmış olan kelime gövdeleridir.

İsimden yapılmış fiil gövdeleri isim kök ve gövdelerine isimden fiil yapma ekleri getirmek suretiyle yapılmış olan kelime gövdeleridir.

Fiilden yapılmış isim gövdeleri fiil kök ve gövdelerine fiilden isim yapma ekleri getirmek suretiyle yapılmış olan kelime gövdeleridir.

Fiilden yapılmış fiil gövdeleri de fiil kök ve gövdelerine fiilden fiil yapma ekleri getirmek suretiyle yapılmış olan kelime gövdeleridir.

İsim ve fiil kökleri olmak üzere iki çeşit de kök mevcut bulunduğuna göre bu dört çeşit gövde ile birlikte Türkçe’de altı çeşit kelime kök ve gövdesi var demektir. İşte Türkçe’deki bütün kelimeler bu kök ve gövdelerle bunların çekimli şekillerinden ibarettir. Fiil kök ve gövdeleri tek başlarına bulunmadıklarına, ancak çekimli şekilleri ile kullanış sahasına çıktıklarına göre üçü isim kök ve gövdeleri, üçü isim kök ve gövdelerinin çekimli şekilleri, üçü de fiil kök ve gövdelerinin çekimli şekilleri olmak üzere Türkçe’de şu dokuz çeşit kelime var demektir:

1. İsim kökü

2. İsimden yapılmış isim gövdesi

3. Fiilden yapılmış isim gövdesi

4. İsim kökünün çekimli şekli

5. İsimden yapılmış isim gövdesinin çekimli şekli

6. Fiilden yapılmış isim gövdesinin çekimli şekli

7. Fiil kökünün çekimli şekli

8. İsimden yapılmış fiil gövdesinin çekimli şekli

9. Fiilden yapılmış fiil gövdesinin çekimli şekli

İste Türkçe’deki her kelime muhakkak bu dokuz çeşit kelimeden biri şeklindedir.



Dostları ilə paylaş:
1   ...   8   9   10   11   12   13   14   15   ...   28


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə