Kirgizistan-tüRKİye manas üNİversitesi



Yüklə 1.84 Mb.
səhifə19/28
tarix16.06.2018
ölçüsü1.84 Mb.
1   ...   15   16   17   18   19   20   21   22   ...   28

Sayı sıfatları

366. Sayı sıfatları nesneleri sayılarını bildirmek suretiyle belirten kelimelerdir. Bunlar aslında ve tek başlarına sayı isimleridir. Sayı sıfatları nesneleri sayı bakımından ya yalnız adet olarak, ya dereceli olarak, ya bölük bölük, ya parça hâlinde veya topluluk şeklinde belirtirler. Bu fonksiyonlarına göre sayı sıfatları asıl sayı sıfatları, sıra sayı sıfatları, üleştirme sayı sıfatları, kesir sayı sıfatları, topluluk sayı sıfatları olmak üzere beşe ayrılırlar.



Asıl sayı sıfatları

367. Bunlar nesnelerin sayısını gösteren sıfatlardır: bir (elma), iki (dağ), üç (ses), on (quruş), yüz (yıl) misallerinde olduğu gibi.

Asıl sayı sıfatları, dolayısıyla asıl sayı isimleri bunlardır. Diğer sayı sıfatları, sayı isimleri bunlardan yapılmıştır. Bu sayı isimleri ya tek kelime hâlinde, ya sıfat tamlaması veya sayı gurubu olarak kelime gurupları hâlinde bulunurlar.

Kelime hâlinde olanlar bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz, doquz, on, yirmi, otuz, qırq, elli, altmış, yetmiş, seksen, doqsan, yüz, bin’dir. Bunlardan dört Eski Türkçede tört şeklinde idi, Batı Türkçesinde dört olmuştur. beş Eski Türkçede olduğu gibi Eski Anadolu Türkçesinde de biş şeklinde idi, sonradan beş şekline geçmiştir. yedi Eski Türkçede yiti, Eski Anadolu Türkçesinde yidi şeklinde idi. doquz Eski Türkçede olduğu gibi Batı Türkçesinde de uzun zaman toquz şeklinde idi, ancak Osmanlıca içinde doquz şekline geçmiştir. yirmi Eski Türkçede olduğu gibi Batı Türkçesinde de uzun zaman yigirmi şeklinde olmuş, ancak Osmanlıca’nın sonlarında bugünkü yirmi şekline geçmiştir. elli Eski Türkçede ilig, elig şeklinde idi, Batı Türkçesinde g düşmüş ve l ikileşerek elli şekli ortaya çıkmıştır. yetmiş Eski Türkçede ve Eski Anadolu Türkçesinde yitmiş şeklinde idi. seksen, doqsan Eski Türkçede sekiz on, toquz on şeklinde idi. Batı Türkçesinde seksen, toqsan şeklinde tek kelime hâline geçmişler, toqsan Eski Anadolu Türkçesinden sonra doqsan olmuştur. bin Eski Türkçede biñ, miñ şeklinde idi. Eski Anadolu Türkçesinde de biñ veya miñ olup sonradan Azeri sahasında miñ, Osmanlı sahasında biñ şekli devam etmiş, Osmanlı sahasındaki biñ şekli İstanbul Türkçesinde ñ’lerin n olması dolayısıyla sonradan bugünkü bin şekline geçmiştir. Bunlara Eski Türkçede ve Batı Türkçesinin ilk devirlerinde kullanılan, fakat sonradan yerini kelime gurubu şeklindeki bir sayı ismine bırakan tümen «on bin» (Eski Anadolu Türkçesinde tümen qoyun «on bin koyun» gibi misallerde bu sıfat vardır), kelimesini de ekleyebiliriz. Sonra, Türkçeye son devirlerde batı dillerinden geçmiş bulunan milyon, milyar vs. sayı sıfatlarını da kaydetmeliyiz.

Tek kelime hâlinde olmayıp, kelime gurubu şeklinde bulunan sayı sıfatları ise on bir (kişi), yirmi iki (çadır), otuz sekiz (inek), iki yüz (sene), on bin (çivi), beş yüz milyon (lira) misallerinde görüldüğü gibi ya on bir, yirmi iki şeklinde sayı gurubu veya iki yüz, beş yüz milyon şeklinde sıfat tamlaması olan sayı isimleridir. Bunları ileride kelime gurupları bahsinde daha etraflı bir şekilde gözden geçireceğiz.

Asıl sayı sıfatlarının bir dışında hepsi mânâ bakımından çokluk ifade ettikleri için bunlarla yapılan sıfat tamlamalarında isim unsuru esas itibariyle çokluk şekline sokulmaz. Fakat Türkçe’de eskiden beri bunun istisnaları da yok değildir: Eski Anadolu Türkçesindeki qırq yigitler, eskiden beri kullanılan qırq harâmîler, bugünkü dört büyükler, üç silâhşorlar, üç ahbap çavuşlar misallerinde olduğu gibi.



Sıra sayı sıfatları

368. Bunlar nesnelerin derecelerinin sayısını gösteren ve birinci (gün), üçüncü (sınıf), beşinci (bölüm), on dördüncü (asır) gibi misallerde gördüğümüz birinci, ikinci, üçüncü vs. gibi sıfatlardır. Tek başlarına sıra sayı isimleri olan bu sıfatların asıl sayı isimlerinden yapılmış oldukları görülmektedir. Nasıl yapıldıklarını ve gelişme seyirlerini evvelce ismden isim yapma ekleri bahsinde görmüştük.

Demek ki sıra sayı sıfatları adet değil, derece gösteren sayı sıfatlarıdır. Bunların esas fonksiyonları şüphesiz derece göstermektir. Ayni zamanda bir sayı da ifade ederler. Fakat bu sayı nesnenin veya derecesinin adedi değil, derecenin kaçıncı olduğunu gösteren sayıdır. Hatta bunlar gibi yapılmış ve bunlara benzer şekilde derece ifade eden fakat sayı göstermeyen sonuncu (gelen) sıfatı da vardır. Belirli bir sayı göstermemekle beraber, sayısı en sonda olan derece, sayısı söylenmediği zaman bu kelime ile ifade edilir Böylece derecenin sayı bakımından en son olduğunu göstererek dolayısıyla bir sayı ifadesi taşıdığı için bu kelimeyi de sıra sayı sıfatlarına katabiliriz. qaçıncı, filânıncı, ortancı kelimeleri de bunlarla ilgili olarak türemiş sayı ifade etmeyen sıfat veya isimlerdir.

Sıra sayı sıfatlarından sonra gelen isimler, gerekince çokluk şeklinde de olabilirler: ikinci sınıflar, üçüncü şahıslar misallerinde olduğu gibi.



Üleştirme sayı sıfatları

369. Bunlar bir bölme, bir ayırma, bir paylaştırma, bir dağıtma ifade eden, nesnelerin sayısını bölük bölük gösteren sayı sıfatlarıdır: birer (gün), ikişer (elma), üçer (gömlek) misallerinde olduğu gibi. Bu üleştirme sayı isimleri de isimden isim yapma ekleri bahsinde gördüğümüz gibi yine asıl sayı isimlerinden yapılmışlardır.

Sıfat tamlaması şeklindeki sayı isimlerinin üleştirme şekilleri iki yüzer, beş yüzer şeklinde de ikişer yüz, beşer yüz şeklinde de yapılır. Fakat daha çok ikinci şekil kullanılmakta, bilhassa binlerde birinci şekil yerine ikinci şekil tercih edilmektedir: on biner, otuz biner, elli biner yerine onar bin, otuzar bin, ellişer bin gibi.

Bunlara ayni şekilde yapılan ve sayı ifade eden, fakat sıfat olarak değil, zarf olarak kullanılan teker kelimesini de katabiliriz. Yine ayni şekilde yapılan, fakat sayı ifade etmeyen azar ve qaçar kelimelerini de hatırlatmalıyız. Bunlardan qaçar sıfat olarak kullanılabilir.

Üleştirme sayı sıfatlarında da çokluk mânâsı bulunduğundan yanlarındaki isim çokluk şekline sokulmaz.

Kesir sayı sıfatları

370. Bunlar nesnelerin parçalarını belirten sayı sıfatlarıdır. Kesir sayı sıfatları tek kelime hâlinde değil, bir kelime gurubu şeklinde bulunurlar: üçte bir (ekmek), dörtte üç (elma) misallerinde olduğu gibi. Bu sıfatlar fazla kullanılmazlar. Parça ifadesi için bunların isim gibi kullanılması sıfat gibi kullanılmasına tercih edilir: (ekmeğin) üçte biri, (elmanın) dörtte üçü, (paranın) yüzde ikisi, (gelenlerin) onda ikisi, (nüfusun) binde yirmisi misallerinde olduğu gibi.



Topluluk sayı sıfatları

371. Bunlar belirttikleri nesneler arasında bir yakınlık, bir birlik olduğunu gösteren, bir nesne topluluğu ifade eden sayı sıfatlarıdır: ikiz (qardeşler), ikiz (çocuq), üçüz (oğlan) misallerinde olduğu gibi. Misallerde de görüldüğü gibi bu sıfatlardan sonraki isim teklik de olabilir, çokluk da.

Bu sıfatlar da, isimden isim yapma ekleri bahsinde gördüğümüz gibi, asıl sayı isimlerinden yapılmışlardır. Sayıları çok azdır. Ancak ikiden yediye kadar olan sayılardan yapılırlar. Esas itibariyle doğumla, akrabalıkla ilgili olarak kullanıldıkları için de en çok ikiz, üçüz, dördüz, beşiz kullanılır.

Bunların da isim olarak kullanılması sıfat olarak kullanılmalarına tercih edilir: ikizler, üçüzler, dördüzler, beşizler gibi.



Soru sıfatları

372. Soru sıfatları nesneleri soru hâlinde belirten sıfatlardır. Şu isimler soru sıfatı olarak kullanılırlar:



qaç

Bu, nesnenin sayısını soru hâlinde belirten sıfattır. Tek başına isim olarak kullanılan qaç kelimesi ismin önüne gelince onun sayısını soran sıfat vazifesi görür: qaç (kişi), qaç (quruş), qaç (soru), qaç (türlü) misallerinde olduğu gibi.



hangi

Bu, adı geçen nesnenin hangi nesne olduğunu, ayni çeşit nesnelerin hangisi olduğunu soran bir sıfattır: hangi (gün), hangi (kitaplar), hangi (deniz) misallerinde olduğu gibi.

Tek başına soru ismi olan bu sıfat Eski Anadolu Türkçesinde ve Osmanlıcanın ilk devirlerinde qanġı, qanqı şeklinde idi. Bir müddet de hanqı, hanġı şeklinde bulunmuştur. Osmanlıcanın sonlarına doğru bugünkü şekli olan hangi‘ye çevrilmiştir. qanı (hani) ve -qı, -ki ekinin birleşmesi ile ortaya çıktığı anlaşılmaktadır.

ne

Bu, nesnenin ne olduğunu soran bir soru sıfatıdır. Aslında eşya soru zamiri olan ne ismin önüne gelince onun ne olduğunu belirtmek için kullanılan soru sıfatı vazifesini görür: ne (gün), ne (zaman), ne (vaqit), ne (iş) misallerinde olduğu gibi. ne (güzel), ne (çabuq), ne (yavaş), ne (iyi) gibi misallerde ayni zamanda bir kuvvetlendirme de ifade eder.



ne soru zamirinin edatlarla birleşerek meydana getirdiği ne qadar, ne gibi kelime gurupları da soru sıfatı olarak kullanılabilirler: ne qadar (insan), ne gibi (iş) misallerinde olduğu gibi. Eskiden kullanılan ne deñlü «ne kadar» gurubu da bunlardandır. Fakat tabiî bunlar aslında zarf olarak kullanılan kelime guruplarıdır ve gurup olarak sıfat gibi kullanılabilirler. Bunlarda ne sıfat değil, zamirdir.

nasıl

Bu, nesnenin nasıllığını soran bir sıfattır. Tek başına zarf olarak kullanılır. İsmin önüne gelince nesnenin umumî vasfını soran bir soru sıfatı olarak vazife görür: nasıl (iş), nasıl (adam), nasıl (yer) misallerinde olduğu gibi.

Nasıl kelimesi ne ve Arapçadan geçen asıl kelimelerinin birleşmesi ile ortaya çıkmıştır.

nice

Bu, nesnenin mikdarını soran bir sıfattır. Eskiden ve bugün Azeri sahasında qaç ve hangi mânâları ile kullanılan bir soru sıfatı olarak görünür: niçe (yıl) «kaç yıl», niçe (Orhan) «hangi Orhan» misallerinde olduğu gibi. Osmanlı sahasında ise soru ifadesi kaybolmuş ve fazlalık bildiren bir isim olarak belirsizlik sıfatı hâline gelmiştir: nice (yıllar), nice (demler), nice (günler) misallerinde olduğu gibi. Tek başına tabiî, bir nicelik zarfıdır.



nice kelimesi ne zamiri ile -çe eşitlik ekinden çıkmıştır. neçe şekli önce ilk hecesindeki e-i değişmesi ile niçe şekline geçmiş, sonradan ç sedalılaşarak nice şekli meydana gelmiştir. Eski Anadolu Türkçesinden başka Osmanlıcada da uzun zaman kelime niçe şeklinde kullanılmıştır.

neredeki

Bu da nesnenin yerini soran bir soru sıfatıdır. Tek başına soru zamiri olup bir ismin önüne gelince onun yerini soran bir soru sıfatı vazifesini görür: neredeki (ev), neredeki (ağaç), neredeki (taş) misallerinde olduğu gibi.

Bu kelimenin nere isminin lokatifi ile -ki zamir ve sıfat yapma ekinden meydana geldiği görülmektedir. Soru ifadesi tabiî nere kelimesindedir. nere ise ne yere veya ne ara‘dan çıkmıştır.

Belirsizlik sıfatları

373. Belirsizlik sıfatları nesneleri belirsiz olarak bildiren sıfatlardır. Bu sıfatlar nesnelerin dış vasıflarını, bilhassa sayılarını, mikdarlarını belirsiz olarak bildirir, belirsiz bir şekilde ifade ederler. Belirsizlik sıfatı olarak kullanılan başlıca isimler şunlardır:



bir

bir sayı ismi nesnenin bir tane olduğunu göstermek için asıl sayı sıfatı olarak kullanıldığı gibi nesneyi belirsiz olarak ifade etmek için de kullanılır: bir (gün), bir (qız), bir (aqşam) misallerinde olduğu gibi. Böyle kullanışlarda bir sayı değil, bir belirsizlik ifade eder; nesnenin muayyen olmadığını, gayri muayyen olduğunu gösterir. bir gün «bir tek gün» demek değil, «günlerden bir gün» demektir.

bir, sayı sıfatı olarak nesnenin tek olduğunu gösterdiği için kendisinden sonra gelen isim çokluk şeklinde olmaz. Fakat belirsizlik sıfatı olunca, sayı ifade etmediği için belirttiği isim çokluk şeklinde de olabilir. bir (zamanlar), bir (vaqitler), bir (yerler), bir (şeyler), bir (yollar) gibi misallerde ismin çokluk şeklinde bulunması bir‘in belirsizlik sıfatı olmasından, sayı ifade etmemesindendir.

bir belirsizlik sıfatının bazı isimlerin başına gelerek onlarla birlikte meydana getirdiği sıfat tamlamaları da belirsizlik ifade eder ve belirsizlik sıfatı olarak kullanılabilirler: bir qaç (quruş), bir çoq (yerler) misallerindeki bir qaç, bir çoq gibi.

bütün

Bütün, nesnenin topunu ifade eden bir sıfattır: bütün (gün), bütün (çocuqlar), bütün (yollar) misallerinde olduğu gibi.

başka

Bu da nesnenin konuşulandan ayrı olduğunu ifade eden belirsizlik sıfatıdır: başqa (yer), başqa (gün), başqa (kimse) misallerinde olduğu gibi. Eski Anadolu Türkçesinde ve Azeri sahasında başqa yerine özge sıfatı da kullanılmış ve kullanılmaktadır.



bâzı

Türkçeye Arapçadan geçmiş olan bu kelime de nesnenin muayyen olmadığını ifade eden belirsizlik sıfatı olarak kullanılır: bâzı (gün), bâzı (geceler), bâzı (çocuqlar), bâzı (qadın) misallerinde olduğu gibi. Misallerde de görülüyor ki bu sıfattan sonra isim teklik de, çokluk da olabilmektedir.



her

Türkçeye Farsçadan geçmiş bulunan bu yardımcı kelime de nesnenin muayyen olmadığını, umumî olarak ifade edildiğini, nesnenin bütününü anlatan belirsizlik sıfatı olarak kullanılır: her (yer), her (gün), her (güzel) misallerinde olduğu gibi. Bu sıfattan sonra gelen isim çokluk şeklinde olmaz. Çünkü bu sıfat ayni cinsten birçok nesneyi ifade etmekle beraber o nesnelerin hepsini toptan değil, ayrı ayrı, teker teker belirtir.



her sıfatının böyle teker teker olmak üzere ayni cinsten bütün nesneleri ifade etmesi dolayısıyla o nesnelerden her birini belirtmek için her’den sonra bir getirilerek her bir sıfat tamlaması yapılır. Bu nesnelerden birinin mevcutların her hangi biri olduğunu belirtmek için de her’den sonra hangi bir getirilerek her hangi bir sıfat tamlaması yapılır. Bu sıfat tamlamasının her hangi ile bir‘den değil her ile hangi bir‘den yapılmış olduğunu unutmamak ve bu tamlamayı her hangi şeklinde bir’siz kullanmamak lâzımdır. Yani her hangi insan gibi misaller yanlıştır. Doğrusu her hangi bir insan gibi kullanışlardır. Hülâsa her sıfatının bir ve hangi bir‘in önüne gelerek yaptığı her bir ve her hangi bir sıfat tamlamaları da her’in mânâsını hususîleştiren, birçok nesne yerine tek nesnede toplayan belirsizlik sıfatlarıdır.

Bugün kullanılan ve Farsça kes ismi atıldığı için tek kelime hâlinde kalan herkes ismi de her ile yapılmış bir sıfat tamlamasıdır.



kimi

kim zamirine belirtme fonksiyonu olan klişeleşmiş -i iyelik ekinin getirilmesi ile ortaya çıkan kimi sıfatı bâzı’nın Türkçesidir: kimi (zaman), kimi (gün), kimi (insan) misallerinde olduğu gibi.

çoğu

Yapısı tıpkı kimi gibi olan, yani çoq zarfı ile belirtme fonksiyonlu -u iyelik ekinden yapılmış bulunan çoğu sıfatı «çok» mânâsında, fakat az kullanılan bir belirsizlik sıfatıdır; çoğu (zaman), çoğu (gün) misallerinde olduğu gibi.



çoq

Aslında ve tek başına zarf dediğimiz isimlerden olan çoq isimlerden önce gelince nesnenin sayısını belirsiz olarak gösteren sıfat vazifesini görür: çoq (kimse), çoq (şey), çoq (ev), çoq (dağ) misallerinde olduğu gibi. çoq sıfatının mânâsında zaten çokluk ifadesi olduğu için kendisinden sonra gelen isim normal olarak teklik şeklinde bulunur. Fakat ismin çokluk olduğu da görülebilir: çoq (kimseler), çoq (yerler) misallerindeki gibi. çoq sıfatı sayı bildirmezse tabiî, vasıflandırma sıfatı olur.



hiç

Türkçeye Farsçadan geçmiş bulunan hiç zarfı çok az olarak sıfat gibi de kullanılır ve menfi belirsizlik ifade eder. hiç (bir), hiç (kimse) misallerinde gördüğümüz bu sıfatın yaptığı hiçbir sıfat tamlaması da ayni şekilde bir belirsizlik sıfatı olarak kullanılır.



falan, filân, falanca, filânca

Yabancı asıllı bu belirsizlik zamirleri Türkçede tam bir belirsizlik ifadesi ile sıfat olarak çok kullanılırlar: falan (adam), filân (yer), falanca (gün), filânca (saat) misallerinde olduğu gibi, falanca, filânca’daki -ca eki klişeleşmiş eşitlik eki olup belirtme fonksiyonunda görülmektedir.



az

Bu zarf da nesneyi sayı bakımından belirten belirsizlik sıfatı olarak kullanılabilir: az (adam), az (), az (para) misallerinde olduğu gibi. Bu sıfat da sayı bildirmezse vasıflandırma sıfatı olur.



fazla

Arapçadan geçmiş olan bu zarf da mikdar bildiren bir belirsizlik sıfatı olarak kullanılabilir: fazla (işçi), fazla (adam) misallerinde olduğu gibi. Bu sıfat da sayı bildirmediği zaman vasıflandırma sıfatı olur.

Bunlardan başka öteki (ev), beriki (yol), şimdiki (zaman), buradaki (su), evdeki (çöküntü) gibi misallerdeki -k’li sıfatları da nesnenin zaman ve mekân içindeki yerini belirttikleri için belirtme sıfatlarına ilâve etmeliyiz. Ayni şekilde öbür (gün), öbür (taraf) misallerindeki öbür sıfatı da bir belirtme sıfatı durumundadır. Bu sıfatta hem işaret, hem belirsizlik sıfatı ifadesi vardır.

ZARFLAR

374. Zarflar zaman, yer, hâl ve mikdar isimleridir. Tek başına sıfat olmadığı gibi tek başına zarf da yoktur. Sıfatlar gibi zarflar da tek başlarına isimden başka bir şey değildirler. Sıfat da, zarf da ismin kelime guruplarındaki fonksiyonlarına göre aldığı addır. Kelime guruplarında başka bir ismi vasıflandıran veya belirten isimlere sıfat denildiğini gördük. Zarf ise kelime guruplarında sıfatın, fiilin veya başka bir zarfın mânâsını değiştiren isimlere verdiğimiz addır. Fakat her isim sıfat olarak kullanılmadığı gibi, zarf olarak da kullanılmağa elverişli değildir. İşte kelime gurubu unsurları olarak kelime gurupları ile ilgili bulunan sıfatları ve zarfları burada tek tek kelimelerden bahsederken ele almamızın, onları isimler içinde ayrı ayrı belirtmemizin sebebi de budur. İleride göreceğimiz kelime gurupları bahsine hazırlık olmak üzere hangi isimlerin sıfat, hangi isimlerin zarf olduğunu burada kelimeleri mânâ bakımından incelerken ayrı ayrı ve etraflıca ele almamız tabiîdir.

İşte kelime guruplarında zarf olarak kullanılmağa elverişli isimler zaman, yer, hâl ve mikdar isimleridir. Sıfatların, fiillerin veya başka zarfların önüne gelerek onların mânâsını değiştiren isimler bu isimlerdir. Onun için bu isimleri isim cinsinden kelimeler içinde ayırıyor ve bunlara zarf adım veriyoruz. Bunların dışında kalan isimler zaman, yer, hâl ve mikdar gösterebildikleri, böylece sıfatın, fiilin veya başka bir zarfın mânâsını değiştirmeğe elverişli bulundukları nisbette zarf olabilirler. Umumiyetle mücerret olarak nesne adı olan isimler ve bilhassa has isimler zarf olarak kullanılmağa elverişli değildirler. Bunlar ancak edat alıp edat gurubu hâline gelerek veya zarf yapan çekim ekleri alarak zarf vazifesi görebilirler.

Demek ki her zarf bir isim olduğu hâlde, her isim bir zarf olamamaktadır. Yalnız, isim olamayan bazı zarflar da yok değildir. Fakat bunların sayısı çok azdır. Bunlar tek başına edat olan zarflar, yani zarf olarak kullanılan edatlardır.

Zarflar esas itibariyle çekimsiz unsurlardır. İsim oldukları zaman çekim eklerini alır, fakat zarf oldukları zaman hâl ve yer bildiren çekim ekleri dışındaki çekim eklerini almazlar. Hâl ve yer bildiren çekim ekleri eşitlik, instrumental ve yön ekleridir. Bu ekler edat fonksiyonunda olup çekim ekleri içinde zarf eki durumundadırlar. Adeta bir zarf yapım eki gibi görünürler. Zaten öteden beri yapım eki olmak, klişeleşip kalmak temayülü gösterirler. Yani çekim eklikleri diğerlerininki kadar sağlam ve şümullü değildir. İşte zarflar bu ekleri alabilir, bazı isimler ise ancak bu eklerle zarf olabilirler. Bunların dışında kalan işlek ve şümullü asıl çekim ekleri zarflara getirilemez. Onlardan biri ancak bir kısaltma neticesinde veya asıl fonksiyonunu kaybetmiş olarak bir zarfta bulunabilir ki böyle misaller çok azdır ve ek almış sayılmazlar. Demek ki zarf olan isimler ya eksiz olurlar veya eşitlik, intrumental ve yön eki almış bulunurlar.

Zarflar sıfatların veya başka zarfların mânâsını değiştirmekte de kullanılmakla beraber asıl kullanış sahâları fiillerdir, en çok fiillerle birlikte kullanıldıkları görülür. Bu bakımdan zarflara fiillerin sıfatları diyebiliriz.

Zarflar mânâsını değiştirdikleri unsurlara, bu arada fiillere doğrudan doğruya, çekimsiz olarak bağlanan kelimelerdir. Zarf olarak kullanılabilecek bir isim bir fiile çekim eki almadan bağlanmışsa zarf olur. Çekim eki almışsa zarf olmaz, fiilin mânâsına doğrudan doğruya tesir etmeyen, sadece onu tamamlayan bir isim unsuru olarak kalır. Meselâ ileri (git-), dışarı (çıq-) misallerinde ileri, dışarı kelimeleri zarf, fakat ileriye (git-), dışarıya (çıq-) misallerinde fiilin yerini gösteren tamamlayıcı isimlerdir. Demek ki fiilin yerini gösterdiği hâlde datif, lokatif, ablatif ekini almış bir kelime zarf sayılamaz. Dediğimiz gibi zarflar kelime guruplarının ve cümlenin çekimsiz unsurlarındandır. Yalnız yukarıda da söylediğimiz gibi yön, instrumental ve eşitlik eki almış isimler zarf olarak kullanılabilirler. Fakat bu ekler zarfı bağlı olduğu fiile bağlayan çekim ekleri değil, ismi zarf yapan ekler durumundadırlar.

Zarflar tabi olan unsurlar olarak Türkçede bağlandıkları kelimelerden önce gelirler.

Zarflar yer zarfları, zaman zarfları, nasıllık-nicelik zarfları, azlık-çokluk zarfları olmak üzere dört çeşittir. Demek ki isimlerin içinde yer, zaman, nasıllık-nicelik, azlık-çokluk bildiren isimler zarf olmakta, ancak bunlar bağlandıkları fiillerin, sıfatların, zarfların mânâlarında değişiklik yapabilmektedirler.

Yer zarfları

375. Bunlar boşlukta bir yer ifade eden yer isimleridir. Sayılan çok değildir. Aşağı yukarı hepsinde bir yön ifadesi olduğu için zarf olarak fiilin yönünü gösterirler. Zaten çoğu yön eki ile zarf yapılmıştır. Eskiden beri en çok kullanılanları ileri, ġeri, aşağı, yuqarı, içeri, dışarı, beri kelimeleridir. Eski Anadolu Türkçesinde bunları ilerü, girü, aşağa, yuqaru, içerü, dışaru (tışaru), berü şeklinde görürüz. Tabiî bu yer isimleri çekimsiz kullanıldıkları zaman zarf olurlar: aşağı in-, geri dön-, beri gel-, içeri gir- misallerinde olduğu gibi. Çekimli şekilleri zarf olmaz, tamamlayıcı isim unsuru olarak kalırlar: aşagıya in-, geriye dön-, beriye gel-, içeriye gir-, geride git-, aşağıda dur-, içeriden çıq-, misallerinde olduğu gibi.

Bunlardan başka bir iki yerde alt, yan, qarşı (Eski Anadolu Türkçesinde qarşu) isimleri de zarf olarak kullanılır: alt et-, yan gel-, qarşı gel-, qarşı dur-. Eski Anadolu Türkçesindeki qarşu yat- «karşıda yat-» misallerinde olduğu gibi. Sonra, öte ismi de eskiden zarf olarak kullanılırdı: öte geç- misalinde olduğu gibi. Bunlara Eski Anadolu Türkçesinde taşra (çıq-), añaru «öte» (git-) yer zarflarını da eklemeliyiz.

bura, şura, ora gibi yer isimleri de Azeri sahasında zarf olarak kullanılabilmektedirler: bura gel, ora git misallerinde olduğu gibi. Fakat Osmanlı sahasında bu yer isimleri zarf olarak kullanılmamaktadırlar.

uzaq, yaqın gibi isimlerde de bir yer ifadesi vardır ve uzaq dur-, yaqın gel- gibi misallerde bunlar da yer zarfı sayılabilirler. Fakat bu isimlerin sıfat olarak kullanılmaları ve sıfat mânâları düşünülürse zarf durumunda iken bunları yer zarfı yerine nasıllık-nicelik zarfı saymak daha doğrudur.



Dostları ilə paylaş:
1   ...   15   16   17   18   19   20   21   22   ...   28


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə