Kirgizistan-tüRKİye manas üNİversitesi



Yüklə 1.84 Mb.
səhifə9/28
tarix16.06.2018
ölçüsü1.84 Mb.
1   ...   5   6   7   8   9   10   11   12   ...   28

Kökler, ekler

124. Şekil yapısı bakımından ele alınınca kelimelerin bünyesinde mânâlı veya vazifeli birtakım şekillerin bulunduğu göze çarpar: göz-lük, gör-üş, aç-ı-q, ev-i-m kelimelerinin parçaları gibi. Kelimelerin mânâ yapısının parçaları olan bu şekiller ses bakımından tek sesli, tek heceli veya birden fazla heceli olabilirler. Kelimelerin bünyesinde iki çeşit şekil vardır: mânâlı şekiller, vazifeli şekiller. Mânâlı şekiller tek başlarına kullanılabilir veya bir mânâ ifade ederler. Vazifeli şekiller ise ancak mânâlı şekillerle birleşerek kullanılan ve ancak o zaman mânâ ile ilgili bir vazife gören, fakat tek başına mânâsı olmayan ve kullanılmayan kelime parçalarıdır. Demek ki kelime bünyesinde görülen şekiller birtakım dil birlikleridir. Bu dil birliklerinin bir kısmı müstakil hüviyete sahip en küçük kelimeler veya sadece mânâlı şekillerdir. Diğerleri ise bunlardan, daha büyük kelimeler yapmak için kullanılan kelime parçaları olup sesten büyük fakat kelimeden küçük dil birlikleridir.

Kelimenin iç yapısının parçaları, mânâ yapısının unsurları olan bu şekil dediğimiz dil birliklerine morfem adı verilir. Gerçi morfem daha çok tek başına kullanılmayan ve bir mânâ ifade etmeyen, ancak mânâlı şekillerle birleşerek kullanılma sahasına çıkan vazifeli şekiller için kullanılan tabirdir. Fakat morfemin vazifeli şekiller dışında kalan ve müstakil hüviyeti olan şekiller için kullanıldığı da vakidir. Biz burada morfem tabirini geniş mânâda alıyor ve tek başına bulunsun veya bulunmasın, manalı ve vazifeli bütün şekiller, yani kelimenin mânâ yapısının bütün parçaları, kelime bünyesindeki bütün morfolojik şekiller için kullanıyoruz.

Kelime yapısında görülen morfolojik şekillerin tek başına manalı olanlarına kök adı verilir. Tek başına mânâsı olmayan ve kullanılmayan, ancak köklerle birleşmek suretiyle mânâ ile ilgili bir vazife gören şekillere ise ek denir. Meselâ göz-lük, aç-ı-q kelimelerinde göz ve aç- kök, -lük ve -q ektirler.

Kök morfemi kelime bünyesinin esas morfemidir. Ek morfemleri ise kök morfemlerine bağlı morfemlerdir. Her kelimenin ayrı bir kök morfemi olduğu hâlde ek morfemleri kelimeler arasında gurup gurup müşterektir. Yani kelimelerde kök morfemleri müstakil, ek morfemleri ise ortak morfemlerdir. Bu yüzden ek morfemlerinin sayısı kök morfemlerinden çok azdır.

Kök morfemlerinin asıl, ek morfemlerinin ise bağlı morfemler olması onları ses yapısı bakımından da birbirinden farklı bir duruma sokar. Kökler tabiî olunan morfemler olduğu için bir kökün tek şekli bulunur. Ekler ise tabiî olan morfemler olarak çeşitli uyumlar çerçevesinde köklere göre gerekli şekillere girerler. Bu yüzden onların birçoklarının birden fazla şekli mevcuttur.

Kelimelerin kök ve ek morfemlerinden meydana gelen şekil yapıları hakkında umumî olarak bu bilgileri verdikten sonra şimdi kök ve ekleri daha yakından ve ayrı ayrı gözden geçirebiliriz.

Kökler

125. Kök bir kelimenin mânâsı ve yapısı bozulmadan parçalanamayan şeklidir. Demek ki kök mânâlı en küçük dil birliğidir. Kökler tek başlarına veya eklerle birleşmek suretiyle kullanılırlar. Kelime dediğimîz tek başına kullanılan mânâlı ve vazifeli ses veya ses toplulukları ya kök hâlinde bulunan veya kök ve eklerin birleşmesinden meydana gelen dil birlikleridir. Demek ki kökler en küçük kelimelerdir.



Kelime çekirdekleri

Kök bir kelimenin parçalanamayan en küçük şekli olduğu için bir kökten bir ses bile çıkarılsa o kökün varlığı ortadan kalkar, yapısı ve mânâsı yıkılır. Kelimelerin mânâları bozulmadan ve çatıları yıkılmadan ayrılabilecek parçaları ekleridir. Bir kelimeyi, varsa eklerine ve köküne ayırabiliriz. Fakat kökü, bozmadan daha küçük parçaya ayırmağa imkân yoktur. Demek ki kökler kelimelerin çekirdekleridir.



Türkçe’de köklerin tek heceli olması

126. Bir kök bir ses veya ses topluluğu hâlinde bulunur. Tek ses hâlinde bulunan kökler çok azdır. Bunların sesi tabiî ancak vokal olabilir. Köklerin büyük çoğunluğu bünyelerinde birden fazla ses taşırlar. Bünyelerinde birden fazla ses bulunan kökler bir veya birden fazla heceli olurlar. Türkçe’de kelime kökleri umumiyetle tek hecelidir. Bugün kelimelerin büyük bir kısmında kökü ararken tek heceye kadar inebilmekteyiz. Bugün tek heceye inemediğimiz köklerin bir kısmını da daha eski devirlere gittiğimiz takdirde tek heceye irca edebiliyoruz. Bunlara dayanarak Eski Türkçede bile tek heceye indirilemeyen az sayıdaki köklerde de daha evvelki karanlık devreye çıkmak mümkün olsa tek heceye inilebileceğini tahmin edebiliriz. Onun için Türkçe’de kelime köklerinin esas itibariyle tek heceli olduğunu söylemek yanlış olmaz. Türkçe’de bugün bile birden fazla heceli kökler azdır. Bunlar da umumiyetle iki hecelidirler. İkiden fazla heceli kökler ise hemen hemen yok gibidir. Eklemeli bir dil olan Türkçe’de kelime köklerinin umumiyetle çok heceli olmaması, bir köke icabında bir kaç tane ek getirildiği düşünülürse, kelimelerin lüzumsuz derecede uzamasının önüne geçmek bakımından çok işe yaramaktadır. Köklerdeki hece sayısı bahsini kapamadan burada şunu da ilâve edelim ki tabiat taklidi kelimeler bu bakımdan dildeki diğer kelimeler arasında bir istisna teşkil ederler. Tabiat taklidi kelimelerde sesin taklidi esas olduğu için hece sayısı taklit edilen sese bağlı olarak bir veya birden fazla olabilir. Yani bu çeşit kelimelerde köklerin umumiyetle tek heceli olması bahis mevzuu değildir.



Köklerin mânâları

127. Kökler mânâlı en küçük dil birlikleridir. Bu bakımdan kökler dil dediğimiz mânâlı şekiller manzumesinin temel taşlarıdır. Köklerin mânâları gizli antlaşmalara dayanır. Köklerin bünyesindeki ses veya ses toplulukları ile kâinattaki canlı cansız varlıklar ve mefhumlarla bu varlık ve mefhumların hareketleri arasında birbirlerini karşılama bakımından önceden kabul edilmiş bir uygunluk vardır. Bir kök telâffuz edilince derhal zihinde onun karşılığı olan varlık ve hareket canlanır; bir varlık veya hareket düşünülünce derhal dilin ucuna onun karşılığı olan kök gelir. Demek ki köklerin mânâları ses birliği ile obje arasında önceden kabul edilmiş bulunan karşılıklı uygunluktan ibarettir.



Köklerin ifadelerindeki mücerretlik

128. Kökler varlıkları, mefhumları ve hareketleri hiçbir zamana mekâna, şahsa, tarza vs.’ye bağlamadan tek tek ve yalın olarak ifade eden dil birlikleridir. Bu bakımdan kökler varlık, mefhum ve hareketlerin adlarıdır denilebilir.



Kök aileleri

129. Kökler daima bir varlığı, bir mefhumu veya bir hareketi karşılarlar. Fakat mevcut bulunan bütün varlık, mefhum ve hareketlerin karşılığı olarak müstakil kökler mevcut değildir. Varlık, mefhum ve hareketlerin birbirine çok yakın olanları, birbiriyle ilgili, birbiriyle akraba olanları vardır. Böyle olanların her biri için birbirinden tamamıyla ayrı müstakil kökler bulunmaz. Bir köke bazı ekler ilâve etmek suretiyle kökten büyük kelimeler yapılarak yakın varlık ve hareketler bir kök etrafında toplanan kelimelerle karşılanır. Demek ki her kökün dil içinde büyük küçük bir ailesi vardır. Yani kök bir aile içindeki kelimelerin hepsinde müşterek olan unsurdur.



Önceden var olma

130. Kökler önceden var olan ve sonradan yapılamayan dil birlikleridir. Dilde yeni varlık, mefhum ve hareketleri karşılamak için yeni yeni kökler uydurulmaz. Yeni varlık, mefhum ve hareketleri karşılamak için ancak mevcut köklere ekler ilâve etmek suretiyle eski köklerden yeni kelimeler yapılabilir. Yabancı cemiyetlerden gelen yeni varlık, mefhum ve hareketler için de ya bu şekilde yeni kelimeler yapılır veya gelen varlık, mefhum ve hareketlerin yabancı dildeki karşılıkları kabul edilir. Hülâsa, dilde mevcut köklerden kökten büyük yeni kelimeler yapılabilir veya dile yabancı kökler alınabilir; fakat ses itibariyle sonradan kökler uydurulmaz. Yalnız tabiat taklidi kelimelerin kökleri yeniden meydana getirilebilir.



İsim kökleri, fiil kökleri

131. Kökler mânâları bakımından ikiye ayrılırlar. Bir kısmı kâinattaki canlı cansız varlıkları ve mefhumları, bir kısmı ise bu varlık ve mefhumların hareketlerini karşılarlar. Varlık ve mefhumları karşılayan köklere isim kökleri, hareketleri karşılayan köklere de fiil kökleri diyoruz. Demek ki isim kökleri varlık ve mefhumların, fiil kökleri ise hareketlerin adları, yani dildeki karşılıklarıdır. Zaten kâinatta varlık ve hareket olmak üzere iki unsur vardır. Bu iki unsurdan birincisi canlı cansız, maddî manevî bütün varlıklar, mefhumlar, vasıflar, şahıslar, hadiseler, hülâsa tek tek var olan, mekân ve zaman içinde bir yer işgal eden nesnelerdir. İkinci unsur ise bu nesnelerin zaman ve mekân içindeki her türlü hareketleri, oluşları, yapış ve kılışlarıdır. İşte isim kökleri nesnelerin kendilerinin, fiil kökleri ise nesnelerin hareketlerinin dildeki karşılıklarıdır.



İsim ve fiil köklerindeki mânâ farkı

132. Nesneler kendi kendilerine var olan müstakil hüviyetli unsurlardır. Varlıkları başka şeylerle kaim değildir. Hareketler ise kendi kendilerine var olmayıp nesnelerden doğan, nesnelere bağlı bulunan, varlıkları nesnelerle kaim olan unsurlardır. Hareketlerin bu şekilde nesnelere bağlı bulunması onları ayrı ayrı hüviyeti olan nesnelerin müşterek unsurları hâline getirir. Bir hareket yalnız bir nesnenin değil, birçok nesnelerin hareketidir. Yani nesneler birbirlerinden ayrıdırlar, fakat hareketleri ortaktır. Ayrı ayrı nesneler ayni hareketleri yaparlar. Bir nesne şümulü içine yalnız kendisini, bir hareket ise şümulü içine birçok nesneleri alır. Bu yüzden nesnelerde bir müşahhaslık, hareketlerde bir mücerretlik vardır. Nesneler belirli, hareketler belirsizdirler. Bir nesne kendi kendisini ifadeye yeter. Fakat bir hareket bir nesneye bağlanmadan kendi kendisini ifade edemez. İşte nesnelerin mahdut ve belirli, hareketlerin ise şümullü ve belirsiz unsurlar olması onların dildeki karşılıkları olan isim ve fiil köklerini mânâ bakımından çok farklı bir duruma sokar. Bir isim kökü tek bir nesneyi ifade eder. Bir fiil kökü ise birçok nesneler arasında müşterek olan mücerret bir hareketi ifade eder. İsim kökünün ifade ettiği nesne tek başına düşünülebilir, zihinde canlandırılabilir. Fakat fiil kökünün ifade ettiği hareket bir nesneye bağlanmadan tek başına vazıh bir şekilde düşünülemez, zihinde canlandırılamaz, ancak mücerret ve belirsiz bir şekilde tasavvur edilebilir.



Kullanış farkı

133. İsim ve fiil kökleri arasındaki bu mânâ farkı onların dildeki kullanışlarına da tesir eder. Gerçekten isim ve fiil kökleri arasında kullanış bakımından çok büyük bir fark vardır. İsim kökleri tek başlarına kelime olarak kullanılabilirler. Fiil kökleri ise kullanılma sahasına tek başlarına çıkamazlar. Muhakkak surette nesnelere, şahsa, zamana vs.’ye bağlanarak vazife görürler ki bu bağlanış da fiil köklerine birtakım ekler getirmek suretiyle olur. Hiçbir nesneye bağlamadan mücerret olarak hareketleri ifade etmek gerekince de fiil kökleri tek başlarına kök hâlinde kullanılmazlar. Yanlarına ek alarak kökten büyük kelimeler hâlinde ortaya çıkarlar. Bu meseleye ileride fiil bahsinde daha etraflı bir şekilde temas edeceğiz. Burada bu noktaya sadece kökleri çeşitli bakımdan gözden geçirdiğimiz için işaret ediyoruz. Yukarıda köklerin tek başına kullanılabilen veya mânâsı bulunan dil birlikleri olduğunu söylemiştik. Görüyoruz ki fiil kökleri tek başlarına kullanılamıyorlar. Onlar ancak tek başlarına mânâlı dil birlikleridir. Yani isim kökleri ayni zamanda en basit, daha doğrusu en küçük kelimelerdir. Fakat fiil kökleri ses ve eklerden büyük olmakla beraber kelimeden küçük dil birlikleridir. Yani fiil kökü kelime köküdür, fakat kelime değildir.



İsim ve fiil gövdeleri

134. Yukarıda nesnelerin ve hareketlerin hepsi için dillerde ayrı ayrı kökler bulunmadığını, birbiriyle ilgili bir gurup nesne veya hareket için bir kökten türemiş bir kelime ailesi kullanıldığını söylemiştik. Yani kökler kendileri ile ilgili yakın nesne ve hareketler için genişletilip âdeta yeni kökler meydana getirilir. Köklerden türeyen bu geniş köklere kelime gövdesi adı verilir. Gövde de bir çeşit kök olduğu için mânâ ve kullanış bakımından tamamıyla kök gibidir. Yalnız şekil bakımından kökten farklı ve ondan büyük bir dil birliğidir. İşte gövde adını verdiğimiz bu kökten yapılmış kökler, bu geniş kökler her iki çeşit kökten, yani hem isim, hem de fiil köklerinden yapılırlar. İsim köklerinden de, fiil köklerinden de hem isim, hem de fiil gövdeleri teşkil edilir. Yani yapı bakımından dört çeşit kelime gövdesi vardır: isimden yapılmış isim, fiilden yapılmış isim, isimden yapılmış fiil, fiilden yapılmış fiil. Bunların ikisi isim, ikisi fiil gövdesidir. Yani kelime kökleri gibi kelime gövdeleri de isim ve fiil gövdeleri olmak üzere ikiye ayrılırlar. Dediğimiz gibi mânâ ve kullanış bakımından kökle gövde arasında bir fark yoktur. Onun için isim gövdeleri de isim kökleri gibi nesneleri karşılar ve tek başlarına kullanılabilirler. Ayni şekilde fiil gövdeleri de fiil kökleri gibi hareketleri karşılar ve tek başlarına kullanılamazlar.



Tâbi olunan unsur

135. Kökler dilde vazife görürken ya tek başlarına bulunur veya çok defa olduğu gibi eklerle birleşirler. Kökler ya kelime gövdeleri yapmak için veya birbirleri ile geçici münasebetler kurmak için ek alırlar. Demek ki köklerin şeklini değiştirmek için onlara iki çeşit ek ilâve edilir. Bu eklerin neler olduğunu biraz sonra ek bahsinde etraflı bir şekilde inceleyeceğiz. Burada yalnız şunu belirtelim ki kökler eklerle birleşirken daima tabiî olunan unsur durumunda bulunur ve ekleri kendilerine uydururlar. Bu isim köklerinde de, fiil köklerinde de böyledir.



Bir kökün hem isim, nem fiil kökü olmaması

136. Nesneler ve hareketler tamamıyla birbirinden farklı şeyler olduğu için onları karşılayan isim ve fiil kökleri de tamamıyla birbirinden ayrı ve birbirine benzemeyen dil birlikleridir. Bu sebeple dildeki bütün kelime kökleri isim kökleri ve fiil kökleri olmak üzere birbirinden farklı iki kısma ayrılır. Bir kök hem isim kökü, hem fiil kökü olamaz. Gerçi dilde hem isim, hem fiil kökü olan bazı kökler görmek mümkündür. Fakat bunlar hem çok azdırlar, hem de umumiyetle sonradan ortaya çıkmış şeylerdir. Meselâ bugün tat ve boya isim kökleri ayni zamanda tat- ve boya- şeklinde fiil kökleri olarak görünmektedirler. Fakat bunlar aslında yalnız fiil kökleri idiler. Bu fiil köklerinden tatıġ ve boyaġ şeklinde isim gövdeleri yapılmış, sonradan ikinci hece sonundaki ġ’lar düşerek bu isim gövdeleri tat ve boya şekline geçmiş ve böylece isim ve fiil kökleri ayni imiş gibi bir durum hasıl olmuştur. İşte bugün ayni olan isim ve fiil köklerinin çoğu bu şekilde sonradan meydana gelmiştir. Eski Türkçe devresine çıkıldığı zaman bunların isim ve fiil kökü olarak ayrı şekillerde bulunduğu görülür. Hatta bu ayrılığın misallerini bugün Batı Türkçesinin bazı ağızlarında bile görmek mümkündür. Meselâ boya ismi Batı Türkçesinin bazı ağızlarında bugün boyah (< boyaq) olarak boya- fiil kökünden ayrı bir şekle sahiptir. Bununla beraber Eski Türkçe devresinde de hem isim, hem fiil kökü olarak görülen bir iki kök yok değildir. Fakat bunların da, daha eski devrelere çıkılsa, birbirlerinden ayrılacaklarına muhakkak nazarı ile bakabiliriz. Hülâsa esas itibariyle bir kök hem isim, hem fiil kökü olamaz. Bunun Türkçe’de nadir olarak karşımıza çıkan istisnaları aslî değildir. İsim ve fiil köklerinin ayni olmaması, tabiî, gövde dediğimiz genişletilmiş kökler için de varittir. Bir kelime gövdesi de hem isim, hem fiil gövdesi olamaz. Bunun istisnaları da sonradan ortaya çıkmış şeylerdir. Kök olsun, gövde olsun hem isim hem fiil olarak görülen misallerin bazılarının pek yeni olduğuna burada ayrıca işaret etmeliyiz. Gerçekten güven, güven-; inan, inan-; savaş, savaş- gibi örnekler bugünkü Türkçe’de son zamanların ortaya çıkardığı misallerdir. Bunlardan bazılarının daha evvel de kullanılmış bulunması muhtemeldir. Meselâ inan ismi ağızlarda da vardır: inan olsun tabirinde görüldüğü gibi. Fakat bu inan- fiil gövdesi ile ilgili olmayıp ina- fiil kökünden yapılmıştır. Bugünkü Türkçe’de son zamanlarda kullanılan inan kelimesi ise ina- kökü bilinmediği için ona bağlanmadan inan- fiil gövdesi ile ayni telâkki edilmek suretiyle ortaya çıkmış görünmektedir.



Fiil köklerinin asliliği

137. Türkçe’de isim gövdelerinin büyük bir kısmının fiil kökünden yapılmış olması, bazı isim köklerinin kendilerinden daha az veya kendileri kadar ses ihtiva eden fiil kökleri ile ilgili görünmeleri fiil köklerinin daha aslî oldukları ihtimalini hatıra getirmektedir. Fakat dilin doğuşunda nesneler ve hareketler seslendirilirken hareketin nesneden önce düşünülmüş olması akla yakın görünmüyor. Bazı nesneler belki hareketlerine göre adlandırılmışlardır. Fakat insan oğlunun karşılaştığı bütün nesnelere bu şekilde isim verdiğini düşünmek oldukça güçtür. Her hâlde isim ve fiil kökleri dilin doğuşunda beraber ortaya çıkarak bildiğimiz devirlerde olduğu gibi daima yan yana bulunmuşlardır. Şüphesiz bu hususta söylediklerimiz dilin doğuşu ile ilgili olduğu için tamamıyla nazarî düşüncelerden ibarettir. Böyle olmakla beraber isim köklerinin fiil köklerinden türemiş olması ihtimalini göz önünde bulundurmak bugün parçalanamaz görünen bazı isim köklerinin menşeini aydınlatmak bakımından lüzumludur.



Kelimede kökün yeri ve değişmemesi

138. Türkçe son ekli bir eklemeli dildir. Köklerden daha büyük kelimeler yapmak için köklerin sonuna ekler getirilir. Bu ek alma sırasında kökler bazı köklerde seslerin birleşmelerinin icabı olarak meydana gelen ufak tefek ses değişmeleri dışında esas itibariyle değişmez. Kökün kendisinden türemiş aile içinde şekli hep ayni kalır. Yalnız ileride etraflı bir şekilde göreceğimiz gibi zamir dediğimiz bir çeşit isim köklerinde ek alma sırasında köklerde esaslı bir şekil değişikliği görülür. Bunun dışında isim köklerinde olsun, fiil köklerinde olsun ek alma dolayısıyla her hangi bir şekil değişikliği ile karşılaşılmaz. Onun için kelimelerde hep sonda bulunan ekler ayrılınca geriye isim ve fiil kökleri kalır. Yani Türkçe’de isim olsun fiil olsun, kökler hep ayni şekilde kalarak kelimelerin başlarında bulunurlar. Yalnız ileride tekrarlar bahsinde göreceğimiz gibi baştaki hecenin tekrarı neticesinde meydana gelen kelimelerde kök morfeminden önce tekrar hecesi bulunur: bomboş, büsbütün, qapqara misallerinde olduğu gibi.



Kökün açık olarak görünmesi

139. Kök ve eklerden meydana gelmiş kelimelerde isim olsun, fiil olsun kökler açık olarak görünürler. Kökün açık olarak görünmesi demek eklerden sıyrılmış hâliyle de bir mânâ ifade etmesi; isim kökü ise tek başına, fiil kökü ise diğer fiil kökleri gibi ekler alarak kullanılması demektir. Meselâ baş-lıq, süt-çü, bağ-lamaq kelimelerinde baş, süt, bağ isim kökleri açık olarak görünmekte ve tek başlarına da kullanılmaktadırlar; ayni şekilde geç-miş, bil-gi, sev-dirmek kelimelerinde geç-, bil-, sev- fiil kökleri açıkça belli olmakta ve tek başlarına bir mânâ ifade ederek her hangi bir fiil kökü gibi kullanılmaktadırlar. Fakat bazen bir isim veya fiil kökü kendisinden türemiş bir veya bir kaç kelime içinde bulunduğu hâlde tek başına kullanılmaz veya bir mânâ ifade etmez. Böyle kelimelerde isim veya fiil kökleri unutulmuş ve kullanılma sahasından kalkmış oldukları için açık olarak görünmez ve ilk bakışta belli olmazlar. Böyle kökleri ancak türemiş kelimeleri birbiriyle mukayese ederek ekleri ayıklamak suretiyle bulabiliriz. Meselâ bek-çi ve bek-lemek kelimelerinin bek isim kökü, tüke-nmek ve tüke-tmek kelimelerinin tüke- fiil kökü böyle unutulmuş köklerdendir.



Köklerin yazılması

140. İsim kökleri kelime içinde olduğu gibi (göz-lük, iş-çi, qan-a-maq, ev-den, iç-li) tek başlarına da kullanıldıkları için (meselâ göz, iş, qan, ev, iç, el, ağaç, ot, ay, yıl) yazıda da kelime olarak tek başlarına müstakil bir hüviyet içinde gösterilirler: qan, taş, gök, su, yüz, saç, ev, gün gibi. Fakat fiil kökleri ancak kelime içinde kullanılma sahasına çıktıkları (bil-en, sev-gi, yaz-ıyor, al-mış, ol-ur, kes-ecek misallerinde olduğu gibi) ve tek başlarına kullanılmadıkları için yazıda bir kelime gibi müstakil olarak gösterilemezler. Onun için fiil köklerini yazarken onların müstakil hüviyete sahip olamadıklarını bir işaretle belirtmek gerekir. Bu işaret fiil köklerinin sonuna konulan bir çizgiden ibarettir: bil-, yap-, ol-, aç-, dik-, çek- gibi. Sonlarındaki çizgi fiil köklerinin ancak ekle kullanılabileceğini, sondan eklerle birleşeceğini gösteren ek çizgisidir. Bu çizgi olmadığı takdirde ortada mücerret hareketlerin karşılığı olan fiil kökleri değil, bir nesneye bağlı fiil şekilleri kalır: bil!, yap!, ol!, aç!, dik!, çek! gibi. Çünkü Türkçe’de emir ikinci şahıs eksiz de yapılmaktadır. Fakat fiil kökü ile emir şekli birbirinden ayrı şeylerdir. Bu hususları ileride fiil bahsinde etraflı bir şekilde gözden geçireceğiz. Şimdilik mücerret hareketlerin karşılığı olarak fiil köklerinin tek başlarına kullanılmadıklarını belirtmek için şu kadarını söyleyelim ki tek başına kullanılmayan fiil kökleri kök mânâ ve hüviyetiyle yani mücerret hareketlerin karşılığı olarak ancak sonlarına ek almak ve bir isim gövdesi hâline gelmek suretiyle kullanılma sahasına çıkarlar: bil-mek, yap-maq gibi. Onun için fiil köklerini gösterirken sonlarına daima bir ek çizgisi koymak lâzımdır. Biz bu kitapta şimdiye kadar bu çizgiyi yerine göre bazen kullandık, bazen kullanmadık. Çünkü şimdiye kadar geçen misalleri başka bakımlardan ele alıyor ve bazen fiil kökü, bazen de müstakil hüviyetli kelime olarak kaydediyorduk. Fakat bundan sonra fiil köklerini daima isimlerden ayıracak ve çizgili olarak kullanacağız.

Fiil kökleri gibi fiil gövdelerinin de tek başlarına kullanılmadığını söylemiştik. Bu nokta üzerinde gövde bahsinde tekrar duracağız. Burada yalnız şunu belirtelim ki fiil gövdeleri de fiil kökleri gibi ek çizgisi ile gösterilirler.

141. İsim olsun, fiil olsun kelime köklerine ileride kelime çeşitlerini ayrı ayrı gözden geçirirken sırası geldikçe yine temas edeceğiz. Kökler hakkında şimdiye kadar verdiğimiz umumî bilgiler kelime bünyesindeki bu mânâlı şekilleri kâfi derecede aydınlattığı için artık burada kelime bünyesindeki diğer şekillere, yani eklere geçebiliriz.



Ekler

142. Ek kelime bünyesinde görülen, tek başına mânâsı olmayan ve kullanılmayan, ancak köklerle birleşmek suretiyle kullanılan ve mânâ ile ilgili bir vazife gören şekillere denir. Kısacası ekler kelime bünyesindeki gramer vazifeli şekillerdir. Köklerin kâinattaki bütün nesne ve hareketleri karşılamadığını, bir kısım nesne ve hareketlerin köklerden yapılmış kelime gövdeleri ile karşılandığını söylemiştik. Yani bir kısım nesnelerin ve hareketlerin karşılanması için kökler başka dil birlikleri ile genişletilirler. Sonra isim kök ve gövdeleri nesneleri tek tek, fiil kök ve gövdeleri de hareketleri mücerret olarak karşılarlar. Kâinatta nesneler yalnız tek tek, hareketler yalnız mücerret hâlde bulunmazlar. Nesnelerin çeşitli durumları, hâlleri; hareketlerin nesnelere bağlı çeşitli şekilleri vardır. Bu durumları, hâlleri ve şekilleri karşılamak için de kökler ve gövdeler başka dil birlikleri ile takviye edilmek mecburiyetindedirler. İşte köklerle birleşerek onları gövde hâlinde genişleten ve kök ve gövdelerin çeşitli durumları, hâlleri ve şekilleri ifade etmeleri için onları takviye eden dil birlikleri ek dediğimiz morfemlerdir.



Eklemeli dillerde eklerin önemi

143. Köklerden kelime gövdeleri yapmak ve kök ve gövdeleri işlek hâle getirmek, böylece köklerden dilde kullanılan bütün kelimeleri teşkil etmek vazifesi tabiî, eklemeli dillerde ekler üzerine yüklenmiş bulunmaktadır. Gerçi çekimli dillerde de birtakım ekler vardır ve bazı gramer fonksiyonları ile bir kısım kelime yapımında bu ekler vazife görürler. Fakat bu dillerde umumiyetle kelime teşkilinde ve bilhassa gramer fonksiyonlarını karşılamak için kökün bünyesinde vuku bulan değişiklikler ve içten kırılmalar neticesinde ortaya çıkan değişik kelime şekillerinden, bazen de ek dışında kalan birtakım unsurlardan istifade edilir. Eklemeli dillerde ise kök hep ayni kalır ve kökler daima eklerle genişletilip gövdeler hâline getirildiği gibi bütün gramer fonksiyonları da yalnız ve yalnız eklerle ifade edilir. Onun için eklerin eklemeli dillerde çok ehemmiyetli bir yeri vardır. Bu, eklemeli bir dil olan Türkçe’de de böyle olup Türk dilinin, temel taşları dediğimiz kökler üzerine kurulan bütün çatısı baştan başa eklerden örülmüş bulunmaktadır. Türkçe’nin yapısını incelemek demek aşağı yukarı onun çok zengin olan ekler sistemini incelemek demektir.



Eklerin fiil köklerini kullanış sahasına çıkarması

144. Yukarıda ancak isim köklerinin tek başına kullanılabileceklerini, fiil köklerinin ise kelime hâlinde kullanılma sahasına çıkabilmek için ek almak zorunda olduklarını söylemiştik. Demek ki ekler yalnız kökleri genişletip gövde yapmak ve gramer fonksiyonlarını ifade etmek için değil, köklerin bir kısmının mücerret kök mânâsı ile kullanılma sahasına çıkması için de varlıkları zarurî olan dil birlikleridir.



Eklerin köklere kattığı mânâ

145. Ekler tek başına kullanılmaz ve bir mânâ ifade etmezler. Fakat köklerle birleşince daima mânâ ile ilgili bir vazife görürler. Bu vazife ya kökün mânâsını değiştirerek yeni bir mânâ ortaya çıkarmak veya kökün manasına istikamet ve şekil vermek suretinde ortaya çıkar. Yani köklerle birleşince ekler âdeta bir mânâ kazanır ve köklerin mânâsına daima bir şeyler katarlar. Köke her hangi bir mânâ nüansı vermeyen, sadece ses yapısı bakımından bir şekil değişikliği yapan ekler hemen hemen yok gibidir. Hiç değilse pek nadirdir. Bunların da mânâ ile ilgili fonksiyonlarını sonradan kaybetmiş olmaları pek muhtemeldir.



Eklerin yazılması

146. Ekler tek başına kullanılmayan dil birlikleri olduğu için yazıda da kelimeler gibi müstakil hüviyetle değil, hususî bir işaretle gösterilirler. Bu işaret tıpkı fiil köklerinde olduğu gibi birleşme yerlerine konulan bir çizgiden ibarettir: -da, -de, -ta, -te; -acak, -ecek gibi. Eklerin ekliklerini göstermek için daima böyle çizgili yazılması lâzımdır. Bu kitapta biz de şimdiye kadar ekleri böyle gösterdiğimiz gibi bundan sonra da daima böyle işaretleyeceğiz.



Eklerin yapısı

147. Bütün dil birliklerinin olduğu gibi eklerin yapısı da seslerden teşekkül eder. Bir ekin bünyesinde bir veya birden fazla ses bulunur. Tek sesten ibaret ekler köklere göre bir hayli fazladır. Sonra tek sesli köklerin sesi ancak tek başına hece olabilen bir ses yani vokal olabiliyordu. Eklerde ise köklerle birleşmek suretiyle kullanılma bahis konusu olduğu için tek sesli bir ekin hece olması şart değildir. Bu bakımdan tek sesli eklerin sesi vokal olduğu gibi konsonant da olabilir. Tek konsonanttan ibaret ekler tek başına hece olmadıkları için kökün sesleriyle birleşerek hece teşkil ederler. Esasen tek sesli ekin sesi vokal de olsa, kelimelerin ancak ilk heceleri vokalle başlayabileceği için, hece bakımından yine kökün sesleri ile birleşmek zorundadır. Demek ki tek konsonanttan ibaret yani bir heceden küçük ekler de vardır. Birden fazla sesli ekler ise Türkçe’de bir veya iki heceli, nadir olarak da üç heceli olabilirler. Bir heceli ekler ise iki heceli eklerden çoktur. Birden fazla heceli eklerin aslında birden fazla ekten yapılmış olması veya tek heceli eklerin genişlemesi ile ortaya çıkmış bulunması çok muhtemeldir. Yani Türkçe’de ekler umumiyetle heceden küçük veya tek hecelidirler.



Ayrı eklerde şekil ayniliği

148. Şekil bakımından birbirinin ayni olan ekler çoktur. Bu birden fazla sesli eklerde çok az olup vokallerin sayılı ve ek olarak kullanılan konsonantların da mahdut bulunması dolayısıyla bilhassa tek sesli ekler arasında görülür. Onun için birbirinden ayrı bir kaç ekin ses bakımından ayni olabileceğini daima göz önünde bulundurmak ve ayni sesli ayrı ekleri birbirine karıştırmamak lâzımdır.



Eklerde çok şekillilik

149. Ekler tabiî olan morfemlerdir. Bu yüzden birçok eklerin birden fazla şekli mevcuttur. Bir ekin bir kök gibi yalnız bir şekli değil, birleşeceği köklerin ses durumlarına göre ses yapısı bakımından birden fazla şekli olabilir. Ses kaidelerinin ortaya çıkardığı bu şekillerin hiçbir zaman ayrı ayrı ekler olmayıp bir ekin ayrı ayrı yerlerde ayni vazifeyi gören çeşitli şekilleri olduğunu unutmamak lâzımdır. Tek konsonanttan büyük olan eklerin belirli sebepleri olan bir iki istisna (-yor, -ki, -ken gibi) dışında hepsi böyle birden fazla şekillidirler. Yalnız tek konsonanttan ibaret olan eklerde bir fazla şekillilik yoktur. Onlar sadece tek şekillidirler. Tek konsonanttan büyük yani bir vokalden ibaret bulunan veya birden fazla sesli olan eklerin çok şekilli olmalarına sebep Türkçe’nin vokal ve konsonant uyumlarıdır. Türkçe’de vokal uyumunun icabı olarak, vokal bakımından, geniş vokalli eklerin ikişer, dar vokalli eklerin dörder şekli bulunduğunu; konsonant uyumunun icabı olarak da, konsonant bakımından, sedalı sedasız karşılıkları olan konsonantlarla başlayan eklerin ikişer şekli bulunduğunu uyumlar bahsinde söylemiştik. Demek ki Türkçe’de çok şekilli bir ekin bünyesindeki vokale ve başındaki konsonanta göre iki, dört veya sekiz şekli bulunabilir. Yani Türkçe’de tek ve çok şekillilik bakımından eklerin durumu şöyledir:

1. Tek konsonanttan ibaret ekler tek şekillidirler: boya-n-, gez-i-n-; oqu-t-, eri-t- fiil gövdelerindeki -n- ve -t- ekleri ile al-ı-m ve iç-i-m isim gövdelerindeki -m eki gibi.

2. Tek sesi geniş vokal olan eklerin iki şekli vardır: taş-a, ev-e misallerindeki datif eki -a, -e gibi.

3. Tek sesi dar vokal olan eklerin dört şekli vardır: baş-ı, el-i, boy-u, göz-u misallerindeki iyelik eki, -ı, -i, -u, -ü gibi.

4. Birden fazla sesli olup vokalle veya sedasız karşılığı olmayan sedalı konsonantla başlayan ve içindeki tek vokali geniş olan eklerin ikişer şekil vardır: ol-an, öl-en kelimelerindeki -an, -en; yaz-ma, gez-me misallerindeki –ma, -me ekinde olduğu gibi.

5. Birden fazla sesli olup vokalle veya sedasız karşılığı olmayan sedalı konsonantla başlayan ve ilk vokali geniş olan eklerin ikişer şekli vardır: say-alım, bil-elim, kelimelerindeki -alım, -elim; tut-malı, iç-meli kelimelerindeki -malı, -meli eki gibi.

6. Birden fazla sesli olup vokalle veya sedasız karşılığı olmayan sedalı konsonantla başlayan ve içindeki tek vokali dar olan eklerin dörder şekli vardır: al-ıp, çek-ip, bul-up, düş-üp kelimelerindeki -ıp, -ip, -up, üp; var-lıq, bir-lik, ot-luq, göz-lük kelimelerindeki -lık, -lik, -luk, -lük eki gibi.

7. Birden fazla sesli olup vokalle veya sedasız karşılığı olmayan sedalı konsonantla başlayan ve ilk vokali dar olan eklerin dörder şekli vardır: aç-ınca, gir-ince, bul-unca, çök-ünce kelimelerindeki -ınca, -ince, unca, -ünce eki gibi.

8. Birden fazla sesli olup sedalı sedasız karşılıklı konsonantlarla başlayan ve tek veya ilk vokali geniş olan eklerin dörder şekli vardır: ay-da, el-de, ağaç-ta, gök-te kelimelerindeki -da, -de, -ta, -te eki gibi.

9. Birden fazla sesli olup sedalı sedasız karşılıklı konsonantlarla başlayan ve tek veya ilk vokali dar olan eklerin sekizer şekli vardır: al-dı, ver-di, ol-du, yüz-dü, yap-tı, çek-ti, tut-tu, sök-tü kelimelerindeki -dı, -di, -du, -dü, -tı, -ti, -tu, -tü eki gibi. Yalnız -sı, -si, -su, -sü ve -sız, -siz, -suz, -süz gibi s ile başlayanların dört şekli vardır: baba-sı, dede-si, dolusu, görgü-sü; ağaç-sız, ev-siz, su-suz, ölüm-süz kelimelerinde olduğu gibi.

Demek ki tek konsonanttan ibaret eklerin birer, sedalı sedasız karşılıklı konsonantlarla başlamayan geniş vokalli eklerin ikişer, sedalı sedasız karşılıklı konsonantlarla başlamayan dar vokalli eklerin dörder, sedalı sedasız karşılıklı konsonantlarla başlayan geniş vokalli eklerin dörder, sedalı sedasız karşılıklı konsonantlarla başlayan dar vokalli eklerin sekizer şekli vardır. Bunu şu şekilde biraz daha kısaltabiliriz: Tek konsonanttan ibaret eklerin birer; geniş vokalli eklerin, başında karşılıklı konsonantlar bulunmayanlarının ikişer, bulunanlarının dörder; dar vokalli eklerin, başında karşılıklı konsonant bulunmayanlarının dörder, bulunanlarının sekizer şekli vardır.

Burada hemen şunu ilâve edelim ki eklerdeki bu çok şekillilik Türkçe’nin her devrinde ayni olmamış, çeşitli devrelerde birbirinden farklı bir durumda bulunmuştur. Çünkü bu çok şekilliliği doğuran vokal ve konsonant uyumları Türkçe’nin çeşitli devrelerinde hep ayni olmamış ve eklerin ses uyumlarına uymaları çeşitli safhâlâr göstermiştir. Bu sebeple eklerdeki bu çok şekilliliğin, bağlı oldukları ses uyumlarına göre, bazıları Türkçe’de eskiden beri mevcut olmuş, bazıları ise sonradan ortaya çıkmıştır. Biz burada daha çok, ses uyumlarının en fazla gelişmiş bulunduğu bugünkü Türkçe’deki şekilleri göz önüne alarak eklerdeki çok şekilliliği sınıflara ayırdık ileride yeri geldikçe her ekin çeşitli devrelerde gösterdiği şekilleri tabiî teker teker belirtecek ve böylece eklerdeki çok şekilliliğin geçirdiği safhaları da ayrı ayrı görmüş olacağız.

Ekler ve o, ö vokalleri

150. Türkçe’de esas itibariyle birinci heceden sonraki hecelerde geniş yuvarlak vokaller bulunmadığı için eklerin bünyesinde o, ö vokallerine rastlanmaz. Yalnız, bir kökten türemiş olan -yor ekinde o vokalini görmekteyiz.



Eklerin menşei

151. Türkçe’deki ekler menşe bakımından ikiye ayrılırlar. Bir kısmı başlangıçtan beri ek olarak görülen morfemlerdir ki bunlara asıl ekler de diyebiliriz. Eklerin bir kısmı ise dilin bilinen devirleri içinde ve ya birden fazla ekin birleşmesi veya bir kelimenin ekleşmesi neticesinde teşekkül etmişlerdir. Önceden var olan asıl eklerin fonksiyonları ile olan münasebetleri de köklerin mânâları ile olan münasebetleri gibi gizli antlaşmalara dayanan ve önceden öyle kabul edilmiş olmak dışında hiçbir mantıkî münasebeti bulunmayan uygunluklardan ibarettir. Fakat sonradan ve bilhassa bir kelimenin ekleşmesi ile teşekkül etmiş bulunan eklerde ekle fonksiyonu arasında ekin türediği morfemlerin mânâ ve vazifelerine dayanan, bir dereceye kadar mantıkî bir münasebet mevcuttur. Bununla beraber teşekkül eden ekin menşei ile ilgisi unutuldukça bu mantıkî münasebet de unutularak böyle ekler de asıl ekler gibi fonksiyonları önceden öyle kabul edilmiş durumuna düşerler.



Eklerdeki değişiklikler

152. Ekler, dilde işlekliği sağlayan unsurlar olarak çok fazla kullanıldıkları için olacak, dilin tarihî akışı içinde büyük değişmeler gösterirler. Bu değişmeler hem eklerin bünyesinde ortaya çıkan değişiklikler, hem de bir ekin büsbütün terk edilip yerine yeni bir ekin getirilmesi şeklinde kendisini gösterir. Eklerdeki ses değişiklikleri umumiyetle ses uyumlarının gelişmesi ile ilgilidir. Ek seslerinde görülen değişikliklerin bazıları ise uyumlarla ilgili olmayıp analoji yolu ile yani başka şekillere benzetme neticesinde ortaya çıkar. Bu arada sebebi anlaşılmayan ses değişiklikleri de görülür. Bir ekin büsbütün değiştirilmesi, atılarak yerine başka ve yeni bir ekin getirilmesi ise dilin çeşitli devrelerinde çok görülen bir hâldir. Kullanıştan düşen bir ekin yerine bazen de kullanılan ve fonksiyonu kendisine yakın olan bir ek getirilir.



Eklerin vokal uyumuna bağlanmaları

153. Türkçe’de eklerin vokal uyumuna tam mânâsiyle tabiî olduğu devre Türkiye Türkçe’sidir. Tabiî bu işin başlangıcı Osmanlıca’nın son devirlerindedir. Osmanlıca’nın ilk devirleri ile Eski Anadolu Türkçesi ve Eski Türkçe devrelerinde eklerde bugün gördüğümüz şekilde bir vokal uyumu yoktu. Eklerin vokal uyumuna uyması bütün eklerde tabiî hep ayni zamanda olmamış, bu husustaki gelişme eklerin bünyesi ile ilgili bir seyir takip etmiştir. Kök dışında kalan ve kökten sonra gelen unsurlar içinde vokal uyumuna en önce yardımcı sesler tabiî tutulmuşlardır. Biraz sonra ayrıca ele alacağımız yardımcı sesler çok eskiden beri, daha Eski Türkçe devresinde iken vokal uyumuna uymuş bulunuyorlardı. Bununla beraber uyum dışında kaldıkları devreler de yok değildir. Gerçekten Eski Anadolu Türkçesinde bazı yardımcı seslerin uyuma bağlı olmadıkları görülmektedir. Yardımcı seslerden sonra ikinci olarak, eklerin bünyesine dahil vokaller uyuma tabi tutulmuşlardır. Fakat bu çeşit eklerde durum hep ayni olmamış, bazı ekler daha Eski Türkçe devresinde iken uyuma bağlandığı hâlde bazıları çok sonraları böyle bir değişiklik göstermiştir. Bunlar arasında tıpkı yardımcı seslerde olduğu gibi Eski Türkçede uyuma bağlı iken sonraları uyum dışında kalanları da vardır. Kökten sonraki unsurların uyuma bağlanmasında üçüncü safhayı tek vokalden ibaret olan eklerin durumu teşkil eder. Tek başına ek olan vokaller vokal uyumuna en geç tabiî tutulan unsurlardır. Bunlar son zamanlara kadar vokal uyumunun dışında kalmışlar, ancak Osmanlıca’nın sonlarında uyuma bağlanarak Türkiye Türkçesinde bugün gördüğümüz şekilde tam bir uyum çerçevesine girmişlerdir. Bütün bunları ileride her ekin yeri geldikçe misalleri ile daha yakından göreceğiz.



Son ekli dil

154. Dillerde üç türlü ek vardır: ön ek, iç ek, son ek. Ön ek kökün, kelimenin başına getirilen ektir. İç ek kelime ve köklerin içine sokulan ektir. Son ek ise köklerin, kelimelerin sonuna getirilen ektir. Türkçe’de yalnız son ek vardır. Büsbütün, dimdik, apaçık misallerinde olduğu gibi mânâyı çok kuvvetlendirmek için bazı kelimelerde kökten önce birtakım unsurlar getirildiği görülür. Fakat başa gelen ve eke benzeyen bu unsurlar ek olmayıp, ileride tekrarlar bahsinde göreceğimiz gibi, kökün ve kelimenin ilk hecesinin bazı ses değişiklikleri ile tekrarlanması yüzünden ortaya çıkan ses topluluklarıdır. Bunlardan başka elmel, sumu misallerinde olduğu gibi başa gelen ve tek sesten ibaret olan tekrar unsurları da vardır. Bütün bu hece veya tek ses şeklindeki tekrar unsurlarının ses tekrarlarından ibaret olduğunu unutmamak ve Türkçe’de ön ek olduğu zannına kapılmamak lâzımdır.



Türkçe’nin ekler sistemindeki düzenlilik

155. Son ekli eklemeli bir dil olan Türkçe’nin ekler sistemi çok muntazamdır. Gerek köklerden daha geniş kökler olan gövdeleri yapmak için, gerek kök ve gövdeleri çeşitli gramer fonksiyonları için ayrı ayrı kategorilere sokmak üzere daima kök ve kelimelerin sonuna getirilen ekler her hangi bir karışıklığa meydan vermeyecek şekilde belirli bir sıraya göre dizilirler. Bu düzenli sıra eklemeli bir dil olarak geniş bir ekler sistemine sahip bulunan Türkçe’nin ek yapısına büyük bir sadelik, açıklık ve kolaylık verir.




Dostları ilə paylaş:
1   ...   5   6   7   8   9   10   11   12   ...   28


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə