KirkçEŞme tesisleri

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 8.15 Mb.
səhifə39/140
tarix27.12.2018
ölçüsü8.15 Mb.
1   ...   35   36   37   38   39   40   41   42   ...   140

Tablo I

Küçükçekmece İlçesi'ndeki Başlıca Merkezlerin Nüfus Gelişimi

Yıllar

K. Çekmece

Sefaköy (Safraköy)

Halkalı

1935

707

674

425

1940

879

1.019

382

1945

1.201

842

444

1950

1.657

862

578

1955

4.573

1.266

1.032

1960

12.086

3.479

979

1965

22.835

10.209

3.959

1970

43.385

25.504

5.880

1975

58.709

47.103

13.481

1980

81.503

83.560

17.652

KÜÇÜKMUSTAFAPAŞA

160

161

KÜÇÜKSU ÇEŞMESİ



Faaliyet Kollan

Erkek

Kadın

Toplam

Tarım dışı üretim faaliyetlerinde çalışanlar ve ulaşım makineleri kullananlar

77.205

17.493

94.698

Hizmet işlerinde çalışanlar

14.856

2.684

17.540

Ticaret ve satış personeli

19.369

2.092

21.461

İdari personel ve benzeri çalışanlar

7.735

4.919

12.654

İlmi ve teknik elemanlar, serbest meslek sahipleri ve bunlarla ilgili diğer meslekler

7.855

3.729

11.584

Müteşebbisler, direktörler ve üst kademe yöneticileri

3.709

277

3.986

Tarım, hayvancılık, ormancılık, balıkçılık ve avcılık işlerinde çalışanlar

1.434

184

1.618

İşsiz olup iş arayanlar ve bilinmeyenler

9.819

2.396

12.215

Genel Toplam

141.982

33.774

175.756

Tablo H Küçükçekmece İlçesi'nde Çalışanların Faaliyet Kollarına Göre Dağılımı

Kaynak: 1990 Genel Nüfus Sayımı, "Nüfusun Sosyal ve Ekonomik Nitelikleri, ili 34-tstanbul", DiE, Ankara, Temmuz 1993.

Deniz kenarında olduğu için yüksek bir sofa üzerinde yapılmış olan çeşme dikdörtgen planlı (3,20x3,90), geniş saçaklı bir merkezi kubbe ve köşe kuleciklerinden oluşan bir kubbeli örtü kompozisyonu ile taçlanmış, elegan proporsiyonları olan bir yapıdır. Çeşmeler düzeyinin altında cepheden dışarı taşan ve çepeçevre dolanan bir kornişten taşan çeşme yalakları "S" biçiminde, akant yapraklarıyla süslü barok konsol tarafından taşınır. Çeşme nişleri ü-zerindeki ta'lik yazıyla yazılmış uzun şiirler çeşmenin kitabesini oluşturur. Bunlardan çayıra bakan cephedeki son mısrada, "Küçüksu virdi zir-i kıta-i elmasa zib ü fer

Yüzyıl başında Küçüksu Çeşmesi. Galeri Alfa

da 125-130.000 kadar nüfus yitiren Küçükçekmece ilçesi nüfusunun günümüzde gene 500.000 düzeyine ulaştığı sanılmaktadır.

1990'daki Küçükçekmece ilçesi sınırları içinde 479.419 kişi yaşıyordu. O tarihte nüfus yoğunluğu kilometrekarede 3.154 kişiydi. Bunun ancak yüzde 2'si kırsal nüfustan oluşuyordu. Bu nüfusun yüzde 52' si erkek, yüzde 48'i de kadındır. 1990'daki ilçe merkezi halkının yüzde 33'ü istanbul ili doğumludur, istanbul doğumluları yüzde 7'yle Kars, yüzde 6'yla Hollanda, yüzde 3'erle Malatya, Sinop ve Tekirdağ doğumlular izler.

1990 Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre Küçükçekmece ilçe merkezinde 6 yaşın üzerindeki nüfusta okuma yazma bilenlerin oranı yüzde 90,7'dir. Bu oran anakent sınırları içindeki okuryazarlık ortalamasının biraz üzerindedir, ilçedeki okuryazarların yüzde 84,5'i bir eğitim kurumundan mezundur. Bunların yüzde 66,7' si ilkokul, yüzde 15'i ortaokul ve dengi okul, yüzde 14'ü lise, yüzde 4'ü de yüksekokul ve fakülte çıkışlıdır.

Küçükçekmece İlçesi'nde 12 ve daha yukarı yaştaki nüfus 354.305'tir. Bunun yüzde 53'ü iktisaden faaldir. Geri kalanlardan yüzde 64'ü ev kadınları, yüzde 22' si öğrenciler, yüzde 10'u da emeklilerdir. Nüfusun faaliyet kollarına göre dağılımı Tablo IFde görülmektedir.

İstanbul'u Trakya'nın çeşitli kesimleri
ne ve Avrupa ülkelerine bağlayan kara ve
demir yolları Küçükçekmece İlçesi'nden
geçer. TEM ile D-100 bağlantısını sağlayan
ve ilçenin Bağcılar İlçesi'yle sınırını da o-
luşturan karayolu, Atatürk Havalimanı'na
ulaşmak bakımından da önem taşır. Çift
hatlı banliyö demiryolunun son istasyonu
Halkalı'dadır. Bu demiryolu kuzeybatıya
doğru uzanarak Bulgaristan'a ve Yunanis
tan'a geçer. „. -f",™,
ATİLLA AKSEL

KÜÇÜKMUSTAFAPAŞA

Unkapanı'ndan Eyüp'e doğru Halic'in batı kıyısında Cibali ile Fener arasında yer alan ve Fatih îlçesi'ne bağlı Küçük Mustafa Paşa Mahallesi'nden oluşan semt. Sem-

tin adı Küçük Mustafa Paşa Hamamı'mn banisi Sadrazam Bozoklu Küçük Mustafa Paşa'dan (ö. 1698) gelir. 15-17. yy'larda buradaki ilk mescidin banisi Molla Hüsrev' den dolayı Molla Hüsrev Mescidi Mahallesi olarak anılmıştır. Ayakapı(-») semti de bugün Küçük Mustafa Paşa Mahallesi sınırları içindedir. Semti güneyden kuzeye doğru bir uçtan diğer uca kat eden Küçük Mustafa Paşa Caddesi, Fatih'ten Haliç kıyılarına uzanan Karadeniz ve Haliç caddeleri arasında yer alır ve Haliç Caddesi i-le kesiştiği noktadan itibaren doğuya kıvrılarak, Halic'e doğru Miralay Nazım Bey Caddesi adıyla devam eder. Miralay Nazım Bey Caddesi, I. Süleyman (Kanuni) döneminde (1520-1566) sur yıkılarak ya da burada bulunan küçük bir Bizans kapısı genişletilerek oluşturulan Bâb-ı Cedid ya da Yeni Kapı ile Abdülezel Paşa Caddesi'ne(-t) bağlanır. Yeni Kapı'nın hemen doğusunda surlara bitişik küçük bir Bizans kilisesi kalıntısı vardır. Bir 17. yy yapısı olan Küçük Mustafa Paşa Hamamı, Kara Sarıklı Sokağı üzerindedir. Gül Camii(->) önündeki Vakıf Mektebi Sokağı'nda ise, sokağa ismini veren Adile Sultan Mektebi(-») bulunur. Bugün Küçükmustafapaşa semtinin bulunduğu bölge İstanbul'un fethinden 15. yy'ın sonuna kadar daha çok Rumların yaşadığı bir yerdi. Fetihten sonra Anadolu ve Rumeli'den İstanbul'a getirilen Rumlar, daha çok surlarla Haliç kıyısı arasında kalan bölgeye yerleşmişler, suriçi ise, II. Meh-med (Fatih) dönemi (1451-1481) şeyhülislamlarından Molla Hüsrev'in 1465'te burada bir mescit yaptırması, yine Fatih döneminin önde gelenlerinden Ahmed Çelebi' nin sura bitişik olarak, bugün Ayakapı Mes-cidi(->) olarak bilinen bir başka mescit yaptırması ve Ayia Teodosia Kilisesi'nin Gül Camii'ne dönüştürülmesi ile Müslüman bir karakter kazanmaya başlamıştır. Sün-bülî Şeyhi Mehmed Giysudar Geylani de (ö. 1569) semtte bugün mevcut olmayan Sirkeci Tekkesi'ni kurmuştur, încebel Sokağı'nda bulunan Bizans döneminden kalma bir kilise 16. yy'da Sinan Paşa Mescidi adıyla camiye çevrilmiştir. Semtin batısında yer alan Fatih Külliyesi'nin ve Fa-

tih, Zeyrek, Çarşamba gibi semtlerin de etkisiyle Küçükmustafapaşa'nın Müslüman karakteri güçlenmiş, surlarla Haliç kıyısı arasında yaşayan Rumlar Fener'e ve başka semtlere göç etmişlerdir. Ayakapı İskelesi'nin bitişiğinde bulunan ve Ayios Nikolaos Kilisesi'nin(->) karşısına düşen Rum okulu uzun yıllar kapalı kalmış ve 1980'lerdeki Haliç kıyı düzenlemeleri sırasında yıkılmıştır.

Semt, bitişiğindeki Cibali'den kaynaklanan 1718, 1756 ve 1833 yangınlarından büyük ölçüde zarar görmüş ve bugünkü ızgara planlı sokak yapısına, yangın alanlarındaki düzenlemeler sonucu 19. yy'da ulaşmıştır. Semtteki eski evlerin çoğu, muhtemelen bu yangınlar nedeniyle yeniden kagir olarak yapılmıştır.

Küçükmustafapaşa orta ve yoksul tabakadan insanların yerleştiği bir semt olarak gelişmiş ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında özellikle Doğu Karadeniz bölgesinden göç almış ve giderek bir Karadenizliler semti görünümü kazanmıştır. Bu durum semtteki mesleki yapıyı da etkilemiş ve Küçükmustafapaşa Karadenizlilerin yatkın olduğu fırıncılık, marangozluk, balıkçılık yapan, küçük ticaretle uğraşan insanların yaşadığı, kahvehanesi bol bir semt haline gelmiştir. Semtin iskelesi durumundaki Ayakapı İskelesi, Haliç'teki kıyı düzenlemelerinin yapıldığı 1980'li yıllara kadar balıkçı kayıklarının çekek yerlerinin bulunduğu, semtte yaşayan reislerin takalarının bağlandığı ve özellikle deniz kıyısına sıralanmış kereste, kum ve çimento depolarına, un değirmenlerine denizyoluyla getirilen malzemelerin boşaltıldığı bir konumdaydı.

İSTANBUL

KÜÇÜKPAZAR

Tarihi İstanbul yarımadasının Haliç kıyısında, Unkapanı bölgesinde kurulmuş, bugünkü Eminönü İlçesi sınırları dahilinde yer alan eski bir semt. Kuzeyi sahil o-lan ve Haliç'e(->) açılan semtin doğusunda Rüstempaşa, batısında Cibali(->), güneyinde ise Vefa(->) ve Süleymaniye(->) semtleri yer alır.

İdari olarak bir mahalle statüsünde o-lan Küçükpazar'ın bulunduğu bölge Unkapanı adıyla tanınmaktadır.

Osmanlılar zamanında nüfusunun büyük çoğunluğunu Yahudilerin oluşturduğu semtte Türkler ve Rumlar da yaşamakla birlikte, bu bölge hiçbir zaman bir iskân bölgesi olmamıştır. Halic'in doğal bir liman olarak deniz ticaretine elverişli konumu nedeniyle Bizans döneminden bu yana Bah-çekapı'dan(->) Balat'a(-») kadar olan kesim daha çok bir ticari bölge olarak gelişmiş ve ünlenmiştir. Bu sahil şeridinde Osmanlı başkentinin önemli başlıca iskeleleri sıralanmakta ve İstanbul gümrüğü yer almaktaydı.

Günümüzde de ticaret bölgesi olma ö-zelliğini devam ettiren yöre, şehrin mimari dokusu içerisinde Osmanlılardan günümüze gelebilen 18. yy'a ait Ali Paşa Hanı(->) gibi hanların, depoların, dükkânların bulunduğu bir semt olmuştur. Ancak, bu böl-

Küçükpazar'da Kasnakçılar Sokağı'ndan bir görünüm. Cengiz Kahraman, 1994

gede, üretimden çok transit ticaret ve transit ticarete bağlı ekonomik faaliyetler yoğunlaşmıştır. Bir yandan iskeleleri ile deniz ulaşımına ve dış ticarete açılan bir kapı durumundaki semt, diğer yandan çevresindeki hanlarla birlikte Ortadoğu'nun en önemli ticaret merkezlerinden biri olan Kapa-lıçarşı ile bütünleşmekteydi. Bugün gümrük Karaköy'e nakledilmiş olmakla birlikte, Küçükpazar'ın ticari yoğunluğu aynı şekilde devam etmektedir. Semt eskiden olduğu gibi günümüzde de konut ve yerleşme bölgesi değildir. Oldukça eski ve derme çatma depolar, dükkân ve ticarethaneler yanında Süleymaniye ve Vefa'ya doğru uzanan sırtlarda eski harap ahşap evler, dar taşlı yollar, eski sokaklar görülür.

Bibi. P. A. Dethier, Boğaziçi ve İstanbul (19. Yüzyıl Sonu), ist., 1993; Kömürciyan, istanbul Tarihi-, Evliya, Seyahatname; S. Eyice, "istanbul", İA, V; Mantran, Gündelik Hayat.

NURİ SEÇGİN



KÜÇÜKSU

bak. GÖKSU



KÜÇÜKSU ÇEŞMESİ

Göksu'da Küçüksu Kasrı(-») yanındadır. III. Selimin (hd 1789-1807) annesi Mih-rişah Sultan için 1221/1806'da yaptırdığı bu meydan çeşmesi Boğaziçi yaşamında, Göksu ve Küçüksu dereleri arasındaki ünlü mesirenin varlığına bağlı olarak, İstanbul literatüründe özel bir yer taşır. III. Selim' in, 1792'de Küçüksu Kasrı'm tamir ettirdikten sonra arkasındaki ağaçlık mesirenin deniz kıyısına yaptırdığı bu pitoresk çeşme, Boğaziçi resimlerini en çok süsleyen yapılardan biridir. Fakat Küçüksu Çeşmesi sadece Boğaziçi'ndeki konumundan dolayı değil, tasarımı ve üslubu ile de İstanbul' un su mimarisinde barok ve ampir üslupları arasındaki geçiş dönemi bezemesi a-çısından da üzerinde durulması gereken bir anıttır.

1221/1806" şeklinde çeşmenin tarihi verilmiştir. Kareye yakın dikdörtgen planın köşelerinde barok dönemin karakteristik ko-lonetleri vardır. Çeşmenin ünlü gravürlerine rokoko espirisinde bir hafiflik getiren dışarıya doğru yükselen geniş taş saçak artık ampir üslubuna yönelmiş bir bezeme dönemini yansıtır. Çeşmenin cephelerindeki bezeme tasarımı da III. Selim döneminin "rocaille"dan ampire dönüşen seçmeciliğinin ilginç bir örneğidir. Çeşme aynasının kemerleri barok dönemin "S" ve "C" eğrili modelinden vazgeçilip klasik dairesel biçimde yapılmış, fakat kemer içlerine güçlü bir plastik etkiyle akant ve deniz kabuklarının "rocaille"ın gergin üslubunda yontulmuş kompozisyonları yerleştirilmiştir. Ona karşın kemerler dışındaki yüzeylerde görülen hafif kabartma ve hemen hemen soyut dal ve çiçek desenleri İstanbul'da başka örneği olmayan klasizan bir tutumla yontulmuştur.

Buradaki mesire yerinin önüne yapılan vapur iskelesi ve daha sonra Boğaz köprülerinin yapımı sırasında Küçüksu Çayırı' mn şantiye olarak kullanılması, nihayet eski iskele yerine yapılan kahve ve uzun yıllar süren Küçüksu Kasrı inşaatı, çeşmenin bakımsız kalmasına ve horlanmasına neden olmuş, çeşmenin üzerine oturduğu sofa birkaç kez biçim değiştirmiştir. Küçüksu Kasrı ve arkadaki ağaçlık mesire yeri ile birlikte Boğaziçi'nin en çekici SÎT'lerinden biri olan Küçüksu'nun kıyılarına damgasını vuran bu çeşme, İstanbul'un tarihi imgesinin vazgeçilmez bir öğesi olarak, çevresiyle birlikte, itina ile korunması gereken ö-nemli yapıtlarımızdan biridir.



Bibi. Tanışık, istanbul Çeşmeleri, II, 402; A. Egemen, istanbul'un Çeşme ve Sebilleri, İst., 1993, s. 611-614; Kuban, Barok, 110.

DOĞAN KUBAN



KÜÇÜKSU KASRI

162

163

KÜÇÜKYALI

KÜÇÜKSU KASRI

Göksu'da, Boğaz kıyısındadır.

Tarihte bu adla anılan iki kasır söz konusudur. Bugün ayakta olan kagir Küçüksu Kasrı, 1856'da Abdülmecid (hd 1839-1861) tarafından inşa ettirilmiştir. Daha önce aynı yerde, I. Mahmud döneminde (1730-1754) Sadrazam Divitdar Mehmed Paşa tarafından padişah için inşa ettirilmiş olan ahşap kasır bulunuyordu (1752). Kasırla birlikte, buraya arka yamaçlardan su getirtilerek fıskiyeler ve havuzlarla süslü bir de bahçe yapılmıştı. Bu ilk kasır Küçüksu Kasrı olarak da bilinmektedir.

ilk Küçüksu Kasrı: 17. yy kaynakları Göksu Deresi boyunda saray teşkilatına bağlı bir bahçenin bulunduğuna ve IV. Mu-rad'ın (hd 1623-1640) buraya itibar ettiğine işaret etmektedir. Ancak aynı dönemde burada kasır olduğuna dair bir kanıt bulunmamaktadır. Diğer yandan III. Ahmed zamanında (1703-1730) yapılan yoğun yenilemeler sırasında Göksu'da bir kasırdan söz edilmemektedir. Göksu ya da Küçüksu Kasrı, III. Mustafa (1757-1774), III. Selim (1789-1807), II. Mahmud (1808-1839) dönemlerinde sık sık onarılmıştır. Yazılı ve görsel belgelerin yardımıyla kasrı res-titüe etmek mümkün olabilmektedir.

Antoine-Ignace Melling ve Michel Fran-çois Preault'un, kasrın 19. yy'm başındaki durumunu gösteren resimleri, yapının Boğaziçi köşklerinin karakteristik bir örneği olduğunu düşündürmektedir. Kasır denizin üstüne doğru taşan tek katlı bir yapı ile arkasında denize paralel iki katlı bölümden oluşmaktadır. Denize taşan kasır "T" biçimindedir. Ahşap kubbe ile örtülü kare şeklindeki orta şahın etrafında birer kol, bir tanesi deniz üstüne doğru olmak üzere, üç yönde çıkıntı meydana getirir. "Üç sofalı oda" diye tanımlanan bu mekân tipi, 17. yy'm sonundan itibaren yalnızca hanedana ait kasır ve köşklerde değil, diğer seçkinlerin ve sıradan insanların evlerinde de revaçtaydı. Bu tipin en son örneklerinden biri de Göksu'daki ilk kasırdır; ayrıca Bebek Kasn(->), Beşiktaş Sarayı'nda Çinili Köşk, Aynalıkavak Kasrı(~>), Çırağan Sarayinda(->) Gülşenâbâd Köşkü, Emir-gân'daki Şerifler Yalısı(-0 divanhanesi de bu tipteydi.

Göksu'daki "T" şeklindeki kasr-ı hümayun ve iki yanına eklenen odaların deniz cepheleri kazıklar üzerine oturtulmuştur. Başodanın arkasında büyük bir sofa ve sofanın iki tarafında simetrik olarak, bir eksen etrafında sekiz adet oda ile ikincil sofalar ve servis mekânları sıralanmaktaydı. Bahçeye doğru uzanan kasrın en arka bölümü iki katlıydı. Esas giriş Aynalıkavak Kasrı'nda olduğu gibi yandaydı. İkinci girişi ise asimetrik bir konumda, arkada ve kasrı boylamasına kesen eksene yakındı.

I. Mahmud, III. Mustafa ve III. Selimin saltanatları sırasında yapılan onarımları kaydeden keşif defterlerinde, ayrıntılı bir mekân listesi bulunmaktadır. Yapının iç bölümleri hakkında mekân isimlerini sıralayarak bilgi veren defterler, döşemenin nasıl olacağım, yastık, minder, pencere ve ka-

Küçüksu Kasn'nm deniz cephesinden görünümü.

Bünyad Dinç

pı perdelerinin sayısını kaydetmektedir. Odaların kethüda bey, defterdar efendi, reis efendi, çavuşbaşı, yeniçeri ağası, cebe-cibaşı, darphane nazırı, gümrükçü ve Boğ-dan voyvodası tarafından döşenmiş olmaları, 18. yy padişahlarının seçkin sınıf ile işbirliği ya da hattâ iktidar ortaklığı konusunda düşündürücü bir ipucunu gündeme getirmektedir.

Padişahların Topkapı Sarayı(->) dışında giderek daha uzun vakit geçirmeleri 18. yy'da gelenek haline gelmişti. III. Selim ve II. Mahmud'un Küçüksu Kasrı'na yalnızca günlük binişler için değil, bir süre kalıp şiir yazmak, beste yapmak ya da ok veya tüfekle nişan talimi yaparak eğlenmek amacıyla geldikleri bilinmektedir.

ikinci Küçüksu Kasrı-. Küçüksu Kasrı' nın ne zaman yıkıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Yerine Abdülmecid döneminde, 1856'da kagir bir kasır inşa edilmiş; bu yapı da Küçüksu Kasrı ismiyle anılagel-miştir. Mimarı, babası ile birlikte Dolma-bahçe Sarayı'nı da yapmış olan Nigoğos Balyan'dır. Yüksek bir subasman üzerinde iki katlı olan mermer kaplamalı bu yeni kasır, genel yapı özellikleri bakımından Abdülmecid döneminin Batılı mimari zevkini yansıtmaktadır. Bodrum katı, kiler, mutfak ve hizmetli odaları gibi servis mekânlarına ayrılmış; diğer iki kat ise bir orta mekâna açılan dört adet köşe odası o-larak düzenlenmiştir.

Dışa taşan cephe süslemeleri Abdülaziz döneminde (1861-1876) yeniden elden geçirilmiş; çiçek, yaprak ve çelenkler ile rozet ve vazolardan oluşan yüksek kabartma süslemeler bu dönemde eklenmiştir. Gene Nigoğos Balyan'ın yaptığı Ihlamur Kasn'n-da(-») da yinelenmiş olan bu ağır rokoko süsleme repertuvarı, Küçüksu Kasn'nm genelde barok olan mimari karakterini gizlemektedir. Uzun deniz cephesi üç düşey bölüme ayrılmıştır. İki yan bölüm dışbükeydir; düz olan orta bölümde iki kol-

lu barok merdiven, kucakladığı mermer fıskiyeli süs havuzu ile çeşme ve dört sü-tunlu giriş portikosu, bu çok hareketli cepheye denge kazandırır.

Her iki katta da pencereler yere kadardır; önleri mermer parmaklıklarla kesilmiştir. Yan cephelerde ve arka orta bölümde, üst katta balkonlar vardır. Arka cephede, subasman katındaki girişin üstünü kaplayan ve ayaklarla taşınan mermer teras, yan cephelerde de devam eder. Konsollarla dışa taşan bir parapet, çatıyı gizleyerek kapıyı çepeçevre dolaşır.

İç dekorasyonu tamamen Batılı tarzda olan kasırda, Abdülaziz döneminde, daha sonra tahta geçecek olan İngiliz veliahtı Galler Prensi (VII. Edward) ile Eflâk-Boğ-dan Prensi (I. Jean Alexandre) ağırlanmış-tır. II. Abdüıhamid'in (hd 1876-1909) itibar etmediği kasır, V. Mehmed (Reşad) (hd 1909-1918) ve son halife Abdülmecid Efendi tarafından da kullanılmıştı. Cumhuriyet döneminde de önce Atatürk tarafından, 1970'lere kadar da özel günlerde çeşitli devlet kabullerinde kullanılmış olan kasır, 1983'te müzeye çevrilmiştir.

Bibi. Eldem, Köşkler ve Kasırlar, II, 238-260; M. Sözen, Devletin Evi Saray<, İst., 1990, s. 166-173; P. Tuğlacı, The Role of the Balyan Family in Ottoman Architecture, İst., 1990, s. 348-373; C. Pertusier, Atlas deş promenades dans Constantinople et sur leş rives du Bospho-re, Paris, 1817.

TULAY ARTAN



KÜÇÜKSU PLAJI

Boğaziçi'nin Anadolu yakasında, Küçüksu Deresi'nin denize döküldüğü yerin yanı başında, doğal bir plajdır. Güneyinde Kıbrıslılar Yalısı(->) yer almaktadır (bak. Göksu).

Önceleri bu kıyıda Kabaklı Volisi bulunmaktaydı. Manyat denen üç çifte küreği olan balıkçı kayığından atılan torba biçimindeki manyat ağı, sonraları plaj o-lan bu kıyıdan karaya çekilirdi. Ayrıca, ya-

kın zamana kadar da geceleri plajın önünden karpit lambasının ışığında bol miktarda lüfer tutulurdu.

1930'lu yılların başlarına kadar burası doğal bir kumsaldı. Kumsalda kabinler ve bir de lokanta yaptırılıp plaj olarak halka açılmasında, tıpkı Altınkum Plajı'nda(->) olduğu gibi Boğaziçi'nin gelişip kalkınmasını amaç edinen, Şirket-i Hayriye'nin(->) yöneticilerinden Necmettin Kocataş ile birlikte Sadi Akant'ın da emeği geçti. Buraya bir iskele yapıldı ve köprüden gelen vapurlar yanaşmaya başladı. Ayrıca Bebek ile Küçüksu arasında küçük yolcu vapurları çalıştırıldı. Plaj, şehre yakın olduğu için kısa zamanda büyük rağbet gördü.

Küçüksu Plajı, uzun süre, Beyaz Ruslar-dan(->) Aleksandr ile eşi tarafından çalıştırıldı. İşini iyi bilen bir kimse olan Aleksandr, lokantasında Boğaz'ın en güzel balıklarını ve deniz ürünlerini bulundurur, bazı müşterilerine, kendileri için özel olarak yaptığı nefis votkadan ikram ederdi. Ayrıca, burada haftanın belli günlerinde genç kadın müzisyenlerden oluşan bir Çigan orkestrası çalardı.

Küçüksu Plajı, suyunun temiz ve serin olmasıyla tanınmıştı. Ön tarafının sığ olmasına karşılık biraz açılınca deniz derinleşirdi. İyi yüzme bilmeyenler fazla açılmamaları için sık sık uyarılırdı. Bir aralar Şirket-i Hayriye İdaresi, halkı Küçüksu'da denize girmeye teşvik etmek için, gidiş dönüş vapur bileti alanları ayrıca plaj bileti almadan içeri sokmak, parasız bir şişe meşrubat ikram etmek gibi kolaylıklar sağladı. Plaj 1950'lerde büyük kalabalıklar tarafından kullanılmaya başladığından bir süre sonra kirlendi; çevre ile birlikte plaj da eski rağbetini kaybetti. 1970 başlarında sularının mikroplu olduğu gerekçesiyle belediye tarafından yasaklandığında, Göksu(-0 çevresi Boğaziçi Köprüsü'nün yapımı nedeniyle, buraya yığılan malzemelerle dolmuş, plaj gibi çayır ve çevre de mesire ö-zelliğini kaybetmişti. 1970'lerden sonra tekneler için çekek yeri olarak kullanılmaya başlayınca, bir zamanlar Boğaziçi'nde-ki bu önemli plaj da işlevini kaybetti.

ESER TUTEL




Dostları ilə paylaş:
1   ...   35   36   37   38   39   40   41   42   ...   140
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə