32
33
Maquesta ile Koraf derhal birer küçük tekli dürbün çıkartarak dürbünlerini batı ufkuna çevirdiler. Yolarkadaşlan huzursuzca bakışarak birbirlerine yanaştı. Raistlin bile onu koruyan yelkenin altındaki yerinden ayrılıp güverteden yürüyerek altın gözleriyle batıya baktı.
"Bir gemi mi?" diye mırıldandı Maquesta Koraf a.
"Hayır," diye homurdandı minotaur bozuk Ortak Lisanıyla. "Bel-kim bi bulut. Ama hızlı gitiyo, çok hızlı. Gördüğüm her buluttan hızlı."
Artık hepsi ufuktaki karanlık lekeleri, daha onlar seyrederken git gide büyüyen lekeleri görebiliyordu.
Sonra Tanis, içinde kendisini buran bir acı hissetti, sanki bir kılıç saplanmış gibi. Acı o kadar ani ve gerçekti ki nefesi kesildi, düşmemek için Caramon'a turundu. Diğerleri onu endişeyle izledi, Cara-mon arkadaşına destek olmak için ona sarıldı.
Tanis onlara doğru neyin uçtuğunu biliyordu.
Ve onlara kimin kumanda ettiğini de.
34
Bir grup ejderha," dedi Raistlin kardeşinin yanında durmak için gelerek. "Beş tane var sanırım."
"Ejderhalar!" dedi Maquesta nefesi arasından. Bir an için parmaklıkları titreyen ellerle kavradıktan sonra savrulurcasına arkasına döndü. "Bütün yelkenleri açın!" diye emretti.
Mürettebat batıya bakıyordu; gözleri ve aklılları yaklaşmakta olan dehşete kilitlenmişti. Maquesta sesini yükselterek bir kez daha verdiği emri tekrarladı, tek düşüncesi sevgili gemisiydi. Sesindeki güç ve sükûnet, mürettebata yavaş yavaş yaklaşan o ilk hafif ejder-hakorkusunu parçalamıştı. Birkaç tanesi içgüdüsel olarak verilen emirleri yerine getirmek için fırladı; derken onlan diğerleri izledi. Koraf da kırbacıyla yardımcı oluyor, onu memnun edecek kadar hızla hareket etmeyen adamlara hafifçe vuruyordu. Kısa bir süre içinde büyük yelkenler dalgalanmaya başladı. İpler meşum meşum ga-at^lyor, gemi donanımı sızlıyordu.
"Gemiyi tayfunun kıyısında tut!" diye haykırdı Maq, Berem'e. Adam yavaşça başını olur, anlamında sajladı ama yüzündeki boş ifadeden duyup duymadığını anlamak zordu.
Belli ki anlamıştı çünkü Perechon, Kan Denizi'ni örten sürekli
35
tayfunun yakınında salınıyor, dalgaların yüzeyi boyunca kayıyor, fırtınanın sis grisi rüzgârıyla hareket ediyordu.
Bu pervasızca bir gidişti ve Maq bunun farkındaydı. Bir direk uçsa, bir yelken yırtılsa, bir ip kopsa onlara kimse yardım edemezdi. Ama bu riski göze almak zorundaydı.
"Faydasız," diye mütalaa etti Raistlin soğuk bir edayla. "Ejderhalardan daha hızlı gidemezsiniz. Bakın, nasıl da hızla arayı kapatıyorlar. İzleniyordun Yarımelf." Tanis'e döndü. "Ordugahtan ayrıldığında izleniyordun... Ya öyle" -büyücünün sesi tısladı- "ya da bizi ele verdin!"
"Hayır! Yemin ederim..." Tanis durdu.
Sarhoş ejderan!... Tanis kendi kendine küfrederek gözlerini kapattı. Tabii ki Kit onu izletecekti! Ona olan güveni, yatağını paylaşan diğer adamlara olandan fazla değildi. Ne kadar kendini beğenmiş bir ahmaktı! Kendisinin onun için özel biri olduğuna inanmıştı, onun kendisini sevdiğine! O kimseyi sevmezdi. O sevemezdi...
"İzleniyordum!" dedi sıktığı dişleri arasından. "Bana inanmanız gerek. Bir... bir ahmak olabilirim. O fırtınada beni izleyeceklerini düşünmemiştim. Ama sizi ele vermedim! Yemin ederim!"
"Sana inanıyoruz Tanis," dedi Altınay onun yanında durmak için ilerleyip, gözünün ucuyla Raistlin'e kızgın kızgın bakarak.
Raistlin bir şey söylemedi ama dudaklarının kenarları alayla kıvrıldı. Tanis onun bakışlarından kaçınarak ejderhaları seyretmek için döndü. Artık yaratıkları açık açık görebiliyorlardı. O muazzam kanat boylarını, arkalarından yılan gibi uzanan kuyruklarını, devasa mavi bedenleri altından sallanan acımasız, pençeli ayaklarını görebiliyorlardı.
"Birinin binicisi var," diye rapor etti Maquesta kasvetle, dürbünü gözünde. "Boynuzlu maskesi olan bir binici."
"Bir Ejderha Yüceefendisi," diye beyan etti Caramon gerekmediği halde; hepsi verilen tarifin kime ait olduğunu gayet iyi biliyordu. Koca adam Tanis'e sıkıntılı sıkıntılı baktı. "Neler döndüğünü anlat-san fena olmayacak Tanis. Eğer bu Yüceefendi senin emri altındaki bir asker olduğunu düşünmüş olsaydı neden seni izlemek, senin peşinden gelmek zahmetine katlansın?"
Tanis konuşmaya başladı ama kesik kesik çıkan sözleri ıstırap içinde, sözsüz bir bağırtıyla boğuldu; o kadar hayvanvari bir korku, dehşet ve gazapla dolu bir bağırtıydı ki bu herkesin düşüncesini ejderhalardan kopanp aldı. Ses geminin dümeninden gelmişti. Yo-larkadaşlan elleri silahlarında döndüler. Mürettebat deliler gibi uğ-
başlayarak; korkusu aniden adamın aklının içindekileri görmesini sağlamıştı. Güverteden fırladı ama çok geç kalmıştı.
Yüzünde çılgın bir dehşetle, yaklaşan ejderhalara bakan Berem sessızleşti. Sonra yeniden bağırdı, minotaurun bile kanını donduran bozulmuş bir korku feryadıydı bu. Üzerindeki yelkenler rüzgârla yırtılma noktasında şişmiş, donanımı gerilmişti. Katlanabileceği bütün yelkenleri şişen gemi sanki dalgaların üzerinden atlıyor, arkasında beyaz köpükten bir iz bırakıyordu. Ama ejderhalar yine de arayı kapattılar.
Yaralı bir hayvan gibi başını sallayan Berem dümeni döndürürken Maq neredeyse ona ulaşmıştı.
"Hayır! Berem!" diye viyakladı Maquesta.
Berem'in ani hareketi küçük gemiyi o kadar büyük bir hızla döndürmüştü ki neredeyse batacaktı. Geminin yan yatmasıyla oluşan zorlamadan mizana direği çatırdayarak koptu. Donanım, çarmıhlar, yelkenler ve insanlar ya dikine güverteye ya da Kan Denizi'ne düştüler.
Maq'ı yakalayan Koraf onu devrilmekte olan direğin altından kurtardı. Caramon kardeşini kollan arasına alarak güverteye fırlatıp, Raistlin'in narin bedenini üzerlerine çöken dolaşmış ipler ve parçalanan tahtalardan kendi bedeniyle korudu. Gemiciler ya güvertede yuvarlanıyor, ya da oraya buraya çarpıyorlardı. Aşağıdan yüklerinin yerinden kurtulduğu duyulabiliyordu. Yolarkadaşları halatlara, ya da ellerine ne geçerse ona sarılıyorlar, görünüşe göre Berem gemiyi batırmaya çalıştığı için çaresizlik içinde tutunmaya çalışıyorlardı. Yelkenler, ölü kuşların kanatları gibi korkunç bir biçimde çırpınıyordu; donanım gitmişti, gemi çaresizlik içinde batıp çıkıyordu.
Fakat görünüşte panikten deliye dönmüş olan becerikli dümenci yine de bir denizciydi. Dümen boşta dönebilecekken içgüdüsel olarak dümeni sıkı sıkı tuttu. Yavaşça, ölümcül bir hastalığa tutulmuş çocuğunun etrafında dolanan bir ana özeniyle gemiyi yeniden rüzgârın yönüne soktu. Perechon yavaş yavaş kendini düzeltti. Kendilerim salmış, cansız olan yelkenler rüzgârı yakalayarak şiştiler. Dönen Perechon yeni rotasına oturdu.
Ancak o zaman, rüzgârın süpürdüğü pusun gri örtüsü gemiyi yutunca, gemideki herkes denize gömülmenin daha çabuk ve daha kolay bir ölüm olacağını fark etti.
36
37
"Delirmiş! Bizi Kan Denizi'nin ortasındaki tayfuna doğru yönlendiriyor!" dedi Maquesta, ayağa kalkarken ancak duyulan, çatlak bir sesle. Yüzü allak bullak olmuş Koraf elinde armadora çeliğiyle Berem'e doğru ilerledi.
"Hayır! Koraf!" Nefesi tıkanan Maquesta onu yakaladı. "Belki de Berem haklıdır! Bu bizim tek şansımız olabilir! Ejderhalar tayfun içinde bizi izlemeye cesaret edemez. Bu işe bizi Berem bulaştırdı ama bizi buradan çıkartabilecek tek kişi de o! Tayfunun eteklerinde kalmayı başarabilirsek... "
Kargacık burgacık bir şimşek gri perdeyi yardı. Pus aralanarak korkunç bir manzarayı gözler önüne serdi. Gürleyen rüzgârda kara bulutlar dönüyor, yeşil şimşekler çakıyor havayı kükürtün sert kokusuyla dolduruyordu. Al sular bir kabarıp, bir iniyordu. Yüzeyde, ölmekte olan bir adamın ağzındaki köpükler gibi ak dalgalar köpü-rüyordu. Bir an için kimse kıpırdıyamadı. Doğanın korkunç güçleri karşısında kendilerini mini minnacık hissederek seyretmekten başka bir şey yapamıyorlardı. Sonra rüzgâr onlara çarptı. Kmlmış, sürüklenen direk tarafından çekilen gemi savrulmaya başlamıştı. Ani bir yağmur kırbaç gibi yağıyor, dolu ahşap güverte üzerinde takırdıyor-du; gri perde bir kez daha etraflarını sardı.
Maquesta'nın emriyle adamlar yukarıda kalan yelkenleri açmak için itişip kakışmaya başladı. Başka bir grup da deliler gibi sallanan kırık direkten kurtulmak için canla başla çalışıyordu. Denizciler baltalarla saldırarak ipleri kestiler ve direğin kan kırmızısı sulara düşmesini sağladılar. Direğin sürükleyen yükünden kurtulan gemi ya vaş yavaş kendini doğrulttu. İndirilmiş yelkenlerle hâlâ rüzgâr tarafından savrulsa da, bir direği gitmiş olsa da Perechon fırtınaya dayanabiliyor gibiydi.
Bu ani tehlike neredeyse ejderhaların düşüncelerini akıllarından silip atmıştı. Birkaç dakika daha fazla yaşayabilme olasılıkları doğunca yolarkadaşlan kurşun gibi inen şiddetli yağmura doğru bakmaya başladılar.
"Sizce bizi kaybetmişler midir?" diye sordu Caramon. Koca savaşçının başındaki derin yaradan kan akıyordu. Acısı gözlerinden belliydi. Fakat onun bütün endişesi kardeşi içindi. Yaralanmamış olan Raistlin yanındaydı ama öksürdüğü için zar zor ayakta durabiliyordu.
Tanis başını asık bir yüzle salladı. Yaralanan olup olmadığını anlamak için aceleyle etrafına bakındıktan sonra gruba, bir araya toplanması için işaret etti. Yanmelfin etrafında toplaruncaya kadar ha-
laflara tutuna tutuna, birer birer yağmurun içinde düşe kalka ilerlediler. Hepsi çalkantılı denize bakıyordu.
İlk başlarda hiçbir şey görmediler; yağmur ve rüzgârın savurdu-- denizden geminin pruvasını görmek bile zordu. Gemicilerin bazıları, ejderhalardan kurtulduktan için yüksek sesle tezahüratta bulundular.
Fakat gözlerini bacıya dikmiş olan Tanis, Yüceefendi'nin takibini ölümden başka bir şeyin kesmeyeceğini biliyordu. Gerçekten de, ateşli gözleri nefretle al al tutuşmuş, zehirli dişlerle dolu ağzı açılmış bir mavi ejderha başı aniden gri bulutları yarınca gemicilerin tezahüratı hayret dolu haykırışlara dönüştü.
Ejderha gittikçe yaklaşıyor, koca kanatlan rüzgâr, yağmur ve doluyla etkilense de sallanmadan durabiliyordu. Mavi ejderhanın sırtına bir Ejderha Yüceefendisi binmişti. Yüceefendi'nin elinde silah olmadığını gördü Tanis acı acı. Hiçbir silaha ihtiyacı yoktu. O Be-rem'i aldıktan sonra ejderhası geri kalanları yok edecekti. Tanis ola-caklan bilmenin sıkıntısıyla, bunların müsebbibinin kendisi olduğunu bilmenin sıkıntısıyla başını eğdi.
Sonra başını kaldırdı. Bir şanstan olabilir diye düşündü çılgınca. Belki de Berem'i tanımazdı... Ona bir zarar geleceği korkusuyula da hepsini yok etmezdi. Dümenciye bakmak için dönen Tanis'in çılgın ümidi daha doğmadan öldü. Sanki tanrılar onlann aleyhine çalışıyordu.
Rüzgar Berem'in gömleğini açmıştı. Yağmurun gri perdesinin arasından bile Tanis, adamın göğsüne yerleştirilmiş yeşil ziynetin, fırtına ortasında parlayan o korkunç fenerden, o yeşil şimşekten bile daha parlak olduğunu görebiliyordu. Berem farkında değildi. Ejderhayı bile görmemişti o. O, gemiyi İstar'ın Kan Denizi'nin derilik-lerine yönlendirirken gözlerini bütün dikkariyle tayfuna dikmişti.
Pınldayan ziyneti sadece iki kişi gördü. Geri kalan herkes ejder-hakorkusuna esir olmuş, gözlerini üzerlerinde süzülen koca mavi yaratıktan ayıramıyordu. Tanis ziyneti gördü -aylarca önce görmüş olduğu gibi. Ve Ejderha Yüceefendisi de gördü. Metal maskenin ardındaki gözler parlayan ziynete takıldıktan sonra Yüceefendi, fırtınadan savrulan güvertedeki Tanis'le gözgöze geldi;
Ani bir esinti mavi ejderhayı yakaladı. Hafifçe yön değiştirse de Yüceefendi'nin gözleri hiç ayrılmadı. Tanis, o kahverengi gözlerde dehşet verici geleceği gördü. Ejderha üzerlerine dalacak, pençeleriyle Berem'i alacaktı. Yüceefendi zaferiyle uzun, ıstırap dolu bir süre coşacak sonra da ejderhasına hepsini yok etmesini buyuracakta...
39
38
Tanış bunları kadının gözünde, sadece birkaç gün önce onu kol larıncia tutarken gözlerinde gördüğü ihtiras kadar net görüyordu.
Gözlerini ondan ayırmayan Ejderha Yüceefendisi eldivenli elini
kaldırdı. Bu ejderhaya, onlara çullanması için işaret de olabilirdi,
Tanis'e bir veda da. Bunu hiç anlayamadı çünkü o anda kendini
kaybetmiş bir ses inanılmaz bir güçle fırtınanın üzerinden haykırdı.
"Kitiara!" diye haykırdı Raistlin.
Caramon'u yana ittiren büyücü ejderhaya doğru koştu. Islak güvertede kaydı, her an daha da güçlenen rüzgâr al cübbesinin, etrafında çırpınmasına neden oluyordu. Ani bir rüzgâr başındaki kukuletayı sıyırdı. Yağmur, metal renkli derisi üzerinde parıldıyor, fırtına nın yoğunlaşan karanlığında kıımsaati gözleri altın renginde pırıldıyordu.
Ejderha Yüceefendisi, bineğinin mavi boynundaki dikenli yeleye öyle bir asılıp, onu öyle bir durdurdu ki Skie itiraz edercesine kük-redi. Caramon yaşadığı şokla gerginleşmiş, ellerinde büyüttüğü narin oğlan kardeşine bakarken ejderha miğferinin gerisindeki kahverengi gözleri hayretle büyümüştü. Caramon ikiz kardeşinin yanında durmak için ilerlediğinde, bakışları biraz kaydı.
"Kitiara?" diye fısıldadı Caramon boğuk bir sesle; fırtına rüzgâ-nyla üzerlerinde süzülen ejderhayı izledikçe yüzü solmuştu.
Yüceefendi Tanis'e bakmak için bir kez daha başını çevirdikten sonra gözleri Bereme gitti. Tanis nefesini tuttu. O gözlerden yansıyan çalkantıyı ruhunda görebiliyordu.
Berem'e ulaşabilmesi için, kılıç kullanma konusunda her şeyi kendisinden öğrenmiş olan küçük oğlan kardeşini öldürmek zorunda kalacaktı. Onun narin ikizini de öldürmek zorunda kalacaktı. Bir zamanlar... sevmiş olduğu bir adamı da öldürmek zorunda kalacaktı. Sonra Tanis kadının gözlerinin soğuduğunu gördü ve ümitsizlikle başını salladı. Önemli değildi. Kardeşlerini de, onu da öldürebilirdi. Tanis kadının sözlerini hatırladı: "Berem'i ele geçirince bütün Krynn ayaklarımızın altında olacak. Karanlık Kraliçe bizi hayalimizin ötesinde ödüllendirecek!"
Kitiara Berem'i işaret ederek, ejderhayı serbest bıraktı. Skie zalimce bir çığlıkla dalmaya hazırlandı. Fakat Kitiara'nın tereddüt anı felakete neden olmuştu. İnatla ona aldırmayan Berem gemiyi git gide tayfunun kalbine doğru sürmüştü. Rüzgâr uludu, donanımı koparttı. Dalgalar geminin pruvasından aşıp giriyordu. Yağmur bıçak gibi iniyor, dolu taneleri güvertede birikerek, güverteyi bir buz tabakasıyla kaplıyordu.
Ejderhanın başı aniden derde girdi. Ani esen bir rüzgâr hayvana •ırptı: bunu diğerleri izledi, rüzgârlar birbiri ardına ona çarparken Skie'ın kanatları çılgınca çırpmıyordu. Dolular başına iniyor, kayış ibi kanatlarını yırtma tehtidi içeriyordu. Skie'ı bu tehlikeli tayfundan daha sakin göklere kaçmaktan sadece efendisinin muazzam iradesi alıkoyuyordu.
Tanis Kitiara'nın hiddetle Berem'i işaret ettiğini gördü. Skie'ın dümenciye yaklaşabilmek için yürekli bir hamlede bulunduğunu da
gördü.
Derken gemiye ani bir rüzgâr çarptı. Dalga üzerlerinden aştı. Su etraflarında çağıldıyor, köpürüyor, insanların ayaklarını yerden keserek güverte üzerinde kaymalarına neden oluyordu. Gemi yan yattı. Herkes eline gelene -halatlara, ağlara herhangi bir şeye- tutunup, güverteden denize düşmemeye çalıştı.
Berem adeta canlanmış, elinde sıçrayıp duran dümenle savaşıyordu. Yelkeler ikiye ayrıldı, adamlar dehşet verici çığlıklarla Kan Denizi'nde kayboldu. Sonra yavaş yavaş gemi yine doğruldu; tahtalar üzerlerindeki basınçla gıcırdıyordu. Tanis aceleyle bakışlarım yukarı kaldırdı.
Ejderha -Kitiara- yoktu.
Ejderha kor kıı sunda n kurtulan Maquesta harekete geçti, yine ölmekte olan gemisini kurtarmak için daha kararlıydı. Emirlerini bağırarak ileri doğru koştu ve Tika'ya takıldı.
"Aşağıya in, denizden anlamaz lapacı!" diye bağırdı fırtına rüzgârının arasından hiddetle Tanis'e. "Arkadaşlarını alarak aşağıya in! Ayağımıza dolaşıyorsunuz! Benim kamarama gidin."
Tanis hissizce başını salladı. Kendisini uğultulu bir karanlıkla dolu anlamsız bir rüyadaymış gibi hissedip sadece içgüdüsüyle hareket ederek herkesi aşağıya indirdi.
Bir yandan kardeşini taşırken yanından sendeleyerek geçen Ca-ramon'un gözlerindeki ifade yüreğini parçaladı. Raistlin'in altın gözleri, ruhunu tutuşturarak bir alev gibi yalayıp geçti onu. Sonunda onu geçmişler, diğerleriyle birlikte titreyen ve sallanan, onları kumaştan yapılmış kuklalar gibi oradan oraya savuran küçük kamaraya yuvarlanırcasına girmişlerdi.
Tanis herkes minik kamaraya girinceye kadar bekledikten sonra arkasını dönüp kimseyle yüzleşemeyerek ahşap kapıya çöktü. Koca adam sendeleyerek yanından geçerken Caramon'un gözlerindeki o bakışı, Raistlin'in gözlerindeki coşkulu ışıltıyı görmüştü. Altınay'ın sessizce ağladığını duymuş ve onunla yüzleşmektense o anda Ölme-
40
yi dilemişti.
Ama öyle olmayacaktı. Yavaş yavaş arkasını döndü. Nehiryeli Altınay'm yanında duruyordu, tavan ile yer arasında tutunmaya çalışırken yüzü asık ve düşünceliydi. Tika dudaklarını ısırıyor, göz yaşlan yanaklarından süzülüyordu. Tanis kapının yanında durup arkadaşlarına sessizce bakarak sırtını kapıya dayadı. Uzun bir süre kimse tek bir kelime etmedi. Bütün duyulan tayfun ve güverteye çarpan dalgalardı. Üzerlerine sular damlıyordu. Islanmışlar, üşüyorlar, korku, hüzün ve şokla titriyorlardı.
"Ç-çok üzgünüm," diye başladı Tanis, tuz kaplı dudaklarını yalayarak. Boğazı ağrıyor, zar zor konuşabiliyordu. "Si-size söylemeye çalıştım...
"Demek ki son dört gündür oradaydın," dedi Caramon alçak, yumuşak bir sesle. "Kızkardeşimizle birlikte. Kızkardeşimiz, bir Ejderhâ Yüceefendisi!"
Tanis'in boynu büküldü. Gemi ayaklarının altında yan yatarak onu, Maquesta'mn yere fırlayan masasının üzerine devirdi. Kendini toplayarak, yeniden onlarla yüzleşmek için kendini yavaş yavaş yerden kaldırdı. Yarımelf yaşamı boyunca birçok acı çekmişti -önyargıdan kaynaklanan acı, kayıplarının acısı, bıçak, ok, kılıç acısı. Ama bu acıya katlanabileceğim zannetmiyordu. Arkadaşlarının gözlerinden . okunan, onu hain sayan bakışlar ruhunu delip geçiyordu.
"Lütfen, bana inanmanız lâzım... " Ne aptalca bir söz! diye düşündü acımasızca. Neden bana inansınlar ki! Döndüğümden beri onlara yalan söylemekten başka bir şey yapmadım. "Pekâlâ," diye başladı yeniden, "bana inanmanız için bir sebebiniz olmadığını biliyorum ama en azından bir dinleyin! Flotsam sokaklannda dolaşırken bir elf saldırdı. Beni bu kıyafette görünce" -Tanis ejderha zırhını işaret etti- "bir ejderha subayı sandı. Kitiara hayatımı kurtardıktan sonra beni tanıdı. Benim Ejderha Ordusuna katılmış olduğumu zannetti! Ne diyebilirdim ki? Kitiara" -Tanis yutkunarak yüzünü bir ovuşturdu-"Kitiara beni hana götürdü ve ... ve... " Kelimeler boğazına kakılarak devam edemedi.
"Ve dört gün ve geceni bir Ejderha Yüceefendisi'nin sevecen kollan arasında geçirdin!" dedi Caramon, sesi hiddetle yükseliyordu. Sendeleyerek ayağa kalkıp suçlarcasına Tanis'i dürttü. "Sonra, dört gün sonra biraz dinlenmek istedin! O zaman aklına biz geldik ve hâlâ seni bekleyip beklemediğimizden emin olmak için gelip bizi aradın! Biz de seni bekliyorduk! Güveni sarsılmaz bir grup kafadan sakat... "
'Tamam, Kitiara'ylaydım!" diye bağırdı Tanis aniden hiddetlene-ek "Evet, onu sevmiştim! Bunu sizin ^anlıyacağınızı -hiçbirinizin anlayacağını zannetmiyorum. Ama size hiç ihanet etmedim! Tanrılar adına yemin ederim! Solamniya'ya gitmek için ayrılması kaçmam için ilk fırsattı ve ben de bu fırsatı değerlendirdim. Belli ki Kit'in emirleriyle bir ejderan beni izlemiş. Bir aptal olabilirim. Ama bir hain değilim!"
"Pöh!" Raiştlin yere tükürdü.
"Dinle beni büyücü!" diye hırladı Tanis. "Eğer sizi ele verdiysem, sizip ikinizi -yani kardeşlerini- gördüğünde neden o kadar hayret etti! Eğer sizi ele verdiysem neden hana birkaç ejderan yollayıp sizi aldırmadı? Her an sizi ele verebilirdim. Berem'i yakalamaları için de onları yollayabilirdim. Onun istediği o. Ejderanların Flotsam'de aradıkları da o! Onun bu gemide olduğunu biliyordum. Söylediğim takdirde Kitiara bana Krynn'in hükümdarlığını teklif etti. işte o kadar önemli biri o. Bütün yapacağım onu Kit'e teslim etmekti ve Karanlıklar Kraliçesi bizzat beni ödüllendirecekti!"
"Bunu düşünmediğini söyleme bize!" diye tısladı Raiştlin.
Tanis Önce ağzını açtıktan sonra sessizleşti. Kabahatinin, yüzündeki, hiçbir elfin yüzünde çıkmayacak olan sakal kadar belirgin olduğunun farkındaydı. Tıkandı; sonra diğerlerinin yüzlerini gözlerinden uzaklaştırmak için ellerini gözleri üzerine kapattı. "Be-ben onu sevdim," dedi kekeleyerek. "Bütün bu yıllar boyunca. Ne olduğunu görmeyi reddettim. Ve bildiğim zamanlarda bile -kendime hakim olamadım. Sen seviyorsun" -gözleri Nehiryeîi'ne gitti- "ve sen" -Caramon'a döndü. Gemi yeniden baş kıç vurmaya başlamıştı. Zeminin ayaklan altında meylettiğini hisseden Tanis masanın kenarına tutundu. "Siz olsaydınız ne yapardınız? Beş yıldır rüyalarımdan çıkmıyordu!" Durdu. Sessizdiler. Caramon'un yüzü olağandışı bir biçimde düşünceliydi. Nehiryeli'nin gözleri Altınay'm üzerindeydi.
"Gittiğinde," diye devam etti Tanis, sesîhem yumuşaktı, hem de acı yüklüydü. "Onun yatağında yatarak kendimden nefret ettim. Şu anda benden nefret edebilirsiniz ama aldığım şu hal karşısında kendimden tiksindiğim ve kendimi hakir gördüğüm kadar ne tiksinebilir, ne de hakir görebilirsiniz! Laurana'yı düşündüm ve... "
Tanis sessizleşerek başını kaldırdı. Konuşurken geminin hareketinin değişmekte olduğunu fark etmişti. Diğerleri de etraflarına ba-kındılar.."Artık eskisi kadar deliler gibi meyletmediğini fark etmek için deneyimli bir denizci olmaya gerek yoktu. Artık sarsılmadan ileri doğru gidiyorlardı; her nedense bu daha korkunç bir hareketti
42
43
çünkü hiç de doğal değildi. Daha kimse neler olduğunu bile düşü necek vakit bulamadan, birisi kırnrcasına kapıyı çaldı.
"Maquesta siz yukarı çık dedi!" diye bağırdı Koraf kabaca. .Tanis aceleyle arkadaşlarına göz gezdirdi. Nehiryeli'nin yüzü kararmıştı; Tanis'le göz göze gelerek bir süre durdu ama gözlerinde hiç ışık yoktu. Bozkırlı uzun zamandır insan olmayanlara güvenmiyordu zaten. Ancak haftalarca birlikte yüzleştikleri tehlikelerden sonra Tanis'i bir kadeş gibi sevebilmiş, güvenebilmişti. Her şey yıkılmış mıydı? Tanis ona bakmaya devam etti. Nehiryeli hiçbir şey söyleden bakışlarını indirip yürüyerek Tanis'in yanından geçmeye başlamıştı ki durdu.
"Haklısın dostum," dedi, ayağa kalkmakta olan Altınay'a bakarak. "Ben de sevdim." Başka bir söz söylemeden aniden dönerek güverteye çıktı.
Kocasını izleyen Altınay sessizce Tanis'e baktı; Tanis o sessiz bakışta sevka t ve anlayış gördü. Kadının anlamış olmasını diledi, onu anlayacak kadar bağışlayıcı olmasını.
Caramon tereddüt ettikten sonra hiçbir söz söylemeden ve ona bakmadan yanından geçip gitti. Raistlin attığı her adımda altın gözlerini Tanis'ten ayırmayıp, ilerledikçe başını çevirerek sessizce onu izledi. O altın gözlerde bir neşe iması mı vardı yoksa? Diğerlerinin uzun süredir güvenmedikleri Raistlin sonunda bunu biriyle paylaşmaktan mutlu muydu? Yanmelfin, büyücünün ne düşündüğü hakkında hiçbir fikri yoktu. Sonra Tika geçti yanından, koluna hafifçe, anlayışla vururak. O sevmenin ne demek olduğunu biliyordu...
Tanis bir an, kendi karanlığı içinde kaybolarak kamarada yalnız kaldı. Sonra içini çekerek arkadaşlarını izledi.
Güverteye adım atar atmaz neler olduğunu anladı Tanis. Diğerleri soluk ve gergin yüzlerle geminin kenarından bakıyorlardı. Ma-questa ön güvertede başını sallayıp kendi dilinde bol bol küfrederek volta atıp duruyordu.
Tanis'in yaklaşmakta olduğunu duyarak başını kaldırdı, şimşekler çakan kara gözlerinde nefret vardı.
"Bizi mahvettin," dedi düşmanca. "Hem sen, hem de o allanın belası dümenci!"
Maquesta'nın sözleri ağdalı gelmişti ona, kendi aklında söyleyip durduğu sözlerin bir tekrarı gibiydi. Tanis gerçekte kadın mı konuşuyor yoksa kendisi kendisini mi dinliyordu, şüphe etmeye başlamıştı.
"Girdaba yakalandık."
44
Perechon, su üzerinde bir kuş hafifliğiyle kayarak ileri doğru fırladı. Fakat kan kırmızısı karanlığa doğru dönen sulu anafora kapılmış, kanatlan kırkılmış bir kuştu.
O korkunç güç, deniz sularını sonunda boyalı bir cam gibi görü-nünceye kadar çekip yatıştırmıştı. Siyah derinliklerden yankılı, daimi bir gümbürtü kabarıyordu. Tayfunun bulutlan bile, sanki doğanın kendisi girdaba kapılmış, kendi sonuna doğru atılır gibi bu derinlik üzerinde durmadan dönüyordu.
Tanis parmaklıkları, gerginlikten ağnyan ellerle yakaladı. Girdabın karanlık göbeğine doğru bakarken ne bir korku, ne bir dehşet hissetti... sadece garip donuk bir his vardı. Artık onun için fark etmir yordu. Ölüm hızla gelecekti ve ölümü kucaklıyordu.
Lanetlj^gemideki herkes, gördükleri şey karşısında dehşetle donmuş, sessiz duruyordu. Hâlâ girdabın merkezine bir mesafe vardı; girdabın çapı miller boyundaydı. Pürüzsüzce ve hızla akıyordu su. Üzerlerinde ve etraflannda rüzgârlar hâlâ uğulduyor, yağmur hâlâ yüzlerine çarpıyordu. Fakat bu hiç önemli değildi artık. Artık bunun farkında bile değillerdi. Onların bütün görebildikleri amanşızca karanlığın ortasına doğru çekiliyor olmalarıydı.
45
Bu korkunç görüntü bile Berem'i uyuşukluğundan çıkarmaya yetmişti. Maquesta ilk şoktan sonra deliler gibi emirler yağdırmaya başlamıştı. Adamlar şaşkınlık içinde emirleri yerine getiriyorlardı ama gayretleri boşunaydı. Dönmekte olanYüzgâr karşısında yelkenler parçalanmış, halatlar kopmuş, adamları çığlık çığlığa sulara saçılmıştı. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın Berem gemiyi ne döndürebiliyor, ne de suyun korkunç hakimiyetinden kurtarabiliyordu. Koraf kendi gücünü de dümenin kontrolüne eklemişti ama bu dünyanın dönmesini durdurmaya çalışmaktan farksızdı.
Sonra Berem bıraktı. Omuzları çöktü. Maquesta'yı, Koraf ı gör-memezliğe gelerek dönmekte olan derinliklere baktı. Adamın yüzünün sakin olduğunu gördü Tanis; Pax Tharkas'ta Eben'in elinden tutmuş çağlayarak dökülen kayaların ölümcül duvarına doğru koşarken de aynı sükûnet olduğunu hatırladı. Göğsündeki yeşil ziynet tekin olmayan bir ışıkla parlıyor, suyun kan kırmızısını aksettiriyordu.
Tanis güçlü bir elin omuzuna yapışıp onu vecit halindeki korkusundan çıkarmak için sarstığını hissetti.
"Tanis! Raistlin nerede?"
Tanis döndü. Bir an için Caramon'a tanımadan baktıktan sonra omuzlarını silkti.
"Ne önemi var?" diye mırıldandı acı acı. "Bırak nerede isterse orada ölsün... "
"Tanis!" Onu omuzlarından yakalayan Caramon sarsmaya başladı. "Tanis! Ejderha küresi! Büyüsü! Belki bir işe yarayabilir... " Tanis ayıldı. "Tanrılar adına! Haklısın Caramon!" Yanmelf hızla etrafına bakındı ama büyücüden bir ize bile rastlayamadı. Buz kesilerek ürperdi. Raistlin ya onlara, ya da sadece kendine yardımcı olabilecek güçteydi! Tanis, elf prensesi Alhana'nın ejderha kürelerinin, güçlü bir kendini koruma içgüdüsüne sahip sihirbaz yaratıcılar tarafından doldurulduklarını söylediğini belli belirsiz hatırlamıştı.
"Aşağıya!" diye bağırdı Tanis. Ambar kapağına doğru sıçrarken Caramon'un da yanında gümbür gümbür yürüdüğünü duydu.
"Ne var?" diye seslendi Nehiryeli parmaklıktan.
Tanis başını döndürürek bağırdı. "Raistlin. Ejderha küresi. Gelme. Bırak Caramon ile birlikte halledelim bu işi. Sen burada onlarla kal."
"Caramon... " diye bağırdı Tika; Nehiryeli yakalayıp onu sıkı sıkı tutuncaya kadar Caramon'un peşinden koşmaya yeltenmişti. Savaşçıya şiddetli bir ıstırapla bakarak sessizleşti, yeniden parmaklıklara
çöktü.
Caramon fark etmedi bile. Tanis'den önce daldı; koca bedeni hatırı sayıhr bir hızla hareket ediyordu. "Arkasından merdivenlerden yuvarlanan Tanis Maquesta'nın kamarasının kapısının açık olduğunu, geminin hareketiyle menteşelerinde sallandığını görebiliyordu. -Yarımelf içeri dalardalmaz, sanki bir duvara çarpmış gibi hemen kapının iç kısmında durdu.
Raistlin küçük kamaranın ortasında duruyordu. Tahtalara sıkıştırılmış lambalardan birine bir mum yakmıştı. Alev, büyücünün yüzünün metal bir mfiske gibi parlamasına neden oluyor, gözleri altın bir ateşle alevleniyordu. Raistlin Silvanesti'nin armağanı olan ejderha küresini tutuyordu ellerinde. Tanis kürenin büyümüş olduğunu gördü. Artık bir çocuk topu büyüklüğündeydi. İçinde sayısız renk dönüyordu. Seyrederken başı dönen Tanis bakışlarını zorla küreden ayırdı.
Raistlin'in önünde Caramon duruyordu; yüzü Tanis'in Silvanesti rüyasında savaşçıyı ayaklarının dibinde ölmüş gördüğü zamanki ce-setindeki kadar bembeyazdı.
Raistlin, bir eliyle göğsünü tutarak öksürdü. Tanis ilerledi ama büyücü hemen bakışlarını kaldırdı.
"Bana yaklaşayım deme Tanis!" dedi Raistlin kanla lekelenmiş dudakları arasından, zor nefes alarak.
"Ne yapıyorsun?"
"Kesin bir ölümden kaçıyorum Yanmelf!" Büyücü rahatsız edici bir biçimde güldü; Tanis'in daha önce sadece iki kez duyduğu garip bir kahkahaydı bu. "Ne yapıyorum zannetmiştin?"
"Nasıl?" diye sordu Tanis; büyücünün altın gözlerine bakıp da gözlerinin kürenin dönen ışıklarını yansıttığını görünce garip bir korkunun üzerine yayıldığını hissetti.
"Büyümü kullanarak. Ve ejderha küresinin büyüsünü kullanarak. Bu oldukça basit, gerçi büyük bir ihtimalle senin zayıf aklının ötesindedir. Artık cismani bedenimin enerjisi ile ruhumun enerjisini birleştirip kullanacak gücüm var. Saf enerji haline geleceğim... Işık olacağım, öyle de* diyebilirsiniz. Ve ışık olunca gökyüzünde güneşin ışınlan gibi dolaşabileceğim ve nerede, ne zaman dilersem fiziksel dünyaya dönebileceğim!"
Tanis başını salladı. Raistlin haklıydı -bu düşünce onu aşıyordu. Bunu kavnyamıyordu ama ümit içini doldurdu.
"Küre bunu hepimiz için yapabilir mi?" diye bilmek istedi.
"Olabilir," diye cevap verdi Raistlin öksürerek, "ama emin deği-
|