Kuran & İtret ben aranızda iki ağır emanet bırakıyorum: Biri Allah’ın kitabı, diğeri İtretim; Ehl-i Beyt’imdir. Bu ikisine sarıldığınız müddetce benden sonra asla sapmazsınız. Hz. Muhammed (s a. a) Muhammed Hadi marifet kur’ÂN İLİmleri



Yüklə 1,21 Mb.
səhifə47/53
tarix31.10.2017
ölçüsü1,21 Mb.
#23316
1   ...   43   44   45   46   47   48   49   50   ...   53

4- Ayetlerin Manevi Uyumu


Kuran'ın bir diğer özelliği, her ne kadar uzun ve kısa aralıklarla bir bütün olarak bir yerde nazil olmamışsa da her surenin ayetleri arasında manevi uyumun olmasıdır; çünkü farklı münasebetlerden dolayı ayetleri bir bütün olarak nazil olmamıştır. Doğal olarak her hangi bir münasebetten nazil olan ayetlerin farklı münasebetten dolayı nazil olan diğer ayetlerle aralarında bir irtibat ve uyumun olmaması gerekir. Nüzuldeki bu farklılıklar her surenin ayetler mecmuasında çok güzel bir şekilde görünmesi lazım, oysa âlimler her surenin muhtevasını baştanbaşa incelemiş ve her surenin ayetleri arasındaki ortak payda olan belli bir hedefi veya hedefleri gözetlediği sonucuna varmışlardır.

Bugün buna her surenin "Mevzu-i Vahdet"i denilmektedir. Bu mevzu-i vahdet surenin beyanındaki vahdete neden olur. Kuran'ın mucize oluşu da bu nüktededir; zira nüzulün farklı zamanlarda olması sureler arasında uyumun olmamasını gerektirir. Lakin farklı zamanlarda nazil olmanın tabiatının aksine Kuran'ın her suresindeki beyanının vahdeti açık bir şekilde görülür.

Âlimler bu iddiaları için, sure ayetlerinin nicelik ve sayı bakımından farklılığı gibi deliller getirmişlerdir. Ayet sayılarındaki bu farklılık bir tesadüf olamaz. Zira ittifaki olmak, yani ölçümsüzlük, hikmet ve delilden arî olma anlamındadır ve herhangi bir ölçümsüz fiilin hekim failden sadır olması imkânsızdır. Kuran surelerinin çoğu özellikle kısa sureler bir bütün olarak nazil olmuştur. Ama diğer surelerin ayetleri belli bir zaman dilimde dağınık bir şekilde nazil olmuştur. Besmeleden sonra nazil olan her ayet Peygamber'in (s.a.a) emri ile diğer bismillah nazil olana kadar sonraki ayetlerin peşi sıra kaydediliyordu ki bu önceki surenin sonu sonraki surenin başlangıcını ilan ediyordu. Nitekim her surenin ayet miktarı ve ayetleri arasındaki tertip vahyin eli ve Peygamber'in (s.a.a) emri ile belirleniyordu.

Şimdi sure ayetlerinin sayılarındaki bu ihtilaf niçindir? Sorusu karşımıza çıkmaktadır. Yukarıda belirtiklerimiz bu sorunun doğru cevabıdır. Her surenin bir hedefi vardır ve bu hedefin beyan edilmesiyle sure son bulur. Ayetlerin sayıları arasındaki ihtilafın nedeni de budur. Bu ihtilaf asla şans eseri ve akli bir delil olmadan ortaya çıkmamıştır. Ayetler bu yönleriyle her surenin mevzu-i vahdetini veya beyandaki vahdeti meydana getirirler. Yani her surenin ayetleri arasında manevi bir irtibat ve uyum vardır.

Sonradan gelen müfessirler bu hakikati algılamış ve her surenin hedefine ulaşmak için çabalamaktadırlar. Bu konuda bir yere kadar da başarılı olmuşlardır. Örneğin Allame Tabatabai ve aynı şekilde Seyyid Kutup tefsirlerinin mukaddimelerinde kendi algılarına göre her surenin hedefini kısaca açıklamışlardır. Seyyid Kutub'un, Abdullah Mahmut Şehati adındaki öğrencisi, Ehdaf-i Kullu Sure Ve Makasidiha adında bir kitap telif etmiş ve her surenin hedefini belirlemeye çalışmıştır. Bu işinde bir yere kadar muvaffak olmuştur. O Bakara suresinde başlamış ve Casiye suresine kadar bunu devam ettirmiş ve mecmuen kırk beş surenin hedefini açıklamıştır.

Son yüzyılın başlangıcında Tefsiru'l-Menar kitabının sahibi Şeyh Muhammed Abduh da bu işi devam ettirmiş ve "Surelerin mevzu-i vahdeti" meselesini gündeme getirmiştir. Öğrencisi Seyyid Reşit Rıza el-Menar tefsirinde hocasının bu görüşünü güzel bir şekilde açıklamıştır. Mustafa Meraği gibi diğer çağdaş müfessirler de bu yöntemden ilham almışlardır.

Üstad Şehati diyor ki: "Merhum üstad Seyyid Kutub bu alanda çok çalışmış, surelerin hedeflerini anlamaya ne kadar vakıf olduğunu göstermiş ve bu yolda faydalı görüşler öne sürmüştür. Aynı şekilde diğer üstadı Doktor Muhammed Abdullah Derraz üniversitede her surenin tefsirinden önce bu konuya değinmiş ve Kuran'ın dağınık düşünce ve sözler mecmuası olduğu zihniyetini şiddetle reddetmiştir. O diyor ki; "Çağdaş Müslüman âlimlerin konu hakkındaki titizlikleri her surenin has düzene, özel tertip ve insicama sahip olduğunu güzel bir şekilde ortaya çıkarmıştır. Yani Kuran sureleri akıcı bir mukaddime ile başlıyor ve sonra yüce maksatlarını açıklayıp kısa bir sonuçla son buluyor."1

Velhasıl sonradan gelenler, her surenin, ayetlerin insicam ve birbirilerine bağlılığında fonksiyonu olan ortak bir kapsayıcılığa sahip olduğu konusunu tekit etmişlerdir ve müfessirin ilk vazifesi, ayetleri tefsir etmeye başlamadan önce surenin kasıtlarını daha iyi anlamak için, sureye hâkim olan o kapsayıcı vahdeti bulmasıdır, demişlerdir.

Şimdi karşımıza şöyle bir soru çıkmaktadır; akıcı bir mukaddimesi ve güzel bir sonu olan bir kelamın yüce hedefe sahip olmaması mümkün müdür? Bu sonradan gelen insanların derk ettikleri bir nüktedir. Değerli üstat Allame Tabatabai'ye göre Kuran sureleri kapsayıcı birlikteliği olmayan dağınık ayetler mecmuası değildir. Belki ayetler arasındaki bağlılığı gösteren kapsayıcı bir vahdet tüm surelere hâkimdir. Her surede görünen –ve kelami karineler sayılan- "Mevzu-i vahdet" ve "Beyan-i vahdet" meselesinin kaynağı da burasıdır. Allame Tabatabai diyor ki: "Allah'ın bir gurup ayeti diğer bir kısım ayetlerden ayırması ve her bir sureye ayrı isim vermesi, her bir ayet gurubu arasında bir tür insicam ve bağlılık olduğuna delalet etmektedir ki, ayet gurubunun bir kısmında veya her sure ve sonrasındaki sure arasında o özel bağlılık yoktur. Bu yüzden göz önünde bulundurulan hedef ve maksatlar ayetten ayete farklı olduğunu, kavrarız. Her sure özel bir hedef ve maksat için nazil olmuştur ki, o özel hedef ve maksada ulaşılmadıkça sona ermez."2

O, her sureden önce sure hakkındaki geniş izahatlara kısaca değinmiş ve kayda değer bu işiyle surelerin metninde gizli olan büyük sırların üstündeki perdeyi kaldırmış ve tefsir dünyasına hareket getirmiştir.

Biz örnek olması açısından Hamd suresinin ayetleri arasındaki irtibat ve insicamdan ve bunun yedi ayetinin doğal düzeninden ve aynı şekilde kendisine has doğal düzeni olan Bakara suresinin mukaddimesini, hedeflerini ve sonucunu gücümüz oranında açıklamışız.1 Her sureye dikkat edilip, üzerinde düşünülürse bu insicam ve hâkim kapsayıcılık çok rahatlıkla görülür.

Şunu da hatırlatmak zorundayız ki surelerin arasında hiçbir manevi uyum yoktur ve surelerin tertibi asla tevkifi (Peygamber'in düzenlemesi) değildir. Zira Peygamber'in (s.a.a) vefatından sonra bazı itibari münasebetlerden dolayı – örneğin surelerin kısa ve uzun olmaları gibi- sahabeler Kuran'a bu tertibi vermişlerdir ki bunun şerhi önceki bölümlerde açıklandı.



Yüklə 1,21 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   43   44   45   46   47   48   49   50   ...   53




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin