Kuran & İtret ben aranızda iki ağır emanet bırakıyorum: Biri Allah’ın kitabı, diğeri İtretim; Ehl-i Beyt’imdir. Bu ikisine sarıldığınız müddetce benden sonra asla sapmazsınız. Hz. Muhammed (s a. a) Muhammed Hadi marifet kur’ÂN İLİmleri



Yüklə 1,21 Mb.
səhifə50/53
tarix31.10.2017
ölçüsü1,21 Mb.
#23316
1   ...   45   46   47   48   49   50   51   52   53

Öğretiler Ve Ahkâm


Dinin getirileri öğretiler ve ahkâm olmak üzere iki kısımdır. Kuran vesilesiyle sunulan öğretilerin üstün bir yeri vardır ve her türlü hurafe, vehmiyat ve boş inançtan uzaktır. Ahkâm boyutu ise kuşatıcı olmakla birlikte inhirafi eğilimlerden müberradır.

İnsanlık eski zamanlardan beri tanıma konusunda hurafe ve vehmiyata kapılmıştır. O dönemlerin en bedevi kabilelerinden en medenî toplumlara kadar tüm insanlar; varlık âlemi, yaratılış mebdesi, takdir ve tedbir hakkında hayallere benzeyen hakikatten uzak tasavvur ve inançlara sahiptiler. O dönemin insanları bu düşüncelerle asla nereden geldiklerini, neden geldiklerini ve nereye gideceklerini bilemezlerdi. Peygamberler bu soruların cevaplarını vermişlerdi, lakin zamanın geçmesiyle peygamberlerin sözleri değiştirilip tahrif edilmişti. Dolayısıyla Kuran bir daha baştan başlayarak bu soruların cevabını tüm alanlarda ikna edici şekilde verdi.

Eskilerin; mebde, mead, yaratılışın sırrı, Allah'ın cemal ve celal sıfatları, peygamberlerin yol ve yöntemleri hakkındaki yazılarına, sözlerine ve hatta o dönemlerde dünyanın ilim ve bilgi merkezi olan Yunana veya o zamanının en geri kalmış toplumu kabul edilen Arap yarım adasına ya da o dönemlerin en yaygın din kitapları olan İncil ve Tevrat'a müracaat edilip kısaca Kuran'ın getirdikleriyle karşılaştırılırsa, aradaki fark çok güzel bir şekilde ayan olur.

Toplumsal hayat düzenine hâkim kanunlar ve ahkâmlar hakkında ilahi kanunların mebnaları iki önemli özelliğe sahiptir ki beşeri kanunlar ya bundan arîdir veya buna çok az riayet etmişlerdir. Bunlar:

1- Kanun koymada olası her türlü yanlış eğilimlerden uzak olunması.

2- insanın toplumsal yaşamda kaçınılmaz olarak ilişki halinde olduğu üç boyutun göz önünde bulundurulması: İnsanın kendisi ile toplum ile ve Allah ile olan ilişkisi.

Onaylanmış beşeri kanunlar sadece insanın, bireysel ve toplumsal yönlerine önem vermiş bu doğrultuda kanunlar çıkarılmıştır, fakat üçüncü boyuta yani insanın Allah ile olan ilişkisine hiç önem verilmemiştir. Hâlbuki bu boyut insanın hayatını düzene koyar, dengesini korur ve hayvan olmaktan çıkarıp melekuti çehreli insan kılar.

İslam herkesin doğal ve şerii haklarını kolayca elde edebilmesi için insanın bireysel hayatındaki davranışların da ve sözlerinde dengeyi korumasını sağlayacak ve aynı şekilde düzenli, mesut bir toplumun meydana gelmesi için herkesin maslahatını gözetecek, toplumsal adaleti yaymaya çalışacak olan kanunlar belirlemiştir.

Bu iki boyuta ilave olarak, İslam insanı şeref ve kerametiyle tanıştırır ve hayatında ahlakın ve maneviyatın yerini kendisine gösterir. Aynı şekilde kötü bağlılıklara ve cehaletin zilletine duçar olmaktan korur ve izzetin zirvesine çıkarır. İslam, ahkâm ve teşrii kanunlarını bu üç boyut üzerine inşa etmiştir.

"And olsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık."1

İslam bunu pratiğe döktü ve yaratılışında kendisine emanet olarak verdiği şeyi zahir etti. Bunu bil kuvve olmaktan çıkarıp bilfiil kıldı. Böylece ilahi hilafet makamını kendisine bağışlayıp bunu pratiğe geçirdi. Nitekim Allah'u Teâlâ şeriatını gönderip insana lütufta bulundu ve onu bu değerli ziynetle süsledi.



"Gerçekten Allah, kendi içlerinden birini, onlara ayetlerini okuması, Onları her türlü kötülüklerden arındırması, Kendilerine kitap ve hikmeti öğretmesi için resul yapmakla, müminlere büyük bir lütuf ve inayette bulunmuştur. Hâlbuki daha önce onlar besbelli bir sapıklık içinde idiler."1

Şimdi kısaca öğretiler ve ahkâm olmak üzere iki boyutta Kuran'ın hidayetsel mucizeliğinden örnekler aktaracağız.


Allah'ın Celal Ve Cemal Sıfatları


Kuran-ı Kerim, nazil oluşuna kadar hiçbir kitabın ve öğretinin açıklamadığı şekilde yüce Allah'ı en güzel ve insanın anlaya bileceği en iyi şekilde tanıtmıştır. O'nu kemal sıfatlarının kaynağı olarak tanıtmış ve her türlü çirkinlik ve beğenilmemiş sıfattan müberra ve münezzeh bilmiştir. Haşr suresinde şöyle buyrulmaktadır:

" Allah’tır gerçek İlah! O’ndan başka yoktur ilah! O melik’tir, kuddûs’tür, selâm’dır, mümin’dir, müheymin’dir, aziz’dir, cebbar’dır, mütekebbir’dir. Allah, müşriklerin iddialarından münezzeh ve yücedir. Allah o gerçek İlahtır ki halık’tır, bârî’dir, musavvir’dir. Hâsılı, en güzel isimler ve vasıflar O’nundur. Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi O’nu tesbih ve tenzih eder. O, azizdir, hâkimdir. "2

Bunlar, Kuran'ın, Allah'ı kendisiyle yüce kıldığı ilahi sıfatların az bir kısmıdır. Acaba, diğer kitap ve ekollerde de Allah bu şekilde vasıflandırılmış mıdır? Yoksa aksine Allah, "Ulûhiyet" makamına layık olmayan bir şekilde mi vasıflandırmıştır?

Bugünkü Tevrat'ta Allah, aklın kabullenmeyeceği beğenilmeyen vasıflarla vasıflandırılmaktadır. Örneğin Tevrat'ta, Âdem ile Havva'nın olayı şu şekil nakledilmiştir: Allah, Âdem’i akıl ve şuur sahibi olmaması için yasaklanmış meyveden yemesini men etti ve sonra "ebedi hayat" ağacından yemeyip ve Allah gibi ebedi bir hayata sahip olmaması için onu cennetten kovdu.1 Allah, Âdem’i bulmak için cennete gelmişti ve Âdem ağaçların arkasına saklanmıştı, Allah, onu bulamıyordu ve kendisini göstermesi için Âdem’e sesleniyordu."

Aynı durum İncil içinde geçerlidir yahut eski Yunan'da nasıl bir tanrı tasavvur edildiği ve binlerce tanrıya inanılıp, sıfatlarının nasıl olduğu malumdur.


İslamî Ahkâmın Kuşatıcılığı


İslam dini, insanların bireysel, toplumsal ve rableriyle olan ilişkisini düzenleyip, hayatlarına yön vermek, dolayısıyla da dünyevi ve uhrevi saadeti sağlamak için; hiçbir din ve beşeri kanunun başaramadığı şekilde kapsayıcı kanunlar belirlemiştir.

İslamiyet ibadet, muamele ve toplumsal düzen olmak üzere üç boyutta kendine has görüşleri vardır. Bu boyutların bütün alanlarında geniş bir şekilde görüşlerini ortaya koymuş ve beşeriyetin (maddi ve manevi) saadete ulaşması için kendisinin takipçisi olmaya çağırmıştır.

İslam'ın ibadeti; insanı temizlik ve batıni güzelliğe zorlar ve onu kötülük ve çirkinliklerden korur. Ruha sükûnet verip, insanın melekût âlemiyle ilişkisini sağlamlaştırır. Bunun kendisi insanın temiz ve nezih kalmasına ve batınının takviye edilmesine neden olur. Dua ve namaz zikirleri hakkında tefekkür etme, kalbin kutsal ilahi dergâha teveccüh ve duruluğu, oruç ile kendisini gösteren deruni direniş, farz veya müstehap olan diğer ibadet ve dualarda dikkat ve özellikle bunların mukaddes olan mekânlarda yapılması insan nefsinin temizlenip, tekâmülü için hesaplanmış bir programdır.

Özellikle dinin ibadet boyutunu ele alan ve şeriatın hedefinin nefsin arılığı ve temizliği olduğunu gösteren tezkiye kelimesi Kuran'da değişik terkiplerle çok işlenmiştir.

İnsan, içinde varlık âleminin ötesinde bütün varlıkları kuşatan daha üstün bir gücün olduğunu hisseder. Kendisini varlığın çalkantılı dalgalarının üzerinde yüzen bir zerre gibi görür ve kendisini ve diğer zerreleri koruyanın o üstün ve kudretli gücün olduğunu anlar. Bu acizlik ve güçsüzlük onu mutlak kemal ve yetkinliğe doğru götürür. Deruni teveccühünü mutlak kemale yöneltir. Bu yüzden mutlak kemale olan bu rağbetini, arzusunu ve aşkını kelime ve sözcüklere (dua ve zikirlere) dökmeye çalışır. Nitekim baştanbaşa muhabbet ve hamd olan sözler dilinden dökülür ve eğer günahkâr olduğu hissine kapılırsa af dileyip tövbe eder. Bu insanın kendisini tanıdığı günden beri adet edindiği ve daima kendisiyle sırdaş olduğu bir şeydir.

Kurani öğretilere göre din, insanları sıkıntıya sokmak için gelmemiştir. Onları deruni karanlığın ağır yükünden kurtarmak için gelmiştir.



"Allah size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz."1

"O, ümmîler içinde, kendilerinden olan ve onlara ayetlerini okuyan, onları arındırıp-temizleyen ve onlara kitap ve hikmeti öğreten bir elçi gönderendir. Oysa onlar, bundan önce gerçekten açıkça bir sapıklık içinde idiler."1

Bu ayet üç önemli konuya işaret etmiştir:

1- Tezkiye; insanın maddi boyutunun arkasında gizli olan şahsiyetini güzelleştirmek ve içsel temizliktir.

2- Kitabın öğretisi yani şeriat; teşrii ve teklifi kanunları içerir.

3- Hikmetin öğretisi yani insanın hal ve hareketlerini güzelleştiren içsel nazar; insanoğlunu insani kerametinin ufuklarına çıkaran nihai gayedir.

"Allah, hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, şüphesiz ona çokça hayır verilmiş demektir. Bunu ancak akıl sahipleri anlar."2

İslam'da ibadet, aklın kabul ettiği ve insanın asil fıtratına uygun yalın bir şekilde sunulmuştur. Bu ibadette sadece ilahi dergâha yakın olma ve ona layık bir şekilde yakarma söz konusu değildir. Deruni temizlik ve nefs tezkiyesine de inayet edilmiştir. Bu iki fiil netice itibariyle insan vücudunun boyutlarında itidalin korunmasına neden olur.



"Allah'ın halis kulları dini yalnız O'na has kılarak yakarırlar."3

"Muhakkak ki, namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar."4

"Gündüzün iki ucunda, gecenin de ilk saatlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri (günahları) giderir. Bu, öğüt almak isteyenlere bir hatırlatmadır."1

Önce insanın içsel boyutunu ve sonra da zahirini değiştiren bu durum İslam'daki ibadetin özelliğidir. Peygamber (s.a.a) efendimiz bu hususta şöyle buyurmaktadır: " Evinizin önünde bir ırmak akarsa ve eğer siz her gün beş defa bu ırmakta yıkanırsanız bedeninizde hiç kir, pislik kalır mı? İşte beş vakit namaz da bu ırmak gibidir ki Allah'ın halis kulları namaz kıldıkları zaman kir ve pislikleri temizlerler."2

İmam Sadık (a.s) buyuruyor: "Eğer insanlar ilk hatırlatmada kendilerine gelseydi ve şeriat kendilerine teslim edilmiş olsaydı ilk hallerinde ve çirkefler içinde baki kalırlardı. Bu yüzden önceki şeriatlar ortadan kalktı. Nitekim yüce Allah şeriatının hiçbir zaman unutulmamasını istediğinden İslam Peygamber'ini (s.a.a) seçti ve her gün beş defa adının yücelikle anılması için beş vakit namazı farz kıldı."3

Evet, İslam ahkâmının ibadet boyutunda bulunan bu özellikler diğer boyutlarda da bulunmaktadır. İslam hukukunda muamele ve toplumsal kurallar o kadar kapsayıcı ve geniştir ki ilahiyatçıları hayretler içinde bırakmıştır. Aslında toplum hayatının bütün boyutlarını bu kadar geniş bir şekilde ele alan ve her biri için görüş belirten İslam şeriatı gibi bir şeriat yoktur. Bu yüzden yegâne ilahi din İslam'dır.



"Şüphesiz Allah katında din İslâm’dır."4

"Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, Bilsin ki bu din asla ondan kabul edilmeyecek Ve o ahirette ziyan edenlerden olacaktır."5

Yüklə 1,21 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   45   46   47   48   49   50   51   52   53




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin