Kur’an-ı Kerim Meali - fatiha Suresi Mekke’de nazil olmuştur ayettir



Yüklə 2,57 Mb.
səhifə30/42
tarix20.11.2017
ölçüsü2,57 Mb.
#32304
1   ...   26   27   28   29   30   31   32   33   ...   42

13- Ona, dilediği kaleler, heykeller, büyük havuzlar kadar geniş leğenler, sabit kazanlar yaparlardı. İşte ey Davud zürriyeti! Çokça şükredin! Çünkü kullarım içinde şükredenler çok azdır.
14- Süleyman’ın ölümünü gerçekleştirdiğimiz zaman, asasını yiyen yer kurtçuğundan başka bir şey, onun öldüğünü onlara göstermiş olmadı. O, bu şekilde yere yıkılınca, cinler anladılar ki, eğer gaybı bilmiş olsalardı, o küçük düşürücü azap içinde kalmazlardı.
15- Andolsun! Sebe kabilesi için yurtlarında önemli bir ayet vardı. Sağda ve solda (her tarafta) bahçeleri vardı.(*) “İşte Rabbinizin verdiği rızıktan yiyin. O’na şükredin! Ne güzel şehir! Ve ne güzel bağışlayan Rab!” (dedik.)
16- Fakat onlar yüz çevirdiler. Biz de, onlar üzerine baraj selini gönderdik. Ve iki taraftaki bahçelerini, buruk yemişli, acı meyveli ve az sedir ağaçlı bahçelere çevirdik..
17- İşte Biz, onları yaptıkları nankörlüklerinden dolayı böylece cezalandırdık. Ve Biz kâfir nankörlerden başka kimseyi cezalandırmayız.
18- Onlarla, mübarek kıldığımız şehirler arasında, birinden diğeri görünen nice şehirler yaptık. Aralarında dolaşım planladık. “Geceler ve gündüzlerce emniyet içinde yürüyün” dedik.(*)
(*) Ayetten anlaşılan, bir zamanlar Arabistan ile Yemen arası, çok bayındır ve gelişmiş bir durumdaymış.
19- Fakat onlar: “Ey Rabbimiz! Bizi birbirimizden uzaklaştır” dediler, kendilerine zulmettiler. Biz de onları, (tarihi) efsanelere çevirdik ve onları paramparça ettik. Şüphesiz bunlarda, sabredip şükredenler için önemli belgeler vardır.
20- Andolsun! Şeytan, onlara verdiği zan ve kuşkuları, onlarda doğruya çıkarttı. (Şükür neyinize! Dünyevî keyfinize bakın. Ahiret hayatı yoktur” dedi.)(*) İnanan az bir grup hariç, çoğu ona inandılar.
(*) Kâfirin sonu bir çeşit helaket olduğundan, şeytanın; dünya esastır, ahiret yoktur” deyip kuşku vermesi, kâfire bakan yönüyle doğru çıkmış oluyor. Fakat o bir zandır. Ve şeytan ancak aldatır.
21- Ve şeytanın onlar üzerinde bir gücü yoktur. Meğer Biz, ahirete gerçekten inananları, şüphe içinde olanlardan ayıralım diye onu onlara musallat ederiz. (O şeytan ile onları deneriz.) Fakat sahibin olan Allah, her şeyi çok koruyandır.
22- De ki: “Allah dışında ilahlar olduklarını iddia ettiklerinize yalvarın. Onlar ne göklerde, ne yerde zerre kadar hiçbir şeye sahip değiller. Onların o gökler ve yerde hiç ortaklıkları da yoktur. Ve onlardan Allah’ın yardımcıları da yoktur.”
23- Ve O Allah’ın huzurunda, O’nun izin verdiklerinden başka hiçbir şefaat fayda vermez. Nihayet kalplerinden korku giderilince, birbirlerine: “Rabbiniz ne buyurdu?” derler. (Cevabında:) “Rabbimiz hak ve gerçeği söyledi. O çok yüce ve çok büyüktür.” derler.
24- De ki: “Göklerden ve yerden sizi rızıklandıran kimdir?” De ki: “Allah’tır. Ve (bu durumda) biz veya siz, ya doğru bir yol üzereyiz veya apaçık bir sapıklık içindeyiz.”
25- De ki: “Siz bizim suçumuzdan sorguya çekilmezsiniz, biz de sizin yaptıklarınızdan sorguya çekilmeyiz.”
26- De ki: “Rabbimiz olan Allah, hepimizi bir araya toplayacaktır. Sonra hak ile aramızda hükmünü verecektir. O, her şeyi bilen, en iyi yargılayandır.”
27- De ki: “Allah’a ortaklar olarak ilave ettiğiniz şeyleri bana gösterin! Hayır, onlar, O’na ortak olamazlar. Çünkü Allah, sonsuz güç, izzet ve hikmet sahibidir. [Ortaklar edinmeye ihtiyacı yoktur.]
28- Ve Biz seni, ancak bütün insanlar için müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler.
29- Ve diyorlar ki: “Eğer doğru iseniz, (bize) söz verdiğiniz bu mesele (ahiret,) ne zaman olacaktır?”
30- De ki: “Size bir gün tayin edilmiştir. Ondan bir an bile ne gecikirsiniz ne de ileri geçebilirsiniz.”
31- Fakat o kâfirler dediler ki: “Biz, ne bu Kur’ana ne de ondan önceki kitaplara asla inanmayız.” Keşke o zalimlerin Rableri huzurunda bekletildikleri vakti bir görsen! Nasıl birbirlerine söz atarlar. Zayıf bırakılanlar, büyük olanlara: “Eğer siz olmasaydınız, biz inanacaktık” derler.
32- (Dünyaca) büyüklenmiş olanlar, zayıf bırakılanlara: “Hidayet size geldikten sonra, biz mi size engel olduk? Hayır, siz kendi kendinize suç işlediniz.” derler.
33- Ve zayıf bırakılanlar, büyüklenmiş olanlara: “Hayır! Gece, gündüz tuzak kuruyordunuz. Çünkü Allah’a nankörlük etmemizi, O’na eşler koşmamızı bize emrediyordunuz.” derler. Ve azabı gördüklerinde pişmanlıklarını gizlerler. Biz de o kâfirlerin boyunlarına (demir) tasmalar geçiririz. Ve onlar, yaptıklarından başka bir şey ile cezalandırılmazlar.
34- Biz, hiçbir şehre hiçbir uyarıcı peygamber göndermeyiz illa ki, oranın şımarık başkanları: “Biz, sizin getirdiğiniz mesajları kabul etmiyoruz.” demiş olmasınlar.
35- Ve “Malımız ve evlatlarımız, sizinkinden daha çoktur. Biz azap görecek de değiliz.” dediler.
36- De ki: “Sahibim ve terbiyecim olan Allah, rızkı istediğine açan ve kısandır. Fakat insanların çoğu bunu bilmiyorlar.”
37- Mallarınız ve evlatlarınız, sizi Biz’e yakınlaştıracak imkâna sahip değiller. İman edip yararlı işler yapanlar müstesna. İşte onlar için, yaptıklarından dolayı iki kat fazla mükâfat vardır. Ve onlar, (Cennet) köşklerinde güven ve huzur içinde olacaklardır.
38- Bizden kurtulacaklarını sanarak ayetlerimize karşı gelmek için koşturanlar ise, işte onlar azap içinde yakalanıp getirilecekler.
39- De ki: Rabbim olan Allah, kullarından istediğine rızık açan ve kısandır. (Allah için) harcadığınız her şeyin yerini O, (yeni bir rızık ile) doldurur. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.(*)
(*) Küfrü anlatan ayetler arasında rızıktan söz eden ayetlerin gelmesi birkaç işaret içindir: 1) Allah’ın varlığını en iyi şekilde gösteren rızık gerçeğidir. 2) Kâfirler, Allah’ı bilmedikleri için değil de, rızıklarından korktukları için Allah’ı ve ahireti inkâr ediyorlar. Onlara mukabil, ayet de: “Rızkı veren yalnızca Allah’tır.” diyor.
40- O günü düşün ki; Allah onların hepsini toplayacak, sonra meleklere: “Bunlar mıydı size ibadet edenler?!” diye soracak.
41- Melekler: Seni tenzih ederiz. Dostumuz onlar değil, Sen’sin. Belki onlar (bize değil) cinlere tapıyorlardı. Çünkü onların çoğu, cinlere inanıyordu.
42- “İşte bugün, birbirinize ne fayda ne de zarar vermeye sahip değilsiniz.” (deriz.) Ve o zalimlere: “İşte daha önce yalanladığınız ateşin azabını tadın!” deriz.
43- Çünkü ayetlerimiz apaçık olarak onlara okunduğu zaman: “Bu adam, babalarınızın taptığı sistemden sizi saptırmak istiyor.” dediler. Ve “Bu ancak uydurulmuş bir yalandır.” dediler. Ve hak kendilerine geldiğinde, o kâfirler: “Bu, apaçık bir büyüden başka bir şey değildir.” dediler.
44- Hâlbuki Biz, (Kur’andan önce) onlara öğrenecekleri kitaplar vermiş değiliz. Senden önce de onlara uyarıcı peygamber göndermedik. (Ki senin mesajlarına karşılık müstağni kalıyorlar.)
45- Bunlardan öncekiler de peygamberleri yalanladılar. (Öyle ki) şimdikiler, onlara verdiğimizin onda birine dahi yetişmiş değiller. Fakat onlar peygamberleri yalanladılar. İşte Benim onları nasıl yakaladığımı görün!
46- De ki: “Ben ancak tek bir şeyi size öğüt veriyorum: ‘Allah için ikişer ikişer, birer birer (yanımdan) kalkasınız, sonra düşünesiniz ki: Arkadaşınızda hiçbir delilik yoktur. O ancak, şiddetli bir azabın önünde sizi uyaran bir Peygamberdir.’
47- De ki: “Bu görevime karşı bir ücret istemişsem, o sizin olsun. Ücretim yalnızca Allah’a aittir. O her şeye şahittir.
48- De ki: “Şüphesiz Rabbim, hakkı ortaya koyandır. O, bütün gizlilikleri bilendir.”
49- De ki: “Hak geldi, batıl ne varlık gösterebilir, ne de geri gelebilir.”
50- De ki: “Eğer sapıtmışsam, ben ancak kendi aleyhime sapıtmış olurum. Eğer doğru yolda olsam, o, Rabbimin bana gönderdiği vahiy iledir. Şüphesiz Rabbim (her şeyi) işiten, (her şeye) yakın olandır.”
51-52 Telaşa düştükleri zamanı bir görseydin! Onlara kurtuluş olmayacaktır. Ve yakın bir yerden yakalanacaklardır. (O gün) “O Kur’ana inandık” derler. Fakat çok uzak bir yerden nasıl ona ulaşacaklardır?!
53- Çünkü daha önce (ona yakın iken,) onu inkâr etmişlerdi. Çok uzak bir yerden, (tahminlerle) gayba taş atıyorlardı.
54- Ve onlar ile arzuladıkları şeyler arasına bir engel (ölüm) giriverdi. Daha önce onların benzer takımlarının başına geldiği gibi. Çünkü onlar, kuşku verici bir tereddüt içinde idiler.


35- Fâtır Suresi
Mekke’de nazil olmuştur. 45 ayettir.
Bismillahirrahmanirrahim
1- Bütün hamd ve kemalat (övgü sebepleri,) gökleri ve yeri açarak yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan Allah’a mahsustur. O, yaratıklar içine istediği şeyi ilave eder. O, her şeye gücü yetendir.
2- Allah, insanlara bir rahmet (kapısını) açtı mı, o rahmeti engelleyen olamaz. Engellediği bir şey olursa da, O’ndan sonra o şeyi gönderen olamaz. O, izzet, kudret ve hikmet sahibidir.
(*) Sebe’ suresi, ahiret aleminin izahı ve ispatı iken, bu Fatır suresi de, ikinci dirilişin olacağının ispatı ve izahıdır.. Allah, istediği şeyi istediği zaman yaratandır. O, sonsuz güç sahibidir.
3- Ey insanlar! Allah’ın size olan nimetlerini hatırlayın. Gökten ve yerden sizi rızıklandıran Allah’tan başka yaratan mı var? Asla O’ndan başka ilah yoktur. Artık nasıl (haktan batıla) dönüyorsunuz?!
4- Eğer seni yalanlarlarsa, şüphesiz senden önce de nice peygamberler yalanlandılar. Fakat bütün işler Allah’a dönecektir. [Her şey ahirette belli olacaktır.]
5- Ey insanlar! Şüphesiz Allah’ın verdiği söz haktır. Dünya hayatı sizi aldatmasın. Allah hakkında (kötü zan besleterek) çok aldatıcı olan şeytan da sizi aldatmasın.
6- Çünkü şeytan size düşmandır. Siz de onu düşman edinin. O kendi taraftarlarını, ancak sert ateş (cehennem) ehlinden olsunlar diye çağırır.
7- O kâfirler için çok şiddetli bir azap vardır. İman edip yararlı işler yapanlar için ise, bağışlanma ve büyük bir ücret vardır.
8- Yaptığı kötü iş kendisine güzel gösterilip de onu güzel gören ile böyle olmayan bir olur mu? Şüphesiz Allah, istediğini saptırır, istediğini de doğru yola iletir. Artık onlara hasret çekerek kendini helak etme! Çünkü Allah, onların yaptıkları işleri çok iyi bilendir.
9- Rüzgârları gönderip de bulutu havaya kaldıran Allah’tır. Biz o bulutu ölü bir memlekete sevk ederiz. Ölümünden sonra toprağı onunla diriltiriz. İşte (kabirlerden) dirilip dağılmak da böyle olacaktır.
10- Artık kim, izzet ve şeref istiyorsa, bilsin ki bütün şeref ve izzet, Allah’ındır. Güzel, hoş sözler O’na yükselir. Yararlı işleri de O yükseltir (kabul eder.) (Artık kim izzet kazanmak istiyorsa, güzel bir söz olan Tevhid kelimesi ile imana gelsin, yararlı işler yapsın.) Kötü tuzaklar kuranlar için ise, şiddetli bir azap vardır. İşte böylelerin tuzakları yok olmaya mahkûmdur.
11- Allah sizi topraktan yarattı. (Meni hücresi oldu.) Sonra sizi o meni hücresinden yarattı (döllenmiş oldu.) Sonra (o döllenmiş yumurtayı, ikiz doğuracak şekilde) sizi çiftler (dişi-erkek) yaptı. O’nun ilmi olmadan, hiçbir dişi hamile kalmaz ve doğurmaz. Canlıların ömürlerinin uzatılması ve ömürlerinin eksiltilmesi, mutlaka bir kitapta yazılıdır. Şüphesiz bu, Allah’a çok kolaydır.
12- İki deniz eşit değiller. Biri tatlıdır, susuzluğu keser, içilmesi hoştur. Diğeri de tuzludur, acıdır. Ve her birinden de taze bir et yiyorsunuz. Ve taktığınız süsler çıkarıyorsunuz. Allah’ın verdiği rızkı aramanız ve şükretmeniz için, gemilerin denizi yarıp yüzdüğünü görürsün.
13- Allah, geceyi gündüze sokar, gündüzü de geceye sokar. Güneşi ve ayı musahhar kılmıştır. Her birisi belli bir süreye kadar akıp yüzmektedir. İşte sahibiniz Allah budur, mülk tamamen O’nundur. O’nun dışında yalvardığınız şeyler ise, onlar çekirdeklerin embriyolarına bile sahip olamıyorlar.(*)
(*) Muhtarussihah (kıtmir kelimesi.)
14- Eğer onları çağırırsanız, onlar sizi işitmezler. İşitseler de size cevap veremezler. Ve kıyamet günü onlar, sizin onları Allah’a eş koşmanızı inkâr edecekler. İşte her şeyden haberdar olan Allah gibisi doğru haber veren yoktur!
15- Ey insanlar! Hepiniz Allah’a muhtaçsınız. Allah ise, hiçbir şeye muhtaç değildir. Övülmeye sebep bütün mükemmellikler O’nundur.
16- İsterse sizi götürür, yeni bir mahlûkat getirir.
17- Ve bu durum, Allah’a çetin gelmez.
18- Ve hiçbir günahkâr, başkasının günahını yüklenmez. Yükü ağır gelen kimse, yükünü taşımaya çağırsa, çağırdığı kişi akrabası dahi olsa, onun yükünden bir şey hafifletilmez (hafifletmez.) Sen, (akrabalarını değil) ancak, görmedikleri halde Rablerinin büyüklüğünden ürperen, doğruca namaz kılanları uyarabilirsin. Artık kim (bu şekilde) temizlenmişse, o kendi lehine temizlenmiştir. Ve her şeyin son dönüşü Allah’adır.
19- Ve kör ile gören eşit değildir.
20- Karanlıklar ve aydınlık da eşit değildir.
21- Güneş sıcaklığı ile gölge de bir olamazlar.
22- Diriler ile ölüler de eşit değiller. Şüphesiz Allah, istediğine (bu mesajları) işittirir. Fakat sen kabirde olanlara (manen ölmüşlere) işittiremezsin.
23- Sen ancak bir uyarıcısın.
24- Şüphesiz Biz seni, doğru bir müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Ve hiçbir toplum yoktur ki, kendisine bir uyarıcı gelip, içlerinde kalmış olmasın.
25- Eğer seni yalanlarlarsa, şüphesiz kendilerinden öncekiler de yalanladılar. Elçilerimiz onlara mucizelerle, mektuplarla ve aydınlatıcı bir kitap ile geldiler. (Fakat onlar, o elçileri yalanladılar.)
26- Sonra o kâfir olanları yakalayıverdik. İşte bak, nasıl onları azaplandırdım!
27- Görmedin mi? Allah gökten bir su indirdi. Onunla renkleri değişik meyveleri çıkardık. Dağlardan da beyaz ve kırmızının bütün tonlarında ve simsiyah yollar (damarlar) var.
28- İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da, onlar gibi değişik renkliler vardır. Artık gerçek bir şekilde Allah’tan ürperti duyanlar, ancak âlimlerdir. Şüphesiz Allah, izzet, kudret ve mağfiret sahibidir. (Sonsuz kudretine karşı insanların yaptığı hataları affeder.)
29- Allah’ın kitabını devamlı okuyanlar, doğruca namaz kılanlar, onlara verdiğimiz rızıktan gizli-açık nafaka verenler, işte onlar yok olmayacak bir ticareti umuyorlar.
30- Ki Allah, onların ücretlerini tam olarak versin ve fazlından onlara katkıda bulunsun. Şüphesiz O, çok bağışlayandır ve en iyi karşılık verendir.
31- Sana vahyettiğimiz kitap, kendisinden önceki vahiyleri tasdik edici olarak gelen gerçeğin ta kendisidir. Şüphesiz Allah, kullarından çok iyi haberdardır, onları çok iyi görendir. (İnsanların vahiy hakikatlerine nasıl muhtaç olduklarını gören ve bilendir.)
32- Sonra o Kitabı, kullarımızdan seçtiklerimize miras bıraktık. Onlardan kimi nefsine zulmeder, kimi de ortadadır, kimisi de Allah’ın izniyle iyilikler hedefine varandır. İşte en büyük üstünlük budur:
33- İçlerinde kalınacak Cennetlere gireceklerdir. Onlara, altından bilezikler ve inciler takılacaktır. Ve orda elbiseleri de ipektir.
34- Ve derler ki: “Bizden üzüntüyü gideren Allah’a hamdolsun! Şüphesiz sahibimiz olan Allah, çok bağışlayan ve çok iyi karşılık verendir.”
35- “O Allah ki, fazl ve ihsanından bizi, kalınmaya değer bir yurda indirdi. Orada bize ne yorgunluk dokunur, ne de bize bıkkınlık gelir.”
36- Kâfir olanlar için ise, Cehennem ateşi vardır. Tam ölsünler diye işleri bitirilmez. Ve onlardan azap da hafifletilmez. İşte Biz, nankör kâfirleri böylece cezalandırırız.
37- Onlar orada feryad u figan ederler: “Ey Rabbimiz! Daha önce yaptıklarımızın tersini yapmak için bizi buradan çıkar.” derler. Biz de: “Öğüt alacak olanın öğüt alacağı kadar bir süre sizi yaşatmadık mı? Ve size uyarıcı da gelmişti. Artık azabı tadın! Çünkü zalimler için hiçbir yardımcı olmaz.” (deriz.)
38- Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gizliliklerini bilendir. O, gönüllerde saklı olan her şeyi de en iyi bilendir.
39- Sizi yeryüzünün idarecileri yapan Allah’tır. Artık kim inkâr ederse, onun inkârı kendi aleyhine olur. Ve o kâfirlerin inkârları, sahipleri olan Allah katında onlara gazaptan başka bir şey artırmaz. Ve o kâfirlerin inkârları, onlara zarardan başka bir şey artırmaz.
40- De ki: “Allah’ın dışında yalvarıp eş koştuklarınızı gördünüz mü? Gösterin bakalım; yerden ne yaratmışlar? Yoksa onlara bir kitap verdik de, onlar ondaki delile mi dayanıyorlar? Hayır! O zalimler, birbirlerine, aldatmaktan başka bir şey vaadetmiyorlar.
41- Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri, düzenleri bozulmasın diye tutuyor. Eğer onların düzeni bozulsa, Allah’tan başka hiç kimse onları tutamaz. Şüphesiz O, kullarının hatalarına karşı çok yumuşak davranan ve onları bağışlayandır. [Allah, insanların kâinat düzenini bozmalarını bir dereceye kadar bağışlıyor, onlara yumuşak davranıyor.]
42- Ve bütün var güçleriyle; eğer kendilerine bir peygamber gelse, herhangi bir milletten daha dindar olacaklarına yemin ettiler. Peygamber onlara geldiğinde ise, onlara nefretlerini arttırmaktan başka bir katkısı olmadı:
43- (Yani) onlara, yeryüzünde büyüklük taslamaları ve kötü tuzaklar kurmaları neticesini verdi. Hâlbuki kötü tuzak, ancak sahiplerini kuşatır. Artık onlar, geçmiş ümmetlerin başına gelen İlahî yasadan başka bir şey beklemiyorlar. Ve asla Allah’ın yasasında bir değişiklik bulamazsın. Ve asla Allah’ın yasasında bir sapma bulamazsın. (Azap yasası mutlaka onları yakalayacaktır.)
44- Yeryüzünde dolaşıp onlardan öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görmediler mi? Hâlbuki onlar, kendilerinden daha güçlü idiler. Fakat ne göklerde ne de yerde hiçbir şey Allah’ı aciz bırakacak (O’ndan kurtulacak) değildir. Çünkü Allah (her şeyi) bilendir, (her şeye) gücü yetendir.
45- Eğer Allah, insanların yaptıklarından dolayı onları yakalayıverseydi, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat belli bir süreye kadar onları tehir ediyor. Artık ecelleri geldiği zaman, şüphesiz Allah, kullarını çok iyi görendir. (Hak ettiklerine göre, onları cezalandıracaktır.)


36- Yasin Suresi
Mekke’de nazil olmuştur. 83 ayettir.
Bismillahirrahmanirrahim
1- Yâ Sin(*)
(*) Gerçek manasını ancak Allah bilir. Allah ve Resulü arasında bir şifredir. Fakat kuvvetle muhtemel iki manası şu olabilir: “Sin”, insan olup “Ey insan” demektir. Veya “Yâsin, Peygamber (s.a.)’in ismidir. Çünkü “Muhammed” ile “Yâsin”in ebced değerleri biri 132, diğeri 131’dir. (Yasin=Y-a-s-y-n) olarak hesap edilir; aradaki tek fark da Peygamber’in velayet denilen Allah’a olan yakınlığı ve gizli vahiyleri alan kişiliğinin açık vahiyleri alan kişiliğinden bir derece sonra olduğuna işarettir.
2- Her şeyi yerli yerinde anlatan ilim ve hikmet dolu Kur’ana yemin ederim.
3- Sen daha evvel gelmiş geçmiş peygamberler gibi Peygambersin.
4- Dosdoğru bir yol üzeresin.
5- Bu Kur’an, kâinatı abes bırakmayan, insanları başıboş bırakmamak için onlara acıyan Allah’ın, peyderpey sana indirdiği emirleridir.
6- Ki sen, gaflet içinde yuvarlanan, dede ve babalarından kendilerine sağlıklı bir bilgi gelmeyen bir toplumu uyarasın.
7- Andolsun! Onların çoğunun kader mürekkebi kurumuştur. Onlar asla iman etmezler.
8- Biz, onların boyunlarına tasmalar geçirdik. O tasmalar çenelerine kadardır; onları öyle sıkar ki yere bakamazlar.
[Kibir ve küfür, pis bir tasmadır. Ağızlarına kadar onları sarmış, başlarını eğip düşünemezler… Yani küfür yüzeyselliktir.]
9- Önlerine bir sed, arkalarına da bir sed yapmışız (onları kuşatmışız.) Gözlerine perde çekmişiz, artık onlar asla göremezler.
[Kalbi küfür ile kararmış insan, ne geçmişinden ne de geleceğinden bir şey anlamaz. Gözü perdeli olduğu için, içinde bulunduğu anın değerini de bilmez. Taş gibi cansız bir hal alır, his ve duygudan yoksunlaşır.]
10- Öyle ki onları uyarsan da uyarmasan da birdir. Onlar iman etmeyeceklerdir.
11- Sen, ancak zikre (Kur’ana) tabi olan ve sonsuz mükemmel olan Allah’tan gıyaben korkan kişiyi uyarırsın. Böyle bir kişiyi Allah’tan bir mağfiret ve güzel ikramlı bir ücret ile müjdele!...
12- (Biz, geçmiş ve geleceği kaybettirmiyoruz.) Biz ölüleri diriltiriz; (yani) yaptıklarını ve eserlerini muhafaza ediyoruz. Ve her şeyi imam-ı mübin(açık ve büyük rehber)de saymışızdır.
13- Onlara (o gafil topluma) kendilerine elçiler gelen şehir ahalisinin misalini ver.
14- Biz onlara iki elçi gönderdiğimizde onları yalanladılar. Onları üçüncü bir kişi ile pekiştirdik; üçü bir dediler ki: “Biz size gönderilmiş elçileriz.” Onlar:
15- “Siz, ancak bizim gibi insansınız. Hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah, hiçbir şey indirmemiştir. Siz yalancılardan başka bir şey değilsiniz.” Elçiler:
16- “Rabbimiz biliyor. Biz size gönderilmiş gerçek elçileriz.
17- Ve bizim sorumlu olduğumuz tek görevimiz, güçlü ve açık bir tebliğdir (size mesajı ulaştırmaktır.)” Onlar:
18- “Biz sizi uğursuz buluyoruz. Eğer bu işe son vermezseniz, sizi alt ederek uzaklaştırırız ve bizden size işkenceli bir azap dokunur.” Elçiler:
19- “Uğursuzluk sizin içinizdedir. (Hak ve hakikat) mesajının size gelmesinden uğursuzluk mu gelir? (Fakat siz gerçekleri gören bir toplum değil) belki israf içinde yuvarlanıyorsunuz.”
20- Ve bu arada şehrin kenar mahallesinden bir adam koşarak geldi: “Ey milletim bu elçilere uyunuz!
21- Sizden bir ücret istemeyen, kendileri doğru yolda olanlara tabi olun!” dedi (ve şöyle devam etti:)
22- “Beni yaratıp açan, sizin (ve her şeyin) O’na döneceği (her şey elinde olan) Halıkım’a neden kulluk etmeyeyim?
23- Allah’tan başka ilahlar mı edineyim? Eğer Rahman olan Allah bana bir zarar vermek isterse, o ilahların şefaati bana bir fayda vermez ve onlar beni kurtaramazlar.
24- Ben o zaman apaçık bir sapıklık içinde olurum.
25- Ben sizin sahibiniz olan Allah’a inandım. Siz beni dinleyin!
26- (O öldüğünde) ona “Cennete gir” denildi.(*) O ise “Keşke toplumum da bilseydi:
(*) Kabir hayatına işarettir.
27- Rabbimin nasıl kusurlarımı affettiğini ve beni ikrama kavuşanlardan kıldığını.”
28- Ondan sonra onun toplumuna gökten hiç asker indirmedik; indirecek de değildik. (Buna lüzum yoktu.)
29- Onların işi, tek bir sayha (ses veya patlama) ile bitti. O patlamadan sonra onlar sönüverdiler. (Öldüler veya yanardağdan sonra sönüp heykelleşen cesetleri kaldı.)(*)
(*) Hıristiyan tebliğcilerine karşı koyan, Vezüv Yanardağının patlamasına maruz kalan Pompei şehrini kastediyor olması kuvvetle muhtemeldir.
30- Yazık kullara! Kendilerine hiç elçi gelmez ki onlar onunla alay ediyor olmasınlar.
31- (İlim mercekleriyle veya eserler yoluyla) görmüyorlar mı? Ki onlardan evvel nice çağları helak ettik. Onlar, o çağlara dönemezler.
32- Hâlbuki hepsi de, her şeyleri ile yanımızda hazır ve mahfuzdurlar. (Yokluk ve kaybolmak yoktur. Hıfz ve muhafaza, zerrelerden insanlara kadar, yerden yıldızlara kadar her şeyi kuşatmıştır.)
33- Onlar için bir mucize (delil) de, ölmüş yeryüzüdür. (Başta tamamıyla ölü idi. Her kışta da nispeten ölüyor.) Biz onu dirilttik. Ondan hububat çıkardık. O hububattan yiyorlar.
34- Ve içinde hurma ve üzüm bağlarını yaptık.
35- Ve ondan çeşmeler fışkırttık, (onda bostanlar kıldık) ki, Allah’ın (harika) meyve(ve sebze)lerini yesinler. (Öyle harikalar ki) onlar kendi imkânları ile o meyve(ve sebze)leri yapamazlar. Buna rağmen onlar şükretmeyecekler mi?
36- Her şeyden yücedir O Allah ki, yerin bitirdiklerini, kendilerini ve bilmedikleri nice şeyleri çift yaratmış. (O bütün çiftlerin yaratanı olduğundan eş ve yardımcıya ihtiyacı yoktur. Maddeyi yarattığı için madde değildir.)
37- Onlar için bir mucize daha, gecedir. (Birinci mucize yeryüzü ise, ikincisi gökyüzüdür ki geceleyin görünür.) O gecenin (karanlığın) içinden gündüzü çektiğimizde, onlar karanlık içinde kalırlar. (Demek birisi bilerek bu karanlık uzay denizinde ışık adalarını yaratmıştır.)
Yüklə 2,57 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   26   27   28   29   30   31   32   33   ...   42




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin