Kur’an-ı Kerim Meali - fatiha Suresi Mekke’de nazil olmuştur ayettir



Yüklə 2,57 Mb.
səhifə34/42
tarix20.11.2017
ölçüsü2,57 Mb.
#32304
1   ...   30   31   32   33   34   35   36   37   ...   42

19- Allah, kullarına karşı lütufkârdır. İstediğini rızıklandırır. O, çok güçlü ve izzet sahibidir. [Rızık, kudret ve gayret, ahiretin olmasını gerektiriyorlar.]
20- Kim ahiret gelirini istiyorsa, onun gelirini arttırırız. Kim dünya gelirini istiyorsa, ona da ondan veririz. Fakat ahirette ona hiçbir nasip yoktur.
21- Yoksa onların, Allah’ın izin vermediği yasaları onlar için din olarak yasallaştıran putları mı var? (Ki Allah’ın yasalarını kabul etmiyorlar.) Eğer her şeyin birbirinden ayırtedileceği vakit için verilmiş bir söz olmasaydı, yargılanıp işleri bitecekti. Ve zalimler için elem verici bir azap vardır.
22- Zalimlerin, kazandıklarının azabından titrediklerini görürsün. Hâlbuki o azap, (her halükarda) onların başına gelecektir. İnanıp yararlı işler yapanlar ise, Cennet bahçelerinde olacaklar. Rableri katında, onlar için her istedikleri olacaktır. İşte en büyük fazl ve ihsan budur.
23- İşte Allah’ın, iman edip de yararlı işler yapan kullarına verdiği müjde budur. De ki. “Ben, akrabalara olan sevgiden başka, bu görevime karşı sizden bir ücret istiyor değilim. Artık kim bir iyilik işlerse, onun sebebiyle iyiliğini arttırırız. Şüphesiz Allah, çok bağışlayan ve çok iyi karşılık verendir.
24- Yoksa (senin için) “Allah namına yalan uydurdu” mu diyorlar? (Hâlbuki) eğer Allah dilerse, senin kalbini mühürler, boş batıl olan şeyleri iptal eder ve kelimeleriyle (yasalarıyla) hakkı gerçekleştirmiş olur. Şüphesiz O, sinelere sahip herkesi çok iyi bilendir.
25- Ve kullarından tevbeleri kabul eden, kötülükleri silen, yaptıklarınızı bilen O’dur.
26- İman edip yararlı işler yapanların dualarına cevap veren, onlar için bol iyiliklerde bulunan O’dur. Kâfirler için ise, şiddetli bir azap vardır.
27- Eğer Allah, kulları için rızkı tam açmış olsaydı, yeryüzünde azgınlık ederlerdi. Fakat O, istediği miktarda rızkı indiriyor. Şüphesiz O, kullarından haberdar ve onları çok iyi görendir.
28- İnsanların boynu bükük ümitsiz olmalarından sonra, yağmur ile imdatlarına gelen, rahmetini yayan O’dur. O, çok mükemmel, övgüye layık bir veli ve sahiptir.
29- Allah’ın ayetlerinden biri de, göklerin ve yerin yaratılması ile göklerde ve yerde yaydığı canlılardır. Allah istediği zaman, onları bir araya getirmeye gücü yetendir.
30- Başınıza gelen bir musibet, mutlaka ellerinizle yaptıklarınızdan dolayıdır. Ki Allah, yaptıklarınızın çoğunu da affediyor.
31- Ve yeryüzünde Allah’ı aciz bırakıp kurtulamazsınız. Çünkü Allah’tan başka size sahip çıkacak, yardım edecek hiç kimse yoktur.
32- O’nun ayetlerinden biri de; denizde yüzen dağlar gibi olan gemilerdir.
33- Allah dilese, rüzgârı sakinleştirir, o gemiler denizin üzerinde durup kalırlar. İşte bunda, sabreden ve şükreden herkes için önemli ayetler vardır.
34- Veya yaptıkları kötü işlerinden dolayı onları batırır. Fakat çoklarını affediyor.
35- (Allah, onları suda boğar ki) ayetlerimize karşı mücadele edenler, kendileri için hiçbir kurtuluş olmadığını bilsinler.
36- İşte size verilenler, dünya hayatının (geçici) fayda ve yaşamıdır. Rabbinin katında (ahirette) olan ise, inanıp Rablerine tevekkül edenler için, daha yararlı ve daha süreklidir.
37- O müminler ki; büyük günahlardan ve fahiş şeylerden kaçınırlar, kızdıkları zaman da bağışlarlar.
38- Onlar ki; Rablerinin çağrısına icabet ederler, namazı doğruca kılarlar ve idareleri, aralarında şura iledir. Ve Bizim onlara verdiğimiz rızıktan nafaka verirler.
39- Onlar ki; zulüm başlarına geldiği zaman, kendilerini savunurlar.
40- Ve (bilirler ki:) Kötülüğün cezası, onun gibi bir kötülüktür. Artık kim affeder barışırsa, onun ücreti Allah’a aittir. Şüphesiz O, zalimleri sevmez.
41- Fakat zulme uğradıktan sonra, kendini savunan olursa, işte onlara karşı bir kınama yolu bulunmaz.
42- Asıl kınama yolu, insanlara zulmeden, yeryüzünde haksız yere azgınlık yapanlara karşı vardır. Onlar için elem verici bir azap vardır.
43- Fakat sabredip bağışlayan olursa, şüphesiz bu yol, yapılmasına azmedilen (önemli) işlerdendir.
44- Artık Allah kimi saptırırsa, ondan sonra onun için hiçbir dost bulunmaz. Ve zalimlerin, azabı gördüklerinde; “Dönüş için bir yol yok mudur?” diyeceklerini görürsün.
45- Ve o zalimlerin ateşe tutulduklarını, zillet içinde küçülerek, alçalarak göz uçlarıyla baktıklarını görürsün. (İşte o zaman) inananlar: “Şimdi asıl zarar edenler, kıyamet günü kendilerini ve ailelerini kaybedenlerdir” derler. İyi bilin ki, zalimler için daimi bir azap vardır.
46- Allah’ın dışında onlara yardım edecek hiç dostları olmayacaktır. Çünkü Allah kimi saptırırsa, onun için bir çıkış yolu bulunmaz.
47- Allah’ın getirmesine karşı hiçbir engelin olmayacağı olan o gün gelmezden önce, Rabbinizin çağrısına icabet edin. O gün, sizin için ne bir sığınak vardır, ne de yaptıklarınızı inkâr edebilirsiniz?
48- Artık eğer yüz çevirirlerse, (bil ki) Biz seni, onlar üzerinde koruyucu olarak göndermedik. Senin görevin yalnızca tebliğdir. Ve (bil ki) Biz, insana bir rahmet tattırdığımızda, onunla sevinir. Eğer ellerinin yaptıklarından dolayı başlarına bir musibet gelirse, işte o zaman insan nankör (olur.)
49- Hâlbuki göklerin ve yerin mülkiyet ve idaresi Allah’ındır. O, istediğini yaratır, dilediğine kızlar verir, dilediğine de erkekler verir. [Peygamberler ve melekler dahi, O’nun izni olmadan hiçbir iş yapamazlar.]
50- Veya onlara çifter erkekler ve kızlar verir.(*) Ve dilediğini de kısır bırakır. Şüphesiz O, her şeyi bilen ve her şeye gücü yetendir.
(*) Mecazül-Kur’an.
51- Allah, bir insanla ancak vahiy yoluyla (direkt) veya bir perde arkasından konuşur. (Yani)(*) bir elçi (melek) gönderir, o melek Allah’ın izniyle, dilediklerini vahiy olarak bildirir. Şüphesiz O, çok yüce ve her şeyi yerli yerinde yapandır.
(*) Burada “ew”, “we” manasındadır. “We” de atf-ı tefsir içindir. Çünkü Allah, melekleri kendisine perde ederek, onlar vasıtasıyla insanlarla konuşur. Demek perdeden maksat, meleklerdir. Demek bu cümle, bir evvelki cümlenin açıklamasıdır.
52- İşte böylece (melek vasıtasıyla) emrimizden bir ruhu (ruh gibi bir mesajı) sana bildirdik. Sen kitap nedir, iman nedir, bilmezdin. Fakat Biz o kitabı, onunla, kullarımızdan istediğimizi doğru yola ilettiğimiz bir nur yaptık. Ve şüphesiz sen, insanları çok doğru bir yola çağırıyorsun.
53- Göklerdeki ve yerdeki her şeyin O’nun olduğu Allah’ın yoluna çağırıyorsun. İyi bilin ki bütün işler Allah’a döner.


43- Zuhruf Suresi
Mekke’de nazil olmuştur. 89 ayettir.
Bismillahirrahmanirrahim
1- Hâ, Mim.
2- Apaçık olan o kitaba andolsun ki;
3- Biz, onu düşünüp idrak etmeniz için, Arapça bir Kur’an yaptık.
4- Ve şüphesiz o ana kitapta, yanımızda şanı yüce ve hikmetle doludur.
5- Her şeyinizi boşa harcıyorsunuz diye, size mesajı göndermeyip sizden vaz mı geçelim?
6- Nitekim öncekilere nice peygamberler gönderdik.
7- Onlara her peygamber geldiğinde, mutlaka onunla alay ediyorlardı.
8- İşte Biz, onlardan daha zorba güçlüleri helak ettik. Ve öncekilere gelen azap örneği olarak tarihe karıştılar.(*)
(*) Fethülkadir, Katade.
9- Eğer bunlara “gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorarsan, elbette “şanı yüce, güçlü ve her şeyi bilen Allah, onları yarattı” diyecekler.
10- O Allah ki; yeri size bir beşik kılmıştır. Ve doğruyu bulasınız diye, onda size yolar yaratmıştır.
11- O Allah ki; gökten belli bir ölçü ile bir su indirmiştir. O su ile ölü olan bir memleketi dirilttik. İşte siz de (kabirlerden) böyle çıkartılacaksınız.
12- O Allah ki; bütün çiftleri yaratmıştır. Sizin için, bineceğiniz gemiler ve hayvanlar yaratmıştır.
13- Ki sırtlarına binesiniz, sonra onlara bindiğiniz zaman, Rabbinizin verdiği nimeti anasınız ve şöyle diyesiniz: “Emrimiz altına almaya gücümüz yetmediği halde, bunları bize musahhar eden Allah, münezzeh ve yücedir.”
14- “Ve elbette biz, Rabbimize döneceğiz.”
15- (Durum bu iken) onlar, Allah’ın kullarından bir kısmını, O’nun bir parçası saydılar. Şüphesiz insan, apaçık bir nankördür.
16- Yoksa size oğullar seçkinliği verip de kendi yarattıklarından kızlar mı edindi?!
17- Onlardan biri, Rahman olan (her şeyin rızkını veren) Allah’a benzer ilahlar olarak ileri sürdükleri kızlar ile müjdelendiği zaman, yüzü simsiyah kesilir, öfkesini yutkunmaya başlar.
18- Ve süs içinde yetiştirilip de mücadelede açık olmayanı mı (Allah’a ortak koştular?)
19- Ve Rahman olan Allah’ın kulları olan melekleri kızlar yaptılar. Onların yaratılmalarına şahit mi oldular!? Onların şahitliği yazılacaktır ve sorguya çekilecekler.
20- Ve: “Eğer Rahman olan Allah dileseydi, biz bu meleklere tapmazdık. Hâlbuki bu konuda hiçbir bilgileri yoktur. Onlar ancak yalan söyleyip kekeliyorlar.
21- Yoksa bu Kur’andan önce, kendilerine bir kitap vermişiz de onlar onunla mı tutunuyorlar?
22- Hayır! (Ne bilgileri ne de kitapları var.) Sadece: “Biz, babalarımızı toplumsal bir gelenek üzere gördük ve biz ancak onların izinde gidiyoruz.” dediler.
23- İşte böylece hangi şehre uyarıcı bir peygamber gönderdiysek, mutlaka oranın zenginleri: “Biz babalarımızı bir din ve gelenek üzere gördük. Ve biz onların izine uyarız” dediler.
24- O peygamber. “Ben, atalarınızı üzerinde bulduğunuz gelenekten daha doğru bir bilgi ile size gelmiş olsam da (böyle kalacaksınız..)” dedi. Onlar: “Biz asla, senin ve senden öncekilerin getirdiği bilgileri kabul etmiyoruz.” dediler.
25- Biz de onlardan intikam aldık. İşte bak, yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu gör!
26- Ve hatırla ki; İbrahim, babasına ve kavmine: “Ben sizin ibadet ettiklerinizden uzağım.”
27- “Ben, yalnızca beni yaratana ibadet ederim. Çünkü O, bana doğru yolu gösterecektir.” dedi.
28- Ve bu mesajı, ardında gelenler içinde daimi kalacak bir yasa olarak bıraktı ki dönüş yapsınlar.
29- Fakat Ben, (İbrahim nesli olup, ardında gelen) bunları ve ecdatlarını yaşattım. Nihayet hak (bir kitap) ve (mucizelerle) güçlenmiş bir elçi onlara geldi.
30- İşte hak olan bilgi, onlara geldiğinde: “Bu, büyüdür. Biz bunu kabul etmiyoruz.” dediler.
31- “Ve bu Kur’an, iki şehrin birinden büyük bir adama gelmeli değil miydi?” dediler.
32- Acaba onlar mı Rabbinin rahmetini taksim ediyorlar? (Peygamberlik onların taksimine göre mi inmeliydi?) Biz dünya hayatında onların geçim kaynaklarını aralarında bölmüşüz. Bazılarını diğerlerinden derece derece üstün kılmışız ki, birbirlerini çalıştırabilsinler. Ve Rabbinin rahmeti, onların topladığı (mal ve servetten) daha yararlıdır.
33- Eğer insanların tek bir (eşit, durağan) toplum olma endişesi Bizde olmasaydı, her şeyin rızkını veren Allah’ı inkâr eden kâfirlere gümüşten evler ve üzerine basıp çıktıkları merdivenler yapardık.
34- Ve gümüşten evleri için kapılar ve üzerine yaslandıkları koltuklar verirdik.
35- Ve (onlar için, bu sayılanları) altından da yapardık. Fakat bütün bunlar, dünya hayatının geçici geçimidir. Ahiret hayatı ise, Rabbinin yanında (ebedî âlemde) özlerini koruyanlar içindir.
36- Artık, her şeyin rızkını veren Allah’ın mesajına karşı kim kör olursa, ona bir şeytan musallat ederiz. O hep ona arkadaş olur.
37- Ve şüphesiz o şeytanlar, onları doğru yoldan alıkorlar. Fakat o körler, kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.
38- Nihayet o, (arkadaşı ile) huzurumuza geldiğinde: “Keşke benimle senin aranda iki doğunun (doğu ile batı) mesafesi kadar bir uzaklık olsaydı! Sen ne kötü bir arkadaşsın!” der.
39- Bugün, ikinizin de zulmettiği belli olduğu için, müştereken azap içinde olmanız size bir fayda vermez.(*) (Azabınızı hafifletmez. Ortaklık bir bahane teşkil etmez.)
(*) Nesefi.
40- Acaba, sağıra sen mi işittireceksin veya kör olup da apaçık bir sapıklık içinde olana sen mi yol göstereceksin.
41- İşte eğer Biz seni, (onların içinden) alırsak, şüphesiz Biz, onlardan intikam alırız.
42- Veya onlara vaadettiğimiz azabı sana göstersek, şüphesiz Biz onların hakkından gelebiliriz.
43- Artık sen, sana vahyedilene sımsıkı sarıl. Şüphesiz sen, dosdoğru bir yol üzeresin.
44- Ve şüphesiz bu Kur’an, hem senin için hem kavmin için bir zikirdir. (Öğüttür, yasadır, bilgidir.) Bu, ilerde size sorulacaktır.
45- Sen önceki peygamberlerin (dinlerini) sorup araştır: Rahman olan Allah’ın dışında ibadet edilen ilahlara izin vermiş miyiz?
46- Andolsun! Biz Musa’yı, mucizelerimizle Firavun ve meclisine gönderdik. “Ben, Rabb-ül Âlemin olan Allah’ın elçisiyim” dedi.
47- Musa, ayetlerimizi onlara getirince, alaya alıp gülmeye başladılar.
48- Onlara gösterdiğimiz her mucize, mutlaka diğerinden daha büyük idi. Ve onları azap ile yakaladık ki dönüş yapsınlar.
49- Ve “Ey büyücü! Rabbinin sendeki sözü ile bizim için dua et. Artık biz doğru yolu bulduk.” dediler.
50- Biz onlardan azabı kaldırdığımızda, hemen sözlerinden geri dönmeye başladılar.
51- Ve Firavun, milleti içinde onlara hitap ederek dedi ki: “Ey Kavmim! Mısır’ın mülk ve idaresi, benim değil mi? Görmüyor musunuz? Bu nehirler, benim altımdan akıyor değil mi?
52- Yoksa ben, şu düşük, nerede ise bir şey izah edemeyecek adamdan daha hayırlı değil miyim?
53- (Eğer doğru ise,) onun üzerine altın bilezikler inmeli veya onunla beraber ona arkadaş olarak melekler gelmeli değil miydi?
54- Böyle diyerek milletini hafife aldı.(*) Onlar da ona boyun eğdiler. Çünkü onlar, yasaları çiğneyen bir toplum idiler.
(*) Veya onları şişirip aldattı.
55- İşte bizi kızdırdıkları zaman, onlardan intikam aldık: (Yani) hepsini suda boğduk.
56- Onları, sonradan gelen kâfirlerin ataları ve örnekleri yaptık.
57- Meryemoğlu İsa bir örnek olarak anlatılınca, senin kavmin hemen engel olmaya çalıştı.
58- Ve: “İlahlarımız mı daha yararlı, o mu? (Hıristiyanlar ona taptıkları halde, sen onu değil de bizim taptığımız ilahlarımızı yeriyorsun.)” dediler. Ve bunu, yalnızca seni lafta yenmek için söylediler. Evet, onlar tartışmacı bir toplumdurlar.
59- Meryemoğlu İsa, ancak kendisine nimet verdiğimiz, İsrailoğulları için örnek bir önder yaptığımız bir kuldur.
60- Eğer isteseydik, sizin yerinize, yeryüzünü idare edecek melekler yaratırdık.
[Fakat Allah’ın hikmeti, işi insanlar ile idare etmektir. Nitekim İsa da, melekvari yapısı yanında, insanlara örnek olsun diye acıkmış, susamış, ağlamış, sıkıntı çekmiştir.]
61- Ve o (İsa,) kıyametin alametidir. Sakın onda şüphe etmeyin ve Bana uyun! İşte dosdoğru yol budur!
62- Sakın şeytan size engel olmasın. Şüphesiz o, size apaçık bir düşmandır.
63- İsa, mucizeler ile geldiğinde: “Ben size bilgi ve hikmet getirdim. İhtilaf ettiğiniz bazı konuları açıklamak için geldim. Artık Allah’ın yasalarını çiğnemekten sakının ve Bana itaat edin.”
64- “Şüphesiz Allah, benim de sizin de Rabbinizdir. Artık yalnızca O’na kulluk edin. İşte dosdoğru yol budur!” dedi.
65- Fakat gruplar, kendi aralarında ihtilafa girdiler. Artık elem verici bir günün azabından dolayı o zalimlere yazıklar olsun!
66- Onlar sadece kıyametin, farkına varmadan ansızın onlara gelmesini bekliyorlar!
67- O gün muttakiler (kendi özlerini koruyanlar) hariç, bütün dostlar birbirlerine düşman olacaklar.
68- (Allah, o muttakiler için:) “Ey kullarım! Bugün size ne korku vardır ne de üzülürsünüz.” (der.)
69- O muttakiler ki ayetlerimize inanmışlar ve bize teslim olmuşlardır.
70- (Onlara:) “Siz ve hanımlarınız, sevinçli olarak Cennete girin…” (denilir.)
71- Orada onlara altın tabaklar ve kadehler sunulur. Canların çektiği, gözlerin zevk aldığı her şey orada vardır. Ve sizler orada ebedî kalacaksınız.
72- İşte yaptıklarınızdan dolayı size miras olarak bırakılan Cennet budur!
73- Orada, yediğiniz nice yemiş ve meyveler sizin için vardır.
74- Suçlular ise, hiç şüphesiz Cehennem azabında ebedî olarak kalacaklardır.
75- Azap, onlardan asla gevşetilmeyecektir. Ve onlar orada ümitsiz olarak kalacaklardır.
76- Biz onlara zulmetmedik. Fakat kendileri zalim idiler.
77- Ve Cehennem bekçisine: “Ey memur! Rabbin olan Allah, bizi öldürüp işimizi bitirsin” diye yalvarırlar. Bekçi: “Siz gerçekten bekleyeceksiniz” der.
78- Andolsun! Biz size hak ile doğru bilgi ile geldik. Faka çoğunuz haktan hoşlanmadınız.
79- Yoksa onlar (hoşlanmamakla beraber hakka karşı gelme hususunda) bir iş mi kararlaştırdılar? Biz de (onları cezalandırmaya ve hakkı yerleştirmeye) kararlıyız.
80- Yoksa Biz onların sırlarını ve gizli kararlarını işitmez miyiz, sanıyorlar? Hayır, işitiriz ve yanlarında bulunan elçilerimiz de (yaptıkları her şeyi) yazarlar.
81- De ki: “Eğer her şeyin rızkını veren Allah’ın evladı olsaydı, ona ilk tapan ben olurdum.”
82- Arşın, göklerin ve yerin sahibi olan Allah, onların nitelemelerinden münezzeh ve yücedir.
83- Bırak onları, kendilerine vaadedilen gün ile karşılaşıncaya kadar dalıp oynasınlar.
84- Hâlbuki gökte de ibadet edilen, yerde de ibadet edilen Allah’tır. O, sonsuz ilim ve hikmet sahibidir.
85- Göklerin, yerin ve aralarındakilerin mülkiyet ve idaresi O’nun olan Allah, bütün kusurlardan münezzehtir. Kıyametin bilgisi, O’nun yanındadır. Ve en son O’na döneceksiniz.
86- Allah’tan başka yalvardıkları zatlar, şefaat etmeye malik değiller. Hakka şahit olup da (Allah’ın mutlak hâkimiyetini) bilenler müstesna… (Hz. İsa ve melekler gibi.)
87- Eğer onlara; “Bunları kim yarattı?” diye sorarsan, elbette “Allah” diyecekler. Artık (haktan) nasıl ve nereye dönüyorlar?
88- Ve o elçi: “Ey Rabbim! Bunlar, iman etmez bir toplumdurlar” dedi.
89- (Allah da:) “Öyle ise onlardan yüz çevir, selam de. Onlar ilerde bileceklerdir” (dedi.)


44- Duhan Suresi
Mekke’de nazil olmuştur. 59 ayettir.
Bismillahirrahmanirrahim
1- Hâ, Mim.
2- Apaçık olan o kitaba andolsun!
3- Ki Biz onu mübarek bir gecede indirdik. Biz gerçekten uyarıcıyız.
4- Yerli yerinde olan her iş, o gecede ayırt edilir.
5- Kendi katımızdan bir emir olarak (o Kur’anı indirdik.) Biz şüphesiz göndericiyiz.
6- (O iş,) Rabbinden bir rahmet olarak gelir. Şüphesiz senin Rabbin, (her duayı) işiten, (her ihtiyacı) bilendir.
7- O, göklerin ve yerin ve aralarındakilerin Rabbi ve sahibidir, eğer bilip inanıyorsanız, bunun böyle olduğunu anlarsınız.
8- O’ndan başka ilah (mabud ve yaratan) yoktur. Dirilten ve öldüren O’dur. Sizin de Rabbi’nizdir, önceki atalarınızın da Rabbidir.
9- Fakat tereddüt içinde oynuyorlar.
10- Artık göğün apaçık bir duman ile geleceği günü bekle!
11- O duman, insanları sarar. Elem verici bir azaptır bu!
12- “Ey Rabbimiz! Bizden azabı gider, biz gerçekten inandık.” (derler.)
13- Artık onlar, nasıl dönüp öğüt alacaklar. Çünkü daha önce kendilerine apaçık bir elçi geldi (de inanmadılar, öğüt almadılar.)
14- Sonra ondan yüz çevirdiler ve “eğitilmiş bir delidir” dediler.
15- Biz sizden az bir miktar azabı kaldırırız, fakat siz eski halinize dönersiniz.
16- (Onlara) büyük bir tokat vuracağımız günü(*) düşün! İşte o zaman, gerçekten intikam alırız.
(*) Bedir gününü önceden haber veriyor.
17- Ve andolsun, onlardan önce de Firavun kavmini denedik. Onlara çok iyi bir elçi gelmiş idi.
18- “Allah’ın kullarını bana geri verin. Ben, size gelen güvenilir bir peygamberim.”
19- “Allah’a karşı isyan etmeyin. Ben gerçekten size apaçık bir delil (mucize) getirmişim.”
20- “Beni recmetmeyesiniz diye, Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a sığındım.”
21- “Eğer bana inanmasanız da, beni rahat bırakın.” dedi.
22- “Bunlar azgın, suçlu bir toplumdurlar” diye Rabbine yalvardı.
23- (Biz de dedik ki:) “Geceleyin kullarımı al götür! Siz gerçekten takip edileceksiniz.”
24- “Ve denizi açık bırakarak git! Onlar gerçekten boğulacaklar.”
25- Onlar, (o Firavun kavmi) nice bağlar ve çeşmeli bahçeler,
26- Ekinler ve güzel makamlar,
27- Ve içinde faydalandıkları nice nimetleri öylece bıraktılar.
28- Ve Biz, onları başka bir kavme miras bıraktık.
29- Ne gök ne de yer, onlara ağlamadı. Ve mühlet verilip bırakılacak olmadılar.
30- Andolsun! Biz (böylece) İsrailoğullarını alçaltıcı bir azaptan kurtardık.
31- Firavundan… O, gerçekten üstünlük taslayan ve müsriflerden idi.
32- Andolsun! Biz, bir bilgi üzere o İsrailoğullarını insanlardan üstün kıldık.
33- Ve içlerinde büyük bir imtihan olan nice mucizeleri onlara gösterdik.
34, 35- Şüphesiz bunlar diyecekler: “Bu ölümümüzden başka (sonra) birşey yoktur. Biz diriltilecek değiliz.
36- Eğer doğru iseniz, önceki atalarımızı bize getirin.”
37- Acaba onlar mı daha hayırlı, yoksa Tübbe kavmi(*) ile onlardan önceki kavimler mi? Biz hepsini helak ettik. Çünkü onlar mücrim, suçlu toplumlar idi.
(*) Yemen’de büyük bir medeniyet kuran bir kavim.. Tübbe, Yemen sultanı demektir.
38- Biz, gökleri, yeri ve aralarındakileri, oyun olsun diye yaratmadık.
39- Biz onları, ancak hak ve hakikat ile yarattık. Fakat onların çoğu bunu bilmezler.
40- Şüphesiz, her şeyin birbirinden ayırtedileceği gün, onlar için tayin edilmiştir.
41- O gün, hiçbir dost diğerine fayda veremeyecektir ve onlara yardım da edilmeyecektir.
42- Allah’ın rahmet ettikleri müstesna. Şüphesiz Allah, izzet, güç ve rahmet sahibidir.
43, 44- Gerçekten zakkum ağacı, günahkârların yemeğidir.
45- Pota gibi karınlarında kaynar.
46- Sıcak suyun kaynaması gibi (Allah, zebanilere:)
47- İşte o günahkârı tutun, Cehennemin ortasına sürükleyin.
48- Sonra onun başına, sıcak su azabından dökün.
49- (Ona da:) “İşte azabını tat! Sen kendince şerefli ve büyük bir makamda idin..
50- İşte hakkında şüphe ettiğiniz azap budur!” (denilir.)
51- (Kendini her nevi kötülükten) koruyanlar ise, güvenilir bir makamdadırlar.
52- Bahçeler ve çeşme başlarında,
53- İnce ipekten, parlak atlastan elbiseler giyerek karşılıklı otururlar.
54- İşte bunun yanında, onları ceylan gözlü hanımlar ile evlendiririz.
55- Güven içinde, her nevi yemiş ve meyveyi isterler.
56- Orada ilk ölümden başka ölüm tatmazlar (ebedidirler.) Ve Allah, onları Cehennem azabından korur.
57- Rabbinden bir ikram ve fazl olarak onlara verilir. İşte en büyük kazanç budur!
58- İşte Biz bu Kur’anı, ancak senin lisanınla kolaylaştırdık ki, idrak edip öğüt alsınlar.
59- Bekle! Onlar da bekliyorlar. (Kimin haklı olduğu ortaya çıkacaktır.)


45- Câsiye Suresi
Mekke’de nazil olmuştur. 37 ayettir.
Bismillahirrahmanirrahim
1- Hâ, Mim.
2- Kitabın indirilişi, her şeye gücü yeten, üstün olan, her şeyi yerli yerinde yapan Allah’tandır.
3- Hiç şüphesiz göklerde ve yerde, müminler için önemli ayetler vardır.
4- Yaradılışınızda ve (Allah’ın) üretip yaydığı hayvanlarda da, araştırıp inanan bir toplum için önemli ayetler vardır.
5- Gece ve gündüzün değişmesinde, Allah’ın rızka kaynak olarak indirdiği ve onunla yeri dirilttiği suda ve rüzgârların yönlendirilmesinde, aklını kullanan bir toplum için önemli ayetler vardır.
Yüklə 2,57 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   30   31   32   33   34   35   36   37   ...   42




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin