Kur’an-ı Kerim Meali – Yaşar Nuri Öztürk alak suresi (96/1)



Yüklə 1,74 Mb.
səhifə26/62
tarix18.08.2018
ölçüsü1,74 Mb.
#72164
1   ...   22   23   24   25   26   27   28   29   ...   62

LUKMAN SURESİ (31/57)



Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla…


  1. Elif, Lam, Mim.

  2. İşte sana, o hikmetlerle dolu Kitap’ın ayetleri,

  3. İyilik ve güzellik sergileyenlere bir rahmet ve bir kılavuz olarak;

  4. Ki onlar namazı kılarlar, zekatı verirler. Ve onlar ahirete de gözle görmüşçesine inanırlar.

  5. İşte onlardır Rablerinden bir kılavuzlanma üzere olanlar; işte onlardır gerçek kurtuluşu bulanlar.

  6. İnsanlardan öyleleri vardır ki, Allah yolundan bilgisizce saptırmak ve o yolu oyalanma amacı yapmak için laf eğlencesi / hadis eğlencesi satın alırlar. İşte böylelerine rezil edici bir azap vardır.

  7. Ayetlerimiz ona okunduğunda, böbürlenerek yüzünü çevirir. Sanki onları hiç işitmemiştir, sanki kulaklarında bir ağırlık vardır. İşte böylesini korkunç bir azapla muştula.

  8. İman edip hayra ve barışa yönelik fiiller sergileyenlere gelince, onlar için nimetlerle dolu cennetler vardır.

  9. Sürekli kalacaklardır orada. Allah’ın hak vaadidir bu. Aziz’dir, Hakim’dir O.

  10. Gökleri direksiz-desteksiz yarattı; görüyorsunuz onları. Ve yeryüzüne, sizi çalkalayıp sendeletmesin diye ağırlıklar, dayanaklar bıraktı ve orada her çeşit hayvanı yaydı. Gökten bir su indirdik de orada her türlü cömert ve bereketli çifti filizlendirdik.

  11. İşte Allah’ın yaratışı / yarattıkları. Hadi gösterin bana onun dışındakiler ne yaratmışar? Hayır, hayır, zalimler açık bir sapıklık içindeler.

  12. Andolsun biz Lukman’a şu yolda hikmet verdik: “Allah’a şükret.” Şükreden kendisi lehine şükreder. Nankörlük edense şunu bilmeli: Allah Gani’dir, Hamid’dir.

  13. Hani Lukman, oğluna öğüt vererek şöyle demişti: “Oğulcuğum, Allah’a ortak koşmak, gerçekten büyük bir zulümdür.”

  14. Biz insana anne-babasını önerdik: Annesi onu güçsüzlük üstüne güçsüzlükle taşımıştır. Sütten kesilmesi de iki yılda olmuştur. O halde bana ve ana-babana şükret. Dönüş banadır.

  15. Eğer onlar, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi bana ortak koşman için seni zorlarlarsa, onlara itaat etme. Onlarla dünyada örfe uygun geçin; ama bana yönelenin yoluna uy. Sonunda dönüşünüz banadır. Yapıp ettiklerinizi size haber vereceğim.

  16. “Oğulcuğum, şu bir gerçek ki, yaptığın bir hardal danesi ağırlığında olsa, bir kayanın bağrına veya göklere, yahut yerin bağrına konsa, Allah onu yine de ortaya getirir. Çünkü Allah Latif’tir, lütfu sınırsızdır; Habir’dir, herşeyden haberdardır.”

  17. “Yavrucuğum; namazı kıl, iyiliği emret, kötülüğü yasakla, başına gelene sabret. Çünkü bunu yapabilmek, zorlu / önemli işlerdendir.”

  18. “Kibirlenerek insanlardan yüzünü çevirme, yeryüzünde kasılarak yürüme. Çünkü Allah, kurula-kurula kendini övenlerin hiçbirini sevmez.”

  19. “Yürüyüşünde doğal ol, sesini alçalt. Şu bir gerçek ki, seslerin en çirkini eşeklerin sesidir.”

  20. Görmediniz mi, Allah, göklerde ve yerde bulunan şeyleri sizin emrinize verdi ve görünür-görünmez nimetlerini üstünüze saçtı. İnsanlardan öylesi var ki, Allah uğrunda ilimsiz, kılavuzsuz ve aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın mücadele eder.

  21. Böylelerine, Allah’ın indirdiğine uyun dendiğinde şu cevabı verirler: “Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız.” Peki şeytan onları, alevli ateşin azabına çağırmış olsa da mı?

  22. Güzel düşünüp güzel davranarak yüzünü Allah’a teslim eden, en sağlam kulpa yapışmıştır. İş ve oluşların sonu Allah’a varır.

  23. İnkar edenin küfrü seni tasalandırmasın. Onların dönüşü bizedir; yapıp ettiklerini onlara haber vereceğiz. Kuşkusuz, Allah, göğüslerin içindekini bilmektedir.

  24. Onları birazcık nimetlendiriyoruz. Sonunda hepsini şiddetli bir azaba süreceğiz.

  25. Eğer onlara, “gökleri ve yeri kim yarattı” diye sorarsan yemin olsun, “Allah” derler. De ki: “Hamd Allah’adır.” Ama onların çokları bilmiyorlar.

  26. Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Kuşkusuz, Allah mutlak Gani, mutlak Hamid’dir.

  27. Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem olsa, deniz de arkasından yedi deniz daha katılarak yardımcı olsa, Allah’ın kelimeleri tükenmez. Allah Aziz’dir, Hakim’dir.

  28. Sizin yaratılmanız da diriltilmeniz de bir tek canlınınki gibidir. Allah Semi’dir, Basir’dir.

  29. Görmedin mi, Allah geceyi gündüzün içine sokuyor, gündüzü de gecenin içine sokuyor. Güneş’i ve Ay’ı bir emre boyun eğdirmiş. Hepsi belirlenmiş bir süreye doğru akıp gidiyor. Kuşkusuz, Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır.

  30. Bu böyledir; çünkü Allah Hakk’ın ta kendisidir. O’nun dışında yalvarıp yakardıkları ise batıldır. Ve Allah Aliyy’dir, yüceliğine sınır yoktur; Kebir’dir, büyüklüğüne sınır yoktur.

  31. Size ayetlerinden göstermek için, Allah’ın nimetiyle gemilerin denizde akıp gidişini görmedin mi? Kuşkusuz bunda gereğince sabreden, gereğince şükreden herkes için kesin ibretler vardır.

  32. Kara bulutlar gibi dalga kendilerini kuşattığı zaman; Allah’a, dini O’na özgüleyerek yalvarırlar. Fakat onları karaya çıkarıp kurtarınca, içlerinden sadece bir kısmı doğru yolu tutar. Bizim ayetlerimize ancak gaddar nankörler karşı çıkarlar.

  33. Ey insanlar! Rabbinizden korkun. Herhangi bir şeyde babanın evladı, evladın da babası yerine karşılık ödemeyeceği günden ürperin. Allah’ın vaadi haktır; dünya hayatı sizi sakın aldatmasın. O yaman aldatıcı, sizi Allah hakkında / Allah ile aldatmasın.

  34. O kıyamet saatine ilişkin bilgi Allah katındadır. Yağmuru O yağdırır. O, rahimlerde olanı da bilir. Hiçbir benlik yarın ne kazanacağını bilmez. Ve hiçbir kimse hangi yerde öleceğini bilmez. Allah Alim’dir, Habir’dir.


SEBE’ SURESİ (34/58)



Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla…


  1. Hamd, göklerde ve yerde bulunanlar kendisine ait olan Allah’adır. Ölüm ötesi alemde de hamd O’nadır. Hakim’dir O, Habir’dir.

  2. Yerin içine gireni, oradan çıkanı, gökten ineni, oraya yükseleni O bilir. Rahim’dir O, Gafur’dur.

  3. Küfre sapanlar şöyle dediler: “Kıyamet saati bize gelmez.” De ki: “Hayır, öyle değil! Gaybı bilen Rabbime andolsun ki, o size mutlaka ve mutlaka gelecektir. Göklerde ve yerde zerre miktarı bir şey bile Rabbimden gizli kalmaz. Zerreden daha küçük veya daha büyük hiçbir şey istisna olmamak üzere, herşey apaçık bir Kitap’ta belirlenmiştir;

  4. Ki Allah, iman edip hayra ve barışa yönelik işler sergileyenleri ödüllendirsin. İşte bunlar için bir bağışlanma ve kutlu-bereketli bir rızık vardır.”

  5. Ayetlerimizi hükümsüz kılmak uğruna koşuşup duranlar var ya, onlar için pislikten, inletici bir azap vardır.

  6. Kendilerine ilim verilenler, Rabbinden sana indirilenin, hakkın ta kendisi olduğunu, Hamid ve Aziz olan Allah’ın yoluna kılavuzladığını görürler.

  7. Küfre batanlar şöyle dediler: “Dağılıp parçalandığınızda, kesinlikle yepyeni bir yaratılış içinde olacağınız yolunda, peygamberce haberler veren bir adamı size gösterelim mi?”

  8. “Yalan düzüp Allah’a iftira mı ediyor, yoksa çıldırmış mı bu?” Hayır, söyledikleri gibi değil. Gerçek şu ki, ahirete inanmayanlar, dönüşü olmayan bir sapıklık ve bir azap içindedirler.

  9. Onlar önlerinde ve arkalarında, gökten ve yerden neler var, görmediler mi? Dilesek onları yere batırırız, ya da üzerlerine gökten parçalar düşürürüz. Hiç kuşkusuz, bütün bunlarda Allah’a yönelen her kul için mutlak bir ibret vardır.

  10. Yemin olsun, biz Davud’a katımızdan bir lütuf sunduk. “Ey dağlar, onunla birlikte tespih edin ve kuşlar siz de.” dedik. Ve onun için demiri yumuşattık.

  11. Geniş ve uzun zırhlar yap. Dokumasında titiz davran. Siz de iyilik ve barışa yönelik iş yapın. Kuşkusuz, ben yaptıklarınızı görüyorum.

  12. Süleyman için de sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay olan rüzgarı görevlendirdik. Onun için erimiş katran / bakır kaynağını sel gibi akıttık. Cinlerden öylesi vardı ki, Rabbinin izniyle onun önünde iş yapardı. Onlardan hangisi buyruğumuzdan yan çizse, alevli ateş azabını kendisine tattırırdık.

  13. Onlar Süleyman için, mihraplardan / kalelerden, heykellerden, havuzlar gibi çanaklardan, yerinden kaldırılamaz kazanlardan ne dilerse yaparlardı. Ey Davud ailesi, şükür olarak iş yapın. Kullarım içinden şükredenler o kadar az ki…

  14. Sonunda Süleyman için ölüm hükmünü verdiğimizde, onun ölümünü, değneğini yiyen bir ağaç kurdundan başkası onlara göstermedi. Süleyman yere yığılınca, açıkça anlaşıldı ki, eğer cinler gaybı bilmiş olsalardı, o alçaltıcı azap içinde bekleyip durmazlardı.

  15. Andolsun, Sebe’ için kendi meskenlerinde bir ibret vardı. Sağ ve soldan iki bahçe. Rabbinizin rızkından yiyin de O’na şükredin. Tertemiz bir belde ve hep affeden bir Rab.

  16. Ne var ki onlar yüz çevirdiler; biz de üzerlerine Arim selini gönderdik. Onların iki bahçesini, buruk yemişli, acı ılgınlı, birazcık da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik.

  17. İşte böyle! Nankörlük ettikleri için onları cezalandırdık. Nankörlerden başkasına ceza verir miyiz hiç!

  18. Biz onlarla, içini bereketlerle doldurduğumuz kentler arasında sırt-sırta vermiş kasabalar oluşturduk; bunlar arasında gidiş-gelişler belirledik. “Geceleri ve gündüzleri, güven içinde gezip dolaşın oralarda.” dedik.

  19. Ama onlar, tutup şöyle dediler: “Rabbimiz, seferimizin arasını uzaklaştır.” Böylece kendilerine zulmettiler de biz de onları efsaneler haline getirdik; hepsini darmadağın ettik. İşte bunda, gereğince sabreden, yeterince şükreden herkes için elbette ibretler vardır.

  20. Andolsun, İblis onlarla ilgili sanısında isabet etti. İnananlardan bir grup dışındakiler ona uydular.

  21. Oysa ki onun, onlar üzerinde hiçbir sultası yoktu. Sadece biz; ahirete inananı, onun hakkında kuşkuya düşenden ayırmak için böyle yapıyorduk. Rabbin herşey üzerinde Hafız’dır; kollar, korur, gözetir.

  22. De ki: “Allah dışındaki o birşey sandıklarınızı çağırın / onlara yalvarın. Ama onlar, ne göklerde ne de yerde zerre kadar birşeye sahip olamazlar. O göklerde ve yerde onların ortaklığı da yoktur. Ve O’nun onlardan bir destekçisi de yoktur.”

  23. O’nun katında, bizzat kendisinin izin verdiği kimseden başkasının şefaatı yarar sağlamaz. Sonunda, kalplerinden korku giderilince: “Rabbimiz ne dedi?” derler. “Hakkı söyledi, O’dur Aliyy, O’dur Kebir.”

  24. De ki: “Göklerden ve yerden sizi kim rızıklandırıyot?” De ki: “Allah! O halde biz yahut siz ya tam hidayet üzerindeyiz yahut açık bir sapıklık içinde.”

  25. De ki: “Bizim işlediğimiz suçlardan siz sorumlu olmayacaksınız; biz de sizin yaptıklarınızdan sorguya çekilmeyeceğiz.”

  26. De ki: “Rabbimiz hepimizi biraraya toplayacak, sonra da aramızı hak ile ayıracak. O’dur Fettah, O’dur Alim.”

  27. De ki: “Ortaklar olarak O’nun yanına koymaya kalktıklarınızı bana gösterin. Hayır, iş sandığınız gibi değil. O, Allah’tır; Aziz’dir, Hakim’dir.”

  28. Biz seni, bütün insanlara bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik, başka değil. Ama insanların çokları bilmiyorlar.

  29. Diyorlar: “Doğru sözlülerseniz, bu tehdit ne zaman?”

  30. De ki: “Size bir gün vaat edilmiştir; ondan ne bir saat geri kalabilirsiniz ne de ileri geçebilirsiniz.”

  31. Küfre sapanlar dediler ki: “Biz, ne bu Kur’an’a ne de bundan öncekine asla inanmayacağız.” Ah, bir görsen o zalimleri Rableri huzurunda, tutuklanmış halde. Bir kısmı bir kısmına söz atar durur. Basit görülüp horlananları, büyüklük taslayanlara şöyle derler: “Siz olmasaydınız, vallahi biz inanacaktık.”

  32. Büyüklük taslayanları ise basit görülüp horlananlara şöyle derler: “Hidayet size geldikten sonra, sizi ondan biz mi geri çevirdik? Hayır, siz kendiniz günahkarlardınız.”

  33. Bu kez, basit görülüp horlananlar büyüklük taslayanlara şöyle derler: “Hayır, öyle değil. İşiniz gece gündüz düzenbazlıktı. Siz bize Allah’a nankörlük etmemizi, O’na eşler-ortaklar tutmamızı emrediyordunuz.” Nihayet, azabı gördüklerinde, pişmanlığı içlerine gömerler. Biz ise inkarcıların boyunlarına bukağıları vurmuşuzdur. Yapıp ettiklerinden başka, neyin karşılığını görüyorlar ki!…

  34. Biz, hangi ülkeye bir uyarıcı göndermişsek, onun servet ve refahla şımaranları mutlaka şöyle demişlerdir: “Biz sizin elçilik yaptığınız şeyi inkar ediyoruz.”

  35. Şunu da söylemişlerdir: “Biz, malca da evlatça da çoğuluz. Azaba uğratılacak olanlar, bizler değiliz.”

  36. De ki: “Rabbim dilediğine rızkı genişletip açar, dilediğine ölçülü verir / kısar. Fakat insanların çoğu bilmiyor.”

  37. Sizi bize yaklaştırıp, katımızda size yakınlık sağlayacak olan, ne mallarınızdır ne de çocuklarınız. İman edip hayra ve barışa yönelik iş yapanlar müstesna. Onlara, yaptıklarının kat kat fazlası ödül vardır. Onlar, seçkin odalarda güven içindedirler.

  38. Ayetlerimizi hükümsüz bırakmak için koşuşanlara gelince, onlar azabın içinde hazır bulundurulacaklardır.

  39. De ki: “Rabbim, kullarından dilediğine rızkı bolca-genişçe verir, dilediğine de kısarak verir. Birşey infak ederseniz O, onun yerine başka birşey lütfeder. Rızık verenlerin en hayırlısıdır O.”

  40. Gün olur, onların hepsini bir yere toplar, sonra meleklere sorar: “Şunlar, size mi kulluk / ibadet ediyorlardı?”

  41. Melekler derler ki: “Tespih ederiz seni. Bizim velimiz sendin, onlar değil. Doğrusu şu ki, onlar cinlere tapıyorlardı. Onların çoğu cinlere iman etmekteydi.”

  42. Artık o gün, birinizin diğerine yarar sağlamaya da zarar vermeye de gücü yetmez. Zulme sapanlara şöyle deriz: “O kendisini yalanlayıp durduğunuz ateş azabını tadın.”

  43. Ayetlerimiz açık-seçik kanıtlar halinde karşılarında okununca şöyle derler: “Bu adam, atalarınızın kulluk / ibadet etmekte olduklarından sizi vazgeçirmek isteyen birinden başkası değil.” Şunu da söylerler: “Bu, düzenlenmiş bir yalandan / iftiradan başka şey değildir.” Hakkı inkar edenler, o kendilerine geldiğinde şöyle demişlerdir: “Açık bir büyüden başka şey değil bu!”

  44. Oysa ki biz onlara, araştırıp ders alacakları kitaplar vermemiştik; daha önce kendilerine bir uyarıcı da göndermemiştik.

  45. Onlardan öncekiler de yalanladılar. Üstelik bunlar, ötekilerine verdiklerinizin onda birine bile ulaşamadılar. Resullerimi yalanladılar. Peki, benim azabım nasıl oldu!?

  46. De ki: “Size, bir tek şey öğütleyeceğim: Allah için ikişer ikişer, teker teker kalkın, sonra da iyice düşünün.” Arkadaşınızda cinnetten eser yok. O, şiddetli bir azap öncesinde sizi uyaran bir kişiden başkası değil.

  47. De ki: “Ben sizden herhangi bir ücret istemedim; o sizin olsun. Benim ödülüm yalnız Allah’tandır. Ve O, herşey üzerinde bir Şehid, gerçek bir tanık…”

  48. De ki: “Benim Rabbim, gerçeği ortaya koyar. Gaybları en iyi bilen O’dur.”

  49. De ki: “Hak geldi, artık batıl ortaya yeni birşey çıkaramaz; eskiyi de geri getiremez.”

  50. De ki: “Eğer saparsam, öz benliğim aleyhine saparım. Doğruyu ve güzeli bulursam bu, Rabbimin bana vahyettiği sayesindedir. Çünkü O, Semi’dir, Karib’dir.”

  51. Bir görsen onları korku ve telaşa düştüklerinde. Artık kaçış-kurtuluş yok. Çok yakın bir yerden enselenmişlerdir.

  52. “Ona inandık.” dediler. Ama nasıl mümkün olur onlar için imana ulaşmak o uzak yerden!

  53. Daha önce inkar etmişlerdi onu. Gayba taş atıp duruyorlardı o uzak yerden.

  54. Artık kendileriyle iştahla arzuladıkları şey arasına engel konmuştur. Tıpkı daha önce benzerlerine yapıldığı gibi. Gerçek şu ki onlar, tutarsızlığa iten bir kuşku içindeydiler.



Yüklə 1,74 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   22   23   24   25   26   27   28   29   ...   62




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin