Küresel eğlence sektöRÜnde iky ders-6 Rönesans ve Reform Hareketleri



Yüklə 13.39 Kb.
tarix31.10.2017
ölçüsü13.39 Kb.

KÜRESEL EĞLENCE SEKTÖRÜNDE İKY DERS-6

Rönesans ve Reform Hareketleri

Rönesans kelimesinin etimolojisine baktığımızda, “yeniden doğuş” anlamına gelmektedir (Goodale ve Godbey; 1988:39). 1350’li yıllarda ilk olarak sanat alanında İtalya’da başlayan gelişmeyi ifade etmektedir. İngiltere’de ise bu dönem 1500’li yıllarda Kraliçe Elizabeth ve Shakespeare döneminde etkisini göstermiştir (Argyle; 1996:18). Ancak, Rönesans tüm Avrupa’da etkisini 15. ve 16. yüzyıllarda özellikle resim, sanat, heykel, mimari alanlarında gösteren bir yenilenme sürecidir (Goodale ve Godbey; 1988:39). Bu dönemin öncüleri arasında, sanat alanında Piyer Lesko, din alanında Martin Luther, Erasmus, Albert Dürer; İngiltere’de sanat ve şiir alanında Shakespeare, İspanya’da Servantes akla gelen ilk isimlerdir. Rönesans ve Reform Hareketleri skolâstik düşüncenin yerini pozitivist düşüncenin aldığı, burjuva sınıfının doğduğu ve özellikle Ortaçağda boş zamana yönelik faaliyetler başta olmak üzere, hemen hemen hayatın tüm alanında etkisini gösteren din ve kilisenin bu otoritesini kaybettiği yıllardır.

Glyptis (1989) bu dönemi anlatırken, müzik, dans, şarkı söylemek, spor, fiziksel egzersizler, boyama gibi aktivitelerin eğitimin önemli bir parçası olduğuna dikkat çekerek, insanın bütün potansiyelini kullanmasında fiziksel uğraşlar kadar, zihinsel, yaratıcılığa dayanan uğraşların da çok önemli olduğunu ve bunları sağlayabilmek için de çalışma kadar boş zamana ihtiyaç duyulduğunu ifade etmiştir.

1500’li yılları dansın altın yılları olarak değerlendirmek mümkündür. Bu yıllarda okullarda kültürel, geleneksel danslara ağırlık verilmiştir. Bu bağlamda 1500’li yıllar sosyal elit kesimin boş zamanlarında, dansı spora ve diğer sosyal aktivitelere tercih ettiği yıllar olarak karşımıza çıkmaktadır. 1450’li yıllardan itibaren İngiltere’de kilisenin egemenliğinde, dini müzik çalışmaları ve kilise bandolarına ağırlıklı olarak rastlamak mümkündür.

Rönesans dönemi elit ve orta sınıf ayrımını da beraberinde getirmiştir. Doğal olarak bu farklı sınıfa mensup insanların boş zaman değerlendirme aktiviteleri de farklı olmuştur. Bu dönemde üst sınıf, elit sınıfa mensup insanlar genellikle boş zaman aktivitelerini, vahşi domuz avcılığı, at bakıcılığı, eskrim, tenis, satranç ve kart oyunlarıyla değerlendirirken, diğer orta ve alt sınıflara mensup olan insanlar ise okçuluk, koşu, uzun atlama, güreş, köpek dövüşü, sopa dövüşü gibi üst sınıfın tercih etmediği aktivitelerle ilgilenmiştirler (Argyle; 1996:19).

Burada dikkat çeken en önemli nokta futbolun ilk zamanlarda dans ve müziğe karşı ilginin artmasıyla önemini yitirmiş gibi görünse de, her sınıftan insanın vazgeçemediği bir aktivite olarak karşımıza çıkmasıdır. İster üst sınıf, elit sınıfa mensup insanlar olsun, isterse orta ve alt sınıfa mensup insanlar olsun herkes futbola ilgi duymuştur ve bu özelliği açısından futbolun sınıflar arası birleştirici bir özelliğe sahip olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Günümüzde de durum böyledir. Bir takım spor alanları belli kesimlerle anılırken örneğin; formula yarışları, at yarışları, golf, basketbol, tenis, vb. sporlar genellikle üst kesimin uğraştığı sporlar olarak karşımıza çıkarken; futbol ise hem üst kesimden hem de orta ve alt kesimden insanların ilgisini çeken bir spordur. Stemmler (2000:41) bu dönemde futbol oynamak için özellikle İngiltere’de kırsal ve alt tabakadan oluşan grupların saflarına katılan eğitimli kişilerin sayısının (örneğin avukatlar, rahipler) her geçen gün arttığını ifade etmiştir.

Rönesesans ve Reform Hareketleri ile birlikte, kilisenin yaşamın her alanında kendisini gösteren etkisinin azaldığını ve bu dünyayı düşünmenin, bu dünyayı yaşamanın önem kazandığı daha önce de ifade edilmişti. Bu bağlamda, kilisenin futbol üzerindeki yaptırımının da, yasaklılık durumunun da etkisinin azaldığını söylemek mümkündür. Buna paralel olarak bu dönemde futbol konusundaki yasaklamalar devam etse de Rönesans döneminde Oxford ve Cambridge üniversitelerinde birçok üniversite öğrencisi bu yasağa aldırış etmeden, futbol oynamışlardır. Bu durum futbolun yasaklı olup, olmaması konusunda yeniden tartışmaları beraberinde getirirken, futbolun yasaklı olmasını destekleyen yeni görüşlerin ortaya çıktığını görmek mümkündür. Bu görüşlerden ilki, ‘centilmenlik’ referanslıdır ve futbolun centilmenlik dışı, kaba bir oyun olduğuna dikkat çeker. Özellikle Kalvinist eğilimli Püritan ve Presbiteryenlerden oluşan bir başka görüş ise pazar günlerinin huzur içinde geçirilmesi konusunda kaygılarından bahsederek, futbolun Pazar günleri yaygın bir oyun haline gelmesiyle birlikte, insanların dinsel aktivitelerden uzaklaşabileceğine dikkat çekerek, futbola şüpheyle yaklaşır. Bu dönemde futbola yöneltilen bir başka tepki ise kökten dincilerden gelmektedir. Kökten dinciler Pazar günleri oyun yasağı konulmasını ve halkın oynadığı tüm oyunların yasaklanmasını talep etmişlerdir. Ancak Reformasyon’dan sonra, ortaçağda sayıları kabarık Katolik tatillerinin çoğu ortadan kaldırıldığı için, halkın dilediği oyunla vakit geçirebilmesi için bir tek Pazar günü kalmıştır. Bu bağlamda futbol maçlarının hafta sonları özellikle Pazar günleri oynanması o dönemde başlayarak günümüze kadar gelmiştir (Stemmler;2000:42-67).

18 yüzyılda halkın boş zaman değerlendirmede en etkili faaliyetlerinden biri olan futbol artık edebiyat eserlerinde de yer almaktadır. Bu edebiyat eserlerini incelediğimizde, o dönemdeki futbol kuralları hakkında bilgilere rastlamak mümkündür (Stemmler,2000:67);

- Takımlar altışar oyuncudan oluşurdu.

- Yere dikilmiş söğüt dallarıyla işaretlenen iki kale vardı.

- Top birbirine dikilmiş üç deri parçasından oluşur, içi samanla doldurulurdu

- Her golden sonra oyuna ara verilir, kaleler değiştirildi.

- Seyirciler maç boyunca canlı bir tezahüratta bulunur, taraf tutardı. Konuk takımın, adil bir muamele görme şansı yoktu.

- Atlı güvenlik kuvvetleri asayişi sağlardı.

Ancak futboldaki bu hızlı ilerlemenin özellikle İngiltere’de 18. yüzyıla gelindiğinde yavaşladığını görmek mümkündür (Winner; 2005).



Toplumda futbolun önemini yitirmesi o dönem sosyologların ilgisini çekmiş ve bu durum birçok araştırmaya konu olmuştur. Bu araştırmalardan çıkan ortak sonuçlardan biri futbolun gerilemesinin temel nedeni olarak ‘Zaman ve Mekan Kıtlığı’nın gösterilmesidir. Yine o dönemde kamuya ait olan sahalar özelleştirilerek, futbol oyuncularının ellerinden alınmıştır. Meclis kararıyla yapılan bu özelleştirme 18. yüzyılda doruğa ulaşmıştır. Döneme ait kaynaklardan anlaşıldığı üzere, bir çok köyün halkı “çitle çevirme” yüzünden oyun ve eğlence imkanlarından, dolayısıyla futboldan mahrum kalmıştır (Stemmler,2000:73-75).

Dostları ilə paylaş:


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə