Küreselleşme ve Bilgi sistemleri

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 185.27 Kb.
səhifə1/3
tarix26.07.2018
ölçüsü185.27 Kb.
  1   2   3

İçindekiler



  1. Giriş





  1. Küreselleşme ve İşletmeler

    1. Küreselleşme Kavramı ve Tanımı

    2. Küreselleşmenin İşletme Yapılarına Etkisi

2.2.1. İşletmelerin Gelişim Süreci ve Küreselleşme

      1. İşletmeleri Küreselleşmeye İten Dinamikler

      2. Küresel Rekabet




  1. Küreselleşme ve Bilgi Sistemleri

    1. Bilgi Sistemleri

      1. Bilgi Sistemlerinin Tanımı ve Tarihçesi

      2. Bilgi Sistemleri ve İşletmeler

    2. Başlıca Bilgi Sistemleri

      1. Tekrarlamalı Sistemler

      2. Yönetim Bilgi Sistemleri

      3. Karar Destek Sistemleri

      4. Uzman Sistemler

    3. Bilgi Sistemlerini Gelişimi ve Küreselleşme

      1. Sanayi Toplumundan Bilgi Toplumuna

      2. Bilgi Teknolojileri ve Bilgi Toplumu

      3. İletişim Teknolojilerindeki Gelişmeler




  1. Bilgi Teknolojileri ve İşletmelerin Gereksinimleri

    1. Bilgi Teknolojilerinin Niteliği

      1. Bilgi Teknolojilerinin Alt Yapısı

      2. Bilgi Teknolojilerinin Kullanım Alanları

      3. Bilgi Teknolojilerinin Transferi

    2. Bilgisayar

      1. Bilgisayarın Gelişimi

      2. Bilgisayar ve İşletme Gereksinimleri

    3. Elektronik Ticaret

      1. Elektronik Ticaret Türleri

      2. Elektronik Ticarete Dayalı Rekabet

4.4. Sanal Organizasyon Yapıları

1.Giriş

Küreselleşme, son yıllarda çeşitli platformlarda geniş olarak farklı boyutlarıyla tartışılan bir konu haline gelmiştir. Teknolojik değişim, artan rekabet ve uluslararası faaliyet gösteren işletmeler ekonomik, siyasi, kültürel ve teknolojik anlamda küreselleşmeyi fiili bir gerçeklik olarak günlük hayata yerleştirmişlerdir.

Özellikle bilgi işlem ve iletişim teknolojilerinin hızla ilerleyerek tüm dünyayı birey ve kurumların hızla birbirinden haberdar olmalarına imkan verecek şekilde kuşatmaları, içinde bulunduğumuz yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan küreselleşme kavramının günümüzde artık tamamen hakim bir olgu haline gelmesine neden olmuştur.

Diğer yandan bilgi sistem ve teknolojilerindeki gelişmeler fonksiyonel olarak işletmeler üzerinde iki temel etki ile karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan birincisi işletme yapılarında meydana gelen değişmelerdir. Diğeri ise küresel rekabet ortamında rekabet gücü sağlamalarıdır. Günümüzde ise, özellikle bilginin işlenmesi , saklanması ve iletilmesi amacıyla kullanılan teknolojilerin iletişim teknolojileriyle bütünleşmesi hemen tüm alanlarda devrim niteliğinde değişimlere sebep olmuştur. Bilişim teknolojileri olarak adlandırılan söz konusu teknolojilerin özellikle iş dünyasında izlenen yöntemler üzerimde büyük etkileri olmuştur.

Küreselleşmenin görünür bir şekilde ortaya çıkması bilgi sistemlerinin, bilgi ve iletişim teknolojilerinin gelişmesi ile birlikte gerçekleşmektedir. Küreselleşme ve teknoloji arasındaki ilişki incelendiğinde, günümüzde özellikle bilişim teknolojisi ve telekomünikasyondaki ilerlemelerin küreselleşmeyi önemli ölçüde etkilediği kolayca görülebilir. Bilişim teknolojileri ve telekomünikasyon rekabet ortamını yeniden şekillendirmekte , dünya üzerimdeki bireyler ve kurumların çalışma tarzlarını kökten değiştirmektedir. Modern iletişim teknolojisi , işletmelerin farklı ülkelerde farklı örgütlenme ve kontrol yöntemiyle iş görmelerini mümkün kılmaktadır. Yine bu teknolojiler örgüt içinde herkesin ulaşabileceği şekilde bilgi iletişimini sürekli olarak sağlanmakta, her bölüm diğerlerinden haberdar olmaktadır.

Bu çalışmada , çalışmanın içeriğiyle ilgili olması açısından , öncelikle küreselleşme kavramı genel olarak incelenecek. Üçüncü bölümde bilgi sistem ve teknolojilerinin tanımları ve tarihleriyle birlikte küreselleşme ile olan ilişkileri incelenecek. Son olarak küresel rekabet ortamında bilgi teknolojilerinin işletmelerde karşılık bulan uygulamaları olarak, bilgi teknoloji alt yapısının kurulması, bilgisayar, elektronik ticaret ve sanal organizasyonlara değinilecektir.


2.Küreselleşme ve işletmeler
Günümüzde, dev adımlarla ilerleyen dünya ekonomisi , uluslararası telekominikasyon ve yoğunlaşan ticaret sonucunda benzeri görülmemiş hızda bir etkileşim ve değişim yaşamaktadır.Gelişen kent merkezlerinin hemen hepsinde uluslararası bir kültürün özellikle genç insanlara hitap eden bir kültürün izine rastlanmaktadır. Bugün insanlar dünyanın her yerinde Ford otomobillere binmekte , pizza yiyebilmekte İngiliz rock şarkıları dinlemekte Japon ev aletleri kullanmaktadır. Bilginin, hammaddelerin, mal ve hizmetlerin artan bir şekilde uluslararası dolaşım ve paylaşıma girmesi , ulusal ekonomilerin yanında yerel ekonomilerinde bu paylaşımdan yer alma zorunluluğunu ortaya koymaktadır.Temelinde Yoğun teknolojik atılımların ve iletişimin bulunduğu ve sosyoekonomik yapıyı halen etkisi altında bulunduran bu gelişmeler günümüzde küreselleşme kavramı ile açıklanmaktadır. (Öztürk , 1998, s.28).
2.1.Küreselleşme Kavramı ve Tanımı
Küreselleşme kavramının popülerliğine ve bu konudaki literatürün genişliğine rağmen, kavramın tek bir tanımı yoktur. Siyaset bilimciler, ekonomistler , sosyologlar, işletmeciler, küreselleşmeyi kendi açılarından farklı biçimlerde tanımlamaktadırlar. Küreselleşme kavramı çoğunlukla, fikirlerin , teknolojilerin, kurumların, olayların, mamullerin küresel ölçekte bulunur hale gelmesini ifade etmektedir. Gözlenen etkileriyle küreselleşme dünya düzeyinde bir bütünleşme ve açıklıktan çok , ülkelerin ve işletmelerin dünyaya açılma çabalarını destekleyici bir süreç olarak algılanabilir. Bu süreç içerisinde yerel ekonomiler giderek artan oranda birbirleri ve uluslararası ekonomilerle ilişki içerisini girmekte ve dünya birbirine daha bağımlı hale gelmektedir. İlişkiler sadece ekonomik düzeyde değil, bilim, teknoloji ve sosyal konularda da hızla gelişmektedir.
Küreselleşme, insanlık tarihinde daha önce hiç görülmeyen bir anlayış olarak olaylara yaklaşmaktadır.Bu anlamda küreselleşmeye, üç ana bakış açısıyla yaklaşılabilir. Bunlar; ilk olarak siyasal alanın sınırları açıkça belirlenmiş topraklarda egemen birimlerin yönettiği ve uluslar üstü düzeyde hareket yeteneğine sahip olduğu ölçüde , büyük devletlerin küresel özelliği vardır. İkincisi ; kapitalizmin ekonomik düzene ilişkin kökten küreselleştirici rolüdür. Bu rol ise ikinci dünya savaşı sonrası kurulan Dünya Ticaret Örgütü , Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası gibi kuruluşların , ticari faaliyetlerin, dünya ölçeğinde çeşitli kurallar ve standartlarla yapılmasını sağlamasıdır. Üçüncüsü bilgi akışını süreklileştirerek , düşüncelerin hızla yayılmasını sağlayan Küresel bir toplumun ortaya çıkarılmasıdır.(Tutar,2000, s.19).
Küreselleşme sosyal bilimlerin her dalında yaygın olarak kullanılan bir kavram olmakla beraber genellikle bir durumdan daha çok bir zihniyeti veya bir akımı ima eder. Küreselleşme akımı bir süreç olarak dünyayı belirli bir yönde sürüklemektedir. Bunlar ;

 

1.Pazar ekonomilerinin genişlemesi



2.Haberleşmede sürat ve şeffaflık

3.Piyasaların açılması ve dünya ticaretindeki engellerin kalkması

4.Pazarları bütünleştirmeyi hedef alan bölgesel ve kıtasal bloklaşmalar

5.Özel teşebbüs felsefesinin yayılması ve yerleşmesi

6.Devletlerin ekonomiden ellerini çekmesi.

 

Şeklinde özetleyebileceğimiz ülkelerin iç piyasalarını rekabete açarak ülke ekonomilerinin dünya ekonomisine entegrasyonunu sağlayan değişim hareketleridir.(Barbarosoğlu,1994)



Küreselleşmenin temelleri 1960’lı yıllarda Euro-bond ve Euro-currency piyasalarının gelişimi ile atılmıştır. Küreselleşme döviz kurlarının serbest piyasa mekanizmasının işleyişine bırakıldığı 1970’li yıllarda artmış, ancak çeşitli faktörlerin etkisiyle , 1980’li yıllarda hız kazanmıştır. Bu faktörlerden birincisi ülkelerin mevzuatlarını küresel mevzuata göre değiştirmesi , ikincisi teknolojik gelişmedir. Teknolojik gelişme , geleneksel zaman mekan ve işlem kapasitesi kavramlarımızı değiştirmiştir. Bilgisayarlarda ve haberleşme sistemlerindeki gelişmeler uluslararası mali ve ticari işlemleri hızlandırmış ve zaman ve maliyet tasarrufu sağlamıştır . Artan uluslararası ticaret , endüstriyel firmaları , hızlı pazar değişiklikleri , ürün ve üretim teknolojisi değişiklikleri ve giderek zorlaşan rekabet koşulları ile önemli ölçüde etkilemiştir. Küreselleşmenin gelişimini hızlandıran üçüncü faktör mali yeniliklerdir. Teknolojik gelişmelere paralel olarak , finansman işlemlerindeki ilerlemeler sayesinde swap, opsiyon, factoring, vadeli işlemler gibi yeni finansal araçlar işletmeler tarafından geniş ölçüde kullanılmaya başlamıştır.

Küreselleşme akımı dünya toplumlarının birbirine benzeme süreçlerini buna bağlı olarak ta tek bir küresel kültürün ortaya çıkmasını , bazen de toplumların , toplulukların kendi farklılıklarını ifade etmesi şeklinde olmaktadır. Bu durumu küresel olanın yerelleşmesi yerel olanın ise küreselleşmesi olarak ifade edebiliriz. Küresel olanın yerelleşmesi en sık rastladığımız örneklerdendir. Bütün dünyanın Microsoft’un yazılımlarını kullanması veya artık McDonalds hamburgerinin dünyanın ortak yiyeceği olması gibi. Yerel olanın küreselleşmesine en çarpıcı örneklerden biri Hindistan’ın “Ispat Steel” şirketidir. Ispat Steel devasa üretim birimleri inşa ederek ölçek ekonomileri yaratmaya dayanan eski iş yapma modelini reddedip kendi küçük ölçekli yerel üretim modelini getirerek küresel bir çelik fabrikaları ağı kurmuştur (Foreıgn Policy, kış 1999 ; 11).



2.2.Küreselleşmenin İşletme Yapılarına Etkileri

2.2.1.İşletmelerin Gelişim Süreci ve Küreselleşme

İşletmeler önceleri , sadece yerel düzeydeki ticari faaliyetlerin bir unsuru durumunda idiler. Bu işletmeler çok az yurtdışı girdisi ile üretim yapmakta idiler. Daha sonra, devletlerin uluslararası politika ve ekonomik çıkarlarını korumak amacıyla kullanılan sömürgeci ilişkilerin bir uzantısı haline dönüştüler. Ülkeler arasında sürdürülen ticaretin, sermaye birikimine dayalı olarak şirketler eliyle gerçekleştirilmesi , kolonyolist dönemde başlamıştır. Devletlerin sömürgeci politikalar izlemesi ve buna bağlı olarak “sanayi kapitalizmi”nin ihtiyacı olan hammadde kaynaklarının bol ve ucuz şekilde sağlanması gereği, değişik ülkelerde faaliyette bulunan şirketleri ortaya çıkarmıştır. Bunu takip eden dönemde, çok uluslu şirketler ekonomik zorunluluktan doğmuşlardır.

İkinci dünya savaşı sonrası imzalan milletlerarası anlaşmalar firmaların uluslararası boyutlarda büyümelerine imkan sağladı ancak işletmelerin küresel bazda gerçek gelişimi 80li yıllardan sonra iletişim ve bilgi teknolojilerinde meydana gelen gelişmelerden sonra olmuştur. 1980li yıllarda işletmelerde ortaya çıkan bu yeni gelişim, sadece malların ve sermayenin bir ülkeden diğerine hareketinin yoğunluk kazanmasıyla, sermaye ve mal akımıyla ilgili değildi. Bu dönemde işletmeler her şeyden önce çok ulusluluktan küreselliğe geçmiş ve endüstriyel , finansal faaliyetlerini , dünya ölçeğinde yaymaya başlamışlardı. Günümüzde çok uluslu şirketler olarak bilinen ve esas olarak bir ülkede kurulmuş olmasına rağmen birçok ülkede üretim merkezleri bulunan , onlarca ülkede pazarlama ve satış faaliyeti sürdüren ve farklı ülkelerin kanunlarına bağlı olan fonksiyon itibariyle dünyaya yayılmış şirketler bulunmaktadır. Bu işletmeler ürünlerinin farklı parçalarını farklı ülkelerde üretebilmektedir. Örneğin merkezi ABD’de bulunan bilgisayar üreticisi Dell markası işlemcilerini Tayvan’da, klavyelerini Malezya’da monitörlerini Kuzey İrlanda’da üretebilmektedir.

2.2.2.İşletmeleri Küreselleşmeye İten Dinamikler

Küreselleşme sürecinin ortaya çıkmasına ve işletmelerin yerel veya ulusal ekonomi yapıları olmaktan küresel çapta gelişmeye iten dinamiklerden birincisi, haberleşme ve bilgi işlem teknolojilerindeki gelişmelerdir. Özellikle bilgisayar ve uydu teknolojisi alanındaki gelişmeler, üretim faktörlerinin dünya ölçeğinde değerlendirilmesi ve üretim ve dağıtımın dünya ölçeğinde sunulmasını sağlamıştır. Aynı şekilde işletmeler iletişim teknolojisindeki gelişmelerle tüm dünyadaki finansal ve sermaye piyasalarından faydalanma imkanına sahip olmuşlardır. İşletme yönetimi yeni teknoloji ile başka bir boyuta taşınmış; bir firmanın dünyanın farklı yerlerindeki üretim ve hizmet birimleri eşgüdüm içerisinde üretim ve hizmet faaliyetlerini sürdürebilmektedirler. Bu durum firmaları üretimlerinin bazı bölümlerini , konu üzerinde uzman veya maliyetlerin daha düşük olduğu ülkelere kaydırmaktadır. İkinci faktör ; uluslararası rekabet , ulusal sınırların anlamını yitirmesi ve coğrafi anlamda küreselleşme gibi gelişmelerdir. Bu gelişmeler, sistem yaklaşımı ile kapalı sistem anlayışını terk etmiş olan işletmeleri, faaliyetlerinde etkinlik kriterlerini yeniden gözden geçirmeye , bir yandan da değişmelere hemen cevap verecek , esnek organizasyon yapılarının ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Üçüncü faktör ise insan hakları , insani değerler, kişilik kavramı, bütün değişimlerin insana bağlı olduğunun düşünülmesi gibi bütün dünyada aynı zamanlarda gelişmekte olan yaklaşımlar, işletmelerin yapılandırılmalarını köklü biçimde etkilemiştir.

Bunların dışında , işletmeleri küreselleşmeye iten dinamikler; yüksek araştırma ve geliştirme maliyetlerini paylaşma düşüncesi, konuyla ilgili sınırlı sayıdaki bilim adamından ortaklaşa yararlanma eğilimi ve küresel ölçekte iletişim ağı oluşturma , örgütlü araştırma , eş güdümlü üretim ve mali alt yapı ihtiyacı duyan şirketlerin kendileri, gelişmiş ülkelerde biriken sermaye riskini dağıtma isteği , gelişmiş ülkelerdeki Pazar doyumunun yeni Pazar oluşturma ihtiyacı , uluslararası sermayenin , ülkelerin politik yapılarına etkileme durumu , sanayi yatırımlarının çevre sorunlarına neden olması ve buna gelişmiş ülkelerde gösterilen yoğun tepki, gelişmiş ülkelerde artan yatırım maliyetleri de işletmeleri küreselleşmeye iten faktörler arsında sayılabilir.

Elektronik ve bilgisayar alanında üretim ve hizmet sunan 3000 işletme üzerinde yapılan araştırmada, şirketlere neden küresel şirket olmak istedikleri sorulduğunda alınan yanıtlar yüzdeleri ile şöyle sıralanmıştır: ( Tutar, 2000,s.88)



  1. Müşteriye teslimi hızlandırmak %45.

  2. Yurt dışındaki stratejik ortaklarla bağları geliştirmek %42.

  3. Yurt içindeki müşterilerin uluslararası faaliyetlerini desteklemek %34.

  4. Yabancı müşterilerin kültürel gereksinimlerini karşılamak %31.

  5. Yeni teknolojilere erişmek %25.

  6. Yurt dışındaki korumacılıktan kaçınmak %25.

  7. Daha düşük vergiler ve devlet destekleri elde etmek %23.

  8. Yabancı teknik yönetim ve becerilerinden yararlanmak %22.

  9. Ucuz maliyetli işçiliğe ulaşmak %10.

  10. İç yasal sınırlamalardan kaçınmak %9.

Dünya üzerine yayılmış küresel işletmeler, küreselleşme senaryolarının ana sorumlularıdır. Bu işletmeler, dünya ölçeğinde ekonomik , politik ve siyasi kararları etkilemekte , yerine göre belirlemekte ve güçlerini dünya çapında göstermektedirler. Küreselleşen veya küreselleşmiş şirketlerin temel amaçları kârlarını dünya çapında maksimize etmek , ekonomik ve siyasal süreçleri yine dünya ölçeğinde bütünleştirecek organizasyonlar oluşturmaktır. Bu nedenlerden dolayı yarının işletmeleri iki kurala uyacaklardır. Birincisi insanları işin bulunduğu yere getirmek yerine işi insanların bulunduğu yere götürmek yani küreselleşmek . diğeri ise küresel rekabetin şartlarına uyum sağlayacak bilgi, birikim, esneklik ve dinamik yapıya sahip olmak. Temel olarak işletmeleri en çok etkilemesi düşünülen faktörlerden biriside küresel rekabettir.

2.2.3. Küresel Rekabet

Küreselleşme, sanayi, ticaret ve hizmet kesimlerinde varolan ve işletmelerin kaçınılmaz olarak karşı karşıya kaldıkları rekabetin boyutlarını ve etki alanını değiştirmiştir. Ancak bu rekabet, uluslararası pazarlara tek ve büyük bir fabrikadan erişmek yerine, müşteri ve satıcıya yakın çokuluslu ve çok fabrikalı bir yapılanma aracılığıyla uluslararası platformda rekabet şeklinde ortaya çıkmıştır. Rekabetin evrenselleşmesinde, üretimin ülkeler arası yatay entegrasyonunun payı büyüktür. Günümüzde geleneksel "üretim faktörleri" rekabet gücü ve rekabet avantajını belirleyen unsurlar olmaktan çıkmakta, buna karşın yatırım ve AR-GE harcamaları, giderek artan bir oranda, dünya ekonomisinin itici gücü olarak ticaretin yerini almaktadır. Etkisi gün geçtikçe artan rekabetle birlikte, değişen pazar şartları ve teknolojik gelişmeler, işletmelerin ve dolayısıyla ülkelerin rekabet güçlerini önemli ölçüde etkilemektedir. Dünyadaki rekabeti etkileyen faktörler;

1.Verimli çalışmak, ülkede sermaye birikimini oluşturmak, birikimleri girişimlere yönlendirebilmek ülkelerin ekonomik performansını olumlu etkilemektedir.

2.Uluslararası ekonomik faaliyetlere açık olma dünya ile bütünleşmeyi, yüksek yaşam standartlarına ulaşmayı veya bu standardın sürdürülmesini kolaylaştırmaktadır

3.Devletin, girişimlere dışardan gelecek tehlikelere karşı koruyacak makroekonomik ve sosyal şartları sağlaması ve değişen uluslar arası ortama uyumda ekonomiye esneklik kazandırması, rekabet ortamının sağlıklı işlemesine yardım edecek düzenlemeleri yapması ile mümkündür.

4.Finans piyasalarının gelişmesi; altyapı yatırımlarının desteklenmesi rekabetçiliği perçinleyecektir.

5.İşletmelerin verimli çalışmaları, rekabetçi ortama ayak uyduracak değişime girebilmeleri, küreselleşme sürecine katılmaları ve yönetim kabiliyetlerini geliştirebilmeleri rekabet gücünü arttırmaktadır.

6. Mevcut teknolojilerin geliştirilmesine, bilgiye araştırma ve geliştirme çalışmalarına; insan gücünün iyi yetiştirilmesine gereken önemin verilmesi, çalışma hayatı ve endüstri ilişkileri alanında işletmelere yeterli esnekliğin kazandırılması rekabeti etkileyen önemli faktörlerdendir. Çalışma hayatında “esneklik”, rekabetin olmazsa olmaz şartıdır.



I. ve II. Dünya Savaşı arasındaki dönemde, uluslararası ticarette görülen kısıtlayıcı uygulamalardan özellikle sanayileşmiş ülkeler şikayet etmekteydiler. Çünkü sanayi üretiminin hızla geliştiği bu ülkelerde, ekonomik hayatın canlılığı, büyük ölçüde geniş dış piyasaların varlığına bağlı bulunmaktaydı. Bu nedenle, Batılı ülkeler daha II. Dünya Savaşı sona ermeden çok yanlı bir uluslararası ticaret ve ödeme sistemini gerçekleştirmek için harekete geçmişlerdi. GATT, II. Dünya Savaşı sonrası dönemin siyasi ve ekonomik koşullarında uluslararası rekabet düzeninin düzenli bir şekilde işlemesini sağlamak ve taraf ülkeleri gümrük politikaları bakımından koruyucu tutumdan alıkoymak ve dış ticarette serbestleştirme uygulamalarını teşvik etmek amacıyla oluşturulmuştur. Aynı zamanda, ulusal ekonomilerle uluslararası ticaret düzeni arasında uyumlu bir işleyişin kurulmasını ve ülkeler arasındaki gelire dayalı klasik korumacılığın kaldırılarak uluslararası ticarette daha şeffaf bir rekabet düzeninin tesis edilmesi amacıyla oluşturulmuş bir mekanizmadır. GATT, kuruluş sözleşmesinde dünya ticaretini serbestleştirme yönündeki hedeflerini, üye ülkeler, özellikle gelişmiş ülkeler arasında belirli aralıklarla yapılan çok taraflı ticaret müzakereleri yoluyla gerçekleştirmektedir. Bunlardan sonuncusu ve aynı zamanda dünya ticaretinin daha da serbestleştirilmesinde önemli bir dönüm noktası olan, GATT Uruguay Round, ‘çok taraflı ticaret müzakereleridir. Bu müzakerelere katılan ülkeler, 10 yıl içinde %33 oranında tarife indirimine gitmeyi ve tarife dışı engellerin çoğunu kaldırmayı kabul etmişlerdir. Uruguay Round sonucunda ülkelerin gümrük vergi oranlarında liberalizasyona gitmeleri uluslararası ticarette yeni bir olgu değildir. Sözgelimi, ABD, uluslararası ticarette konu olan ürünlerden 1934 yılında ortalama %60 oranında bir gümrük vergisi alırken, bu oranı 1987 yılında %4.3'e, Japonya %2.9'a, Avrupa ise %7'ye indirmişlerdir. GATT Uruguay Round sonrası sanayileşmiş ülkelerin sanayi mallarına uyguladıkları ortalama gümrük tarife oranları ise ABD ve Kanada'da %4.3'ten %3.7'ye, AB'de %6.5'tan %3.9'a, Japonya'da %6.2'den %3.7'ye inecektir. Diğer taraftan sanayileşmiş diğer ülkelerin koruma oranları ise %6.2'den %3.7'ye düşecektir. Bu liberalizasyonlarla, sanayi ürünleri ithalatının %44'ü "0" tarife hale gelmiş bulunmaktadır. Batı'nın yeni uluslararası kurallar dayatmasının büyük küresel şirketlerin güçlerinin yayılmasına hizmet eden bir tür yeni sömürgecilik olduğu ortadadır. Bu durumda, eğer Batı ısrar ederse dünya ticaretini serbestleştirme eğilimine direneceklerini ileri süren gelişme yolundaki ülkelerin sanayi mallarından aldıkları gümrük tarife oranları, sanayileşmiş ülkelerinkine göre daha yüksek bir düzeydedir. Bununla beraber bu oran, %36'lık bir düşüşle %17'den %11'e inmiştir. Uluslararası ticarette gözlenen bu serbestleşme ile gümrük tarife oranları yukarıda da görüldüğü gibi geçmiş yıllara göre düşmüş bulunmaktadır. Böylece gelişmekte olan ülkeler açısından sanayileşmiş ülke pazarları hem daha serbest, hem de daha öngörülebilir bir hale gelmiştir. Nihai olarak bu Round'un asıl belirleyici tarafı, uluslararası ticarete konu olan bütün sektörlerdeki mevcut kısıtlamaları kaldırmaktan çok, uluslararası düzlemdeki oyunun kurallarını daha belirgin hale getirerek ülkelerin genel bir serbestleştirme ortamından daha fazla yararlanmalarını sağlaması olarak ortaya çıkmaktadır.
Uluslararası ticaret hacmi ile dağılımının incelenmesi ekonomideki küreselleşme sürecinin anlaşılması açısından büyük önem arzetmektedir. Bu bağlamda, dünya ticaret hacmi 1966 yılına kadar ortalama %6.6'lık bir büyüme kaydederken, 1966-1973 yılları arasında bu oran %9.2, 1991 yılında %3.9, 1992 yılında %4.8, 1993 yılında %3.8, 1994 yılında %9.0, 1995 yılında %8.7 ve 1996 yılında ise tahmini olarak %6.4 oranında gerçekleşmiştir. Ülkeler arası ticaretin gelişimine sektörel bazda bakıldığında, imalat sanayiinde ihracat artışı, Doğu Asya ülkeleriyle gelişmiş ülkeler arasında büyük farklılık göstermiştir. Doğu Asya ülkelerinde imalat sanayiinde ihracat artışı, 1973-1980 arasında %15.2, 1986'da %19.3, 1987'de %23.8 olurken, aynı yıllar itibariyle gelişmiş ülkelerde ise imalat sanayiindeki ihracat artış oranları sırasıyla %5, %3.8, %1.3, %5.7 olmuştur. Bir başka ifadeyle, sanayi ürünleri ihracatında sanayileşmiş Batı ülkeleri Doğu Asya ülkelerine oranla çok geride kalmışlardır. Dünya üretiminde önemli bölgelerin payı açısından da konuyu incelediğimizde 1967-1989 yılları arasında ABD'nin payı %4.9, Batı Avrupa'nın payı %3.7 azalırken, Japonya'nın payı %2.2, Çin dahil gelişen Asya ülkelerinin payı %8.3'lük artış göstermiştir. Bu verilerden de anlaşılacağı üzere, 1970'li yılların ortalarından itibaren sanayileşmiş Batı ülkelerinin uluslararası piyasalarda, bir yandan verimli ve düşük işçilik maliyetine sahip ülkelerin, diğer yandan Japonya gibi kaliteli, esnek ve verimli çalışan ülkelerin hızlı ve yoğun rekabeti ile karşı karşıya kaldıkları görülmektedir. Bu durum ise, ülkelerin küreselleşme sürecinin yarattığı baskılara karşı alternatif politikalar üretebilmeleri ve bu değişim sürecine kendi özgün katkılarını yapabilmelerinin zaruri olduğunu göstermektedir.
Rekabetin hızla arttığı günümüzde, dünya ekonomisinin çokuluslu şirketler ile doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının, ulusal ekonomilerin işleyişinde önemlerini artırdıkları gözlenmektedir. Nitekim, dünya genelinde ülkelerarası sermaye hareketlerine bakıldığında, fon hareketlerinin büyük bir bölümünün çoğunlukla gelişmiş ülkeler arasında dolaştığı, gelişmekte olan ülkelere gelen yabancı sermaye rakamları büyük miktarlarda olmakla beraber, bu ülkeler arasında da eşit bir dağılımın olmadığı göze çarpmaktadır. Örneğin, 1980'li ve 1990'lı yıllarda, bilhassa, doğrudan yabancı sermaye yatırımları ve çokuluslu şirketler yoluyla küreselleşmenin genişlediği ve bu kapsamda toplam dış yatırımların %75'i ve sermaye akışının %60'ının Kuzey Amerika, Avrupa ve Japonya arasındaki ilişkilerde gerçekleştiği görülmektedir. Yatırımlar açısından, sermaye akışının Kuzey Amerika ve Japonya'da yoğunlaştığı, Japonya'nın ise, her iki kıtaya göre doğrudan sermaye yatırımlarının yönlendiricisi olarak kaldığı belirlenmektedir. 1977 yılında, dünyanın toplam dış ticaret hacmi 1.3 trilyon dolar, toplam döviz işlemleri 4.6 trilyon dolar, ticaret hacminin döviz ticaretine oranı ise %28.5 idi. Günümüzde dünya ticaret hacmi 4.8 trilyon dolara, döviz ticareti de 325 trilyon dolara çıkmış bulunmaktadır. Buna karşın dış ticaret hacminin döviz işlemlerine oranı %1.5'a düşmüştür. Bu gelişmelere paralel olarak, 1986-1990 yılları arasında yılda ortalama 37 milyar dolar olan sermaye ihracı, 1993 yılında 160 milyar dolara ulaşmıştır. Dünyada böyle yaygın bir sermaye hareketi gerçeği, bize küreselleşme olgusunun 1980'li yıllardan sonra hızlanmasının nedenini de açıklamaktadır. Aslına bakılırsa, sermayenin uluslar arasılaşması yeni bir olgu değildir. Sermayenin uluslararası düzlemde dolaşmasının hemen hemen serbest olduğu 1870-1915 yılları arasındaki dönemde, uluslararası dolaysız yatırımlarda yapılan üretim, toplam "küresel üretimin" yaklaşık %9'una ulaşmıştı. 1991 yılında yukarıda bahsedilen (küresel üretim) oranını, 1950'lerde artmaya başlayan çokuluslu şirketlerin sermaye yatırımları yoluyla ancak %8.5'e ulaşabildiği gözönünde tutulduğunda, anılan düzeyin tekrar yakalanabilmesi için yaklaşık bir asır geçtiği gözlenmektedir.

Küreselleşme gibi dünya ölçeğinde yaşanan büyük bir değişim ve dönüşüm sürecinin, teknoloji ve temel bilgi alanında daha gelişmiş ülkelerden az gelişmiş ülkelere doğru yaşamın her alanına dalgalar halinde yayılmasında doğal olarak , bu faaliyetlerden kurumsal düzeyde en çok işletmeler etkilenmektedir. Bu yayılış sosyal ve kültürel yaşam biçimlerini etkilemekte, üretim ve tüketim anlayışlarını homojenleşmeye götürmektedir. Küreselleşme ile birlikte küresel üretim yapan merkezlerin gücü, önemli ölçüde artarken, yerel veya ulusal işletmelerin rekabet gücü giderek azalmaktadır. Çünkü bilgi sistem ve teknolojilerindeki gelişmelere , büyük finans güçlerine, yerleşik marka sahipliğine veya pazarlama kanallarına sahip olmayan nispeten küçük işletmeler bu olanaklara sahip işletmelerle rekabet gücü bulunmamaktadır.

Küresel rekabetin boyutlarını daha iyi kavramak için, mal ticaretinin boyutlarına bakmamız yeterli olacaktır. Mal ticaretinde küreselleşmiş şirketlerin yerel veya ulusal düzeyde kalmış olanlar karşısında toplam kazanç ve kaybının ne olduğunun en iyi göstergesi şu: Sanayileşmiş ülke kaynaklı ithal mallarında gümrük vergisi indirimi ortalama %38, orta derecede gelişmiş ülkelerden kaynaklanan ithal mallarında %33, az gelişmiş ülkelerin mallarında %18. Yani küresel yapıya ulaşmış işletmelerin ülkeleri diğerlerine göre çok daha fazla kazançlı.(Tutar, 2000, s.91).Günümüzde rekabet gücünün başlıca kaynağı teknoloji ve teknolojik gelişmeler. Firmalar yeni teknolojiyi geliştirinceye kadar ellerinde bulunanı diğer firmalara aktarmıyorlar.böylece rekabeti önlüyorlar. Ancak yeni teknoloji geliştirilince, demode teknolojiyi diğer firmalara pazarlamaktadırlar.

Dünyanın ekonomik olarak yönelmiş olduğu küreselleşme, orta hatta küçük ölçekli işletmelerin dünya ekonomisine entegre olmasını zorunlu kılıyor. İşletmelerin dünya ekonomisine entegre olmasının en önemli şarlarından birisi bilgi sistem ve teknolojileridir. Üretimden pazarlamaya, yönetimden insan kaynaklarına işletme birimlerinin tamamında kullanılan bu teknolojiler işletmelerin küresel rekabetin başlıca koşullu olmaktadır. Bilgi sağlayan, bilgiyi bir yerden başka bir yere aktaran şirketler arasındaki küresel rekabetin yoğunluğu sürekli artmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya gibi AR-GE araştırmalarına önemli miktarlarda kaynak ayıran ülkeler, bilgi ve iletişim teknolojisinin özendirilmesi ve olası uygulamaların araştırılması bakımından daha avantajlı konumdadır.Yeni sanayileşmekte olan ülkeler de bilgi piyasasında ticari olanakların var olduğunun farkındadır. Daha şimdiden şirketler işgücünün çok daha pahalı olduğu sanayileşmiş ülkeler yerine Hindistan gibi yerlerde büyük miktarda veri kaydettirmektedirler. Ekonominin rekabet gücünün arttırılmasında çok önemli bir faktör olan teknolojik gelişme ve bilgi birikiminin Türkiye'de düşük olması, araştırma-geliştirme faaliyetlerinin süratle arttırılmasını gerektirmektedir. Bu alandaki göstergeler (AR-GE faaliyetlerine ayrılan kaynakların GSYİH içindeki payı 1994 ve 1995 yılları itibariyle) sırasıyla %0.36 ve %0.38'dir. Sanayileşmiş ülkelere oranla çok düşük seviyelerde bulunmaktadır. Bu nedenle, Türk şirketlerinin Batı'nın teknoloji havuzundan beslenmeye son vermeleri ve bu havuza katkı yapacak kendi AR-GE sistemlerini kurmaları gerekmektedir. Bu durum, işletmelerin maliyetlerinde uzun vadede büyük düşüşü beraberinde getirecektir.




3.1. Bilgi Sistemleri
3.1.1. Bilgi Sistemlerinin Tanımı ve Tarihçesi
Bilgi sistemleri, bir organizasyon içerisinde yer alan tüm işlem ve prosedürleri belirtmek için kullanılan genel bir terimdir. Konumuzla ilgili olan kısmı ise daha çok işletmelerin yönetim, pazarlama, üretim fonksiyonlarında kullanılmak üzere geliştirilmiş bilgi sistemleri ve bilgi sistemlerini oluşturan bilgi teknolojileridir.
Bilgi sistemi kendisinin bir alt sistem olarak ait olduğu ve daha geniş başka alt sistemlere sahip olan bir sistem çevresinde bilgi kümelerinin toplanması , saklanması, işlenmesi , dağıtılması , karar verilmesi , iletilmesi için gerekli olan bir bilgi kümeleri sistemidir. Bir bilgi sistemi esas olarak altı bileşenden meydana gelir . Sistemin beyni olan veri bankası, bilgileri saklamakta kullanılır. Veri bankasına giriş yapacak olan bilgileri seçmek için bir tarayıcı mekanizme gereklidir. Bu tarama mekanizması önceden seçilmiş değişkenleri ( örneğin borsa alışveriş fiyatları ) izlemek ve denetlemek için programlanmış olabilir, veya bilginin kabul veya reddedilmesi amaçlarına hizmet edecek bir giriş filtresi bu mekanizmaya takılabilir. Alt sistemlerin her biri , bilginin kabul edilmesi veya reddedilmesi konusunda ihtiyaçlara göre ayrı ayrı kriterler kullanabilmektedir. Bilgiler saklanacakları yerlere yarleştirildikten sonra belirli bir erişim mekanizmasına ihtiyaç duyulacaktır. Böylece bilgi gerekli olduğu zaman elde edilebilir duruma gelecektir. Dışında bilginin çıkışını ve karar veya benzeri mekanizmalara katılmasını sağlayacak bir çıkış filtresine ihtiyaç duyulacaktır.
İlk bilgi sistemi uygulamalarına “İnka” uygarlığında rastlanmaktadır.(Sayın,1998, s.2) İnkalar binlerce düğümden oluşan ip dizileri ile veri tabanına dayalı ilkel bir bilgi sistemi oluşturmayı başarmışlardı.”Quipus” adı verilen bu sistemi öğrenmek için dört-beş yıllık bir eğitim süreci gerekiyordu. Bu eğitimi alanlar ise toplumda ayrıcalıklı bir konuma sahip oluyorlardı. Diğer bir uygulama İtalya şehir devletleri döneminde yer alır. Venedikli bir profesör olan “Luca Pacioli”, 1994 yılında alacaklı-borclu hesap işlemlerine dayanan çift çizelgeli muhasebe kayıt sistemini geliştirdi. Bilgi sistemlerine iilşkin çalışmalar izleyen dönemlerdede sürdü. Ancak bilgisayar kullanımının başlamasına kadar olan sürede gelişmeler son derce yavaş oldu.
Bilgisayar kullanımının yaygınlaşması bilgi çağının başlangıcı olarak kabul edilir. Bu bakımdan bilgiyarın gelişme süreçleride temelde bilgi sistemleri ve uygulamalarının gelişme aşamaları olarak kabul edilebilir. 1642 de Blais Paskal ilk hesap makinasını buldu.bu çok önemli bir buluştu. Ölümünden yıllar sonra geliştirilen bilgisayar diline onun adı verildi. 1885 yılında Herman Hollerith delikli kartlardan yararlanan bir hesap makinası geliştirdi. Hollerith’in geliştirdiği aracın en önemli özelliği bazı aksamın elektronik olmasıydı. Bu makinayla birlikte elektromekanik dönemi başlamış oldu. 1957 yılı ABD’de bilgi çağının başlangıcı olarak kabul edilir. O yıl ilk kez bilgi hizmetlerinde çalışanların sayısı, endüstride çalışanların sayısını geçmiştir. Yine aynı yıl lamba yerine transistör kullanılan ve ikinci kuşak bilgisayar adı verilen bilgisayarlar üretilmeye başlanmıştır.

1950-1960 arasında göze çarpan önemli gelişmeler, elektrikli muhasebe makinalarına geçiş, fotokopi makinalarının tek tük de olsa görülmeye başlaması ve faksın ilkel biçiminin ortaya çıkmasıdır. Yine 1950-1960’lı yıllarda mekanik daktiloların yerini hızlı elektrikli daktilolalar almaya başlamıştır. Bu yeni daktilolalar yazma hızını arttırmış ve kullanım kolaylığı getirmiştir. “Top kafalı” ve bir defa kullanılabilen şeritli daktilolar yine bu dönemde IBM şirketi tarafından geliştirilmiştir. Bu araçlar birden çok harf karakterinin aynı yazıda ve pratik biçimde kullanılmasını sağlamıştır. Yine aynı yılarda telefon yaygın olarak kullanılmaya başlamıştır.


Bu araçların bilgi sistemlerinin gelişmesiyle doğrudan ilişkisi vardır. Bilgisayarlar bilgiyi muhafaza etme, onları işleyerek yeni bilgilerin üretilmesini sağlamıştır. Fotokopi makinaları kağıt üzerinde yazılı bilgiyi çoğaltmayı sağlayan bir araç. Faks da kağıt üzerine yazılmış bilgileri başkalrına iletme görevini üstlenir. Daktilolar ise bilgilerin kağıt üzerine dökülmesini yani kayıt edilmesini sağlamaktadır. Hollerith’in delikli kartlarını kullanarak kayıt yapmaya yarayan makineler den bir süre sonra ortaya çıkan ve kayıt yapmaya yarayan “teyp”ler bilgi kayıt kapasitesini oldukça arttırmıştır.
Birinci kuşaktan ilk ticari bilgisayarlar 1950’li yılların sonuna doğru piyasalarda görülmeye başlamıştır. Güçleri bugünkü masaüstü bilgisayarlarla karşılaştırılmayacak kadar düşük bu araçlar, çok fazla yer kaplamakta ve pek fazla elektrik enerjisi tüketmekteydiler. Bu bilgisayarlar ancak uzmanlar grubu tarafından kullanılmaktaydı. Bu yeni ve tekili araçların sadece belirli bir uzmanlar grubu tarafından kullanılıyor olması, adeta bir seçkinler grubunun doğmasına neden olmuştur. Bilgisayarın bulunduğu birimle diğer birimler arasındaki işbirliği genelde şu biçöimde oluyordu. İşlenecek bilgiler ilgili birim tarafından bilgisayar birimlerine gönderilir, bu bilgilere hangi işlemlerin uygulanacağı bilinirdi. İstenen işlemler bilgisayar birimi tarafından gerçekleştirildikten sonra çıktı adı verilen sonuçlar bilgisayardan alındıktan sonra ilgili bilgisayara ulaştırılırdı.
Mikro çiplerin kullanıldığı dördünce kuşak bilgisayarlara ulaşıldığında işlemci hızları ve bellek kapasiteleri olağanüstü ölçüde arttı. Makine boyutları ise aynı ölçüde küçüldü. 1980’li yıllarda orta ölçekli bir işletme sahibi iş adamının 30 yıl süren iş yaşaında bir milyon sayfadan fazla kağıt tükettiği hesaplanmıştır. Bu kağıtların üzerinde çeşlitli bilgiler yer aldığına göre bu miktar, üretilen ve dolaşıma giren bilgi miktarıyla yakından ilişkilidir.
3.1.2. Bilgi Sistemleri ve İşletmeler
Bilgi sistemlerinin işletmeler açısından birkaç açıdan önemi vardır. Öncelikle işletmelerin planlama, örgütleme, yönetme, denetleme etkinliklerinin başarılı olması için örgüt içi ve örgüt dışı bilgi gereklidir. Özellikle denetim işlevi için bilgi yaşamsal önem taşır.Bilgi sistemleri örgütler için geliştirilir. Hayata geçirildiklerinde örgüt içerisinde dönüşüme neden olurlar. Günümüzde işletme yapıları bilgi sistem ve teknolojilerinin etkisiyle hızla değişmektedir. 1960’lı yıllarda bilgisayarların örgüt yapılarına, merkezileşme yönünde bir etkiyle gireceği tahmin ediliyordu. Oysa bu giriş tam tersi bir etkiyle sonuçlandı. Bilgisayarlar örgütteki güç dağılımını değiştirmiştir. Karar verme sürecinde ve işletme yönetiminde birimler eskiye oranla daha bağımsız ve diğer bölümlerle eşgüdümlü çalışmaya başlamıştır. İleriye doğru baktığımızda işletmeler daha küçük ve konsantre ofislere doğru eğilim göstermekte olduğunu, giderek sanal ofislerin oluşmakta olduğunu ve oluşaçağını görebilmekteyiz.
Küreselleşme sürecinde işletmeler, daha önce belirtildiği üzere çok yoğun bir rekabet ortamında faaliyet göstermek durumundadır. Bu durum işletmeleri sanayi yoğun üretimden bilgi yoğun üretime geçmeye zorlamıştır. Bilgi yoğun üretim ve sanayi yoğun üretim arasındaki nitelik farkını şu örnekle açıklayabiliriz. Yazılım üreticisi Microsoft firmasının üretmiş olduğu, lisanslı, on dört gram ağırlığındaki plastik ve aleminyum alaşımlı program yüklü bir cd’nin fiyatı beşyüz dolar civarındadır. Beşyüz dolara yaklaşık üç ton demir alınabilir. Bilgi sistemlerini kullanan ve bilgi yoğun üretim yapan işletmeler çok az maddi girdi ve çok miktarda bilgi girdisi ile üretim yapmaktadırlar. Bilgi ve iletişim teknolojisinin yarattığı ortam içerisinde ekonomik faaliyetler, uluslararası sınırların ötesine geçerek küresel bir nitelik kazanması geleneksel üretim faktörleri olan toprak, emek hatta sermayenin önemini kaybetmesine yol açmıştır.
Bilgi sistemlerinin temel amaçlarından biri de yöneticilerin karar verme sürecine destek olmaktır. Küreselleşme sürecinde hızlı karar vermek zorunda olan yöneticileri, işletmenin kendi iç dinamikleriyle ilgili bilgileri ve ulusal ve uluslararası piyasaları, sosyolojik ve toplumsal değişimleri, teknolojik gelişmleri yakından takip etmek durumundadır. “İnsanların performanslarından” sorumlu olarak kabul edilen yöneticiler bugün “bilginin uygulamasından ve performansından” sorumlu olarak tanımlanmaktadırlar.Bu yüzden “yönetim bilgi sistemi”, “ karar destek sistemleri”veya “internet” gibi bilgi sitemleri ve bugün işletme yönetiminin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.

3.2.Başlıca Bilgi Sistemleri
Bilgi sistemlerinin geliştirilme çabalarının önemli bir kısmı insanlarca verilen kararların kalitesinin arttırılmasını ve gerekli bilginin en doğru ve hızlı bir şekilde gerekli yere ulaştırılmasını amaçlar. Bu bölümde işletmeler ve diğer örgüt yapıları tarafından kullanılmakta olan başlıca bilgi sistemlerinin kısaca tanımlayacağız.
3.2.1.Tekrarlamalı Sistemler (İşlem Temelli Sistemler)
Büyük miktarda veriyi, çabuk, hızlı ucuz ve doğru bir şekildeişleme amacı taşır. Otomatik veri işlem, bilgisayarın işletmecilikte ilk yaygın kullanım alanıdır. Nüfüs sayımı, bordro, muhasebe gibi alanlarda yoğun bir biçimde kullanılmıştır. Günümüzdede tekrarlamalı sistemler; sipariş işleme, sigorta şirketlerinde poliçe işlemleri, bankadan para çekme faturalama gibi işlemlere destek olan sistemler , ATM makinaları , büyük mağazalarda otomatik etiket okuyan sistemler şeklinde kullanılmaktadır. İşlem temelli bu sistemler genellikle emeğin yerine sermayeyi koyma yoluyla maliyeti düşürmek veya daha yüksek hacimde işlemi yürütmek için kullanılır. Tekrarlamalı sistemler küresel çapta faaliyet gösteren parakende market zincirleri, bankalar ve sigorta şirketlerinin faaliyetlerini takip edebilmesi ve küresel çaptaki işlemleri gerçekleştirebilmesi için büyük önem taşımaktadırlar.

3.2.2.Yönetim Bilgi Sistemleri
Yönetim bilgi sistemleri, bir işletmede karar verme ve analiz etme fonksiyonlarını sağlayan sistemlerdir. Yönetim bilgi sisteminde işletmeye ait veriler bilgi haline dönüştürülüp yöneticiye aktarılmakta, yöneticide bunları değerlendirip, işletme çevresine çeşitli şekillerde göndermektedir. Yönetim bilgi sistemlerinin temel fonksiyonu işletmenin amaçları doğrultusunda, karar verme ve işletme tekinliklerine yön verme konusunda yönetim kademesine en doğru bilgileri gerekli zamanda sağlayabilmektir. Yönetim bilgi sistemlerinde çok fazla miktarda bilgi bir veri tabanında tutulur. Yönetim faaliyetinde bulunan birimler bu veri tabanından ihtiyaçları olan bilgiyi alırlar. Tipik bir yönetim bilgi sistemi genellikle donanım, yazılım, bilgi, işlemler ve insan unsurlarının bileşimi ile oluşmaktadır. Yönetim bilgi sistemleri çoğunlukla orta kademe yöneticilerin muhasebe işlemleri, ödemeler, üretim faaliyeti gibi işlemleri denetlemsinde kullanılmaktadır. Büyük ve entegre sistemlerin kurulmasının pahalı oluşu, işletimlerinin hantallığı ve umulan yararı her zaman sağlayamamaları nedeniyle, son yıllarda büyük çaplı yönetim bilgi sistemlerinden bir uzaklaşma gözlemlenmektedir. Yönetim bilgi sistemlerison yıllarda çok farklı şekillerde uygulama alanı bulmaktadır. “Toplam Enformasyon Sistemi”, ‘Toplam Yönetim Sistemi”, “Entegre Bilgi İşlem Sistemi”, Yönetim Kontrollü Enformasyon Sistemi” yönetim bilgi sistemlerinin farklı açılımlarıdır.

3.2.3.Karar Destek Sistemleri
Bu sistemler özü itibarı ile Bilgisayar teknolojisine bağımlı değildir. Geleneksel muhasebe sistemleri de temel bilgi sistemleridir. Bilgisayar teknolojisindeki gelişmeler bu tür sistemlere güçlü bir altyapı kazandırarak uygulama potansiyellerini genişletmiştir. Bir karar destek sistemi genel olarakyöneticilerin strateji formülasyonu ve stratejik kontrol çalışmaları için bilgi sağlayan formal bir sistemdir. Bunların karmaşıklığı veya teknolojisi değil yöneticilere sistematik ve tutarlı bilgiler sağlayabilmesi önem taşır.
3.2.4.Uzman Sistemler (Üst Yönetim Destek Sistemleri)
Üst düzey yöneticilerin bilgi ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla kullanılmaktadır. Uzman sistem , bir ilgi alanındaki problemleri çözmede kullanılan bilgisayar yazılımlarıdır. Uzman bilgilerinin veri tabanlarına depolanıp , daha sonra problemlerle karşılaşıldığında , bu bilgi tabanlarından yapılan çıkarımlarla sonuçlara ulaşılmaya çalışılmasıdır.Uzman sistemler ayrıca , veri tabanı yönetim sistemlerinin optimizasyonunda da kullanılmaktadırlar. Uzman sistemler geniş miktarda veri içeren veri tabanlarının ihtiyaç duyarlar. Karar verme sürecinde makinelerin insanların yerini alması pek olsı görülmesede, uzman sistemler, mantık tekniklerinden yararlanarak probleme teşhis koymakta ve üst düzey yöneticilere çözüm önerileri sunmaktadır. Uzman sistemlerin gelişmesi “yapay zeka” kavramıyla birlikte olmuştur. Bilgisayarların insanlara ait beceri ve yetnekleri yerine getirebilmesine yapay zeka denilmektedir.


3.3.Bilgi Sistemlerinin Gelişimi ve Küreselleşme
3.3.1 Sanayi Toplumundan Bilgi Toplumuna
Sanayi devrimi bir seri teknolojik yeniliğin üretim alanında kullanılmasının, ekonomik sosyal, politik ve kültürel alanlara yansımasını kapsayan bir süreç olarak gerçekleşti.James Watt’ın 1765’te buhar makinesini bularak, bunun enerji kaynağı olarak yeni teknolojilerin üretimle ilgili ekonomik alanlarda artan ölçüde kullanılması ve 1789 Fransız devriminin yeni teknolojik gelişmelere yaptığı sosyal etkilerin sebebiyle oluşan yeni toplumsal yapı, kısaca “sanayi toplumu” olarak adlandırılmıştır ( Tutar, 2000, 36 ). Sanayi toplumuna geçişle birlikte, evlerde el sanatlarına dayalı üretim anlayışı yerine fabrikalarda kitlesel üretim anlayışı geçmiştir. Sanayi toplumu , üretim anlayışında , kendi dönemine özgü bir üretim anlayışı geliştirmiştir. Sanayi devrimi, temelde içten patlamalı motorların icadı ve sanayiye uygulamasından güç aldı. Ulaştırma ve haberleşmede devrim sayılabilecek gelişmeler gerçekleşti. İnsanlığın, tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişi gibi, yeni bir köklü değişim yaşamaktadır. Bu değişim sanayi toplumundan farklılaşarak, temel bir üretim girdisi haline gelen bilginin, giderek üretimin diğer faktörlerinin yerini almasıyla geçişin , şimdiki sanayi toplumundan farklı bir topluma, bilgi toplumuna doğru olacağını göstermektedir.
Bilgi toplumu, bilgiyi üreten, kullanan, ekonominin unsuru haline getiren bir toplumdur. Bu açıdan bakıldığında bilgi, bilgi toplumunun bir simgesidir ve bilginin değeri diğer tüm ekonomik araçların önüne geçmiştir. Siyasi ve teknik açıdan bakıldığında da durum aynıdır. Bilgi toplumunda bilgi diğer tüm araçların önüne geçmiştir.
Bilgi, bilgi toplumunun simgesi olmasına karşın; Bilgi toplumunun ortaya çıkış sebebi, bilginin keşfedilmesi yada fark edilmesi değildir. Kuşkusuz, bilgi çağlar boyunca tüm olaylarda etkin bir unsurdur. Fakat bilginin, bilgi toplumunun simgesi haline gelmesinde temel neden: “Bireyin bilgi elde etme imkanlarına sahip olmasıdır”. Tabii ki bu bireyin bir hakka sahip olması değil, bu hakkı bir fiil kullanması ile mümkündür. Bu hakkın kullanılması bilgilerin zaman içinde yaygınlaşmasını ve toplum içinde, bilginin öneminin artmasını sağlar. Daha bilinçli bir toplum ortaya çıkmasını sağlar. Bilginin toplum içinde dolaşımı ve dolaşımın etkinliği, bilgi toplumunun oluşumunda ikinci nedenidir. İletişim ortamlarının artması, hızlanması ve çeşitlenmesi. Geçmişten günümüze kağıttan elektronik ortamlara bir geçiş yaşanmaktadır. Düzenli aralıklarla yapılan tek yönlü yayınlar yerine, anında ( canlı ) ve çift yönlü kitlesel yayınlar yapılabilmektedir. Belli bir merkezden yapılan yayınlar yerine, bilgisayar ağları sayesinde, belli bir merkezden kontrol edilmeyen, bireysel iletişimler ortaya çıkmaktadır. Birey istediği bilgiye istediği anda ulaşma imkanına kavuşmaktadır. Bu imkanların yaygınlaştırılması, etkinliğinin artırılması bilgi toplumunun önemli bir alt yapısını oluşturacaktır.Bilginin pazarlanabilir bir ürün olarak, ekonomi içinde ağırlığını ortaya koyması ile de bilgi toplumuna geçiş süresi başlamış olacaktır. Bilginin üretilmesi, işlemesi saklanması, iletilmesi ile ilgili teknikler geliştirildikçe de bu süreç hız kazanacaktır. Bilgi toplumunun bundan sonraki toplumsal alt yapısını “Yaşam boyu öğrenen, eğitimli, ülkedeki ve dünyadaki gelişmelerden haberdar bireyler” oluşturacaktır. Teknolojik önderliği ise mikro elektronik, haberleşme ve yazılım gibi kritik teknolojiler üstlenecektir.
Teknolojideki gelişmelere dayalı olarak şekillenen bilgi, toplumun itici gücü haline geliyor. Bilgi toplumunun doğuşu bir bakıma bilgisayarlarla gerçekleşmiştir. Nasıl ki sanayi toplumuna geçişin motoru olma işlevini “buhar makinası” üstlenmiş ise; bilgi toplumuna geçişi de bilgi teknolojilerinin temelindeki “bilgisayarlar” gerçekleştirmiştir. Bilgi toplumunun simgesi bilgisayarlara dayalı, enformasyon şebekeleriyle veri bankalarından oluşan kamusal alt yapıdır. Bilgi teknolojileri ve bu teknolojiye bağımlı üretim anlayışının geliştiği bir toplum yapısı gösteren Japon toplum yapısı üzerinde önemli çalışmalar yapan Yoneji Masuda, bilgi toplumunun yapısal özelliklerini şu şekilde sıralamaktadır:


  1. Bilgi toplumunda önde gelen sektör dördüncü ve yeni bir sektör olan “entelektüel sektör”dür.

  2. Bilgi toplumunda sosyo-ekonomik sistem, alt yapısının üstünlüğü ile kendisini gösteren gönüllü bir “sivil toplum”dan oluşur.

  3. Bilgi toplumu sanayi toplumunun tersine, çok merkezlidir.

  4. Bilgi toplumu, büyük miktarda dayanıklı tüketim malı üretip tüketen sanayi toplumunun tersine yüksek seviyede kitlesel bilgi üreten bir toplumdur.

  5. Bilgi toplumunun siyasal sistemi “katılımcı demokrasi”yi içerir.

  6. Sanayi toplumunda temel değerler, maddi ihtiyaçların tatminine dayanır. Buna karşılık bilgi toplumunda temel değerler “ amaçlara ulaşmanın verdiği tatminden kaynaklanır. (Tutar, 2000, s.39)

Bilginin insanlık tarihinde madde ve enerjinin önüne geçerek, en önemli kaynak haline gelmesi, dünyanın her tarafında üretim faaliyetlerinde bulunan ve hizmet veren kuruluşların rekabet, maliyet kontrolü, personel verimliliği örgüt yapılarında esneklik gibi çeşitli faktörleri göz önünde tutma gereği ortaya çıkarmıştır. Bu faktörlere ek olarak küresel piyasaların izlenmesi, stratejik ortaklıklar, değişen koşullara uyum sağlamak gibi olgular da sadece bir kurum hatta ülke tarafından değil, tüm dünya ülke ve kurumları tarafından dikkate alınması gereken gerekli ve zorunlu konulardır. Bilginin önem kazandığı ekonomik bir dönem içinde, ister kar amaçlı olsun, ister kar amaçsız olsun bütün örgütler, şirketler ve kurumlar yeni dönemden etkileneceklerdir. Bu dönem içinde yeni şirketler ortaya çıkarken, mevcut şirketler, gerek gelişerek gerekse değişerek bilgi toplumu içinde yer alacaklardır.


3.3.2. Bilgi Teknolojileri ve Bilgi Toplumu
Bilgi toplumu daha önce belirtildiği üzere sanayi anlayışlı üretimden bilgi temelli üretime geçişin ve bilginin üretimin en önemli girdisi olarak düşünülmesi süreci sonucunda oluşan bir toplum yapısı. Böyle bir toplumun oluşumunu sağlayan temel faktör bilginin kullanım şekli. Bilgi toplumlarında bilgi, üretime en faydalı şekilde girecek, diğer bir değişle optimal faydayı sağlayacak şekilde kullanılır. Bilginin ham veri şeklinden yararlı ve istenildiği zaman ulaşılabilir bilgi şekline dönüşmesini ise bilgi sistemleri sağlar bilgi sistemleri, mutlaka bilgi teknolojileri ile birlikte düşünülmelidir.sonuç olarak bilgi toplumları bilgi teknolojilerini kullanan, toplumlardır. Bilgi toplumu olmak demek ise, daha fazla yerine daha kaliteli ve daha verimli üretmek, dünya piyasalarına açılmak, küresel çapta düşünebilmek anlamına gelmektedir.
Bilgi toplumunun temelini bilgi teknolojileri daha doğrusu bilgisayarlar ve iletişim teknolojileri oluşturmaktadır. Günümüzde karmaşık ve yoğun veri yığınları ile çalışan bankalar ve şirketler, haberleşme, muhasebe, stok kontrol, baskı işleri, üretim otomasyonu, büro otomasyonu gibi alanlarda bilgisayarlardan yaralanmaktadırlar. Yine bilgi alışverişinde önemli olan, yayınlanmamış raporlara ulaşılabilmesi, uzmanlığa dayalı bilgilerin ilgililer arasında değişimi, paketlenmesi ve saklanmasında bilgisayarlardan yararlanılmaktadır. Bilgisayarların, sağladığı bütün bu kolaylıklar nedeniyle son yıllarda toplumsal yaşamın her alanına yoğun olarak girdiği görülmektedir. Bilgisayar destekli öğretim, bilgisayarlı dizgi, bilgisayarlı tasarım, bilgisayarlı üretim, bilgisayarlı tomografi hatta bilgisayarlı müzik ve sanat bunlar arasındadır. Mikrobilgisayarların gelişimi, ilkokullardan üniversiteye kadar her aşmadaki okullarda, hatta okul öncesi programlarda bilgisayarların kullanımını yaygınlaştırdı. Kişisel bilgisayarlar ile İnternet üzerinden yapılan ticaret milyarlarca dolara ulaşarak bir çok işletme için yeni ve küresel bir pazar yaratmıştır.
Bilgi toplumunun temel özelliklerinden birisi, bilgi teknolojisi ile bilgi üretiminin önem kazanmasıdır. Böylece bilgi toplumunun sürükleyici gücü bilgi teknoloji bilgi teknolojisinin ürünü olan bilgidir. Buna “bilişimsel bilgi” de denebilir ( Tutar, 200, s.96 ). Bilişimsel bilgi, ham bilginin bir bilgi sistemi vasıtası ile değerlendirilmesi ve erişime uygun hale getirilmesi ile meydana gelir. Bilgi toplumunda bilişimsel ve sistematize bilginin kitlesel üretimi gerçekleştirilir. Bu üretim sadece toplumun kendi insanları için değil ulaşabilecek bütün insanlar için yani küresel bir amaçla üretilir. Bu şekilde bilimsel bir biçimde, bilgi sistem ve teknolojileri yardımı ile üretilen bilgiye kurulan iletişim ağları ile ulaşım sağlanmaktadır. Bu iletişim ağları sayesinde ülkeler arası sınırlar kalkmakta, bilgi teknolojilerinin doğurmuş olduğu ekonomik faaliyetler küreselleşmektedir. iletişim sistemlerinin ülke sınırlarını küçültmesi, bölgesel gruplara dayalı bütünleşme eğilimlerini beraberinde getirdi.


      1. İletişim Teknolojisindeki Gelişmeler

Bilgi teknolojilerinin temelinde bilginin iletilmesi yatmaktadır. 1960’lı yıllardan itibaren mikro elektronikteki gelişmelerle birlikte, iletişim teknolojileri de yenilenmiştir. İletişim teknolojilerindeki ve bilgisayarlardaki bu gelişmeler, üretim için her türlü bilgi akışını hızlandırıp kolaylaştırdığı gibi, zaman ve mekan (ulaşım) kullanımında sağladığı avantajlarla, üretimde etkinlik ve verimliliği sağlamışlardır. Böylece, bilgi toplumunun teknolojik altyapı donanımının önemli bir kesimi, iletişim donanımından oluşmaktadır.


İletişim alnındaki teknolojik gelişmeler, dijital teknoloji ile, fiber optik ve lazer teknolojisi sayesinde iletişimde ortaya çıkan yenilenmelerin ve büro donanımında yenilenme yaratan akıllı terminal , telefon, faks ve diğer haberleşme donanımındaki gelişmelerle birlikte

yaratılmıştır. Transistörün, renkli TV’nin , kasetçaların, videonun ve bilgisayarların iletişim alnında kullanılması, uyduların iletişim için kullanılması ile bilgi-iletişim çağı, sanayi toplumunun son 30-40 yılında başladı. Bu alanlarda yeni ve hızlı gelişmeler 1980-1990’larda bugün ki ilk dönem “bilgi toplumunu” yarattı. Renkli TV ‘den kablolu TV’ye, VHS videolardan, TV katılımlı konferanslara ve uydu yayıncılığına geçildi. İletişim teknolojilerindeki gelişmelerin; ulaştırma , meteoroloji, jeoloji ve tıp başta olmak üzere birçok alandaki yenilik ve gelişmelere önemli katkıları oldu. Ekonomide; üretimden, savunma sanayiine kadar yoğun kullanım alanı buldu. Mikro elektronik ve iletişimde hızlı gelişmelerden en yoğun yararlanan alanlardan birde uydu teknolojisi oldu. Bununla uzay çalışmaları hız kazandı. Uydu teknolojisi dünya atmosferine , yerküreye veya uzaya ait bilgilerin toplanmasında kullanıldığı kadar bugün dijital yayınlar, cep telefonları gibi birçok iletişim sisteminde de kullanılmaktadır. İletişim teknolojisinin yenilediği diğer bir alan da basındır. TV’nin ve diğer iletişim araçlarının gelişmesi ile basın da yapısal bir değişim ve uyum geçirdi. Basın bir yandan yeni alanlara (yerel basın, araştırmaya dayalı haber vb.) yönelirken , bir uyandan da yeni, iletişim teknolojisi ile yararlanarak köklü değişimler yaşadı. Küreselleşmeyi en hızlı gerçekleştiren sektörlerin başında basın sektörü gelmektedir. Körfez savaşı sırasında savaşı naklen yayınlayan CNN televizyonu sadece A.B.D. televizyonu değil bütün dünya televizyonu olarak görülüyordu. Şu anda dünya üzerinde meydana gelecek bir olay dünya basını tarafından dakikalarla ifade edilecek bir süre içerisinde, bilgiye ulaşmak isteyen kişilere ulaştırılabilmektedir. Basın sektörü bilgi toplumu oluşturulması ve küresel yapılanmada, iletişim ve bilgi teknolojilerini en iyi kullanan sektördür.



İletişim ve bilgisayar teknolojileri sağlık, biyoteknoloji, eğitim, araştırma, yüksek öğrenim, uluslararası ticaret, maliye, para dolaşımı, yeni endüstriler gibi değişik alanlara hizmet götürmekte ve bu alanları geliştirmektedir. Bu açıdan bakıldığında bilgiye ulaşım bölgesel ve yerel bir olay olmaktadır. Yerel altyapının herkesin gereksinim duyduğu bilgilere erişimi için gerekli olanakları sağlaması çok önemlidir. İleri telekomünikasyon altyapısının sağladığı olanaklar şehirlerin ve bölgelerin hiyerarşisinin belirlenmesinde de önemli bir etken olmaktadır.Telekomünikasyon ağlarının işlevlerinin en önemlilerinden biri birbirinden uzak ortakların, kaynakların ve pazarların birbirine erişimini sağlamasıdır. Çok bölgeli ve uluslararası ağlar; bilgi, beceri, altyapı, finans gibi kaynakların paylaşımı üzerine kurulmuştur.




Dostları ilə paylaş:
  1   2   3
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə