Mahkeme Başkanı Köksal Şengün ile Üye Hakimler Hasan Hüseyin Özese ve Hüsnü Çalmuk’tan oluşan mahkeme heyeti tarafından 16 Ağustos 2010 tarihli oturum açıldı

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 0.63 Mb.
səhifə5/8
tarix25.01.2019
ölçüsü0.63 Mb.
1   2   3   4   5   6   7   8


Salonda sesli video kaydı izletilmesine son verildi.

Sanık Mustafa Dönmez:”Efendim bu görüşmenin TUBİTAK ve Üniversitelere gönderilerek ses ve anlam analizlerinin yapılmasını talep ediyorum. Çünkü burada ben çok net bilgisayarda duyuyorum ancak ortamın şeyinden duyulmuyor. Pazartesi günkü koyacakları mühimmatın pazarlığını yapıyorlar ne konacaklarını planlıyorlar efendim. Şimdi ben bunu dinlediğimde bunların polis teşkilatının hile yaptığını biliyordum bazı, bazı polislerin içinde. Şimdi bununla ilgili yaptığımı bir araştırmayı arz etmek istiyorum efendim bakın 300 sayfalık araştırmanın yaklaşık yarım sayfada özetlemeye çalışacağım zaman almak ve geçirmemek için. Şimdi bununla ilgili bir G3 mühimmatıyla ilgili bir örnek vermek istiyorum. G3 mühimmatı incelendiğinde mühimmatlara bu mühimmatlara askeri malzemededir diye almaya gelen askeri personele bu mühimmatlar teslim edilemiyor gerekçeleri de şu efendim belgelere göre arz ediyorum ki belgeleri de buraya ekledim dilekçeme ekledim. Söyleme gerekçeleri şu; kriminalde şuanda incelenmede diyorlar yani 12 Ocakta bulunmuş efendim mühimmatlar 14 Ocakta askeri personel gidiyor bu mühimmatı almak istiyor ve yerinde görmek istiyor orada G3 mühimmatı yok diyorlar ki bunlar kriminalde. Tüm kriminal raporlarını inceledim ekleriyle beraber ve buraya kolaylık olsun diye Sayın mahkeme bunları görebilsin diye buraya koydum efendim özetlerini ve altlarına klasörleri, hangi klasörlerden bunları aldığımı yazdım. 14 Ocakta kriminalde diyorlar gösteremiyorlar. Kriminalde olduğu, polis kriminalde olduğu tarih raporda hazırlamışlar 3 tane rapor var onu da ekledim efendim 20’si ve 27’si yani bir hafta sonra gitmiş. Yalan söylüyorlar peki başka bir yalanı da arz edeyim. Bu sefer 2 Nisanda buraya görüntüsünü aldım efendim 70 dakika, görüntü 4 diye ve bu dilekçemin ekinde Sayın mahkemeye arz edeceğim. Onun 7. dakikasında efendim aramayın diye arz ediyorum 7. dakikasında kriminale gönderdik diyor bununla ilgili ben Genelkurmay’da yargılama devam ederken araştırma istemiştim, çözümleme istemiştim kamerada ve bununla ilgili bu konuşma çözümünde de buraya aldım efendim yapıştırdım. 2 Nisanda da kriminalde diyorlar efendim ve 2 Nisanda da polis merkezinde olduğu yine kendi raporlarında yazıyor. Yani polislerin içinde bir yapılanma var ve sürekli yalan imal merkezi gibi belge üretiyorlar işte buna bir G3 örnektir. Ben bununla ilgili Sayın mahkemenizin 19 aydır suçsuz yere yatıyorum burada ve suçlanıyorum. Bu mühimmatlar konusunda çünkü sürekli yalanı yalanla kapatmaya çalışıyorlar ve olayın çapı büyüyor. Örneklerini arz ediyorum bir bilirkişiyle veya mahkemenizce veya naip hâkimce araştırılmasını talep ediyorum belgelerini buraya koyuyorum bu açıkça suç işliyorlar. Yaptıkları, ürettikleri sahte belgeler nesneldir kendi ifadeleridir doğruları söylemiyorlar Sayın mahkemenin bununla ilgili 8 sayfalık dilekçemi değerlendirmesini talep ediyorum efendim. Efendim, mühimmatların şahsıma ait olduğuyla ilgili defterimden ajandamdan çıkartılan bu mühimmat yerini gösteren kroki vardı ve bu krokiye hem polis kriminal 20 Ocak tarihinde hem de jandarma kriminal bu polis kriminalın verdiği rapordan 4 gün sonrasında şahsıma ait olduğuna dair rapor vermişlerdi efendim. Mustafa Dönmez’in el mahsulü ürünüdür şeklinde söylemişlerdi. Jandarmanın, jandarmanın jandarma kriminalin muhteviyat eklerini ben 18 aydır istiyorum ve aldığım da bununla ilgili belgeler ele geçtiğinde jandarma kriminalın ki geçen hafta bununla ilgili suç duyurusunda bulundum. Benim olmayan şahsıma ait olmayan yazı örneklerinden bunu yapan jandarma kriminal, ait olmayan yazı örneklerimden bana aitmiş gibi işlem yaptığı ortaya çıktı. Şimdi bu işi bizzat tertip eden polislerin bana verdikleri ekspertiz raporlarının muhteviyatı bir türlü görünmüyor hiç birisi ek klasörlerde yok. binlerce sayfayı defalarca okudum gözümden kaçması mümkün değil bu benim işim araştırırım ben. Bu muhteviyatı istiyorum bununla ilgili Sayın mahkemenizden talep ediyorum diyorum ki bu kroki benim değil ve bu krokinin korunmaya alınması lazım bunlar bu başımıza bu işi saran suç imal merkezinin en büyük nesnel delili. Bakınız bu krokide kaybolacak yırtacaklar belki 51 nolu DVD’nin veya başkalarının iddia ettiği gibi başına geleceği gibi kırıldı denilecek bu kroki efendim çok açıktır bu krokinin muhteviyatını bakın vermekte imtina ediyorlar bu bile bunun emaresidir. Bu bir (bir kelime anlaşılamadı) artık bu tezi geçmiştir bu kuram haline gelmiştir dolayısıyla bu krokinin madem incelemeye Sayın mahkemeniz göndermiyor öyle takdir ediyor saygı duyuyorum. Ancak bu muhteviyat eklerini bana vermek durumundasınız lütfen bunu sağlayın İstanbul Cumhuriyet Savcılığı bununla ilgili talebimi kabul etmedi askeri yargılamada da istenmesine rağmen defalarca tenkit yazısı Sayın mahkemenin olmasına rağmen gönderilmedi. Bu yazı bakın şimdi jandarmada sahteciliği ortaya çıkmışken bu muhteviyat eklerini talep ediyorum Sayın Başkanım. Zir Vadisi ve Yenikent Lojmanlarında yapılan sözlü aramalarda bulunduğu iddia edilen suç malzemeleri üzerinde herhangi bir kriminal inceleme yapılıp yapılmadığı yapılmış ise sonucu ile ilgili herhangi bir bilgi verilmemiştir Sayın Başkanım. Bununla ilgili Genelkurmay Askeri Savcısı 27 Nisan 2009 tarihinde İstanbul Başsavcılığından konuyla ilgili bilgi istemiştir ancak cevap verilmemiştir. Sapanca’da bulunan suç malzemeleri üzerinde şahsıma ait hiçbir kriminal iz çıkmamıştır. Efendim 14 tane parmak izi ve avuç içi çıktı benim avuç içi ve parmak izi, izlerimle ilgili mukayeseler temiz olduğu belirtildi sadece belirtildi. Ancak bu bile 8 ay sonra bu rapor 3 gün sonra hazırlanmış olması rağmen olay tarihinden kasıtlı olarak olduğunu değerlendiriyorum 8 ay sonra yani ben suçlandıktan sonra iddianame kabul edildikten sonra mahkeme tarafından, Sayın savcı 3 kere bu konu ile ilgili yazışması olmasına rağmen gönderilmedi İstanbul Savcılığından yani bu konuda net bununla ilgili suçlanmamız için, suçlanmam için bununla ilgili şey yapıldı. Aynı şekilde diğer raporlarda da bu şekilde efendim dilekçemde uzun uzun bunları anlattım. Ancak bunlarla ilgili söyleyebileceğim şunlar; sahte belgeler ve düzmece kanıtlar ile Emniyet Genel Müdürlüğü içerisinde şahsımı karalamaya ve mahkûm edilmesi yönünde çalışma gösteren bir kısım polislerin kendi içinde çelişik raporlarına imza koyan kişilerin bunların içinde maalesef Cumhuriyet Savcılarının olduğunu da biliyorum. Yapmış oldukları yargıçları yönelik eylemleri 19 aydır ortaya çıkarmamış olsa da bir gün bunlar ortaya çıkacaktır. Bu konu ile ilgili istemim lojmanda ve lojmanda yapılan aramalarda bulunduğu iddia edilen suç malzemeleri üzerinde herhangi bir kriminal inceleme yapılıp yapılmadığı yapılmamış ise yapılmış ise sonucun Emniyet Genel Müdürlüğünden istenmesini talep ediyorum. Şahsımın olduğu iddia edilen malzemelerin üzerinde bulunan şuana kadar bulunmuş kriminal izlerin aramaya katılan polislerin parmak ve avuç içi izleriyle mukayese edilmesini arz ve talep ediyorum. Efendim bununla ilgili de söyleyebileceğim şunlar; Poyrazköy davasında da bu oldu bununla ilgili Sayın mahkeme oradaki tüm subay astsubayın Poyrazköy’de çıkan kriminal incelemeyi yapılmasını istedi. Efendim subay astsubaya yapılıyor da polislerin araştırılması neden yapılmıyor merak ediyorum. Tüm bugüne kadar yapılan incelemelerde polislerin bu olay ki bunların yüzünden ben bunu belgelerle arz ediyorum bakın, tekrar arz ediyorum sahtecilik yaptığını söylüyorum evrakta sahtecilik Türk Ceza Kanununun 204 -207. maddelerine kadar aleni, aleni yazmış karşılığını ve hırsızlık nitelikli hırsızlığı da yazmış karşılığına ve bunu belgelerimde arz edeceğim savunmamda söylüyorum bunu polis teşkilatı yapıyor, polis teşkilatı içinde bir kısım insanlar yapıyor ve bunlar bugün hala da görevde bunlara inanıyoruz ancak subay astsubayın herkesin parmak izi alınmasına rağmen hatta ne ilginç ki ne ironi ki Zir Vadisinde çıkan el bombasında Tuncer Kılınç generalin parmak izi araştırması mukayesesi yapılıyor. Ama polislerin her memurun parmak izi şeyi vardır efendim Sayın mahkeme bu konuda lütfen bununla ilgili değerlendirme yapsın bu arz ettiğim konuyla ilgili vardır çok fazla zaman almayacaktır o aramaya katılan polislerin parmak izleri ve avuç içi izleri bu çıkan bulunan 14 tane parmak içi ve avuç içi izleriyle bir kıyaslanması yapalım bu ayrım yapılmasın. 19 aydır yapılmıyor bu mühimmatlar şahsıma mal ediliyor ama ben bunun artık polislerin yaptığını çok net biliyorum. Ve bunun ispatıyla ilgili 170. maddeyi Sayın İstanbul Savcılarımız işletmemiş ama bu 177. maddede bu delillerin toplanmasında, bu nesnel delillerin ortaya çıkmasında Sayın mahkemenin duyarlı olmasını talep ediyorum. Bu çok açık sahte yaptıkları açık sahte belge yapan yalan söyleyen bir başka olayda tekrar yalan söylemeyecek diye bir şey var mı? Veya ben bunları yanlış söylüyorum o çıksın karşılığı çıksın. Efendim yine başka bir talebim 3. iddianamenin 499. sayfasında Sapanca’da bulunduğu söylenen fünyelerin yine aynı yerde bulunan gövdelere takılarak kullanılabileceği belirtilmiştir. Bunu da polis raporlarına göre söylüyorum efendim ve buraya yapıştırdım arz ediyorum bunlar uygun olmadığını ben Türk Silahlı Kuvvetlerinin bununla ilgili belki bu davayla boyunca kriminal uzmanı olarak arz ediyorum. Bunun uygun olmadığını ben bir görüşte anladım yani buraya koydukları el bombalarının gövdesi fünyesini patlatmaz. Böyle bir şey yok bunu patlatabilmesi için adaptör lazım, adaptörde çıkmamış aramada koymayı unutmuş polisler artık çok net biliyorum polislerin yaptığını. Çünkü bakınız, bu mühimmatların içleri boş, boş olduğunu kendileri söylüyor bir sonraki dilekçede görüntülü arz edeceğim. Sahte rapor vermişler görüntü var belge var bir de konuşma kaseti var. Konuşma kaseti benim şimdi biraz evvel size arz ettiğim gibi duyulmayabilir diye bunu askeri mahkemeden istedim, çözümlemesinde polisler ilk bulunduğunda boş diyor efendim boş diyor. Ama İstanbul da hem Gölbaşında uyduruk aramalarında hem Zir Vadisinde hem da Sapanca aramalarında çıkan mühimmatlara rapor veren aynı kişi, aynı kişiler ve hepsi de tabi ki doğru olmayan rapor hazırlamakta. Bununla ilgili istemim efendim, bulunduğu iddia edilen fünyelerin patladığına dair polis kriminal rapor varmış sağlam ve patlar demiş efendim. Bununla ilgili bir fiziksel deney yapmışlar mıdır? Bu konu da hazırlanmış bir rapor varsa istenmesini, yoksa bu kanaate nasıl ulaşmış olduklarını Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Daire Başkanlığından öğrenilmesini talep ediyorum efendim. Konunun Sayın mahkeme tarafından veya atanacak naip hakim ve bilirkişilerle araştırılmasını fünye gövde uyumsuzluğunun bilirkişiler vasıtasıyla tespitinin yapılmasını talep ediyorum Sayın Başkanım. ve suç işlediği tespit edilen Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Daire Başkanlığı sorumlu personel hakkında işlem yapılmasını arz ediyorum. Efendim farklı yerlerde bulunduğu iddia edilen yani Sapanca’da, Gölbaşında ve Poyrazköy el bombalarının mühimmatlarının makine kimya yapısı M204 A2 fünye numaraları Emniyet Genel Müdürlüğü envanterinde bulunduğu yapılan yazışmalarda ortaya çıkmıştır efendim. Bu iddianame eklerinde bunları buldum ve kesip dilekçeme ekledim makine kimyanın raporu da vardır bununla ilgili ama Emniyet Müdürlüğü nasılsa bu fünyelerin kendilerinde olmadığını bildirmiştir ve Kara Kuvvetlerinde olduğunu iddia etmiştir. Efendim buraya ilgili bölümü aldım, çok ilginçtir el koyma tutanağında el koyma tutanağı yok ama teslim tesellüm tutanağı diyelim herhalde el koyma tutanağı olarak da düşünmüş olabilirler orada bir belki yazımsal hata da olmuş olabilir ama 3 sayfası yoktur Sayın Başkanım. Burada el bombalarının fünye numaraları yok. Fakat bu olaydan bu olayın ertesinde merkeze geliyorlar efendim ve bu fünye numaralarını tespit ediyorlar. Çünkü ben Sayın mahkeme 20 Haziranda Hasdal Cezaevindenken Sayın mahkeme kanalıyla bana bir dosya geldi bu dosyanın içeriğinde bu bulunan mühimmatların hangi eylemlere katıldığı belirtiliyordu Sayın Başkanım. hem o hem de klasörlerde gördüğüm bu mühimmatların hepsi olaylara karışmış efendim yani bu Sapanca’da bulunduğu söylenen iddia edilen mühimmatların hepsi eyleme karışmış ve yaralama olayı öldürme olayı olmuş ha bi adli işlem yapılmış. Ama çok ilginç bu el koyma tutanağında veya teslim tesellüm tutanağında her neyse ilk bulunduğunda bunların numaraları yok efendim. İstanbul TEM Şubeye gelmiş bu mühimmatlar bu numaralar belirlenmiş bakın burada da bir sahtecilik var bunu da değerlendirmenizi talep ediyorum ve bununla ilgili isteklerim çünkü çok ilginç bu mühimmatlar aslında içleri de boş. Şimdi efendim buraya teknik ibareleri yazdım detayını okumayacağım dilekçemde var. Ancak şöyle genel arz etmek istiyorum, Emniyet Genel Müdürlüğünden 7 Ocak 2009 tarihinde 1 ay öncesinden başlayacak şekilde envanter üzerinde bakılarak M204 fünye mevcutlarının tamamının kafile numarasını imal ve stok numarası dahil olacak şekilde sorgulamasının bilgisayar üzerinden taraması yapılarak oluşturulması listenin istenilmesi efendim. Bu aslında kendileri için 10 dakikalık bir işlemdir efendim eğer Sayın mahkemenin uygun görürse. Emniyet Genel Müdürlüğünün envanterinde Türk Silahlı Kuvvetlerinden el bombalarında kullanılmak veya depolanmak maksadıyla bu fünyelerin kendilerine verildiğini veya alınıp verildiğinin Emniyet Genel Müdürlüğü ve Genelkurmay Başkanlığından sorulmasına, teslim alınılmış ise alınan mühimmatlar içerisinde Sapanca’da bulunduğu söylenen el bomba fünyeleri numaralarıyla benzerlik gösterenlerin listenin istenmesine. Bir de efendim son 5 yılla ilgili imha edilen bununla ilgili Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından el bombaların, fünye numaralarının, imal yılları ve stok numaralarını bununla ilgili listeyi talep ediyorum.”

Mahkeme Başkanı:" Toparlayınız lütfen.”

Sanık Mustafa Dönmez:” Efendim benim saatime göre 9 dakikam var eğer.”

Mahkeme Başkanı:" 9 dakika olur mu? Ne 9 dakikası 3 dakika daha geçti. 22.20’de başladınız konuşmaya.”



Sanık Mustafa Dönmez:”Peki Sayın Başkanım, Sayın Başkanım, Zir Vadisi aramalarıyla ilgili açabilir miyiz? Bir görüntü var. Bende mi? dilekçe 8’i açabilir miyiz? Dilekçe 8. evet biraz büyütebilir miyiz? Efendim biraz aşağı inebilir miyiz? O Genelkurmay bilirkişi raporunu efendim bir, bir üstünü efendim bir örnek için sadece bunu koydum tüm mühimmatlar için bu var. Sağdaki sunumda Zir Vadisinde gösterilen bombaların boş olarak bulunduğunu ben sizlere arz etmiştim efendim bunlar boş demiştim ve konuşmalarda da bunlar duyuluyor demiştim o günde mahkemenize gelip 9 Nisan ki duruşmada bunları sizlere arz etmiştim. Biraz evvel arz ettiğim gibi Genelkurmay bununla ilgili bu konuşmaların çözümlerini verdi polislerin kendi aralarında konuşması bu Genelkurmay bilirkişisinin askeri bilirkişisinin mührü var. Bakınız bununla ilgili polisler kendi aralarında konuşuyor ilk mühimmat çıkarken gösteri bombası şunların içi boş değil mi? boş boş onlar boş yani bu tamam diyor o da. Bununla ilgili bir sonraki sayfaya gelelim efendim özetle geçiyorum ama dilekçemde teferruatlı var zamanı iyi kullanmak babından. Efendim bu da Zir Vadisinde göz yaşartıcı bombaların içleri boş olarak bulunduğunu yine daha önceki sunumda gösteri olarak şey olarak arz etmiştim. Bunlarda bulunduğu haldeydi bunlarda aynı zamanda dolu raporu vermişlerdir. Bir aşağı sayfaya gelelim. Efendim bunlarla ilgili bakın hem gösteri bombası için sağlam ve çalışır vaziyette diyorlar hem de göz yaşartıcı bombası için. konuşmalarda da çok açık kendileri bulurken boş boş bunlar diyor ya bunu niye koymuş diyor çünkü onu bulan insanlardan bir kısmı tabi ben hep sürekli bu konuda da Sayın mahkemenizin kayda girmesini de istiyorum polis diyorum ama tabi ki ya bunların tamamına yakına dürüst temiz insanlar. Bunların içinde oluşmuş bir kısım çete var işte oradaki dürüst insanlardan bir tanesi boş boş diyor ya bunların içi boş böyle çıktı diyor. Ama bakınız işte bununda ayarlı kriminal raporu veren o boş dediğim görüntülerde görünen belgelerde görünen konuşmaları da bilirkişinin yaptığı yerde bakınız diyor ki; sağlam çalışır vaziyette, orijinalliklerini muhafaza ettiği tespit edilmiş diye rapor verilmiştir diyor. Efendim tüm mühimmatlar bu yine kısa geçiyorum bir aşağıdaki sayfaya gelelim, efendim bu aydınlatma mühimmatlar içinde aynı durum. Bu konuşmalardı bunların boş olduğu ortaya çıktığı söyleniyor bir aşağı ki sayfaya gelelim. Gidelim bir aşağı ki sayfaya efendim el bombalarının da içi boş bunların görüntülerinin da zaman olmadığı için geçiyorum ama bu dilekçenin ekinde sunduğum CD’nin içinde var efendim bunların boş olduğunun görüntüsü. Efendim şimdi bununla ilgili şu istemim Sayın mahkeme heyetince veya görevlendireceği naip hakim tarafından Zir Vadisinde bulunduğu bildirilen mühimmatlar ile ilgili Gölbaşı mühimmatlarında da durum aynıdır. Gölbaşında da aynıdır çok ilginç efendim, hiç kendisini tanımam ama ona da haksızlık yapıldığı çok açık. Eğer 2 farklı mühimmat var ise yani bulunduğundaki mühimmat farklı TEM Şubede bakılan farklı ise benim el yazı örneklerimde olduğu gibi efendim bununla ilgili tayin edilecek bilirkişi marifetiyle bunların incelenmesi ırata yani zimmet işlemine yani envantere alınması sağlanması ve bu dava bitene kadar da korunmaya alınmasını talep ediyorum. Çünkü bunların sahteciliklerin nesnel delilleri olacaktır ilerde. Efendim evraklar üzerinde sahtecilik yapıldığı çok açıktır arz ediyorum nesnel delildir somut delildir. Bunlar ile ilgili kamu görevlileri hakkında 11 maddeli suç duyurum var bunları Sayın mahkemenin değerlendirmesini talep ediyorum. Son olarak efendim, efendim Yenikent Ankara’da yapılan ev aramalarında birçok malzeme delil olarak alınmıştır ancak alınan malzemenin içinde arama ve el koyma tutanağında gösterilmeyen kayıt edilmeyen bir kısım malzeme daha sonraki yazışmalarda bir kısmı da görüntülerde ortaya çıkmıştır. Bununla ilgili istemim şu efendim şimdi ben bunların alındığını nesnel olarak ispatlıyorum. Ancak Sayın mahkemeden talebim, evlerden alınan malzemeler ile Zir Vadisi sözde aramalarında bulunduğu iddia edilen şahsıma istinat ettirilen tüm malzemelerin ne alındıysa onlar ne aldık diyorlarsa fazlasını almışlar çünkü hazırlıklı gelmişler, kamyonla gelir mi bir aramaya efendim ama gelmişler. Bu döküm ve envanter listesini gösteren emanet makbuzlarından bir suretini istiyorum efendim ek klasörlerde bunlar yok benden aldıklarını söylediklerini malzemenin o tarihli yani İstanbul Savcılığının adli deposundaki emanet makbuzlarından bir suretini talep ediyorum efendim teşekkür ederim Sayın Başkanım.”

Sanık Mustafa Özbek söz istedi, verildi:"Sayın Başkan, Değerli Üyeler; 20 aydır savunmamı yapmadan yatıyorum. 10 aydır mahkemeye gelip gidiyoruz talep alınıyor talep veriliyor netice, netice hiçbir şey yok, mahkememiz Sayın Başkan çok uzadı. 20 ay bir kişi savunmasını yapmadan Allah aşkına nasıl yatar ya nasıl yatırılır bu nasıl hukuk bu nasıl hangi hukuka sığıyor nasıl oluyor ben anlayamıyorum. 20 ay bir kişi ifadesine vermeden tutuklu nasıl tutuluyor ve inanın işkence altındayız yani şu yazın sıcağında inanın çektiğimizi biz biliriz bir de Allah bilir. Benim suçum ne örgüte üye olmak hangi örgüte örgüt yok üyeliğim var mı? Yok. Efendim sendika şeyini finans yapmış bu örgütün finansı e olmayan örgütün ben ne finansını yapacağım Allah aşkına. Sendika denetlendi bir şey yok şimdi şubeleri denetliyorlar inşallah kısa zamanda o da gelecek bizim tek suçum benim tek suçum konuşmak Sayın Başkanım tek suçum o ve sendika da konuşur sendikacı konuşur. Eğer demokrasi 3 ayaklı bir masaysa ayağın biri sivil toplum örgütleri ve sendikalardır ve bundan öncesi TÜRK-İŞ başkanı tarafından 2 defa bana haber gönderildi hükümet tarafından konuşmasın diye tamam ben konuşmayın ama bir takım basın medya sürekli aleyhimde yayın yapıyor sendikanın 172 tapusunu benim üzerimde gösterdiler Allah aşkına ve yalan yayın yaptılar. Haliyle onu susturmadıkları için bende konuştum ve ondan sonra buraya aldılar benim evimde hiçbir şey çıkmadı, hiçbir şey çıkmadı benim evimde. Sendikada hiçbir şey yok ancak dışarıdan gelen bilgi işlem dairesinin bir takım şeyler var o da benim şahsımla ilgili değil ve sendikaya gelen polisler polis memurları benim özel kalem diyor ki; telefon rehberi diyor lazım bize yok kızım yok diyor bu uzun süre sana da lazım olmayacak genel başkanına da lazım olmayacak uzun süre hakikaten uzun süre oldu yani 20 ay yani böyle bir tutuklama oldu sırf konuşmamdan dolayı benim iddianameye de bakın nereye bakarsanız bakın benim hiçbir şeyim yok. yani şunu yaptı denecek hiçbir şey yok. 70 yaşında girdim 72 yaşındayım Sayın Başkan. 6 çocuğum 19 torunum var 3 tanede torunumun çocukları var ama göremedim onları yani bu işkenceye lütfen bir son verin. Ve mahkememiz çok uzadı bu talep olayı bizi tamamen bıktırdı talep ne talebi işte çıkıyorum ben talep 2 haftanın bir gününü bir Cuma gününü talep yapalım Sayın Başkan, bura nutuk meydanına döndü kalkan nutuk atıyor. Bir defa talep verelim talep alın benim teklifim bu 2 hafta da bir defa bunu değerlendirin Sayın Başkan, yoksa bu talep talep talep boyuna talep boyuna konuşma ama biz 19 aydır 20 aydır daha mahkemeye çıkmadık yani şeyimiz çıkmadı savunmamızı yapamadık ama yazık oluyor bize yani bu işkenceye lütfen bir son verin bir karar alın mahkeme başkanı ve heyetimize bene bunu teklif ediyorum karar sizin siz ne karar alırsanız burası ona uymaya mecburdur. Sonra burası nutuk yerine döndü nutuk meydanına döndü, avukatlarımız kusura bakmasın lafı alan konuşuyor 3 saat konuşacağım diyor 7-8 saat konuşuyor, yırtılan Tüfekçi Bekir’in yakası yatan biziz eziyet çeken biziz, işkence çeken biziz ama nutuğu başkaları atıyor yazık. Biz tutuklandık ne hak yere neye tutuklandığımız da belli değil getirdiler buraya. Bir sürü şeyler sarı ışık mavi işık sarıkız yok efendim Poyrazköy yok efendim Polenezköy bilmem ne köy bir sürü asker tutuklandı geldi çıkardılar ettiler sonra 102 asker bilmem ne oldu 102 askeri de bıraktılar geri şimdi 102 asker bırakıldıktan sonra şurada yatan arkadaşlarımızın Allah aşkına biz mi yapacağız ihtilali biz miyiz terör örgütü ha bu nasıl iştir bana göre 102 asker serbest bırakıldıktan sonra inanın bizim serbest bırakılmamız lazım biz niye yatıyoruz burada niye yatırılıyoruz. Yani bir senaryo yazılmış senaryo artık bitmeli Sayın Başkan, bunu siz bitireceksiniz heyetiniz bitirecek yani askerler yapmayacak komutanlar yapmayacak ordu komutanları yapmayacak 72 yaşında Mustafa Özbek buradaki arkadaşlarla bir olup ihtilal yapacak rejim değiştirecek Allah Allah ya biz demokrasi hayranı insanlarız Sayın Başkanım yani. Ben hayatımda karakola gitmedim bir defa karakola gitmedim ben 40 yıl sendikacılık yapıp da karakola gitmeyen bir tane sendikacı bulabilir misiniz? daima yasalara saygılı kaldık demokrasiye saygılı kaldık demokratik sistem içerisinde hakkımızı aradık yasadışı hiçbir şeye teşebbüs etmedik. Ama mukadderat mıdır talih midir kader midir bilemiyorum bu yaştan sonra bu sinden sonra inan çok ağır geliyor bana lütfen Sayın Başkan, inan çekemiyorum artık yani bir suçumuz varsa canım başım üstüne hiçbir şey deme hakkım yok benim ama hiçbir şeyim yok benim hiçbir şeyim yok ne evimden bir şey çıktı ne sendikadan bir şey çıktı ne şuradan buradan. Ha bir gizli belge saklamak nereden çıkmış Avrasya Haber Ajansı Müdürünün masasından e banane Avrasya Haber Ajansının Müdürünün masasından çıkanla benim ne ilgim var Sayın Başkanım ben oranın neyiyim. Haber müdürü değilim ki benim masamdan çıkanlar ben sorumlu olayım inan bir tek bu var gizli belge saklamak o da o Avrasya Haber Ajansı Müdürünün masasından çıkan Maliye Bakanlığıyla bilmem falan bakanlıkla ilgili gizli belge her medyada her gazetecide işte burada da dinliyorsun her türlü gizli belge çıkıyor. Yani hiçbir şeyim yok benim iddianamemi lütfen okuyun hiçbir şeyim yok ne hak yere yatıyorum şu 20 aydır ne hak yere yatıyorum. ama artık buraya geldi Sayın Başkanım yani 40-45 yaşında yatmak ayrı 72 yaşında yatmak ayrı bir hapishanede inan dayanamıyorum artık bu işkenceye lütfen bir son verin teşekkür ederim saygılarımı sunarım.”

Sanık Ayhan Atabek söz istedi, verildi:" Sayın Başkanım, Sayın Üyeler; 19 aydan beri üzerinde aleni bir şekilde gizlilik derecesi olması gerekirken tedhiş planı yazılmış kağıtta ismim oluyor gerekçesiyle 19 aydan beri tutuklu bulunmaktayım. 6 gün sonra 20. aya girecek tutukluluğumun süresi. Şimdi aynı belgede malumunuz yüce başkan olarak yazılmış Muhammet Sarıkaya vardı aynı belgede bizim isimlerimizin bulunduğu yerde şimdi öyle bir dava iki burada yarısı tutuklu, yarısı tutuksuz, yarısı savunuyor, yarısı savunmuyor yani farklı bir durumda dava seyrediyor. Şimdi tabi ki doğrusu oydu oradaki arkadaş serbest bırakıldıysa salıverildiyse biz niye burada tutuklu bulunuyoruz. Tutuklu bulunanlar neden tutuklu, tutuklu bulunmayanlar neden salındı bunun gerekçeli gerçekten gerekçeli kararlarını öğrenmek istiyoruz yani bu basma kalıp affedersiniz çok özür dilerim haddimi aşmakta istemiyorum. Birtakım gerekçeleri standart gerekçeleri söyleyerek değil de bize gerçekten izah ederek yani biz burada neden tutuklu bulunuyoruz? Buradaki arkadaşlar neden tutuklu bulunuyor 2, 3 ay önce burada bulunan diğer arkadaşlar neden serbest bırakıldı ben bunu öğrenmek istiyorum. Şimdi bu tedhiş planı belgesi yani burada gerçekten çelişkileri tekrar tekrar ben size defaten arz ediyorum ama hep aynı şeylerden bahsediyoruz. Yani tedhiş planı başlığının atılması dahi öyle yani diyelim ki öyle bir evrak gerçek, olması dahi büyük bir çelişkidir yani burada bir mantıksızlık görülmektedir. 19 aydan beri bu belgeyi kimin yazdığı belli değil. Üzerinde parmak izi çıkmıyor kimin hazırladığı belli değil. Oradaki aynı belgedeki bulunan insanlar birbirlerini tanımıyorlar. Yani çelişkileri ben defaten sizlere arz ettim sürekli arz etmek istemiyorum Sayın Başkanım. Hep aynı şeyleri söylemek istemiyorum bu yanlış anlaşılmasın saygısızlık olarak addediyorum kendi açımdan hep aynı şeyleri söylemekten utanıyorum yani. Polis koleji, polis akademisi mezunuyum. Onu (bir kelime anlaşılmadı) gönüllü olarak özel harekat dairesine müracaat ettim özel harekat dairesinde emniyet şube müdürlüğüne kadar görev yaptım terörle mücadele ettim yıkıcı, bölücü, diğer organize suç şebekeleri hepsiyle beraber görev yaptım ve şube müdürü rütbesine kadar uyarma cezası dahil olmadım hiçbir astımda üstümle sorunum olmadı fakat bir gün sabahleyin emniyet müdür yardımcısı beni çağırdı hakkında soruşturma varmış dediler aynı günü sabahı çağırdılar akşamleyin İstanbul’da soluğu aldım. Sayın Başkanım Sayın heyet tekrar ediyorum efendim terörle mücadele ediyordum ben terörist değilim. Bunları ben size başka türlü nasıl izah edeceğim gerçekten çok zorlanıyorum. Sayın Başkanım, şimdi burda polis memuru arkadaşlar var bakın özel harekat daire başkanlığının mutlaka biliyorsunuzdur araştırma yapmışsınızdır yazı yazdınız istediniz geldi. Özel harekat daire başkanlığının Irak’ta Bağdat, Musul ve en son herhalde Basra’da açılmış 3 tane yurtdışı görevi var. Ayrıca Afganistan’da Vardak denilen Birleşmiş Milletlere ait bir yerle Kabil büyükelçiliğinde görevleri var. Özel harekat daire başkanlığının bu tarz görevleri var. Şimdi buradaki polis memuru arkadaşlar o tarz görevlere niye talip oluyorlar? Çünkü hizmetin yanı sıra aynı zamanda maddi getirisi var yani o görev ithamında nereden baksanız bir memur emekli olduğunda alacağı maaşın ikramiyenin yarısı kadar maddi getirisi oluyor. Fakat daire başkanlığı kendi bir sistem kurmuş diyor ki mesela gidecek olanları işte şu taşra teşkilatına diyor işte şu kadar kişi mesela şu şubeden gidecek kura çekin şu şu şartlara uygun olanlar kura çekin ve onlar müracaat etsin. Fakat şöyle bir durum var bu kuraya da olsa yine de birtakım durumlarda mesela rütbeli personel şeyi verebiliyor referans verebiliyor yani birtakım durumlarda. Yani ben şimdi bu iddianameyi okuduğumuzda burada özel harekatçı polis memuru arkadaşların konumu, durumu budur efendim. Yani hem yurt dışındaki görev hem de biraz maddi getirisi budur yani. Başkanım şimdi Sayın Başkanım Sayın heyet tekrar ediyorum yani tedhiş planı başlıklı bir belgede bazılarının isimleri var bazılarının yok kimin yazdığı belli değil kimin yazdığı belli olmayan bir belge bir kağıt olmayan 9139 nolu kendi açımdan 9139nolu tapeyi 9140 nolu tapeyi sizlere arz ettim. Tekrar etmek istemiyorum 2 ay geçti tekrar hatırlatmak istedim ama. Buradaki çelişkilere lütfen dikkat edeniz efendim, lütfen dikkat ediniz. Yani burada mağdur olan insanlar var. 7 Eylül 2009 tarihi itibariyle başladı duruşmalarımız, davamız 1 sene olacak hemen hemen 15 sanık ifade verdi. Daha birçok sanık ifade verecek savunmasını yapacak ve inanın ki 6 gün sonra 20 ay olacak 6, 7 ay sonra anca 3. iddianameye başlayacak belki veya bize sıra gelecek o da 26, 27, 28 ay sonra olacak. Yani bizim acele etmemiz yani benim şahsen sürekli yani çıkıp beyanlar bölümünde durumu arz etmenin maruzatımı arz etme gayretim bundan 26, 27, 28 ay dosyamız ortada efendim dosya ortada ev aramaları iş yeri aramaları CD incelemeleri hepsi ortada. Ya Başkanım şimdi ağrıma gidiyor emniyet şube müdürü rütbeli uyarma dahi almadım ben cinayet mi işledim? Uyuşturucu mu sattım, hırsızlık mı yaptım? Ben terörle mücadele ediyordum ben niye bu yani ben sizin karşınıza çıkıp her defasında bunları anlatmaya çalışıyorum efendim. Sadece biz mağdur olsak neyse bizim çocuklarımız çoluklarımız ailelerimiz var bakın yani biz terörle mücadele teröristle mücadele ettik terörle mücadele ettik teröristin nasıl insanlar olduğunu biliyoruz. Sizde yargılama yaptınız sizde bilirsiniz buraya bakın yani burda bir terör örgütü görüyor musunuz efendim kusura bakmayın haddimi aşıyorum özür dilerim lütfen burada bir terör örgütü görüyor musunuz yani. Burada bir terör örgütü. Yani bunu bunu ben anlayamıyorum, algılayamıyorum yani sizin seviyenizdeki bir heyetin, seviyenizdeki bir heyetin buradaki olayı görmesi lazım bunu 19, 20 aydan beri neden görülmüyor? Tamam, yargılama olacak da neden görülmüyor, neden bazıları tutuklu neden bazıları tutuksuz bazıları salınıyor bazıları salınmıyor. Neden? Sayın Başkanım fazla lafı da uzatmak istemiyorum terörle mücadele eden 17 seneden beri terörle mücadele eden bir insan olarak ki burada benden başkaları da birçok daha fazla hizmet etmiş vatana millete. Onların yanında konuşmam da saygısızlık olur terörle mücadele eden bir devlet memuru olarak size şunu söyleyebilirim ki burada terör örgütü ben göremiyorum. Ya ordan nasıl görünüyor bilmiyorum yani ben buradan göremiyorum ben oraya çıkıp baksam acaba görünür mü onu da bilmiyorum ben göremiyorum efendim. Sayın Başkanım Sayın heyet saygılarımla tahliyemi talep ediyorum.”

Sanık Servet Kaynak söz istedi verildi:” Sayın Başkanım, 2 buçuk ay önce mahkemeniz ara verdikten sonra basından takip ettiğimiz kadarıyla sizde teknik takibe takılmışsınız öncelikle geçmiş olsun. Yine basından takip ettiğimiz kadarıyla ayıptır benim bir ailem var diye bir açıklamanızı okudum ben doğrudur yerden göğe kadar haklısınız. Ancak o ayıpta bizim ailelerimize 2 yıldır yapılıyor, 2 yıldır ta bu ayıp bizim ailelerimize yapıyor. 2. olarak Sayın Başkanım yine 2 buçuk ay önce siz ara verdikten sonra ben bir evrak aldım, evrakta aynen şu yazılıydı; Ben emniyet amiri rütbesindeydim şube müdürü olmam gerekiyordu emniyet amirliği rütbesinde yeteri kadar çalışmadığım için terfi ettirilemiyorum yani 2 yıl siz beni burada cezalandırdınız 2 yılda teşkilatım cezalandırıyor toplam 4 yılım gitti heba oldu. Bununla ilgili benim birkaç tane talebim olacaktı fakat aynı günlerde tam bu kadar şehit verdik Sayın Başkanım tam bu kadar. Şimdi bu çocukların hayatlarını verdiği bir memlekete benim tutup 4 yılın hesabını yapmam çok ayıptır yani utanırım o yüzden bu taleplerimden vazgeçtim. Tamam ben utanıyorum da ne oluyor benim utandığım zamanlarda memlekette utanmaz insanlar da var. 21 Haziran tarihli bir sahil fotoğrafı magazin olsun diye göstermiyorum 21 Haziran tarihi önemli Sayın Başkanım. Kim bunlar? Günlük locasına 2000 dolar para veren insanlar. Niye verirler bunu? Helal para olmadığı için alın teriyle kazansalar en azından ayıp olacağını düşünerek vermezler. Nasıl veriyorlar bunlar, bunlar kimlerdir? Türkiye’nin en büyük işadamları ama vergi sıralamasında Manukyan’dan sonra gelen insanlar. Ne özellikleri var? En son ki açıklamalarına göre Abdullah Öcalan muhatap alınsın 2. bayrakta olabilir şeklinde açıklamaları olan insanlar. Bunların büyükleri tekrar ediyorum bu tarih önemli 21 Haziran Pazartesi. Aynı tarihin başka bir özeliği de var biz burada yargılanıyoruz Sayın Başkanım bir başka özelliği daha var 11 askerin cenaze töreni var bütün bunlar olurken tersinden okuyalım Sayın Başkanım o çocuklar orada şehit olsa da biz burada yargılanmasak bunlar burada yiyip için abuk subuk tavşan misali konuşmazlar. Son olarak Sayın Başkanım, yine mahkeme başladıktan sonra bir evrak aldık Emniyet Genel Müdürlüğü disiplin kurulu bizim hakkımızda işlem başlatmıştı cezaevine girer girmez ve arkadaşlarımız ceza aldı. Aldıkları cezayı söylüyorum Sayın Başkanım. Hizmet içinde resmi sıfatının gerektirdiği saygınlığı ve güven duygusunu sarsacak eylem ve davranışlarda bulunmak. Nedir bu eylem davranışlar? Yani ay kısa süreli durdurma 6 ay kıdem tenzil aldı arkadaşlarımız. Benim teşkilatımın bu davaya verdiği önem bu. Yani buna diğer bir deyişle resmi elbise altına kırmızı çorap giymek gibi bir şey. Bir çift çorap kıvamında bir dava. Benim teşkilatımın verdiği de önem bu davaya. Bakıyorsun soruşturmayı polis yapıyor ama İstanbul polisi yapıyor buradan da bazı sanık arkadaşlarıma da cevap olsun Emniyet teşkilatı içinde yuvalanma şu bu falan 3, 5 tane çapulcuyu lütfen polis teşkilatına mal etmeyin. Bu çapulcular sadece İstanbul’da maalesef iftira, dedikodu, yalan belge bunların hepsinde zamanı geldikçe her sanık mutlaka çıkıp ispatlayacaktır. Ama benim teşkilatım bütün bunlardan ibaret değildir güzel bir teşkilatım vardır benim. Teşkilatımla gururda duyuyorum. Yine Sayın Başkanım bu konuyla ilgili olarak bizden tahliye olan arkadaşlar oldu. Bu arkadaşların arasında nasıl bir fark gördünüz ben bilmiyorum. Ben seçerken bu arkadaşları yurtdışı görevi için boyları kiloları dahi aynıydı söylediğim şey aynındı aldığım mesaj aynıydı. Nasıl bir fark gördünüz de diğerlerini bıraktınız bunları bırakmadınız? Tahliye olan asker ve polisler askerlerde jandarma sınıfında olduğu için malum günümüz önümüzde referandum var. Bu referandumdan dolayı iktidar ve muhalefet parti liderleri mitingler düzenliyorlar ve tahliye ettiğiniz teröristler oralarda onların güvenliğinden sorumlu ellerinde de keskin nişancı tüfeği var. Bu biraz abes kaçmıyor mu? Yine Sayın Başkanım başka bir duruşmada önceki duruşmalarından birinde Fahri Kepek kalktı burada yazmış olduğu bir şeyleri söyledi sizde kızdınız senin yazmadığın belli. Yani adamın kapasitesine bakarak bu kararı verdiniz. Ama aynı adamı buradaki insanların lideri olarak kabul edebiliyorsunuz. Bu kendinizle ters düşme işini nasıl açıklayacaksınız Sayın Başkanım? Şu zulme bir son verin yani zulüm altındayız ama bunda bile eşitlik yok bizden önce tahliye olan arkadaşlarla bizim aramızda hiçbir fark yok. zulüm altında dahi adalet istiyoruz. Arz ederim.”

Sanık Hasan Atilla Uğur söz istedi verildi:” Sayın Başkan taleplerimi verdiğiniz süre içerisinde arz etmek istiyorum. 5 Temmuz 2010 tarihli Milliyet ve Cumhuriyet gazetelerinde eski Amerikan büyükelçisi Erik Edelman’ın daha önce yaptığı açıklamayı teyit eden bir beyanı yayınlandı aynı günün akşamı CNN Türk televizyonunda da Aslı Aydıntaşbaş adlı gazetecinin Erik Edelman ile yaptığı röportaj yayınlandı. Heyetinizin bunları izlediğine ve takip ettiğine inanıyorum değilse zaten sabah göndermiş olduğum dilekçenin ekinde bu gazetenin kupürünün fotokopilerini bulacaksınız. Edelman diyor ki 2004 başında bana Türk Silahlı Kuvvetleri içinde bazı kişilerin darbe planladığı plan yaptığı yönünde belgeler geldi incelettim sahte oldukları ortaya çıktı. Edelman kendisine sahte belgeler verilerek orduda gerçek bir darbe hazırlığı varmış izlenimi yaratılmasına çalışıldığı kanaatine varıyor. Aynı şahıs 3 ay önceki röportajında da 2004 yılı başında AKP hükümetine çok yakın kişilerin kendisine gelerek darbe hazırlığı ihbarı yaptıklarını araştırdıklarını ancak teyit edemediklerini söylemiştir. Bu durum 1919 yılında İstanbul işgal altında iken Başbakan damat Ferit beyin İngiliz işgal komutanına yaptığı yalakalık ihanetinin bir benzeri hatta daha da ileri bir boyutudur. Erik Edelman hiçbir şekilde görevi ve haddi olmadığı halde belgeleri inceletiyor ve uzmanlarından sahtedir bilgisini alıyor. Bu açıklamadan çok değil 2 gün sonra Hürriyet gazetesinde ise eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün aynı doğrultudaki demeci yayınlandı. Heyetiniz mutlaka bundan da haberdardır. Değilse sabah göndermiş olduğum dilekçenin ekinde bunu da bulacaksınız. Daha önce her şeyin tanığıyım diyen Hilmi Özkök bakınız ne diyor. Bunların aynısı o dönem bana da geldi imzasız slayt ve fotokopi şeylerdi hiçbir işlem yapmadım şuuyu vukuundan beterdir düşüncesiyle imha ettim ben bunları zaten savcılara verdiğim ifade de aynen söylemiştim. Hilmi Özkök ta en başından söylemesi gerekenleri şimdi söylüyor. Net konuşmadığı için esir evlerinde çürütülme işlemine tabi tutulan bizlerin durumunu düşününce herhalde biraz vicdanı sızlamıştır. Yoksa Edelman’ın açıklamasından hemen sonra neden böyle bir beyanat versin diye düşünüyorum takdir sizin ve dinleyenlerindir. O tarihte Genelkurmay Başkanının yaptırması gereken incelemeyi ne yazık ki Amerikanın büyükelçisi yaptırıyor. Hilmi Özkök o tarihte bu araştırma ve soruşturmayı emrindeki savcılarına yaptırsa idi kurulan tezgah ta o zaman bozulacak ve bugün Türkiye düzmece Ergenekon davası ile kan kaybediyor olmayacak bizlerde bu zulmü yaşamayacaktık. Dönemin birebir içinde bulunan tanıklarının bu çok net beyanlarından sonra gelinen bu noktada sizin ne düşündüğünüzü gerçekten çok merak ediyorum. Sayın Başkan ne sizin buna ihtiyacınız var şahsınız olarak ne de benim size bunu söyleme gibi riyakarlıkla ilgili herhangi bir durumum yok. Çünkü 2 seneyi aşkın süredir içinde içeride çürümeye terk eden heyetin reisi de sizsiniz beni ama ben size de geçmiş olsun diliyorum çünkü bana ve burada gördüğünüz bir çok sanığa reva görülen tezgahın aynısı aynı şahıslar tarafından size de uygulanmak istenmiştir. Bir insan olarak buna da çok üzüldüğümü kayıtlara geçmesi açısından da buradan ifade etmek istiyorum. Bu tezgah o kadar net ve alenidir ki bunu görmemek ve anlamamak için ya tezgahın içinde olmak ya da anlama özürlü olmak gerekir. Yaklaşık 1 yıldır heyetinize bütün bunların düzmece olduğunu defalarca anlattım. Tırnak içinde darbe planı iddialarının da Cumhuriyetçi Çalışma Grubunun da uydurma olduğunu ifade ettim. Şimdi aynı şeyi Erik Edelman ve Hilmi Özkök’de söylüyorlar. Netice itibariyle sizde buna kanaat getirdiniz ki iddianamenin tam 221 sayfasında bu grubun şube müdürü Ay ışığı, Sarıkız, Yakamoz adlı sözde planların hazırlayıcısı kurmay subay olarak gösterilen Mustafa Koç’u ifadesini bile almaya gerek duymadan tahliye ettiniz. O şubenin daire başkanı Cihandar Hasanhanoğlu’nu zaten tutuksuz yargılıyorsunuz, Bana göre de bu kararlarınız son derece hukuki ve vicdanidir. Peki, benimle alıp veremediğiniz nedir? Hangi sözde planın içinde, altında, yanında adım soyadım rütbem görevim ve imzam bulunmaktadır? İddia olunan Cumhuriyetçi Çalışma Grubu devre raporları veya harcama belgelerinin altında içinde veya yanında adım, soyadım, rütbem, görevim ve imzam mı vardır? Neden ısrarla beni içeride tutuyorsunuz? Bu noktada biraz durup düşünmek gerekiyor sanırım. Aynı hususlarla suçlananlar tutuksuz ben tutukluyum Sayın Başkan demek ki bana karşı aynı bir muamele ve hukuk uygulanmaktadır ki bu durumun başka bir izahı da yoktur. Benden ve benim gibi hayatını terörle mücadele geçirmiş insanlardan terörist başı ve terör örgütü mensupları mı intikam almaktadırlar? Çapraz sorgu olarak adlandırılan celsede yani 6 Kasım 2009 günkü duruşmada Hasan Özese ve Sami Haşıloğlu’nun iddianame ile hiç alakası olmayan ve bir kısmı da bölücü başının sorgusu ile alakalı suallerine açıkçası önce bir anlam verememiştim tekrar tekrar duruşma tutanaklarını okudum ve inceledim. Hasan Özese’nin geçen yıl basında çıkan boğaz turundaki fotoğraflarda kimlerle çok samimi görüntülerin olduğunu Sami Haşıloğlu’nun 2 sene önce gecenin saat 02:30’unda 3 buçuk dakikalık bir sorgu neticesinde çok büyük bir keyifle beni tutuklayan daha sonrada büyük bir tesadüf eseri beni yargılayacak olan ve kurayla belirleyen mahkemenin üyesi olduğunu düşündüm ve hatırladım. Bakınız Hasan Özese’nin 6 Kasım 2009 günü sorduğu ilginç sorulardan birisi şuydu? Barbaros Hayrettin Altıntaş’ın arandığını biliyor muydunuz? Sayın Başkan tam 10 aydır avukatlarım araştırıyorlar adamcağız ömrünün hiçbir döneminde aranıyor durumda olmamış. Peki, Hasan Özese bunu niye bana sordu, nereden çıkarıyor belli değil. Son derece enteresan olan diğer bir soru da şu istihbarat başkanının makamında yaptığınız görüşmelerin kayda alınması için mahkeme kararı alıyor muydunuz? Sayın Başkan ben hukukçu değilim haddimi bilirim ama burada bazı bilgileri vermek artık elzem olmuştur. Birincisi dün düzeltiyorum Cuma günü avukatlarında belirtikleri gibi bu kayıtların yapıldığı 2003, 2004 döneminde yürürlükte bulunan 765 sayılı Türk ceza yasasına göre bu suç değildi. Yine Levent paşanın da belirttiği gibi tamamen emirle ve işin gereği olarak icra edilen bu işlem için mahkeme kararı var mıydı sorusu ne kadar mantıklı ve ne kadar anlamlıdır takdirlerinize sunuyorum. Ayrıca bu görüşme ve kayıtlar tamamen emile yapılmıştır. Sadece bir kısmına katıldığım bu görüşmelerdeki hususlardan Cuma günü iddia makamında oturanlar tarafından da enteresan sorular sorulduğu için bir hususa daha değinmek istiyorum. Sayın Başkan herkes kendi uzmanlık alanını ve mesleğini bilir. İstihbaratçının falan kişi ile konuşmasında şunu söylemişsiniz bu sizin askerlik görevleriniz içinde var mı sorusu tamamen bu konunun bilinmemesi ve yönlendirme yapma çabasının net olarak bir göstergesidir. Ayrıca yine Cuma günü iddia makamında oturanlarca dile getirilen Turgut Altınok beyle yapılan görüşme içeriğinde tezgahı hazırlayanlarca bazı cümlelerin sıkıştırıldığı 6 Kasım’daki savunmamda ifade etmiş idim. Tekrar ifade ediyorum, dün okudular örneğin Turgut Altınok’un benim bir sözüm üzerine oldu abi dediği iddia edildi. En basitinden komutanım emriyle görüştüğüm ve konuşma sürecinde bana albayım veya komutanım diye hitap eden kişi oldu abi der mi? Delillerin değerlendirilmesi aşamasında bu kurgunun nasıl tezgahlandığını detaylarıyla anlatacağım ve göstereceğim ve de Turgut beyi kabul ederseniz tanık olarak da sizlere de dinleteceğim. Hasan Özese’nin bir başka sorusu da şudur. Abdullah Öcalan’ı sorgulamadan önce Genelkurmay, Kara kuvvetleri ve Jandarma Genel Komutanlığı arşivlerini incelediniz mi? Bunun benimle ilgili iddianame bölümüyle hiçbir alakası yoktur niye sorulduğunu da hala anlamış değilim. İddianamenin benimle ilgili bölümünü hiç alakası olmayan bu sorunun neden sorulduğunu takdirlerinize bırakıyorum. Diğer bir sorusu da şudur Abdullah Öcalan’ın ifadesinin orijinal metni nerededir Sayın Başkan orijinal metni çalışmış, kaybolmuş ve bununla ilgili bana isnat edilen bir şey mi mevcuttur, ne demek istiyor acaba Hasan Özese yapmaktan onur duyduğum bu resmi görev artık suç olarak mı algılanmaktadır? Yine devamında şunu söylüyor Ümit Oğuztan’dan ele geçen bir belge var JİTEM ismi değişerek istihbarat değerlendirme merkezi adını almış bu konuda bilginiz var mı? Sorulan soru aynen budur iddianamenin benimle ilgili bölümünde ise bu konuyla ilgili tek bir satır dahi yoktur. Yine Hasan Özese geçen Cuma günü Levent paşaya siz Bursa’da görevli iken Hasan Atilla Uğur, Hurşit Tolon orada görevli miydi diye sormuştur. İddianamede bununla ilgili tek bir satır yoktur. Ama Sayın Özese Samanyolu’ndan izlediği Zaman, Star, Vakit ve Yenişafak’ta okuduğu ifadelerin etkisiyle bence soru sormaktadır. Ben bu iftiraların hemen hepsi ile ilgili suç duyurusunda bulundum ve çoğu da kabul edilerek cezaevinde bana tebliğ edildi ve dava açıldı. Yine Sayın Özese Levent paşaya Kürşat kodunu niye kullandığımı ve bunun kullanımının doğru olup olmadığını ısrarla soruyor. Sayın Başkan bakınız orda özel kuvvetlerden Levent Göktaş oturuyor Jandarma Genel Komutanlığı özel kuvvetlerde Türk Silahlı Kuvvetlerinde bizim tayin emirlerimiz kapalı sarı zarflar içerisinde bize tebliğ edilir. Çünkü bizler özel ve önemli ve kritik görevlere gönderilen insanlarız. Ben Abdullah Öcalan’ı sorgularken Atilla Uğur olarak mı sorgulamalıydım? Zaten çoluğumuzun çocuğumuzun durumu belli ben öyle yok çoluğum çocuğum şöyle oluyor falan demiyorum. Ama zaten dışarıda her an onlara bir şey olabilir ben çıktığım zaman bana da olacak onu biliyorum Levent’te biliyor bunu. Ama kod kullanmak bizim yönergelerimizin ve konseptimizin gereğidir ve bizim tayinlerimiz kapalı zarf içinde gelir normal jandarmanın tayinlerinde benim adım yoktur görünmez bize kişiye özel gizli zarf içinde gelir. Alırız ve görev yerimize intikal ederiz. Sayın Özese’nin bu soruyu sürekli Kürşat’ı niye kullanıyor nedir diye sormasına bir anlam veremiyorum. Aynı gün Sami Haşıloğlu’nun sorusu Abdullah Öcalan’ın yakalanma sürecinde İmralı’da sorgu ekibi içinde yer aldınız mı sizden önce MİT veya Genelkurmay tarafından sorgulandı mı bu konuda bilginiz var mı? İddianameyle yine hiç ilgisi olmayan bu soru bana niye soruldu, amacı ne anlamak mümkün değil. Ben anlıyorum tabi şimdi sonunda söyleyeceğim onun ne olduğunu ayrıca savunmam sırasında üstüne basa basa söylediğim senaryo ve roman yazarı olan evladımın, oğlumun kurgu tarzındaki romanından pasajlar okuyup bana sorular sordu. Sami Haşıloğlu kendisi de sorusunu başında kurgu olduğu anlaşılan diye bir ifade kullandı. Ama sonrasında romandan uzun uzun parçalar okuyup buradan bir yere gitmeye çalıştı nedir bütün bunların anlamı? Ya kim olduklarını adım gibi bildiğim bazı kifayetsiz muhterisler kulaklarına yalan yanlış bir şeyler fısıldıyorlar ya da yadasını konuşmamın sonunda söyleyeceğim. Millet ve bu salonda bulunan herkes bu tezgahın mimarlarını ve piyanlarını çok iyi tanımalıdırlar. Daha öncede ifade ettiğim gibi ben kendisine verilen emirleri yerine getirmeye çalışmış sıradan bir jandarma subayıyım tüm arkadaşlarım gibi burada bulunan diğer ordu, polis özel harekat mensupları gibi terör örgütleriyle teröristlerle ölümüne mücadele ettim. Binlerle ifade edilebilecek sayıda vatan evladına Mehmetçik’e komuta ettim. Onları sağ salim burunları dahi kanamadan terhis edip ana babalarına kavuşturmanın mutluluğunu yaşadım. Terör örgütlerinin onlarca pusu ve suikast girişiminden Allah’ın yardımıyla kurtuldum. Ben ve ailem yüzlerce kez tehdit aldık çocuğumun okulunu defalarca değiştirmek zorunda kaldım. Lojmanım roketlendi eşimi ve küçük oğlumu banyo koridoruna yatırarak kurtardım. Ölümümden alçaklar fayda temin etmesin diye kabus gibi bir hayat yaşadım gittiğim geldiğim oturduğum yerlere telefon konuşmalarıma kısacası her dakika tüm yaşantıma dikkat ettim. Devletim beni özel olarak koruma kararı aldı ve korudu ve şimdi sizler bu yaşamı şüpheli yaşam olarak algıladınız ve beni terörist olarak yargılıyorsunuz öyle mi? O alçaklar bütün güçleriyle intikam almaya çalışacaklardır bunu adım gibi biliyorum ama bunu uydurma bir dava üzerinden Türk yargısına yaptıramayacakları konusunu da ben bilmek ve bu konuda emin olmak istiyorum bu benim hakkımdır. Daha önceki konuşmalarımda sizlere İmralı yargılamalarından birebir tanığı olduğum örnekler vermiştim. Şimdi başka bir dönemde yaşanan yine ders gibi bir örnekten izninizle söz etmek istiyorum. Yıl 1936 tek parti iktidarı var istiklal mahkemeleri uygulamaları genç Cumhuriyetimize ve ulu önderimize yapılan ve planlanan saldırıları önlemek için yoğun mesai yapıyor. Suriye’de Fransızların desteği ile kurulan bölücü Kürtçü hoygun cemiyeti mensubu 8 kişi Atatürk’e suikast için görevlendiriliyorlar ve Türkiye’ye giriş yapıyorlar. Her türlü imkansızlığa rağmen o yıllarda genç Cumhuriyetimizi idame ettiren devletin istihbaratçıları bu günkü gibi düzmece dava ve bahanelerle hapishanelerde olmadıkları için gece gündüz çalışarak Türkiye’ye giriş yapanlar hakkında istihbaratı alıyor ve silahları ile birlikte yakalıyorlar. Bakınız sene 1936 Cumhuriyet dün Dünya’ya kendini kabul ettirme ayakta durma uğraşında isyanlarla boğuşuyor tek parti var adamların suikastçı ve bölücü oldukları kesin ve silahları ile yakalandıklarında da burası önemli her şeyi ikrar da ediyorlar. Peki, ne oluyor biliyor musunuz Sayın Başkanım? Soruşturma sonucunda bu 8 kişi hakkında 3 Ocak 1936’da Cumhuriyet rejimini yıkmak ve Atatürk’e suikast amacıyla silahlı cemiyet ve çete oluşturdukları iddiasıyla dava açılıyor 9 Ocak 1936 günü Ankara ağır ceza mahkemesinde başlayan yargılamada sanıklar suçlamaları kabul ediyorlar. Savcı 6 Şubat 1936’da sanıkların TCK 168’e göre cezalandırılmalarını talep ediyor 17 Şubat 1936’da sanıkların ikrarı maddi delillerle belgelenemediği gerekçesiyle hepsinin beraatına karar veriliyor ve bu beraat kararı 16 Temmuz 1936’da temyiz mahkemesince de onanıyor. 6 ay içinde işlem bitiyor. Ne kadar enteresan, sanıklar suçlarını ikrar ediyorlar bütün Dünya adamların bölücü Kürt hoygun cemiyetinin üyesi olduğunu biliyor ve somut delil yok diye mahkeme beraat ettiriyor ulu önderden yada bir başkasından korkmuyor. Mustafa Kemal Atatürk veya hükümette davaya ben savcısıyım yada dava savcılarına hadi bakalım ne yaparsanız yapın arkanızdayım diyen hiç kimse çıkmıyor. Peki, burada neler yaşanıyor? Takdiri heyetinize ve kamuoyuna bırakıyorum. Hepinizin bildiği gibi 2000’li yılların başında terör marjinal hale getirilmişti. Bu başarı Türkiye Cumhuriyeti devletinin verdiği yetkiyi kullanan kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerinin fedakar emniyet teşkilatımızın ve cefakar korucularımızın başarısı değil midir? Doğu ve Güney Doğu Anadolu bölgemizin hemen her yerinde uzun yıllar görev yapmak nasip olmuş bir kişi olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki orada yaşayan kardeşlerimizin büyük kısmı terör örgütünden nefret etmektedirler. Ülkemizin her yerinde olduğu gibi o insanlarımızın da dertleri aştır, iştir, onurlu ve güvenli bir gelecektir. Biraz önce ifade ettiğim gibi 2000’li yılların başında bitirilme noktasına getirilmiş terör örgütü maalesef ülkeyi yönetenlerin büyük gaflet, delalet ve hatta bir kısmının da ihaneti sebebiyle yeniden palazlanmış ve ülkemizi kana bulamaya başlamıştır. İnsanlarımızın kafası karıştırılmıştır milletimiz peşmerge çetesinin başı Barzani’yi ne sanıyor acaba? Birebir bildiğim için söylüyorum Sayın Başkanım Barzani sadece menfaat peşinde koşan artı bu söyleyeceklerimi Levent Göktaş albayımda çok iyi bilir o bölgede görev yaptığı için. Sadece menfaat peşinde koşan terör örgütüne her anlamda ve her zaman destek veren Türk düşmanı ve güvenilmez bir şarlatandır. Nasıl oluyor da Dışişleri bakın bu adama protokol uyguluyor ve kendisine ağabey diye hitap edebiliyor. Şehitlerimizin kanlarında yüzde 100 payı bulunan bu peşmerge bozuntusuna uygulanan bu davranış milletin gözünden kaçıyor sananlar yakında ne kadar yanıldıklarını anlayacaklardır. Bu ihanet ortamında düzmece Ergenekon davasıyla terörle mücadelede başarılı olmuş insanlara uygulanan zulüm yandaşlar, beslemeler ve tetikçiler hariç bütün milletin yüreğini kanatmaktadır. Açılım tezgahlarıyla anaların feryatları artmakta ve bu ağıtlar arasında burada uygulanan hukuk katliamı takibi caizse gürültüye gitmektedir. Şehidimize kelle bölücü başına Sayın diyenler hala milletin karşısına geçip biz terörü halledeceğiz diyebiliyorlar. Mekanı cennet olsun Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk bu ihanet çetelerinin bu sapık zihniyetin ne kadar büyük tehlike olduğunu her fırsatta bu millete anlatmış ve ikaz etmişti. İşte bugün ülkemizde yaşanan her türlü pislik, kan ve gözyaşı bu örümcek kafalı Cumhuriyet düşmanlarının eseridir. Geçmişini inkar eden çıktığı kabuğu beğenmeyen haramzadedir. Namerttir elbette Osmanlı devleti de tarihte bütün Türk devletleri gibi bizim Ata mirasımız değerimizdir. Ama şunu asla unutmamalıyız ki her türlü rezilliğe bağnazlığa ihanete ve alçaklığa rağmen Atatürk ve arkadaşlarınca kurulan Türkiye Cumhuriyeti bizim varlık, bağımsızlık ve adamlık sebebimizdir. 87 yıllık Cumhuriyetimizin çökertilmesi için düzmece davalar üretilmektedir. Ancak şunu herkes iyi bilmelidir ki özellikle yargı ve emniyet içine sızmış ve bıyık altından gülerek ellerini ovuşturanlar hiç boşuna heveslenmesinler yakın gelecekte şu anda benim bulunduğum yerde onlar bulunacaklar ve bağımsız Türk yargıçlarına hesap verirken bu tezgahı nasıl ve kimlerle birlikte hazırladıklarını tek tek anlatacaklardır. Sayın Başkan terörle mücadele etmek zordur. Yaşamayan içinde hissetmeyen özellikle de uyduruk bahanelerle askerlik hizmetinden kaçan ordu düşmanlarının bunu anlaması mümkün değildir. Bu mücadele özveri ister cesaret ister inanç ve beraberlik ister. Hiç kimse bu gün yaşadıklarımıza teşhis koyarken yanılmasın ve Türkiye Cumhuriyetinin terörle mücadelesini asla küçümsemesin. Maddi ve manevi anlamda Dünya’nın en fazla destek gören terör örgütüyle boğuşulmaktadır. Bu iş ne bunlar 3, 5 çapulcu zihniyeti ne de katillerle masaya oturma ve Habur görüntüleri zihniyetiyle çözülemez. Güvenlik güçlerinin zafiyeti olduğunu düşünenler de yanılmaktadırlar. Zorun zafiyet değil moral sorunudur yıllarca terörle mücadele etmiş bu konuda hasbelkader marka olmuş isimleri terörist diye alıp hapse tıkarsanız ısrarla içerde tutarsanız mücadele içinde olanların moralleri elbette olumsuz yönde etkilenecektir. Heyetinizin bunu bilmemesi ve anlamaması da mümkün değildir. Şu anda devleti yönetenler aslanı kediye boğdurarak aslanların moralini bozmaktadırlar. Sizler ülkemizin terör belasına yeniden saplandığı kardeşin kardeşe kırdırılması noktası gibi çok tehlikeli böyle bir dönemde kararlarınızı verirken kamu vicdanını da gözetme durumunda olduğunuzu lütfen düşününüz. Bölücülerin hedefledikleri her şey asker, polis, korucu gencecik fidanlarımızın bayrağa sarılı tabutlar içinde ana babalarına gönderilmesi ocaklara ateş düşmesiyle gerçekleşirken bizler maalesef kurt gibi içerden kendi kendimizi yiyor enerjimizi boşa harcıyor ve maalesef her anlamda gittikçe daha çok bölünüyoruz. Bu konuda bağımsız Türk mahkemesinin yani heyetinizin sorumluluğu çok büyüktür. Neye inanırsanız inanınız tercihleriniz ne olursa olsun bir Türk yargıcı olarak bu zulme lütfen dur deyiniz bu tezgahı bozunuz. Yalakalar, beslemeler ve tetikçiler dışında bütün millet bunu sizden beklemektedir. Mustafa Kemal ve arkadaşlarınca kurulmuş ve de çağdaş, onurlu ve bağımsız yaşamamızın tek şansı olan Cumhuriyetimizin cesur ve inançlı yargıçlara ihtiyacı olduğunu lütfen unutmayınız teşekkür ederim.”

Sanık Emcet Olcaytu söz istedi verildi:”Ben bu günkü taleplerimi daha iyi anlatabilmek bakımından Türk yargısının gelenekleri ve adil yargılanma ilkeleri konusundan hareketle taleplerimi heyetinize bildireceğim. Bu adil yargılanma ilkesi Türk yargısının başına tırnak içerisinde ne zaman bela oldu? Avrupa insan hakları mahkemesinin bizim yargı kararları üzerinde denetiminin hükümet tarafından kabul edilmesinden sonra tırnak içerisinde bela oldu diyorum çünkü bizim yargı geleneklerimizde yargı geleneğimiz derken de tabi kendi görgüm dahilinde bir sınır koymak zorundayım 74 yılından sonraki hukuk tatbikatını bildiğim için onunla başlatayım. Bizim yargı geleneklerimizde adil yargılanma ilkesi laf olarak bile yoktu. 20 yıldır bu hukuk tatbikatımıza girdi ama nasıl girdi? Bunun sonuçlarını biz özel yetkili mahkemeler kurulmadan önce de nasıl uygulandığını aşağı yukarı savunma açısından tabi diyorum biliyoruz çok yetersiz karar makamı iddia makamı adil yargılanma ilkesini nasıl görüyor bunu biz savunma makamından edindiğimiz tecrübelerle tabi değerlendirebiliyoruz. Bu halen bizim yargı tatbikatımızda kağıt üzerinde burada ki durum nedir bu özel yetkili mahkemede ve özellikle çetelerin içeri tıkıldığında dair bir ülkenin Başbakanının bütün suçluların Silivri’de özel bir mahkemede yargılanmakta olduğuna dair mevcut İçişleri Bakanının. Yine vaktiyle İçişleri bakanlığı yapmış Abdülkadir Aksu adlı kişinin bütün faili meçhuller Silivri’dedir dediği bir mahkemede adil yargılanma ilkesi nasıl uygulanıyor bunu espri gibi algılanacak belki ama kavratabilmek açısından şu örneği veriyorum. Bu mahkemede adil yargılanma ilkesi şu ölçüde vardır bizim sanıklarımız arasında bir Adil Serdar Saçan var siz Adil beyi de yargıladığınız için adil yargılama bu çerçevede bu mahkemede şimdiye kadar benim algıladığım kadarıyla adil yargılama bu kadardır Adil beyin yargılanmasından ibaret. Buradan nereye gelmek istiyorum yargı geleneklerimiz yargı geleneklerimizde ne var? Kişiler tutuklanırlar cezaevine konurlar itiraz edilir tutuklanırken de itiraz üzerine verilen kararlarda da hep şunu görürüz biz; suçun vasıf ve mahiyeti, tutukluluk süresi, kaçma, delilleri karartma şüphesi nedeniyle tutuklama talebinin kabulüne eğer itiraz edilmişse aynı gerekçelerle tahliye talebinin reddine. Bunu biliyoruz sizde biliyorsunuz bizde biliyoruz hakikatten böyle bir yargı geleneğimiz var. Ama 61 Anayasasında bu kadar açık olmasa da bugün değiştirmeye çalıştığımız 82 Anayasasında ve ona paralel olmasa bile ondan sonra çıkarılan yasalarda bir 101. madde var deniyor ki tutuklamaya yol açan kuvvetli şüpheye yol açan olguların nelerden ibaret olduğu gösterilir. Ha şimdi bizim yargı geleneğimiz buna da manidir. Bu kavranamıyor kuvvetli şüpheye yol açan olgular dendiğinde ne anlaşılır? Ha bunu bizim yargımız şöyle anlıyor, ben kuvvetli şüphe vardır dersem işte o olgularda onun içindedir. Gerçekten bu Yargıtay’da herhalde birçok yargı mensubu veya yargı faaliyetinde savunma, iddia karar makamında yer alan yargı tatbikatıyla yakından ilgilenen kişiler içinde sürpriz olmuştur. Peki, bu karar nasıl çıkabildi? İşte o da bu mahkemelerdeki yargı geleneğinin nasıl sonuçlar verdiğine bakarsak anlaşılır. Orası bile isyan etti şimdi o kararı vererek tazminat gerekir diyen yargıçlarında ceza mahkemelerinden geçmişlerse ben yüzde 99 değil yüzde 100 eminim hepsi benzeri nitelikte kararlar vermişlerdir ama buradakinin özelliği ne, niçin böyle beklenmedik bir karar verildi? Evet yargı geleneğimizde böyle basmakalıp gerekçelerle çok kişi tutuklandı, tutuklu yargılandı ama ben şahsen kendi tecrübelerimden şöyle bir hatırlamaya çalışıyorum. Ben hiçbir kişinin böyle uydurma delillerle sorgusu yapılmasına rağmen mantığa aykırı iddialarla bu kadar tutuklu bulundurulduğuna rastlamadım. Bu özel mahkemede görüyoruz bunu. Şimdi o karardan rahatsız olan yargı mensuplarımız diyorlar ki ya ne diyeceğiz ihsası reyde mi bulunalım? Şimdi bakın yaklaşıma bakın yani biz bunları tahliye etmeyeceğiz. ihsası reyde bulunmak sadece tutukluluğun devamıyla mı olur? E o zaman bir insanı tahliye ediyorsanız da ihsası reyde bulundunuz demektir. Eğer o mantık doğruysa yani bir kişiyi bırakmadığı zaman yargıç gerekçesini açıkladığında bu mahkumiyet gerekçesi olacaksa e o zaman tahliye ettiği zamanda da beraat gerekçesi midir? Bu düşünün yani hukuk adına ceza yargılamasında tecrübe sahibi olmuş 1. sınıf hakimliğe ayrılmış kişiler tarafından rahatça savunulabiliyor. İşte bizim yargı geleneğimiz bu özel yargı özel mahkemelerde tamamen dejenere hale geldiği için Yargıtay’dan böyle bir karar çıkmak zorundaydı. Yargı geleneğimiz burada bu sonucu veriyor. Bütün olumsuz savunma aleyhine sonuç veren gelenekler burada çok yoğunlaşmış biçimde ve bütün olumsuz gelenek içerisinde yer alan olumsuz denilebilecek yaklaşımların hepsi burada yoğunlaşmış bir şekilde yan yana ve somut olarak gözümüze giriyor adeta. Görüyoruz demiyoruz gözümüze giriyor tutuklular açısından bakarsanız hele gözümüzü oyuyor bu gerçekler. Ben taleplerimi anlatabilmek için böyle başlayacağımı söylemiştim 1, 2 somut örnek vereyim belki daha iyi anlatabilirim. Cuma günü burada doğrudan sorgu denilen CMK 201’e göre doğrudan sorgu sorulması safhasında ki o da nedense sanki sorgunun arkasından mutlaka yapılması gerekiyormuş gibi bu delillerin tartışılması safhasında da olur daha sonra da olur her neyse. O safhada sorgusu yapılan kişinin avukatı dedi ki efendim bu soru yasak sorudur bu soru sorulamaz dedi. Şimdi siz çok samimi olarak dediniz ki olur mu böyle şey burada yasak soru falan olmaz dediniz. Yani zabıt elimde olmadığı için birebir tabi tekrarlayamıyorum ama hatırımda kaldığı kadarıyla adeta bir refleks gösterdiniz ve yasak soru olmaz dediniz. Şimdi bakın yargı geleneğimizde işte bu da var. Siz hakikaten kağıt üzerinden bakıldığı zaman yasak soru sormam ben diye düşünüyorsunuz buna itiraz ettiğinize göre anında itiraz ettiniz. Ama bizim bu doğrudan sorgu safhasında sorulan soruların yüzde 90’ı yasak soru. Neden yasak soru? Şimdi yasak soru lafı yeteri kadar hukuki belki kesinlik ifade etmiyor. Anayasanın 38. maddesi var onun 4. bendi var orada diyor ki hiç kimse kendi aleyhinde delil göstermeye zorlanamaz beyanda bulunmaya zorlanamaz. E burada bizim sorgular başladığından beri tanık olduğumuz şey nedir o doğrudan sorgu safhasında? Filan kişiyle ne görüştünüz? Şimdi bunun yargılamaya bir katkısı olacaksa nasıl olacak sanık cevap verirken orada istismara müsait bir laf edecek savcı da orada iddiasını ispatlamış olacak bu yasak soru değil mi? Bu yasak soru ama bizim yargı geleneğimiz bu. Geçen yıl yazın gazetede çok şaşırtıcı olmayan bir haber okumuştum İzmir’de diyelim ki işte Ahmet Öztürk diye bir vatandaş yargılanıyor bir davada bulunamamış mahkeme zabıtaya yazı yazmış Tekirdağ’da bu isimde birini bulmuşlar. Almışlar talimat yazılmış iddianame gelmiş vatandaş ifade verirken demiş ki ya bu ben değilim bakın bunun ana adı şu benim ki bu doğum tarihi şu benimki bu vesaire. Her neyse bunu almışlar yollamışlar esas mahkemesine. İfade gittikten sonraki celsede vatandaş mahkum olmuş geçen yılın gazetesinde kupürleri bende duruyor daha önce aklıma gelse getirirdim. Şimdi bu nasıl oluyor bizim yargı geleneğimizde şu yargıç talimat yazmış, talimat cevabı gelmiş mi bakıyor gelmemiş gelmediğinden ertelenmesine hah sonra bir bakıyor talimat cevabı gelmiş ifadeyi okumuyor. Okumadan vatandaşı mahkum ediyor bu bizim yargı geleneğimiz ha ama o mahkemede o davada bir tek böyle bir olumsuz sonuç veriyor. Bu aklımıza gelecek bütün olumsuz gelenekler şu davada uygulanıyor tutuklamayla ilgili verdiğim örnekte olduğu gibi. Başka daha basit bir örnek duruşma için mahkemeler saat verirler derler ki 10:45 hiçbir avukat sanıklar bilmeyebilir veya davalı, davacı hiçbir avukat o saatte duruşmaya gireceğini düşünmez ama o saatte gider. Çünkü bazen de 1 dakika ile kaçırır şimdi burada da burda siz bugünde ertelerken diyeceksiniz ki bu gün 16 mı 17 Ağustos sabah 9’a bırakılmasına hep böyle diyorsunuz bizi oradan getiriyorlar. Kışın çok farkında değildim ben bunun şimdi sıcaklarda var ya geliyoruz şurada o koridorda 40 derece oranın ısısı. Sırılsıklam oluyoruz duruşma başlamadan öncede kapı açılmadığı için hani buraya kendimizi atıp belki biraz daha rahat şartlarda bekleriz duruşmayı. E siz 9’a duruşma koyuyorsunuz 9 buçuktan önce duruşma açılmıyor yarım saat orda biz bu sıcaklar sırasında zorunlu olarak hamama alınmış gibi oluyoruz sırılsıklam vaziyette giriyoruz işte bu da bizim yargımızın bir geleneği. Ha burada neden böyle bir sonuç veriyor? Burada bizim bekletildiğimiz yerde bir klima koymak gibi bir zahmete katlanılmıyor ha diğer adliye de var mı? Yok, ama orada bu kadar terleyeni ben görmedim yani bundan şikayet eden müvekkilimi görmemiştim hiç burada biz o gelenek nedeniyle her gün geliyoruz ha 9’da geldiğimizi zannetmeyin 8 buçuk 9’a çeyrek kala falan burada oluyoruz. 45 dakika o sıcakta biz 5 gündür sırılsıklam hale geliyoruz işte bu yargımızın geleneği. Ha bunu adil yargılamayla ilgili bağlantısını da kurabilirim ama o artık çok lüks bir talep gibi olur. Buradan şimdi taleplerime geliyorum. Bizim yargı geleneklerimiz burada nasıl aleyhimizde sonuç veriyor? 4 Haziran 2010 tarihli duruşmada taleplerimizi bildirdik savcılık mütalaasını bildirdi. O mütalaayı talebimiz üzerine bize veriyorlar iyi ondan bir şikayetimiz yok. O gün ben burada benimle ilgili vaktiyle gizli takip yani fiziki takip kararı alındığından kararlarından bahsettim onları gösterdim dedim ki bunların raporları nerededir? Niçin gelmemiştir eğer bu takip karar alınmasına rağmen yapılmamışsa görev ihmalidir ama yapılmışta o raporlar benim lehimedir diye savcılık tarafından gizlenmişse o daha vahimdir onu söyledim talepte bulundum. Şimdi savcılık yazılı mütalaasında benim bu sözlü talebimi değerlendirmiş ve demiş ki savcılığa yazı yazılmasına demiş bu gizli takiple ilgili talebinin kabulüne ve savcılıktan sorulmasına demiş. O gün son 2 aylık 66 günlük aranın öncesindeki duruşmaydı o gün duruşma bitimindeki kararlarda böyle bir şey görmediğim için ha bu celse arası değişik iş faslından karar veriyorsunuz herhalde orada göreceğiz. Baktım yok şimdi savcı talepte bulunmuş mahkeme birde 5 gün sonra 9 Haziran’da mı nedir öyle bir 5, 6 sonra yani 5, 6 günlükte süre var. Savcılığın yazılı mütalaasını okumuyor mu? Ben emin değilim okuduğundan sonuç onu gösteriyor çünkü veya okuyor ne olacak reddetseniz hiçbir şey demeyeceğim. Red veya kabul ama öyle bir şey yokmuş gibi davranıyor mahkeme zabıtta ara kararlarında yok bu. Benzer bir örnek veriyim şu şimdi 10. defa belki söylüyorum diyorum ki benim ailemin geçmişi ile ilgili belge vardı 45 sayfalık orijinal nüshaydı o bunun suçlamayla bir alakası yoktur nitekim iddianamede de savcı buna herhangi bir göndermede bulunmadı 10 defa olmuştur bu şimdi hatırlayacaksınız belki salondakiler bile hatırlıyor şu benim şecereyle ilgili taleplerimi. Ha niye üzerinde duruyorsun diyebilirsiniz ne var bunda? E peki tersinden düşünelim bu bana ait bir şey sizin için ne var niye bunu 10 defadır söylediğim halde ve savcının 19 Şubat pardon 12, 13 Şubat yani 13’ü Cumartesi’ye geliyor galiba sarkmış, 12, 13 Şubat tarihli mütalaasında savcı iade edelim demiş. Mahkemede incelendikten sonra değerlendirilmesine demiş ne olmuş orada kalmış. Şubat şimdi 8. ay 6 ay geçmiş. Ya bu yaklaşım nedir ben burada icat oldu demiyorum. Onun için öyle başladım bizim yargı geleneklerimizde böyle şeyler var savunmaya itibar etmemek önem vermemek talepleri başka türlü anlamak yani işine gelmediği gibi de demiyorum çünkü eleştiriler bizim savunma sınırları konusunda ki değerlendirmelerimizle sizin değerlendirmeleriniz farklı. Biz kendimizi savunurken suç işlemiş oluyoruz 6 ay geçmiş şimdi mahkeme niçin bunu takip etmiyor? Ha ben bunu alınca beraat etmiş olmayacağım ama bu bir haksızlık. Ha bu önemsiz bir haksızlık öyle görülüyor. Bir kişinin evrakı özel evrakı hani maddi değeri olmayabilir ama manevi değer diye bir şey var. Bütün tazminat davaları nereden kaynaklanıyor? Manevi hayatı denen bir şey var benim ısrarla istediğim o belgeyi siz suç belgesi diye göremezsiniz diyorum tamam savcıya diyor ki tamam iade edelim diyor. Polis o kadar anlar tamam onu da anıyoruz ama 6 ay geçmiş mahkeme hiçbir karar vermeye gerek görmemiş. Başka bir şey burada onu da 5, 6 defa söyledim savcı kişisel verileri kaydetmek iddiasıyla iddianamede onu da heyetinizin önüne getirdi. Aslında tabi 134. madde bu mahkemenin yetkisine girmiyor. Ha artık onlardan vazgeçtik 134. madde giriyor mu bu mahkemenin yetkisine? Girmiyor. Açık 250, 251, 252 3 tane maddemiz var zaten dayanağı terör yasasında saymış. Terör amacıyla işlendiği takdirde terör suçu sayılacak diye tanımlamış onların arasında 134 yok, 135’de yok hadi ondan vazgeçtik. 134. maddeye muhalefet diye bir şey koymuş ben bunu size ısrarla, ısrarla anlatmaya çalışıyorum diyorum ki bu emniyetle savcılık arasında yapılan bir yazışma bunu diyorum bir Naip hakim veya her neyse emanete almış çünkü polis ne olduğunu bilmeniz mümkün değil gizli belge kişisel verilerin kaydına dair evrak olduğundan emanete alınmasına demiş onu da hatırlamasınız da zaptını da gösterdim imza bile yok o zabıtta. Burda bir örneğini verebilirim. Bunlara itiraz ettim ben bunu tespit edelim bunun içeriği nedir tespit edin bana. Ha şimdi karar ne geldi? O kağıtların üzerinde çok gizli yazıyormuş çok gizli kaydı bulunduğundan sanığa örneğinin verilmesi talebinin reddine. E benim böyle bir talebim yok. Geçen celse işte mahkemeye hakarettir falan diye kabul ettiniz şey tahmin ediyorum ordan çıktı görmedim daha tabi zabıt çıkmadığı için. E ben bunu anlatmaya çalışıyorum anlatamıyorum, anlatamıyorum diyeyim artık ne diyeyim yani? Anlaşılmıyor anlamıyorsunuz demiyorum anlatamıyorum diyeyim bari. E ben bunları söylüyorum hiçbir şeye yaramıyor. Düşününce şöyle bir hakikaten bizim bu yargı gelenekleri burada iyice ama son derece diyorum hepsi bir araya geldi ve her an bizim hele tutuklu sanık durumunda olduğunuz zaman savunma imkanlarınız kısıtlı. Her an bizim kafamıza bir tokmak gibi indiriliyor. Neticede bunun zararını hep biz çekiyoruz taleplerde bulunuyoruz dediğim gibi bu yargının hiç hoş olmayan gelenekleri yine burada karşımıza çıkıyor. Bir şey daha ilave edeyim bu başka bir talep Beşir Atalay’la ilgili 12 Mart 2010 tarihinde ben talepte bulunmuştum. O günkü ara kararının 14a bölümünde mahkeme ilgili kuruma CD gönderilmesi için tezkere yazdı onun altında CMK 322. madde ile ilgili bilgide ilave edildi 10 içerisinde buna cevap verilsin. Şimdi verildi mi bilmiyoruz. Neden bilmiyoruz? Ha işte şimdi burada burada haksızlık etmeyelim yargı gelenekleri var dedim ya olumsuz şeyler var. Bizim yargımızda şöyle bir güzel gelenek var 2 duruşma arası dosyaya giren evraklar hemen ilk celse zapta geçer. Şimdi burada böyle bir şey icat edildiğini gördük biz. 2 ayda bir şimdi 4 Haziran’dan sonra ilk yapılan duruşma 10 Ağustos’tu. 4 Haziran’dan 10 Ağustos’a kadar bu mahkemeye bu dosyayla ilgili hiçbir cevap gelmedi mi? Gelmemiş olması lazım ama ben geldiğine yüzde 100 eminim. Şimdi 10 Ağustos’ta böyle bir şey zapta geçmedi, 12’sinde, 13’ünde gene zapta geçmedi. Ha birde yeni gelenekler böyle eklenmiş oluyor ama umarım diğer mahkemeler o güzel geleneklerini bozmazlar 2 duruşma arasında gelen evrak derhal ilk duruşmada zapta geçer şimdi ben bunu bilemiyorum Beşir Atalay ile ilgili yazı. Geldi mi gelmedi mi? Gelmediyse o zaman sizin CMK 332’ye göre suç duyurusunda bulunmanız lazım. Geldiyse de ben dava açacağım ona. Lütfen daha önce benzeri şeylerde o kayıtlar geldiğinde isteyen kişiye verdiniz zaten ben talepte bulunmuştum dava açacağım, bekliyorum. He henüz 1 yıl geçmediği için çok fazla telaş etmiyorum ama ben unutsam şimdi bir 6 ay daha geçse burada işte dava hakkı gitti. Bu tür tezkere cevaplarını geciktirenlerle ilgili suç duyurusunda bulunun diyoruz siz yazıların altına CMK 332’yi ekliyorsunuz. Ama hiç eklemeseniz daha iyi çünkü o zaman yasa aşınmış oluyor çünkü bir şey yapılmıyor ki. E bir tanesine yapın bakalım ikincisinde okurum böyle bir gecikmeye yol açıyor mu? Yok bunlar yok sürem doldu mu dolmadı mı bilmiyorum ama bu kadarla kalsın bugün söyleyeceklerim bu kadar.”

Sanık Taylan Özgür Kırmızı söz istedi verildi:” Efendim 20 ay önce gözaltına alındığımda avukatım Hasan Fehmi Demir delillere bakarak bu delillerle kimsenin tutuklanması mümkün değil demişti. Tutukluluğumun 20. ayındayım bu geçen sürede değişen tek şey o gün gösterilen delillerin bugün gösterilemeyecek durumda olması. Şimdi 20 ay önce biz cezaevine girdiğimizde malum cezaevlerinde mektupla iletişim kuruyoruz. Bize mektup yazıp da seni niye tutukladılar diyenlere yani bir izah vardı bir açıklama vardı hani yanlışlık olmuştur yakında mahkemede ortaya çıkar falan diye. Şimdi 20. aydayız artık böyle soranlara boş ver deyip geçiriyoruz çünkü izah seviyesini aştı 20. ay. Şimdi ben sizden tahliye talep ediyorum eğer tahliye etmemekte kararlıysanız benim o insanlara anlatabilmem için mantıklı bir izah bekliyorum teşekkür ederim.”

Mahkeme Başkanı :”Var mı talebiniz, bir talebiniz var mı? Gel, konuş. Buraya mı gelmek istiyorsun?”

Sanık Kemal Aydın söz istedi verildi:” Hayır, hayır efendim.”

Mahkeme Başkanı :”Ha buyurun yok şöyle gelince.”

Sanık Kemal Aydın:”Aydın bey önden başlayacak dedi de onun için özür dilerim efendim. Cumhuriyetin Yüce mahkemesini Sayın Başkan Saygıdeğer heyetini saygıyla selamlıyorum. Saygıdeğer Başkan Türk milletine ve Türkiye Cumhuriyeti devletine ezeli ve ebedi düşmanlarımız ve yerli işbirlikçilerinin açtıkları bir yok etme savaşını ülkemiz tüm boyutlarıyla yaşamaktadır. Bu yok etme savaşının zeminini ve dayanak noktasını söz konusu güçlerin birlikte oluşturdukları sözde Ergenekon silahlı terör örgütü planlamasına bağlı dava oluşturmaktadır. Başbakan aynı zamanda Büyük Ortadoğu Projesinde eş başkanda olan Sayın Recep Tayyip Erdoğan iktidarının tüm Recep Tayyip Erdoğan iktidarının tüm başarısızlık ve müşküllerinde bu davayı kalkan olarak kullanmaktadır. Bu nedenle AKP iktidarının bu davanın yaratılmasında MİT ve Emniyet Genel Müdürlüğü görevlilerini kullanmış olabileceği kanaat ve şüphesini taşımaktayım. Ayrıca hakkımda tanzim edilen iddianamede etnik, azınlık ırkçılığına bağlı bölücü terör örgütü ile ilişkili olduğum iddiası da söz konusudur. Sayın R.T’de çeşitli tarihlerde yargılanmakta olduğum bu davayı işaret ederek bölücü terör örgütüyle ilişkili olduğum yönünde beyanlarda bulunmaktadır. Bu davada sanık veya zanlı olarak yargılanan ve bulunanlar içerisinde söz konusu kurumlara ait görevlilerin bulunup bulunmadığının varsa kimler olduğunun ayrıca bölücü terör örgütünün görünürdeki başı Abdullah Öcalan’ın MİT teşkilatı ile görevli veya başka bir şekilde ilişkisinin bulunup bulunmadığının ilgili kurumlardan sorulmasını arz ve talep ederim. Saygılarımla.”



Sanık Hasan Ataman Yıldırım söz istedi verildi:” Sayın Başkanım, Sayın mahkeme heyeti, Sayın savcılar ve salonda bulunan herkesi saygıyla selamlarım. Önce Perşembe günü geçen Perşembe günü bir tıbbi operasyonla bir ben kötü bir şekilde büyümüştü doktor aldı o bakımdan başım sarılıydı yani bilginize onu sunayım dedim önemli bir şey yok. Bu uzun bir süre geçti arada 66 gün bu arada bazı olaylar oldu tespit ettiğim ve çalışarak çıkardığım olaylar var onları size sunmak istiyorum. İnternet andıcı konusu var. Madde 1, biliyorsunuz ben 7 Ocak 2009 tarihinde işyerime yerleştirilen sahte belgelerle bir sürü bilgisayar şirketi olduğu için orada anlaşılmayacak şekilde oradan yargılanıyorum. Bunlar CMK 134’e göre dijital belleklerin imajları çıkartılmadı mahkeme kararında arama kararında bunların seri numaralarının dahi yazılması ve de imajının çıkartılması yazılıyor. Madde 134’ü çok açık olarak yazmışlar ama emniyet buna uymadı çünkü o sırada sahte neler koyacaklarına daha karar vermemişlerdi. Bu sahte belgeleri daha sonradan boş olanlara sonradan yüklediler boş koyup muhtemelen bir kısmı boştu veya bir kısmı dolu da olabilir. Onları daha sonradan yüklediler. Nitekim bunlar arasında olan sahtelerin arasında olan DVD 117 var bunun içine iş yerimden bulunan bu DVD 117’ye evdeki benim açıkta duran yedek arşiv diskim biz yedek olarak eskileri yedek olarak tutuyoruz çünkü teknoloji geliştikçe yeni diskleri daha hızlı diskleri ucuza alıyoruz eski diskleri de çöpe atmayıp onları arşiv olarak kullanıyoruz. Oradan aldıkları bir kısım belgeleri koyuyorlar aralarına da kendi koydukları sahte belgeleri yerleştiriyorlar. İşte bunlardan bir tanesi de internet andıcı hay hay isimli belge olduğunu ben bunu daha yeni öğreniyorum. Madde 2, İlk tutuklandığımdan 1 ay sonra emniyetten Taraf gazetesine servis edilen bilgilerle 4 Şubat 2009 tarihli Taraf gazetesinde ve arkadan Samanyolu Tv’de ve diğer yerlerde Ergenekon’un bilişimcisi, psikolojik savaşın Ergenekoncusu, internet sitelerinin kurucusu olarak ben linç edildim. Buna karşı avukatımla hukuki mücadele başlattık dava açıldı Taraf haberinde bu haberde yanımda gazete var orijinal gazete yanımdadır 7 Ocak 2009’da ele geçtiği iddia edilen hay hay belgesi ve internet andıcını çağrıştıracak herhangi bir iddia yargılandığım bu davanın iddianamesi ve eklerinde yoktur ama o gün gazete bunları yazıyor. Eğer hay hay diye bir dosya varsa ki bu da DVD’ye sonradan tertip merkezi tarafından ilave edilmiş demektir. Madde 3, aramadan 3 buçuk ay sonra yani Taraf’ın haberinden de 1 buçuk ay sonra 19 Nisan 2009 tarihinde bu sahte DVD 117 emniyette Hash değerleri alınarak inceleme yapılmıştır. Bu 79. klasör PDF sayfa 13 kesme 477. Yani gazete haberi daha DVD incelenmeden 1 buçuk ay evvel çıkıyor nasıl oluyor da daha incelenmeden resmen bu gazetede haber oluyor bunu anlamıyorum? Bunlarla ilgili bilirkişi raporlarına baktığımız zaman DVD 117’nin 76 ve 79. klasör bunları vereceğim detayları var dilekçede sayfaları okumadan geçeyim. Bu hay hay isimli belgeden söz edilmemektedir. Madem bu kadar önemli bir belge gazeteye çıkmış ben suçlanıyorum daha sonra emniyet bakıyor ve bunu görmüyor. Buna aklım ermiyor bilmiyorum bu olayı anlatabildim mi çok önemli. Madde 4. tutukluluğumun 15. ayında yani Nisan 2010’da 10 gün süreyle ben burada savunmamı yaptım saklı gizli bir şeyim yok dedim sorulacak her soruya cevap vereceğim dedim savcılar ve mahkeme heyeti tarafından sorulan bütün sorulara cevap verdim bu internet andıcıyla hay hay belgesiyle ilgili bana bir şey sorulmadı. Ancak 13 Nisan 2010 tarihli 55. celse sayfa 59, 60 ve 60’da yazılı internet andıcı konusunda soru sorulmazken sadece Sayın Cumhuriyet savcısı Mehmet Ali Pekgüzel bana Bülent Sarıkahya adlı bir kişiyi sordu tanıyor musun diye. İlk defa 15 ay evvel Taraf gazetesi haberinde duyduğum Bülent Sarıkahya adını zar zor hatırladım ve bu şahsı hiç tanımadığımı beyan ettim söyledim Taraf gazetesi böyle bir çıkmıştı o muydu diye onu da o şekilde bir karşılıklı konuşmamız geçti. Bu sefer savcı bana ajandamda bulunmuş olan Bülent isimleri sormaya başladı bak Bülent var soyadı yok bu o mudur diye. Yine burada detayları var 1 tane Bülent’in Kartal devlet hastanesine destek veren Bu firmasından Bülent Tutkun olduğunu da ben daha sonra tespit edip bunu kendisini de bildirmiştim. Biz Taraf gazetesini mahkemeye verdiğimiz için İstanbul teknik üniversitesinde Taraf gazetesine bir takım sitelerin adı çıkıyor ve o siteleri benim desteğimle veya benim yaptığım şeklinde birtakım haberler vardı. Onun için İstanbul teknik üniversitesine bir rapor hazırlattık bu raporun ben bir örneğini de o zaman verdim dosyaya yanımda var tekrar verebilirim isterseniz ama dosyada 2 tane olacak İstanbul teknik üniversitesinin bir dosyasında da ben savunmamda verdim. Orada Taraf gazetesinin iddia ettiği sitelerin hiç birinin benimle veya şirketimle ilişkisi olmadığı çok açık olarak ortada. Yine ben savunmamda şunu söylemiştim. Ben Türk Silahlı Kuvvetlerine 1 TL’lik hizmet veya mal hiçbir şey satmadım beyan ettim. Şimdi bir dakika şurda çok 1 dakikalık bir konuşma var. Burada benim aşığı yukarı tahmin ediyorum 3 yıl evvel Erkut Ersoy’la bir konuşmam var onu tape edilmiş dokümanı da var. Ben Erkut’u arıyorum o bana mesaj atmış web siteleri konusunda destek istiyor bende destek veremeyeceğimi kendisine söylüyorum.”

Salonda sesli telefon kaydı dinlettirildi.



Sanık Hasan Ataman Yıldırım “Bunun dilekçenin ekinde bu tapesini de aynı şekilde vereceğim isterseniz onu da verebilirim dijital ortamda. Bu TİB’in kayıtlarında 117207610 olarak tarihi belli değil yani Erkut Ersoy’un kayıtlarında var. Şimdi buradaki anlattığım olay aşağı yukarı kabaca 3 sene evvelki Erkut Ersoy’un tutuklanmadan evvelki olay bana burada Sayın Özese sordu diğerleri soru hatırlayacaklar hani web sayfası ne yapıyorsun, ne ediyorsunuz dedik. Biz bu işi yapmıyoruz bizim işimiz değil diye buradaki aşağı yukarı 3 aşağı 5 yukarı aynı şeyleri ben burada anlattım. Ama bana Ergenekon’un işte bilişimcisi web sayfaları yapıyor 35 tane web sayfayı yaptı vesaire diyorlar sanki Genelkurmayın hiç kadrosu kimsesi bir şeyi yok kaç sene evvel ayrılmış beni bulacaklar bana yaptıracaklar. Yok, böyle bir şey. Evet madde 5, hal böyle iken tutukluğumun 19. ayında yeni uydurma internet andıcı suçlaması karşıma çıkmıştır. 3 Ağustos 2010 Sabah gazetesinde şöyle bir haber Iğsız dahil 19 asker internet andıcı için ifadeye çağırıldı devamında Ergenekon davasının tutuklu sanığı emekli deniz Yüzbaşı Hasan Ataman Yıldırım’a yönelik aramalarda ele geçirildiği öne sürülen, öne sürülen hay hay isimli belge üzerinden soruşturma başlatan özel yetkili Cumhuriyet savcısı Zekeriya Öz devam ediyor. Haberin devamında çok kısa bir haber zaten haberin devamında altında da deniz emekli deniz albay Hasan Ataman Yıldırım diyor şu kadarcık bir haber üst tarafta yüzbaşı diyor alt tarafta albay diyor yani o kadar kalitesiz bir haber ki ama bütün bu medyada her tarafta aynı şekilde geçti albay olarak kimisi yüzbaşı kimisi albay. Yani bu kalitesiz tertip merkezi hep uydurmadan senaryolar yazdıklarından hep her yerde hata yapıyorlar bu da basit bir hata. Şimdi bu konuda internet andıcı konusunda Beşiktaş adliyesinde Zekeriya Öz hariç kimse bu konuyu bilmiyor. Avukatım arayıp sormuş demiş yani gelebiliriz diye daha doğrusu mahkemeyi arayıp kendisine ulaşamıyor Zekeriya Öz’e. Haber bırakıyor telefonunu bırakıyor bende burada hapisteyim yerim yurdum zaten belli bana veya avukatıma şu ana kadar hiçbir tebligat yapılmadı. Yani çağırılmadık. Bu arada 10 Ağustos 2010 Salı günü yani 6 gün evvel internet andıcı konusunda Ankara ‘da görevli Bülent Sarıkahya dahil o sivil memur dahil benimle ilişki kurdurmaya çalışıyorlar. Bunlar 4 kişi Beşiktaş adliyesine gelerek ifade verdi savcılıkta. Savcılık tarafından da serbest bırakıldı mahkemeye sevk edilmedi son günlerde bu medyada haber olan internet andıcı konusunda ilgim, bilgim kesinlikle yoktur. Yargılandığım bu iddianamede de bu konuda hiçbir suçlama yoktur. Taraf gazetesi şimdi açıldığı iddia olunan bu günlerde ortaya çıkan bu soruşturmadan 18 ay evvel nasıl haberi olmuştur? Artı altını çizerek söylüyorum bir kısım hakimlerde yine bunlar internet konusunda biraz fazlaca soru sordular. Savcılıkça daha bu konuda ifadem alınmadan hakimler dahil hakkımda devam eden bu soruşturma bilgisinin nereden ulaşmışlardır bunu merak ediyorum? Böyle bir suçlama yok varsa bana burada çok açık olarak suçlamayı detaylı soracaklardı sonra şüphe deyip şimdi bu basit şeyi şüphe haline getirip beni tahliye etmiyorlar. Yine aynı konuda bana tebligat gelmedi adliyenin haberi olmadı basın nasıl haberdar edilmiştir? İşte her davada olduğu gibi cevabını vereyim emniyet tarafından bunlar veriliyor ben diğer burada adı geçen 18 kişinin hiç birini tanımıyorum bu şahıslarla hiçbir iletişimim yoktur. Zaten TİB kayıtları elinizde oradan da bakarsınız hiçbir ilişkim yoktur. Artık siyasi olduğu herkes tarafından açıkça anlaşılan bu davalar serisi hepsinde komple dijital belgelerden yola çıkılarak TSK’nın pırlanta subaylarına tuzak kurulurken beni de köprü olarak kullanıyorlar bu artık çok açık bellidir. Yine bu suçlama YAŞ toplantılarının devam ettiği günde YAŞ’ın tam ortasında 1. ordu komutanı Orgeneral Hasan Iğsız olmak üzere TSK’nın başına çuval geçirme operasyonudur. Askeri darbe değil ama bu tip operasyonlarla Atatürk Cumhuriyetine karşı sivil darbe yapılmaktadır. Yani bu kısmı yüksek söyledim yine bildiğimiz üzere Balyoz davasında 102 subay yakalanma kararı YAŞ’ın öncesinde devreye konuldu yine çuval geçirildi arkasından amirallerin, generallerin, subayların tayin, terfileri engellendi sonradan yine mahkeme kararıyla kaldırıldı. Buradakiler zavallılarda herkes içerde yatıyor tabi arkada ordu yok bir şey yok örgüt yok hiçbir şey yok hepsi tek tek buraya toplanmış durumda. Şimdi bunlardan anlaşılıyor ki bu olaylar hepsi göz boyamadır. Tamamen komplo beni de joker olarak kullanıyorlar ellerinde daha hala benimle ilgili 120 tane suç unsuru bulunmayan CD var istedikleri şekilde bu CD’lere sonradan yükleme yapıp istedikleri şekilde daha 120 tane değil 500 tane o CD’lerden bana suçlama Silahlı Kuvvetlere suçlama daha çıkarabilirler. Beni köprü olarak kullanıyorlar bu durumda ben İstanbul’un en önemli güncel 3. köprüsüyüm. 5, 10 yıllık kalkınma planları gibi sahte yargılama planları yapılmaktadır. Yargılandığım davanın siyasi olduğu artık herkesin malumudur zamanı görünce köprü diye beklettikleri köprüyü hizmete açmaktadırlar. Madde 6’dan başlayarak diğer bir konuya geçiyorum. Kamuoyunda ıslak imza diye bilenen yine bu 13. ağır ceza mahkemesinde gözüken esas no 2010/106 davası var. Burada Dursun Çiçek sorgu ve savunmasında celse 4 sayfa 34’te Sayın savcı Mehmet Ali Pekgüzel soruyor. Sanık Hasan Ataman Yıldırım’dan ele geçirilen 117 numaralı hay hay isimli belgede Mehmet Bülent Sarıkahya isimli şahısla ilgili olarak yazılım, link içerik yardımcı olunacak ibarelerinin geçtiği. Ve adı geçen şahısla yani Bülent Sarıkahya demek isteniyor şüpheli Dursun Çiçek arasında telefon irtibatının da bulunduğu göz önüne alındığında Şüpheli Dursun Çiçek’in 29 Haziran 2009 tarihli ihbar içeriğinde belirtilen siteleri yönlendirildiği ortaya koymaktadır denip devamında Hasan Ataman Yıldırım bağlantınız var mı Mehmet Bülent Sarıkahya tanışıyor musunuz şeklinde soruyor. Daha altında detaylı olarak var bunları okumadan şunları söyleyeceğim Dursun Çiçek özetle şunu söylüyor. Beni hiç tanımadığını gıyabında tanıyor musun diye soruluyor gıyabında dahil beni tanımıyor duymamış. Bende Dursun Çiçek’e sadece burada ıslak imza olayı ortaya çıkınca televizyonlardan, gazetelerden oradan duydum. Daha evvelden adını dahi duymadım zaten benden de kendisi yaş olarak da çok küçüktür. Bilmem de mümkün değil yine Dursun Çiçek burada sayfa numaralarını dilekçede veriyorum oradaki celselerden hangi celselerde olmuş o dönemde bu Taraf gazetesinde çıkan haberde de Ataman Yıldırım’la işte Bülent Sarıkahya İstanbul’da görüştü falan gibi haberler çıkınca Genelkurmayda alıyorlar bunları bu haberleri o tarihte yani 1 buçuk sene evvel 2009’un başında soruşturma açılıyor idari soruşturma bu soruşturmada Bülent Sarıkahya’nın İstanbul’a gidip benimle görüşmediği, beni tanımadığı bu olayın tamamen sahte bir komplo olduğu düzmece olduğu Genelkurmayın yaptığı adli, idari soruşturmada ortaya çıkıyor ve bu olayı Genelkurmay tarafı kapatıyor ama bu taraftan olay bekletiliyor yani bu herkes tarafından bilinen bir şey. Şimdi orada bir adres var hayhay.tr@yahoo.com bu adresten bir takım siteler alınmış. Şimdi buradaki geçen bu Yahoo.com adresi herkes tarafından kolaylıkla internetten girilip alınabilecek çok basit bir olaydır bu bir resmi şirket adresi filan değil. Resmi bir adres değil bunun benimle alakası yok. Kurumsal bir adres değildir yani resmiden kast herkesin girip Yahoo olarak adres alabileceği bir şey. Yine benim Bülent Sarıkahya veya orada isimleri geçen diğer hiçbir kimseyle ilgim ve ilişkim yoktur. Buradan diğer bir konuya geçiyorum yine aynı davada yargılanan Serdar Öztürk burada anlatacaklarım da önemli. 10. dalgada ben tutuklandım Levent Göktaş albayda tutuklanmıştı. Ben daha o zaman tanımıyorum onun avukatı olan gazi üsteğmen avukat ayın zamanda Serdar Öztürk’tür biliyorsunuz. Bunun benimle daha evvelden hiçbir ilişkisi yok fakat ben tutuklanıp da anlatacağım şimdi olaylar sahtelikler ortaya çıkmaya başlayınca benim şirketimi arayıp benim kızım Aydeniz’le görüşüyor oradan da sanki benimle bağlantısı vardır gibi konuyor yok tamamen bu olaylar daha sonra çıkan bir şey bizim tutuklanmamızdan sonra. Serdar Öztürk’le pardon bizim tutuklandığımız davada Tunçer Kılınç’ın o sırada o da gözaltına alınmıştı avukatı Hüseyin Buzoğlu’da gözaltına alındı onda da arama yapıldı avukatı bu davada da tutuksuz yargılanıyor. Biliyorsunuz Hüseyin Buzoğlu’nun flash diski disk dediğim ufak değil bildiğim kadarıyla daha büyük bir diski veya ufaktır bilemiyorum baya kapasiteli bir diski geri iade edildiği zaman incelenip geri iade edildikten sonra bakıyorlar ki içinde 1500 kadar Hasan Ataman Yıldırım’a ait e-postalar var. Daha sonradan biz bunları tespit ettik bu e-postalar benim evimden alınan arşiv diskimdeki benim eski e-postalarım Hüseyin Buzoğlu’nun emniyetten geri verilen flash diskine konmuş bu nedir ki? Emniyet demek ki oradan oraya bilgileri alıp kopyalarken bunu kopyalıyor. Yanlış kopyaladığını veya koyduğunu anlıyor ve siliyor. Hüseyin Buzoğlu tabi bunu nasıl anlıyor? Kaliteli bir bilgisayar laboratuarına götürüp orada bunu inceledikleri zaman flash diskin düzgün devam ederken arada bir boşluk olduğunu silinmiş dosyalar olduğunu tespit edip o silinmiş dosyaları geri alıyorlar. Bakıyorlar ki orada benim e-postalarım var. Soruyor Hasan Ataman Yıldırım’ı tanıyor musunuz? Yok tanımıyorum işte o zaman Serdar Öztürk’le konuşuyorlar bu anlattıklarım aynı zamanda Serdar Öztürk’ün ifadesi ama ben kendi savunmamda da bu olayı anlatmıştım çok kısaca ama detayını bilmiyordum ben detayını şimdi yeni savunma tutanaklarından öğrendim. Bakıyorlar ki arada silinen kısımda benim bilgilerimle beraber bazı askeri gizli bilgiler var. Bir şeyi daha tespit ediyorlar bu gizli bilgileri alan şirketin şirket dediğim işte Genelkurmaydan kuvvet komutanlıklarından bu tip bilgileri alıp çalan bir şirket var. Peki bu şirket kim? Genelkurmaya, Kara, Deniz, Hava Milli Savunma, Jandarma dahil bunlara destek veren bilgisayar satan ihaleyle bilgisayar satan fiyatları düşürüp mutlaka bilgisayar satan ve daha sonrada bu bilgisayarlara teknik destek yazılım destek hizmeti veren bir şirketin olduğunu tespit ediyorlar çünkü bu silinen dosyalar içinde 52 sayfalık bir doküman tespit ediliyor. Bu dokümanda hangi kuvvetlerden hangi bilgiler alınmış bu şirketin yaptığı bir listede tespit ediliyor. Bunun üzerine Serdar Öztürk Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına 2009/8745 numarasıyla TEM şube görevlileri polisler hakkında suç duyurusunda bulundu. Bakın burada anlattığımdan çok basit bilgisayar şirketi vasıtasıyla bunlar yandaş diyeyim yandaş bilgisayar şirketi vasıtasıyla bütün silahlı kuvvetlerin gizli belgeleri çekmişler emniyetin elinde yanlışlıkla Hüseyin Buzoğlu’na konan diske de kopyalanmış ve silinmiş durumda. Olay şimdi açığa çıktı hep bana soruyor denizaltı harekat planları sende ne arıyor? Ne bileyim benim işte demek buradan gelmiş. Evet, bu olayların artık komplo kurmaca olduğu belli. Madde 7, beni köprü olarak kullanıp deniz kurmay albaylara saldırmak için kullandılar ben bu konuda kurban seçildim Poyrazköy, Kafes, Deniz teğmenler gibi bu davalarda işte tutuklanan sorgulanan herkese beni soruyorlar kimse beni bilmiyor. Bende onları tanımıyorum, bilmiyorum yalnız benim amiral olan halen sınıf arkadaşlarım var 1 kaç kişi ve onlarla iletişimlerimde çok az veya yok gibi onlarda TİB kayıtlarından zaten elinizde onları tespit edersiniz yok. Madde 8, yine Sayın Başkanım bu konuyu hatırlayacaksınız bende çıkan sahte belgede Ergenekon işte suçlularını davadaki sanıkları fişlemişim deniyordu bunun da ek belgelerde Avukat Kazım Özok eski hakim askeri hakim tarafından yazıldığı deniz kurmay albay Şafak Yürekli tarafından değiştirildiği bilgileri ek dosyalarda sabitti ben bunu ispatlamıştım. Şimdi o Şafak yürekli albay hak ettiği bir şekilde her halde tanımıyorum kendisini mutlaka hak etmiştir tuğamiral olmuştur bu son YAŞ toplantılarında. Yani Başbakan imzalamış Genelkurmay önce Genelkurmay tabi teklif ediyor Başbakan imzalamış ve Cumhurbaşkanı da onaylayarak tuğamiral olmuştur. Ama burada onun belgesini polis bana koydu diye ben burada tutukluyum. Madde 9. Sözcü gazetesinin 12 Ağustos 2010 tarihli Perşembe günü Sonar’ın yaptığı bir anket ordu hala 1 numara darbe iddialarıyla yıpratılmak istenen Türk Silahlı Kuvvetlerine halkın güveni tam. En güvendiğiniz kişi kurum sorusunun cevabında 1 bu çok önemli Sayın Başkanım 1 yüzde 75.95 yani yüzde 76 demektir TSK. 2 emniyet yüzde 62.3.03, 3, yüzde 54.70 yargı, 4, 42.65 Cumhurbaşkanı, 5, 35.45 Başbakan işte halk burada emniyetin yaptığı sahtekarlıkları görüyor siyasilerin yaptıkları durumları görüyor TSK’ya 76 yüzde 76 verirken emniyet 62, yargı da 55’te kalıyor buradan Sayın Başkanım Sayın mahkeme heyetine şöyle seslenmek istiyorum. Bu davada gerçekleri hepimiz görüyoruz sizlerde mutlaka görüyorsunuz zaten ben burada hep Sayın Başkanım diye anlatıyorum ama Başkanım zaten tahliyeleri vermiş durumda özellikle diğer 2 üyeye burda Haşıloğlu yok ama buradan ona da sesleniyorum. Bizlere tahliyeleri versinler halkın yargıya olan güveni biraz daha artsın. Yüzde 55 çok düşük ben bu konuda yargı adına üzülüyorum. Diğer bir konu benden yine çıktığı iddia edilen TBTSVNM.rar diye bir şifreli dosya var benim hiçbir yerde hiçbir şifreli dosyamın olmadığımı daha sonra yaptığım araştırmalarda benim bu disklerimde de olmadığını tespit ettim. Bu dosyanın benimle hiçbir alakası yok. Şimdi beni içeride tutmak için bu dosya belki sizde bir şüphe uyandırıyor olabilir. İncelenmek üzere emniyete gönderildi. Emniyetten gelen yazıda 06.07.2010 tarihli gelen yazıda bunu da yeni aldım buradan mahkeme dosyasından aldım. Burada sade benim değil başkalarının da şifreleri dosyaları varmış ekinde de büyük bir liste var. Bunları incelemişler benimkiyle ilgili olarak da bunun şifresi tespit edilememiş arkadan savcılık tekrar bunu 3 ay daha 3 ay demeyeyim de ben diyorum 3 ay tekrar incelenmek üzere emniyetin kaçakçılık ve organize suçlarla mücadele dairesine bir kere daha göndermiş bu daireden öbür daireye gönderiyor. Bu demektir da bu 3 ay daha çıkmaz çünkü dava evvelden bunun Mayıs ayında bunun kararı alındı. Haziran ayında gitti işte araştırma yapılıp Temmuz ayında cevabı geliyor. Tekrar gönderiliyor demek ki 3 ay daha biz burada bunun neticesini bekleyeceğiz sizde de bir şüphe olarak biz yani zamana oynanıyor burada. Ben buradan taleplerime geçiyorum. Talep 1, medya haberlerinde geçen internet andıcı ve benden çıktığı iddia edilen hayhay belgesi ve varsa diğer sahte dokümanların savcılıktan talep edilerek burada yargılandığım dosyaya konmasını ve bana bildirilmesini talep ediyorum. Talep 2, kamuoyunda ıslak imza olarak bilenen ve yine 13. Ağır Ceza Mahkemesinde devam eden davanın işte orada anlatılan Dursun Çiçek tarafından ifade edilen bende çıktığı iddia edilen internet andıcı ile ilgili bu hayhay konusunda Taraf’ın haberi üzerine Genelkurmay Başkanlığı tarafından ifadesine dayanarak orda Dursun Çiçek’in ifadesine dayanarak bu konuda benimle ilgili yapılan soruşturma evraklarının ve tüm bilgilerin Genelkurmay Başkanlığı adli müşavirliğinden istenmesini talep ediyorum. Talep 3, 14 Mayıs tarihinde bu CD, DVD’lerle ilgili kısa özet söylüyorum benim talebim olmuştu. Siz bunların daha ilerde değerlendirilmesine düşünmüştünüz çünkü inceleme halen bilirkişi inceleme devam ediyor denmişti oralardan bir şey çıkmayacak öyle anlaşılıyor bir cevap gelmedi. Suç unsuru bulunduğu iddia edilen benimle ilgisi olmayan sahte 2 bellek, 5 CD, 1 DVD içerik olarak almak ve görmek istemiyorum ancak bu belleklerdeki sahtekarlığı teknik olarak ortaya çıkarmak için burada ilgi yazılarda yazdım ilgiler ilgi c ve d. Bu konularda uzman olan İstanbul Teknik Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi veya Yıldız Teknik Üniversitelerinin birinde ve de aynı zamanda eş zamanlı çünkü siz genelde TÜBİTAK’a gönderiyorsunuz. TÜBİTAK tarafından da iddianame ek klasörlerine kayıtlı hash değerlerine sahip imaj kopyası üzerinden incelenmesini talep ediyorum. Neden bunu bu şekilde orijinal hash değerlerine göre istiyorum diğer davalarda gördük bilhassa Poyrazköy, Kafes vesaire emniyete gönderilen CD’ler bakıyoruz seri numaraları farklı başka CD gönderiyorlar hash değerleri farklı. Aynısını göndermeleri gerekiyor değiştirip değiştirip birinde şu dosya var birinde başka dosya var. İlave dosyaları bile sonradan koyuyorlar. Talep 4, yine 14 Mayıs’ta bu CD, DVD’lerle ilgili bilişim suçlarında emniyetin bilişim suçlarında bu konular inceleniyor bu nasıl yapılıyor diye sizin bir sorunuz var mı bunun detayları var bunun cevabı gelmedi. Karar verilmiştir siz yazı mutlaka yazılmıştır. Bunun cevabının tekit edilmesini talep ediyorum. Talep 5 çok kısa bitiyor az başkanım talep 5, bu şifreli emniyet tarafından konan şifreli dosya açılmadı. Demek ki emniyet bunu açmak istemiyor bu dosyanın da zaman kaybettirilmeden İstanbul Teknik Üniversitesi, Boğaziçi, Yıldız ve de ilave olarak TÜBİTAK’a da aynı zamanda paralel gönderilerek hash değerleri aynı imaj kopyası üzerinden DVD’nin özellikleri, dosya özellikleri ve şifrenin tespit edilmesi içeriğinin ortaya çıkarılmasını talep ediyorum. Ayrıca bu şifreli dosyanın dijital ortamda bana verilmesini talep ediyorum bende kendi olanaklarımla veya burada uğraşayım üzerinde. Zaten şifreli madem tespit etmeye çalışayım. Talep 6, onu da yeni elle buraya ilave ettim biz polislerin bu şekilde davrandıkları için dava açmıştık Cumhuriyet Başsavcılığı memur suçları soruşturma bürosu Fatih’ten gelen bir yazıya 6 Nisan 2010’da gelen bir yazıya bu mahkemenin 06.07.2010 tarihinde bir cevap yazısı var. Burada da 117 DVD’den o sahte DVD’den işte adresi var hayhay belgesi çıkmış bu belge gönderilmiş bununla ilgili 2 tane CD gönderilmiş. Benim bu konudan hiç haberim yok varsa öyle bir şey bu hayhay belgesiyle ilgili elinizde mahkemede bunu da bana da verilsin istiyorum. Saygılarımı sunarım çok teşekkür ederim sağ olun.”



Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə