Margaret Weis ve Tracy Hickman Ölüm Kapısı Cilt1 Ejder Kanadı



Yüklə 1.98 Mb.
səhifə2/34
tarix12.08.2018
ölçüsü1.98 Mb.
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   34

KE'LTTH KALESİ, DANDRAK ORTA ÂLEM

"İşte katil, Magicka," dedi Gareth, bağlanmış ve ağzı tıkan mış mahkûma işaret ederek. "Sorun yarattı mı?" diye sordu kırk devir yaşlarındaki, yapı lı adam Bir insanın bu kadar çok kötülüğü banndırabilmesini imkânsız buluyormuşçasma, üzüntülü bir hava ile Hugh'ya baktı"Üstesinden gelemeyeceğim hiçbir şey olmadı, Magicka," dedi Gareth, şato büyücüsünün varlığı ile sinmiş bir dııaımda.


Büyücü kafasını salladı ve -kalabalık seyirci kitlesinin farkında olduğundan- iyice doğrularak ellerini törensel bir biçimde kahverengi kadife cüppesinin önünde kavuşturdu; o toprak büyücüsüydü, bu yüzden tercih ettiği büyü türünün renklerine bürünmüştü. Fakat üzerinde kraliyet büyücüsü pelerini yoktu -dedikodulara göre uzun zaman önce göz diktiği, fakat Lord Rogar'ın, kendine göre bazı sebeplerden dolayı ihsan etmeyi reddettiği bir unvan.
Çamurlu avluda beklemekte olanlar, mahkûmun -geleneklere uygun olarak- o anda derebeylikte en yüksek otorite olan büyücü tarafından getirildiğini gördüler ve dinlemek üzere toplandılar. Meşalelerinin alevleri soğuk akşam rüzgârında
parlayıp dans etti. Havadaki gerginliği ve kargaşayı yanlış anlayan lordun ejderi, yüksek sesle haykırdı ve düşmanın üzerine salıverilmeyi istedi. Ejder seyisi yatıştırmak istercesine onu okşadı. Kısa süre sonra, ne insan ne de ejderha, hiçkimsenin sonunda karşı karşıya kalmaktan kaçınamayacağı bir düşmanla karşılacaktı.
"Ağzındaki tıkacı çıkarın," diye emir verdi büyücü.
Gareth öksürdu, boğazını temizledi ve yan yan Usta'ya baktı. Büyücüye doğru eğilerek alçak sesle konuştu. "Bir dizi yalan dışında hiçbir şey duyamayacaksınız. Aklına geleni söyler..."
"Çıkarın, dedim," diye yineledi Magicka emreden bir tonda. Avluda bekleyenlerin kafasında Ke'lith Kalesi'nin efendisinin kim olduğu konusunda hiçbir kuşku kalmadı.
Gareth öfkeyle denileni yaptı. Hugh'nun ağzındaki tıkacı öyle bir kuvvetle çekti ki adamın kafası yana döndü ve yüzünün bir yanında çirkin bir çizik izi kaldı.
"Her insan, suçu ne kadar iğrenç olursa olsun, itiraf etme ve böylece ruhunu temizleme hakkına sahiptir. Adın ne?" diye sordu büyücü kendinden emin bir biçimde.
Büyücünün başının üzerinden bakmakta olan katil yanıt vermedi. Gareth onu paylarcasına dürttü.
"Usta Hugh olarak bilinir, Magicka."
"Soyadı?"
Hugh kan tükürdü.
Büyücü kaşlarını çattı. "Hadi, Usta Hugh gerçek adın olamaz. Sesin. Tavırların. Asil bir adam olduğun kuşku götürmez! Uğursuz bir araç kuşkusuz. Yine de, atalarının isimlerini bilmeliyiz ki kıymetsiz ruhunu onlara emanet edelim Konuşmayacak mısın?" Elini uzatarak Hugh'nun çenesini yakaladı ve

adamın yüzünü meşale ışığına çevirdi. "Kemik yapısı güçlü. Burun aristokratça, gözler mükemmel. Yine de yüzünün derin çizgilerinde ve dudakların temelliğinde köylü birşeyler görüyorum. Fakat kuşkusuz damarlarında dolaşan asil kan. Kara olması ne yazık! Hadi bayım, kimliğini açıkla ve Lord Rogar'ı öldürdüğünü itiraf et. Bu itiraf ruhunu temizleyecek."


Mahkûmun şişmiş dudakları geniş bir sırıtmayla açıldı; çökük kara gözlerinin derinliklerinde bir alev pırıltısı vardı. "Babamın olduğu yer, birazdan oğlunun gideceği yerdir," diye yanıt verdi Hugh. "Ve sen de buradaki herkesten daha iyi biliyorsun ki, lordunu ben öldürmedim."
Gareth, konuşması yüzünden Usta'yı cezalandırmayı amaçlayarak yumruğunu kaldırdı. Büyücünün bakışı tereddüt etmesine sebep oldu. Magicka'nın alnı bir anda gevşedi, yüzü bir kap taze krema gibi pürüzsüzdü. Fakat komutanın keskin gözleri Hugh'nun suçlaması üzerine, bu yüzde beliren dalgalanmayı fark etti.
"Küstahlık," dedi büyücü soğuk bir sesle. "Korkunç bir ölümle karşı karşıya olan bir adam için fazla cesursun, fakat birazdan merhamet dileyen çığlıklarını duyacağız."
"Beni bir an önce sustursanız iyi olacak," dedi Hugh, dili çatlakmış ve kanayan dudaklarının üzerinde dolaşırken. "Aksi halde insanlar artık küçük lordun koruyucusunun sen olduğunu anımsayabilir, öyle değil mi, Magicka? Ve bu da demek oluyor ki ufaklık on sekizine basana kadar buraları sen yöneteceksin... Yoksa daha uzun süre mi? Ağını çevresine sıkıca örersen olabilir. Ve eminim yaslı dul için de büyük bir teselli olacaksın Bu gece hangi pelerini giyeceksin -kraliyet büyücüsünün mor pelerinini mı? Hem, garip değil mi, hançerimin o şekilde kaybolması' Sanki büyülenmiş gibi..."

Büyücü ellerini kaldırdı. "Bu kufurbazın sözleri karşısında yeryüzü sallanıyor!" diye bağırdı. Avlu sarsılıp titremeye başladı. Granit kuleler sallandı, insanlar dehşet içinde bağırarak birbirlerine sokuldu. Bazıları dizlerinin üzerine çöküp ellerini çamurun içine bastırdı. Büyücüye öfkesinin dinmesi için yalvardı.


Magicka uzun burnunun üstünden şövalye komutanına baktı Gareth'ın Hugh'nun beline, görünüşe göre isteksizce attığı yumruk, katilin nefesinin kesilmesine ve acıyla içini çekmesine sebep oldu. Bununla beraber Usta'nın bakışlarında tereddüt veya yenilgi yoktu, gözleri öfkeden sararmış büyücüye dikilmişti.
"Sabır gösterdim," dedi Magicka, öfkeyle soluyarak, "ama bu rezalete izin vermeyeceğim. Senden özür dilerim, komutan," diye devam etti büyücü, insanların haykırışlarını ve gürültüsünü bastırmak için yüksek sesle. "Haklıydın. Bu adam sefil hayatını kurtarmak için aklına geleni söyler."
Gareth homurdandı, ama yanıt vermedi. Magicka ellerini yatıştırırcasına kaldırdı. Yerin sallanması yavaş yavaş durdu. İnsanlar rahatlayarak derin bir nefes aldılar ve ayağa kalktılar. Şövalyenin bakışları yana, Hugh'ya kaydı ve onun keskin, delici bakışları ile karşılaştı. Gareth kaşlarını çattı; gözleri katilden büyücüye kaydı, karanlık ve düşünceliydi bu bakışlar.
Kalabalığa hitap etmekte olan Magicka komutanın bakışlarını fark etmedi.
"Üzgünüm, gerçekten üzgünüm, bu adam yaşamını ruhundaki kara lekelerle bitirmek zorunda," dedi büyücü, acı dolu ve dindar bir sesle "Fakat bu onun kendi seçimi. İtiraf etmesi için ona gereğince fırsat verdiğime hepiniz tanıksınız."
Anlayışlı ve saygı dolu mırıltılar yükseldi.
"Taşı getirin."

T" "f


Mırıltıların tonu değişti, daha yüksek ve beklenti dolu oldu, insanlar yer değiştirerek daha iyi görebilecekleri bir yer aradılar, iki cüsseli gardiyan, bulabildikleri en güçlü adamlar, kalenin zindanından gelen küçük bir kapıdan çıktılar. Aralarında büyük bir taş taşıyorlardı -iç kale dışında kentteki her şeyin yapımında kullanılan dantelimsi ve zarif mercankaya' değildi bu.
,". Mesleği gereği her türlü taşın doğasını ve güçlerini bilen Magicka taşın mermer olduğunu fark etti. Bu adaya ya da Uy-landia kıtasına komşu daha büyük adalara ait değildi, çünkü oralarda bu tür taş bulunmazdı. Mermerin komşu kıta Arista-gon'dan gelmiş olması gerekirdi ve bu da taşın düşman topraklarından çıkarıldığı anlamına geliyordu.
Taş ya çok eski bir mermer parçasıydı ve insanlar ile Tri-bus imparatorluğu cifleri arasındaki nadir barış dönemlerinden birinde yasal yollardan getirilmişti -ki buyucu bu teoriyi pek inandırıcı bulmuyordu- ya da, bilinen adıyla Uç Darbe Nick tarafından kaçak yollardan getirilmişti. Magicka ikinci teorinin daha akla yakın olduğunu düşünüyordu.
Fark etmezdi zaten. Lord'ıın arkadaşları, ailesi ve takipçileri arasında pek çok tutucu milliyetçi vardı, fakat Usta Hugh gibi bir pislik parçasının düşman taşının üzerinde başını kaybetmesine kimsenin itiraz edeceğini düşünmüyordu. Yine de öf1 Gök Alemi'ndeki heı şey mercankayadan yapılmıştır Mercan kıııdıı denilen küçük, zararsız, yılansı bir yaratığın dışkısı olan melcankayanın gotunuşu sıın-geıe benzeı Katılaştığı zaman granit kadaı sert olur, fakat kesilemez ve paı-latılamaz Meıcankaya çok çabuk oltışuı, bu maddeden imal edilen yapılar inşa edilmez, sanki yetiştirilir Meıcan kıııtlaıı havadan daha h,ıfıt bıı gaz çıkarırlar Bu gaz, adaların gökte asılı duımasmı sağlar, fakat bina yapılııken sorun yalatabilir Bu sorunu gidermek için birinci evden topıak buyuculeıinin büyülen geıekıı
Bazen, mercankayaya gömülü halde demir ve diğer cevlıeıleı bulunur Bu cevheıleıın meıcankayanın içme nasıl gııdıği bılınmemektediı. fakat Koparılış esn.ısında oluştuğu duşunulmektedıı
keli bir klandı bu ve büyücü taşın, kuru kanla, tanınmayacak kadar kaplanmış olmasından dolayı memnundu. Kimse taşın kaynağını merak etmeyecekti.
Mermer blok bir metreye bir metreydi ve bir yanında tam olarak insan ensesi genişliğinde bir oyuk açılmıştı. Taşın ağırlığı ile sendelemekte olan gardiyanlar onu avluya çıkardılar ve Magicka'nın önüne koydular. Cellat, Üç Darbe Nick küçük kapıdan eğilerek çıktığında, kalabalıktan bir heyecan dalgası yükseldi.
Nick devasa bir adamdı. Dandrak'ta tek bir kişi bile onun kim olduğunu veya neye benzediğini bilmiyordu, infazı yerine getirdiği her seferinde siyah cüppe giyer, kafasına siyah kukuleta geçirirdi, böylece gündelik hayatında halk tarafından fark edilmez, dışlanmazdı. Ne yazık ki bu akıllıca hareketinin sonucu, insanlann iki metrenin üstündeki her adamın cellat olduğundan kuşkulanmaları ve ayırt etmeksizin hepsinden kaçınmaları olmuştu.
Fakat mesele adalet dağıtmaya geldiğinde, Nick Dand-rak'takı en popüler ve en aranan cellat oluyordu. Beceriksizin teki de olsa, zamanının en yetenekli gösteri sanatçısı da olsa, Üç Darbe seyircisini nasıl eğlendireceğini kesinlikle biliyordu. Hiçbir suçlu ellerinde kolayca ölmemişti, Nick, en az zekâsı kadar kör olan kılıcıyla yontup doğrarken acı içinde bağırtırdı.
Tüm gözler kukuletalı Nick'ten siyah saçlı mahkûma döndü. İtiraf etmek gerekir ki seyircinin çoğunu sakinliğiyle etkilemişti. Fakat o gece avluda bulunanların hepsi ölen lordları-nı çok seviyor, ona hayranlık duyuyorlardı ve katilinin korkunç bir biçimde olduğunu görmekten zevk alacaklardı Bu yüzden -celladını ve onun elindeki kan lekeli silahını görünce- Hugh'nun yüzünde beliren sakinlik maskesine ve tıtreme
M

Mırıltıların tonu değişti, daha yüksek ve beklenti dolu oldu, insanlar yer değiştirerek daha iyi görebilecekleri bir yer aradılar, iki cüsseli gardiyan, bulabildikleri en güçlü adamlar, kalenin zindanından gelen küçük bir kapıdan çıktılar. Aralarında büyük bir taş taşıyorlardı -iç kale dışında kentteki her şeyin yapımında kullanılan dantelimsi ve zarif mercankaya' değildi bu.


\r> Mesleği gereği her türlü taşın doğasını ve güçlerini bilen Magicka taşın mermer olduğunu fark etti. Bu adaya ya da Uy-landia kıtasına komşu daha büyük adalara ait değildi, çünkü oralarda bu tür taş bulunmazdı. Mermerin komşu kıta Arista-gon'dan gelmiş olması gerekirdi ve bu da taşın düşman topraklarından çıkarıldığı anlamına geliyordu.
Taş ya çok eski bir mermer parçasıydı ve insanlar ile Tri-bus imparatorluğu cifleri arasındaki nadir barış dönemlerinden birinde yasal yollardan getirilmişti -ki büyücü bu teoriyi pek inandırıcı bulmuyordu- ya da, bilinen adıyla Üç Darbe Nick tarafından kaçak yollardan getirilmişti. Magicka ikinci teorinin daha akla yakın olduğunu düşünüyordu.
Fark etmezdi zaten. Lord'un arkadaşları, ailesi ve takipçileri arasında pek çok tutucu milliyetçi vardı, fakat Usta Hugh gibi bir pislik parçasının düşman taşının üzerinde başını kaybetmesine kimsenin itiraz edeceğini düşünmüyordu. Yine de öf1 Gök Alemı'ndeki her şey mercankayadan yapılmıştır Meıcan kıııdıı denilen küçük, zaıarsıZ, yılansı bir yaratığın dışkısı olan meıcankayanın gonınuşıı sun-geıe benzeı Katılaştığı zaman granit kadar sert olu ı, fakat kesilemez ve paı-latılaıııaz Meıcankaya çok çabuk oluştu, bu maddeden imal edilen yapılaı inşa edilmez, sanki yetiştirilir Meıcan kurtlan havadan daha hafit bıı gaz çıka-rıılaı Bu gaz, adaların gökte asılı duımasını sağlar, fakat bina yapılııken sorun yaıatabıliı Bu sorunu gidermek için birinci evden topıak buyuculeıinin büyülen geıekıı
Bazen, mercankayaya gömülü halde demiı ve diğer cevheıleı bulunuı Bu cevheıleıın meıcankayanın içine nasıl gııdığı bıhnmeınektediı. fakat Kopaıılış esnasında oluştuğu duşunulmektedıı
keli bir klandı bu ve büyücü taşın, kum kanla, tanınmayacak kadar kaplanmış olmasından dolayı memnundu. Kimse taşın kaynağını merak etmeyecekti.
Mermer blok bir metreye bir metreydi ve bir yanında tam olarak insan ensesi genişliğinde bir oyuk açılmıştı. Taşın ağırlığı ile sendelemekte olan gardiyanlar onu avluya çıkardılar ve Magicka'mn önüne koydular. Cellat, Üç Darbe Nick küçük kapıdan eğilerek çıktığında, kalabalıktan bir heyecan dalgası yükseldi.
Nick devasa bir adamdı. Dandrak'ta tek bir kişi bile onun kim olduğunu veya neye benzediğini bilmiyordu. İnfazı yerine getirdiği her seferinde siyah cüppe giyer, kafasına siyah kukuleta geçirirdi, böylece gündelik hayatında halk tarafından fark edilmez, dışlanmazdı. Ne yazık ki bu akıllıca hareketinin sonucu, insanların iki metrenin üstündeki her adamın cellat olduğundan kuşkulanmaları ve ayırt etmeksizin hepsinden kaçınmaları olmuştu.
Fakat mesele adalet dağıtmaya geldiğinde, Nick Dand-rak'taki en popüler ve en aranan cellat oluyordu. Beceriksizin teki de olsa, zamanının en yetenekli gösteri sanatçısı da olsa, Üç Darbe seyircisini nasıl eğlendireceğini kesinlikle biliyordu. Hiçbir suçlu ellerinde kolayca ölmemişti, Nick, en az zekâsı kadar kör olan kılıcıyla yontup doğrarken acı içinde bağırtırdı. Tüm gözler kukuletalı Nick'ten siyah saçlı mahkûma döndü, itiraf etmek gerekir ki seyircinin çoğunu sakinliğiyle etkilemişti. Fakat o gece avluda bulunanların hepsi ölen lordları-nı çok seviyor, ona hayranlık duyuyorlardı ve katilinin korkunç bir biçimde öldüğünü görmekten zevk alacaklardı. Bu yüzden -celladını ve onun elindeki kan lekeli silahını görünce- Hugh'nun yüzünde beliren sakinlik maskesine ve titreme

sine engel olmasına rağmen, hızlı ve derin nefesler aldığını görünce tatmin oldular.


Gareth Usta'yı kollarından yakaladı ve taşa doğru birkaç basamak sürükledi.
"Magicka hakkında söylediklerin..." diye tısladı Gareth, alçak sesle. Büyücünün gözlerinin ensesini deldiğini hissederek katili gözleri ile sorgulamakla yetindi.
Huglı bakışlarına karşılık verdi, gözleri titreşen meşale ışığında kara delikler gibiydi. "İzle," dedi.
Gareth başını salladı. Gözleri kanlıydı ve çevresi kızarmıştı, yüzü traşsızdı. Lord'unun iki gece önceki ölümünden bu yana uyumamıştı. Terle çevrelenmiş ağzını elinin tersiyle sildi, sonra eli kemerine gitti. Hugh, keskin kenarlı bir bıçaktan yansıyan ışığı yakaladı.
"Seni kurtaramam, Hugh," diye mırıldandı Gareth. "Bizi kıyma yaparlar. Fakat ölümünü çabuklaştırabilirim. Muhtemelen rütbeme mal olur" -şövalye ters ters büyücüye baktı- "ama zaten duyduklarıma bakılırsa rütbemi çoktan kaybettim. Haklısın. Kızıma en azından bu kadarını borçluyum." j. Usta'yı Taşın önüne doğru iteledi. Cellat ağırbaşlı bir şekilde kara cüppesini çıkardı -kanla lekelenmesini istemiyordu-ve yakında duran genç bir çocuğa uzattı. Son derece sevinen çocuk, bu onum kazanmak için oralarda dolaşan şanssız arkadaşına dilini çıkardı.
Kılıcını kavrayan Nick kollarını ısıtmak için iki üç deneme savuruşu yaptı ve sonra, başının bir hareketi ile hazır olduğunu belirtti.
Gareth Hugh'nun taşın önünde diz çökmesini sağladı. Şövalye geri çekildi, fakat uzaklaşmadı. Pelerininin kıvrımları arasında sakladığı hançerinin kabzasını sinirli parmaklarıyla
kavradı. Mazereti aklında şekilleniyordu. Kılıç boynuna gömülürken, Hugh senin yaptığını haykırdı, Magicka, lordu setlin öldürdüğünü söyledi. Açıkça duydum Ölmekte olan bir adamın sözlerinin doğru olduğunu söylerler. Tabii, ben yalan söylediğini biliyorum, ama köylülerin yanlış anlayacağından korktum, ne kadar batıl inançlı olduklarını bilirsin. Sefil hayatını biran önce sona erdirsem iyi olur, diye düşündüm. Magicka inanmayacaktı. Gerçeği bilecekti. Eh, pekâlâ, Gareth'm yaşanacak pek fazla ömrü kalmamıştı zaten.
Cellat Hugh'nun saçını yakaladı, mahkûmun kafasını taştaki yerine yerleştirmeye çalıştı. Fakat, yaklaşmakta olan bir infazın heyecanının bile yatıştıramadığı kalabalıkta bir huzursuzluk sezen Magicka elini kaldırarak onu durdurdu.
"Bekle," diye haykırdı. Yükselen ürpertici rüzgârın dalgalandırdığı cüppesi ile taşa doğru yürüdü. "Usta Hugh," dedi Magicka, yüksek ve katı bir sesle, "sana bir şans daha veriyorum. Ölülerin Âlemi'ne yakın olduğun şu anda söyle -itiraf edecek bir şeyin var mı?"
Hugh başını kaldırdı. Belki de yaklaşmakla olan hiçlik sonunda kafasına dank etmişti.
"Evet. İtiraf edecek bir şeyim var."
"Birbirimizi anlamaya başladığımıza sevindim," dedi Magicka nazikçe. Zayıf, zarif yüzündeki zafer, dikkatle izlemekte olan Gareth'm gözünden kaçmamıştı. "Bu yaşamı terk ederken pişmanlık duyduğun ne yaptın, oğlum?"
Usta'nın şişmiş ağzı büküldü. Omuzlarını gererek Magic-ka'ya baktı ve sakin bir şekilde, "Senin türünden hiç kimseyi öldürmediğime pişmanım, büyücü."
Kalabalık memnun bir dehşetle nefesini tuttu. Üç Darbe Nick kukuletasının altında güldü Bu ölüm ne kadar uzarsa,

büyücünün vereceği ödül o kadar iyi olacaktı


Magicka soğuk bir acımayla gülümsedi.
1 "Umarım ruhun da bedenin gibi çürür," dedi.
Nick'e, dilediği gibi eğlenmeye davet edercesine bakan büyücü, cüppesine kan sıçramasını engellemek için epeyce geriye çekildi.
Cellat siyah bir mendil çıkardı ve Hugh'nun gözlerini bağlamaya yeltendi.
"Hayır!" diye bağırdı katil sertçe. "O yüzü yanımda götürmek istiyorum."
"Devam et!" Büyücünün dudaklarında köpükler belirmişti.
"' Nick saçını yakaladı, fakat Usta elinden kurtuldu. Kendi iradesi ile, başını kanla lekelenmiş mermerin üzerine dayadı.
Gözleri sonuna kadar açık, gözünü kırpmadan meydan okur casına Magicka'ya bakıyordu. Cellat eğildi, adamın kısa ör güsünü yakaladı ve bir yana itti. Üzerinde çalışabileceği geniş alanlardan hoşlanırdı.
Üç Darbe Nick kılıcını kaldırdı. Hugh derin bir nefes aldı, dişlerini sıktı ve gözlerini büyücünün üzerinde odakladı. İzlemekte olan Gareth, Magicka'mn bembeyaz olduğunu, yutkunduğunu ve kaçmak istercesine oraya buraya kısa bakışlar fırlattığını gördü.
"Bu adamın şerrinin dehşeti çok fazla!" diye haykırdı büyücü. "Çabuk ol! Dayanamıyorum!"
Gareth hançerini kavradı. Nick'in kol kasları kasıldı ve darbeyi indirmeye hazırlandı. Kadınlar gözlerini elleriyle kapattılar ve pannaklarının arasından gözetlediler, erkekler birbirlerinin başının üzerinden görmek için boyunlarını uzattılar, daha iyi görmeleri için çocuklar aceleyle havaya kaldırıldılar.
Ve sonra, kapılardan çarpışan silahların sesi duyuldu.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

KE'IITH KALESİ, DANDRAK ORTA ÂLEM

Gecenin Lord'lanndan da kara, devasa bir şekil kalenin kulelerinin ötesinde ortaya çıktı. Karanlıkta kimse açıkça gö-remiyordu, ama büyük kanatlann vuruşu işitilebiliyordu. Kapı muhafızları kılıçlarını zırhlarına vurarak alarm verdiler ve avludaki herkesin dikkatini infazdan, yaklaşan tehdite çektiler. Şövaıyeler kılıçlarını çekerek, bineklerini getirmeleri için yardımcılarına bağırdılar. Tribus korsanlarının saldırılarına her zaman rastlanıyordu ve Usta Hugh'yu kiraladığı iddia edilen elf lordunun kaçırılarak öldürülmesinin intikamı için her an bir saldırı bekleniyordu.


"Bu da ne?" diye bağırdı Gareth, boş yere görmeye çalışarak. Mahkûmun yanında durma görevi ile kapılardaki sorumluluğu arasında kararsız kalmıştı.
"Boşver onu! İnfazı yerine getir!" diye hırladı Magicka.
Fakat Üç Darbe Nick dikkatli bir seyirci isterdi ve mevcut seyircisinin dikkatini kaybetmişti. Kalabalığın yarısı kapıya bakıyor, diğer yarısı ise kapıya doğru koşuyordu. Gunmı incinmiş şekilde kılıcını indiren Nick, bütün bu kargaşanın sebebini anlamak için ağırbaşlı bir sessizlik içinde bekledi.
"Bunlar gerçek ejder, aptallar1 Bizimkilerden... Elf gemisi

değil. Bizimkilerden biri!" diye bağırdı Gareth. "Siz ikiniz, mahkûma göz kulak olun." Komutan, yayılmakta olan paniği dindirmek için kapılara koştu.


Savaş ejderi şatonun üzerinde, alçaktan süzüldü. Meşale ışığında parlayan halatlar aşağı bırakıldı. Ejderin sırtından atlayan adamlar halatlardan kayıp avluya indi. Herkes zırhlarının üzerinde pırıldayan Kraliyet Muhafızları işaretini görebiliyordu. Kalabalık uğursuzca mırıldandı.
Askerler hızla çevreye yayıldı. Avlunun ortasında geniş bir boşluk bırakarak, alanın etrafına dizilmişlerdi. Sol ellerinde kalkanları, sağ ellerinde mızrakları, gevşek bir rahatta beklediler. Yüzleri çemberin dışına bakıyordu. Herhangi biri ile göz göze gelmekten kaçmıyor, somları yanıtsız bırakıyorlardı.
Yalnız bir ejder binicisi belirdi. Kapının üzerinden uçan küçük, hızlı ejder, kendisi için açılan alanın üzerinde süzüldü. İneceği yeri incelerken kanatları havada hareketsiz kaldı. Bu sırada binicisinin zarif üniformasındaki kızıl altın renkler meşalelerin ışığında panldamış, herkesçe tanınmıştı. İnsanlar nefeslerini tuttular ve birbirlerine soru dolu gözlerle baktılar.
Binek ejderi, titreyen kanaüar ve kalkıp inen böğürlerle ye re indi. Uzun dişli ağzından salya iplikleri damladı. Eyerden atlayan binici, hızla avluya göz gezdirdi. Kral'ın habercisinin kısa, altın ipliklerle süslenmiş pelerini ile kırmızı, parlak ceke tini giyiyordu. İnsanlar nefeslerini tutarak vereceği haberi bek lediler. ".
Hemen hemen herkes Tribus ciflerine savaş ilan edildiğini duymayı bekliyordu; bazı şövalyeler, bir an önce toparlanmak için çoktan silahtarlarını aramaya başlamışlardı. Bu yüzden habercinin, en iyi ve en yumuşak deriden eldiven içindeki elini kaldırıp taşı işaret etmesi herkesi şaşırttı.

"İnfaz etmek üzere olduğunuz Usta Hugh mu?" diye bağırdı, eldivenleri kadar yumuşak ve zarif bir ses.


Büyücü avluyu aştı ve Kraliyet Muhafızlan'nın oluşturduğu sıraların arasından geçti.
"Öyle olsa ne olur?" diye yanıtladı Magicka ihtiyatla.
"Eğer o Usta Hugh ise, Kral adına onu bana teslim etmenizi emrediyorum -canlı olarak," dedi haberci.
Büyücü adama ters ters baktı. Ke'lith şövalyeleri Magic-ka'ya soru dolu gözlerle baktılar ve emirlerini beklediler.
Son zamanlara kadar Volkaranlılar kral falan bilmezlerdi. Dünyanın ilk günlerinde Volkaran, ana kıta Uylandia tarafından kurulan bir ceza kolonisi idi. Yreni'deki meşhur hapishane, katilleri ve hırsızları barındırıyordu. Sürgün edilenler, fahişeler ve toplumun diğer yüzkaraları çevredeki ilahi Takdir, Pitrin'in Sürgünü ve üç Djern adasına gönderiliyordu. Bu dış adalarda hayat zordu ve yüzyıllar boyunca adala:da sert insan- ' ' lar yetişmişti. Her adaya hükmeden çeşitli klanlar vardı; her • klanın lordu zamanını ya anakaraya ataklar düzenleyerek, ya da Uylandia'daki komşularına saldırarak geçiriyordu.
Bu şekilde bölünen insanlar güçlü ve zengin Trubus elf ulusu için kolay bir av oluyordu. Elfler insanlan lokma lokma yuttu ve neredeyse kırk devir süresince Uylandia ile Volkaran adalarını cifler yönetti. İnsanlar üzerindeki demir pençeleri yirmi devir önce, Volkaran'ın en güçlü klanının şefi, Uylan-dia'nın en güçlü klanının ecesi ile evlenince son buldu. Halklarını bir araya getiren, Pitrin'in Sürgünü adasında doğmuş Stephen ile Winsherh Anne, cifleri deviren ve adadan (bazılarını kelimenin gerçek anlamında) atan bir ordu oluşturdular.
Uylandia ile Volkaran işgalden kurtulunca Stephen ile Anne kendilerini kral ve kraliçe ilan ettiler,-en tehlikeli rakiplerı

ni öldürdüler ve şimdi birbirlerine karşı entrikalar çevirmekte oldukları dedikoduları olsa da, âlemde güçlü ve korkulan bir hükümranlık kurdular. Eski günlerde olsa Magicka emri gözar-dı ederdi. Haberci inatçı çıkarsa onu da hallederdi. Şimdi ise, savaş ejderinin kara kanatlarının gölgesinde kaçamak yanıtlar verecek kadar küçülmüştü.


"Usta Hugh lordumuzun, Ke'lithli Rogar'ın katilidir ve ceza olarak yaşamını almak Kral'ın kendi kanunudur." s "Majesteleri, kraliyetinin dahilinde adaleti bu kadar çabuk ve mükemmelce yerine getirmenizi tamamen onaylıyor ve takdir ediyor," dedi haberci zarif bir şekilde eğilerek, "ve işinize karıştığı için esef duyuyor, fakat Usta Hugh olarak bilinen adamın tutuklanması için bir kraliyet emri var. Devlete karşı bir komplo ile ilgili sorgulanmak üzere aranıyor -tüm yerel işlerden daha öncelikli bir konu. Herkes biliyor," diye ekledi haberci, doğrudan Magicka'nın gözlerinin içine bakarak, "bu katilin Tribus elf lordları ile ilişkisi var."
Elbette, büyücü Hugh'nun Tribus elf lordları ile ilişkisinin olmadığını çok iyi biliyordu. Büyücü aynı zamanda, bunu habercinin de çok iyi bildiğini biliyordu. Ve haberci bunu bili-yorduysa, başka bir takım şeyleri biliyor olması kuvvetle muhtemeldi -örneğin Ke'lithli Rogar'ın nasıl öldüğü gibi. Kendi ağına dolanan Magicka bocalayıp çırpındı.


Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   34


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə