Margaret Weis ve Tracy Hickman Ölüm Kapısı Cilt1 Ejder Kanadı



Yüklə 1.98 Mb.
səhifə31/34
tarix12.08.2018
ölçüsü1.98 Mb.
1   ...   26   27   28   29   30   31   32   33   34
Sinistrad arkasına yaslandı. Ağır ipeklilerden yapılmış cüppesi, yarasa kanatlan gibi hışırdıyordu. Dudakları, Iridal'in hayallerinden kalanlan yok ederek, soğuk bir gülümsemeyle kıvrıldı. Bane onu umutla, sessizce devam etmesi için yalvararak izliyor olmasaydı, çoktan odasına kaçmış olurdu. Köpek başını patilerinin arasına koydu, gözleri dikkatle, kim konuşuyorsa ona çevriliyordu.
"Nedir... bu çizimler?" Kekeledi. "Büyük makine mi?" "Evet. Bak, bu kısma rahm diyorlar. Babam bunun 'rahim' anlamına geldiğini düşünüyor ve Yıksı-diksi burada doğmuş. Bu parça tüm adaları çeken büyük gücü harekete geçiriyor..." "Bu kadar yeter, Bane," diye sözünü kesti Sinistrad. "Anneni misafirlerimizi... eğlendirmekten alıkoymamalıyız." Sözcüğün üzerinde biraz oyalandı. Bakışları Iridal'in kızarmasına ve düşüncelerinin dağılmasına sebep oldu. "Buraya gelmekte bir amacın olduğunu düşünüyoaım, eşim. Belki de benim meşgul olduğumdan emin olmak istedin, böylece sen ve esmer, yakı
şıklı katil..." l' <ı'*"î"f t't,itl;t <4j'J"Buna nasıl cüret edersin...? Ne? Ne dedin?" l
Iridal'in elleri titremeye başladı. Aceleyle elindeki sayfalan masaya koydu.
"Bilmiyor musun, hayatım? Misafirlerimizden biri profesyo nel bir katil. Kendisine Usta Hugh adını vermiş -kanla yazıl mış bir ustalık, küçük esprimi mazur görürsen. O centilmen yi
ğit, bir çocuğu öldürmek için tutulmuş." Sinistrad Bane'in saçlannı karıştırdı. "Ben olmasaydım, eşim, oğlun asla evine, sa na geri dönemezdi. Hugh'nun planlarını engelledim." ••*{
"Sana inanmıyorum! İmkânsız bu!" npr ••!<; ,;","?'<>*
"Hepimizi yataklarımızda öldürebilecek birisini evimize mi safir olarak almamızın senin için çok sarsıcı olduğunu biliyo rum, hayatım. Ama her türlü önlemi aldım. Dün gece, kendi kendisini sarhoş edene kadar içerek bana bir iyilik yaptı. Şa raba boğulmuş bedenini güvenli bir yere aktarmak çok kolay oldu. Oğlum bana, hem adamın hem de oğlumun sahtekâr hizmetkârının başına birer ödül konduğunu söylüyor. Tutarı,
Aşağı Âlem'deki projemi finanse etmeye yetiyor. Ve şimdi, ha yatım, ne istemiştin?"
"Oğlumu benden uzaklaştırma!" Sanki başından aşağı buz gibi sular dökülmüş gibi nefesi kesildi Iridal'in. "Ne istersen yap. Seni engellemeyeceğim. Ama oğlumu bana bırak!"
"Önceki gün onu reddetmiştin. Şimdi onu istediğini söylüyorsun." Sinistrad omuzlannı silkti. "Gerçekten, hanımefendi, çocuğun senin geçici kaprislerine maruz kalmasına izin veremem. Orta Âlem'e dönmeli ve görevini yerine getirmeli. Artık gitsen iyi olur. Bu küçük sohbeti ettiğimiz iyi oldu, eşim. Bunu sık sık yapmalıyız."
"Sanırım, anne, bunu önce benimle konuşsan iyi olurdu,"

SIS


diye araya girdi Bane. "Ben geri dönmeyi istiyorum\ Babamın benim için en iyisinin ne olduğunu bildiğinden eminim."
"Eminim biliyordur," dedi Iridal.
Arkasını dönerek, sessiz bir vakar içinde odadan çıktı ve kaybettiği yavrusu için ağlamaya başlamadan önce, soğuk, gölgeli koridora çıkmayı başardı.
"Sana gelince, Bane," dedi Sinistrad, Iridal'in yerini değiştirdiği her çizimi yerli yerine koyarak, "bir daha böyle bir şey yapmayı deneme. Bu sefer anneni cezalandırdım. Bir dahaki sefere, bu sen olursun."
Bane azarı sessizce kabul etti. Bir değişiklik yapıp, oyunu kendisi kadar yetenekli birisiyle oynamak iyi geliyordu. Babası, kartların önceden düzenlenmiş bir desteden geldiğini anlamadan bir sonraki eli dağıtmaya başladı. .(?^"Baba," dedi Bane, "büyü hakkında bir sorum var."
"Evet?" Disiplin tekrar sağlandığına göre, Sinistrad oğlanın ilgisinden hoşlanmıştı.
. .* "Bir gün Trian'ın kâğıt üzerine bir şekil çizdiğini görmüştüm. Alfabenin bir harfi gibiydi, ama değildi. Ona sorduğumda, kağıdı buruşturdu, utanmış gibi göründü ve kağıdı fırlatıp attı. Büyüyle ilgili olduğunu, canını bu konuyla sıkmamam gerektiğini söyledi."
Sinistrad dikkatini incelediği çizimden, oğluna çevirdi. Bane keskin, meraklı bakışları, nasıl takınacağını çok iyi bildiği masum ifadeyle karşıladı. Köpek doğrulup oturdu ve burnunu çocuğun eline sokarak, sevilmek istedi.
"Neye benziyordu bu simge?"
Bane çizimlerden birinin arkasına, bir riin çizdi.
"Bu mu?" Sinistrad güldü. "Bu, rün büyüsünde kullanılan
bir desendir. Mistik sanatla uğraştığına göre bu Trian düşündüğümden de aptalmış."
"Neden?"
"Çünkü yalnızca Sartanların rün büyüsüne yetisi vardır."
"Sartanlar!" Çocuk hayranlık içinde görünüyordu. "Başka kimse yapamaz mı?"
"Eh, Koparılış'tan önceki dünyada Sartanların ölümcül bir düşmanları olduğu söylenir -en az onlar kadar güçlü, onlardan daha hırslı bir grup. Tanrısal güçlerini rehberlik etmek için değil, hükmetmek için kullanmak isteyen bir gnıp. Patryn-ler olarak bilinirlerdi."
"Emin misin? Kimse bu büyüyü kullanamaz mı?"
"Bir kez söylemedim mi? Bir şeyi bir kez söylerim!" * "Özür dilerim, baba."
Artık emin olduğuna göre, kaybetmekte olan rakibine karşı yüce gönüllü davranabilirdi.
"Bu rün ne için, baba?"
>! Sinistrad çizime bir göz attı. "Bir iyileştirme büyüsü, sanırım," dedi ilgisizce.
Bane gülümsedi ve parmaklarını minnettarca yalayan köpeği okşadı.
l
S20

ELLİÜÇÜNCÜ BÖLÜM

SINISTER ŞATOSU YÜKSEK ÂLEM

Büyünün etkisinin yok olması uzun sürüyordu. Hugh gerçekle rüyayı ayırt edemiyordu. Bir an yanında bir keşiş durup, ona sataşıyordu.


"Ölümün efendisi, ha? Hayır, biz senin efendiniz. Tüm ya
şamın boyunca bize hizmet ettin." /',;"?."':•
Sonra kara keşiş Sinistrad oluyordu.
"Neden bana hizmet etmiyorsun? Senin yeteneklerine sahip biri işime yarardı. Stephen ve Anne'in icabına bakılmalı. Oğlum Volkaran ve Uylandia tahtına oturmalı ve o ikisi onun yolunda duruyor. Senin gibi zeki bir adam ölümlerinin nasıl başarılabileceğini çıkarabilir. Şimdi yapılacak işim var, ama daha sonra döneceğim. Burada kal ve düşün."
"Burası", yoktan varedilmiş rutubetli bir hücreydi. Sinistrad Hugh'yu buraya taşımıştı -her neresiyse. Katil direnmişti, ama fazla değil. Tavanı tabandan ayırdedemezken, ayaklarınız çoğalmış, bacaklarınız kemiklerini kaybetmiş görünürken mücadele etmek zor oluyordu.
Kuşkusuz beni büyüleyen Sinistrad'di.
Hugh Haplo'ya sarhoş olmadığını, bunun berbat bir büyü olduğunu anlatmaya çalıştığını belirsizce hatırlıyordu, ama

Haplo yalnızca o deli edici gülümsemesiyle sırıtmış ve uyuduktan sonra kendisini daha iyi hissedeceğini söylemişti.


Belki Haplo uyanıp, ortadan kaybolduğumu görünce, beni aramaya gelir.
• Hugh zonklayan başını ellerinin arasına aldı ve bu kadar aptal olduğu için kendi kendine küfretti. Haplo beni aramaya çıksa bile, asla bulamaz. Bu hücre şatonun alt katlarına değil, uygun bir şekilde, uzun, dönemeçli bir merdivenin dibine yerleştirilmiş. İçinden çıktığı boşluğu gördüm. Gecenin dibinde, hiçbir yerin ortasında. Kimse beni bulamayacak. Ölene kadar burada kalacağım...
...ya da Sinistrad'a efendim diyene kadar.
Neden olmasın? Pek çok insana hizmet ettim; bir kere daha etsem ne olur? Ya da daha iyisi, belki de burada oturup kalırım. Bu hücre yaşamımdan çok da farklı değil -soğuk, kasvetli, boş bir zindan. Duvarlarını kendim yaptım -paradan duvarlar. Kendimi içeri kapatıp kapıyı kilitledim. Kendi kendimin gardiyanı, muhafızıydım. Ve işe yaradı. Hiçbir şey bana dokunamadı. Acı, tutku, merhamet, pişmanlık -duvarları aşamadılar. Hatta para için bir çocuğu öldürmeyi bile düşündüm.
Ve sonra çocuk anahtarı ele geçirdi.
Ama büyüydü o. Ona merhamet duymama sebep olan büyüydü. Yoksa bu benim mazeretim miydi? Kuşkusuz o anıları canlandıran büyü değildi -hücreden önceki bana ilişkin anıları.
Büyü etki ediyor, çünkü sen etki etmesini istiyorsun. İraden onu besliyor. Gerçekten isteseydin, uzun zaman önce büyüyü bozabilirdin. Çocuğu önemsiyorsun, anlıyor musun? Ve önemseyiş, görünmez bir hapishanedir.
Belki de değildir. Belki de özgürlüktür bu.

Sersemlemiş, yarı uyanık, yarı düş gören Hugh, taş zeminde oturduğu yerden kalktı ve hücrenin içinde yürüdü. Elini uzattı... Durup baktı. Eli kanla kaplıydı. Bileği, kolu -dirseğine kadar kanla kaplıydı.


Ve kendisini, Iridal'in görmesi gerektiği gibi gördü.
"Bayım." <\fy ,'$"&" >uHugh irkilerek başını çevirdi. Gerçek miydi, yoksa zonklayan zihninin, onu düşünürken yarattığı bir hayal miydi? Göz lerini kırpıştırdı, ama görüntü gitmedi.
"Iridal?" > mVA v 7fd ,
Onunla ilgili gerçeği bildiğini gözlerinde gördü ve utançla ellerine baktı.
"Demek Sinistrad haklıydı," dedi Iridal. "Sen bir katilsin."
Gökkuşağı gözleri gri ve renksizdi; arkalannda parlayan bir
ışık yoktu. i'
•C Ne söyleyebilirdi ki? Iridal gerçeği söylemişti. Mazeret gös terebilirdi, Üç-Darbe-Nick'ten bahsedebilirdi. Çocuğa zarar ve remeyeceğine karar verdiğini söyleyebilirdi. Çocuğu Kraliçe
Anne'e geri götürmeyi planladığını söyleyebilirdi. Ama bunla rın hiçbiri, kabullendiğini; para aldığını; yüreğinin içinde, bir çocuğu öldürebileceğini bildiği gerçeğini değiştirmezdi.
Bu yüzden kısaca ve sessizce, "Evet," dedi.
"Anlamıyorum! Bu korkunç, canavarca! Nasıl hayatını, in sanları öldürerek harcayabilirsin?" Öldürdüklerinin çoğunun, bunu hak ettiğini söyleyebilirdi. Muhtemelen, bir sonraki kurbanlarının hayatlarını kurtardığını söyleyebilirdi.
Ama Iridal soracaktı: Sen kimsin ki, yargılayacaksın?
Ve o da yanıt verecekti: Herhangi biri kim ki? Kral Stepnen kim ki, "O bir elftir, bu yüzden ölmeli," diyebiliyor' Baronlar
S24

kim ki, "O adamın toprağını istiyorum. Toprağını bana vermiyor ve bu yüzden ölmeli," diyebiliyor?


İyi mazaretler, kabul ettim. Parayı aldım. Yüreğimin içinde, bir çocuğu öldürebileceğimi biliyordum. Bu yüzden şöyle konuştu, "Artık önemi yok."
"Hayır, yalnız kalmam dışında. Yine."
Iridal yumuşak bir sesle konuşmuştu. Hugh, bu sözcüklerin duyması için söylenmediğini biliyordu. Iridal hücrenin ortasında duruyordu. Başı eğikti, beyaz saçları yüzüne düşmüş, yüzünü saklıyordu. Ona önem vermişti. Güvenmişti. Belki de yardımını isteyecekti. Hücresinin kapısı yavaşça açıldı ve güneş ışığı ruhuna doldu.
"Iridal, yalnız değilsin. Güvenebileceğin birisi var. Alfred iyi bir adamdır, kendini oğluna adamıştır." Bane'in hak ettiğinden çok daha fazla hem de, diye düşündü Hugh, ama konuşmadı. Yüksek sesle devam etti. "Alfred bir kez, çocuğun üzerine ağaç düştüğünde hayatını kurtardı. Kaçmak isterseniz -sen ve oğlun- Alfred size yardım edebilir. Sizi elf gemisine götürebilir. Elf kaptanın paraya ihtiyacı var. Para ve gökkub-beden güvenle geçiş karşılığında sizi götürebilir."
"Kaçmak mı?" Iridal telaşla hücre duvarlarına bakındı ve sonra yüzünü ellerine gömdü. Gördüğü Hugh'nun değil, kendi hücresinin duvarlarıydı.
Demek o da bir esirdi. Onun hücresinin duvarını açtım. Işık ve havayı görmesini sağladım. Ve şimdi kapandığını görüyor.
"Iridal, ben bir katilim. Daha da kötüsü, para için öldürdüm. Kendim için hiçbir özür öne sürmüyorum. Ama benim yaptıklarım, kocanın planlarının yanında hiç kalır!"
"Yanılıyorsun! O hiç can almadı. Öyle bir şey yapamaz."
S2S

"Dünya savaşından bahsediyor, Iridal! Binlerce kişinin hayatını, kendi hükümranlığını kurmak için feda etmekten bahsediyor!"


"Anlamıyorsun. Kurtarmaya çalıştığı bizim hayatlarımız.
Halkımızın hayatları." , ,,"İMH

Yüzündeki şaşkın ifadeyi görünce, bu kadar açık bir gerçeği açıklamak zorunda kaldığı için öfkelenerek sabırsız bir el hareketi yaptı.


"Kuşkusuz gizemustalarının neden Orta Âlem'i terk ettikleri, neden her şeye -güç, zenginlik- sahip oldukları toprakları terk ettiklerini merak etmişsindir. Ah, hakkımızda neler söylendiğini biliyoaım. Biliyorum, çünkü bunu söyleyenler bizlerdik. Barbarca hayattan, ciflerle bitmek tükenmek bilmez savaşlardan tiksindik. Gerçek şu ki, Orta Âlem'i terk ettik, çünkü terk etmek zorundaydık, başka seçeneğimiz yoktu. Büyümüz azalıyordu. Normal insanlarla evlenmemiz, gücümüzü azaltıyordu. İşte bu yüzden dünyanızda bu kadar büyücü var. Pek çok, ama zayıf. Saf kana sahip olanlarımız azdı, ama güçlüydü. Irkımızın devamını sağlayabilmek için kaçmalıydık. Öyle bir yere kaçmalıydık ki, kanımız..." "Kirlenmeyecekti," diye önerdi Hugh. Iridal kızardı ve dudaklarını ısırdı. Sonra, başını kaldırarak, Hugh'nun yüzüne guaırla baktı.
"Bunu horgörüyle söylediğini biliyoaım, ama, evet, bu gerçek. Bizi suçlayabilir misin?" "Ama işe yaramadı.
"Yolculuk zordu, pek çok kişi öldü. Bizi acı soğuğa karşı koaıyan ve soluyabileceğimiz havayı veren büyülü kubbe istikrara kavuşana kadar pek çoğu direnemeyip öldü. Sonunda her şey yoluna girmiş gibiydi ve çocuklar doğdu. Ama sayıla n çok değildi ve doğanların çoğu da öldü." Guaıru onu terk etmişti ve Iridal'in başı eğildi. "Bane, kendi nesli içinde hayatta kalan tek çocuk. Ve şimdi kubbe yıkılıyor. Gökteki, o muhteşem bulduğun pırıltı, bizim için ölümcül.
"Binalar yalnızca illüzyon, gerçeği tahmin edememeniz için büyük bir nüfusmuşuz gibi davranıyorlar."
"Aşağıdaki dünyaya dönmeniz gerekiyor, ama geri dönüp ne kadar zayıfladığınızı göstermekten korkuyorsunuz," diye bitirdi Hugh. "Çocuk Volkaran prensi oldu. Ve şimdi bir kral olarak geri dönecek!"
"Kral mı? Bu imkânsız. Zaten bir kralları var."
"İmkânsız değil, hanımefendi. Kocanız, kral ve kraliçeden kurtulmak için beni tutmayı planlıyor ve o zaman taht Bane'e
-onların oğluna- miras kalacak." ,
"Sana inanmıyoaım! Yalan söylüyorsun!"
"Evet, bana inanıyorsun. Bunu yüzünde görüyorum. Savunduğun kocan değil, kendinsin. Kocanın nelere kadir olduğunu biliyorsun. Neler yaptığını, senin neler yapmadığını biliyorsun! Belki cinayet işlemedi, ama bebeklerini almak yerine göğüslerinden hançerleseydi, çok daha az canlarını acıtacağı iki insan var Orta Âlem'de."
Koyu, renksiz gözler Hugh'nun bakışlarını karşılamaya çalıştı, ama tereddüt ettiler ve düştüler. "Onlar için acı çektim. Çocuklarını kurtarmaya çalıştım... Bebeklerinin yaşayabilmesi için hayatımı verirdim. Ama başka pek çok insanın da hayatı söz konusu."
"Ben kötülük yaptım. Ama bana öyle geliyor ki, Iridal, hiçbir şey yapmamakta da aynı derecede kötülük var. Sinistrad benimle anlaşmasını nihayete erdirmek için geliyor. Ne planladığını dinle ve kendin karar ver."

S27


J'vv Iridal ona bakakaldı ve konuşacak oldu. Sonra başını sallayarak gözlerini kapattı ve bir anda gözden kayboldu. Zincirleri ağırdı. Kıramıyordu onları.
Hugh yerine çöktü. Hücresinin içindeki hücresinde yalnız dı. Piposunu çıkararak dişlerinin arasına sıkıştırdı ve zin danının duvarlarına dik dik baktı. "sıç .",..,
•"ijı Ejder kanadında yürümek.
Sinistrad eğer aniden ortaya çıkışıyla onu ürkütmeyi dü-şündüyse, hayal kırıklığına uğramış olmalıydı. Hugh ona baktı, ama ne konuştu, ne de kıpırdandı. * "Eee, Usta Hugh, karannı verdin mi?"
*'" "Verilecek bir karar yok." Hugh tutulmuş bacaklarının üzerinde doğrularak, dikkatle piposunu kumaşına sardı ve göğsüne tıkıştırdı. "Hayatımın geri kalanını burada harcamak istemiyorum. Senin için çalışacağım. Daha kötüleri için de çalıştım. Hatta, bir keresinde bir çocuğu öldürmek için para aldım."

ELLCDORDUNCU BÖLÜM

SEVISTER ŞATOSU YÜKSEK ÂLEM

Haplo şatonun koridorlarında tembel tembel dolaşıp vakit öldürüyordu, ya da onu gören herhangi biri öyle zannederdi. Etrafta kimse yokken aramaya devam ediyor, yapabildiğince herkesi gözetim altında tutuyordu.


Köpek Bane'le beraberdi. Haplo baba oğul arasında geçen konuşmaların her sözcüğüne kulak misafiri olmuştu. Patryn, Bane'in rün hakkındaki garip sorusuna hazırlıksız yakalanmıştı. Sargıların altındaki derisini kaşıyan Haplo, çocuğun nasıl olup da bir rün gördüğünü merak etti. Bir hata yaptığı, kendisini ele verdiği bir zamanı hatırlamaya çalıştı. Sonunda, hiçbir hata yapmamış olduğuna karar verdi. İmkânsız olurdu bu. Peki, o zaman, çocuk neden bahsediyordu? Kuşkusuz rün büyüsü konusunda şansını deneyen bir menseli büyücüsü değildi gördüğü. Bir menseli bile bunu denemeyecek kadar sağduyu sahibi olurdu.
Eh, yorum yaparak beyin gücü harcamanın bir âlemi yok. Kısa süre sonra öğrenirim. Bane -çocuğun yanında sadakatle koşturan köpekle birlikte- kısa süre önce, Alfred'i arayarak koridordan geçmişti. Belki konuşmaları bir ipucu verir. Bu arada, Limbeck'e bir göz atsam iyi olacak.

S29


Geg'in odasının önünde duralayan Haplo, koridorun bir o yanına, bir bu yanma baktı. Görünürde kimse yoktu. Kapının üzerine bir şekil çizdi ve ahşap gözden kayboldu -en azından onun için. Teselli edilemez bir ruh hali içinde masasında oturan Geg içinse, şimdiye kadar olduğu gibi katıydı hâlâ. Lim-beck evsahibinden yazı materyalleri istemiş, en sevdiği hobi-siyle uğraşıyordu -bir söylev yazıyordu. Ama Haplo pek az yazma eyleminin gerçeklemekte olduğunu görebiliyordu. Gözlüklerini alnına itmiş olan Geg, başı ellerinin arasında oturmuş, önünde çok renkli bir bulanıklık olarak gördüğü duvar halısına bakıyordu.
" 'Sevgili Gönenç ve Gelişme...' Hayır, bu çok kısıtlayıcı. 'Sevgili GGIBIT'ler ve Gegler...' Ama başatusta orada olabilir. Başatusta, Başpapaz, sevgili GIBBIT'ler ve Geg kardeşlerim... Geg erkek ve kız kardeşlerim, yukarıdaki dünyayı gördüm. Çok güzel'" -Limbeck'in sesi yumuşadı- "'hayal edebileceğinizden çok daha güzel ve muhteşem. Ve ben... ben...' Hayır!" Sakalını şiddetle çekiştirdi. "İşte," dedi, acıyla yüzünü buruşturup, gözüne yaşlar dolarken. "Jarre'nin dediği gibi, sersemin tekiyim. Şimdi, belki daha iyisini akıl edebilirim. 'Sevgili GGIBIT'ler...' Hayır, yine aynısını yaptım. Başatusta'yı unuttum..." Haplo rünü sildi ve kapı yine oluştu. Koridorda yürümeye devam ederken, Limbeck'in tek kişilik kalabalığına verdiği söylevi duyabiliyordu. Geg ne söylemesi gerektiğini biliyor, diye düşündü Haplo. Ama bir türlü bunu kabullenemiyor.
"Ah, Alfred, işte buradasın!" Haplo'ya köpek aracılığıyla gelen Bane'in sesiydi bu. "Her yerde seni arıyordum." Çocuğun sesi sinirli ve hırçın geliyordu.
"Üzgünüm, Ekselansları, Sir Hugh'yu arıyordum..." Ve bunu yapan tek kişi de değildi.

Bir sonraki kapıda duran Haplo, içeriye göz attı. Oda boştu -Hugh yoktu. Haplo pek de şaşırmamıştı. Hugh hâlâ hayat-taysa bile, yalnızca Sinistrad ona acı çektirmek isteyeceği içindi. Ya da daha iyisi, Iridal'e acı çektirmek için. Sinistrad'ın karısı konusunda gösterdiği kıskançlık garipti, özellikle karısını sevmediği düşünülürse.


"Kadın onun malı," dedi Haplo kendi kendine, geri dönüp, Limbeck'in odasına yönelirken. "Hugh'nun kaşıkları çalıp gittiğini de görse aynı tepkiyi verirdi. Eh, onu korumaya çalıştım. Yazık. Cesur bir adamdı. İşime yarayabilirdi. Her neyse, şimdi, Sinistrad Hugh'la meşgulken, geri kalanımızın kaçması için mükemmel bir zaman."
"Alfred..." Bane şeker gibi tatlı bir tonda konuşuyordu. "Seninle konuşmak istiyorum."
"Elbette, Ekselansları." ,S" ':/CT

Köpek aralarında, yere oturdu.


Gitme zamanı, diye tekrarladı Haplo. Limbeck'i götüreceğim. Elf gemisine gidip, gemiyi alacağız ve bu menseli büyücüyü kendi âleminde mahsur bırakacağız. Onun işe karışmasına tahammül etmek zorunda değilim. Geg'i Drevlin'e geri götüreceğim. Bu işi halledince, lordumun hedeflerinden birini yerine getirmiş olacağım, ona müridi olmak üzere eğitebileceği birisini götürmek dışında. Hugh'yu düşünmüştüm, ama görünüşe bakılırsa o oyun dışı.
Yine de, lordum tatmin olmalı. Bu dünya, felaketin eşiğinde sallanıyor. Her şey yolunda giderse, biraz dürtükleyerek düşmesini sağlayabilirim. Ve artık Sananların olmadığını güvenle söyleyebileceğime inanıyorum..."
"Alfred," dedi Bane, "senin Sartan olduğunu biliyorum." Haplo yerinde kalakaldı.

Bir hata olmalıydı. Doğaı duymamıştı. Sözcük aklındaydı ve çocuk başka bir şey söylemişken, o sözcüğü duyduğunu sanmıştı. Nefesini tutarak, sabırsızca, daha iyi duyabilmek için neredeyse gümleyen kalbinin durmasını dileyerek dinledi.


"P W '
Alfred yerin ayaklarının altından kaydığını hissetti. Duvarlar uzaklaştı, tavan tepesine düşüyor gibi göründü ve berbat, kutlu bir an boyunca bayılacağını sandı. Ama bu sefer beyni kapanmayı reddetti. Bu sefer tehlikeyle yüzleşmeli, elinden geldiğince onu karşılamahydı. Bir şey söylemek, çocuğun sözlerini yalanlamak zorunda olduğunu biliyordu elbette, ama konuşup konuşamayacağından emin değildi. Yüz kasları donup kalmıştı.
"Hadi, Alfred," dedi Bane, onu kendini beğenmiş bir kendine güvenle süzerek, "inkâr etmenin bir faydası yok. Gerçek " olduğunu biliyorum. Nasıl anladığımı bilmek ister misia'"
Çocuk durumun tadını çıkarıyordu. Ve bir de köpek vardı, başını kaldırmış, dikkatle ona bakıyordu. Sanki her sözcüğü anlamış, o da tepkisini bekliyor gibiydi. Köpek! Elbette, her sözcüğü anlıyordu! Ve sahibi de tabii.
"Ağacın üzerime düştüğü zamanı hatırlıyor musun?" diyordu Bane. "Ölmüştüm. Öldüğümü biliyordum, çünkü uçarak uzaklaşıyordum ve arkama baktığımda bedenimin yerde yattığını görebiliyordum. Her tarafıma kristal parçalar saplanmıştı. Ama aniden kocaman bir ağız açılıp beni içine çekti. Ve uyandığımda, canımı acıtan kristaller yoktu artık. Aşağı baktım ve göğsümde bunu gördüm." Bane babasının masasından aldığı bir parça kağıdı gösteriyordu. "Babama bunun ne olduğunu sordum. Bunun bir rün olduğunu söyledi. Bir iyileştirme rü-nü."

Yalanla. Alaylı alaylı gül. Ne kadar güçlü bir hayal gücünüz var, Ekselansları! Kuşkusuz hayal gördünüz. Kafanızdaki şişlik.


"Ve bir de Hugh var," diye devam etti Bane. "Onu öldürmeye yetecek kadar zelıir verdiğimi biliyorum. Yere yığılıp kaldığında, tıpkı benim gibi ölmüş olduğunu biliyordum. Onu sen hayata döndürdün!" &iWfiMrt
Hadi, şimdi. Ekselanslan, bir Sartan olsaydım, hizmetkârlık yaparak hayatımı kazanmak zorunda olur muydum? Hayır, muhteşem bir sarayda yaşardım. Siz mensch'ler de sürüler halinde beni görmeye gelir, ayaklanma kapanır, onu bunu ihsan etmem için, sizi yükseltip düşmanlarınızı yıkmam için yalvanr, ne istersem verirdiniz. Huzur dışında.
"Ve Sartan olduğunu bildiğime göre, Alfred, bana yardım etmek zorundasın. Ve yapacağımız ilk şeyse, babamı öldürmek." Bane gömleğinin içine elini uzattı ve Alfred'in Hugh'nun hançeri olduğunu gördüğü bir hançer çıkardı. "Bak, bunu babamın masasında buldum. Sinistrad Aşağı Alem'e gidip Gegleri savaşa sürükleyecek ve Yıksı-diksi'yi onaracak ve tüm adaları alt alta dizecek ve sonra su kaynağım kontrol edecek. Tüm zenginlik ve güç onun olacak, bu hiç de adil değil! Hepsi benim fikrimdi. Makinenin nasıl çalıştığını ben anladım. Ve elbette, Alfred, sen muhtemelen makinenin nasıl çalıştığı hakkında her şeyi biliyorsun, çünkü sen ve halkın yaptı onu, sen bana o konuda da yardım edebilirsin."
Gereğinden de zeki gözleriyle köpek Alfred'e, Alfred'in içine bakıyordu. İnkâr etmek için çok geçti. Fırsatı kaçırmıştı. Hiç bir zaman hızlı düşünen, hızlı hareket eden biri olmamıştı. İşte bu yüzden tehlikeyle yüzyüze kalınca beyni kapanmayı tercih ediyordu. İçinde süren daimi savaşla, kendisini ve başkalarını tehlikeye karşı korumak için muhteşem güçlerini

Pf kullanma içgüdüsü ve böyle yaparsa yarı-tanrı olarak görülme tehlikesi arasındaki mücadeleyle başedemiyordu.


" "Size yardım edemem, Ekselansları. Ben can alamam."
"Ah, ama yapmak zorundasın. Başka seçeneğin yok. Eğer istediğimi yapmazsan, babama kim olduğunu söylerim ve babam bunu öğrendiğinde seni kendisi kullanmaya çalışır." 1 "Ve, Ekselansları, yine reddederim."
"Yapamazsın! Ona itaat etmezsen seni öldürmeye çalışır! O
zaman savaşmak zorunda kalırsın ve kazanırsın, çünkü sen daha güçlüsün." T^\t",f ı j.'ps0 74,
"Hayır, Ekselansları. Kaybeder ve ölürüm."
Bane irkildi. Allak bullak olmuştu. Bu hamleyi öngöremediği anlaşılıyordu. "Ama ölemezsin! Sen bir Şarlansın!"
"Biz ölümsüz değiliz -bazılarının unuttuğu bir gerçek bu." Onlan öldüren ümitsizlikti. Şimdi hissettiği ümitsizlik gibi; büyük, boğucu bir hüzün. Tanrı olduklarını düşünmüş, tanrı gibi davranmışlardı ve gerçek tanrılan dinlemeyi bırakmışlardı. Sartanların düşüncesine göre, işler yolunda gitmemeye başladığında, dünya için en iyisinin ne olduğuna karar verme hakkını kendilerinde görmüşler ve buna göre davranmışlardı. Ama sonra başka bir şey aksamış ve müdahale edip düzeltmek zorunda kalmışlardı ve birşeyleri düzelttikleri her seferinde, başka bir şeyin aksamasına sebep olmuşlardı. Kısa sürede bu görev başedemeyecekleri kadar fazla olmuştu^yalnızca birkaç kişiydiler. Ve sonunda fark ettiler ki, kendi haline bırakmaları gereken bir şeyle uğraşmışlardı. Ama artık çok geçti. "Öleceğim," diye tekrarladı Alfred.


Dostları ilə paylaş:
1   ...   26   27   28   29   30   31   32   33   34


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə