Muhammed Taki Misbah



Yüklə 2.15 Mb.
səhifə21/24
tarix14.08.2018
ölçüsü2.15 Mb.
1   ...   16   17   18   19   20   21   22   23   24

Nüzul Sebebi

Ayetlerin mânası üzerinde etkili diğer karineler arasında nüzul sebebi de vardır. Çünkü bazen ayetin örneğini tayin, sadece onun nüzul sebebi dikkate alınarak anlaşılır. Mesela “إِنَّمَا وَلِيُّكُمُ اللّٰهُ وَرَسُولُهُ وَالَّذِينَ آمَنُواْ الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلاَةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُمْ رَاكِعُونَ700


(Hiç kuşku yok sizin veliniz Allah, onun Peygamberi ve iman edenlerdir. Onlar namazı ikame eder ve rükûdayken zekâtı verirler.) ayet-i şerifesinin nüzul sebebi, Hazret-i Ali’nin (a.s) rükû halindeyken infakta bulunması ve müstehap zekâtı vermesiydi. Ayetin nüzul zamanında hazır bulunmayanların ayetin maksadını anlaması, nüzul sebebini bilmeksizin ve onu dikkate almaksızın mümkün değildir. Taberî de zikredilen nüzul sebebinin bazı rivayetlerine yer vermiştir. Gerçi bunun Hazret-i Ali’ye (a.s) özgü olduğunu vurgulamamakta ve Ali’nin de (namazdayken öyle yapan) müminlerden olduğunu söyleyen bazılarının sözünü kendi görüşünü açıklamadan ve tartışıp incelemeden nakletmiştir.701

Sözün Mevzusunun Özellikleri

Bu karinelerden biri de, tefsirde dikkate alınması gereken sözün mevzusunun özellikleridir. Taberî bazı yerlerde bu karineden yararlanmıştır. Bazı yerlerde de onu ihmal etmiştir.

وَقَالَ لِلَّذِي ظَنَّ أَنَّهُ نَاجٍ مِّنْهُمَا اذْكُرْنِي عِندَ رَبِّكَ702 (O iki kişiden kurtulacağını anladığı kimseye dedi ki: Efendinin yanında beni an.) Katade “ظَنَّ”ı tahmin mânasında almıştır. Ama Taberî, ayetin mevzusunun Hazret-i Yusuf (a.s) olduğu karinesiyle onu kesin bilgi mânasında kabul etmiş ve izah ederken şöyle demiştir: “Eğer peygamberler, kesin bilmedikleri bir konuyu beyan eder ve sonra söylediklerinin hilafına bir durum ortaya çıkarsa insanların onlara güveni sarsılır ve davetlerinin esası ortadan kalkar.”703

Fakat “وَمَا أُبَرِّئُ نَفْسِي إِنَّ النَّفْسَ لأَمَّارَةٌ بِالسُّوءِ إِلاَّ مَا رَحِمَ رَبِّيَ704 (Kendimi günahsız saymıyorum. Çünkü [insandaki] nefis, rabbimin merhameti gösterdiği dışında o kadar çok kötülüğü ve günahı emreder ki. ) ayetinin tefsirinde birkaç noktayı açıklamıştır:

1. Bu cümle, Yusuf’un (a.s) “ذَلِكَ لِيَعْلَمَ أَنِّي لَمْ أَخُنْهُ بِالْغَيْبِ705 (Bu [zindandan çıkmayışım], kendisine gizli saklı ihanet etmediğimi [azizin] bilmesi içindir) dediğini işittiğinde duraksamaksızın Yusuf’a “و لا یوم هممت بها فحللت سراویلک” diyen meleğe cevap verilirken söylenmiştir.

2. Bu cümle [Yusuf’un], “یا یوسف و لا یوم حللت راویلک” diyen Mısır azizinin karısına cevaptır.

3. Hiçkimse bir şey söylemeden Yusuf o sahneyi hatırlayıp şöyle dedi:
“... وَمَا أُبَرِّئُ نَفْسِي706

Taberî, bu izahların yanlışlığı veya zayıflığı konusunda sessiz kalmıştır. Halbuki bu izahların hiçbiri ayetin mevzusunun (Hazret-i Yusuf, aleyhisselam) özelliğiyle tutarlı değildir. Öyleyse Taberî eğer Hazret-i Yusuf’un (a.s) Allah’ın büyük bir peygamberi olduğunu ve bu tür şeylerin onun masumluğu ve kudsiyet alanıyla bağdaşmayacağını hesaba katsaydı ya o izahların hiçbirini bir ihtimal olarak bile zikretmezdi ya da zikrettikten sonra onların yanlışlığına işaret ederdi.707



Aklî Malumat

Gözönünde bulundurulması gereken ama Taberî’nin ihmal ettiği veya kelam mezhebi (yani Eş’arî olması) onu dikkate almaktan alıkoyduğu karinelerden bir diğeri de apaçık bilgiler ve aklî kanıtlardır. Mesela “إِلَى رَبِّهَا نَاظِرَةٌ708 ayetinin tefsirinde Hasan ve İkrime’nin görüşünü tercih etmiş ve şöyle demiştir: “Gözler (kıyamet günü) Allah’a bakacak ve onu göreceklerdir.”709 Nitekim tefsirinin başka bir yerinde bir rivayet nakletmiştir (onu kabul ettiği anlaşılmaktadır). Bu rivayete göre Allah Teâlâ [kıyamet günü] kendisini müminlere gösterecektir. Onu gördüklerinde ise şöyle diyeceklerdir: “اللّٰهم انت السلام و منک السلام710 Oysa aklî kanıtın, Allah’ın cisim olması ve cisim olarak görülmesini reddettiğine delaleti çok açıktır. “لاَّ تُدْرِكُهُ الأَبْصَارُ711 ayetinin de Allah Teâlâ’nın görülemeyeceğine aşikâr delaleti vardır.

Hatırlatılması gereken nokta şudur ki, Taberî, aklı tefsirin kaynaklarından ve ayetlerin karinelerinden biri olarak kabul etmiş ve bazı ayetlerin tefsirinde aklın ve aklî kanıtın, ayetlerin genelliği karşısında hüccet olduğunu belirtmiştir. Mesela “وَوَالِدٍ وَمَا وَلَدَ712 (yemin olsun babaya ve doğana) ayetinin tefsirinde başkalarının sözlerini naklettikten sonra şöyle yazmıştır:

و الصواب من القول فی ذلک ما قاله الذین قالوا ان اللّٰه اقسم بکل والد و ولده لان اللّٰه عمّ کل والد و ما ولد و غیر جائز ان یصّ ذلک الا بحجّة یجب التسلیم لها من خبر او عقل و لا خبر بخصوص ذلک و لا برهان یجب التسلیم له بخصوص فهو علی عمومه کما عمّه713

Bu konudaki sahih söz şudur ki, Allah’ın bütün baba ve evlatlara yemin ettiği söylenmiştir. Çünkü Allah mutlak mânada baba ve evlada yemin etmiştir. Uymanın gerekli olduğu rivayet delili veya aklî delil bulunmadıkça onun [özel olarak bir baba ve oğula] tahsis edilmesi caiz değildir. Bu hususta uyulması gereken ne bir rivayet, ne de aklî kanıt vardır. Dolayısıyla ayet, Allah’ın umum olarak buyurduğu gibi genel haliyle kalmaktadır.714



Kur’ân’ın Diğer Ayetleri

Reveşşinâsî-yi Tefsir-i Kur’ân’da açıkladığımız715 gibi, munfasıl karinelerden biri, Kur’ân’ın diğer ayetleridir. Bu nedenle her ayetin tefsirinde Allah Teâlâ’nın muradını keşfetmek için o ayetin mevzusuyla irtibatlı diğer ayetlere de bakılmalı ve onlar dikkate alınarak ayetin mâna ve maksadına ulaşılmalıdır. Taberî de bu noktaya odaklanmış ve bazı yerlerde ayetin şerhi ve tefsiri için diğer ayetlerden yararlanmıştır. Bunlar arasında “وَيَقْطَعُونَ مَا أَمَرَ اللَّهُ بِهِ أَن يُوصَلَ716 (Allah’ın bağlanmasını emrettiğini keserler.) ayeti vardır. Şöyle demiştir: “Allah’ın bağ kurmayı teşvik ettiği ve bu ayette kesilmesi kınanmış olan şey, Allah’ın başka bir ayette açıkladığı akrabalıktır: فَهَلْ عَسَيْتُمْ إِن تَوَلَّيْتُمْ أَن تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ وَتُقَطِّعُوا أَرْحَامَكُمْ717 (O halde [ey münafıklar] eğer [insanların başına] veli olursanız [iktidarı ele geçirirseniz] yeryüzünde fesat çıkarmak ve akrabalarınızı kesmekten başka umduğunuz şey yok mu?)718

Fakat bazı yerlerde bu karineyi pek dikkate almamıştır. Örnek vermek gerekirse, “وَقَالُوا يَا أَيُّهَا السَّاحِرُ ادْعُ لَنَا رَبَّكَ719 (Dediler ki: Ey sihirbaz, rabbini bizim için çağır.) ayetinin tefsirinde şöyle demiştir: “Bir kimse, ondan (Hazret-i Musa, aleyhisselam) üzerlerindeki azabı kaldırmasını Rabbinden istemesini talep etmelerine rağmen يَا أَيُّهَا السَّاحِرُ hitabının sebenin ne olduğunu sorsa cevap olarak denebilir ki, sihirbaz onların nezdinde âlim mânasına geliyordu ve sihir kötü görülen bir şey değildi.” Sonra geçmişteki müfessirlerin sözünü bu görüşü teyit etmek etmek için aktarmıştır.720 Halbuki “كَذَلِكَ مَا أَتَى الَّذِينَ مِن قَبْلِهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا قَالُوا سَاحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ721 (İşte böyle. Bunlardan -Mekke kâfirleri- önce olanlara da, sihirbaz veya deli denmemiş hiçbir peygamber gelmedi.) gibi ayetlere dikkat etseydi böyle bir tefsir ve sözü kabul etmezdi. Çünkü bu ayete göre peygamberlerin önceki ümmetlerde sihirbaz olarak adlandırılması, halkın onlara inanmasını önlemek için onlara karşı verilmiş bir mücadeleydi. Sözkonusu ayette de siyaktan anlaşılmaktadır ki, konuşanlar, töhmet ve alay için böyle bir hitapta bulunmuş ve o isteği ortaya atmışlardır.

Çağdaş müfessirlerden biri de Taberî’nin Kur’ân tefsirinde ayetleri kullanması hakkında şöyle yazmıştır:

Taberî bazı görüşleri tercih ederken veya yeni bir görüş ortaya koyarken Kur’ân ayetlerinin metninden yararlanmıştır. Bu konuda şöyle demektedir: “کتاب اللّٰه یُصدِّقُ بَعْضَهُ بَعْضاً” Lakin muhkem ayetleri müteşabihlerden ayırıp müteşabihleri muhkemlere irca etmek ve böylece onun ışığında güçlükleri ve sorunları halletmek için doğru yolu katetmemiştir. Bazen muhkemi müteşabihe irca etmiş, aslı ve fer’i tanımada yönetimi hadise bırakmıştır.722

Bahsi geçen müfessir, sonraki fasılda, Taberî’nin “لاَّ تُدْرِكُهُ الأَبْصَارُ وَهُوَ يُدْرِكُ الأَبْصَارَ723 ayetinin zeylinde naklettiği görüşleri zikretmekte; Taberî’nin, müminlerin kıyamet günü Allah’ı göreceği ama kâfirlerin önünde perde çekileceğine dair görüşüne ve Kıyamet suresi 23. ayetin zeylinde dile getirdiği “اولی القولین فی ذلک عندنا بالصواب ان معنی ذلک تنظر الی خالقها” ifadesine değinmekte ve onu eleştirirken şöyle demektedir: “Hem aklî bilgiler konusunda güçlü bir konuşmacı, hem de naklî mânalar konusunda kuvvetli bir dinleyici olan aklın görüşlerini açıklarken pek o kadar müdahalesi yoktur. Aksi olsaydı muhkem müteşabihe ve müteşabih muhkeme dönüşmez ve لاَّ تُدْرِكُهُ الأَبْصَارُ ayeti, وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَّاضِرَةٌ إِلَى رَبِّهَا نَاظِرَةٌ ayetine mahkum olmazdı.724

Rivayetler

Sözden ayrık karineler arasında, Peygamber ve Masum İmamlar’dan (a.s) gelmiş rivayetler de vardır. Taberî, ayetlerin tefsirinde senedi sahih Nebevî (s.a.a) rivayetin rolünü defalarca vurgulamış ve onun hüccet olduğunda ısrar etmiştir.725 Tefsir okulunu açıklarken değindiğimiz gibi, Kur’ân’ın bir bölümünün tefsirini sadece bu yoldan mümkün görerek bazı yerlerde Nebevî rivayeti edebiyatçıların sözüne tercih etmiştir.726 Taberî rivayetlerden fazlasıyla yararlanmıştır ve tefsirinin büyük kısmını rivayetler oluşturmaktadır. Bu sebeple onun tefsiri, rivayet tefsirlerin en meşhurlarından biri sayılmaktadır.727 Biz de onun tefsirini rivayetle tefsirin, içtihad okuluna ait tefsirler arasında zikrettik. Fakat hatırlatmak gerekir ki, Taberî, çok az yer hariç Peygamber’in (s.a.a) Ehl-i Beyt’inden gelen rivayetlere ilgi göstermemiştir. Hatta bazen Nebevî rivayeti bile ihmal etmiş728 ama sahabe, tabiîn ve sonraki müfessirlerin sözlerine çokça yer vermiştir. Tabii ki sahabe görüşü, selef ulema üzerinde ittifak etmedikçe Taberî nezdinde Nebevî rivayet değerinde değildir.729 Bu nedenle bazen eskilerden değişik sözler zikretmiş ama hiçbirini hüccet kabul etmemiştir. Fakat eskilerin icması da Peygamber’in (s.a.a) ve ondan sonra da Masumlar’ın (a.s) görüşünü keşfediyor veya aktarıyorsa hüccettir ve böyle bir icma Taberî’nin cümlelerinde mevcut değildir. Taberî’nin naklettiği icma, kelimenin gerçek anlamıyla icma değildir. Çünkü o, sahabe, tabiîn ve Ehl-i Sünnet ulemasının görüşlerini dikkate almış, Ehl-i Beyt’in (a.s) ve bu mektebin ulemasının tefsir görüşlerini gözardı etmiştir. Kesin olan şu ki, Ehl-i Beyt’in (a.s) görüşleri çok yerde Âmme’nin görüşlerinden farklıdır. Bu sebeple onun iddia ettiği icmalar muteber değildir ve ona muhalefet etmenin, özellikle de aksine karine veya delil bulunduğunda, hiç mahzuru yoktur.

Bazı çağdaş müfessirler şöyle der:

Taberî, yönetimi hadise bırakmıştır. Oysa hadisin muteber olup olmaması, ister çatışan rivayet bulunsun, ister bulunmasın Kur’ân-ı Kerim’e arzettikten sonradır. O hadisin hüccet olabilmesi de Kur’ân’a aykırılık ve terslik bulunmadığının kesinleşmesinden sonra gelir. Onun kabulünün eksenini ise hiç kuşku yok rivayet oluşturmaktadır. Üstelik de muttasıl veya munfasıl şifahi tahsis veya takyidi asla gözden uzak tutmayan, akıl ve şeriatı, biri içeriden, diğeri dışarıdan iki değerli İlâhî peyk kabul eden dirayet ehlinden yardım alarak değil, rivayet ehlinin istinbatıyladır. 730

Birçok yerde rivayetin sahihlik veya zayıflığına hükmetmemiştir ve bu işi uzmanına bıraktığı da söylenemez. Çünkü bu tefsir, eğitimli olmayan kimselerin eline de geçecektir. Bazıları, Taberî’nin muradının bu rivayetlerle istidlal olmadığını, bilakis yalnızca lafzın mânasını incelemek istediğini veya ibarenin siyakını tefsir etmek değil, açıklamak olduğunu söylemiştir. Fakat bu söz doğru değildir. Çünkü ayetin zeylinde rivayet zikretmek, ayetin belirtilen mânasına delil ve şahit göstermek demektir.

Beşinci Kural: “Tefsir Dayanaklarının İlim veya İlmî Olması”

Reveşşinâsî-yi Tefsir-i Kur’ân’da, ayetler için beyan veya tercih edilmiş tefsir ve mânanın dayanağının ilim (kesin delil) veya ilmî (muteber zannî delil) olması gerektiği açıklanmıştı.731 Bu kural, tefsirde istinat edilen rivayetlerin sened bakımından ve sâdır olduğuna delalet eden karineler açısından incelenmesini; kesin karinelerin sâdır olduğuna delalet ettiği veya muteber senede sahip her rivayete delil olarak istinat edilmesini, aksi takdirde ondan ancak destekleyici seviyede yararlanılmasını gerektirir. Taberî, tefsirinin mukaddimesinde her ne kadar Allah Resulü’nden (s.a.a) sâdır olduğu müstefiz nakille veya âdil ve titiz kişilerin aktarmasıyla ya da sahih olduğuna delalet eden karineler yoluyla sabit olmuş rivayetleri açık delil kabul etmişse de ve bazen de zikrettiği rivayetin sıhhatine değinmiş732 olsa da çoğu yerde bu kurala uymadığı görülmektedir. Bu nedenle, seçtiği mânayı tercihe şayan bulduğu ve dayanak yaptığı durumlar ve rivayetlerin ilminden ve ilmî olması konusundan bahsetmemiştir. Bunun sonucu olarak da birçok zayıf ve bâtıl konu bu tefsire sızabilmiştir. Yine Taberî, güçlü bir tarihçi olması ve İslam’dan önceki ve sonraki tarihi bilmesi itibariyle ayetlerin tefsirinde başkalarından daha fazla kendi tarihî malumatından yardım almış ama aktarılan tarihî konuların çoğuna hiçbir tahkik ve tahlile gitmeksizin tefsirinde yer vermiştir. Bunun neticesi ise bâtıl tarihsel konuların onun tefsirine girmiş olmasıdır. Öyle ki, İslam düşmanları, Peygamber (s.a.a) ve İslam kültürü aleyhindeki propagandalarında Taberî Tefsiri’ndeki bazı tarihsel mevzulara dayanmışlardır. Bu tefsirin önemli zaaflarından biri işte budur.733

Taberî’nin, eleştiri ve incelemeye tabi tutmaksızın ayetlerin zeylinde tarihsel olayları naklettiği yerler arasında, bâtıl olduğuna delil göstermeye ihtiyaç duyurmayan noktalar barındıran, Bakara suresi 102. ayetin tefsirinde zikrettiği ve konular vardır. Mesela:

1. Şeytanın Hazret-i Süleyman’ın (a.s) kılığına bürünmesi ve Süleyman’ın yüzüğünü eşinin elinden alması.

2. Harut ve Marut’un (Allah’ın iki meleği) bir günde çok sayıda günah işlemesi.

3. Bir kadının başkalaşıp Zühre734 yıldızına dönüşmesi.

Çağdaş Kur’ân araştırmacılarından biri, Taberî’nin, tefsirinde tarihsel konuları kullanması bahsinde şöyle demiştir:

Taberî’nin tefsirinde tarihsel rivayetler çokça geçmektedir ve ciddi bir eleştiri ve incelemeye muhtaçtır. İçlerinden bazıları geçmiş ümmetler ve peygamberler hakkındadır. Bazıları ise Kur’ân’ın nüzulüyle alâkalı İslâm’ın Asr-ı Saadet’indeki olaylara dairdir. Taberî’nin tarihsel olaylardaki bariz hatalarından biri “وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن مَّنَعَ مَسَاجِدَ اللّٰهِ أَن يُذْكَرَ فِيهَا اسْمُهُ وَسَعَى فِي خَرَابِهَا735 (Mescidlerde Allah’ın adının anılmasını meneden ve onları tahribe çalışandan daha zalim kim vardır?) ayetinin zeylinde tercih ettiği sözdür. Şöyle demiştir: “En doğru görüş, bunlardan muradın, Buhtunnasır’ın yardımıyla Beytulmakdis’i tahrip eden Hıristiyanlar olduğunu söyleyendir.” Oysa Buhtunnasır Mesih’in doğumundan yaklaşık yedi yüzyıl önce yaşamıştı ve o sırada Hıristiyanlık diye bir şey yoktu.736

Altıncı Kural: “Delaletlerin Çeşitlerini Dikkate Almak”

Taberî tefsirinde, iktiza, tenbih, ima ve işaret kabilinden gayri mutabık delaletlerin kullanıldığı737 düşünülen yerler incelendiğinde, hamileliğin en kısa süresinin altı ay olabileceği anlaşılan “وَحَمْلُهُ وَفِصَالُهُ ثَلَاثُونَ شَهْرًا738 ayeti739 ve “وَالْوَالِدَاتُ يُرْضِعْنَ أَوْلاَدَهُنَّ حَوْلَيْنِ كَامِلَيْنِ740 ayetinin zeylinde İbn Abbas’tan nakledilmiş rivayet hariç, gayri mutabık delaletlere işaret edilen bir yere rastlamadık. Reveşşinâsî-yi Tefsir-i Kur’ân’da açıklandığı741 gibi bu konu, bu iki ayetin işarî medlulüdür. Dolayısıyla denebilir ki, bu tefsirde delaletlerin çeşitlerinin dikkate alındığı yer azdır. Belki de bunun sebebi, bu tefsirin rivayetle içtihad arasında bir tefsir olması ve müellifin, daha ziyade ayetlerin rivayetlerde işaret edilmiş mânasına odaklanmasıdır.



Yedinci Kural: “Bâtınları Zikretmekten Kaçınmak”

Taberî, tefsirinin mukaddimesinde, Allah Resulü’nden (s.a.a) , Kur’ân’ın her bir harfinin bir zâhiri, bir de bâtını bulunduğuna ilişkin bir rivayet zikretmiş742 ve onu naklettikten sonra şöyle demiştir: “فظهره الظاهر فی التلاوة و بطنه ما بطن من تأویله743 (Kur’ân’ın zâhiri, tilâvet sırasında aşikâr olandır. Bâtını ise gizli olan tevilinden (tefsirinden) anlaşılandır.”

Bu cümlede açıklanan mânasıyla bâtın, her ne kadar Kur’ân’ın tilâvet sırasında aşikâr olmayan ve anlaşılması için tefsire ihtiyaç duyuran ama edebî kurallar ve söyleşmenin rasyonel ilkeleri çerçevesinde anlaşılabilir ve yorumlanabilir olan mâna ve maarifine uygunsa da ona özgü değildir ve örfü aşan bâtınî anlamları da kapsamına almaktadır. Bu sebeple onun bâtınının mânasına ilişkin açıklaması, bizim bazı makalelerde Kur’ân-ı Kerim’deki bâtın için gösterdiğimiz tarife aykırı değildir. Tabii ki onun, Kur’ân’daki bâtınının örfü aşan mânaları kapsadığına dair izahı, bizim tarifimiz gibi net değildir ve ayetlerin örfü aşan bâtınî mânalarına değinilmediği dikkate alınırsa, onun Kur’ân’da örfü aşan bâtınî mânalara inancında tereddüdü olduğu bellidir. Fakat her halükârda mukaddimede bu rivayetin nakledilmesinden ve onun bâtınının mânasına dair izahından anlaşılmaktadır ki, o, Kur’ân’ın bâtını bulunduğuna inanıyordu ama tefsirde bâtınî ve irfanî eğilimi yoktu. Ayetler için, edebiyatın kurallarına ve rasyonel ilkelere göre anlaşılabilir olmayan, ayrıca hakkında bir rivayet de ulaşmamış mânayı beyan etmemekteydi. Bu, tefsirin güçlü yanlarındandır. Bazı yerlerde bu tür mânaları sahabilerden veya tabiînden nakletmiş olsa da.744

Sonuç

Buraya kadar anlatılanlardan çıkan sonuç şudur ki, Tefsir-i Taberî (Câmiu’l-Beyân an Te’vili Âyi’l-Kur’ân), kendi zamanında eşsizdi ve Ehl-i Sünnet arasında yüksek bir yere sahipti. Tefsirin müellifi Muhammed b. Cerir Taberî (vefatı Hicrî Kamerî 310, 923 Miladî); Eş’arî, Şafiî, çalışkan ve çok sayıda telifi bulunan bir âlimdi. Tefsir okulu, rivayetle tefsirin içtihad ekolüdür. Bu tefsirin mukaddimesinde Kur’ân’ın dili, onun mutlak Arapça oluşu, Arapça lugatı (lehçesi), Kur’ân’ın yedi harf üzerine indiğine dair rivayetler, Kur’ân’ın cennetin yedi kapısından nazil olduğu ve kıraatlar, tefsir yolları, reyle tefsir, Kur’ân tefsirini teşvik eden rivayetler, sahabi müfessirler, tefsir muhaliflerinin rivayatlerle istidlali, selefin müfessirler hakkındaki görüşü, Kur’ân’ın adları, sureler ve ayetlerden bahsedilmiştir.

Tefsir bahsinde önce bir ayeti zikretmekte, kendi tefsir görüşünü açıklamakta ve bunu destekleyen rivayetleri zikretmektedir. Ayetlerin tefsirinde görüş ihtilaflarının bulunduğu yerlerde de her görüşü açıkladıktan sonra onunla ilgili rivayetleri senediyle belirtmekte ve bazen tercihte bulunmaksızın geçmekte, bazen de bazı görüşleri neden tercih ettiğini anlatmaktadır. Bu tefsirin kuvvetli yanları arasında ayetlerin kelimeleri ve irablarını ele alınması, edebî bahislerde aşırıya kaçılmaması, rivayet ve haberlerin senedinin nakledilmesi, siyakın gözönünde bulundurulması, bazı ayetleri tefsir ederken diğer ayetlere istinat edilmesi, bazı ayetlerin tefsirinde sözün konusunun özelliklerine bakılması ve rivayetlere dayanmaksızın örfü aşan bâtınî mânaların zikredilmesinden kaçınılması sayılabilir.

Kelimeleri açıklama ve edebî kuralları dikkate almada tefsirin eksiklikleri ise bazı ayetlerin tefsirinde herhangi bir dayanak göstermeksizin mâna belirtilmesi, incelemeksizin âlimlerin görüşüne dayanarak mâna açıklanması, hakiki mâna ile kullanılan anlamın birbirine karıştırılması, müşterek mânanın karine olmaksızın örneklerden birine hamledilmesi, bazı kelimelerin türetildiğini açıklarken şahit ve delil gösterilmemesi, ayetlerin irabında cerhedilmiş bazı görüşlerin tercih edilmesidir.



Bazı ayetlerin tefsirinde sözün konusunun özelliklerine dikkat edilmemesi, bazı ayetlerin tefsirinde apaçık bilgilerin ve aklî burhanların görmezden gelinmesi, Kur’ân’ı Kur’ân’la tefsir metodundan az yararlanılması, ayetlerin tefsirinde Peygamber’in (s.a.a) Ehl-i Beyt’inin rivayetlerinden istifade edilmemesi, rivayet ve haberlerin senedi, sahihlik ve sağlamlığının incelenmemesi, birçok ayetin tefsirinde ilim ve ilmî olmaya dayanma kuralına dikkat edilmemesi, tarihsel konuların tahkik ve tahlil etmeksizin nakledilmesi, ayetlerin mutabık olmayan delillerine pek önem verilmesi de bu tefsirin, tefsir metodunu incelerken açıkladığımız diğer eksikliklerindendir. Taberî, ayetlerin muhtelif kıraatlarını açıklama ve incelemeye dair Kitabu’l-Kıraat adında bağımsız bir telif kaleme almış ve bazı kıraatları tercih etme nedenini o kitapta izah etmiştir. Bu tefsirde ise o kitabın bahislerine güvenip dayanmıştır. Bununla birlikte bu tefsirde, daha fasih ve daha meşhur olma, önceki ve sonraki ayetlerle lafzî ahenk, mânanın siyaka uygunluğu, kıraatın müstefiz olması ve icmaya dayanması, anlamın üstünlüğü, fıkhî icma ve Arap edebiyatına uygunluk kriterleriyle bazı kıraatları tercih etmiştir. Ama sorun şu ki, her yerde bu kriterlerle ayetlerin gerçek kıraatına ulaşılamaz ve zannî tercih, ayetlerin sahih kıraatının belirleyicisi değildir.

1 Mülk/10

2 A’raf/179

3 Bakara/55

4 Müminun/33-34

5 Yasin/78-79

6 Zuhruf/21-24

7 Mülk/10

8 Şems/7-8

9 Delail’us Sıdk ve Menakıb-i İbn-i Meğazili s. 271-272

10 A’raf/172-173

11 A’raf/138-141

12 Yunus/66

13 Şevahid’ut Tenzil c. 1 s. 265

14 Yunus/ 35-36

15 Sad/27-28

16 Necm/27-28

17 Araf/179

18 Tekasür/1

19 Bakara/200

20 Hud/16, İsra/18, Şura/20

21 Meryem/81

22 Nisa/139

23 Kafi, c. 4, s. 419.

24 İbn-i Hişam, Abdülmelik, el-Siretu’n-Nebeviyye, c. 3, s. 104.

25 Kur’an ilimleri, Kur’an metninin Allah tarafından geldiğini, vahiy ve nüzul olduğunu ispatlama aşamasından, toplanması ve derlenmesi, mucizevi yapısı ve deruni ilimler, Kur’an’ın lafızları, ayetleri ve surelerinin anlaşılması, tefsiri ve tahlilinin niteliğine dair çerçeveyi kapsayan tüm ilim dallarını kapsamaktadır. Bkz: Müellif, Ulum-i Kur’an, Giriş.

26 İbn-i Haldun, Abdurrahman b. Muhammed, Mukaddime, Çev: Muhammed Pervin Gunbadi, s. 888; el-Burhan fi Ulumi’l-Kur’an, c. 1 ve 2; Zerkani, Muhammed Abdulazim, Menahilu’l-İrfan fi Ulumi’l-Kur’an, c. 1.

27 Hakimi, Muhammed Rıza, Edebiyat ve Taahhüd der İslam, s. 38; el-Fihrist, II. cüz.

28 İbn-i Enbari, Ebubekir, Nuzhetu’l-Elibba fi Tabakati’l-Udeba, s. 7; Kıfti, Ali b. Yusuf, İnbatu’r-Ruvat, c. 1, s. 4; Isfehani, Ebu’l-Ferec, Kitabu’l-Eğani, c. 12, s. 298; el-Nahv ve Kutubu’t-Tefsir, c. 1, s. 45.

29 Bkz: Mucizeşinasi, s. 133.

30 Bkz: Edebiyat ve Taahhüd der İslam, s. 77.

31 Yusuf/2

32 Şuara/193-195

33 Araf/185

34 Nahl/44

35 Ra’d/17 (Çev. Gökten su indirdi de vâdiler kendi hacimlerince sel olup aktı)

36 Enbiya/24 (Çev. Yoksa O’ndan başka ilâhlar mı edindiler? De ki: Kesin delilinizi getirin)

37 Neml/64 (Çev. Allah ile beraber başka bir ilâh mı var? De ki: Eğer doğru söylüyorsanız, kesin delilinizi getirin)

38 Mutahhari, Murtaza, Hidemat-i Mutekabil-i İslam ve İran, s. 699.

39 Tabatabai, Seyyid Muhammed Hüseyin, Şia der İslam, s. 59.

40 Nehcu’l-Belağa, Hutbe 49.

41 A.g.e., Hutbe 133.

42 Bkz: Rabbani, Gulpeygani, Ali, Furuk ve Mezahib-i Kelami, 141.

43 Bkz: Mutahhari, Murtaza, Aşinayi ba Ulum-i İslami, c. 2, s. 54.

44 Mutahhari, Murtaza Usul-i Felsefe ve Reveş-i Realizm, Mukaddime; Seyr-i der Nehcu’l-Belağa’da, s. 42; Şia der İslam’da, s. 60.

45 Bkz: el-Fihrist, s. 251; Şehristani, Muhammed b. Abdulkerim, Milel ve Nihal, c. 1, s. 185; Emin Âmuli, Seyyid Muhsin, A’yanu’ş-Şia, c. 5, s. 405; Felasifetu’ş-Şia, s. 507.

46 Duha’l-İslam, c. 3, s. 15-17.

47 Metinde “Kur’an-i Nâtık” (Çev.)

48 Secde 4, “sonra Arş üzerine yerleşmiştir” (Çev.)

49 Milel ve Nihal, c. 1, s. 93. (Çev. Yerleşme bilinmektedir, ama mahiyeti meçhuldür. Buna iman farz, soru sormak ise bidattir)

50 Şafii, Muhammed b. İdris, Usulü’s-Sünne, 51-52.

51 A.g.e., 38-51.

52 Bkz: İbn-i Huzeyme, el-Tevhid, s. 64, 65, 114, 145, 147, 230 ve 231; yine İbn-i Hanbel, Ahmed, el-Sünne, s. 54, 64, 65, 71, 76, 166, 190 vs.

53 Kıyamet/22-23. (Çev. Yüzler var ki o gün ışıl ışıl parlar. Rabbine bakar)

54 Bedevi, Abdurrahman, Tarih-i Endişeha-yi Kelami, c. 1, s. 598. Eş’ari, Ebu’l-Hasan, el-İbane’den nakille, s. 13; Corbin, Henry, Tarih-i Felsefe-i İslami, Çev: Cevad Tabatabai, s. 159.

55 Ebu Zehra, Tarihu’l-Mezahibi’l-İslami, c. 1, s. 119.

56 Maturidi, Ebu Mansur, Kitabu’t-Tevhid, s. 77-85.

57 Türkçe kullanımda “Pezdevi”. (Çev.)

58 Bakara/210 (Çev. Allah’ın buluttan gölgelikler içinde gelmesini mi gözlüyorlar?)

59 Secde/4, (Çev. Sonra Arş üzerine yerleşmiştir)

60 Kelam Fırkaları ve Mezhepleri, s. 235.

61 Taftazani, Saaduddin, Şerhu’l-Mevakıf, c. 5, s. 110-111.

62 Nehcu’l-Belağa, Hutbe 1 (Çev. Onlara fıtratlarındaki misakı hatırlatmak için)

63 A.g.e., hutbe 179.

64 Hadid/3

65 Nur/35

66 Hadid/4

67 Bakara/255

68 Enfal/24

69 Abdurrahman b. Hammad, Hannan b. Sedir’den, o Ebi Abdillah’tan (a) rivayet etmiştir. Resulullah şöyle buyurdu: Allah buyurdu ki, “Kulum nafile ve müstehap işlerle kendisini sevmem için yakınlaşmak ister. Onu sevdiğimde onun işiten kulağı, gören gözü, konuştuğu dili, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı olurum. Bana dua ettiğinde onu severim. Benden istediğinde ona veririm... Biharu’l-Envar, c. 70, s 22 ve c. 75, s. 155. Bu muhtevanın şerhi için bkz: Humeyni, Seyyid Ruhullah, Şerh-i Çehil Hadis, rivayet 34, s. 581.

70 Nehcu’l-Belağa, Hutbe 222.

71 Biharu’l-Envar, c. 71, s. 23 (Çev. Sana hakettiğin şekilde ibadet eden kulların olamadık, seni hakettiğin şekilde tanıyan kulların olamadık)

72 Kalem/4

73 Ahzab/21

74 Kehf/109

75 Tefsir-i Safi, Mukaddime.

76 A.g.e.

77 Biharu’l-Envar, c. 92, s. 97, rivayet 64.

78 Şia der İslam, s. 51.

79 A’ynulkudat, Zubdetu’l-Hakaik, Afif Asiran’ın tashihi, s. 67-68.

80 İsti’lami, Muhammed, Attar Nişaburi’nin Tezkiretu’l-Evliya’sı, . 632.

81 Konevi, Sadruddin, İ’cazu’l-Beyan fi Tevili Ümmi’l-Kur’an, (Hamd suresi tefsiri) s. 6.

82 Stacey, W. T. İrfan ve Felsefe, Çev: Bahauddin Hürremşahi, s. 310.

83 Mukaddime, İbn Haldun, c. 2, s. 990.

84 Mevlana.

85 Zubdetu’l-Hakaik, 88-89.

86 Mevlana.

87 Bkz: el-Esfaru’l-Erbaa, c. 8, s. 221, c. 9, s. 54.

88 Bkz: Eş’ari, Ebul Hasan, el-Lüm’e, s. 105, Nwyia, Paul’den nakille, Tefsir-i Kur’ani ve Zeban-i İrfani, Çev: İsmail Saadet, s. 28.

89 Tefsir-i Safi, Mukaddime.

90 A.g.e.

91 Aşinay-i ba Ulum-i İslami, Usul-i Fıkh, s. 197.

92 Bkz: Sadr, Muhammed Bakır, el-Mealimu’l-Cedide, s. 47; Kâini, Ali, İlmu’l-Usul Tarihen ve Tatavvuran, bölüm 3.

93 Tehrani, Şeyh Ağabozorg, el-Zeria, c. 2, s. 291.

94 Necaşi, Ahmed b. Ali, Ricalu’n-Necaşi, s. 311.

95 El-Zeria, c. 1, s. 69.

96 Sadr, Seyyid Hasan, Te’sisu’ş-Şia li-Ulumi’l-İslam, s. 310.

97 Bkz: İlmu’l-Usul Tarihen ve Tatavvuran, II. Bölüm.

98 El-Kâfi, c.3, s.30, hadis:4; Maide/6

99 Sâd/33

100 Tefsirul Menar, c.6, s.226227.

101 El Kâfi, c.3, s.30; Maide/6

102 Şafii, Ahkâmul Kur’ân, c.1, s.44.

103 Şafii, el Ümm, c.1, s.41.

104 Ebu Bekr el Cessas, Ahkâmul Kur’ân, c.12, s.341.

105 Et Tefsirul Kebir, c.11, s.160.

106 Ceziri, el Fıkhu A’lel Mezahibil Erbaa, c.1, s.6061.

107 ElFıkhu Alel Mezahibil Erbaa, c.1, s.56,58,61

108 age, c.1, s.161.

109 Tefsirul Kurtubi, c.1, s.87.

110 El İstibsar, c.1, s.64, h.189.

111 Kuleyni, kendi senediyle Ahmed b. Muhammed b. Ebi Nesr elBezenti’den şöyle naklediyor: “İmam Ebul Hasan er Rıza’ya (a.s), ‘Ayaklar nasıl meshedilir?’ diye sordum. İmam (a.s), elinin iç kısmını ayak parmakları üzerine bırakıp ayak üzerindeki şişkinliğe kadar meshetti. Sonra ben şöyle sordum: ‘Eğer adamın biri, iki parmağıyla öylece meshederse nasıl olur?’ İmam: ‘Hayır, mesh ancak elin içi ile olur.’ diye cevap verdi.” (El Kâfi, c.3, s.30, h.6)

Meshin üç parmak ile olabileceğine delalet eden hadisler ise, (bkz. aynı kaynak, h.4) uzunluk yönünden değil, enlem yönünden meshin haddini belirtmektedir.



112 Vesailüş Şiâ, c.15, s.295, h.8.

113 Age, c.15, s.295, h.7.

114 Tefsirul Ayyaşi, c.1, s.319,320; Vesailüş Şiâ, c.18, s.489-491; Maide/38.

115 El Fıkhu A’lel Mezahibil Erbaa, c.5, s.159.

116 El Muhella, c.11, s.357, h.2284.

117 A’raf/33

118 Bakara/219

119 El Kafi, c.6, s.406.

120 Tabersi, Mecmaul Beyan, c.4, s.414.

121 Mir’atul Ukul, c.22, s.264.

122 Kuleyni kendi senediyle Hz. İmam Sadık’tan (a.s) naklettiği bir hadiste İmam şöyle buyuruyor: “Allah Resulü şöyle buyurmuştur: Şüphesiz ki, içki bütün günahların başıdır.” (El Kâfi, c.6, s.403.)

123 Mecmaul Beyan, c.4, s.414.

124 Tefsirul Kurtubi, c.7, s.201.

125 Nisa/93

126 Şeyh Tusi, et Tibyan Tefsiri, c.3, s.295; Tebersi, Mecmaul Beyan, c.5, s.42; Kaşâni, Tefsirus Safi; Tabatabai, el Mizan, c.5, s.42; Meşhedi, Kenzüd Dakaik, c.2, s.576; Tefsirul Ayyaşi, c.1, s.267.

127 Tefsirul Kebir, c.10, s.237; Kurtubi, c.5, s.329; İbn-i Kesir, c.2, s.536, el Menar, c.5, s.339.

128 Talak-ı Bâin, erkeğin iddet süresi içerisinde karısına rücu etme, dönme hakkı olamayan talaka denir.

129 Talak/1

130 Bakara/229-230

131 A’raf/187

132 El Keşşaf, c.4, s.552.

133 Haşr/2

134 Fecr/24

135 Sahih-i Nesai, c.6, s.116

136 El Fıkhu A’lel Mezahibil Erbaa, c.4, s.341. Lakin Ebu Davud es Sicistani’nin topladığı “Mesailül İmam Ahmed b. Hanbel” adlı Mesail adlı kitabın 169. sayfasında şöyle geçiyor: “Ebu Davud; ben, diyor, Ahmed’den karısını bir lafız ile üç talakla boşayan bir erkeğin durumunun sorulduğunu işittim. Ahmed bu talakın sahih olduğunu kabul etmedi. Lakin Ahmed mezkur kitabın başka bir yerinde (S.173’de) bir lafız ile üç talakla boşanan henüz kocasının temasta bulunmadığı bakire bir kadın hakkında şunları diyor: “Bu boşama üç talak sayılır ve başka bir erkek onu nikahlamadıkça ilk kocasına helal olmaz.”

137 Sünen-i Nesai, c.6, s.116, İbn-i Hamz, elMuhella, c.10, s.167.

138 Sahih-i Müslim, c.4, s.183.

139 Tehzibut Tehzib, c.10, s.6566.

140 Terbiyeci Dini, Muhammed Davudî, s,29.

141 Nisa/140

142 Meheccet’ul-Beyza, c:8,s: 160

143 Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi, c.4,s.344.

144 Kızılçelik, Açıklamalı Sosyoloji Terimleri Sözlüğü, s.376.

145 Bakara/27

146 El Kâfi, s. 157/30

147 Emali’el-Seduk, 174/9

148 El Bihar, 74/100/50

149 Kutub, İnsan Psikolojisi Üzerine Etüdler, s.172.

150 Tabatabai, el Mizan fî Tefsiri’l-Kur’an,

151 Nahl/90

152 Hucurat/12

153 Hucurat/13

154 Nisa/59

155 Bakara/188

156 Hucurat/12

157 Şerh’u Nehcu’l Belağa, İbn-u Ebi’l Hadid, c9, s.62

158 Biharu’l Envar, c.72, s.260

159 Muhaccetu’l Beyda, c.5, s.252

160 İbn-i Ebu Davud, c.2, s.568

161 İsra/36

162 Kıraati, Degaiyigi Ba Kuran

163 İsfehanî, İnsan, s.177.

164 Meâric/19

165 El Vafi, c.3, s.154

166 Nehcü’l-Belağa

167 Meâric/21

168 Fecr/20

169 Musaddekat’ul- İhvan, 169/1

170 Meâric/20

171 Cami’ul-Ahbar, 316/882

172 Hac/22 ve 66

173 Enam/46

174 Kehf/54

175 Ahzab/72

176 Enam/21

177 Nisa/28

178 Şerh-u Nehc’ul Belağa İbn-i Ebi’l Hadid, 20/62

179 Ahzab/72

180 Ali İmran/134

181 El Kafi, 2/303/5

182 Nehc’ül-Belağa, 53. mektup; Tuhef’ul Ukul, 148

183 El Bihar, 71/411/25

184 Şûra/43

185 Nisa/114

186 Tabatabai, el Mîzân fî Tefsîri’l-Kuran, c.6,s.163.

187 Tövbe, 71.

188 Mizan’ül Hikme, c:4,s:80.

189 Usul-i Kâfi, c:5,s:55.

190 (13) Ra’d, 25

191 Biharu’l Envar, c.71, s.87

192 Tefsir-u Rahnema ve Nuru’l Sakaleyn

193 Tefsiru’l Mizan

194 Usul’u Kâfi, c.1, s.215

195 Tefsiru’l Minar

196 Tefsiru’l Ruhu’l Beyan

197 Ayetullah Cevad Amuli

198 A’raf, 194

199 Kıyamet, 36

200 el – Muntaha, s.329

201 Biharu’l Envar, c.1, s.295

202 Bakara, 138

203 Bakara, 247

204 Yunus, 9

205 Bakara, 156

206 Yusuf, 56

207 Al’i İmran, 173

208 Biharu’l Envar, c.44, s.192

209 Tevbe,40

210 Bakara, 245

211 A’raf, 128

212 Nehcu’l Belağa, H.193

213 Maide, 44 - 45

214 et – Tahkik fi Kelimati’l Kur’an

215 Tefsiru’l Mecmau’l Beyan, Menakib İbn Meğazi, s.263

216 Fahrurazi, Tefsir-u Kebir, Alusi, Meraği Ruhu’l Beyan, el – Minar. İbn Kesir bu ayetin tefsiri bölümünde el – Kamil İbn Esir c.2, s.293, Müstedreku’l Hakim, c.3 s.150, Müsned-i Ahmed Hanbel c.1, s.185

217 Tefsiru’l Mizan, c.3, s.257

218 İhkaku’l Hak, c.3, s.46

219 Tefsiru’l Nuru’l Sakaleyn, c.1, s.351, Usul’u Kâfi, c.2, babu’l mübahele

220 Tefsiru’l Mecmau’l Beyan

221 Vesailu’ Şia, c.11, s.10

222 Müstedrek, c.2, s.243

223 Biharu’l Envar, c.74, s.61

224 Biharu’l Envar, c.2, s.15

225 Vesailu’ş Şia, c.11, s.9

226 Mizanu’l Hikme

227 Biharu’l Envar, c.97, s.8

228 Biharu’l Envar, c.97, s.11

229 Tefsir’u Nuru’l Sakaleyn, c.2, s.241

230 Kenzu’l Ummal, c.4, s.290

231 Biharu’l Envar, c.100, s.8

232 Vesailu’ş Şia, c.11, s.6

233 Biharu’l Envar, c.97, s.13

234 Al’i İmran, 146

235 Bakara, 61

236 Nehcu’l Belağa

237 Hüseyni Hamaset, c.3, s.40

238 Kâfi, c.6, s.146

239 Nahl,44

240 Nisa,105

241 Kemalu’d Din Saduk, s.222

242 Kâfi, c.1, s.185

243 Deaimu’l İslam, .c.2, s.530

244 Mecmau’l BeyanTefsiri

245 Spinoza, s. 120-132.

246 Weinfeld, Moshe; “Bible Critism”, Contemporary Jewish Religious Thought, s. 35-39; Kelam-ı Mesihî, s. 32.

247 Kelam-ı Mesihî, s. 26-28; Tarih-i Kilisayı Kadim, s. 66.

248 Tarih-i Kilisayı Kadim, s. 77; Bastanşinasiyi Kitab-ı Mukaddes, s. 116.

249 Paraclete, parakletos, faraklit.

250 Muhammed Hatem-i Peyamberan, s. 511-512; Muhammed der Tevrat ve İncil, s. 231-235.

251 Harper’s Bible Dictionary, s. 499. Daha fazla bilgi için bkz: “Ahd-i Cedid, Tarih-i Nigareş ve Nevisendegan”, Heft Asuman, No: 3-4.

252 El-Mizan, c. 19, s. 253.

253 Kelam-ı Mesihî, s. 26-28; Tarih-i Kilisayı Kadim, s. 66.

254 Subhanî, Cafer, Ahmed Mevud-u İncil, (Saf suresinin tefsiri), Tevhid Yayınları, 1361.

255 Reşid Rıza, Muhammed, El-Menar, c. 9, Beyrut, Daru’l-Marifet, h.k. 1342, s. 230-300.

256 Tefsiru’l-Kitabi’l-Mukaddes, Cemaatu mine’l-Lahutîn, c. 1, s. 453 ve c. 5, s. 235; Es-Sunenu’l-Kavim fi Tefsir-i Esfaru’l-Ahdi’l-Kadim, c. 2, s. 425; Tefsiru’l-Ahd-i Cedid, Şerh-i Beşaretu Yahanna, s. 109 ve …

257 Tefsiru’l-Ahd-i Cedid, Şerh-i Beşaretu Yuhanna, s. 109.

258 Mesihiyet ve Bidatha, s. 155.

259 Al-i İmran,7.

260 Hud,1.

261 Zümer,23.

262 Bakara,70.

263 Zuhruf, 3.

264 Enfal, 17.

265 Enfal, 24.

266 Fahr-i Razi, Tefsir-i Kebir, c. 15, s. 147-148.

267 Haşr,19.

268 Enam,110.

269 Kıyamet, 22-23

270 Neml,35.

271 el-İbane, s. 10-19 el-Lume, s. 61-68.

272 Taha, 5

273 İbn-i Betute’nin Seyahatnamesi, c. 1, s. 57.

274 Kalem,42.

275 Tefsir-i Keşşaf,c:4,s:592- 594.

276 Bkz: et-Temhid,c:3,s:152.

277 Enam,151.

278 İbn-i Teymiyye, c. 3, s. 169.

279 Şeyh Muhammed Abduh, el-Menar, c. 3, s. 167.

280 El-Mizan, c. 3, s. 31-42. el-Menar, c. 3, s. 163-165.

281 Pertovi Ez Kuran, c. 3, s. 19-20.

282 Âl-i İmran,7.

283 Kendilerini “Halkın Mücahidleri” olarak adlandıran münafıklar.

284 Çe Kune Kuran Ra Beyamuzim, s. 21-56.

285 Bakara,26.

286 Âl-i İmran,7.

287 Bkz. İbn-i Rüşt, el-Keşfu en Menahici’l-Edille, s. 89, 96, 96, 107.

288 Bkz. Tefsir-i Kebir, İmam Fahru Razi, c. 7, s. 172, Reşit Rıza Tefsir’ul Menar, c. 3, s. 170, Allame Tabatabai, el-Mizan, c. 3, s. 58–62.

289 Al-i İmran suresinin 7. ayetinin: “Sana kitabı indiren O’dur. Ondan bir kısım ayetler muhkemdir ki onlar kitabın anasıdır. Diğerleri ise müteşabihtir. Kalplerinde bir kayma olanlar, fitne çıkarmak ve yorumunu yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar. Oysa onun tevilini Allah’tan başkası bilmez. Ve ilimde derinleşenler ise: “Biz ona inandık, tümü Rabbimizin katındandır” derler. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez.”

290 Muhammed,24.

291 Âl-i İmran,7.

292 Bakara, 285.

293 Âl-i İmran,68.

294 Cin,26–27.

295 Bkz. Allame Tabatabai, Tefsir el-Mizan, c. 3, s. 26–27.

296 Fahri Razi, Tefsir-i Kebir, c. 7, s. 177.

297 Nisa,174- 175.

298 Kasas,67.

299 Cin,15.

300 Âl-i İmran, 18.

301 Hud,14.

302 Nisa, 166.

303 Fatır,11.

304 Bakara, 255.

305 Fusilet, 15.

306 Zariyat, 58.

307 Şura, 11.

308 Nehc’ül Belağa, ilk hutbe.

309 Taha,5.

310 Secde, 5.

311 Nahl,50.

312 Mülk,16.

313 Fatır, 10.

314 Fecr, 22.

315 Bakara, 210.

316 Bkz. et-Temhid, c. 3, s. 111- 113.

317 Şura, 11.

318 et-Temhid, c. 3, s. 121.

319 Yunus, 3.

320 Araf, 54.

321 Secde, 5, Hadid, 4-5, Mümin,15, Taha, 5-6.

322 Usul-ü Kâfi, c. 1, s. 131.

323 Bakara, 255.

324 Bakara ,29.

325 Araf, 54.

326 Bkz. İbn-i Kesir, Tarih el-Bidaye ve en-Nihaye, c. 9, s. 7.

327 Bakara-115.

328 Bkz. et-Temhid, c. 3, s. 126.

329 Hicr,15.

330 Bu kelimeler Kuran’ın nüzulu için en az on defa zikredilmiştir. et-Temhid, c. 3, s. 115–116.

331 Bakara, 210.

332 Fecr, 22.

333 Yusuf,82.

334 Mümin,78.

335 Nahl, 33.

336 Kıyamet,22-23.

337 Ğaşiye,17.

338 Yasin,49.

339 Neml,35.

340 Bkz. Ebu’l- Hasan Eşari, el-Eban, Haydarabad baskısı, s. 10 – 19.Ebu’l- Hasan Eşari, el-Luma, s. 61–68

341 Bkz. Keşşaf, c. 4. s. 662, Mecma’ul Beyan, c. 10, s. 398, Ebu’l- Futuh Razi, c. 11, s. 332.

342 Araf, 143.

343 Nisa, 153.

344 Bakara, 55.

345 Maide, 64.

346 İsra, 29.

347 Âl-i İmran,181.

348 Âl-i İmran,73.

349 Hadid–29.

350 Kasas, 88.

351 İnsan, 9.

352 Tur, 48.

353 Taha, 39.

354 Kalem, 42.

355 Kıyamet, 29-30.

356 Saffat, 96.

357 Zümer, 62.

358 Hadid, 22.

359 Necm, 43.

360 İnsan, 30.

361 Enam, 111.

362 Araf, 179.

363 Bkz. Ebu’l- Hasan Eşari, el-Ebani, s. 6 ve 49–59, el-Lume, s. 113, Taftazani, Şerhi Akayidi Nesefiye, Kabil baskısı, s. 60–61.

364 İsra, 19.

365 Enbiya, 94.

366 Tur, 21.

367 Rum, 30.

368 İsra, 94.

369 Nisa, 110.

370 Bakara, 286.

371 Bakara, 256.

372 Müzzemmil, 19.

373 İbrahim, 27.

374 Âl-i İmran, 24.

375 Nisa, 175.

376 Bakara, 7.

377 Tövbe, 87.

378 Casiye, 23.

379 Münafikun, 3.

380 Nisa, 155.

381 Mü’min, 35.

382 Fussilet, 3-5.

383 Bakara, 88.

384 Bkz: Bakara 151, Âl-i İmran 164, Cuma 2.

385 Nahl 44

386 Usülü Kafi, c. 1, s. 346, Babu Nassillah azze ve celle ale’l-eimme aleyhisselam vahiden fevahid, hadis 1; yine bkz: Hakim Haskani, Abdullah b. Abdullah, Şevahidu’t-Tenzil, c. 1, s. 191, hadis 203.

387 Haşr 7

388 Âl-i İmran 7

389 Usülü Kafi, c. 1, s. 270-271, babu enne’r-Rasihin fi’l-ilm hümü’l-eimme aleyhimüsselam, hadis 2; Biharu’l-Envar, c. 23, s. 199.

390عن فضیل بن یسار قال سألت ابا جعفر علیه السلام عن هذه الروایة ما من القرآن آیة الا و لها ظهور و بطن فقال ظهره تنزیله و بطنه تأویله


Dostları ilə paylaş:
1   ...   16   17   18   19   20   21   22   23   24


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə