42 yil öncesi



Yüklə 3,62 Mb.
səhifə6/38
tarix25.10.2017
ölçüsü3,62 Mb.
#12912
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   38

Yaş günüm eşiğinde benim ! Fethedildi Ay !

İnsânlığa açıldı ! Kapalı olan uzay !

Bu ilginç rastlantıyla Ay vizyonum taçlandı :

Doğruladı ! ‘Rûhuma içmiş olduğum andı !’

Ölmeden çalış da ol ‘En güzel !’ Yâni ‘AYGIZ !’

Ölsem de çağır beni ! Cevabım hep : ‘Hayhay Gız!’

M.H.ULUĞ KIZILKEÇİLİ

ANKARA - 10.9.1999

‘“AY’IN YARILMASI !”’
Arapçada aynidir ! Geçmiş ve geniş zaman !

‘“Kıyâmet, Ay yarılıp da duman çıktığı an !”’

‘“İncikten çıkar”’ mektup ! Açıldığı vakit zarf !

Mektupta ‘“ÂDEM”’ yazar ! Yirmi dokuz duman harf !

Bunu gerçekleştirir ya erme ! Yahut ölüm !

Ama her hâl-ü kârda ! Vardır ikiye bölüm :

Şeffaf bedenden kopup ayrılır yoğun beden !

‘Merkezkaç kuvveti’dir ! Bilki ölüme neden !

Doğa yasalarına ! ‘“HAKK’ın sünneti !”’ Denir !

Ahrette de işler ! Ve ‘kul hakkı’ ödenir !

Helâlleşme ! RAHMÂN’la da yapıldığı zaman !

Yâni ! ‘“And’ın hesabı !”’ Sorulup bittiği an !

Can yeniden ! Ay’dan iner bu yeryüzüne !

Çünkü HAKK’a söz verir ! Ermek için özüne !

Ay melekleri önce şeffaf bedeni yapar !

İçine rûh girince yoğun bedenle kapar !

Bak her şey geometrik ! Beşer ikilik demek !

‘“İkiyi ayırarak, bir yapmaya ver emek !”’

İlk Ay ve son Ay olur dolunay, bölünerek !

Bu işlemden mutlaka ders alınması gerek !


M.H.ULUĞ KIZILKEÇİLİ

ANKARA – 12.08.2001


SN. YALÇIN İNAN’a ithaf !
AYNA !
Ayni suda iki kez ! Asla yıkanılamaz !

Her şey her an var ! Ve yok ! Bu sırrı bilen pek az !

‘“Her şeyin içi de O !’” ‘“Dışı da O !’” Şey nerde ?

Sonsuz hızlı bir nokta ALLAH ! Her an ! Her yerde !

‘“Her şeyde iç ve dış HAK !”’ Şey saklı hangi cinde ?

Şey ! Kendini var sanan bir gölge bilincinde !

Nokta sıfır ! Yâni ‘“GAYB !”’ Sıfırda olmaz boyut !

Ne makrodur ! Ne mikro ! Ne yoğundur ! Ne soyut !

Bu yüzden ‘“O”’ diyerek ! Tanımlar o kendini !

“Kendini bilmek !” O’nun yegâne gerçek dini !

Deme ! ‘Ben de bileyim kendimi !’ Düşüp aşka !

Sen çizgisin ! Hiçbir şey yok ki ! Noktadan başka !

Kendini ‘“O !”’ Sâdece kendisi ile bilir !

Kendisini ! Kendine yâni yansıtabilir !

Kâinat denen ayna ! Ortaya çıkar böyle !

Aynaya bakan hep ‘“O !”’ Görüntüler kim ? Söyle !

Görüntüler ! ALLAH’ın içinde bulunanlar !

Gerçek evren ALLAH’ta ! Bunu, anlayan anlar !

Kozmos’dan, quantum’a ! Kopyadır her gördüğün !

Doğum ve ölüm rüyâ ! Ne deprem var ! Ne düğün !

Kant der ; ‘Zaman iç duyu ! Mekân ise dış duyu !’

Aslını bulana dek ! Gel ! Git ! Göz açık uyu !

Aynada resim varken ! Ayna gözden silinir !

Aynanın ‘“Gayb”’ olduğu ! Bu örnekle bilinir !

HAKK’ın bir an aynaya bakmaması ! Kıyâmet !

Kopya kalkar ! Aslını bulan için selâmet !

‘“HAKK’ı değerlendirir ! Ancak hakîki bilgin !”’

Şoke etti bil İnan ! Beni evrene ilgin !

Kozmos ve Quantum’u tetkik, bilimsel namaz !’

Eserini okuyup ateist olunamaz !


M.H.ULUĞ KIZILKEÇİLİ

ANKARA- 15.07.2000


A Y Ş E !
Aptes bozmaya dağ da devesinden inmişti ;

Peygamberin haberi yoktu ! Bu yanlış işti !

Bu arada yürüyüp kervân hayli yol aldı ;

Ayşe deveci ile bir gece yalnız kaldı !

Ertesi gün evine gelince dağdan Ayşe ,

Çok çirkin dedikodu üretildi bu işe !

RESÛL dedi :“Babana git !”,“Bekle Cebrâil’i !”

Ayşe dedi: ‘ÂLÎ’ye sor ! Mâdem ki o Velî !’

ÂLÎ dedi: ‘RABB’imiz etmişken zinâyı men,

Suç olsa, gönderirdi O Cebrâil’i hemen !’

Ancak, ‘Size söyleyip almadığından izin,

Boşamaya hakkınız yine de vardır sizin !’

RESÛL gönderdi onu babasının evine !

Âyet gelince döndü o sevine sevine !

ÂLÎ’ye can düşmanı olarak bağladı kin !

Ve RESÛL hastalandı... Henüz sağ idi lâkin !

Yine ondan izinsiz babasını yolladı !

Namaz kıldırmak için ! Ki halef olsun adı !

Halîfe seçilince babası, hadîs düzdü !

RESÛL’den mirâs olmaz imiş ! FÂTMA’yı üzdü !

Selman dedi : ‘Ganimet verdi, duydum ahmed’i !’

Bekir :‘Ehlibeyttensin sen’ deyip dinlemedi !

‘Tabutumu tutmasın Ömer,Osman ve Bekir !’

Dedi : ÂLÎ’ye FÂTMA ,‘Var ellerinde çok kir !’

Dertle göçtü ! Ayşe de hiç vicdân azabı yok !

Dedi adamlarına ‘Atın tâbûtuna ok !’

Kızını gömdürmedi babasının yanına !

Tâbûtunda bir daha hıçkırdı FÂTMA ana !

‘Osman’ın katilinin Muaviyedir adı !’

Demişken; seçilince ÂLÎ, onu suçladı !

Dedi : ‘Keşke ölüp de görmeseydim bu günü !’

‘Âh bir duysam onun da ben öldürüldüğünü !’

ÂLÎ yapmadı vâli Talha ile Zübeyr’i !

Ayşe’yle birleştiler ! İşin değişti seyri !

Artık vâlilik değil, halîfelikti gaye !

Post için dosta kıymak kadar yok şey pespaye !

Güyâ her ikisine cennet müjdelenmişti ,

ALLAH hâşâ yanılmaz ! Bu hadîs düzme işti !

Yalnız RESÛL demişti Zübeyr’e :“Zâlimce sen,

ÂLÎ’ye savaş ilân edeceksin ! Bir bilsen !

Ama yine de senin kim keserse başını ,

Pişirir o cehennem ateşinde aşını !”

Topladılar bir ordu ! Ne utanmak var ! Ne âr !

Ayşe bu kez, indiği deveye bindi tekrâr !

ÂLÎ dedi : ‘Talha ve Zübeyr’e atmayın ok !

Şimdiye dek, İslâm’a çünkü hizmetleri çok !’

Kesti yolu köpekler ! Deme bu itin huyu !

Ayşe dedi :‘Olmasın bu yer o Hev’ab suyu !’

Zîrâ demişti RESÛL : “Köpekler eder akın !

Hev’ab suyudur adı ! Sen ordan geçme sakın !”

‘Bu yer orası değil’ diye edildi yemin !

Ayşe sâkinleşerek, durumdan oldu emin !

İlk yalancı şâhitlik İslâm’da budur işte !

Yemin, öz ! Ne al ! Ne sat ! Asla alışverişte !

Oğluna dedi Talha : ‘ÂLÎ’nin safından çık !’

Cevap verdi : ‘Tövbe et de ! Alnın olsun açık !’

Talha, ÂLÎ’ye ricâ etti ; ÂLÎ kırmadı !

‘Babana git evlâdım’ dedi ! ‘Baba, HAK adı !’

Oğlu gidip çıkardı zırhı ! Attı kalkanı !

Ve başsız vücûdundan fışkırdı şehit kanı !

Yaş aktı gözlerinden ÂLÎ’nin yavaş yavaş !

Devenin çevresinde başladı müthiş savaş !

Kesilince devenin kılıçla dört ayağı,

Nârasından çözüldü küfrün dizinin bağı !

ÂLÎ harbi kazanıp Ayşe’yi aldı esir !

On üç bin şehit vardı ! Oldu çok müteessir !

Talha ölmüş ! Zübeyr’in kafası kesilmişti !

‘“HANÎF DÎN”’i açacak mührü fitne silmişti !

‘Beni affet kazandın’ dedi, Ayşe ! ‘Âferin !’

ÂLÎ dedi :‘Affetmek zekâtıdır zaferin !’

“Sana kendi hakkımı, affediyorum Ana !

Şehitlerse, kul hakkı !’ ‘Ben karışamam ona !’

‘“Bir mâsûm öldüreni, bilirsin HAK, herkesi ;

Aynen öldürmüş gibi yargılar !”’ ‘HAK ilkesi !’

RESÛL eşi olarak güvenme şefâata !

Kızına bile dedi : “İltimas ummak hatâ !”

RESÛL eşi hakkında hem var özel bir âyet :

‘“İki kat ceza olur ! Suçlu ise o şayet !”’

Dön evine ! Bir daha çıkma benden izinsiz !’

‘Bana verdiği hakkı RESÛL’ün, bilirsiniz !’

Birden sapsarı oldu, pembe yanaklı yüzü !

Anlamıştı ne demek idi ; ÂLÎ’nin sözü !

Zîrâ eşi çiğnerse edebe âit usûl ,

Boşama yetkisini, ona vermişti Resûl !

‘“RESÛL’ün zevceleri anneniz”’ diyor âyet !

Ancak, boşama hakkı saklı ! Bu mühim gayet !

Her insânın bile bak öz annesiyken Havvâ ,

Hevesine uyunca, HAK kovdu ! Aldı hava !

Bu savaşa târihte denir ‘Deve savaşı !’

Deve kendi vücûdun ! Bul bineni ! Ol aşı !

Bir deve var ! İçimden gelir her an sevesi !

Ayşe’nin ki değil de ! O, ‘“SÂLİH’in devesi !”’

M.H.ULUĞ KIZILKEÇİLİ

ANKARA – 21.03.1997

BABA !
İlk uyarılarımı elimle ona verdim !

Çünkü ben milletimi ‘sandık üstü’ severdim !

Erken emekliliği S.S.K.’ya o koydu !

Bilmem kaç milyar dolar iç borçla halkı oydu !

Cumhuriyet görmedi daha kötü bir baba !

Batmamak için kırk yıl harcayacağız çaba !

Halkı kucakladıkça kemiklerini kırdı !

‘Çare tükenmez’ sözü ! Art fikirli lâkırdı !

Gözlerini açarak hâlâ o, iri iri !

Seçim istiyor ! Ecdad buna der ‘hırs-ı pîrî !’

Akraba ve dostları hapishanede bakın !

Telefon ve kartvizit bulmayı umma sakın !

‘Akraba HAK’tan’ der ! Hem başkana mektup yazar !

Yeğene banka izni ister ! Değmesin nazar !

Kendi yetmezmiş gibi ! Kızını da çağırdı !

Bacı ‘çifte anahtar’ diye bar bar bağırdı !

Sağ çıktı bu amyant kız ! Yanmışken bile banka !

Küllerinden doğar hep ! Modern ‘zümrüd-ü Anka !’

Bölükbaşı’dan dinle sen meclisteki kiri :

‘Genelevden emekli bunların en bâkiri !’


M.H.ULUĞ KIZILKEÇİLİ

ANKARA – 01.11.2001


‘“B A R N A B E !”’
İlginç bir mânâ görmek bana edildi ihsân !

Kristal bir tabutta yatmaktaydı bir insân !

Tamamen aynalardan oluşmuştu kefeni !

Bana benziyor idi ! Yüzü, boyu ve eni !

Karşımda duruyordu çok şâhâne bir bayan ,

Dedi :‘Gördüğün rüyâ değil ! Vizyondur uyan !

Tabutta yatan sensin ! Ama adın Barnabe !

HAKK’ın diri mumyası gibi ! Değil harabe !

İlk defa duyuyorsun sana âit bu adı !

Bensiz kimliği bulmak, kula mümkün olmadı !

Ne kadarsa ÂLÎ’ye sevgisi MUHAMMED’in ,

Îsâ’nınki de ona ayniydi ! Fikir edin !

Havarîleri bile bu, kıskançlığa itti !

İncil’in yorumunu yapmaya hep o gitti !

Bu yüzden Îsâ taktı ona ‘Barnabe’ ismi !

‘Nebî oğlu’ demektir ! Îsâ’dan farksız cismi !

Îsâ ona bıraktı mesajını emânet !

Biliyordu ki ‘Sen Pol’ edecekti ihânet !

Pol İsâ’yı görmedi asla ! ‘O sahte !’ Derdi !

Sonra rüyâda görüp o, hidâyete erdi !

Dedi :‘Âdem gibi her evlât doğar günâhkâr !’

Îsâ, ALLAH’ın oğlu ! Her kim etmezse inkâr !

Haçta döktüğü mâsûm kanıyla Îsâ onu ,

Günâhlarından yıkar ! Cennetlik olur sonu !’

Barnabe, Pol’e lânet yağdırıp çok üzüldü !

‘“HANÎF DÎN”’ yok edilip bir çok incil düzüldü !

‘Hak dîne dil uzattı’ diye şehit edildi !

Zîrâ onda konuşan, Îsâ’ya âit dildi !

Hıristiyan dinini, Aziz Pavlus’dur kuran !

Bereket ! İncîl gibi, hiç değişmedi Kur’an !

Ama yazık ! ÂLÎ’ye yorumlattırılmadı !

‘Ebû Hanîfe’ ile bir oldu ‘“HANÎF”’adı !

Her âyetin iç içe varken yedi yorumu !

‘ALLAH bilir’ diyerek ! Kurdular dîn kurumu !

Bir sürü ‘Sen Pol’ çıkıp düzdü tarîkat, mezhep !

Kulu ALLAH adına sömürmekti amaç hep !

HACI BEKTAŞ, FAZLULLAH, BLAWATSKİ, SEN JERMEN !

HAK düzen için geldi ! Düzence edildi men !

‘“HANÎF DÎN”’i son bir kez dene açıklamayı !

‘“Kıyâmet yaklaştı”’ bak ! ‘“MUHAMMED böldü Ay’ı !”’

Bu yüzden gösterdim ben sana ilk, ‘Ay vizyonu !’

‘Çözebilesin’ diye, Kur’an’a göre onu !

Beni sorarsan, sanma ! Barnabe’nin eşiyim !

Onun ‘“SEKÎNE”’denen en yakın kardeşiyim !’

Kucaklarken, Barnabe kalkıyordu ! Uyandım !

Öğrenmiştim kim idim ! Ve neydi HAKK’a andım !


M.H.ULUĞ KIZILKEÇİLİ

ANKARA – 02.03.1997


B E B E K !
Hiç bir bulut yok iken, müthiş bir ‘Şimşek çaktı !’

Cebrâil, kamaştığı için gözü, zor baktı !

Çıkan kıvılcım secde etti ‘İKİ ŞİMŞEĞE !’

‘Yengeç’ burcundan girip, doğru toprağa aktı !

Toprak otu emzirdi ! Otu sindirdi koyun !

Koyundan annem babam yedi ! Başladı oyun !

Göğüs kemiklerinin arasından süzülüp,

İnerken dedim ‘selâm !’ Anne ! EHLİBEYT, soyun !

Harf harf dağılmış iken on sekiz bin âleme !

Toplanıp kitab oldum ! Dolunca âileme !

Dedem üç isim koydu ! Birkaç mânâ sezerek !

Ona mânâlı baktım ! Memeyi eme eme !

Kulağıma eğilip ‘Uluğ’ diye bağırdı !

Anladım, ÂLÎ gibi, yüküm burda ağırdı !

Kulak zarım patladı ! MUSTAFA’yı duyunca !

Artık kulağım ‘üç’ten başkasına sağırdı !

Komşu agucuk yaptı ağzıma ! Oldum deli !

Bir güzel mıncıkladı her tarafımı eli !

‘Mahzûn’ oldum ! Kâlbime yalnız doktor baş koydu !

Ben ordaydım hâlbuki ! Ebedî ve ezelî !

Övdü bütün inekler, ot rengini gözümün !

Bakar iken oradan, gözbebeği özümün !

‘Beş’ parmağımı açıp sağ elimi uzattım !

Bir çıngırak taktılar ! Hükmü yoktu sözümün !

Beni yormuştu artık, bu bebek numarası !

Gelmişti, sıra adam gibi olmak sırası !

Toplumu uyutmayıp uyaran ninni yazdım !

Olmuştum bir postacı ! Dünyâ Ahret arası !

Baktım toplum uyanmaz ! Hep ‘Inga ınga’ der o !

Körlerin arkasından tıpış tıpış gider o !

Vaaz, nutuk, maç ve ders dinleyip zombi olmuş !

‘ÂLÎ’ desem anlıyor o, ‘Ali Desidero !’ (1)

Deyince ‘Haydi size en hayırlı tıraşlar !’

Beni bağrına bastı ! İndi çatılan kaşlar !

Anladım ! Dünyâ diye cehenneme inmişim !

‘“Çünkü onun yakıtı, insânlar ! Bir de taşlar !”’

‘“Kaya tuzu olmuştu ! Lût değil de ! Haremi !”’

Biri nefsi anlatır ! Ötekisi Âdem’i !

‘Oğlak’ burcundan çıkıp ! Girdim ‘İki’ şimşeğe !

Harf harf dağılıp tekrar, kucakladım âlemi !


M.H.ULUĞ KIZILKEÇİLİ

ANKARA- 24.10.1996


*(1) Ali Desidero : Bir traş reklamcısının takma adı

BEDDUÂ !
Dînsiz der:‘Yakamazken bir anne evlâdını,

Kulunu yakabilen, alsın sadist adını !’

‘AHMED’se zengin kart dul ve çocukla evlendi !’

‘Hak etti jigolo ve sübyancı isnadını !’
Ebû Leheb, ölmüşken, ‘“Eli kurusun”’ diye,

Bir âyet var ! Namazda hâlâ okunur ! Niye ?

Ebû Leheb, simgesi çünkü her bir dînsizin !

Onu şöyle lânetler melekler her saniye :


‘Gözlerinin nûru da kör kâlbi gibi olsun !’

‘Bedeni, nefsi gibi, habis tümörle dolsun !’

‘En iğrenç kalıpları giysin gelip gittikçe !’

Ve ‘“ALLAH’ın lâneti hep üzerine olsun !”’


Ya bedduâ hükmünü bekler ! Olup harabe !

Ya af diler RESÛL’den ! Ve HAKK’a eder tövbe !

Yoksa karşılar onu cehennem kapısında,

O ‘“ON DOKUZ ZEBÂNÎ ”’, denilen korkunç ebe !


M.H.ULUĞ KIZILKEÇİLİ

İZMİR-12.10.1998


BEDEN !
Vücûd ALLAH yapısı mûcize bir makine !

‘Vekâleten’ o benzer ancak ! ALLAH’ınkine !

İçinde akan kanla, asla beslenmez damar !

Besleyecek damarı ona HAK dıştan yamar !

Pompaladığı kanı, kâlb azıcık tadamaz !

Kan, dışardan kasını beslemese ! Atamaz !

Ne damar ! Ne kâlb ! Sâhib kendi kanına bile !

Her şey bir ‘emânetçi !’ ‘“ALLAH’ı Mâlik”’ bile !

Çarkları birbirine bağlı ! Bir ‘saat’ beden !

‘“Ol !”’ deyip, ayni anda monte etmiş halk eden !

Ayni an takılmasa ! Örneğin, kâlb ve beyin !

Hemen sonra, bitkisel bir hayâtı bekleyin !

Her parça ayrı ayrı yapılır ! Yoktur ‘evrim !’

Her şey, her an var ve yok edilir ! Budur ‘devrim !’

Her şey ! Her an ! Bürünür ! ALLAH’a âit renge !

Kör bu rengi göremez ! Der ‘raslantı her denge !’

Kanda demir olmasa ! Kızıl renge boyanmaz !

Oksijen alamasa demir ! Isınıp yanmaz !

Kanda bu ısı düşse ! Veyâhut çıksa biraz ,

Can, dengeyi kaybeder ! Bedeni kullanamaz !

Kanda biraz değişse ! Kalsiyumun oranı ,

Kâlb durur ! ALLAH bil sen ! Kâlbini vurduranı !

Kalsiyum fazlasını dışarıya atan kim ?

ALLAH affetmez ! Eğer, Allahsızsa bir hekim !

Kulağın yapısını bir düşünse ! Bu, yeter !

Taş beyinli, taş kâlbli, aydın ! Taştan da beter !

Kafatası en sağlam ve en hafif kemik bak !

Düşüneni ezmeyip koru ! Yüzün olsun ak !

Kâlb dışarda da atar ! Jeneratör sâhibi !

İçinde bir ‘nokta’ var ! Bağımsız ! ALLAH gibi !

‘“Yapamazsın bir sinek”’ bile ! Kur’anda bu söz !

Hücre yaratmak için ! Milyarlarca şifre çöz !

Bilgisayara versen ! O da istifâ eder !

‘Bu hesabı ALLAH’tan başkası yapamaz’ der !

Sinek kanadı titrer ! Saniyede on bin kez !

Kanatta,damar,kan, kas, sinir var ! Şaşar herkez !

ALLAH küçükten küçük ! Büyükten daha büyük !

‘Nokta’dan başka her şey ! Her şeyin sırtında yük !

300 milyon yıl yaşar ! Uzaydaki bakteri !

Uzun ömür isteme ! ‘“Tek nîmet alın teri !”’

Tembel öğrenci gibi ! Kopya çekmek işimiz !

‘Aslı’ kopyalayamaz ! Asla hiçbir kişimiz !

Zaten yedinci kopya ! Bu bedenin kendisi !

Aslını bulan, olur âlemin efendisi !

HAKK’ın fıtratı asıl ! ALLAH kopyalanamaz !

‘“LÂ İLÂHE İLLALLAH”’ sırrını bilen çok az !

İşte bu yüzden güldü şeytana,’”YÜCE MECLİS !”’

‘“Fıtratla oynayacak insân”’ deyince, İblîs !

Zîrâ ‘“Rûhun sırrını, HAK kâfirden sakladı !”’

‘“ALLAH’ın fıtratıdır !”’ Bizdeki ‘Rûh’un adı !


Kesik kolu dikeriz ! Ama hayâtı değil !

Hayât yaratılmadı ! Ölüm sırrına eğil !

‘Kul’ olmanın dışında ! HAK’tan yok hiç farkımız !

Ona dönene kadar ! Dönecek hep çarkımız !

Kendini bil ! ALLAH’a karşı var ise ilgin !

O der :‘“Değerlendirir beni en iyi bilgin !”’


M.H.ULUĞ KIZILKEÇİLİ

ANKARA – 26.06.1999

BEKTAŞ !
Peri bacalarını görüp ordan dönerken,

Hacı Bektaşa geçtim ! Müze kapanmış erken !

Bayan Menderes gelip, müdürle çıkmış âni

Ziyâret edemedim ! Hacı Bektaş’ı yâni !

Anladım ! Hazret-i Pîr beni reddetti niçin !

Kiliseye ! Kâbe’den önce gittiğim için !

Ayni gün Ankara’ya döndüğümde o gece,

Şöyle bir rüyâ gördüm : net idi son derece !

Rahmetli babam açtı kapısını dergâhın !

Beni soktu odaya ! Ordaydı kabri, ‘ŞAH’ın !

Niyâz edip kalkınca, beni kolumdan tuttu !

HACI BEKTAŞ’ın emri deyip tahta oturttu !

Ağzıma toprak verdi ! Çiğnedim : sakız gibi !

‘Sana yolladı dedi Kerbelâ’nın sâhibi !’

Gözyaşları içinde sabahleyin uyandım !

Artık dergâha gitmek idi : yegâne andım !

PÎR’in yolunda şehit olmaya gönlüm aktı !

Arabamın lastiği ! Zincirsiz ve kabaktı !

Eşim ‘Yollar buz tutmuş gitme’ diye yalvardı !

‘Dağ yolu sisli olur görünmez önü ardı !’

‘PÎR’e söz verdim, dönmem !’ Diye ben direnince !

‘Biz de varız’ dedi ve iç çekti pek derince !

İki yavruma da ben dedim ‘böyledir âdet :

Getirdik hep beraber kelime-i şehadet !

Dedim : ‘Susun araba kayarken azar azar !

‘Koruma çemberini Pîr’in, yalnız ‘ses’ bozar !’

Anladılar üç defa ! Şakası yok durumun !

Kayan araba durdu ! Başında uçurumun !

Akşam dergâha varıp, Bektaş’a ettik niyaz !

Müdür dedi ‘Dönmeyin ! Gece sis var ve ayaz !’

Arabaya atladık ve sis bastırdı gece !

İki metre öteyi görmek ! Oldu bilmece !

Vosvos durdu ! Durunca donmaya başladık biz !

Tam o anda arkamda ! Belirdi ışıklı iz !

Sis lâmbalı otobüs şoförü bizi aldı !

Dedi :’Çarpmama size bilin ki ramak kaldı !’

‘Yolumuzu ânide kaya düşüp kapadı !’

‘Mecbur bu yola saptık, ‘Mevlâna’ firma adı !’

Sordum : ‘Şoför bey ismin ne ?’ Dedi : ‘Mehmed Âlî !’

Pek garip baktı bize ! Yolcu olan ahâli !

Dediler : ‘İntihar mı topluca sizin dava !

Çünkü yaşıyorsunuz biliniz ki bedava !’

Muavini tosbayı getirdi ! Şoför bizi !

Mevlâna der : ‘Denizde kaybolur ayak izi !’

İslâm : teslim olmaktır ! İsmail’inki gibi !

‘“Bıçağa son dakika dur !”’ Der ! ‘“Mülkün sâhibi !”’

Eren herkesi sınar ! Ben ereni sınadım !

‘Kendini, kendisiyle sınayan !’ Oldu adım !

Onun sesidir vicdân ! Dinleyen olur azât !

Anladım ki ‘“Rûhumdu !”’ Vizyonda gödüğüm zât !

Kendindekini bulmak için ! Sen kendini aş !

Hanîf ol ! Onun adı : ‘HAS RAB ! ÂDEM ! Ve BEKTAŞ !’


M.H.ULUĞ KIZILKEÇİLİ

ANKARA - 1968


BEKTAŞÎ SIRRI !

BEKTAŞÎLİK tarîkat değil de ! ‘“HANÎF DÎN”’dir !

Hatırla da verdiğin sözü ! Rûhunu indir !

Bu dîn için diyor HAK :‘“Çoğu insânlar bilmez !”’

Bu mesajı sindir de ! Batıl vehmini dindir !
‘Tırnak içi sözcükler’, ‘öz dokunda’ kazılı !

‘Bektaş’ veya ‘Bektaşi’ harfleriyle yazılı !

‘Âdem’e öğretilen isimler’in içyüzü !

Şeytan bilemeyince, düşman oldu, azılı !


‘Bektaşî’ sözcüğü der her insâna, ‘Bak eşit !’

Herkeste aynı rûh var ! Olsa da çeşit çeşit !

Kâfire cihâd açma da ! Gönül gözünü aç !

Terk eden rûhu dönüp de, onu yapsın reşit !


Bu yüzden bir emirdir sana ‘BEKTAŞ !’ Der: ‘Beş tak !’

‘Beş’ taktığın yer, ‘Dokuz’ boğumdur ! ‘Ses’e yatak !

‘Beş’ kere ‘dokuz’ kırk beş ! Âdem, EHLİBEYT imiş !

‘B’ ek ‘taş’, temelin o ! Çamurunu eyle ak !


‘“ ‘Tâ beşik’ içindeyken, Îsâ konuştu !”’ Niçin ?

‘B’, eşik ! ‘At’, refreftir ! Mîrâca çıkmak için !

‘“Mîrâç gece yapıldı!”’ Demek ki o, ‘Şeb akdi !’

Secden MUHAMMED yazar ! Kıblen, ŞAH olan için !


‘Tek şab’ “şabb-ı emreddir !”Hiç yaşlanmayan oğlan !

‘“Arş sâhibi yanında emin”’ bir Âdem olan !

O, ALLAH’ın ‘“En yüce”’ ve ‘“En kuvvetli”’ ismi !

Onu görür Hakeren, miraca çıktığı an !


ALLAH’ın yakınları için bil ki ‘B’, tek ‘aş !’

‘Beş rûh’ varken altında, abâdan çıktı ‘Tek baş !’

‘BEKTAŞ’, ‘Şak et B’ demek ! Yâni B harfini aç !

‘B’ ve ‘ELİF’, yüz on dört sûre ! Son sıratı aş !


Sıfırsız topla ! ‘BEKTAŞ’ eder, ‘On iki imâm !’ (723)

‘Beş, kat !’ Eder on yedi ! ‘Cedî’ sayısı tamam ! (12 +5)

‘On yedi’ rekâtta sen bunlar ile özdeşleş !

‘Cedî burcu’ ile denk, ‘ÂLÎ İSMİ !’ Bu, meram !


Ebcedde ayni, BEKTAŞ ve ‘“Nefs’ül-beşer !”’

‘Bu, sâf dokusu demek o insânın !’ Sırra er !

‘O insân’ sıra insân değil ! Rûh inen Âdem !

O iç,secdeye lâyık ! Hayra dönüşmüştür şer !

BEKTAŞÎ sözcüğünde hem ‘Beka’ var ! Hem de ‘“ŞİT !”’

‘“Ölüde bâkî kalan yüzdür o !”’ HAK’tan işit !

Tevrât der : ‘“Şit ölmedi ! Göğe dipdiri çıktı !”’

Kâbe’yi ilk O kurmuş ! Yorumla çeşit çeşit !


MUHAMMED ÂLÎ’dir bil ! RABB’imizin esrârı !

‘Özü hatırlamaktır’, onun bütün ısrârı !

‘“Zikrederim RABB’imi nefsimde !”’ HAKK’ın emri !

Âdem dokuz sayının, dokuz, birin tekrârı !

Dokuzu neyle çarpsan topla ! Hep dokuz çıkar !

Ona ayna olmaktan başka şeyde, yoktur kâr !

Âdem’e, kendisinden başka biri giremez !

Dokuz hariç ne girse, ona dışardan bakar !


Kader mikdar demektir ! Mikdar demektir sayı !

Tesâdüf diye bir şey yok ! Sâdece var sayı !

İki hidrojen hep bir oksijenle evlenir !

Tam on dörtte, dâire görürsün Gökte Ay’ı !


‘“Emsâlsiz cemâlidir”’ ALLAH’ın ‘BEKTAŞ’ sözü !

‘“RABB’ine nazar eder”’ miraç yapanın gözü !

MİKÂİL İbranîce : ‘HAK gibi olan’ demek !

‘Mikâil ismi’ ve RAB ayni ! Bul artık özü !

‘“ALLAH’ın benzerinin benzeri yok”’ der âyet !

Olur mu hiç gölgenin gölgesi ! Doğru gayet !

RABB’e bakan RAB değil ! ‘“Gölge uzantısıdır !”’

‘“Mîrâçta son sınır”’ var ! Et sınıra riayet !


Zannetme ! Bu mesaj sayı ve kelime oyunu !

‘“MESÎH”’ bak ! Hem ‘“Kelime !”’ Hem de ‘“RÛH !”’ Bul soyunu !

Evren ‘“OL”’ sözcüğünden oluşmuş bir cümledir !

Sen de bu cümledensin ! Göster artık boyunu !


‘“OL”’ sözcüğü Arapça ‘“KÜN”’ yani ‘“KAF”’ ile ‘“NÛN !”’

‘“KAF”’ı aç ! İki,bir ve sekiz, rakamı onun !

Bak ! İki yüz on sekiz ! ‘ÂLÎ İBN EB-İ TALİB !’

‘“NÛN”’, harf ve nokta : elli ! Bu MUHAMMED’İ bulun !


Hacı oldu yapmadan hac, HACI BEKTAŞ VELÎ !

Kâbe, RAHMÂN’ın evi ! Kâbe de doğdu ÂLÎ !

Kâbe’ye giren için nereye dönse kıble !

HANÎF’i bulan, Âdem ! Bulamayan, ahâli !


Yirmi dokuz harf tek tek isim, RÛH ve KELİME !

Kudret kalemi yazmış ! Yüzüme ve elime !

‘“RABB’inden kelimeler alıp Âdem af oldu !”’

Af dile ! Al Rûhunu ! Halîfe ol âleme !

“Şabb-ı emret” ile denk ‘CÂFER-İ SADIK !’ Niçin ? (553)

‘KERREM ALLAHU VECHE !’ ‘“Mîrâç”’da, onun için ! (345)


Yüklə 3,62 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   38




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin