80yil ozel 07 doc


VEHBİ KOÇ’U TANIYAN HERKES AYNI ÖZELLİKLERİNİ VURGULUYOR



Yüklə 0,62 Mb.
səhifə11/13
tarix06.03.2018
ölçüsü0,62 Mb.
#44378
1   ...   5   6   7   8   9   10   11   12   13

VEHBİ KOÇ’U TANIYAN HERKES AYNI ÖZELLİKLERİNİ VURGULUYOR:
İLİŞKİLER FARKLI AMA O HEP AYNI
Bakanlardan “yürüyüş mangası” üyelerine, valilerden çalışanlara, 70 yılı aşkın bir sürede biriktirilen dostluklar, dostlarda biriken anılar. Kimi zaman hüzünlü, çokça keyifli ama hepsi çok önemsenen anılar...
Ülkelerin tarihleri zorlukla yazılır. Rejimin kuruluşu, gelişmesi, endüstrinin ilerlemesi, sanatın yavaş yavaş serpilip boy vermesi uzun yıllar alır. Bu tarih sahnesinde, herkes kendi yolunda yürür ve kendince doğru olanları yaşarken, birileri o ülkenin tarihine mal olur. Artık adları, ülkenin tarihiyle birlikte anılmaya başlar. Ve bir köşe başında, farklı alanlarda önemli işler yapmış ve tarihe mal olmuş bu insanların yolları buluşur.

Koç Topluluğu’nun kurucusu Vehbi Koç’un yolu ise gerek ülkedeki konumu, gerek kişisel özellikleri nedeniyle pek çok insanla kesişir. 1926’dan 1996’ya, tam 70 yıl, iş dünyasından sanat dünyasına, partnerlerden çalışanlara, bürokratlardan dostlara, yüzlerce, binlerce insan... Bu kadar çok zaman, bu kadar çok proje doğal olarak anıları biriktirir.

Vehbi Koç’a ilişkin anılarını paylaşmaları istendiğinde hemen herkeste ilk tepkiler benzer oluyor: Biraz hüzünlü ama kocaman bir gülümseme ve bu gülümsemeye eşlik eden “O kadar çok ki, hangisini anlatayım” sözleri. Aslında hepimiz anılar biriktiririz az ya da çok tanıdığımız insanlara dair. Ama yalnızca “çok önemsediklerimiz” bizimle yıllarca birlikte yaşar. Vehbi Koç’la bir kez yüz yüze gelerek sohbet etmek demek, yaşamınız boyunca unutmayacağınız, torunlarınızla paylaşacağınız bir anı sahibi olmak demektir...
CAHİT ARAL:
Vehbi Bey müteşebbislerin idolü olmuştu
Vehbi Koç’un adını ve gerçekleştirdiklerini 40’lı yıllarda Elazığ Ticaret Odası Başkanlığı yapan dayısından duyan Cahit Aral, üniversite yıllarında da Koç şirketlerini yakından izlemiş. Dolayısıyla Koç Topluluğu’nun 80 yıllık sürecinin topluluk dışındaki en yakın tanıklarından biri. 1965’te ilk Türk patentli motoru (Rahmi M. Koç Müzesi’de sergilenen), “Aral Motor”u üreten Cahit Aral, yeterli sermayesi olmadığı için Vehbi Koç’a başvurur. Vehbi Koç, bir mektupla verdiği özenli yanıtta, çok önemli bir yatırıma başladığını ve o bitmeden ikinci bir işe atılamayacağını bildirir. Mektubun ekinde yer alan uzman görüşlerinin özeti ise “Cahit Aral’ın arkasında 75-100 senelik bir deneyim birikimi yok, ileride ne gibi problemlerle karşılaşacağımızı bilemeyiz. Dünyanın motor imal eden meşhur şirketlerinden lisans alınarak bu tip bir motor yapmak daha doğrudur” yönündedir.
‘’Birbirimizi yakından tanıdığımızdan ekonomi, sanayi ve ticaretin gelişmesi ve meselelerin halline ait düşüncelerimizi karşılıklı olarak yıllarca yazılı olarak sunmuşuzdur’’
Tanışmaları, aynı yıl, yani Cahit Aral’ın Vehbi Koç ve şirketlerinin adını dayısından duymasından 25 yıl sonradır.

“Vehbi Koç, Ordu Vapuru ile Trabzon’a oradan Erzurum, Erzincan, Sivas ve Kayseri’ye gitmişti. Ben Kayseri’de Turan Oteli’nde ziyaretine giderek kendimi takdim ettim. Bu ilk karşılaşmamız ve tanışmamız oldu. Yanında Hulki Alisbah ve maden işlerini tedvir eden, yanılmıyorsam Ömer Bey vardı. Sayın Koç bana ‘Karayolları eski Genel Müdürü Daniş Koper ve Fahir İlkel Bey’in dediğine göre sen kıymetli bir kişiymişsin? Herhalde mektubumu aldın. İstanbul’a gelirsen beklerim’ dedi. Bunun bir nezaket daveti olduğunu bildiğimden bu davetini suistimal etmemek için hiç icabet etmedim.”

Özel sektörden ayrılarak meyve suyu endüstrisine giren Aral, ilk meyve suyu tesisleri olan Meysu’yu kurar. Ardından Meysu’nun kazancı ile Çoban Yem Sanayi gelir ve bu sırada Güneysu’yu da satın alırlar. Koç ise Ersu’ya en büyük ortak olmuştur. Meyve suyu fabrikaları arasında çok ciddi bir rekabet vardır. Vehbi Koç Ersu hisselerini Aral’a satmak ister, derhal anlaşırlar. Birkaç ay sonra TAT, Güneysu’daki henüz sandıkları dahi açılmamış salça tesislerini almak ister ve yine hemen anlaşırlar. Böylece Cahit Aral’ın “hiç kopmayan” diye tanımladığı beraberlikleri başlar. “Diyebilirim ki 1977’den vefat ettiği 1996’ya kadarki dönemde her yıl aşağı yukarı 20-25 gün beraber olurduk. Sayın Vehbi Koç ve Koç Holding’e ait bilgi ve hatıralarımı ancak bir kitap yazarsam sunabilirim.”

Zaman içinde Cahit Aral siyasette yol alır ve bakan olarak hükümette yer alır. Bu dönemde ilişkilerine bir de “siyasetçi-işadamı” boyutu eklenir:

“Çok iyi dost olmamıza rağmen hiçbir zaman devlet adamlarına karşı resmi üslup ve davranışında ciddiyeti asla kaybetmezdi. ANAP 6 Kasım 1983 seçimlerini kazanmış, fakat henüz hükümet kurulmamıştı. Bana yazdığı tarihi tebrik mektubundaki hususlar Vehbi Koç’un şahsi menfaatini ilgilendiren hususlar değildi. Tıpkı büyük bir devlet adamı edasıyla millet ve memleketinin âli menfaatine ait asil ve can alıcı yönlendirmeleri kapsıyordu.

Bu mektuptan 15 gün sonra hükümet kurulmuş, ben Sanayi ve Ticaret Bakanı olmuştum. Defalarca görüştük. Hep memleket meselelerini, ekonomiyi genel boyutlarıyla karşılıklı değerlendirmişizdir. fiunu kesinlikle ve katiyetle ifade etmek isterim ki çok iyi dost olmamıza rağmen, bu müddet zarfında Sayın Vehbi Koç benden kuruluşları, şahsı ve yakınları için hiçbir, ama hiçbir istekte bulunmamıştır.

Vehbi Koç’un beni etkileyen tarafı bütün düşünce ve davranışlarında her zaman memleketi ve milletin âli menfaatini ön planda tutması, beni hayran bırakması dışında benim saygı ve sevgimi inanılmaz ölçüde artırmıştır. ‘Devletim varsa ben varım’ vecizesi Vehbi Koç’un layemut abidesidir.

Kişi ve yaşam yönünden beni etkileyen çok önemli kural ve davranışları vardı. Hiçbir zaman hiçbir kişi için aleyhte konuşmazdı. Mütevazı idi ve gösterişten kaçınırdı. Randevusuna zamanından önce gider, gireceği yerin kapısında turlardı. Randevuya geç gelenlere fena halde içerlerdi. Her devletin en zengini ile tanışır ve görüşürdü. Eğer bana ‘Cahit Bey bu değirmenin suyu nerden geliyor’ diye sorarsa, bunun manası şudur: bu iş için ‘Bu para nerelerden geliyor? Üzerine eğilirsen sen de bulursun’ demektir. Bana kimin için sormuşsa, sonradan o teşebbüs ve faaliyetin kaynağının çürük veya gayrimeşru olduğunu görmüşümdür. Hiçbir zaman teyit etmez, susar.”

Cahit Aral, Vehbi Koç’un vefatının ardından da Koç Topluluğu’nu yakından izlemeye devam eder:

“Vefat edince içimde acaba çocukları ve torunları onun yerini doldurabilecekler mi endişesini taşımadım. Evlatlarının faaliyetlerini takip ediyordum. Torunları da çok iyi yetiştirilmekte idi. Nitekim benim bu rahatlığımı doğuran çok güvendiğim kriterlerim beni yanıltmamıştı.

Esas ben Sayın Rahmi Koç’un ne kadar muazzam bir potansiyele sahip olduğunu Kabataş Lisesi Vakfı’nda 2004 yılının sonlarında yaptığı konuşmasıyla öğrendim. Bugün de okunup istifade edilecek mükemmeliyette. Sayın Rahmi Koç’un vizyonunu bir maestro gibi ortaya koyan bu muhteşem konuşmayı Erdal Bey’den alarak teksir edip bütün çevreme ve encümen-i daniş’in çok muhterem üyelerine dağıttım. Rahmi Bey’i çok farklı düşünen ve tahayyül edenlerin bu konuşmayı okuduktan sonra bana döndüklerindeki mükemmel intiba ve mütaalaları beni cidden şaşırttı. Bundan dolayı çok bahtiyarım. Bugün Koç Holding’de kardeşler arasında kendi yaradılışlarına uygun görev taksiminin mükemmeliyeti beni sonsuz mutlu kılmaktadır. Her sene lütfedip gönderdikleri Koç Holding Yıllık Faaliyet Raporu’ndan Koç Holding’in gelişme ve atılımlarını öğrenip gurur duyup iftihar ediyorum. Bugün Koç Holding; Sayın Vehbi Koç’un vefatından sonra Sayın Rahmi Koç döneminde Türkiye dışında dünya piyasasında faaliyetlere başlamış, önemli devletlerde birçok yatırımları ile temayüz etmiştir. Koç’un üçüncü kuşağının da konuları toparlayarak, daha konsantre bir yapıya sahip kılıp dünya piyasasında bir aktör olma yolunda hızla ilerlemekte olduğunu görerek mutlu oluyorum. Koç holding bu anki hedef ve aldığı neticelerle Türkiye’nin en güzide holdingidir.”
ELİ ACIMAN’DAN…
Reklamveren olarak Koç Topluluğu
Ünlü ve deneyimli reklamcı Eli Acıman, biraz sıkıntılı günlerin ardından, 1944 yılında Koç Ticaret’in Reklam Müdürü olur. Önce Vehbi Koç, ardından Rahmi M. Koç’la çalışır. Acıman’ın gözüyle bir “reklamveren” olarak Koç Topluluğu:

“Günlerimi, gazetelerde ilanları çıkan değişik şirketlerin sahiplerine özel mektuplar yazarak geçiriyordum. ‘İlanınızı gördük. Ancak şöyle yazılsaydı daha etkileyici olurdu’ şeklinde öneriler içeren raporvari mektuplar. Tek başıma çalışıyordum ama hep biz diyordum.

Mektuplarıma cevap almasam da yazmaktan yılmıyordum. Kimi zaman bazı şirketlerin ilanlarının benim önerilerim doğrultusunda değiştirildiğini görüyordum ama beni kimse aramıyordu!

O arada zaman zaman fienşapka’nın reklamlarını hazırlıyordum. Ara sıra da Markiz Pastanesi’nden, Atlantik Birahanesi’nden küçük işler alıyordum.

Alacağımı tahsil etmeye gittiğimde beni mutlaka bekletirler, o arada Markiz’de pasta, Atlantik’te bira ikram ederlerdi. Saatlerce beklediğim olurdu.

O öneri mektuplarından birini Vehbi Koç’a da göndermiştim ama ses seda çıkmamıştı. Günün birinde Emin Aktar aradı; Vehbi Koç’un kayınbiraderi... Ziyaretine gittim. Emin Bey mektuptan söz açarak benden bilgi aldı. Yeni basılacak olan telefon rehberine, Koç Ticaret için, ‘deneme’ mahiyetinde bir reklam hazırlamamı istedi.

Rehberde ilan çıktıktan bir süre sonra Koç Ticaret’in reklam ajansı oldum. Komisyon değil, 100 lira aylık verirlerdi.

Daha sonra dostluğumuz ilerlediğinde, Emin Aktar, ilk buluşmamızın nasıl olduğunu anlatmıştı. Vehbi Koç, bir tedavi vesilesiyle hastaneye yatmasını fırsat bilerek, birikmiş mektuplarını gözden geçirirken benim yazdığım raporu okumuş, ‘Bu adamda iş var galiba, bir görüşüver’ diyerek Emin Bey’i görevlendirmiş.

Koç Ticaret’in reklam işlerini üstleninceye kadar, hayatımın en zorlu dönemini geçirmiştim. Ondan sonra biraz önümü görebilmeye başladım. Önce Faal Reklam Acentası’nın tescili için Ticaret Odası’na gittim.

Anadolu tüccarıyla dünya işadamının sentezi Vehbi Koç’u, 1944-45 yıllarında tanıdım. Penceresiz odada çalışırken, Koç Ticaret’in ‘Reklam Müdürü’ sıfatını alışımla başlayan ve Koç Holding’le devam eden bir dostluk ve müşteri-ajans ilişkisi. Vehbi Bey, ‘esnaf’tı, ama bambaşka bir esnaf! Anadolu tüccarlığıyla, dünya klasında işadamlığı sentezini onun gibi ustaca kotarabilen işadamı az bulunur. Hayatım boyunca, toplum liderliğine erişmiş birkaç işadamını yakından tanıma fırsatı buldum. Hepsinde benzer meziyetler gördüm. Ancak hiçbirinde, Vehbi Koç’un sahip olduğu meziyet koleksiyonuna tanık olmadım. Hafızası, iradesi, takipçiliği çok kuvvetliydi. Karşı konulamaz bir ikna gücüne sahipti. Daha sonra Rahmi Koç devreye girdi. İlk aylarda aramızda negatif diyebileceğim bir elektriklenme oldu. Benden hazzetmediğini hissediyordum ya da benimle çalışmak istemediğini düşünüyordum. Fakat kısa bir süre sonra buzlar çözüldü. Gerçek bir dostluk doğdu aramızda ve günümüze kadar da öyle devam etti. İş hayatımın en zor günlerinde desteğini hiç esirgemedi. Özel hayatımızda ise Anjel de ben de dostluğunu daima yanı başımızda hissettik.

Koç Holding’in üstünlüğünde, profesyonel yöneticilerinin olağanüstü payı olduğu inkâr edilemez. Bir reklam ajansı için hiç de kolay bir reklamveren değildi Koç Grubu ama son derece medeni bir işbirliğimiz olmuştu.”
ALÂEDDİN-AYTEN YAVAŞÇA:
Vehbi Koç’u hiç unutmadık!”
Alâeddin–Ayten Yavaşça çifti, yılda iki kez Vehbi Koç’la bir araya gelirler: Tıp Bayramı ve iftar yemeği davetinde. Ancak günümüz gençlerinin pek de anlayamayacağı biçimde anılar birikir yıllar içinde.
ALÂEDDİN YAVAŞÇA

1954 yılı; Ord. Prof. Tevfik Remzi Kazancıgil’in yanında üç yıllık genç bir asistanım. 1950 yılında İstanbul Radyosu’nda açılan solistlik sınavını kazanmış dört yıllık radyo sanatkârıyım. Bu süre içinde değerli bestekâr ve kemani Cevdet Çağla ile baba-evlat gibi mizaç uyumu taşıyan beraberliğimiz var. O günlerden birinde Cevdet Çağla beni, yakından tanıdığı bazı önemli kişilerle tanışmam için Ankara Kulübü’ne götürdü.

Vehbi Koç’la ilk karşılaşmam böyle oldu. Biraz müzik yaptık. O arada İstanbul’dan tahsile gelmiş gençlerin sahipsizliğinden söz açıldı. Bu sohbet esnasında, haddim olmayarak ben de gençliğin verdiği cesaretle, bu konunun tek çözüm yolunun orada bulunan varlıklı işadamlarının bir vakıf kurmalarıyla başarıya ulaşacağını teklif ettim. İlk tepki Vehbi Bey’den geldi. “Delikanlı sana benden bir aferin” dedi ve bu teşebbüsün öncüsü olacağını söyledi. Tahmin ediyorum ki “Türk Eğitim Vakfı”nın kurulması fikriyatı o gün filizlenmiştir.

Bu hatıra Vehbi Bey’in hiç kibir taşımadığının, genç birinin olsa da fikre yaklaşımı, yapısındaki genin ayrıcalığını ortaya çıkarıyor.


‘’Uğraştığı maddi konular, onun manevi duygularını köreltmemiş, örf ve ananesine saygılı, sanata değer veren, bunun yanında dünyadaki gelişmeleri yakından izleyen bir tabiata sahipti’’
Böylece benim Vehbi Bey’le karşılıklı sevgi ve saygım o tarihlerden başladı.

Bu dostluk, onun Ramazanlarda başlattığı yılda bir gün iftar yemekleriyle ve eski Divan Lokantası’ndaki, sevdiği doktorlara verdiği, sonra vasiyetiyle ölümsüzleştirdiği Vehbi Koç Tıp Bayramı Yemekleriyle perçinlendi. Bu yemekler 14 Mart’a yakın tarihlerde, Profesör Tarık Minkâri’nin ateşlemesiyle süreklilik kazanmıştı.

Vehbi Koç prensip adamıydı; kurallarını kendisi koyar, her şeyi yakından takip eder, gerektiğinde müdahalesini yapar, -anlayışını takipte- değer taşıyan kişileri, kabiliyetleri istikametinde değerlendirirdi. Onun tesis ettiği kuruluşlar bu sayede gelişmiş ve Türk ekonomisinin yüz akı olmuştur. Vehbi Bey çok iyi vasıflarla donanmıştır. Uğraştığı maddi konular, onun manevi duygularını köreltmemiş, örf ve ananesine saygılı, sanata değer veren, bunun yanında dünyadaki gelişmeleri yakından izleyen bir tabiata sahipti.

Benim ve eşimin evlilik ve doğum günlerimizde bizi yalnız bırakmayan, beraberliklerimizde de babacan, şefkatli davranışlarını eksik etmeyen büyük insanın eksikliğini günler geçtikçe artarak hissediyoruz. Yüce Allah’ın rahmeti üzerinden eksik olmasın.


AYTEN YAVAŞÇA
Vehbi Bey’in daima gülen gözlerine hayran olmuşumdur. Hafif mütebessim dudakları, tonton yanakları hep bende bir baba duygusu uyandırmıştır.

Onun evladı olmak kim bilir nasıl bir mutluluktur, diye düşünmüşümdür. Bunu bilmeme imkân yok tabii.

Her yıl Tıp Bayramı kutlaması ve Ramazan ayı iftar yemeği vesilesiyle verdiği toplantılarda eşimin varlığıyla katıldık.

Bir defasında eşim bana araba almaya karar vermişti; ben Vehbi Bey’in bize olan yakınlığına güvenerek, “Alâeddin bana araba alacak, acaba bize yardımcı olur musunuz?” dedim. Cevap vermedi, hafif güldü. Bu konuşma orada kaldı, günler geçti biz Toyota’dan bir araba aldık. Ben bu konuşmayı unutmuşum bile, bir sonraki toplantıda bana doğru gelerek, “Kız sen niçin evinde oturmuyorsun? Kaç defa seni arattım, bulamadık. Araban hazırdı” demez mi?



Çok şaşırmıştım, ben onun bu konu üzerinde durmadığını sanarak hafif de olsa kırılmıştım. Oysa o bu konuşmayı unutmamış, takip etmiş. Adamları vasıtasıyla aratmış. Onlar da anlaşılan konunun üzerinde durmamışlar ki bana ulaşamamışlar. Bu onun ne kadar zeki olduğunun, hiçbir şeyi unutmadığının örneğidir. Biz de seni hiç unutmadık Vehbi baba, rahat uyu.
REHA-LALE AYTAMAN...
Kendini Clinton’dan daha mı önemli sanıyorsun?”
Türkiye’nin ilk ve halen tek kadın valisi olma sıfatını taşıyan Lale Aytaman ile 1950’li yıllardan itibaren bir diplomat olarak ülkemizi yurtdışında temsil eden Reha Aytaman’ın Vehbi Koç’la o denli çok anıları var ki, dergimizin sayfaları bile yetersiz kalabilir. Ama anıların hepsinde hem sevginin hem de saygının izleri açıkça görülüyor.
Vehbi Bey’le nasıl tanıştığınızla başlayalım isterseniz…

Reha Aytaman: 1968’de Roma’da müsteşardım. Büyükelçi de Vehbi Bey’in akrabası olan Fuat Bayramoğlu idi. Bir gün Vehbi Koç’un ziyaretimize geleceğini söyledi ve onunla ilgilenmemi rica etti. Vehbi Bey ve kızı Suna Hanım geldiler. Temsilcisi olduğum FAO (Dünya Gıda Örgütü) ile temaslarda bulunmak istiyorlardı. Roma’da Villa Borghese adındaki meşhur parkta, çimenlerin üzerinde yürüyerek sohbet ettik. Çok doğal ve açık sözlü bir insandı. Ahbaplığımız bu şekilde başladı.
Sonra nasıl devam etti?

Reha Aytaman: Roma’dan dönünce beni aradı ve “manga” adını verdikleri beş-altı kişilik grupla yaptıkları yürüyüşe davet etti. Hafta sonları sabah dokuzda buluşuyor, tam bir saat yürüyorduk. Genellikle Tarabya’daki tarım istasyonuna giderdik. Orada, toprak yolun sonundaki büyük ağaca eliyle dokunur, ancak o zaman geri dönerdi, bu sanki tılsımlı bir âdetiydi.
Bu yürüyüşler sırasında nelerden söz ederdiniz?

Reha Aytaman: Ben, içlerinde en gençleri olduğum için lafa pek fazla karışmazdım. Ama aklımda kalan en önemli şey şu: Vehbi Bey’e bir müessesede en önemli hususun ne olduğunu sorarlardı. O da “personel” derdi. Koç Holding’in yıllardır aile üyelerinin yanı sıra her alanda yetiştirdiği uzman personel ile yarattığı başarının sırrı, bence bu sözdedir.
Türkiye’den ayrılmanızla, dostluğunuz başka bir sürece girmiş olmalı…

Reha Aytaman: Bu yürüyüşlerimiz, ben Bangkok Büyükelçisi olunca kesintiye uğradı ama ahbaplığımız sürdü. Özal’ın yeni başbakan olduğu dönemde, Uzakdoğu’ya yaptığı ziyaretlerden birine Vehbi Bey de katılmıştı. Dönerken havaalanında, Özal’la birlikte başlayan ekonomik liberalleşme politikalarını nasıl değerlendirdiğini sordum. “Sonucu ne olur bilmem, ama yüreciğim pır pır ediyor” dedi. Ancak bu duruma hemen intibak ettiğini de bilirim. Hem tam anlamıyla bir “businessman” idi, hem de filozofça bir tarafı vardı.
‘’Yanlış yapıyorsun, yemekten sonra biraz dinlenip aklını başına toplaman gerekir, sen Clinton’dan daha mı önemli sanıyorsun kendini?’’
Geldik 1990’lı yıllara… Yani Lale Aytaman’ın Muğla’ya vali olarak atandığı yıllar…

Lale Aytaman: Vali olmama çok sevindi. Ama daha önemlisi, ben vali olduktan sonra bambaşka bir Vehbi Koç tanıdım. Tanıdığım tüm işadamlarından daha farklı, kimsede olmayan bir devlete saygı kavramı vardı. O güne kadar biz ona saygıda kusur etmemeye çalıştık, o da herkese olduğu gibi bize de sevecen ve saygı dolu davrandı. Ama vali olunca bütün görüşmelerimizde, kapıda karşılayıp makam arabama kadar uğurlamaya başladı. Benden yaşça büyük, çok saygı duyduğum Vehbi Koç’un bu davranışından çok büyük mahcubiyet duyuyordum. Bir gün bu rahatsızlığımı kendisine ilettim; bana sen devletsin, ben devlete saygıda kusur etmem, bana bunu bir daha söyleme” dedi. Bu bence, dostluğun ötesinde, çok örnek bir davranıştır.
İlk kadın vali olarak Lale Aytaman ile Vehbi Koç’un ilişkisi nasıldı?

Lale Aytaman: İlk kadın vali olarak bana her zaman destek ve yardımcı oldu. Hükümet değişiklikleri gündeme gelince, benimle uğraşan bir-iki politikacı oldu. Vehbi Bey olan biteni çok yakından izliyor ve ben ne zaman “Pes edeceğim galiba” desem, ısrarla bana “Sakın pes etme, sen iyi bir valisin” diyordu. Bir seferinde, davet ettiği akşam yemeğinde yine beni kapıda karşılarken, gazetelerde sık sık çıkan haberleri kastederek, “Gidici valimiz de gelmiş” diye espri yaptı. Bunun üzerine gazeteciler yorumunu sordular, “Buna yüreğim elvermez, o başarısını kanıtlamış bir validir” diyerek bana desteğini açıkça beyan etti.
Siyasi konularda onun fikirlerinden yararlandığınız oldu mu?

Lale Aytaman: Kendisine fırsat oldukça pek çok konuda danışırdım. Çok candan dinler, bir katkısı olabilecekse yapardı. Gıyabımda da ilgililerle konuşup elinden gelen yardımı yaptığını biliyorum.

Tanıdığı herkesin özellikle vurguladığı bir şey de prensiplerinden asla şaşmaması…

Lale Aytaman: Gerçekten de prensiplerine son derece bağlı bir insandı. Akşam yemeğinden sonra içtiği, kendi deyimiyle bir “cigarası” vardı. Bir akşam “Beyefendi, bir tane daha yakmak hiç aklınızdan geçmez mi?” diye sordum. “Yoo” dedi, “eğer bir tane daha yakarsam, Vehbi Koç Vehbi Koç olmaz!” Bir gün Vali Konağı’na öğlen yemeğine davet ettim. Yemekten sonra onu hemen istirahat edeceği odaya çıkardım. “Sen istirahat etmiyor musun?” diye sordu. Ben, “Aman beyefendi, ben hemen vilayete gidiyorum, bizde vali 24 saat çalışır” dedim. “Yanlış yapıyorsun, yemekten sonra biraz dinlenip aklını başına toplaman gerekir; sen Clinton’dan daha mı önemli sanıyorsun kendini?” diyerek aslında bana bir ders verdi, ama ben bunu uygulayamadım.
Vehbi Koç’un vefatından sonra aileyle ilişkilerinizin sürdüğünü biliyoruz… Muğla-Latmos buluntuları Sadberk Hanım Müzesi’nde sergilenmişti…

Lale Aytaman: Latmos sergisi, benim 90’lı yıllardan beri ilgilendiğim bir projeydi. Arkeolog Anneliese Pechlow beni arayıp, buluntulara ait sergi malzemelerinin Avrupa’da çok yankı yaptığını, ancak müzede yer olmadığı için yakılacağını, Türkiye’ye getirilmesinin son çare olduğunu söyledi. Ben bazı kanalları harekete geçirdim, Almanya’daki büyükelçimiz serginin nakliyesini özel fonundan karşıladı, Ömer Koç, Sadberk Hanım Müzesi’ni açtı. İstanbul ve Ankara’dan sonra sergi Muğla Müzesi’ne gitti. Böyle değerli bir serginin ülkemize getirilmesine yardımcı olduğu için tüm Koç Ailesi’ne şükran duyuyorum. İnanıyorum ki Vehbi Bey’in başlattığı ve ailesinin sürdürdüğü bu örnek davranış, ülkeye bağlılığın simgesi olarak uzun yıllar devam edecektir.
Koç Grubu 80. yılını kutluyor. Bu konuda bir şey söylemek ister misiniz?

Lale Aytaman: Koç Grubu bir aile şirketi ama her alanda uzman CEO’larla çalışır ve gerek aile, gerekse personelin 60 yaşında işi sonraki kuşağa devretmesi bir gelenektir. Bu geleneği yaratan da Vehbi Bey’dir. Bu yüzden Koç Grubu bir aile şirketi olmasına rağmen, aile olmadan da yürüyebilecek bir işleyişe sahiptir. Daha nice seksen yıllar diliyoruz…
Pahalıya patlayan yemek

Vehbi Koç’un parayı çok dikkatli harcadığı söylendiği için Lale Aytaman’ın Muğla için yardım istemek aklına gelmez ama… “Ama bir gün laf lafı açtı ve ben hastanelerimizin eksiklerinden, buralara katkıda bulunan bazı işadamlarımızdan söz ettim. Hemen resmi bir talep yazısı yazmamı istedi ve şakayla karışık ‘Ben o sözünü ettiklerinden fazlasını veririm,’ dedi. Yazıyı uçağına yetiştirdim, birkaç gün içinde para geldi. Demek ki Vehbi Koç, parayı vermekten kaçınmıyor, sadece doğru adrese doğru yardımda bulunmayı tercih ediyordu. Ama bu ziyaretten sonra da ne zaman karşılaşsak ‘Senin o yemek bana çok pahalıya patladı’ diye takılmadan da edemiyordu.”



BEYTİ GÜLER:
İşe ve çalışana karşı saygısı sonsuzdu”
Beyti Güler’in, “Son dönemlerinde senede hilafsız 150 günümüz beraber geçerdi” dediği Vehbi Koç’la tanışması 1950’lere, yavaş yavaş kebaplarıyla ünlenmeye, yurtiçinden ve yurtdışından tanınmış simaları konuk etmeye başladığı yıllara denk düşüyor: “Vehbi Bey ailesiyle birlikte ilk kez lokantama teşrif ettikleri gün öyle kalabalıktık ki kendilerini 10 dakika bekletmek zorunda kalmıştım. Saniyesini boşa harcamayan biri için beklemek onu sabırsızlandırmıştı belli ki. Ama bu bekleyiş, yıllar boyu sürecek arkadaşlığımızın tohumu oldu adeta.”

Beyti Güler’in Koç Topluluğu ya da Vehbi Koç’la ilişkisi ticari boyuta hiçbir zaman taşınmamış ama Güler zaman zaman bilançolarını kontrol etmesi için Vehbi Bey’e götürmüş ve işini geliştirme konusunda görüş alışverişinde bulunmuş. Öyle ki Florya tesislerinin yapılmasında Vehbi Koç’un cesaret verici desteği ve manevi teşvikinin payı çok büyük.


Anılar bitmez ki”

Beyti Güler’in de tıpkı “yürüyüş mangası”nın diğer isimleri gibi Vehbi Koç’la ilgili pek çok anısı var: “Bir gün Fatih Ormanı’nda yürüyoruz. Birden karşımıza davullu zurnalı 20 kişi çıktı. Bir yandan çalıyor bir yandan oynuyorlar, gayet neşeliler. Vehbi Bey hemen güzergâhımızı değiştirerek onlarla beraber halay çekti. O, hayattan son derece zevk almış biriydi. Çiçeğe bakmaktan, yeşilin tonlarını keşfetmekten zevk alır, bir ayakkabı boyacısı görse, keyifle onun fırça atışını izlerdi. Çalışana karşı saygısı sonsuzdu. Belki benimle yıldızının barışması da bu yüzdendir. Onu tanıdığım yıllarda 72 saat uyumadan çalışıyordum. Çalışmaktan o da ben de hiç yorulmadık. Ayrıca Vehbi Bey, hayatta tanıdığım en titiz ve temiz insanlardan biriydi. Üzerinde bir toz lekesi dahi görmedim.”


Vehbi Koç’u tanımak lazım”
Beyti Güler Vehbi Koç’u anlatırken o kadar içten ki sanki ailesinden birinden söz ediyor. Anılar, birbirinin peşi sıra gelirken, ’’Vehbi Bey, bana istikamet veren kişidir’’ diyor
Bir keresinde Suna Kıraç’ın, babasının hayat hikâyesini içeren bir kitap projesi için kendisinden de görüş almak istediğini söyleyen Güler, “Önce yazamam diyordum ama yazmaya başlayınca da kendimi öyle bir kaptırmışım ki baktım 52 sayfa olmuş, bıraksalar 500 sayfa da yazardım herhalde” diyor. Beyti Güler, Vehbi Koç’a gösterdiği sevgi ve saygının fazlasını Vehbi Bey’den gördüğünü, bu konuda kendisinin son derece cömert olduğunu birkaç kez dile getirdi. Ayrıca kibarlık konusunda kimsenin onun eline su dökemeyeceğini de söyledi. “Bir akşam oğlumla beni yemeğe davet etmişti. Sonradan bir arkadaşının da yemeğe katılmasını arzulamış ancak öncesinde bana sorarak kibarca izin istedi. Bu kadar hassas bir insandı.”
Yüklə 0,62 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   5   6   7   8   9   10   11   12   13




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin