Bibliyografya: 5 beyazit II köPRÜSÜ 5



Yüklə 0,7 Mb.
səhifə26/27
tarix27.12.2018
ölçüsü0,7 Mb.
#87304
növüYazi
1   ...   19   20   21   22   23   24   25   26   27

BEYYÛMİYYE

Ali b. Hicâzî el-Beyyûmî (ö. 1183/1769) tarafından kurulan bir tarikat.289



BEYZA

Allah'tan ilk feyezan eden varlık olan akl-ı evvel veya melekût âlemi anlamında kullanılan tasavvuf terimi.

Yokluk karanlığı ile varlık aydınlığı ara­sındaki ilk çizgi ve yaratıklar âleminin ufkunda beliren İlk varlık akl-ı evveldir. Bundan dolayı bazı mutasavvıflar mut­lak gayb ve mâsivânın yok olma halini amâ ve zulmet, eşyanın var olma halini de Arapça'da beyaz anlamına gelen bey­zâ veya nur terimleriyle ifade ederler.

Cürcânfnin kaydettiğine göre290 mutasavvıflardan bir kısmı beyzâyı "fakr" yani "imkân" anla­mında kullanırlar. Fakr, bütün yoklukla­rın kendisinden varlık kazandığı bir be­yazlık ve bütün varlıkların kendisinde yok olduğu bir siyahlıktır. Mutasavvıfla­rın "fakrü'l-imkân" dedikleri durum bu­dur.

Bazı mutasavvıflar beyzâ terimi ile me­lekût âlemini kastederler. Bunların an­layışına göre melekût âlemi, Allah'ın dün­yadan çok uzaklarda yarattığı ve melek­lerin bulunduğu beyaz bir âlemdir. Dün­yaya çok uzak oluşu sebebiyle burada bulunan meleklerin Allah'ın Âdem ve İb-lîs'i yarattığından ve Allah'a âsi yaratık­ların bulunduğundan bile habersiz olduk­ları söylenir.

Bibliyografya:

et-Ta'rîfât, "beyzâ'" md.; Tehânevî, Keşşaf, "beyzâ"" md.; Ca'fer Seccâdî, Ferheng, "beyzâJ" md.; Abdurrahman-ı Câmî, Eşf'atü'l-lemeâ, Tahran, ts., s. 154.



BEYZÂVÎ

Nâsırüddîn Ebû Saîd (Ebû Muhammed) Abdullah b. Ömer b. Muhammed el-Beyzâvî (ö. 685/1286) Müfessîr, Eş'arî kelâmcisı ve Şafiî fakihi.

Şîraz kadılkudâtlığı yaptığı için "Ka­dı" ve "Kâdılkudât" diye de tanınır. Şî­raz yakınlarındaki Beyzâ kasabasında dünyaya geldi. Doğum tarihi kesin ola­rak bilinmemekle beraber 100 yıl yaşa­dığını bildiren rivayet291 doğru kabul edilirse hicri 585 (1189) yılı civarında doğduğu söylenebi­lir. Çocukluğu Beyzâ'da geçti. Babasının.

Fars atabeği Ebû Bekir b. Sa'd tarafın­dan başşehir kâdılkudâtlığına tayin edil­mesinden sonra ailesiyle birlikte Şîraz'a gitti ve hayatının çoğunu burada geçir­di. Fars emîrinin Moğollar'la iyi geçinme­sinin bir sonucu olarak Moğol istilâsın­dan Kurtulmuş bulunan ve bu sebeple de istilâdan kaçan komşu ülkelerin âlim­lerine sığınak teşkil eden Şîraz'da geniş bir ilmî çevre buldu. Babasından icazet aldıktan sonra herhangi bir ilmî seya­hate gerek kalmadan kendi memleke­tindeki Ehl-i sünnet âlimlerinden aklî ve naklî ilimleri tahsil etti. Bizzat kendisi Hz. Peygamber'e kadar varan bir ulemâ zinciri sayarak bağlı bulunduğu ilmî sil­sileyi zikreder292. Bununla beraber babasının dışında doğ­rudan kendilerinden faydalandığı hoca­larının kimler olduğu hakkında fazla bil­gi yoktur. Bazı kaynaklar onun Bağdat'­ta da öğrenim gördüğünü kaydeder. Ho­caları arasında Nasîrüddîn-i Tûsîve Şehâbeddin es-Sühreverdî'nin bulunduğu nakledilirse de bu uzak bir ihtimaldir.293

Babasının vefatından sonra Fars Emî-ri Abaka tarafından Fahreddin eş-Şîrâ-zî'den boşalan Şîraz kâdılkudâtlığına ta­yin edilen Beyzâvî (67V 1274-75) bir müd­det bu görevde kaldı, bir taraftan da talebe yetiştirdi. Kemâleddin el-Merâ-gl, Abdurrahman b. Ahmed el-İsfahânî, Ahmed b. Hasan el-Cârberdîve Zeynüd-din el-Henkî (veya Hebkî) meşhur talebelerindendir. Çeşitli ilim meclisle­rinde katıldığı münazaralarla ün kazan­dı. Çağdaşlarından İbn Mutahhar el-Hil-!î ile yazılı münazaralarda bulunarak ona karşı üstünlüğünü kabul ettirdi. Kadılık görevinde fazla titiz ve bir anlamda mü-samahasız davrandığı için bu makamdan azledilmesi üzerine muhtemelen 680'de (1281) Fars'ın yeni başşehri olan Teb­riz'e gitti. Sübkî'nin kaydettiğine göre294 burada vezirin de ha­zır bulunduğu bir ilim meclisine katıla­rak ilmî vukufunu gösterdi; vezirden tek­rar Şîraz kadılığına tayin edilmesini iste­di. Onu takdirle karşılayan vezir bu is­teğini yerine getirdi. Bir müddet daha bu görevi sürdürdükten sonra kadılık­tan ayrılarak Tebriz'e yerleşti ve ömrü­nün geri kalan kısmını ilim, ibadet ve ri­yazetle geçirdi. Bazı kaynaklara göre ise Tebriz'de karşılaşıp sohbetlerinden fay­dalandığı şeyh Muhammed b. Muham­med el-Kütahtâî'den (veya el-Kühcânî) kadılığa tayini için vezir nezdin-de teşebbüste bulunmasını rica etmiş, o da kendisini ziyarete gelen vezire Bey-zâvî'yi göstererek. "Şu yanındaki adam cehennemden seccade kadar bir yer ta­lep etmektedir" diyerek kadılığa iade edilmesini istemiş, vezir de şeyhin em­rini derhal yerine getireceğini söylemiş­ti295. Ancak Beyzâ­vî şeyhin bu anlamlı sözlerinden etki­lenerek talebinden vazgeçmiş ve tasav­vuf yoluna girip kalan ömrünü Tebriz'de eser telif etmekle geçirmiştir. Beyzâvf-nin vefat tarihi konusunda 641 (1243) ile 716 (1316) yılları arasında değişen çok farklı rakamlar verilir. Ancak kay­nakların çoğu onun 685 (1286) yılında Tebriz'de vefat ettiğini belirtir.

İlmî Şahsiyeti. İslâmî ilimlerin hemen hepsine dair birçok eser telif ederek "al-lâme" unvanını kazanan Beyzâvî'nin güç­lü bir ilmî şahsiyeti vardır. Hayatından bahseden müellifler onun ileri derecede ilmî kabiliyete ve geniş bir kültüre sa­hip olduğu hususunda ittifak etmişlerdir. Daha çok tefsir, kelâm, fıkıh ve usûl-i fıkıh sahasında meşhur olmuştur.



a- Tefsir İlmindeki Yeri. Tefsir din ilimle­rinin başı ve temel dayanağıdır. Kur'an'ı tefsir etmek için bütün dinî ilimler ya­nında Arap edebiyatını da iyi bilmek ge­rekir. Tefsir âyet, hadis, sahabe sözü, dil kaideleri ve ulemânın görüşleri dik­kate alınarak yapılmalıdır. Bir îcaz (ihti­sar) harikası kabul edilen Envârü't-ten-zîl adlı eseri onun tefsirciliğini gösteren en önemli kaynaktır. Beyzâvî bu eserin­de kendisinden önceki başlıca tefsir ki­taplarını ustaca özetlemiş, âyetlere ge­tirdiği yorumlar yanında dil kaidelerine dayanarak yaptığı açıklamalarla da bü­yük bir müfessir olduğunu göstermiştir. Bununla birlikte Beyzâvî'nin müfessirli-ği şu noktalarda eleştirilmiştir:

1- Âyet­lere verdiği mânalar birbiriyle çelişmek­te ve bazı hatalar ihtiva etmektedir.

2- Sûrelerin sonunda zayıf hadislere yer vermiştir.

3- Âyetleri felsefî yorumlara tâbi tutmuş, Kur'an'ı re'y* ile açıklayıp rivayet yolunu terketmiştir.

4- Mecaz ve kinayelere dayanarak yaptığı bazı te'vil-ler sebebiyle Sünnî tefsir çizgisinden çık­mıştır.

5- Az da olsa İsrâiliyat'a yer ver­miştir. Âmilî'nin Beyzâvî tefsirinde ha­talı ve çelişik bulduğu bilgiler, resulün tarifi meselesiyle Tevrat'ın Hz. Musa'ya Firavun'un ölümünden önce veya sonra nazil olması ve Hz. Süleyman'ın Beytül-makdis'i yapmasından önce veya sonra hacca gitmesi gibi önemli olmayan ta­rih ihtilâflarına dairdir296; dolayı sıyla tefsirinde bu nevi konuiarda bir­kaç hata bulunsa bile bunlar onun tef-sirciliğine gölge düşürecek ağırlıkta de­ğildir. Kâtib Çelebi Beyzâvî'nin tefsirin­de zayıf hadisler bulunduğu meselesine temas ederek kalp gözü açılmış ve rab-binin ilhamlarına mazhar olmuş bir âlim olan Beyzâvî için cerh ve ta'dîl* kaide­lerini kullanmanın isabetli olmayacağını savunur ve tefsirine aldığı hadislerin ka­bul edilmesini ister297. Ancak bu savunmayı hadis usulü açısından kabul etmek mümkün değildir. Üçüncü tenkit, özellikle Beyzâvî'ye de­ğil genel olarak dirayet metoduna kar­şı yapılan bir tenkit olduğu İçin burada önemli değildir. Esasen dirayet metodu birçok âlimin caiz görüp kullandığı bir tefsir tarzıdır ve Beyzâvf de bu metodu kullanabilecek seviyede bir âlimdir. Me­caz ve kinayelerin ışığı altında âyetlere getirdiği yorumlar dolayısıyla Sünnî bir müfessir sayılamayacağı şeklindeki itirazın da ilmî değeri yoktur. Meselâ me­leklerin arşı "taşımalarını" ve etrafında "dönmelerini"298, onu korumaları ve işleriyle ilgilenmeleri tarzın­da açıklaması Ehl-i sünnet anlayışına ay­kırı bulunmuştur. Halbuki bu yorum belagat ilmine göre uygun bir açıklama­dır. Nitekim "hami" (taşımak) Kur'an'da bu mecazî mâna ile kullanılmıştır299. Molla Gürânfnin, adını zik­retmeden Beyzâvî'ye yönelttiği tenkit­ler ise300 müellifi bilinmeyen el-Fütûhâtü'r-rabhâniyye fî def'i'ş-şü-bühâti'1-Kur' âniyye301 adlı risalede cevaplandırılmıştır. Daha o zaman dünyanın yuvarlak olduğunu tefsirinde belirterek (I, 186) tabii ilim-lerdeki vukufunu da gösteren Beyzâvî kendisinden sonra gelen müfessirlere kaynak teşkil etmiş302 ve tefsirdeki şöhreti günümüze kadar ulaş­mıştır.

b- Kelâm İlmindeki Yeri. Kelâmı dinî ilim­lerin temeli kabul eden303 ve bu ilimle uğraşmayı bir vecîbe sayan Beyzâvî aynı zamanda Önemli bir kelâm âlimidir. Ayrıca felsefî kültürün yaygın olduğu bir dönemde yaşadığı için felsefe ile ilgilenmiş, kendisinden önce Râzî İle Âmidî'nin başlattığı felsefe ile kelâmı birleştirme işini daha da ileri gö­türerek iki ilmin meselelerini birbirin­den ayırt edilemeyecek şekilde birleş­tirmiştir304. Onun ol­dukça ileri derecedeki bu eklektik me­todu daha sonra Teftâzânî ve Cürcânî'yi de etkilemiştir. Beyzâvî'nin belli başlı kelâmî konularla ilgili bazı görüşleri şöy­ledir: Allah'ın varlığı, âlemin hadis ve mümkin oluşu305 ve değişikliklere mâruz kalması306 yoluyla ispat edilebilir­se de mahiyeti idrak edilemez; zira O sonlu ve mürekkep bir varlık değildir. Zâtını niteleyen (haberi) sıfatların da ma­hiyeti bilinemez307. Bu sebeple de O'nun âhirette görülmesinin nasıl ola­cağı dünya şartlarıyla kavranamaz. Al­lah'ın sıfatlarını zâtından ayrı olarak dü­şünmek mümkündür ve bu O'nun birli­ğine halel getirmez308. Kulların sorumlu tutulabilmesi için fiillerini Allah'ın yaratmasına bağlı ol­madan yapabilmeleri gerekli değildir. Kulun, fiilin meydana gelmesinde kısmî etki yapacak bir güce sahip bulunması sorumlu tutulması için yeterli sebeptir309. Peygamberlik sa­dece Allah'ın irade ve ihsanına bağlı olup peygamberin fizik yapısıyla ilgili değil­dir. Kıyametin kopmasından önce dec-cal ortaya çıkacak ve Hz. îsâ gökten inip onu Öldürecektir. Bizatihi müdrik bir cevherden ibaret olan insan bu özel­liğini, esas cevherine dahil olmayan be­denin yok olmasından (Öldükten) sonra da devam ettirir ve önceden hissettiği lezzetle elemleri yine hisseder. Mîzan, âhirette herkes tarafından görülebile­cek olan dili ve iki gözü bulunan bir tar­tı aletidir310. Cennetin yeri âlemin dışında yedinci kat göğün üstün­deki "sidretü'l-müntehâ"nın yanındadır ve halen mevcuttur. Cehennem ise ye­dinci kat yerin altındadır311. Ce­hennemde ebedî olarak kalacak olanlar sadece kâfirlerdir. Hüsün-kubuh ikiye ayrılır: Eğer hüsün ve kubuha konu teş­kil eden şey pratik akılla veya doğuştan bilinecek bir husus ise hüsün ve kubu-hun aklî olduğunda ihtilâf yoktur; eğer hüsün ve kubuhun konusu nasların âhi­rette sevap veya cezaya yol açacağını bildirdiği bir mesele ise bu takdirde ak­lın bilgi alanı dışında kalır. İmanın hakikati kalp ile tas­dik etmekten ibaret olmakla birlikte ku­la farz olan imanın gerçekleşebilmesi için dil ile de ikrar etmek gerekir. Zira gerçeği bilip de onu diliyle ifade etme­yen inatçılar Kur'an'da yerilmiştir312. Amel İse imanın rükünlerinden değildir; ancak üzerinde bina bulunmayan bir temel insan için yeterli olmadığı gibi amelsiz iman da yeterli değildir. Dinî emir ve ya­saklar bütün insanlar için olup kâfirler de bunlardan ötürü azaba uğrayacaktır313. Hayatta bulunan kâfirler için istiğfarda bulunmak caizdir. Beyzâ­vî. felsefe ile kelâmı birleştirmesine rağ­men kelâmcılann görüşlerini savunmuş, hatta bazan selefin görüşlerini benim­semiştir. Dil ile ikrara verdiği önemle, iman konusunda Eş'arîler'den farklı dü­şünmüş bir kelâma olarak görünmek­tedir.

c- Diğer İlimler. Beyzâvî, USÛ1-İ fıkha dair eserleriyle bu alandaki dirayetini de kabul ettirmiştir. Onun bu yönünü Celâleddin Abdurrahman el-Ködî Naşı-rüddîn ei-Beyzâvî ve eseruhû fî uşû-li'l-hkh adlı kitabında ele almıştır. Bey­zâvî usûl-i fıkıhta Fahreddin er-Râzî ile Tâceddin el-Urmevfnin tesirinde kalmış ve eserlerini bunların metoduna uyarak telif etmiştir. Fıkıhtaki yerini de Ali Muh-yiddin el-Karadâğî el-Gâyetü'l-kuşvâ'-nın mukaddimesinde ele alarak incele­miştir.

Beyzâvî'nin şeyh Muhammed b. Muhammed el-Kütahtâî ile olan ilişkileri ve eserlerindeki bazı görüşleri onun ta­savvufla da ilgilendiğini gösterir mahi­yettedir. "Azerbaycan şeyhi" olarak da bilinen314 ve sûfîlere mahsus övgü ifadeleriyle de (kııddise sir-ruh gibi) anılan Beyzâvî nefis terbiyesini İslâm'ın temel rükünlerinden biri kabul eder315. Ona göre Allah'ın insana verdiği beş kabiliyet var­dır. Bunlar Kur'an'da her birine işaret edilen316 duyu, hayal, akıl, müfekkire ve kutsiyet güçleridir. İnsan kutsiyet gücü sayesinde gayb bilgisine ve melekût âleminin sırlarına vâkıf olur. Ancak bu güç sadece peygamberlerde ve bir de velîlerde mevcuttur. Velîler bu­nun dışında gaybı meleklerin ilhamı va­sıtasıyla da bilebilirler317. İnsanın bu mertebeye ulaşabil­mesi için şehvet duygusu ile dünya ma­lına olan arzusunu yok etmesi gerekir318. Beyzâvî'nin tasavvufî görüşleri hakkında fazla bilgimiz yok­tur. Öyle anlaşılıyor ki onun bu alana yö­nelmesi ömrünün son devirlerine rastla­mıştır. Bilindiği kadarıyla tasavvufa dair sadece bir eser telif etmesi de bunu gös­termektedir. Bazı kaynaklar Beyzâvî'nin Hızır'dan hırka giydiğini naklederek onun Hızırıyye tarikatına bağlı bulunduğunu ve aynı zamanda bu tarikatın kollan ara­sında sayılan Beyzâviyye'nin şeyhi olduğunu kaydederse de319 bu hususta güvenilir bilgiler mevcut değil­dir. Beyzâvî hadis, nahiv, mantık, astro­nomi, tarih ve kozmografya ile de ilgi­lenmiştir. Eserleri uzun müddet Osman­lı medreselerinde ve diğer ilim meclisle­rinde ders kitabı olarak okutulmuştur.





1 Haziran 1487

2 4 Aralık 1507

3 s. 18'de köprü, s. 30'da dolap ve değirmen

4 Eylül 1484

5 Ekim 1810

6 nşr. Stephane Yerasimos

7 Bk. beyazıt ıı camii ve külliyesi

8 Bk. Erünsal, s. 32-33

9 25 Ha­ziran 1884

10 12 Şubat 1715

11 Ferâizîzâde Said, II, 1248

12 25 Eylül 1730

13 trc. I. BalI

14 Özcan, s. 225; Silâhdar, I, 731

15 Meselâ bk. Şehid Ali Paşa, nr. 1703/ 1; Lâleli, nr. 2264/7; Kılıç Ali Paşa. nr. 567/1

16 Şehid Ali Paşa, nr. 1567/1

17 Şehid Ali Paşa, nr. 1568

18 Kahire 1368/1949

19 el-Bakara 2/185

20 el-Hac 22/29

21 Laleli, nr. 3689/2, 17 varak

22 Giresun, nr. 110/1

23 Giresun, nr. 110/2

24 Esad Efendi, nr. 3707/4

25 nr. 110/ 1

26 Lâleli, nr. 3689/1

27 Süleymaniye Ktp., Kılıç Ali Pa­şa, nr. 569/4, 569/6; Şehid Ali Paşa, nr. 2759/3

28 Süleymani­ye Ktp., Kılıç Ali Paşa, nr. 569/5

29 Süleymaniye Küp., Lala İsmail, nr. 93

30 Bk. ihve-i selase

31 Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 1281

32 Esad Efendi, nr. 1468/1

33 rışr. H. 1. Kissling

34 Bk. Beyzavî

35 Bk. Kelîle Ve Dimne

36 BA, MAD, nr. 8-158, s. 205

37 nşr. A. Ekber Feyyaz

38 Behmenyârl; Yâküt, Mu'cemü'l-büldân, I, 537-538; İbnü'l-Esîr. el-Kamil ftrc. Abdülkerim Özaydın

39 nşr A. Âyeti

40 Strangel, s. 149-150; Mîrhand, Ravzatü's-şa-fâ^inşr. Abbas Pervîz

41 trc. Necati Lugal

42 9 Nisan 1066

43 Haydarâbâd 1344-Î355

44 Kuveyt 1985

45 İA, II, 582

46 Kahire, ts.l

47 III. Ahmed, nr. 269

48 GAL, I, 447; SuppL, II, 619

49 Beyrut 1405/1984

50 Brockelmann, GAL, 1, 447; Suppl, II, 619; Şerif Nâyif, s. 50, dipnot 1

51 Bey­rut 1405/1985

52 Beyrut 1405/ 1985

53 Beyrut 1410 1990

54 Kahire 1380/1961

55 Ka­hire 1401/1981

56 Beyrut 1405/ 1985

57 Şehid Ali Paşa, nr. 1498

58 Ayrıca bk. Brockelmann, GAL |Ar.|, VI, 231

59 Beyrut 1986

60 Kahire 1986

61 Keşfü'z-zunûn, II, 1355

62 Brockelmann, GALSuppl., 1,619

63 Beyrut 1406/1986

64 Beyrut 1408/1987

65 Beyrut 1407/1987

66 Kuveyt 1409/1989

67 Kahire 1390-1391/1970-1971

68 Riyad 1980

69 Beyrut 1402/1983

70 Brockelmann, GAL, I, 447

71 nr. 277-278

72 III. Ahmed, nr. 1154

73 Beyrut 1395

74 el-Yenâbf fi'l-uşûl

75 el-Muhît yete'aileku bi-Lilmi'l-hadfş

76 nşr Abdülmu'tî Kal'ac

77 el-İ'tikâd, s. 12-13, 15

78 Kitâ-bü'l-Kazâ* ve'I-kader, vr. 62 65'

79 Delâilü'n-nübûvve, 1, 17-18; el-İctikâd, s. 146-148

80 en-Nisâ 4/ 150-151

81 el-En'âın 6/82

82 ez-Zâriyât 51/33

83 Bazı şiirleri için bk. Yakut Maecemü'I-üdebâ, XIII, 229-240

84 Târihu hükemâ'i'l-İslâm

85 Meşâribü't-tecârib ve ğavâribü'l-ğarâ'Ib

86 İbnü'l-Esîr, XI, 380

87 Bk. Browne, s. 255

88 Yâküt, Mucemü'l-üdeba', XIII, 226

89 Gurerü'l-emsât ve dürerü'l-akvâl

90 Yâküt, Mu'cemü'l-üdebâ*, XIII, 225-228

91 Şehid Ali Paşa, nr. 2589

93 23 Mayıs 1040

94 Târih [Hü­seynî], s. 303

95 Calcutta 1862; Tahran 1305/1887-1888, 1319 hş./ 1940, 1319.-1332 hş,/1940-1953, 1324 hş./1945; 'Meşhed 1350 hş,/197.1, 1355 hş./1976; Tahran 1358 hş./1980

96 nşr. Emîr BSnu Mu­saffa - Müzahir Musaffa

97 ed. B. Lewis - P. M. Holt

98 Rizvî, s. 167

99 15 Aralık 1765

100 Geniş bilgi için bk. Aruz

101 nşr. A. Fevzi

102 nşr. M. Hasan Al-Yâsîn

103 nşr. Fahreddin Kabâve

104 nşr. Muhammed Kazvînî — Müderris Rezavî

105 nşr. el-Hassânî Hasan Abdullah

106 nşr. ve İng. trc. Henry Blochmann

107 Muallim Naci, s. 154-155

108 a.e., s. 160

109 Bk. Boğaziçi; İstanbul

110 Bk. Cam

111 21 Aralık 1832

112 8 Temmuz 1833

113 TSMK, III. Ahmed, nr. 553, 339 varak

114 Kahire 1305, 1310

115 Trablusşam 1328

116 nşr. Seimân Hüseynî en-Nedvî

117 Bk. DSB, I, 533

118 nr. 949

119 Bk. Şeşen v.dğr., I, 483

120 Bk. DSB, I, 532

121 Bk. Mücîrüddîn-i Beylekânî

122 Salname, 1329, s. 35-36

123 Meselâ Yemen eyaletinde beylerbeyi­lik yapanlar için bk. Yemen Vilâyet Salna­mesi, San'a 1307, s. 27-51

124 Sicül-i Osmânr, II, 127

125 İki menşur örneği için bk. BA, Cevdet-Dahiliye, nr. 12.778, 13.590

126 Bk. Şânîzâde, III, 149-150; IV, 169-171

127 Bk. Kunt, Sancaktan Eyalete, s. 79-83

128 Özkaya, s. 339

129 Târih, V, 277-278

130 Murphy, TTK Belleten, XLII!/171,s. 560-561

131 Selânikî, I, 394; II, 852-853

132 MTM, III, 527-528

133 Feridun Bey, I, 269

134 Kaoânîrt-i Âl-i Osman, s. 66

135 Fond Turc, nr. A I

136 Barkan, Kanunlar, s, 367, Ayn Ali, s. 103-104

137 İnalcık, Hic­ri 835 Tarihli Sureti Defter-İ Sancak-ı Ar-uanid, s. XX-XXI

138 Selânikî, II, 678


Yüklə 0,7 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   19   20   21   22   23   24   25   26   27




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin