BiRİNCİ BÖLÜM


- İmparatorluk Olarak Küreselleşme



Yüklə 333,83 Kb.
səhifə2/4
tarix01.11.2017
ölçüsü333,83 Kb.
#25263
1   2   3   4

10- İmparatorluk Olarak Küreselleşme

Michael Hardt – Antonio Negri

Ulus-devletlere dayalı çağ sona erdi. Sermaye küresel çapta önüne çıkan her engeli yıkıyor; Seattle'dan Cenova'ya uzanan isyan dalgasına rağmen, muhalefet güçleri zayıf; karamsarlık iliklere işlemiş durumda. Mevcut durumu açıklamakta emparyalizm kavramı yetersiz kalııyor; yeryüzünü ele geççirmekte olan merkezsiz ve topraksız egemenlik aygıtını Hardt ve Negri İmparatorluk diye adlandırıyor.

İmparatorluk döneminde artık dışarısı kalmamıştır. Egemenlik, tek bir yönetim mantığına göre işleyen ulus-üstü organların eline geçmiştir. Adalet kaygısından yoksun biçimde işleyen sömürü mekanizmaları artık fabrika duvarları ve ulus-devletin sınırlarıyla yetinmeyerek yeryüzünün her köşesine yayılmıştır. Ama imparatorluk özgürleşme için yeni imkânlar da sağlamaktadır; Marx'ın anlamında ilerici bir boyut da içerir. Bu nedenle Hardt ve Negri küresel sermaye karşısında ulus-devleti güçlendiren her türlü politik stratejiyi reddediyor. Onlara göre küreselleşmeye karşı yerele dayalı itirazlar, dışarısı kalmayan bir dünyada dışarı yanılsaması yaratmaktan başka bir işe yaramaz. Artık ülkeden sökülüp atılacak emperyalizm ve ele geçirilecek bir iktidar odağı yoktur; bunları hedefleyen politik hareketler ömrünü tamamlamıştır.

Yerelin farklılıkları küreselin homojenliği karşısında direnme gücünü yitirmiştir. İktidarın küreselleşmesi iktidar karşıtlarının küreselleşmesini de beraberinde getirmiştir; ezilen ve sömürülen yığınlar, bütün yeryüzünü yurt edinerek, evrensel yurttaşlık hakkını savunarak insanlığı kucaklayacak gerçek bir enternasyonalizmin temellerini atabilir, hayatlarını otonomlaştırarak yeniden üretebilir; İmparatorluğun her yerdeki kalbine yine her yerde darbe indirebilirler.



6 ek odev) BİRİNCİ BÖLÜM (ÇİN-PEKİN)
Modern çinin gizemli başlangıcı 1900 yazındaki dul imparator Cixi’nin ülkelerindeki yabancı etkisine isyan eden 4000 dolayındaki asileri öldürmesiyle başlamıştır. Çin imparatorluğu ise teknik açıdan imparator Puyi’nin tahttan indirilmesiyle sona ermiştir ama günümüzde halk cumhuriyeti kılığında halen yaşıyor. Çinin bugünkü askeri güç saplantısının sebebi 1900 lü yıllardaki aşağılanmasıdır. 1900’lü yıllarda da tıpkı bugünkü gibi dünyanın en kalabalık imparatorluğu çin imparatorluğuydu ve o zaman ki nüfusu 350 milyonu aşıyordu. 1911 deki devrim, hem Çin’i 1644’te işgal eden mançur’lara karşı bir isyan, hem de Çin milliyetçiliğinin başlamasıydı. Mançur’lar yabancı hanedanlıktı ve bunların simgesi olarak ta tüm Çinli erkeklerin saçlarını uzatıp örmesi veya atkuyruğu yapmasını öngörüyordu. Bugüne gelirsek eğer çin imparatorluğu hariç tüm imparatorluklar yıkılmıştır ve günümüzde Çin Mançur’lar tarafından fethedilen ve 1.350 milyar insanın kaderini elinde tutuyor. Bu güç şimdiye kadarki tüm imparatorlukların üstündeki bir güç demektir. İmparatorluk sistemi 2.000 yıl önceki ilk Çin imparatoru Qin Shi Huangdi’ye dayanır. Çin imparatorluğu 1900 yıllarındaki Osmanlı gibi dışarıya açık bir yapı sergilememiş aksine içine daha çok kapanıp dış etkileri minimize etmeye çalışmıştır. İmparatorluğu en çok zayıflatan iç isyan 1850 yılında kendini Hz.İsa’nın kardeşi ilan eden Hong Xiuguan tarafından başlatıldı bu isyan ancak 15 yılda bastırıldı ve yaklaşık 30 milyon insan can verdi. 1763’ten 1795’e kadar devam eden büyük Mançu imparatoru Qianlong, Moğol imparatorluğundan toprak alarak büyüklüğünü ikiye katlamıştır ve 1741 ile 1851 arasındaki nüfus 143 milyondan 432 milyona yükselmiştir. Orta çağda Avrupa’da Çin’e karşı çok büyük bir hayranlık vardı 1700’de Londra’nın nüfusu 100.000 den fazla değilken pekin’in nüfusu bir milyon idi. 1840 ve 1860 da yapılan afyon savaşlarını kaybeden Çin batının büyüklüğünü yavaş yavaş kabul etmeye başladı ama modernleşmeye direndi aynı dönemde durumu fark eden Japonlar ise modernleşme sürecine dahil oldular ve gelişmelerini sürdürdüler. Çinin modernleşmeye karşı koyamamasının sonucu olarak ta 1911 devrimi olmuştur. Ve devrimden sonra Çinliler birdenbire geçmişleriyle alakalı her şeyi reddedip batının her konudaki üstünlüklerini kabul edip onlara tabi olmaya başladılar. Artık her şey değişiyordu ve Çinli gençler ayak bağlamaktan bile vazgeçmeye başladılar. Artık neredeyse tüm sosyal ve kültürel kurumlar batılıların emri altındaydı. Fakat ortada bir sorun vardı ve tarihte hiçbir zaman demokratik bir imparatorluk yoktu. Ve bunun sonucunda Çin’e bağlı bir çok bölge bağımsızlıklarını ilan etmeye başladılar. Ve bu olaylardan kısa süre sonra Çin komünist partisi kuruldu .
bir çok kişiye göre Çin için en büyük ve en iyi örnek Rusya’ydı. Rusya’nın Çin’in topraklarını birleştirmesi amacıyla verdiği destekten sonra Çin-Rusya yakınlaşması başladı. Ve bu ulusal problemler karşısında yeteri kadar çözüm üretemeyen liberal-demokratik kurumlar olunca artık komünizmin ayak sesleri daha iyi çıkıyordu. Japonların Ruslara yenilmesi ve amerikanın milliyetçilere destek vermesiyle birlikte Rusya pekine doğru yürümeye başladı ve komünizmi savunan Mao eğer iktidara gelirse demokrasi vaadinde bulunuyordu. Ve 1920 yılında en güçlü askeri birim olan kızıl ordu entelektüellerin hayali olan liberalizm yerine faşist milliyetçiliği ve dışa kapanıklığı seçtiler ve savundular. Fakat 1960 da Stalin’i Marksist ütopyayı reddetmeye niyetli olduğunu ilan eden Mao’nun yüzünden Rusya ve Çin neredeyse savaşa gireceklerdi. Çin 1950 den sonra Rusya’ya “Abi” demeye başladı ve her yönüyle Rusya’ya benzeme çabasındaydı. Hatta Çin’deki büyük Tianammen meydanı kızıl meydanın kopyası haline getirildi. Fakat Mao’nun sabırsızlığından dolayı komünizme geçiş 1 gecede gerçekleşti ve bunun sonucunda da toplumsal kargaşa başladı. Özel mülkiyeti, parayı ve pazarları feshetti; hatta aile hayatını bile bitirmeye kalktı. Ve bunun sonucunda ekonomi çöktü ve 30 milyonu aşkın insan açlıktan öldü. Derme çatma tesisler kuruldu ve rakamlar hayali seviyelere yükseltildi. Parti içindeki kargaşadan dolayı orta okul öğrencileri askere alınarak ‘kızıl muhafızlar’ kuruldu ve milyonlarca memur gaddar reform kamplarında yaşamak zorunda bırakıldı. Bu eylemler ancak 1976’daki Mao’nun ölümüyle durdurulabildi. Ve bu ölümden kısa süre sonra Mao’nun yakınları tutuklandı ve açık pazara geçiş başladı. 1978 yılında açık kapı politikası resmen yürürlüğe girdi. Ve Mao dan sonra başa geçen Deng Xiaoping tam anlamıyla Mao’nun yaptıklarının tam tersini yaptı halktan bir insandı fakat o da muhaliflerine eziyet etmeye devam etmiştir. Deng’e göre Çin batıyı örnek almalı ve açık piyasaya geçmeliydi. Fakat Deng’e büyük eleştiriler vardı ve onda ‘seni kim seçti’ eleştiriler yapılıyordu. 1989 yılında öğrenci ve entelektüellerin bitlikte hareket etmesiyle büyük bir grev başladı. Ve bu eyleme büyük kitlelerde destek veriyordu. Bu grevi yapanlara göre komünizmin devrilmesi için büyük bir fırsat vardı ve bu da değerlendirilmeliydi. Ve bu grevler sonucunda binlerce öğrenci katledildi. Deng’in güney gezisi sonucu Çin’in ilk borsası kuruldu. Çin 1989’daki kötü olayı kendi lehine çevirmesini bilmişti. Bu dönemde köylülerde büyük bir zenginleşme ortaya çıktı ve büyüme oranı yüzde 14’lere dayandı. Fakat memurların hali hiç iyi değildi ve bunun sonucunda 1995 yılında dış yatırımların dondurulması kararı alındı. Bu dönemde Çin daha da azgınlaşmaya başladı ve 1995 yılında Tayvan’a füze saldırısı düzenledi. Ve deng 1997 ve öldü. Çin 2014 ten itibaren tam piyasa ekonomisine geçme sözü verdi. Artık Çin dünyayla entegre olmuş haldedir.
İKİNCİ BÖLÜM (ŞANGHAY)
Çinin en büyük şehri Şanghay’dır. Şuanda Şanghay’ın New York veya Londra’dan pek farkı yoktur. Çin büyük fabrikalarını, bankalarını, okullarını ve modern orkestralarını film yıldızlarını Şanghay’a borçludur. 1949’daki Mao’nun kızıl ordusunun Şanghay’a girdi. Çinin bir numaralı alışveriş mekanı olan parıltılı Nanjiin yolu, Şanghay’ın ticari şöhretine dönüşünün kanıtıdır. Artık Şanghay solculuğun kalesi oldu. Fabrikalar devletleştirildi ve pazarlar kapatıldı. Ve artık Şanghay’ın yerini Hong kong almıştı. 1990 dan sonra tekrar şehir canlanmaya başladı. O zamana kadar kişi başına düşen yaşama alanı 3 metre kareydi. Şehir iflas eşiğindeydi. Şehrin bütün üretimini sadece işçiler tüketiyordu. Şanghay’daki Huangpu nehri asit nehrine dönmüştü. Kanser had safhadaydı. Tek çocuk politikasının önderi bu şehirdi. Ve nüfus gerçek anlamıyla ölüyordu. 1979’ylında doğum oranı ölüm oranının altındaydı. Doğum oranı o kadar azaldı ki ilkokullar kapatılmaya başlandı. Ve tüm Çin bu durumdaydı. 1990 yılında nüfus artışı gösteren tek yer Şanghay’dı. Bu kriz 1979 reformlarıyla!!! Daha da derinleşti. 1979’daki ilk yatırım kurumu da bu ildeydi. Çinin şuanda Şanghay tarafından yönetilmesi Şanghay’ın eski günlerine dönüşünün ispatıdır. 1999 yılından sonra Şanghay’ın altyapısına 30 milyar dolar harcamıştır. Şanghay’ın her yeri modernize edilmiştir. 2006 başlarında 200 milyar dolar harcanmıştır. Dünyanın en uzun iş merkezi binası Şanghay’dadır ve 101 katlıdır. Şanghay’daki hızlı trende tren 432 km/saat hızla gitmektedir. Geçen 20 yıl içinde Şanghay’ın yarısı yıkılıp modernize edilmiştir. günümüzde Uluslar arası deniz ticaretinin olması için Şanghay’ın 50 km ötesinde yapay bir ada yapılmıştır. 1924’te yapılan eski belediye binası 400 odalıdır. Fakat şuan da Şanghay’da yapılan ticaret hacmi Hong Kong’un ve Singapur’un gerisindedir. 2001 yılında Şanghay borsası 145 milyar dolar kaybetti. 1930’larda dünyanın en iyi kitapları ve en iyi filmleri Şanghay da yapılırdı. Her şeye rağmen çinin dünyayla entegresini sağlayan en önemli ve en kilit konumundaki şehri Şanghay’dır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM (KUZEYDOĞU-SOVYET MİRASI)
Çin’in her yönüyle modernleşmesine rağmen başkan Mao kuzeydoğu Çin’de her zamanki ağırlığını koruyor. Kuzeydoğu Çin’in can damarını ağır sanayi oluşturmaktadır. 1996-2000 arasında 31 milyon devlet kurumu çalışanı işsiz iken günümüzde bu rakam 45 milyona ulaşmış durumda. 1950’ler de Liaoning eyaletinin Shenyang kentine 150 km uzaklıktaki işletmelerde 400.000 bini aşkın kişi istihdam edildi. 1970’ler de dünyanın en büyük filosu halk kurtuluş ordusunun elindeydi. Kuzeydoğu Çin Mançur’ların asıl anavatanıydı. Ve zaten 1949 dan öncede ‘mançurya’ diye nitelendiriliyordu. Kore yi alan Japonların en büyük planlarında mançurya yatıyordu. 1945’te geri çekilen Japonlar buralarda çok iyi bir altyapı bıraktılar. 1949 dan sonra Moskova Çin’de 156 büyük sanayi komplexi yaptılar. Ve bu bölge o zamanlar ayrıcalıklı bölgeydi. 1990 da yapılan araştırmaya göre buradaki işçiler dünyanın en verimsiz işçileriydiler ve Şanghay işçilerine göre yüzde 50 daha az verimle çalışıyordular. Nükleer savaş ihtimaline karşı bu bölge büyük yer altı şehirleri yapılmıştır ve bu yer altı şehirlerinde hastaneler, yurtlar vs her şey yapılmıştır. Çin bu bölgeyi kolonileştirmek amacıyla 100 binlerce asker ve öğrenci göndermiştir. Ve Mao zamanın da çinin her bir yanındaki dağların içi delinip içine gerekli mühimatlar yerleştirilmiştir ve bu vesileyle 16 milyon kişi istihdam edilmiştir. Çin’deki kültür devrimi tam bir fiyaskodur ve bu devrimle ülkenin önde gelen aydın, bilgin ve entelektüelleri çalışma kaplarına gönderildi ve üniversiteler kapatıldı. Mao zamanında ülkedeki hemen hemen her türlü ihtiyaçlar askeri fabrikalarda üretiliyordu ve Deng zamanında bunlar sivillere devredildi. Sovyet Rusya yıkıldığında bütçe giderlerinin 4’te birinden fazlası askeri harcamalara gidiyordu. 1990 dan sonra fabrikalar kapanmaya başlayınca devlet yeni bir yasayla işsizlere ‘işsiz’ denmesini yasakladı ve artık işsizlere daha kibar deyimler buluyordu. Artık işçi işinden kovulmuyordu ama görevinden ayrılmış oluyordu. Böylece işsiz kalan işsizler istatistiklerde yer almıyordu mesela 1995’te Shenyang’taki iki milyon işçinin yüzde 80 i işsizdi . Çin’de 300.000 kadar KİT vardı. Ve bunun sonucunda KİT’ler devletin verdiği kredilerin yüzde 80’ine yakınını yutuyordu işin kötü tarafı ise hiç kimse bu kötü tabloyu tartışmaya açamıyordu. 1990 da KİT’lere ayrılan pay GSMH’nin yüzde 12 sini aşıyordu. (yabancı kaynaklara göre bu rakam yüzde 30 idi.) kuzeydoğudaki kömür madenleri önemli yer tutar. 2002 de 1.8 milyar ton kömür üretilmiştir. Önümüzdeki 30 yılın sonunda dünya enerji kapasitesinin yarısı Çin’de oluşacak. 2005’te çelik üretimi yılda 360 milyon tona ulaştı. ABD’de ise bu miktar 100 milyon tondur. En büyük çelik ithalatçısı da şuanda Çin’dir. Alüminyum talebinin yüzde 30’u, çinko, bakır ve kağıt talebinin yüzde 25 inden sorumludur. 1995-2002 arasında KİT’lerde çalışan sayısı yarı yarıya azaldı. 2006-2010 arasında yıllık ortalama işsiz sayısı 12.6 milyon olacak.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM (ŞANGHAYI’IN GÜNEYİ-ÖZEL GİRİŞİMCİLİK)


Bu yöredeki köylüler dünyadaki üretilen çorap, kravat, ayakkabı, fermuar gibi küçük aile üretiminin çoğunu üretir. Mesela 38 çalışanı olan küçük bir atölye yılda 10 milyon eldiven üretebiliyor. Özellikle Çin’de son iki yılda üretim birkaç kat artmış. Buradaki bazı fabrikalar 10.000 kişi çalıştırıyor. Sermaye bazında en zengin yer burası olacaktır. Komünist rejim sırasında buraya hiç yatırım yapılmamış kaderine terk edilmişti çünkü buranın bir gün buradan ayrılma ihtimali vardı!. Bugün deniz aşırı ülkelerde 40 milyon civarında bir Çinlinin yaşadığı tahmin edilmektedir. Ve bu bölgenin coğrafi yapısından dolayı dışarıya nispeten daha kapalı bir eyaletti. Dillerinin de farklı olmasından dolayı ülke için ger zaman potansiyel tehlike olarak görüldüler. 1949 da ki Çin komünist partisi başa geçince bu bölge ve bölge insanı kara listeye alınmıştı. Deng Xiaoping 1977’de iktidara gelince, meşhur ‘zenginleşmek şereflidir’ cümlesini söyledi ama özel kesime karşı alınan tavırlar sürekli bir ileri bir geri şeklindeydi. Çin anayasasının 12. maddesinde “kamunun mülkiyetindeki değerler kutsaldır ve kamusal mülkiyet asla kaldırılamaz” der. Parti 1983 ve 1989’daki sola kaydığında Wenzhoulu girişimciler hedef haline geldiler. Marco polo, bir Venedikli sıfatıyla, kolayca etkilenmezdi ama Huangzhou’yu baş döndürücü bulmuştu. 13. yüzyılda buranın nüfusu 1 milyonu aşmıştı ve Venedik’in 10 katıydı. Herhangi bir Avrupa kentinin bu seviyeye ulaşması için en az 500 yıl geçmesi gerekirdi. Komünizmle birlikte bu bölgedeki nüfus hızla azalmaya başladı. Ve bu olay 1979’a kadar sürdü. Çin’de bütün insanlar her şeyi Deng Xiaoping’den bilir. Yiwu şehrindeki bir avuç şirket tüm dünyadaki fermuar üretiminin yarısını üretmektedir. Aynı şehirdeki yalnızca bir kasabada ise dünyadaki üretilen kravatların yüzde 90’ı üretilmektedir. Ve aşırı para kazancından dolayı bazı toplumsal sorunlar ortaya çıktı. Ve zenginler vergi vermek istemiyorlardı öyle ki çinin en zengin 50 iş adamından sadece 4’ü vergi veriyordu. Genel itibariyle bu bölgede üretilen sınai katma değer diğer bölgelere nispeten 2 kat daha fazlaydı. 1986 yılında tüm ülkede ki toplam telefon sayısı 2.000 bile değilken şuan toplam telefon sayısı 300 milyonu aşmaktadır.(yıllık artış oranı yüzde 90) ülkede ki en büyük problem yeni teknolojilerin üretilmemesidir. Devlet için çalışan öğretmen, doktor, polis, asker, bürokrat vb olarak çalışan memur sayısı 50 milyondur. Dünya çapında lüks tüketim malı gelirlerinin yüzde 11’i Çinli tüketicilerden kaynaklanıyor ve bu oran 2014’te yüzde 24’e çıkacağı tahmin ediliyor. BMW’nin Almanya’dan sonraki en büyük pazarı Çin’dir. Dünya turizm örgütüne göre 2020’de Çinli turist sayısının 100 milyonu aşması bekleniyor ve bu sayı Çin’i dünyanın 4. büyük uluslar arası turist ülkesi olacak. Çinin turizm harcamasının 2008’de 30 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor. Britanya ve birleşmiş milletlerdeki en kalabalık yabancı öğrenci grubu Çinlilerdir. Tüm bu refah, düşük maaşlı bir ordu ve uysal köylü emeğinin sırtına inşa edilmiş durumda. Son.
Devletlerin Azalan Otoritesi(Susan Strage)

Siyaset, toplumbilim, uluslararası ilişkiler alanlarındaki yaygın görüşlerin, tekrar düşünülmesi gerekliliğini belirtmiştir.Uluslararası ekonomi ve politik ilişkilerle ilgili üç önermede bulunmuştur.

İlki; bağımsız olan devletlerin toplumda ve ekonomide sahip oldukları otoriteyi kaybettikleri tespiti üzerinedir.

İkinci önerme; büyük-küçük, güçlü-zayıf, bütün devletlerin hükümetlerinin otoriteleri, teknolojik ve mali değişim ile ulusal ekonomilerin tek bir küresel piyasa ekonomisine eklemlenmeleri sonucunda sarsılmıştır. Ulusal ekonomiyi yönetme, istihdamı sağlama ve ekonomik büyümeyi sürdürme, diğer devletlerle ödemeler arasındaki dengesizliği giderme, kar payını ve döviz kurunu denetlemekteki başarısızlıklar, teknolojik yetersizlik, ahlaksızlık yada politik becerisizlik meselesi değildir. Bu başarısızlıklardan hiçbiri için diğer ülkeler ya da diğer hükümetler suçlanamaz. Onlar sadece piyasa ekonomisinin kurbanları olarak gösterilebilir.

Son önermesi ise; ikincisini tamamlayıcıdır ve devletin ikiyüzyıl önce belirlenmiş ve Adam Smith tarafından tanımlanmış sorumluluklarının günümüzde hiçbir devlet tarafından uygulanmadığı ve uluslararası ekonomi-politik alanında hükümetler arası kurumlarla ya da kamu yayarına çalışan kurumlarla doldurulamayan bir boşluk olduğu tespitinde bulunmuştur.

Küreselleşme Ulus-Devletin Yükselişine Son mu Verdi?(Michael Mann)

Çağdaş ulus-devletlerin ‘dört tehdit’i (kapitalist dönüşüm, çevresel sınırlar, kimlik siyaseti,post militarizm) incelemiştir.Küresel etkileşimin güçlendiğini ve teknoloji ve kapitalizmin toplumsal ilişkilerine dayanan daha büyük bir gücün olmayışı ayrıca ulus devletlerin özellikleri nedeniyle küresel şebekelerde bölümlere ayrıldığı ve bu bölünmelerin uluslar arası ilişkiler sayesinde gerçekleştiği tespitinde bulunmuştur.

Uluslararası Toplumda Egemenlik (Robert O. Keohane)

Günümüzde uluslararası ilişkileri anlamak için iki unsurun etkilerinin incelenmesi gerekliliğine vurgu yapmıştır. Ve bu iki unsur;

Küreselleşmenin beraberinde getirdiği uzun dönemli eğilimler ve Soğuk savaşın bitişinin ve Sovyetler Birliğinin çöküşünün doğrudan etkileridir.

Şu anda dünya düzeninin ana problemi, uluslararası ilişkilerin ana hatlarıyla ve dünya üzerinde etkisi büyük olan önemli ülkelerin iç siyasetinin yeni şekliyle uyumlu kurumsal düzenlemelerin gerçekleştirilmesidir. Günümüz oluşmuş dünya düzeni ve hakim güçleri düşünüldüğünde böyle bir düzenleme çok zor olacaktır. Küreselleşme koşullarında bu kurumlar yalnızca hükümetler tarafından değil, uluslararası sivil toplum aracılığıyla da oluşturulmalıdır. Tek bir egemen güç tarafından değil, çoğu yönden çıkarları çatışan farklı ülkelerce inşa edilmelidirler. Bununla birlikte, gelişmiş ülkelerdeki uygun kurumlar, bilgi teminini sağlayarak ve işlem maliyetlerini azaltarak ekonomik ekonomik ve siyasal mübadeleyi hızlandırabilirler.

Sonuç olarak, bu tür düzenleme ve yeniden yapılandırmaların hem gelişmekte olan ülkelerde hem de gelişmiş ülkelerde, sadece hükümetler için değil ulus-ötesi şirketler, meslek birlikleri ve bazı işçiler içinde faydaları olacaktır. Ancak uyarlama maliyetleri yüksek olacağından kısa dönemde zarara uğrayacaklardır,uzun dönemde de kaybedenlerin olması muhtemeldir.


Klasik Egemenlik

Egemenlik doktrini iki farklı boyutta gelişti. Bunlardan birincisi egemenliğin içsel, diğeri dışsal yanıyla ilgiliydi. İlkine göre, egemenliğini kurmuş olan bir kişi veya siyasi grup, belli bir topluluk üzerinde kesin bir hakimiyet uygular. Yönetim, monarşik, aristokratik veya demokratik olabilir, belirli bir bölgede nihai ve mutlak otorite sahibi olmalıdır. İkinci yaklaşıma göre ise, egemen devletin üzerinde ya da ötesinde nihai ve mutlak bir otorite yoktur.

Egemenliğin klasik rejiminin üzerinde durduğu, dünya düzeninde devletler sözde özgür ve eşittir. Belli bir bölgedeki tüm özneler ve nesneler üzerinde belirgin bir otorite sahibidirler, kendi çıkarları doğrultusunda, baskı gücü olan örgütlenmelerini de arkasına alarak, ayrı ve farklı siyasi düzenler oluştururlar, kendilerinin üzerinde geçici herhangi bir otoriteyi tanımazlar, diplomatik girişimlere ön ayak olurlar fakat bunun dışında işbirliğini kısıtlı tutarlar; sınır ötesi gelişmeleri , yalnızca bunlardan doğrudan etkilenen tarafları ilgilendiren özel meseleler olarak görürler.
Uluslararası Liberal Egemenlik

Üst üste gelen demokratikleşme hamleleri, egemenliğin klasik rejiminin ulus devletlerin sınırları içindeki geçerliliğine son verdi. Bu egemenliğin başlangıcının belirleyici unsurları;

Kamusal iktidarın yeniden tanımlanması süreçlerinin uluslararası boyuta taşınması

Meşru siyasi otoritenin anlamını etkin bir hakimiyetten, temel standart ve değerlerin devlet ya da hükümetin herhangi bir siyasi temsilcisinin yürürlükten kaldıramayacağının anlaşılmasıdır.

Bu değişikliğin altında yatan savaş, savaş suçları, insan hakları, demokratik katılım ve çevre konularında ortaya çıkan bazı yasal dönüşümlerin etkisi vardır.

Liberal Egemenliğin Başarıları

Egemenliğin klasik rejimi, bölgesel ve küresel düzenin değişen yapı ve süreçleriyle birlikte yeni bir şekil aldı. Devletler çeşitli, iç içe geçmiş siyasi ve yasal alanları benimsediler. Bu çok katmanlı siyasi sistemin ortaya çıkışı olarak da görülebilir. Geri dönüşlü bir değişim olmasına rağmen, devlet egemenliğin klasik rejimi ciddi bir değişime maruz kalmıştır.

Devletler arasındaki sınırlar yasal ve manevi önemini yitiriyor. Devletler artık ayrı siyasi dünyalar olarak görülmüyor. Uluslararası standartlar çok çeşitli yolardan sınırları aşındırıyor. Egemenliğin, kamusal iktidarın, tek bir devlete dayalı, bölünemez, sınırlanamaz, özel ve kalıcı bir biçimi olduğu yolundaki her türlü varsayım geçerliliğini kaybetmiştir.

Güvenlik Devleti

Küreselleşme ile güvenliğin sağlanması arasında hem özü hem biçimi açısından bir bağ vardır. Diğer alanlara paralel olarak bu ilişkinin en yaygın tarifi, küreselleşmenin devlete dışarıdan müdahale ettiği ve onun içinde işlediği güvenlik çerçevesini dönüştürdüğüdür. Sonuç olarak, devlet güvenlik üretmek için azalmış bir kapasiteye sahipmiş gibi resmedilir, güvenliğin küreselleşmesi saldırıya karşı hazırlıklı devlete başka bir siyasal meydan okuma sunar.

Küresel Ekonomiyi Yönetim Ağları Aracılığıyla Yönetmek

En genel düzeyde bu ağlar yeni bir küresel yönetişim görüşü önerirler, dikeyden ziyade yatay, merkezden ziyade adem-i merkezi ve ulus-üstü bir bürokrasiden ziyade ulusal hükümet görevlerinden oluşan bir yönetim görüşüdür. Yönetim ağları gerçek uzamdan ziyade sanalda var olan bilgi çağını teknolojisine en üst düzeyde uyum sağlamaktadır. Yönetim biçim değiştirirken,işlevi de yönetim ağlarının,kaynakları denetleme ve komuta etmenin düzenlenmesinden hızlandırıcı ve destekleyici rollere doğru kaydırmasına olanak tanır bu biçimde bu değişimi takip etmektedir. Yönetim ağları hem kuşku hem de endişeyi tetiklemektedir.

Yönetim Ağlarına Gelen Eleştiriler

En sert eleştiriler bu ağların sorumlu olmamasını vurgularlar. Philip Alston’a göre eğer çözümleme doğruysa…, bu hükümlerin olduğu gibi marjinalleşmesi ve yerlerini özel çıkar gruplarına bırakmaları anlamına gelir.

İkinci bir temel eleştiri, bu ağların radikal biçimde kesintiye uğramış bir küresel gündemi desteklemesidir.

Yönetim ağlarına dönük eleştiri bunların uluslar arası kurumların yerini aldığıdır.

Yönetim Ağlarının Avantajları: (Parçalanmış) Devleti Geri Getirmek

Devleti önemli bir uluslararası aktör olarak geri getirmektir.

Devleti bir bütün olarak zayıf, başarısız, liberal olmayan ya da başka bir şekilde tanımlanmadan, devlet kurumlarını güçlendirmekdir.

Küresel Sivil Toplumun YükselişiJessica T. Matthews

Devletlerin göreceli düşüşü ve devlet dışı oyuncuların yükselişinde değişimin en güçlü motoru, derin politik ve toplumsal sonuçları neredeyse tamamen görmezden gelinen bilgisayar ve iletişim devrimi oldu.Her etkinlik alanında, bilgiye anında erişebilme ve onu anında kullanıma sokabilme, hesaba katılması gereken oyuncu sayısını arttırırken büyük otorite sahibi olanların sayısını azalttı.

Her şeyin ötesinde, iktidarı daha çok grup ve insana yayarak hiyerarşileri bozdu.Hızla düşen iletişim, danışma ve eşgüdüm maliyetleri, merkezsiz şebekelerin diğer örgütlenme tarzlarına karşı üstünlük kazanmasına sebep oluyor.Bir şebekede, bireyler veya gruplar fiziki veya biçimsel bir kurumsal varlık inşa etmeden beraber etkinlikte bulunabilmek için bağlantı kurarlar.Şebekelerin başında veya merkezinde kimse yoktur.Onun yerine, toplanan bireylerin veya grupların farklı amaçlarla etkileşime geçtiği çoğul düğümler vardır.

Yeni Ortaçağcılık (Hedley Bull)

Uluslar arası ekonomi politik’in yeni küresel sahneyi tanımlamak için kullandığı başlıca kavram ‘yeni orta çağcılık’.Bu tabir ilk defa 1977 gibi erken bir tarihte Hedley Bull tarafından modern devletler sisteminin alternatiflerinden birinin ‘orta çağda Batı Hıristiyanlığına hakim olan türden bir evrensel siyasal örgütlenmenin modern ve laik bir dengi’ olabileceği argümanında kullanıldı.Bull bu spekülasyonunu yeni ortaçağcılığın yükselmesine olanak sağlayan beş eğilimin sezgi dolu değerlendirmesine dayandırıyordu.

1 – Bütünleşme

2 – Devletlerin Çözülmesi

3 – Özel Uluslar arası Şiddetin Dirilişi

4 – Ulus Ötesi Örgütlerin Büyümesi

5 – Teknolojik Birleşme

Bölgeselci Yönetişim Kuramları

Yeni-işlevselciler temel olarak bir sektördeki bütünleşmenin diğerine de sirayet etmesine sebep olan, kendini besleyen süreçlerin mantığı tarafından ileri itilen, ilerleyen ve aşamalı bir süreci vurguluyorlar.Devlet sınırları ötesinde etkinlik gösteren toplumsal ve politik seçkinlere ayrıcalıklı yer veriyorlar ama genellikle, ilgili politik süreci belirlemektense anahtar oyuncuları tespit etmekle uğraşıyorlar.

Hükümet-arasıcılar ise devletlerarası pazarlıkların sonuçlarına odaklanıyorlar.Ulusal hükümetleri bölgesel bütünleşmeyi ilerleten veya durduran birincil oyuncular olarak görüyorlar ama bölgeselci politikayı ulusal hükümetlerin iç ve uluslararası politika arasında vazgeçilmez bir bağ oluşturduğu bir dizi ‘iki- düzeyli oyun’ olarak anlayarak, iç politikanın etkisini de dahil ediyorlar.

AB’de Çok Düzeyli Yönetişim

Gary Marks ve arkadaşları AB’yi şu merkezi özelliklerle nitelendiriyor:

“Öncelikle karar alma ehliyeti devletin tekelinde değildir, çeşitli düzeylerden oyuncular arasında paylaşılmıştır.Yani, ulus-üstü kurumlar politika üretiminde devlet yöneticilerinin temsilcisi olma rollerinden türetilemeyecek bağımsız etkiye sahiptirler.İkinci olarak, AB’nin kararlarının sadece bir alt küsemi olarak geçerlilik kazandığı durumda, devletlerin birbirlerini bağlayıcı kolektif karar alması en düşük ortak paydaya sahip devlet yöneticilerinin denetimi yitirmesini getiriyor.Üçüncü olarak, politik arenalar iç içe geçmiş olmaktan çok karşılıklı bağlantılıulus-altı oyuncular, hem ulusal hem de ulus-üstü arenada doğrudan etkinlik gösteriyor ve böylece süreç içinde ulus-üstü birlikler yaratıyorlar.Devletler içerideki ve Avrupa’daki oyuncular arasında bağları tekellerine almıyorlar, çeşitli düzeylerde alınan kararları tartışan çeşitli oyunculardan yalnızca birini oluşturuyorlar.”

Bu bakış açısından AB, dinamik, evrilen bir politik etkileşim alanı olarak sunuluyor, hükümet-arası veya yeni işlevselci mantığa indirgenebilecek sabit bir düzen değil.

Küresel Yönetişim Kavramı

Birkaç istisnai durum dışında ‘yönetişim’ kelimesi, ‘küresel’ kelimesi ile birlikte kullanılmaktadır.Diğer durumlarda, yerel, eyalete ait, ulusal veya bölgesel gibi kullanımlarda hedeflerin belli olduğu ve belirli bir düzenin tanınmış olduğu ‘yönetim’ kavramı tercih edilmektedir.

‘Yönetişim’ de ‘yönetim’ de tutarlılıklarını korumaları ve hedefe ulaşmalarını sağlamak için gereken sistemleri oluşturmak için uygulanan otoritenin yönlendirme mekanizmalarının kural sistemlerini içerirler.Yönetimlerin bu kural sistemleri, yapılanmalar olarak düşünülebilirken, yönetişimin kural sistemleri, toplumsal işlevlerin, çok çeşitli örgütler tarafından değişik yer ve zamanda birçok yolla uygulanan veya yürütülen süreçleridirler.İşlevsel ya da yapısal olsun, ‘yönetmek’ otoriteyi uygulamak anlamındadır.

Kaynak: Küresel Dönüşümler David Held – Anthony Mcgrew son.

7 ek odev). Çin ) BEŞİNCİ BÖLÜM: NEHRİ DELTASI
Çin ihraç mallarının yarısı Guangdong’ da üretilmektedir ve gene bugün, Çin ihraç mallarının üçte ikisinin üretimi yabancı sermayeye sahip şirketlerin elindedir. Yabancı yatırımlar yılda 50 ila 60 milyar dolar arasında seyretmekte, ama teknoloji aktarımının boyutu kesin olarak bilinmemektedir. Mallar birleştirildikleri oranda burada imal edilmiyor.

İngilizler Hong Kong’da “bırakınız yapsınlar “ modelini izlemişti. Koloni hükümeti ekonomiyi planlamaya çalışmamış, gelir ve işletme vergilerini düşü tutmuştu. Sosyal ardı sistemini asgaride bırakan hükümet, dünyanın en büyük iskân programını uygulamıştı. Serbest piyasa ekonomisti Milton Friedman, bu durumu serbest ekonominin getireceği faydalara örnek göstererek sık sık övmüştü. Shenzen, Hong Kong’un gelir arttırma uygulamasını, işletmek üzere arazi kiralayarak kopyaladı.

İngilizler etkin ve adil bir koloni yönetimi sürdürdü. İşadamları birinci sınıf liman, sağlam İngiliz adalet sistemi ve borsadan faydalandı. Hong-Kong, Çin dünyasının yegane özgür köşesi sıfatıyla, Güneydoğu Asya’daki Çin Diasporasına ait tüm iş adamlarını çekti. Çin anakarası kapandığında, Tayvan diktatörlüğü işgal tehdidi altındayken ve Vietnam ile Kore savaşla cebelleşirken herkes işi için Hong Kong’a yöneldi. Çin komünist partisi bile dış dünya ile ticaret ve para işlemlerini yürütmek için Hong Kong’a seçti

Gerçekten de Hong Kong, Kore ve Vietnam savaşlarıyla Kültür Devriminin çalkantısına rağmen ve beklide onlar sayesinde yaşayıp gelişmiştir. 1970 petrol krizini aşabilmiş ve Mao Zedung’un ölümünden sonra 1980’de Çin’in “dünyaya açılan penceresi” sıfatıyla ortaya çıkmıştır. Hong Kong kendini “vitrin”, Shenzhen’i ise “arka taraftaki atölye” olarak adlandırmıştır. Hong Kong da doğrudan seçilen bir hükümet yoktu. Bunun yerine İngilizler işleri genel de kalburüstü profesyoneller ve iş adamları arasında seçilmiş bir konseyin danışmanlığıyla yürütülüyordu.

Özel ekonomi bölgelerinde yabancı yatırımcılar, devlet fabrikalarının ödemeye zorunlu oldukları yüzde 33’e karşılık sadece yüzde 15’lik vergiyle karşılaştılar. Bu vergi indirimi pek çok Çin firmasını Hong Kong’a veya başka yerlere kaydolup “yabancı yatırımcı” sıfatıyla geri dönmeye teşvik etti. Hong Kong, minik British Virgin Adaları yatırımcıların önünde, üçte ikilik payla Çin’deki yabancı yatırımın başını çekiyor. 2004’te Çin, 57 milyarı Virgin adalarından, 190 miarı Hong Kong’dan olmak üzere toplam 562 miyar dolarlık doğrudan yabancı yatırım aldığını açıkladı.

1990’da Çin, 62 milyar dolarlık mütevazı bir ihracata sahipti, ama ihracat, on yıl sonrasında 250 milyara ondan 5 yıl sonrasındaysa 561 milyar dolara erişti. Dev yabancı yatırımcılar 1993’ten sonra akmaya başladı ve 1990’ların sonunda seviye, 2004’teki yeni rekora, yıllık 60 milyar dolara ulaşana dek hızla arttı. Tarihte böyle bir büyüme, en azından bu hız ölçüde, görülmemişti. Çin ihracatı öyle hızlı büyüdü ki; Çin küresel tekstil ticaretinin yüzde 60’ını, oyuncak ticaretinin ise yüzde 70’ini elinde bulunduruyor. Çin sanayisi 19 milyon kişiyi istihdam ediyor.

Çin ihraç tekstil malları beş yılda ikiye katlanarak 116 milyar dolara ulaştı. Ticaret yakın dönemdeki olaylar sayesinde patladı: Çin, 2001’de Dünya Ticaret Örgütüne girdi ve 2004’te tekstil üreten ülkelere satışa yönelik 30 yıllık kotalar biterken içteki ihracat kısıtlayıcı kuralları kaldırdı.

Amerikalılar, 2005’te 200 milyar dolara ulaşan Çin’le ticaret açıklarından endişelenmeye başladı. Çin kazancını kendine saklamış ve hazine bonoları vasıtasıyla Amerikan dış borçlanmasının büyük kesimini kendisinde toplamıştı. Batılı ülkeler de geçmişte Çin’le oluşan ticaret konusunda endişelenmişti. Mesele, sonunda Britanya’yı Çin’e afyon ihracına başlamaya yönelten, kendisi gibi Avrupa ülkelerinin Çin’e satacak bir şey bulmadaki başarısızlığıydı.

İngiliz sanayi devrimindeki sendikacılar ilkti; bu nedenle o zamandan sonra uluslar arası normlara dönüşen ve kabul edilen toplumsal reformları hayata geçirmeye yönelik protestolar onlarca yıl sürdü. Deng’i eleştirenler, onu Çin’i 19.yüzyılın başlarındaki toplumsal şartlara geri döndürmekle suçlamaktaydılar. 1954 anayasasında kutsanan grev hakkı, proletaryanın devletin efendisi olması hasebiyle grevi ancak kendilerine karşı yapabilecekleri savıyla 1982 anayasa değişikliğinde kaldırıldı. Tüm Çinli işçiler, ki o zamanda devlet fabrikalarında çalışanlar anlamına geliyordu, Çin Sendikalar Federasyona üye olmak zorundaydı. Başka sendikalar hiç oluşmamış veya oluşmalarına hiç izin verilmemiştir.

Liu’nun araştırmalarına göre, Guangdonng’da çalışan on milyon göçmen işçiden yüzde 50’si asgari ücret alırken, yüzde 30’luk bir kesim asgari ücretin altında maaşla yetiniyordu. Çin yasaları haftalık çalışmayı 40 saatle sınırlarken, işçilerin yüzde 95’i haftada 72 saat çalıştırılıyordu. Çindeki işçilerin 25 milyondan fazlası ölüm tehdidi içeren zehirli toz ve malzemlerle düzeni temas halinde idi. Çin, kayde geçen iş kazalarında dünya lideriydi. Tüm Çinde, yılda 120.000 işçi ölüyor, 728.000’i ise yaralanıyordu.

Çin’in ekonomik bir güç olarak şahlanışının temelinde bedava emeğe dayanan bir sistem oluşudur. Göçmen işçiler, mahkum çalıştırmaktan bile daha uyguna gelebilmektedir.

İngiliz sanayi devriminde maaşlar ve şartlar istikrarla düzelmişti: Çininkinde öyle değil-en azından şimdilik. İşin aslı gerçek ölçütler bakımından kötüye bile gitmiştir. 1990’dan beri hayat pahalılığı dörtte üç oranında artmış ve nakit anlamında ölçüldüğünde göçmenlerin maaşları ya düşmüş ya da aynı kalmıştır.

Çoğu yabancı firma üretimini Çine sadece ucuz işgücü için değil, aynı zamanda sendikaların ve iş kanunlarının yokluğundan faydalanmak içinde taşıdı. Ülkelerinde sık yaşanan grevlerden kurtulmak isteyen Güney Koreli üreticiler, Çinin büyük yatırımcıları haline geldi. Kore de ki işçilerde aslında uzun vardiyalar halinde vb. sıklıkla çalışma hayatına sahip ama ülkedeki sendikalaşma hareketi güçlü ve şiddetli grevlere sık sık rastlanıyor. Çin emeğinin daha ne kadar süre böylesi ucuz ve bol kalacağı merak konusudur. Lui Kaiming gibi uzmanlar 2004’teki işgücü açığının düşük ücretlerden kaynaklanan geçici bir aksaklık olduğuna inanıyor ve açığın gerçek maaş yükselmelerine yol açmadığına dikkat çekiyor.

Çin’in çalışma kanunları ve kuralları kağıt üstünde ve yeterince liberal ve bugünkü eylemciler, bunların sahiden uygulanabilmesi için çabalıyor. Pek çok mesele de aslında yerel yönetimlerin kanunları uygulamaya gönüllü olmalarına bağlı. Görevliler uygulamaları geciktirmek için sık sık bahaneler buluyor. Çin’deki modernleşmenin tuhaf ve kendine has özeliklerinden biri de yerel yönetimlerin kapitalist yatırımcılardan daha zengin hale gelmesi.


ALTINCI BÖLÜM: ORTA ÇİN

Çin de ki kırsal kesimin sesi hemen hemen hiç sesi çıkmıyordu. Gerçi kırsal Çin devasaydı. ABD büyüklüğünde bir alana yayılmış bir milyondan fazla kasaba ve köyde yaşayan bir milyar kadar insan ama hayatları ile ilgili bilgi ve haberler dış dünyaya pek ulaşamıyordu. 10 yıl içinde buradan gelen haberler münferit protestolar ve şiddetli bastırılmalarının tatsız bir resmini çiziyordu.

Güneydoğu Asya’da 40 milyon Çinli barınıyor. Güneydoğu Asya’nın pek çok şehrindeki gibi, Mandalayda’da Çinliler kentin ticaret merkezinde bir Çin mahallesi kurmuşlardır. Mandalay daki yaklaşık 100.000 e yakın Çinli, kent nüfusunun onda birini oluşturmaktadır.

Çin’in modernleşme projesinin hedeflerinden biri, Qing Hanedanı’nın çöküşü sırasında Japonlara ve diğerlerne kaptırılan toprakların geri alınması ve Çin’in, dünyada eşi bulunmayan büyük güç haline haline getirilmesiydi.

Çin’in kendini dünya devinin önderi kılmak ve komünist hareketin idaresini Moskova’nın elinden almak istemiştir. Bu hedefe ilerlerken, Angola, Zimbabwe, Somali, Etyopya, Lübnan, Filistin, Sri Lanka ve Peru gibi çok uzak yerlerdeki üçüncü dünya ülkelerinin savaşlarındaki liderleri eğitip silahlandırmıştır.

Yüzyıllar boyu Güneydoğu Asya’ya tüccar olarak yerleşmiş Çinlilerin bazıları Çin Komünist partisine katıldı veya yerel komünist partiler kurulmasında önemli roller oynadılar.

Çin 1980 ve 1990’larda Güney Çin Denizindeki bir mercan adaları grubu olan Spratly Adaları üzerinde egemenliğini ilan ederek endişe yaratmasına rağmen, genelde uluslararası meselelerde fazla ortalarda görünmedi.

Geçen birkaç yıl içinde Çin’in gücü, ekonomik önemi vasıtasıyla yavaş yavaş açığa çıkmaya başladı.

Çin’in yükselişi ülke dışındaki Çinli işadamları ve topluluklara ve bunların bulunduğu ülkelere, statüleri ve görünürlüklerini arttırarak muazzam fırsatlar yaratmıştır. Ama bu statünün bir diğer yüzü vardır, oda; bölgede uzun süre askeri rejimlerle yakın ilişkiler içinde çalışmış ve bu süreçte zenginliğe kavuşmuş işadamlarının şirketleri, çeşitli sektörlerde kilit noktaları ellerinde tutuyor.

Yakın zamandaysa, A.B.D’nin Çin’le ilgilenmesi ve pazarını Çin ihraç ürünlerine açmasının ardında yakın ilişkilerin Çin’e yardım edeceği ve demokrasiyi getireceği inancı yatıyordu. Fakat bu yumuşama beklenmedik bir askeri ittifakla başladı. Başkan Nixon 1972’de Pasifik Okyanusunda askeri varlığı tehdit edici ölçülere ulaştırmaya başlayan Sovyetler Birliğine karşı bir ittifak kurmak için Çin’e geldi. Moskova’nın soğuk savaşı kaybetmesinin ardından, bu ortak cephenin de gereği kalmadı.

Kısa süre sonra Amerikanın küresel etkisi rakipsiz kaldı. Bu kazanımlara ilaveten, Körfez savaşında Irak’a karşı kazandığı zafer, ABD ordusunun potansiyel her türlü rakibe karşı üstünlüğünü gösterdi.

Çin ve A.B.D arasındaki ilişkiler süreçler halinde devam etti. Bill Clinton dönemi 1992’de başladı ve 2. kez başkan seçildiğinde, Clinton Çin ilişkilerinde daha ılımlı bir yol izledi. Kabinesi, Çin’in ülkeye, reformlar için bir yol haritasını ayrıntılarıyla çizen Dünya Ticaret Örgütü’ne girme anlaşması üzerinde yoğunlaştı. Çin, pazarlarını adım adım dünyaya açacaktı. Karşılığında A.B.D ‘yıllık en çok kayırılan ülke’ oylamasına son verdi. 2001’de Dünya Ticaret Örgütüne resmen girdiğinde, Çin’in önemli ticari müttefiklerinin ekonomik kısıtlamalarından korkmasına gerek kalmadı.

Dünya Ticaret Örgütü anlaşması da, Dünya Ticaret Örgütü sözleşmesi gibi, ticaret kuralları koyuyor, fakat herhangi bir sosyal hüküm barındırmıyordu. Çin’i özgür sendikalara izin vermek gibi herhangi bir toplumsal reforma zorlamıyordu. Çinli liderler, Clinton gibi ziyaretçilere demokrasi hedeflerinin devam ettiğini söyledilerse de pek az somut adım atmışlardır.

Çin’in insan hakları dahil tüm alanlarda uluslararası standartları benimseyeceğine dair sözleri görünüşte kabul edilmişti. Çin’in değişimi kendine has hızda gerçekleşecekti, ama dünya ekonomisini benimsedikçe kuralar üzerine oturtulmuş uluslararası sistemle bütünleşecekti. Nitekim, Batılı ülkeler Çin’e birçok meselede, kısmen devasalığı ve önemi, kısmen de sözgelimi insan hakları gibi konuların yaratacağı baskının ters tepebileceği hissiyle hoşgörü gösterdiler.

1998’den sonra Çin ekonomisi bir patlama yapınca ABD yeni bir sorunla karşılaştı. Dünyanın her yanından şirketler fabrikalar kurup sendikasız ucuz işgücünden yararlanmak için akın edince, Çin küresel çapta siyasal etkinliği hiç kimsenin tahmin edemeyeceği ölçüde arttı. Şirketler, Çin’i sadece küresel üretim çalışmalarının bir parçası yapmakla kalmıyor, devasa ve henüz bakir bir pazarı da açıyordu. Çin de ürün ve hammaddeye talep fırlamıştı.

Çin’in bakır ve nikele yönelik sürekli yükselen talebi kürsel sıkıntıya yol açtı. Çin’in hızlı büyümesi kaynakları emiyor ve bölgenin çeşitli ekonomilerini peşinden sürüklüyor. Genel etkisi 2. dünya savaşı sonrasında Japonya’nın ekonomik bir güç olarak ortaya çıkışından görülmüş hiçbir şeye benzemiyor.

Çin’le hiç tarihi ticaret bağı kurmamış Brezilya gibi ülkeler bu darbeyle sürüklendi. Çin Latin Amerikanın her yerinden petrol ve gaz alıyor, bunlara yatırım yapıyor ve tüm kıtaya yüksek miktarlarda tekstil ürünleri, ayakkabı, elektronik ürünlerini, Meksika gibi işçi ücretlerinin düşük olduğu ülkelerin bile rekabet etmekte zorlandığı fiyatlarla satıyor.

Çin’in etkisi birdenbire A.B.D’nin pahasına artmaya başladı. Çin Kore’nin bir numaralı ticari ortağı sıfatını A.B.D’nin elinden aldı ve çok geçmeden Japonya’nın Çin’den ithalat,A.B.D’den yaptığı ithalatı aştı. Çin’in patlaması geleceğe dair öngörülerin kimini terse çevirirken yenilerini doğurdu. Çin, yeni Japonya ilan edildi ve bazı uzmanlar bugünkü gelişmelerden yola çıkarak Çin’in gelecekte A.B.D’yi geçeceğini öne sürdü.

Tümüyle açık bir dünya ekonomisinin işçi ücretlerinin, maliyetlerin, malların ve ürünlerin heryerde aynı seviyeye ulaştığını göreceği, teoride açıktır. Çin’in ABD den üç veya dört kat nüfusa sahip olması halinde ekonomisinin de aynı oranda büyük olacağı anlamına gelmektedir. Ve halkının çoğunluğu haftada 70 saat çalışan bir ülke, haftada 35 saat çalışsan Fransa veya Almanya gibi ülkelere çabucak yerleşecektir.

Önceden kestirilemeyecek faktörlerden biriyse Çin siyasi sisteminin ne yönde gelişeceğidir. Çin’in 20 yüzyılda potansiyeli uygulamaya sokamamasında suç kötü hükümetlere aittir. Genelde saki ve istikrarlı geçen son çeyrek yüzyıl büyük fark yaratmıştır. Ama bu zaman dilimi normalden ziyade sıra dışı görülmelidir.

Çin’in küresel ekonomiye girişinin etkisi şimdiden ölçülebilir: tüketici fiyatları sürekli ucuzluyor, meta fiyatlarıysa artıyor. Dünya meta fiyatları tarihin en çok noktalarına ulaşmış durumda. Çin sınırları içinde yoksulluğu 2050’de tamamen silmeyi, bilimde bir dünya devi haline gelmeyi ve ortalama yaşam süresini 80 yıla çıkarmayı planlıyor. Eğer ülke şu andaki yüzde 9’luk ekonomik gelişimini sürdürürse, ortalama gelir 16.000dolara yükselecek, nüfusun yarısı araba edinebilecek ve yurtdışına seyahat edebilecek. Fakat bu verilerin çok da gerçekçi bulunmadığı ve Çin’in ekonomik durumunun ABD’nin yüz yıl gerisinden geldiğini ve bu öngörülerin gerçekleşme ihtimalin yüzde 6 olduğu belirtilmektedir.

Pek çok etken resmi pembe tabloyu bozabilir. Bunlardan biri çevre. Çin dünyada kişi başına düşen su harcama oranı en düşük ülke, ama şimdiden ülkede büyük nehirlerden merkezlere su getirme sıkıntısı yaşanıyor. Ne pahasına olursa olsun, kazanca ulaşma telaşı arkasında büyük bir çevre yükü bırakıyor ve bu türde bir büyüme sürdürülebilir bir büyüme değil.



Çin fabrika işçilerine bu derecede düşük ücretler vermeyi sürdürerek ekonomik genişlemeyi de destekleyemez. Birde nüfus konusu var: Çin’e devlet kurumlarından kalma miras, çoğu şehirde nüfusun azalıp yaşlanmasından vücut buldu. Tek çocuk politikasının sonucunda, her dört emekli, bir çocuğun desteğine sahip olabilecek. Devlet kurumlarını kurtarmaya yönelik fazlasıyla girişim geride ağır bir borç yükü ve kapatılamamış bir emeklilik ödemeleri açığı bıraktı. Gene de tüm bu sorunlara rağmen Çin’in politikalarını terse çevirip geçmişe çekilmesi muhtemel görünmüyor. Çin’in büyüyüşü herkese sorundan çok fayda getiren yardımsever bir eylem olduğunu kanıtladı. Kaynak :Çin’e içeriden bir bakış: Ejder Şahlanıyor - Jasper BECKER - NTV Yayınları.
Yüklə 333,83 Kb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin