BiSMİllahirrahmanirrahiM قال الله تعالى


İKİNCİ BÖLÜM Şia’nın Doğuşu



Yüklə 1,14 Mb.
səhifə5/41
tarix30.01.2018
ölçüsü1,14 Mb.
#41365
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   41

İKİNCİ BÖLÜM
Şia’nın Doğuşu

ÜÇÜNCÜ DERS

Kur’an Ve Sözlük Manası İtibarıyla Şia


Şia kelimesi, “şe-ye-a” kökünden olup izinden gitmek, zafer ve yiğitlik1 manalarını taşıdığı gibi takipçi ve dost anlamlarında da kullanılır. Çoğunlukla Hz. Ali (a.s)’nin takipçileri ve dostlarına Şia denir.2 Ezheri, Şia’nın, Peygamber Efendimiz (s.a.a)’in ailesi ve soyundan gelen İmamları sevenlere dendiğini söylemekte,3 İbn-i Haldun ise, Şia’nın sözlük manasının dostlar ve takipçiler olduğunu, fakih ve mütekellimlerin dilinde ise geçmişte de hali hazırda da Ali (a.s) ve onun soyundan gelen İmamlara uyanlara dendiğini belirtiyor.4

Ama Şehristani Şia’nın manasını daha da sınırlandırmış ve Şia’nın sadece Hz. Ali (a.s)’ye uyanlar ve nass kanalıyla onun hilafetine inananlar olduğunu, imametin zulüm olmadıkça Hz. Ali (a.s)’den ayrılmayacağını söylemiştir.5 Kur’an-ı Kerim’in de birçok yerinde Şia kelimesi takipçi ve dost manasındadır. Saffat Suresinde, “İbrahim onun (Nuh’un) takipçilerindendir” buyrulmaktadır.1 “Orada, biri kendi tarafından, diğeri düşman tarafından olan iki adamı birbiriyle dövüşür buldu. Kendi tarafından olanı, düşmana karşı ondan yardım diledi” ayetinde de Hz. Musa’nın Şia’sı olan bir kişinin, düşmanına karşı ondan yardım istemesine rastlanmaktadır.2 Peygamberimiz (s.a.a)’den nakledilen rivayetlerde de Şia, Hz. Ali (a.s)’nin takipçileri ve dostları manasındadır.3

Şii kaynaklarda Şia kelimesinin sadece bir manası vardır ve o da Hz. Ali ve (a.s) on bir evladının Peygamber Efendimiz (s.a.a)’den sonra gaybet-i suğra’ya kadar onun halifesi olduklarıdır ve bu değişmez bir gerçektir. Üçüncü asrın ikinci yarısında Şiilerin On iki İmamın tamamına inandığı gibi Peygamberimiz (s.a.a)’in ashabından olan ilk Şiiler de buna inanmaktaydılar. Çünkü onların isimlerini hadislerde duymuşlardı.4 Gerçi Şiilerin büyük kısmı, zalim yöneticilerin oluşturduğu baskı ortamından dolayı bu hadislere ulaşamamış olsalar da, onlara farz olan zamanın imamını tanımaktı. Zira Peygamber Efendimiz (s.a.a) zamanının İmamını tanımayanın cahiliye ölümü üzere öleceğini buyurmaktadır.1 Bu yüzden yaşlanmış olan Zürare’nin, İmam Sadık (a.s) şehit olduğunda, oğlu Ubeyd’i İmam Sadık (a.s)’tan sonraki İmam hakkında araştırma yapmak üzere Medine’ye göndermiş olduğunu görmekteyiz. Ancak Ubeyd, Kûfe’ye dönmeden Zürare vefat etmiştir. Ölüm anında Kur’an-ı Kerim’i eline almış ve “Allah’ım tanık ol ki ben bu Kur’an’da tayin edilmiş olan kimsenin İmamlığına şahadet ediyorum” demiştir.2

Haliyle geçen zaman içerisinde, Şia’nın manası bu kelimeyle bütünleşmiş ve sınırları netleşmiştir. Bu yüzden pak Ehl-i Beyt İmamlar (a.s)’ı, batıl mezhepler ve fırkaları Şia dairesinin dışında tutmuşlardır. Şeyh Tusi, Hamran b. Ayan’dan şöyle naklediyor:

‘‘İmam Bâkır (a.s)’a “Acaba ben sizin Şiilerinizden miyim” diye sordum. İmam, “evet, sen dünyada ve ahrette bizim Şiilerimizdensin. Şiilerimiz ve babalarının ismi bizim yanımızda yazılıdır ancak bizden yüz çevirenler müstesna” dediğinde şöyle arz ettim, “acaba sizin Şia’nız olan, hakkaniyetinizi bilen bir kimsenin sizden yüz çevirmesi mümkün mü?” İmam cevaben, “evet ey Hamran ama sen onları görmeyeceksin, dedi.”

Bu hadisi rivayet edenlerden biri olan Hamza Zeyyat şöyle diyor:

“Bu hadis hakkında tartıştık ve İmamın maksadını anlayamadık, bu yüzden İmam Rıza (a.s)’ya mektup yazdık ve bunu sorduk. İmam Rıza (a.s) bize cevabında, İmam Sadık (a.s)’ın maksadının Vakıfiyye olduğunu buyurdu.” Şii rical âlimlerinin örfünde Şia tabiri sadece On iki İmam Şiileri için kullanılmıştır ve fıkıh âlimleriyse onları ashabımız ya da İmamiyyeden olan ashabımız olarak adlandırmaktadırlar. Batıl fırkalara yönelerek, Şiiliğin dosdoğru yolundan sapanlar ise Fethi, Vakıfi, Navusi gibi isimlerle adlandırılmıştır. Rical kitaplarında isimleri geçiyorsa bu onların yoldan sapmadan önce rivayet ettikleri hadisler sebebiyledir. Bu kitaplarda pak Ehl-i Beyt İmamlarından rivayet nakleden bir kısım Ehl-i Sünnet ravisi de zikredilmektedir.

Ancak Ehl-i Sünnet’in rical âlimleri ve bilginleri Şia manasını daha geniş tutmuşlar, Şia’dan ayrılan bütün fırkalar, hatta Gulat için bile Şia adını kullanmışlardır. Bunlara ilaveten Peygamber Efendimiz (s.a.a)’in Ehl-i Beyt’ini sevenlere de Şia diyorlardı. İbn-i Kuteybe, Irak Müftülerinden olması ve Ehl-i Sünnet temellerine göre fetva vermesine rağmen Süfyan-ı Sevri ve onun gibi bazılarını Ehl-i Beyt (a.s)’in imametine ve masumluğuna hiç inanmadıkları halde Şiiler’in zümresinde zikretmektedir.1

İbn-i Nedim Ehl-i Sünnet’in dört mezhebinden birinin fakihi olan Şafii hakkında, “Şafii’nin, Şiiliği kuvvetliydi” tabirini kullanmıştır. Gerçi hicri ikinci ve üçüncü asırlarda On iki İmam Şiilerinden sonra Şia’nın büyük bölümünü Zeydiyye oluşturuyordu. Onlar inanç açısından daha çok siyasi, mana itibarıyla Şiiydiler. Zira fıkıhta Caferi fıkhına değil de Hanefi fıkhına uymaktaydılar. İnanç açısından ise Şehristani’nin naklettiğine göre “Zeyd, bir müddet Mutezile Mezhebi’nin kurucusu Vasıl b. Ata’nın öğrencisi olmuş ve ondan Mutezile mezhebinin inanç esaslarını öğrenmiştir.” Bu yüzdendir ki Zeydiler inanç esaslarında Mutezilidirler, daha faziletli dururken fazilet açısından aşağı seviyede olanın İmametini de kabul eder, iki Şeyh’e kötü söz söylemezler.2

İnanç itibarıyla Ehl-i Sünnete daha yakındırlar. İbn-i Kuteybe bu konuda şöyle diyor, “Zeydilerin aşırılığı diğer Rafizi fırkaların hepsinden daha azdır.”3

Zeydî öncülerden biri olan Nefs-i Zekiyye, kıyamından dolayı bazı Ehl-i Sünnet fakihlerinin desteklediği biridir. Vakidi’nin naklettiğine göre kendilerinden bizzat hadis naklettiği Ebubekir Bin Ebi Siyre4, İbn-i İclan1, Abdullah Bin Cafer2 büyük Medine ekolünün muhaddislerinden olup Muhammed Nefs-i Zekiyye’nin kıyamına katılmışlardır. Yine Şehristani’nin dediğine göre “Ebu Hanife, Muhammed Nefs-i Zekiyye’nin Şiilerindendir.”3 Basra’nın Mutezilileri de Muhammed’in kıyamını onaylamışlardı. Ebü’l-Ferac İsfahani şöyle naklediyor: “Vasıl b. Ata ve Amr b. Ubeyd’in de içinde olduğu Basra Mutezililerinden bir cemaat ona biat etmişlerdir.”4 Buna göre Zeydiler her ne kadar Hz. Fatıma (s.a) evladını öncelikli bilseler de sadece siyasi açıdan Şia’dırlar.

Üçüncü Dersin Özeti


Şia ıstılahta Hz. Ali (a.s)’nin dost ve takipçilerine denir. Şii kaynaklardaki yegâne manası da Hz. Ali (a.s)’nin ve onun on bir çocuğunun, Peygamber Efendimiz (s.a.a)'in halifesi olduğuna inananlardır. Pak Ehl-i Beyt İmamlar (a.s)’ı, Şia adı altında batıl fırkalara uyanları Şiilerden saymamışlardır. Ancak Ehl-i Sünnetin âlimleri ve rical yazarları, Şia’nın manasını genişletmişler, Şia’dan ayrılan bütün fırkalara ve Peygamber Efendimiz (s.a.a)’in Ehl-i Beyt (a.s)’ini sevenlere Şia demişlerdir. Gerçi ikinci ve üçüncü asırlarda, Şii nüfusu, İmamiyye Şiilerinden sonra Zeydiler oluşturuyordu.

Üçüncü Dersin Soruları


1- Şia’nın sözlük manası nedir? Açıklayınız.

2-Şii kaynaklardaki Şia’nın mana ve mefhumunu açıklayanız.

3- Acaba batıl fırkalara uyanlar, Ehl-i Beyt İmamları tarafından Şia sayılıyorlar mıydı? Açıklayınız.

4- Ehl-i Sünnet âlimleri Şia’yı nasıl tarif etmişlerdir? Açıklayınız.

5- Hangi fırka siyasi açıdan Şiiydi ve neden?


Yüklə 1,14 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   41




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin