Kainatin efendiSİ hz. Muhammed


Ensârın sancaktarlarından



Yüklə 1,43 Mb.
səhifə9/27
tarix26.07.2018
ölçüsü1,43 Mb.
#58599
1   ...   5   6   7   8   9   10   11   12   ...   27

Ensârın sancaktarlarından: SA’D BİN UBÂDE
Peygamberimizin halası:
SAFİYYE BİNTİ ABDÜLMUTTALİB
Peygamberimizin hanımlarından: SAFİYYE BİNTİ HUYEY
Ailece müslüman olan sahabilerden:
SEDDAD BİN EVS
Peygamberimizin hanımlarından:
SEVDE BİNTİ ZEM'A
Ashâb-ı Kirâmın süvârilerinden: 
SÜRÂKA BİN MÂLİK
Hz. Ali'nin abisi: UKAYL BİN EBİ TÂLİB
Peygamberimizin dadısı:
ÜMM-İ EYMEN
Peygamberimizin hanımlarından:
ÜMM-İ HABİBE
Hz. Ali’nin kızkardeşi:
ÜMM-İ HÂNİ
Hala Sultan olarak tanınan kadın sahabi: 
ÜMM-İ HİRAM
Hz. Ebu Bekir'in hanımı:
ÜMM-İ RUMAN
Devsli muhacir hanım sahabîlerden:
ÜMM-İ ŞERİK
Ashabın kadın kahramanlarından:
ÜMM-İ ÜMARE NESİBE HATUN
Yalancı peygamber Müseyleme’yi öldüren sahabî:
VAHŞİ
 Darağacından Resulullaha selam gönderen sahabî:
ZEYD BİN DESİNNE
İlk îman eden köle:
ZEYD BİN HÂRİSE
En meşhur vahiy kâtibi Sahâbî:
ZEYD BİN SÂBİT
Peygamberimizin hanımlarından:
ZEYNEB BİNTİ CAHŞ

* İslamın yayılmasında kadın sahabilerinin de büyük katkısı olmuştur.

Sahabelerin faziletleri anlatılmakta bitmeyecek kadar çok ve barizdir.

** Peygamberimiz buyurdu ki, (Benden sonra, halîfelik otuz senedir).

Feth sûresinde,Cenâb-ı Hak meâlen buyuruyor ki, (Ağaç altında sana bî'at eden, [yâni emirlerini kayıdsız şartsız yapmaya söz veren]müminlerden Allahü teâlâ râzıdır.)78 ki, bunlar Sahâbe-i Kiram idi (ve onlara Sekîne, [yâni Tumânînet, kalblerine kuvvet] veriyor ve sana olan sevgilerini, Sıdk ve ihlâsı biliyor ve onları yakın bir feth ve zafer ile sevaplandıracağını müjdeliyor.) Hudeybiye anlaşmasında, Sidre yâhut Sümre ağacının altında yapılan söz vermeye işarettir. Görülüyor ki, Sahâbeden herbirinin rıza-i ilâhîye mazhar olduğu ve kalblerinin temiz ve hâlis olduğu ve sekînenin inzâli ve Feth-i karîb ile sevaplandırılacaklarını bildirmesi, mertebe ve şânlarının büyüklüğüne açık bir şâhittir.

Fetih sûresinin diğer âyet-i kerimesinde, (Sana bî'at edenler) yâni seninle gazâ ve cihâdda bulunup, dîn-i islâmın neşrinde, kullarıma nasihat vermekte ve doğru yolu göstermekte berâber olacaklarını ahd ve vaat edenler, (Allah celle şânühû ile mübâye'a, [yâni vaat,alışveriş] etmiş olurlar) buyurdu.

Diğer âyet-i kerimede meâlen, (Onlar Allahü Teâlâyı severler. Allahü Teâlâ da onları sever) buyurdu. Görülüyor ki, Sahâbe-i Kiramın hepsi Allahü Teâlânın muhabbetine ve mahbûbiyyetine mazhar olmuştur.

Tevbe sûresinde meâlen, (Mekke-i Mükerreme ahâlîsinden olup, Muhâcirîn denilen Sahâbe-i Kiram ile, Medîne-i Münevvere ahâlîsi olan Ensârdan ve onlara iyilikte tâbi olanlardan, Allahü Teâlâ râzıdır. Onlar da Allahü Teâlâdan râzıdırlar) buyuruyor. Hz. Muaviye Mekke-i Mükerremenin Sahâbe-i Kiramın eşrâfından, büyüklerindendir.
**Muhacir ve Ensar karşılaştırması:
**Ensar…ve Muhacir

Muhacir ve Ensar'dan İslâm'a ilk önce girenlerin başta gelenleri ve iyi amellerle onların ardınca gidenler var ya, işte Allah onlardan razı oldu, onlar da Allah'dan razı oldular ve onlara, altlarında ırmaklar akan cennetler hazırladı ki, içlerinde ebedi kalacaklar. İşte büyük ve muhteşem kurtuluş budur.”79

Andolsun ki, Allah, yine peygambere ve en zor gününde ona uyan Muhacirler'le Ensar'a, içlerinden bir kısmının kalbleri az kalsın kayacak gibi olmuşken, tevbe nasip etti de lutfedip tevbelerini kabul buyurdu. Çünkü O, gerçekten çok şefkatli, çok bağışlayıcıdır.”80

Ve onlardan önce o yurda yerleşen imana sarılanlar kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden ötürü göğüslerinde bir ihtiyaç duymazlar. Kendilerinin ihtiyaçları olsa dahi, onları öz canlarına tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar umduklarına erenlerdir."81



**- Hz. Peygamber “Benî Hâşim ve Ensara buğzetmek küfürdür. Araplara buğzetmek nifaktır” buyurdu.

**- Hz. Peygamber “Benden sonra bir kavim gelecektir. Onlardan birisi beni görmek için, aile efradını ve bütün malını feda etmeğe can atacaktır” dedi.

**- Hz. Peygamber “Bu ümmetin meselesi yağmurun durumuna benzer. Bilinmez, yağmurun evveli mi daha hayırlıdır sonu mu?” buyurdu.

**Sahabiler Rasulullaha candan bağlı idiler.Nitekim;Rasulullah tarafından köle olarak alınıp serbest bırakılarak,memleketi yemene gidip kendi yanında bırakılma tercihinde,peygamberimizin yanında kalmayı kabul ederek,Rasullahın yanında kalan Hz.Sevban; Rasullaha çok sadık ve candan bağlı idi.

Hz. Sevbân, “Peygamberimizin ismini, yalnız başına söylemeyi günâh kabûl ederim” derdi.

O derece bir bağlılık eseri gösterirdi.

**Muhacir

Peygamber, müminlere kendi nefislerinden önce gelir. O'nun hanımları da onların analarıdır. Akraba da Allah'ın kitabında birbirlerine, diğer müminlerden ve muhacirlerden daha yakındırlar. Ancak dostlarınıza bir maruf (uygun bir vasiyet) yapmanız müstesnâdır. Bu, kitapta yazılıdır.”82



**Bir gün, Resûlullah onun evinde uyumuştu. Gülerek uyandı. Yâ Rasûlallah! Niçin güldünüz dedikte, (Yâ Ümm-i Harâm! Ümmetimden bir kısmını, gemilere binip, kâfirlerle gazâya giderler gördüm!) buyurdu. Ümm-i Harâm (Yâ Rasûlallah! Duâ et, ben de onlardan olayım!) dedi. Peygamberimiz, (Yâ Rabbî! Bunu da onlardan eyle!) diye duâ buyurdu. Hz. Muaviye zamanında Ümm-i Harâm, zevci ile gemilere binip, Kıbrısa gitti. Kıbrısta attan düşüp şehit oldu.

**Abdullah bin Zübeyrin, babası Zübeyr bin Avvâmdan işiterek bildirdiği hadis-i şerifte, (Herhangi bir memlekette vefât eden ashâbımdan biri, kıyâmette, mahşer yerine giderlerken, o memleketin müslümanlarına önder olur ve onların önlerini aydınlatır) buyurdu.

**Kudüs şehrinin birinci fatihi Hz. Ömer, ikinci fatihi Hz. Muaviye idi. Hz. Muaviye islâm memleketlerini, Afrikada, Tunusa, Asyada Buhârâya ve Yemenden İstanbula kadar genişletip, bu geniş memleketlere hâkim oldu. Heybetli, nûrlu, yakışıklı, güzel huylu, sevimli, işlerinde isâbetli, şânlı, şerefli bir devlet başkanı idi. Temiz ve yeni, şık giyinir, seçme atlara biner, saltanat sürerdi. Fakat Ashâb-ı Kirâmdan olduğu için, Rasûlullahın sohbeti bereketi ile, islâmiyetten ayrılmaktan muhâfaza olunmuş idi.

**Ebû Süfyân bin Harp Tâif gazâsında çok kahramanlık etti. Bir gözü kör oldu. Rasûlullah buyurdu ki, (Yâ Ebâ Süfyân! Hangisini istersin? Eğer dilersen, duâ edeyim, gözün yerine gelsin. Eğer dilersen Allahü Teâlâ, Cennette sana bir göz versin) buyurdu. Ebû Süfyân: Yâ Rasûlallah! Cennette göz verilmesini isterim dedi ve avucunda duran gözünü yere attı. Ebû Süfyân Hazretleri Yermük gazâsında da, çok kahramanlık etti. İkinci gözü de çıktı. Orada şehit oldu.

**Sahabenin hayatına bakıldığında akıllar istifa etmekte,ihata edememektedir.

**İmâm-ı Süyûtînin (Tarih-ul-Hulefâ) kitabında diyor ki: Ehl-i sünnet âlimleri, söz birliği ile bildirmiştir ki,Ashâb-ı Kirâmın en üstünleri, Rasûlullahın dört halîfesidir. Bunlardan sonra en üstünleri, Aşere-i Mübeşşereden, yâni Cennet ile müjdelenmiş olan on kişiden geri kalan altısı ile Hz. Hasan ve Hz. Hüseyindir. Bunlardan sonra en üstünleri bu oniki kişiden başka, Bedir gazâsında bulunan üçyüzonüç (313) Sahâbîdir. Bunlardan sonra üstün olan, Uhud gazâsında bulunan yediyüz (700) kahramandır. Bunlardan sonra üstün olan hicretin altıncı senesinde, ağaç altında Resûlullaha, (Ölmek var, dönmek yok) diye söz veren bindörtyüz (1400) kişidir. Bu sözleşmeye (Bî'at-ı Rıdvân) denir.

**Mekkenin iri yarı güreşçilerinden Rukane,ağacın yürümesini görmesine rağmen iman etmemiş ve peygamberimiz onunla güreşe tutularak yenilmesi sonucu Rasulullahın büyüklüğünü ve peygamberliğini kabul etmiştir.
GÜL, MUHAMMEDİN KOKUSUNA GIPTA EDER

KOKUMU O'NUN TERİNDEN ALDIM DER
TERLERSE GÜLLER OLURDU HER TERİ

HOŞ DERLERDİ TERİNDEN GÜLLERİ
MÜRAAT-İ EDEP ŞARTIYLA GİR NABİ, BU DERGAHA

METAF-İ KUDSİYANDIR, BÜSEGÂH-I ENBİYADIR BU. -Nabi-
**-Sana emrolunan şeyi açıkla,baş ağrıtırcasına anlat, müşriklere aldırma.”83

Her zorluğa ve tehlikeye rağmen sürekli tebliğde bulunmuştur Rasulullah.Öyleki Ebu Cehilin yanına yüz kere tebliğ etmek üzere gittiği ifade edilmektedir.

**Hem Süheyl ibni Amr daha imana gelmeden esir olmuş. Hazret-i Ömer Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma demiş ki: "İzin ver, ben bunun dişlerini çekeceğim. Çünkü o fesahatiyle küffâr-ı Kureyş'i harbimize teşvik ediyordu." Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş ki:"Yâ Ömer! Gün gelir, bu adam seni sevindirecek bir duruma gelir."84diye, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın vefatı hengâmında olan dehşet-engiz ve sabır-sûz hadisede, Hazret-i Ebu Bekri's-Sıddık nasıl ki Medine-i Münevverede kemâl-i metanetle herkese teselli verip mühim bir hutbe ile Sahabeleri teskin etmiş; aynen onun gibi, şu Süheyl, o hengâmda, Mekke-i Mükerremede, aynı Ebu Bekri's-Sıddık gibi Sahabeye teskin ve teselli verip, malûm fesahatiyle Ebu Bekri's-Sıddık'ın aynı hutbesinin meâlinde bir nutuk söylemiş. Hattâ iki hutbenin kelimeleri birbirine benzer.

**Hem Sürâka'ya ferman etmiş ki:"Kisrânın iki bileziğini giyeceksin." Hazret-i Ömer zamanında Kisrâ mahvedildi; ziynetleri ve şahane bilezikleri geldi, Hazret-i Ömer Sürâka'ya giydirdi. Dedi:"Bu iki bileziği Kisrâ'dan alıp Sürâka'ya giydiren Allah'a hamd olsun."85

İhbar-ı Nebevîyi tasdik ettirdi.

**Hem, nakl-i sahih ile, gazve-i Bedir'de, Hazret-i Abbas Sahabelerin eline esir düştüğü vakitte, fidye-i necat istenilmiş. O da demiş: "Param yok." Hazret-i Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş ki: "Zevcen Ümmü Fadl yanında bu kadar parayı filân yere bırakmışsın."

Hazret-i Abbas tasdik edip, "İkimizden başka kimsenin bilmediği bir sır idi." O vakit kemâl-i imanı kazanıp İslâm olmuş.

**Bir menba-ı garaip olan gazve-i kübrâ-yı Bedir'de, Ukkâşe ibni'l-Muhassını'l-Esedî'nin müşriklerle döğüşürken kılıcı kırıldı. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, ona, kılıca mukabil, kalınca bir değnek verdi. Dedi: "Bununla harb et." Birden, değnek, biiznillâh, uzun, beyaz bir kılıç oldu. Onunla harb etti. Hayatı miktarınca, tâ Yemâme harbinde şehid oluncaya kadar boynunda taşıdı. Şu hadise kat'îdir. Çünkü Ukkâşe bütün hayatında onunla iftihar etmiş ve o kılıç "el-avn" namıyla meşhur olmuş. İşte, Hazret-i Ukkâşe'nin iftiharı ve kılıcın "avn" namıyla, kılıçların fevkinde iştiharı, şu hadisenin iki hüccetidir.

**Başta Neseî olarak, erbab-ı siyer, Osman ibni Huneyf'ten haber veriyorlar ki:

Osman diyor ki: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın yanına bir âmâ geldi, dedi: "Benim gözlerimin açılması için dua et." Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ona ferman etti:"Şimdi git, abdest al. Sonra iki rekât namaz kıl ve de ki: 'Allah'ım! Hâcetimi sana arz ediyor ve nebiyy-i rahmet olan Peygamberin Muhammed ile Sana teveccüh ediyorum. Yâ Muhammed! Gözümden perdeyi kaldırması için senin Rabbine seninle teveccüh ediyorum. Allahım, onu bana şefaatçi kıl.'O gitti, öyle yaptı, geldi. Gözü açılmış, güzel görüyormuş, gördük.

**Büyük bir imam olan İbni Veheb haber veriyor ki:

Gazve-i Bedir'in on dört şehidinden birisi olan Muavviz ibni Afra' Ebu Cehil ile döğüşürken, Ebu Cehl-i lâin, o kahramanın bir elini kesmiş. O da öteki eliyle elini tutup Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın yanına gelmiş. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm onun elini yine yerine yapıştırdı, tükürüğünü ona sürdü. Birden şifa buldu, yine harbe gitti, şehid oluncaya kadar harb etti.

Gerçekten onlar seçkin,seçilmiş,farklı ve yeryüzünün yürüyen birer yıldızlarıydılar.

Ancak o zamanda yaşayıpta bunlardan gafil olup inad edenler için büyük bir hasret vardır.

Ve o gün zalim ısırır elini.”86



Kafir. Yani Ukbe b. Ebi Muayt iman etmiş sonra da Übey b. Halef’in rızası için tekrar imanından dönmüştü.

Elini Hasret ve nedametle ısırır.

İbni Abbas bu ayet hakkında şöyle dedi. Zalim olandan kasıt Ukbe b. Ebu Muayt'tır.Şöyle der: (Keşke Resulle beraber yol tutsaydım. Yazık bana keşke filanı dost edinmeseydim) Yani Ümeyye b. Halef. -Taberani: 19/8- Onun rivayetinde Ata el-Horasani vardır. Bu ise doğruluğa çok dikkat eden biridir. İbni Cüreyc te sikadır. Fakat Müdelles ve mürsel hadisleri çok rivayet eden biridir.

O sahabiler Rasulullaha tam ve gönülden bağlı idiler.Tıpkı miraç olayında Kureyş Peygamberimizin miracını inkâr edip,Hz.Ebubekiri de kandırmak için ona söylediklerinde o:-Bunu Rasulullah mı söylüyor?-deyip onlarda –evet,onun yanından geliyoruz.-dediklerinde onlara cevaben:-Eğer o söylüyorsa haktır.-diyerek susturucu cevab vermiştir.

**Peygamber Efendimiz, 1400 kadar Ashâbı ile hac niyetiyle Medîne’den yola çıkmıştı. Hz. Hâtib bin Beltea da bunlar arasındaydı. Bunu haber alan Mekkeli müşrikler, onları Mekke’ye sokmamaya karar verdiler.

Elçi olarak gönderilen Hz. Osman’dan bir haber gelmeyince, buradaki mü’minler canlarını fedâ ederek Resûlullahı koruyacaklarına söz vermişlerdi. “Bîat-i Rıdvan” adı verilen bu hâdiseyi, Allahü Teâlâ Kur’ân-ı Kerîmde, Fetih sûresi 18. -Lakad radıyallahu anil mü’minine- âyet-i kerîmesinde haber vererek, onlardan râzı olduğunu bildirmiştir. Bu âyet-i kerîmede meâlen buyuruldu ki: 

Ağaç altında sana bîat eden, emirlerini kayıtsız şartsız yapmaya söz veren müminlerden Allahü Teâlâ râzıdır ve onlara sekîne [kalblerine kuvvet] veriyor ve sana olan sevgilerini, Sıdk ve ihlâsı biliyor ve onları yakın bir feth ve zafer ile sevâblandıracağını müjdeliyor.” 



Câbir bin Abdullah’ın bildirdiği hadis-i şerifte de Resûlullah Efendimiz buyurdu ki: 

Ağaç altında benimle sözleşenlerden hiçbiri Cehenneme girmez!” 



**Mevlana Şibli Numani-nin eseri. –Son peygamber Hz.Muhammed-Asrı saadet:“îbn Sa'd'ın Tabakât'ı, îbn Seken'in Kitâbu's-Sahabe''si, Abdullah b. Ali b. Câ-rûd'un Kitab'ı, Ukaylî'nin ashab hakkındaki eseri, îbn Ebî Hatim er-Râzî'nin ese­riyle Kitâbu'l-Ezrak, Kitâbu'd-Dûlâbî, Kitâbu'l-Beğavî, Tabakât-ı îbn Mâ'kûla, Usdu'l-Ğâbe, el-İstîâb, el-îsâbe fi ahvâli's-sahabe gibi eserler sadece bu 13.000 büyük insanın hayatı hakkında yazılmıştır.”

-“Büyük bilgin Belâzurî'nin açıkça belirttiğine göre, Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem peygamber olarak geldiğinde Kureyş'te 17 kişi okuma yazma bili­yordu. Bunlar, Hz. Ömer, Hz. Ali, Hz. Osman, Hz. Ebu Übeyde, Talha, Zeyd, Ebu Huzeyfe, Ebu Süfyân, Şifâ bin. Abdullah vd. idiler.

*Onlar Rasulullah ve ona aid bir şey için bile hayatlarını feda etmekten çekinmediler.

Muhriz bin Nadle…Rasulullahın develerinin bulunduğu meraya giren Uyeyne bin Hısn komutasındaki 40 kişilik müşriklerin kaçırdığı develeri,Rasulullahın izniyle almaya gidenlerden biriydi.Müşriklerin gizlendiklerini bilen Seleme bin Ekva’nın uyarmalarına aldırmayan Muhriz:”Allah’a ve Âhiret gününe inanıyor,cennet ve cehennemin hak olduğunu biliyorsan benimle şehadet arasına girme,şehid olmamı engelleme!”diyerek saldırmış ve Abdurrahman bin Uyeyne el-Fezari tarafından şehid edilmiştir.

**Sahabeler ile ilgili olarak çok çarpıcı ifade ve tesbitlerde bulunan ve onların en belirgin özellikleri olan Doğruluğu nazara veren Bediüzzaman Hazretleri şu izahlarda bulunmuştur:

“İşte bu hakikatı bilmeyen insafsız insanlar derler ki: "Âhiretin tafsilatını ders alan müteyakkız kalbli, keskin nazarlı olan sahabelerin fikirleri, niçin bin sene hakikattan uzak olarak fikirleri düşmüş gibi, istikbal-i dünyevîde bin dörtyüz sene sonra gelecek bir hakikatı asırlarında karîb zannetmişler?

Elcevab: Çünki Sahabeler, feyz-i sohbet-i nübüvvetten herkesten ziyade dâr-ı âhireti düşünerek, dünyanın fenasını bilerek, kıyametin ibham-ı vaktindeki hikmet-i İlahiyeyi anlayarak ecel-i şahsî gibi dünyanın eceline karşı dahi daima muntazır bir vaziyet alarak, âhiretlerine ciddî çalışmışlar. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm "Kıyameti bekleyiniz, intizar ediniz" tekrar etmesi, şu hikmetten ileri gelmiş bir irşad-ı Nebevîdir. Yoksa vuku-u muayyene dair bir vahyin hükmüyle değildir ki, hakikattan uzak olsun. İllet ayrıdır, hikmet ayrıdır. İşte Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm'ın bu nevi sözleri hikmet-i ibhamdan ileri geliyor.”87
Kur’an,sahabelerin”…tesis-i İslâmiyette ve tedvin-i Şeriatta sahabelerin cüz'î hâdiselerini dahi nazar-ı ehemmiyete almasında; hem küllî düsturların bulunması, hem umumî olan İslâmiyetin ve Şeriatın tesisinde o cüz'î hâdiseler, çekirdekler hükmünde çok ehemmiyetli meyveleri verdikleri cihetinde de bir nevi i'cazını gösterir.”88

Onlar islamiyetin ağaç halini almasında birer çekirdek mesabesinde olmuşlardır.
“Eğer desen: "Sahabeler de insandırlar, hatadan, hilaftan hâlî olmazlar. Halbuki içtihadatın ve ahkâm-ı şeriatın medarı, sahabelerin adaleti ve sıdkıdır ki, hattâ ümmet "Sahabeler umumen âdildirler, doğru söylerler" diye ittifak etmişler.

Elcevab: Evet sahabeler ekseriyet-i mutlaka itibariyle hakka âşık, sıdka müştak, adalete hahişgerdirler. Çünki yalanın ve kizbin çirkinliği, bütün çirkinliğiyle ve sıdkın ve doğruluğun güzelliği, bütün güzelliğiyle o asırda öyle bir tarzda gösterilmiş ki, ortalarındaki mesafe Arş'tan Ferş'e kadar açılmış. Esfel-i safilîndeki Müseylime-i Kezzab'ın derekesinden, a'lâ-yı illiyyînde olan Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm'ın derece-i sıdkı kadar bir ayrılık görülmüştür. Evet Müseylime'yi esfel-i safilîne düşüren kizb olduğu gibi, Muhammed-ül Emin Aleyhissalâtü Vesselâm'ı a'lâ-yı illiyyîne çıkaran sıdktır ve doğruluktur.”89
“Hissiyat-ı ulviyeyi taşıyan ve mehasin-i ahlâkiyeye perestiş eden ve Şems-i Nübüvvetin ziya-i sohbetiyle nurlanan sahabeler…”90
“Yâ Resulallah, nasıl olur ki Ashab-ı Kehfin köpeği; Senin Ashabınla beraber Cennete girsin? O Cennette, ben Cehennemde-revâ mıdır bu? O Kehf Ashabının köpeği, ben senin Ashabının... “(Mevlana Cami)
“Sual ediyorsunuz: Bazı rivayetlerde vardır ki; "Bid'aların revacı hengâmında ehl-i iman ve takvadan bir kısım suleha, sahabe derecesinde veya daha ziyade efdal olabilir" diye rivayetler vardır. Bu rivayetler sahih midir? Sahih ise hakikatleri nedir?

Elcevab: Enbiyadan sonra nev'-i beşerin en efdali sahabe olduğu, Ehl-i Sünnet ve Cemaatın icmaı bir hüccet-i katıadır ki, o rivayetlerin sahih kısmı, fazilet-i cüz'iye hakkındadır. Çünki cüz'î fazilette ve hususî bir kemalde, mercuh racihe tereccuh edebilir. Yoksa Sure-i Feth'in âhirinde sitayişkârane tavsifat-ı Rabbaniyeye mazhar ve Tevrat ve İncil ve Kur'anın medh ü senasına mazhar olan sahabelere, fazilet-i külliye nokta-i nazarında yetişilemez.”91

Sahabeyi farklı ve üstün kılan,onların Rasulullahın sohbetine mazhar olmaları, hakikata onun eşliğinde ulaşıp yükselmeleridir.

Allah ile Rasulullah arasındaki sohbet ne kadar yüksek ise,Rasulullah ile de sahabeleri arasındaki sohbette o kdar yüksek ve kıymettardır.

“Sohbet-i Nebeviye öyle bir iksirdir ki, bir dakikada ona mazhar bir zât, senelerle seyr ü sülûke mukabil, hakikatın envârına mazhar olur. Çünki sohbette insibağ ve in'ikas vardır. Malûmdur ki: İn'ikas ve tebaiyetle, o Nur-u A'zam-ı Nübüvvetle beraber en azîm bir mertebeye çıkabilir. Nasılki, bir sultanın hizmetkârı ve onun tebaiyeti ile öyle bir mevkiye çıkar ki, bir şah çıkamaz. İşte şu sırdandır ki, en büyük veliler sahabe derecesine çıkamıyorlar. Hattâ Celaleddin-i Süyutî gibi, uyanık iken çok defa sohbet-i Nebeviyeye mazhar olan veliler, Resul-i Ekrem (A.S.M.) ile yakazaten görüşseler ve şu âlemde sohbetine müşerref olsalar, yine sahabeye yetişemiyorlar. Çünki Sahabelerin sohbeti, Nübüvvet-i Ahmediye (A.S.M.) nuruyla, yani Nebi olarak onunla sohbet ediyorlar. Evliyalar ise, vefat-ı Nebevîden sonra Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ı görmeleri, velayet-i Ahmediye (A.S.M.) nuruyla sohbettir. Demek Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın onların nazarlarına temessül ve tezahür etmesi, velayet-i Ahmediye (A.S.M.) cihetindedir; nübüvvet itibariyle değil. Madem öyledir; nübüvvet derecesi, velayet derecesinden ne kadar yüksek ise, o iki sohbet de o derece tefavüt etmek lâzım gelir. Sohbet-i Nebeviye ne derece bir iksir-i nurani olduğu bununla anlaşılır ki: Bir bedevi adam, kızını sağ olarak defnedecek derecede bir kasavet-i vahşiyanede bulunduğu halde, gelip bir saat sohbet-i Nebeviyeye müşerref olur, daha karıncaya ayağını basamaz derecede bir şefkat-i rahîmaneyi kesbederdi. Hem cahil, vahşi bir adam, bir gün sohbet-i Nebeviyeye mazhar olur; sonra Çin ve Hind gibi memleketlere giderdi, o mütemeddin kavimlere muallim-i hakaik ve rehber-i kemalât olurdu.”92

“Bir zaman kalbime geldi, niçin Muhyiddin-i Arabî gibi hârika zâtlar sahabelere yetişemiyorlar? Sonra namaz içinde “sübhane rabbiyel a’la” derken, şu kelimenin manası inkişaf etti. Tam mânâsıyla değil, fakat bir parça hakikati göründü. Kalben dedim: "Keşke birtek namaza bu kelime gibi muvaffak olsaydım, bir sene ibadetten daha iyiydi." Namazdan sonra anladım ki, o hatıra ve o hal, Sahâbelerin ibadetteki derecelerine yetişilmediğine bir irşaddır.

Evet Kur'an-ı Hakîm'in envârıyla hasıl olan o inkılab-ı azîm-i içtimaîde, ezdad birbirinden çıkıp ayrılırken; şerler bütün tevabiiyle, zulümatıyla ve teferruatıyla ve hayır ve kemalât bütün envârıyla ve netaiciyle karşı karşıya gelip, bir vaziyette ve müheyyic bir zamanda, her zikir ve tesbih, bütün manasının tabakatını turfanda ve taravetli ve taze ve genç bir surette ifade ettiği gibi; o inkılab-ı azîmin tarrakası altında olan insanların bütün hissiyatını, letaif-i maneviyesini uyandırmış; hattâ vehim ve hayal ve sır gibi duygular hüşyar ve müteyakkız bir surette o zikir, o tesbihlerdeki müteaddid manaları kendi zevklerine göre alır, emer. İşte şu hikmete binaen bütün hissiyatları uyanık ve letaifleri hüşyar olan sahabeler, envâr-ı imaniye ve tesbihiyeyi câmi' olan kelimat-ı mübarekeyi dedikleri vakit, kelimenin bütün manasıyla söyler ve bütün letaifiyle hisse alırlardı. Halbuki o infilâk ve inkılabdan sonra, gitgide letaif uykuya ve havas o hakaik noktasında gaflete düşüp, o kelimat-ı mübareke, meyveler gibi gitgide, ülfet perdesiyle letafetini ve taravetini kaybeder. Âdeta sathîlik havasıyla kuruyor gibi, az bir yaşlık kalıyor ki; kuvvetli, tefekkürî bir ameliyatla, ancak evvelki hali iade edilebilir. İşte bundandır ki, kırk dakikada bir sahabenin kazandığı fazilete ve makama, kırk günde, hattâ kırk senede başkası ancak yetişebilir.”93
Yüklə 1,43 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   5   6   7   8   9   10   11   12   ...   27




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin