Nurum, Nurul aynım Yaz sıcağında baharım


Psikiyatrist Kimdir, Psikolog Kimdir?2



Yüklə 0,58 Mb.
səhifə2/11
tarix18.01.2019
ölçüsü0,58 Mb.
#100982
1   2   3   4   5   6   7   8   9   10   11

Psikiyatrist Kimdir, Psikolog Kimdir?2


  • Ruh sağlığına ilişkin sorun yaşayan, gerek hastalarımızın gerekse ailelerinin nereye müracaat edecekleri hususunda bilgi karmaşası içerisinde kafaları karışmaktadır.

  • Psikiyatri, insanların duygu, düşünce ve davranış-larındaki sapmaları tanımlayıp çok farklı tekniklerle tedavi ederek insanlara yardım eden bir tıp disiplinidir.

  • Psikiyatristler, öncelikle hekimdir. Psikiyatri uzmanları, 6 sene tıp fakültesi okuyup bitirerek tıp dokto-ru diplomasını aldıktan sonra, 4 sene ruh sağlığının korunması ve hastalıklarının teşhis ve tedavisi yönünde eğitim alan hekimlerdir. Ve mezuniyetlerinde bir tez ha-zırlayan “bilim insanları”dır. Doktora dengi bir tıbbi programdan mezun olmuşlardır. Her türlü teşhisi koymak, tedaviyi planlamak, ilaç ve diğer tedavi yöntemlerinin yanı sıra, uygun görülen psikoterapiyi uygulamak da tamamen psikiyatri uzmanlarının sorumlu-luğu ve yetkisindedir. Başka hiçbir meslek grubunun, bunu (bağımsız olarak) yapma yetkisi yoktur. T.C. yasaları ile de bu yetki sadece Hekim olan psikiyatri uzmanlarına verilmiştir.

  • Psikoloji ise insan davranışlarını ve zihinsel sü-reçleri inceleyen bilim dalıdır. Psikologlar, dört senelik psikoloji lisansından ya da edebiyat fakültelerinden me-zun olurlar. Hasta muayene etme, tanı koyma ve tedavi etme yetkileri yoktur. Hastalar üzerindeki herhangi bir tedavi faaliyetini ancak psikiyatri uzmanı hekim denetiminde yapabilirler… Klinik psikologlar uzun yıl-lar süren bir eğitimden sonra ancak psikiyatri uzmanının sorumluluğunda psikoterapi uygulayabilirler.

Psikiyatri Bilimsel Bir Tıp Dalı Değildir

  • Psikiyatri bilimsel yöntemleri kullanır ve objektiftir. Bir ruhsal hastalığı olan kişi, birbirinden bağımsız muayene edildiğinde tanı tutarlılığı %98-99 civarındadır. Bu objektif bir bilim dalı olduğunu göstermektedir.

  • Yanlış kanı, psikiyatrinin adındaki psişe (ruh) sözcüğünden kaynaklanmaktadır. Zihinsel (Mind) Sağlık daha doğru tanımlama olurdu.

Karasevda Ruhsal Bozukluğa Yol Açar

  • Bazı psikiyatrik rahatsızlıklar sinsi başlar; aşık olma yada aşırı mastürbasyon (özdoyum) davranışıyla başlayabilir. Aile hastalığı buna bağlayabilir. Gerçekte ise bu belirtiler ruhsal rahatsızlığın bir nedeni değil, sinsi başlayan bir psikiyatrik bozukluğun öncül belirtileridir.

Kişi Ne Zaman Psikiyatriste Gitmelidir?

  • Kişi kendini ruhsal olarak kötü hissettiğinde psikiyatri uzmanına başvurmalıdır. Kendimizi kötü hissetme gelip geçici olabilir. Kişinin kendini kötü hisset-me hali ağır seyrediyorsa zaman geçirmeden bir uzmana başvurmalıdır. Kendini kötü his­setme orta veya hafif dü-zeyde ise birkaç gün ile birkaç hafta arası bir süreyle durumun kişisel çabayla veya kendi­liğinden geçmesi beklenebilir, geçmiyorsa bir uzmana başvurmalıdır.

Kişinin Kendini Kötü Hissetme Hali Nedir?

  • Kişinin kendini kötü hissetmesi pek çok ya-kınmayla ve belirtiyle ortaya çıkabilir. Sıkıntı, korku, kaygı ve endişe nöbetleri, keyifsizlik, isteksiz­lik, bezgin-lik, yaşamdan zevk almama, iştahsızlık, halsizlik, moral bozukluğu, aşırı heyecan, şüpheler, takıntılar, uykusuz­luk, taşkınlık, intihar düşünceleri vb...

Hastalığın tanı aşamasında akla ne gibi sorular gelir?

  • "Beni/bizi nasıl etkileyecek?", "Sonuç ne olacak?", "iyileşebilecek mi (yim)?", "Rahatsızlık öncesine dönebilecek mi (yim)?", "Çocuklarıma da geçer mi?", "Daha da kötüleşir mi?", "Belirtiler kaybolursa geri gelir mi?", "Evlenebilecek mi(yim)?", "Çalışabilecek mi(yim)?", "ilaçlar ne kadar zaman kullanılacak?", "En iyi tedaviyi nerede olabilirim (yaptırabiliriz)?", "Yoksa akıl hastanesine mi kapatacaklar?" ve benzeri daha onlarca soru gelip takılır aklımıza.

Psikiyatri hastası saldırgan olur

  • Araştırmalar psikiyatrik hastalığı olan kişilerin suç işleme oranlarının toplumun sağlıklı kişilerinden farklı olmadığını göstermektedir.

  • Bir psikiyatrik hastanın suç işlemesi istisnadır. Genellikle basit suçlardır.

  • Bu düşünce, Ortaçağ’da Batı Dünyası’nda, psi-kiyatrik hastaların içine şeytan girdiği sanılmasından kaynaklanmaktadır.

Eşimin Bir Eli Yağda, Bir Eli Balda, Bu hastalık Nereden Çıktı

  • Ruhsal bozukluklar birçok nedenin ortaklaşa so-nucu olarak ortaya çıkar. Olumsuz çevre koşulları hasta-lığın esas nedeni değil, hastalığın ortaya çıkmasında kat-kıda bulunucu etkenler olmaktadır. Yaşama koşulları iyi olan bir kişinin ruhsal rahatsızlık geçirmeyeceği yanılgıdır.

Ruhsal Hastalıklar İyi Olmaz

  • Psikiyatrik hastaların tatmin edici tedavi oranları vardır. Tıbbın diğer dallarındaki rahatsızlıklar da olduğu gibi; tedaviye yüksek cevap veren, hafif düzelme ya da tekrarlama gösteren, iyileşmeyen hastalar vardır. (gastrit, sinüzit, verem, diyabet, yüksek tansiyon, kanser vb.)

  • Tedavinin doğru ve düzgün yapılmaması tedavi oranını düşürür. İyileşme sonrası, tedavinin erken kesil-mesi, uyulması gereken kurallara uyulmaması her hastalıkta tekrarlama oranını yükseltir.

İlaç Tedavisi Değil, Psikoterapi İstiyorum.”

  • Bazı hastalar daha muayene başlarken, “ben ilaçla tedavi değil, psikoterapi görmek istiyorum” demektedir. Bunun nedeni psikoterapinin sihirli bir değnek değdiril-mişçesine sorunları çözeceği kanısıdır.

  • Bu psikoterapi'nin ilaç tedavisine alternatif olduğu yanılgısının toplumda yaygın olduğunu göster-mektedir. Ne ilaçla tedavi psikoterapi'nin, ne de psiko-terapi ilaçla tedavinin alternatifidir. Her iki yöntem de birbirinin Tamamlayıcısıdır.

  • Hekim hasta ilişkisi de, bir psikoterapi ilişkisidir. Kişiye hastalığı veya sorunu hakkında ayrın-tılı bilgi vermek, bunun üstesinden gelmesi için ilaç tedavisi dışında ya­pabileceklerini tartışmak, önerilerde bulunmak, kişinin bu yön­de çabalarını izlemek, denetle-mek ve desteklemek de bir psikoterapidir. Buna destek-leyici psikoterapi denir.

Ruhsal Hastalıklar Tam Olarak İyileşmez ve Tekrarlar

  • Psikiyatrik hastalıkların bir bölümü tam iyileş-meyen, kronikleşme eğilimi gösteren bozukluklardır. Bazıları ise yineleyici özellik gösterir. Bazılarında altta yatan (kişilik, yaşam olayları) diğer etmenler nedeniyle bir hastalık atağını geçirse bile tedavi sonrasında tam olarak iyileşmeyebilir. Depresyonda süreğenleşme disti-mi, şizofrenide rezidüel şizofreni, bipolar duygudurum bozukluğunda ise sık döngülü klinik tablo olarak karşımı-za çıkmaktadır. Kişilik bozukluklarının rahatsız edici boyutlarının sürekliliği bilinçli ve devamlı mücadele ge-rektirmektedir.

  • Ruhsal hastalıkların tedavisinde iyileşme birkaç ay sürebilir. Bu zaman zarfında iyileşme yavaş yavaş elde edilebilir. Rahatsızlığın bazı belirtileri uzun süre kalabilir. Hastalığınız tekrarladığında endişeye ve ümit-sizliğe kapışmayın, tedavi ile yeniden iyileşirsiniz.

Ruhsal Hastalıklarda Tedavi

Psikiyatrik Rahatsızlığın Biyolojik Temelleri Nedir?

İnsan beynindeki sinir hücreleri (nöron) arasında iletişimin sağlandığı snaptik aralıktaki nörotransmitter (monoaminler; dopamin, serotonin, noradrenalin vb.)’lerin azalması sonucu psikiyatrik rahatsızlıklar olduğu biyolojik varsayıma dayalı olarak ilaçlar geliştiril-miştir. Biyolojik yaklaşımlara göre, psikiyatrik rahatsız-lıklar, vücuttaki bu biyokimyasal maddelerdeki değişme-ler sonucu ortaya çıkmaktadır. Ruhsal hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar etki mekanizmaları aracılı-ğıyla bir etkileşimler zinciri ortaya çıkarmaktadırlar. Beynin bütün sinirsel ağı içinde yeni bir düzenlemenin ortaya çıkması ise zaman içinde gelişen bir durumdur. Bu nedenle ilaçlar kullanılmaya başladıktan iki-üç hafta sonra etkilerini gösterirler.

İlaç İnsan Bünyesine Zararlıdır.


  • Psikiyatrik hastalıklarda ilaç tedavisine karşı top-lumda yay­gın bir korku var. Bu korku konuyu bilmemek-ten kaynaklanı­yor, ilaç tedavisine sıcak bakmayan bazı terapistler ve psikolog­lar da bu korkuyu pekiştiriyor.

  • Hemen hemen bütün ilaçların yan etkileri vardır. En az yan etkili ilaç bile eninde sonunda bir ilaçtır ve az çok nahoş etkileri bulunacaktır. Yan etkiler ilaçların etki mekanizmalarına ve kullanılan dozlarına bağlı olarak değişebilir. Ancak psikiyatri’de özellikle son yıllarda sinir sistemi üzerine yan etkileri oldukça az olan ilaçlar daha yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. 

  • İlaç kullanan bazı kişilerde ilaçla­rın yan etkilerine karşı aşırı tepki ortaya çıkabilir. Bu kişiler ilaçların doğal olarak gösterdikleri yan etkileri aşırı abartılı yaşayabilir. Bu hastalar ilaç talimatnamesini okurlar, ora­ya kanun gereği yazılması gereken tüm uyarılardan paniğe kapı­lır ve yüz binde bir görülse de ilaç tanıtımına yazılmak zo­runda olan herhangi bir yan etki hemen onlarda ortaya çı­kar. İlaç ta-nıtım bilgilerini okumanın psikolojik olarak yan etkilerin artmasına yol açabileceği unutulmamalıdır.

  • Bir ilacı hekim denetimi ol­maksızın kullanmak sa-kıncalıdır. İlaç seçimi, ilacın dozu, ne kadar süreyle nasıl kullanılacağı, ilaç etkileşimleri, organlarda, sistemlerde oluşturabileceği tahri­batın izlenmesi ve buna benzer konu-lar uzmanlık gerektiren de­rin konulardır. Komşusunun, yakının önerisiyle ilaç kullanmak kullanmayı bil­meden telefonla tarif şeklinde araba kullanmaya ve trafiğe çıkmaya benzer.

İlaçlar Belirtileri İyileştiriyor

  • Günümüzde kulla­nılan ilaçların çok büyük bölümü hastalığı tümüyle yok etme­den, kaynaklandığı organik bozukluğu düzeltmeden iyileşme sağlıyor. Belir-tiye yönelik tedavinin bir üst aşaması olup kullanıldığı sürece yalnızca belirtileri iyileştirmekle kalmamakta, beyindeki kaynağını denetim altına alarak, dışa vuran davranış ve belirtilerde belirgin iyileş­melere yol açmaktadır.

İlaçlarla İlgili Yanlışlar Nelerdir?

Halk arasında bütün sinir ilaçlarının bağımlılık yaptığı ve uyuşturucu ilaçlar olduğu yolunda yanlış bir bilgilenme vardır. Bu yanlış bilgiler psikiyatrik hastalık-ların doğal seyrini bilmemekten ve ilaçların etkilerini yanlış yorumlamaktan kaynaklanır. İlaçların uykuya eği-lim, uyuşukluk, denge bozukluğu yapması bağımlılık ola-rak değerlendirilmesine yol açmaktadır. Özellikle şizof-reni, anksiyete ve depresyon tedavisinde kullanılan ilaç-ların kesilmesi ile hastalık belirtilerinin tekrarlaması has-ta ve yakınları tarafından ilaca bağımlılık olarak yorum-lanmaktadır. Eğer ilaç kesildikten sonra bir takım şikâ-yetler tekrarlıyorsa o zaman kullanılan ilacın bağımlılık etkisinden değil, yaşanılan hastalığın hala devam ettiğin-den şüphe etmek gerekir. Hastanın iyileştikten sonra da belli bir süre ilacını kullanmak zorunda olması bilimsel anlamda bağımlılık değildir.

İşte bu yanlış yorumlama psikiyatrik hastalıklarda sık yapılan bir hatalı davranıştan kaynaklanmaktadır. Bu yanlış, şikâyetlerdeki düzelmeler başlar başlamaz, ilacın kesilmesidir. Oysa şikâyetler düzeldikten sonra bile bir süre aynı dozda ilaç kullanmak zorundayız. Aksi takdirde hastalık tekrarlayacaktır. Bu süre anksiyete bozukluk-larında tam olarak düzeldikten sonra hiçbir şikâyet yok-ken bile 3 ay depresyonda ise 6 aydır. Şizofrenik rahat-sızlıklarda ise daha uzundur.

Psikiyatrik ilaçların genel olarak bağımlılık oluştur-ma ihtimali yoktur. Ancak benzodiazepin türevi ya da amfetamin türevi (diazem, rivotril, akineton ve ritalin vb.) bazı ilaçların bağımlılık yapma ihtimali vardır. Bu ilaçlarda yeşil ve kırmızı reçete ile satılmakta ve doktor kontrolü altında kullanıldıklarında gayet faydalı ilaçlar-dır. Ancak bazen kötüye kullanılabilmektedirler ki bunun da önlenmesi için hekimlerin reçetesi dışında eczane-lerden alınmaları yasaktır.

Kısaca psikiyatrik hastalıklarda hekimin önerdiği uygun doz ve uygun sürede kullanılan ilaçların bağımlılık yapma ihtimali oldukça azdır.

Psikiyatrik İlaçlar Uyuşturucudur.



  • Psikiyatri ilaçları, uyuşturucu değildir, beyne za-rar da vermez; tedavi edicidir. Aşırı dozlarda bile genel-likle hayati tehlike ortaya çıkarmazlar.

  • Bu ilaçlar ilk kullanıldıkları günlerde sersemlik, uyku yapmaktadır. Ancak bu ilaçlar uyuşturucu değildir-ler. Ancak bazı ilaçların aylarca hatta yıllarca kullanıldığı takdirde sadece bir ihtimal dâhilinde olan alışkanlık yapma riski vardır. Bu da, alışkanlık yapma riski olan ilaçların kontrole tabi “yeşil reçete-kırmızı reçete” ile ve-rilmesiyle önlenmektedir.

  • Tıbbi ilaçların araştırmaları çok titiz yapılmakta-dır. En küçük şüphe durumunda bile derhal kullanımı durdurulmakta ve piyasadan toplanmaktadır. Molekül araştırmaları, faz 1, 2 ve 3 araştırmaları yanında klinik çalışmalar da yapılmaktadır.

Psikiyatri’de ‘şok tedavisi’ zararlıdır.

  • Halk arasında 'şok tedavisi' diye bilinen elektro konvülsif terapi (EKT), düşük doz elektrik akımı ile has-tada bir tür sara nöbeti oluşturmaktan ibarettir. İyi bir tedavi seçeneğidir. Hayat kurtarıcıdır. Bu tedavinin yan etkileri, adının ve çağrışımının ürkütücülüğüne karşın oldukça azdır. Hastada olumsuz anılar bırakmaz, zararlı olmaz. Gerekli hatta zorunlu olduğu durumlarda yapılan bir tedavi metodudur.

Meditasyon, Kişisel Gelişim (NLP) vb. Uygulamalar Ruhsal Bozuklukların Tedavisinde Yer Alır

  • Koşmak insan sağlığı için yararlıdır. Sağlıklı ol-mak şartıyla. Rahatsızlığı –solunum, tansiyon, kalp hastalığı- olan bir kişide ise sorun oluşturabilir.

  • Meditasyon vb. yöntemler ruhsal rahatsızlık varken hastalığın artmasına yol açabilir. Ayrıca gerçek tedavinin gecikmesine yol açmış olabilir.

  • Tedavi, hekimliğin görevi ve sorumluluğundadır. Bu yetki kimseye devredilemez. Hekimlik ya da ruh hekimliği, sağlık kurumlarında uygulanır. Yoksa psikiyatri uzmanları, altı yıl tıp fakültesi, sonra dört yıl uzmanlık öğrenciliği ile bu yetkiyi elde edeceklerine, üç ay kadar bu merkezlerde eğitilir ve ‘icrayı tababet’e başvururlardı. Böyle uygulamaların mantığı yoktur. Geçmişte, bu tür uygulayıcılara ‘mutatabbip’ –sahte hekim- denmektedir.

  • Bu tür uygulamalarda, belli bilinç düzeyine ulaş-mış kişilerin, yerçekimini yendiği, uçabildiği gibi saçma sapan görüşler de yer almaktadır. Bu durum ise, özellikle psikotik hastalar için ağırlaştırıcı rol oynayabilmek-tedir.

Hocalara okutmak, kurşun döktürmek iyileştirir mi?

  • Herkesin inançları doğrultusunda derdine çare araması doğaldır. Ancak ruhsal hastalıklar, üzerinde he-kimlerin yıllardır uğraş verdiği, tıbbi tedavi imkânları hızla çoğalan bir alan olup çareyi hocalarda aramak sade-ce zaman kaybına yol açar.

  • Bazen hocalara gitmek, kurşun döktürmek, adak adamak, dilek tutmak, türbe gibi belli dini bir yeri ziyaret etmek ya da dini otorite-şifa verici görülen birisini gör-meye gitmek, bir ritüel-dini ayine katılmaktan yarar göre-bilir. Bunların etkinliğinden çok plasebo-yalancı etki- diyebileceğimiz bir sonuç karşımıza çıkacaktır. Böyle yöntemlerin kişinin ve çevresinin yatkınlığına göre % 20-40 civarında değişen oranlarda iyileştirici etkisi bulunabilir. Son yapılan araştırmalarda bu etkinliğin % 50’ler düzeyinde olduğu saptanmıştır.

Medyum-Doğal Şifacılar ve Reiki, Feng Shui (ve Benzerleri) Nedir, Ne Derece Yararlıdır?

  • Biyoenerji, manevi şifa vb. gibi adlarla birtakım kişiler sözde tedaviye, özellikle de ruhsal bozuklukların tedavisine soyunmaktadır. Bu kişiler ‘şifacılık’ yeteneği-ne sahip olduklarını iddia etmektedirler. Bu tür uygulamaların etkinliği hiçbir güvenilir çalışmayla götse-rilememiştir.

  • Reiki, Feng Shui ve benzerleri (biyoenerji kuramı vs.) de Doğu dinlerinin, Doğu felsefelerinin uzantısı olarak, ortaya çıkmışlardır. Ki enerjisi ve benzeri bilimsel olarak ispatlanmamış, varlığı şüpheli enerjilerin (sözde) olumlu yönde aktarılması, kullanılması tekniklerine daya-nır. Burada da bilimsellikten uzak ve para tuzağı kokan bir yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde daha revaçta kandırma ve kazıklama yöntemi olarak yeni moda bir trend olarak karşımıza çıkmaktadır.

  • Hemen hepsinde “Enerji kanallarını açmak” benzeri sihirli cümlelerle konu açıklanmaya çalışılmakta olduğuna dikkat ediniz.

Hastaların düzenli ilaç kullanmamasının çeşitli nedenleri vardır:

  • Bazıları hasta olduğunu kabul etmez ve ilaç kullan-maya ihtiyacının olmadığını düşünür

  • Düşüncelerinde dağınıklık olduğu için düzenli ilaç alamayabilir

  • Hasta yakınları hastalığın tam bilincinde olmadığı için hastayı ilaç kullanımı konusunda olumsuz yönde etkileyebilir

  • Yan etkiler nedeni ile hasta ilaç kullanmak isteme-yebilir, hastanın tedaviye uyumu bozulabilir

  • İlaç kullanımı uzun süreli olduğunda hastanın eko-nomik gücü önemlidir.

  • Tedavinin kolay uygulanabilir olması önemlidir. Çok sayıda ve gün içinde değişik zamanlarda uygulanan çok sayıda ilacın kullanılması tedaviye uyumu bozabilir.


Ruhsal Hastalıklar

Psikotik Bzk.

Nevrotik Bzk.


Alkol ve Madde Bağımlılığı

Evlilik sorunları ve Cinsel Bzk.

Çocukta Ruhsal Bzk.

Kitapta yukarıdaki belli başlı hastalık gruplarından alkol ve madde bağımlılığı dışındaki konular ele alınmıştır.


  • Tedavi için kişinin doktoru hangi yaklaşımı önerirse önersin, olumlu düşüncelerle, bu bana iyi gelecek diye düşünmesi daha yararlı etki yaratır. Daha az olumsuz sonuçla karşılaşabilir. Olum­suz düşüncelerle, bu da bana yaramayacak, şimdi bir sürü hoş olmayan şey olacak, diye düşünmesi uygulamanın yararını azaltır, olumsuz etkilerini arttırır.


Psikoz ve Nevroz Nedir?

Psikozla nevroz arasındaki en önemli fark; Nevrozda gerçeği değerlendirme yetisinin (reality testing) bozulmamasıdır. Nevroz’da hasta hastalığını bilir; kendi kafasındaki düşünceleri, korkuları saçma bulur. Neyin düşünce, istek, hayal, rüya ve neyin eylem ya da dışarıda olan bir olay olduğunu ayırt eder. Genellikle hasta, bir yardım ve tedavi arayışı içindedir. Nevroz ilerlese bile yapısal farklılaşma göstermez; yani akıl hastalığına-psikoza dönüşmez. Psikoz ve nevroz arasında yapısal farklılık vardır. Psikoz nevrozun ilerlemiş hali olarak görülmemelidir. Psikozda ise gerçeği değerlendirme yetisi bozulur.

Psikoz kişinin gerçeği değerlendirme yeteneğinin ortadan kalktığı, gerçek dünyadan uzaklaşıp kendine özgü bir dünya kurduğu, hayaller görüp gerçekte olmayan sesler duyduğu, bir­takım mantıkdışı düşüncelere kapılıp bunları gerçekmiş gibi de­ğerlendirdiği bir ruhsal hastalık türüdür. Psikozlarda sıklıkla he­zeyanlar ve halüsinasyonlar görülür. (Hezeyanlar: -Sanrılar- Kişinin kültüründen kaynaklanmayan ve akılcı konuşmalarla aksi yönde ikna edilemediği, çarpık, mantıkdışı fikirler, düşünceler. Halüsinasyonlar: -Varsanılar- Var olmayan sesler duyma, gö­rüntüler görme, kokular alma.)

Psikotik bozukluklar halk arasında “akıl hastalığı” veya “deli­lik” denilen hastalık kümelerini kapsar. Psikozdaki kişinin nevrozdan en önemli farkı hastalığını kabul etmemesidir. Psikoz hastalarının çok az kısmı dışında genelde hasta olduklarını kabul etmezler, bozuk bir muhakemeleri olduğuna inanmazlar. Hastalığın alevlenme dönemle­rinde ise hemen hiçbiri hastalığı kabul etmezler.

Psikoz başlangıcı ile yaşam olayları arasında ilişki halk tarafından bazen abartılır. Halkın psikotik rahatsız-lığı sıradan veya olağandışı üzüntülere bağlama eğilimi vardır. Olumsuz çevre ve yaşam olayları kişi için ancak tetikleyici rol oynar. Hastalığın nedenselliği konusunda abartılı değerlendirmeden kaçınmak gerekir.

Kısacası psikoz demek, akıl hastalığı demektir. Şizofreni ise psikotik bir bozukluktur.


Şizofreni Nedir?

Bu hastalık bireyin kendisi kadar aile ve toplumu da etkilediği için iki kısımda ele alındı. İlk bölümde hastalığın klinik tablosu ikinci bölümde ise tedavisi ele alındı.

Şizofreni insanların dünyaya geldikleri andan itibaren yaşayabilecekleri yüzlerce rahatsızlıktan sadece biridir. Ancak şizofreni beyni etkilemesi ile diğer rahat-sızlıklardan ayrılır. Şizofrenide düşünce, duygu ve davranışları etkilemesi nedeniyle ve süreğen olma özelli-ğiyle diğer birçok bedensel rahatsızlıktan farklı olarak toplumsal hayata yansıyan bir rahatsızlıktır. Duygu, dü-şünce ve davranışlardaki değişiklikler ise kişinin çevre-siyle kurduğu ilişkide birtakım farklılıklar biçiminde insanlar arası ilişkileri etkiler ve hastanın çevresi tara-fından başlangıçta bir rahatsızlık olarak değerlendi-rilmemesine yol açmaktadır. Şizofreni bir psikotik rahatsızlıktır.



Bu Hastalıkta Neden Hekime Geç Başvurulur?

Hasta kişi rahatsızlığın başlangıç belirtilerinin görül-düğü dönemlerde ailesinin alışık olmadığı biçimde dav-ranmaya başlar; gereğinden fazla ya da az uyur; içine kapanır; dış görünüşüne eskisi kadar özen gösteremez; aile ortamındaki, okuldaki ya da mesleğindeki yükümlü-lüklerini yerine getiremez; alışılmadık yaşantılardan bah-seder, başkalarının görmediği, duymadığı şeyleri görme-ye, duymaya ve bunlardan gerçekmişçesine söz etmeye başlar; yaşadığı bu şeyler nedeniyle de korku ve panik içindedir.

Bu nedenle şizofreni diğer pek çok tıbbi rahatsız-lıktan farklı olarak başlangıcı ile hekime başvuru anı arasında oldukça uzun bir süre geçen bir rahatsızlıktır. Alıştığımız, sorgulamadığımız gündelik yaşantılarımızda karşımızdaki herhangi birinin değişik tavırları bizde birtakım soru işaretleri doğurur. Onun beklentilerimize ters düşen tavırlarını aklımıza uydurmak için ilkin 'huy-suzluk, tembellik, şımarıklık, aksilik' gibi tıbbi rahatsızlık dışı birtakım açıklamalarda buluruz. Bu doktora başvur-mada zaman kaybına yol açar.

Aile önceleri bu yeni duruma karşı şaşkınlıktan, aldırmazlığa; inanmamaktan, büyük bir şok ya da düş kırıklığı yaşamaya kadar çeşitli tepkiler verir. Değişik-liklerin bir rahatsızlığa bağlı olduğu anlaşılana kadar aylar hatta yıllar geçebilir. Sonunda aile içindeki ortam aile bireyleri açısından dayanılmaz bir hal aldığında dışa-rıdan yardım almaya karar verilir.

Hastalık Nasıl Bir Seyir İzler?

Şizofreni zaman içinde değişken seyir gösterebilen bir rahatsızlıktır. Bazı durumlarda hayal görme, gaipten ses işitme ve kendisinin ve yakınlarının takip edildiği, zarar göreceği şeklindeki hezeyanların görüldüğü alev-lenme dönemlerini takiben kişinin duygularını ifade etmesinde donuklaşma, konuşkanlığında azalma, zevk veren faaliyetlerden zevk alamama, ilgisizlik, toplumdan uzaklaşma, amaca yönelik davranışları başlatma ve sürdürmede güçlükler gibi belirtilerin görüldüğü bir seyir oluşabilir.

İçe kapanma, ilgisizlik, toplumdan çekilme belirtile-rinin uzun süre devam ettiği hallerde bu hastalarda sos-yalleşme ve işlevsellik bozulmaktadır. Bazı şizofren has-talarda görülebilen kendine bakımda azalma, sağlıksız ortamlarda bulunma ve alkol-madde kullanımları nede-niyle iltihabi hastalıklar daha çok gözlenmekte ve yaşamı kısaltmaktadır.

Bazı kişilerde ise şizofreni tek bir alevlenme dönemi sonrasında yeniden bir daha hiç gözükmeyebilir. Bir kıs-mında ise sık tekrarlayan alevlenme dönemleri sonrası tamamen iyileşme gerçekleşmeksizin sürecin yerleştiği gözlenebilir. Her insandaki belirtiler ve seyir birbirine benzemez.

Şizofreni tanısıyla tedavi olan insanların beşte birin-de zaman içinde belirtilerin tamamen ortadan kaybol-duğu saptanmıştır. Ancak bu düzelme rahatsızlık öncesi işlevsellik düzeyine dönmeyi çoğu zaman sağlamamak-tadır.


Yüklə 0,58 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   10   11




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin