ÖNSÖz materyalizm ve onun iran'daki Hİleleri


ALLAH'A TAPMAK YAHUT YAŞANTI



Yüklə 456,54 Kb.
səhifə15/17
tarix17.01.2019
ölçüsü456,54 Kb.
#99632
1   ...   9   10   11   12   13   14   15   16   17

ALLAH'A TAPMAK YAHUT YAŞANTI


Maksadımızın iyice açıklanması için her şeyden önce giriş olarak bir meseleyi açıklamamız gerekir:

İnsanoğluna, onu, yaratılışta belirlenen hedefe doğru sevketmesi için bir takım deruni duygular yerleştirilmiştir, ki insanoğlu bu duygulara tâbi olmaya mahkumdur. Bunu derken, insan gözü bağlı ve gelişi güzel, duygulara tâbi olmalıdır demek istemiyoruz, maksadımız, bu duyguların varlığının abes ve boşuna olmadığını vurgulamaktır. Evet, duyguları görmezlikten gelerek onları etkisiz hâle getirip, tamamen onlarla mücadele etmemek lazım. Aksine, bu iç duyguları ıslah edip, onları ne ifrat ne de tefrit yapılacak bir şekilde ayarlamak lazım. (ki bunlar konumuzun dışındaki şeylerdir. )

Örneğin insanda evlat isteği vardır. Bu istek ilahi yaratılışın en harika şeylerinden birisidir; küçük bir şey değildir. Bu eğilim olmasaydı yaratılış diye bir şey kalmazdı dünyada. Evet yaratılış cihazındaki bu eğilim tatlı ve lezzetli bir şey olarak dökülmüştür, her hayvanın yapısına gelecek nesle hizmet etmesi ve bundan tad alması içindir. Bu ilgi ve istek insanlardan sadece önceki nesillere koyulmamıştır; sonraki nesil de öncekine bağlanmış aralarında ilgi ve istek bağları kurulmuştur. (Fakat bu ilgi ve istek önceki neslin sonrakine karşı duyduğu ilgi ve isteğe ulaşacak seviyede değildir.) işte bağlantıların sırrı da bu isteklerdedir.

Beşeri duygulardan birisi de, hakikatı arama, ilim peşinde koşma ve araştırma hissidir. İnsanları, geçici olarak araştırmak, ilim ve hakikatten uzak tutmak mümkündür belki, fakat onları her zaman için hakikatı aramak ve ilim talep etmekten ayırmak, imkansız bir şeydir.

Bu duyguların bir diğeri de mal severliktir. Elbette ki insan malı, mal olduğu için sevmez. Fakat bir yandan doğal olarak kendi maddi ihtiyaçlarını gidermek ister. Öte yandan da bizim yaşadığımız toplumlarda, bu ihtiyaçları giderme aracı sadece para ve servettir; parası olana bütün kapılar açıktır, olmayana ise bütün kapılar kapalı. İşte insan oğlu parayı bütün maddi kapıların anahtarı olarak sevmektedir.

Dediğimiz gibi, tabii ve iç duygusal bir şeyle mücâdele edip her zaman için onu tatil etmek imkansız bir şeydir. Gerçi geçici olarak toplum, ve sürekli olarak bazı fertler bu yöne sevk edilebilir, ancak insan ve insanlık toplumunu her zaman için, duyguların sadece birisinin gerektirdiği şeylerden bile uzak tutmak, asla mümkün değildir. Örneğin sürekli olarak her kesi, "Para" yahut "Servet" denilen bu büyülü anahtardan, kötü ve iğrenç bir şeydir diye göz yumup, böylece bütün kapıları kendi yüzüne kapamaya razı edemeyiz hiç bir zaman.

Hele bir de Allah ve din adına bu duygularla mücâdeleye kalkışılırsa, din kisvesine bürünüp başlığı adı altına bürünüp ruhbanlık ve bekarlık kutsal, evlilik ise pislik sayılırsa din adına cahillik kurtuluş, ilim ise sapıklık, servet ve güç, bedbahtlık, fakirlik ve güçsüzlük, saadet olarak tanıtılırsa, doğuracağı sonuçları siz tahmin edin.

Bir taraftan dini câzibeler ve telkinlerin, diğer taraftan da bu duyguların şiddetli tesiri altında kalan birisini düşünün ne yapabilir bu adam? Bilahare ya iki taraftan birini seçecek ya da çoğu insanlar gibi bu iki câzibe ve çekim arasında tutulup kalacaktır. Şairin dedikleri buna bir örnektir:



Bir elimizde kadeh, bir elimizde Kur’an!

Bir işimiz helaldir, bir işimiz haram,

Şu yarım yamalak dünyada,

Ne tam kafiriz ne de tam Müslüman

Kısacası, daima ruhu şüphe içinde kalır; ne o tarafa geçebilir ne bu tarafa. Yani tam manasıyla bir ruh hastasına dönüşür.

Din, doğal duyguları ıslah etmek için gelmiştir. Yoksa onları yok edip, sindirmek için değil. Çünkü bu iş ne mümkündür ne de akıllı bir iş. Bu yüzden Allah din ve şeriat adına duyguların ezilmesine çalışılıp, maddi hayatla Allah'a kulluğun bir biriyle tam zıt şeyler olduğunu nitelendiren toplumlarda ister istemez yüce, "Allah" ve "din" mefhumları yerlerini, materyalizm ve diğer Allah'sız ve dinsiz, ideolojilere bırakırlar.

Bu yüzden, toplumlarda bulunup kendilerini cahilce ham sofuluğa veren kimselerin bu davranışları da o toplumdan bir sürü insanın materyalist olmasına neden olur.

Bertrand Russell diyor ki: Kilisenin verdiği talimat insanı iki bedbahtlık ve mahrumluk arasında bırakıyor; ya (ahiret karşısında) dünyadaki bedbahtlığı ve onun nimet ve lezzetlerinden mahrum olmayı kabul etmeli, ya da (dünya karşısında), ahirette ki huriler, saraylar vb. den göz yummalı." Diyor: " Kiliseye göre insan illa da bu iki mahrumiyetten birisini yüklenmeli; ya dünya mahrumiyeti ya da ahiret."

Tevhidi bir açıdan baktığımızda, bu mantığın çürük olduğu hemen ortaya çıkar. Allah, insanı bu iki .mahrumiyetten birisine katlanmaya niye mecbur etsin ki. İki saadeti bir araya toplamak imkânsız mı yani?. Yoksa (haşa) Allah cimri midir? Onun rahmet hazinesinden mi eksilecek? Yüce Allah'ın insan için hem dünya hem de ahiret saadetini istemesini engelleyen nedir? Sonsuz bir güç ve varlığa sahip olan, yalnız Allah (c.c) tır. O halde kulunun tam saadetini istemelidir; istiyorsa bu ancak hem dünya ve hem ahiret saadetiyle tamamlanır.

Kilisenin verdiği bu tür öğretiler, diğer bir çoğunda olduğu gibi Bertran Russell de kötü ve olumsuz etkiler yaratmıştır. Onun Allahsızlık ve dinsizlik eğilimlerinde de belki büyük bir rol oynamıştır.

Bu düşünceyi yayanlar zannediyorlar ki "dinde, şarap, kumar, zinâ zulüm vb. şeylerin haram olması, onların saadet ve mutluluk getirdiği içindir. Din ise neşe ve mutluluğa karşıdır. Çünkü Allah (c.c), insanın ahiret mutluluğuna erişebilmesi için onun dünya da her türlü neşe ve mutluluğa göz yummasını ister." Halbuki mesele tam bunun tersidir.

Bu tür kısıtlama ve yasaklamalar, bu işlerin, insanı, felaket ve bedbahtlığa sürüklediği, hayatında mutluluk diye bir şey bırakmadığı içindir. Eğer Yüce Allah "şarap harâmdır" buyurmuşsa, bu, onun dünya mutluluğuna sebep olduğundan değil, aksine onun hem dünya ve hem ahirette insanı, bedbaht edip, felakete sürüklediğindendir. Haram olan şeylerin hepsi böyledir. Yani felaket doğurucu şeyler olmasalardı, asla haram olmazlardı.

Yine farz olan şeyler de, mutluluk doğurup, bu dünyada bile olumlu sonuçlar verdiği için farz olmuşlardır, dünya mutluluğunu önlemek yahut onu kısıtlamak için değil.

Kur’an-ı Kerim çeşitli ayetlerde açıkça, farz olan şeylerin faydalarını, haram olan şeylerin de zararlarını açıklamaktadır. Örneğin şu iki ayet-i kerime de namaz ve orucun güç ve kuvvet verici şeyler olduğu beyan edilerek şöyle buyuruluyor:

"Sabır ve namazla yardım dileyin. Bu, kuşku yok, içi saygıyla ürperenlerin dışında kalanlar için bir ağırlıktır."22

"Ey iman edenler, sizden öncekilere yazıldığı gibi, oruç, size de yazıldı (farz kılındı). Umulur ki takvalı olursunuz."23

Yani ruhunuz güçlensin, ve kötü ahlaklardan arınasınız diye namaz kılın, oruç tutun. Zira namaz ve oruç kötü işlerden korunmak için bir nevi faaliyet, ruhi idman ve eğitimdir.

Görüyorsunuz Kur'an-ı Kerim verdiği bu talimatında, maddi hayatla manevi hayat meseleleri arasında hiç bir çelişki görmemekte; üstelik manevi emirleri, saadetli bir hayat çevresine daha çok uyum sağlamak için bir vesile olarak tanıtmaktadır.

Bazı din tebliğcilerinin verdiği gerçek dışı bilgiler halkın dinden, nefret edip kaçmalarına sebep oldu; öyle ki Allah'ı kabul etmek, dünyada mahrum ve bedbaht olmakla eşittir” düşüncesi yerleşti kafalara.



Yüklə 456,54 Kb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   9   10   11   12   13   14   15   16   17




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin