Osmanli devletiNİn ruhu


BATI İLE İLİŞKİLER NASIL BAŞLIYOR VE GELİŞİYOR



Yüklə 0,81 Mb.
səhifə18/31
tarix27.07.2018
ölçüsü0,81 Mb.
#60282
1   ...   14   15   16   17   18   19   20   21   ...   31

BATI İLE İLİŞKİLER NASIL BAŞLIYOR VE GELİŞİYOR..

Aşağıdaki satırlar İnalcık hocaya ait, daha önce de aktarmıştık:


“Büyük tüccar ve sarrafların gayrımüslimlerden oldukları, Müslümanların yalnız askerlik ve idare alanını seçtikleri savı yanlıştır ve burada düzeltmek gerekir. Bu sav 18.yy dan sonraki bir gelişmeyi, geçmiş yüzyıllara aktarmaktan doğmaktadır. Kesinlikle söylenebilir ki, 18.yy’a kadar bu alanlarda Müslümanlar gayrımüslimler kadar, hatta onlardan çok aktif ve kalabalık idiler. Müslüman tüccarların 16. ve 17.yy’da Avrupa’da dahi doğrudan doğruya ticari yatırımları bulunduğu bir gerçektir. Fakat Batı ile ilişkilerde Yahudiler, Ermeniler ve diğer gayrımüslimler kuşkusuz daha kalabalık ve aktif idiler. Onların sonraları imparatorluk ekonomisinde üstün duruma gelmesi olgusu ile Osmanlı İmparatorluğu’nun Doğu ile ticaretinin önemini kaybetmesi ve Batı ile ticaretin üstün hale gelmesi arasında kesin bir ilişki vardır”..
“Batılı devletlere kapitülasyon bağışlanması bu ülkeleri Habsburglara karşı desteklemek içindi. Bu devletler için gümrük oranı yüzde üç olarak yerleşecektir.. Fransaya (1569, İngiltere’ye (1580) ve Hollanda’ya (1612) verilen kapitülasyonlarla onlara imparatorluğun her tarafında serbest ticaret yapma izni verilmiş oluyordu. Merkantilist düşünceye yabancı kalan Osmanlı devlet adamları ülkede mal bolluğu sağlamaya ve ticari vergilerden alınan devlet gelirlerinin azalmamasına dikkat ederlerdi... Bu politika, sonunda, daha ucuz ve iyi kalite Batı malları karşısında yerli sanayiin çöküşünü hazırlamıştır. 1800-1850 döneminde Osmanlılar pamuk bezini ve İstanbul için unu bile Batılı ülkelerden ithal etme durumuna düşmüşlerdir. İngilizlere 1838 de verilen yeni imtiyazlarla İngiltere’nin Orta Doğu’ya ihracatı tüm dış ticaretinin üçte birine ulaşmıştır”[4]..
1-18.yy’a kadar Müslim-gayrımüslim demeden Osmanlı tüccarları Avrupada cirit atıyorlar!.

2-Gayrımüslim tüccarların-orta sınıfın-öne çıkışı 18.yy’ dan sonra tamamen Batı’yla olan ilişkilerin sonucu oluyor.

3-Osmanlı, Habsburglulara-yani Avusturya’ya karşı-Batılı ülkelere kapitülasyonlar veriyor.
Bütün bunlar çok önemli sonuçlar! Demek ki, daha 1569 yılında ortada bir Habsburg tehlikesi var ki Osmanlı da ona karşı mücadele edebilmek için Batılı devletlere kendi rızasıyla kapitülasyonlar veriyor! İşin özü, Avusturya’nın yürüttüğü kaçak ticarete dayanıyor aslında. Ve bu sorun, daha o dönemde Osmanlıyı o derece bunaltmış ki, Osmanlı, bir yandan kapitülasyonlar vererek buna karşı durmaya çalışırken, diğer yandan da, iki kez Viyana’yı kuşatmak zorunda kalmış!.O halde biz de işe tam bu noktadan, yani İkinci Viyana Kuşatmasından başlayalım. Aşağıdaki satırlar İlber Ortaylı’ya44 ait:
“1683 kuşatmasının ardından Osmanlı ordularının Tuna ve Transilvanya Macaristan’ından çekilmesinden; 1699 Karlofça ve 1718 Pasarofça muahedelerinden sonra, Habsburg İmparatorluğu Tuna boyuna yerleşmişti. Bu bölge, ülkenin balkanlara uzanan yeni pazar ve hammadde kaynağı idi”..
“İmparatorluğun Tuna boyundaki fetihleri ve yeni pazar imkânları, gerek Batı Avrupa’dan, gerekse yerlilerden yeni müteşebbislerin ortaya çıkmasını sağladı ve Avusturya manifaktürü gelişmeye başladı..”Avusturya denizciliği, teknolojik kapasite ve güç yönünden, uzak denizlere ulaşacak durumda değildi. Ayrıca, ticaret konusu ürünleri de fiyat bakımından rekabet kabiliyetine sahip değildi. Bu nedenle Avusturya, dış ticaretini Balkanlar ve Doğu Akdeniz’e yöneltmek zorundaydı..Bir yanda Tuna boyu ve Balkanlar’a, öbür yanda Kuzey Afrika pazarlarına uzanan Avusturya merkantilizmi altın devrini yaşamaya başladı. Ülkede, bu bölgelerin talebine yönelik manifaktür sanayii hızla gelişmeye başladı”..
“İkinci Viyana Kuşatması’ndan sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkanlar’daki eyaletleri ilk anda bir kargaşalık, iktisadi bir çöküntü ve asayişsizlik içinde kaldılar. Ordunun bozgunu, şehirlerde asayişi sağlamakla görevli garnizonların erimesi, yol güvenliğinin azalması ve süregelen harpler bu eyaletlerde merkezi idarenin kontrolünü yok etmişti denebilir. Meselâ, Bosna ahalisi merkezden sürekli olarak para ve asker yardımı istiyordu. Oysa merkezi hükümet bu talepleri karşılamaktan acizdi. Bu nedenle, şehirlerin halkı kendi güvenliklerini kendileri sağlama yoluna gittiler. 18.yy’ın başından itibaren İmparatorluğun Rumeli bölümünde kent idaresinde güvenlik ve mali sorunlar kısmen ahali tarafından karşılanmaya başlandı. Ekseri şehirleri temsilen ayanlar otoriteyi elde etmeye başladılar. Bunlar özellikle, yerel toprak sahipleri, büyük vakıfların yöneticileri gibi zümrelerden çıkıyordu. Nihayet idare çok yerde bu gibi kimselere teslim edildi; bunlara mütesellim deniyordu”.
Balkanlarda görülen asıl değişme iktisadi yönden olmuştur. Bu değişmedeki başlıca etmen ise Avusturya’nın Balkanlar’a yayılan ve gelişen ekonomisidir. Özellikle Avusturya’nın Balkanlar’dan satın aldığı tahıl, endüstriyel bitkiler (tütün, pamuk), hayvani ürünler (deri, yün), yarı işlenmiş maddeler (aba, kaytan vs.), balmumu, kereste, bazı maden cevherleri Osmanlı Rumeli’sindeki tarım, ziraat ve ticaretin kompozisyonunu giderek değiştirmiştir”..
“Avusturya’nın nehir gemiciliğinin Tuna üzerinde gelişmesi 18.yy’ın otuzlu yıllarında Demirkapı’ya kadar uzanan bir bölgede ticareti canlandırmıştır. Bulgar ve Romen tahılı büyük ölçekte Batı pazarlarına naklediliyordu. 18.yy’dan sonra Avusturya pazarlarının ihtiyacı olan deri, yün, endüstriyel bitkiler bol miktarda üretilmeye başlanıldı. Özellikle deri ve yüne dayanan yarı mamul maddelerin Avusturya pazarlarına ihracı Bulgaristan’da Rusçuk, Filibe, Plevne gibi merkezlerde lonca teşkilatının nitelik değiştirmesine ve bazı lonca ustaları arasında büyükçe sermaye sahiplerinin ortaya çıkmasına neden oldu. Bu süreç Balkanlar’ın tümünde görüldü ve bu zenginleşen tüccar sınıfı Avusturya ile olan ilişkileri sayesinde hem idelolojik, kültürel yönden, hem de mali güç bakımından 19.yy’ın burjuva-milliyetçi hareketlerini besleyecek hale geldi”.
Kaçak ticaret yapan ve Avusturya ile yakın ilişkiler kuran bu tüccarlar, daha çok Hırvat, Sırb ve Yunan asıllı idiler. 16.yy başında Ragusa Cumhuriyeti (Dubrovnik) ve Venedik tüccarları, Avusturya’nın Doğu ile ticaretinde aracılık yapıyorlardı. Oysa şimdi Balkan halklarının hemen hepsinden tüccarlar vardı. Bunların Viyana modasını, kültürünü, giderek Alman dilini Balkanlar’a yerleştirmedeki önemli rolleri bilinmektedir. 18.yy’da Avusturya manifaktürünün Balkanlar’a girişi daha çok porselen, çini, kumaş ile olmuştur. Pancar şekeri, daha sonraki yüzyılın ticaret metaıdır. Avusturya, bu dönemde Bohemya’daki porselen sanayiini geliştirerek Venedik rekabetini yendi ve Bohemya porseleninin başlıca alıcılarından biri Türkiye oldu.45Esasen Viyana gittikçe İsviçre ve Almanya’dan yapılan ticaretin de merkezi oldu. Bu ülkelerden gelen ürünler de Avusturya aracılığıyla Balkanlar’a girdi..Özetlenecek olursa, 18.yy’da Avusturya, Balkanlar’a yayılan ve Batı Avrupa’dan çekilmeye başlayan bir imparatorluktu. Balkanlar’daki iktisadi ilgisi buralarda yerel toprak beylerinin ve tüccarların zenginleşip güçlenmesine ve ileride onların siyasi bir rol oynamalarına yardım etmiştir”[5]
Geri kalanını da Karpat’la tamamlayalım: “18.yy’ın sonlarında endüstrileşme ve şehirleşme süreci içinde olan Avrupa, İmparatorluğun Balkan bölgelerinden büyük çapta gıda maddesi almaya başlamıştır. Aslında, başta Viyana olmak üzere büyük Orta Avrupa şehir merkezlerine yakın olan bazı Osmanlı bölgeleri Batı pazarlarının taleplerini karşılamak için belli ürünlerde ve canlı hayvan türlerinde uzmanlaşmaya başlamışlardır. Tarım ürünleri konusunda Orta Avrupa ile ticaretin gelişmesi İmparatorluğun ikmal sistemini bozmuştur: Anadolu içlerindeki büyük şehirler ve özellikle İstanbul, Balkan bölgelerinden gelen gıda maddelerine bağımlıydı. Daha önce de belirtildiği gibi, şehirlerde tüketilen ana tarım ürünlerinin fiyatları hükümet tarafından tesbit ediliyordu. Gıda maddelerine talebin artması bir dizi ekonomik ve sosyal etkileşimleri harekete geçirdi”..”Bu ekonomik güçlükler Avusturya ve Rusya ile bitmek bilmeyen savaşlar ve ordunun harcamaları nedeniyle daha da arttı. Bütün bunların sonucu olarak da hükümetin eyaletler üzerindeki kontrolü, ekonomik ve ticari kurallar koyma kapasitesi zayıfladı”.
Bu arada bir diğer önemli gelişme de “dünya ticaretinin yön değiştirmesi ve Amerikan ürünlerinin dünya ticaretinde artan nüfuzudur. Amerika’dan ucuz gümüş akını Osmanlı akçesinin değerini düşürmüş, enflasyona yol açmış ve sabit gelirle çalışan grupların, yani devlet memurlarının yaşam standartlarını düşürmüştür. Onyedinci yy’ın başlarında Avrupa ülkelerinin deniz güçleri donanma hakimiyetlerini kurmuşlar ve Akdeniz ticaretini tekellerine almışlardır. Osmanlılar Batı’nın gemi yapım tekniklerini kendilerine uyarlayamamıştır. Bununla birlikte ödemeler dengesi, ithalatın giderek artmasına ve çoğu, Batı’dan ve Amerika’dan gelen ürünlerle karşılanan yeni tüketim alışkanlıklarının edinilmesine rağmen, 19.yy’ın ortalarına kadar Osmanlılar lehine kalmıştır”.
Şimdi söyleyin bakalım, Avusturya’nın da etkisiyle Balkanlar’da gelişen bu süreç ilerici bir süreç midir, yoksa “emperyalizmin adım adım ülkeye girerek onu sömürgeleştirmesi” midir!.
Bir yanıyla tabii ki ilerici bir süreçtir bu! Sonuç ortada! Üretici güçleri geliştiriyor herşeyden önce. Nitekim, o işbirlikçi toprak ağaları, tüccarlar bir süre sonra burjuva devrimcileri haline geliyorlar ve bağımsızlık mücadelesini ateşliyorlar. Ama eğer olaya Osmanlı’nın gözüyle bakarsanız da, bunlar “yıkıcı faaliyetlerdir”! Ve de, “emperyalizm bu şekilde adım adım ülkeyi bir sömürge haline getirmektedir”!

Yüklə 0,81 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   14   15   16   17   18   19   20   21   ...   31




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin