MüSLÜmanin ahlâKI



Yüklə 1,06 Mb.
səhifə25/29
tarix09.01.2019
ölçüsü1,06 Mb.
#94126
1   ...   21   22   23   24   25   26   27   28   29

Şiir:

"Vallahi sana amcaoğluyum. Ne neseple beni geçer ne de bana bir şey vermişsin ki beni azarlayabilesin."

Allah (c.c.) rızası ipin verip insanlara Allah (c.c.) için hak­larını verenlerin mükafatı hakkında Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuş:

"Kime birşey verilirse, bulduğu takdirde ona karşılık ver­sin, karşılığını versin, karşılığını bulamayan ona teşekkür etsin. Kim ona teşekkür ederse, karşılığını vermiş sayılır. Kim de ona teşekkür etmezse nankörlük etmiş olur," 573

Ne şekilde olursa olsun dünyada kalmak için ölümden korkmak ve ölçüsüz hareketlerde bulunmak ahmaklıktır. Çünkü ölümden kaçmak eceli uzatmadığı gibi öne atılmak ta ömrü kısaltmaz. Bu nasıl olabilir ki?



"Her ümmetin mukadder bir eceli vardır. Bi­naenaleyh o müddetleri gelince bir saat ne geri bı­rakabilirler ne öne alabilirler." 574

Kader, şereflinin başına gelir. O bu vasıta ile hayır ka­zanır. Zelilinden başına gelir. Rızasızlığından dolayı, günah kazanır. Öyle ise takdiri ilahiden kurtuluş yok, sen şerefli ol­maya bak...575



Merhamet

Merhamet, insanın fıtratında öyle yüce bir haslettir ki onunla başkalarının elemi ile duygulanılır. İzalesine koşar.

Yaptıkları hatalardan üzülür. Bu hataların dönüşmesini taleb eder. Bu özellik insandaki faziletleri alıp onu hayvan seviyesine indirebildiği gibi, insandaki sevgi ve muhabbetin fışkırmasına da en canlı sebep de yine odur. Aslında hay­vanlarda da onları yavrularına karşı elemlendirip duy­gulandıran iç güdüleri mevcuttur. Onun içindir ki kalabalık (merhametsizlik) insan fıtratını hayvanlar, hatta şuursuz cansızlar seviyesine düşürür. Rahmet en geniş ve mutlak manâsıyla Allah'ın (c.c.) bir sıfatıdır. O'nun rahmeti bütün kainatı ihata etmiştir. Herşeyi kuşatan ilminin şuaları ile be­raber mutlak olarak rahmetinin şuaraları da mevcuttur. Onun içindir ki meleklerin Allah'a (c.c.) karşı yaptıkları du­alardan bir kısmı şu ayette toplanmıştır.

"Ey Rabbimiz! Senin rahmetin ve ilmin her şeyi ku­şatmıştır. Bunun için tevbe edenleri ve senin yoluna koyulanları bağışla. Onları cehennem azabından koru." 576

Hz. Ömer b. Hattab'dan rivayet edilmiştir: Resulullah'ın (s.a.v.) huzurlarına bir takım esirler gelmişti. Bunların için­de emzikli bir kadın vardı. O, göğsüne biriken sütü sağıyor, çocuklara veriyor ve emziriyordu. Bu kadın esirler arasında çocuğunu hemen sinesine bastı. Ve derin bir şefkatle çocuğunu emzirmeye başladı. Bu yüksek şefkat levhasını gö­rünce Resuli Ekrem (s.a.v.): Bize, şu kadın çocuğunu ateşe atar mı? dedi. Biz de hayır. Vallahi atmamağa muktedir ol­dukça atmaz dedik. Resuli Ekrem (s.a.v.): "İşte Allah (c.c.) kullarına bu kadının çocuğuna şefkatından daha merhametlidir" 577 buyurdu. Allah'ın Esma-i Hüsna'sının çoğu rahmet, kerem, fâdıl ve af inanlarından fışkırır. Hadis-i Kudsi de şöyle buyurmuş:



"Rahmetim gazabımı geçmiştir."578

Yani Allah'ın insanların hatalarını affetmesi onları ce­zalandırıp gazaba gelmesinden daha çoktur. Böylelikle Allah (c.c.) merhamet edicilerin en büyüğüdür.

"Ey Resulüm! De ki; Rabbim ümmetimi bağışla on­lara merhamet buyur. Sen merhamet edenlerin en hayırhsısın".

Yeryüzünde görmüş olduğun sevgi, güleryüzllük, acıma ve iyiliğin tamamı Allah'ın (c.c.) rahmetinden bir cüz olup onu yaratıkların kalbine atmıştır. İnsanların en yufka kalplisi bu rahmetten fazla pay sahibi ve zayıfların hayatından en fazla duygulananlardır. Katı yürekli insafsız hayırsız müstekbirlere gelince onlar cehennemin en alt tabakasında ola­caklardır. Hadiste şöyle buyurulmuş:



"İnsanların merhametçe Allah'tan (c.c.) en uzak olanı katı yürekli olanıdır.'' 579

Allah'ın Resulü (s.a.v.) katı yüreklilik ve merhametsizliği şekavetten sayarlardı. Allah (c.c.) kainatın yara ve dertlerine melhem sürecek, hataları için üzülecek onları doğruya ulaş­tırmak için ölümü göze alacak zayıfın elinden tutacak an­nenin çocuğu için yaptığı mücadele gibi onu uğrunda mü­cadele edecek ki zorbayı sağlam fitratte biri kılıp azıp taşmasını engelleyinceye kadar otoritesini frenleyecek birini insanlığa hediye etmeyi murad etmiş ve Muhammedi (s.a.v.) göndermiştir. Onu insanların en merhametlisi en şefkatlisi en geniş göğüslüsü kılmak için kalbine hilm ve hilmi ahlâkına iyilik ve ünsiyeti yaratılışına kolaylık ve acımayı elinde cömertlik ve keremi yerleştirmiştir.



"Sen Allah'tan gelen bir merhamet sayesindedir ki onlara (Ashaba) yumuşak davrandın eğer kaba katı yü­rekli olsaydın muhakkak onlar etrafından dağılıp gitmişlerdi." 580

Bu yüce faziletler en zor durumlarda bile ondan ayrılmadı. Uhud'da müşrikler onu yok etmeye hazırlanıp bir çukura dü­şürmek istedikleri bir anda ashabına bakınca onları kan­larına bulaşmış ve yere yığılmış bir vaziyette gördü. Ashâb da bu anda ona nazar edince onu mübarek yanaklarının yarıldığı dişlerinin düştüğü bir vaziyette gördüler. İşte tam bu sırada: "Müşriklere bedduada bulun" denilince merhamet ona galip gelip mübarek şahsiyetini düşmanına özür bul­maya çalışıyordu. Evet bu durumdaki duası şuydu:



"Allah'ım Kavmime hidayet et, çünkü onlar Hak'tan gafildirler".

Yüce kalpleri hiçbir zaman katılık dalgaları sarmaz. Onlar her zaman için musafaha ve hilm'e, kalabalık ve kinden daha çok müsaittirler. İnsanın ahlakındaki kabalık belirtileri nok­sanlık için büyük delil ve milletlerin tarihinden de tehlikeli fitneler için işarettirler. İslâm'ın kabalıktan sakındırması ve onu fasıklık alameti ile doğru yoldan sapma sırrı kabul et­mesine şaşmamak gerek.



"İman edenler vakit gelmedi mi ki kalbleri Allah'ın zikrine ve inen Kur'an'a saygı ile yumuşasın. Bundan önce kendilerine kitap verilmiş, üzerlerinden uzun zaman geçip de kalbleri katılaşmış çoğu fıska dalmış bulunanlar gibi olmasınlar." 581

İslâm genel manada merhamet tavsiye ederek onu kâmil bir imanın belirtisi olarak kabul etmiştir. Müslaman kalbinde tüm insanlar için merhamet iyilik taşır insanlara kuv­veti nishetinde kolaylık arar. Resulullah (s.a.v.) şöyle bu­yurmuş: "Merhametli davranmadıkça iman etmiş sayılmazsınız". Ashab: "Ey Allah'ın Resulü! Hepimiz merhametli sayılırız. " O, sizden birinizin arkadaşına merhametli davranması demek değildir. Esas merhamet umuma mer­hametle davranmaktır" (Taberâni). Evet insan arkadaşları ile karşılaştığı zaman onlara merhametini gösterebilir. Ço­cuklarını gördüğünde onlara acıyabilir. İşte bu durumu her­keste görmek mümkündür. Mümin için esas olarak gerekli merhamet alanının daha geniş olması lâzım. O güler yüz­lülüğünü muhabbet merhametini karşılaştığı herkese gös­termeli. Bu biçim bir merhameti teşvik eden hadisler çoktur. Şöyle ki:



"İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez".

Buhari bir başka rivayetde demiştir ki:

"İnsanların hatalarını affetmeyenleri Allah (c.c.) affetmez".

"Yerdekilere merhamet etmeyenlere gökteki de merhamet etmez.”582

"Zillete düşmeden tevazuda bulunanlara dilenmeden ne­fislerini küçük görenler mâsiyetsiz olarak Allah yolunda infakta bulunanlara düşük ve yoksul insanlara merhamet eden­lere himmet, fıkıh erbabı ile oturup kalkanlara ne mutlu."583

Fakru zaifsiz olarak tevazudan kasdımız müminler için alçak gönüllülük ile yumuşak davranmaktır. Allah (c.c.) İslâm cemiyetini karşılıklı sevgi bağları ile vasıflandırıp şöyle buyurmuştur:



"Onlar mü'minlere karşı yumuşak gönüllü, kafirlere karşı onurlu ve başları yukarıdadır." 584

"Onlar kafirlere karşı çok şiddetli, kendi aralarında gayet merhametlidirler. "585

SORU: Merhameti işleyen ve tavsiye eden bir konu içe­risinde âyetlerde geçen bu şiddetin mânâsı ne olabilir.

CEVAP: İslâm genel manada hiçbirini istisna etmeden insan ve hayvan için merhameti tavsiye etmektedir, işte merhameti işleyen naslar bu hususu te'yid etmektedir. Bunun yanında insanlar ve hayvanlar arasında başkalarına korku, dehşet ve zarar vesilesi olmaktan başka işe ya­ramayan diğer çeşitler de var. İşte böylelerin kötülüklerini men ve zararlarını defetmek, bütün insanlığın maslahatı umumiye'sindendir. İşte böyle bir şekilde şiddette bulunmak aslında yine merhamet etmek ve kusurları düzeltmekle olur. İslam bütün insanlık için, acıma, sulh ve hayır dinidir. Allah (c.c.) Resulü hakkında şöyle buyurur:

"Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik. "586

Bunun yanında Kur'an'ı Kerim'deki tüm sureler: "Rah­man ve Rahim olan Allah'ın adıyla başlarım" ayetiyle başlar? Fakat insanlık kurtları böyle ilahî bir rahmete itiraz ederler. Böyle bir rahmetin önüne kocaman kayaları ko­yarlar ki insanlık böyle ilahî rahmetten mahrum kalsın, deh­şet ve cehalet çukuruna yuvarlanmış olsun.

İşte böyle engellere mani olup sahiplerini tehdit etmek ge­rekir. Onların engel ve hücumları kesildiği gün ilahî rahmet onları yine kaplar. Böyle geç gelen ilahî bir rahmette kusur aranmaz. Esas kusur kendini böyle bir rahmetten mahrum bırakanlardadır.... İlahi rahmetin her şeyi ihata ettiğini bi­lirsin. Fakat bununla beraber müşrik ve inkarcılar bundan mahrumdurlar.

"Rahmetim dünyaya herşeyi kuşatmıştır. Fakat onu ahirette küfürden sakınanlara, zekatı verenlere ve âyetlerimize îman etmiş olanlara has kılacağız. Onlar ki yanlarında bulunan Tevrat ve İncil'de ismini yazılı buldukları Ümmi Peygamber o Resule tâbi olurlar."587 Bir misal:

"Bu salona bin kişi girebilir" dediğin zaman sadece ya­nında bilet ve kimliğini taşıyanlara izin verilecektir. Kimliksiz ve biletsiz olanlar dışarda kalıp içeri alın­mayacaklardır. İşte bu durum salonun genişliğine halel getirmez. Resulullah'ın (s.a.v.) şu hadisleri de bu ka­bildendir:



"Yüz çevirenler müstesna tüm ümmetim cennete girecektir". Ashap: Yüz çevirenler kim ki? "Bana itaat eden cennete girer. İsyan eden de yüz çevirmiş olur."588

Bazen gerçek merhamet kalabalık şeklinde görünür... Fakat aslında bu böyle değildir. Mesela: Çocuklar okula zor ile gönderilir, derslerini de tehdit ile yaparlar. Fakat bunlar istekleri ile başbaşa bırakılsalardı oyun ve heva onları mahfeder, hiçbir şey öğrenmeden yaşlanıp giderlerdi. Nitekim bu konuda şâir şöyle demiş:

"O, insanları kötülükten men etmek için kaba davranırdı. Merhamet sahipleri bile bazen merhamette bulundukları ki­şilere sert davransınlar".

Doktor hastanın vücudunda yara, kanları akınca neşteri ile eti yarar. Bazen de kemikleri kırıp organları birbirinden ayırır. Esasında tüm bunları faydası için yapmaktadır. Mer­hamet akılsızca yumuşak davranmak veya adalet ve ka­nunların tanımadığı şefkat değildir. Hayır... Merhamet, tüm haklara riayet etmeyi gerektiren bir acıma duygusudur. İpte asılı, gözleri açık, cismi havada olan birinin manzarası aslında insanı duygulandırabilir. Fakat bu duyguya kulak verip suçlu salıverilirse yeryüzü anarşiye boğulup kalır. İşte esas merhamet bu duyguya kulak asmayıp adaleti ger­çekleştirmektir.



"Ey akıl sahipleri! Sizin için kısasta hayat vardır. Umulur ki ibret alasınız. "589

İslam'ın kerih gördüğü kabalık, hiçbir akıl ve adalete sığ­mayan nefsi bir kasavettir. O, kötülük ve zarardan fışkırıp kör heva ve menfaatten kaynaklanan hayvanı bir arzudur. Merhamet ise, insanların tabiatından ve onları iyiliğe sevkeden ilahi güzelliklerden bir eserdir. O, dehşetli musibetler esnasında insanın gönlüne nefis rüzgarları estirip hayatı şenlendirir. Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurur:



"Allah (c.c.) rahmeti yüz parça olarak yarattı, yeryüzüne sa­dece bunların bir tanesini indirdi. İşte bu cüz ile yaratıklar birbirine merhamet eder. Öyle ki, yavrusuna bir zarar do­kunmasın diye bir hayvan, bununla ayağını kaldırır, yav­rusunu korur "590

Bir başka rivayet de şöyledir:



"Allah (c.c.) yeri, göğü yarattığı günden yüz cüz rahmet ya­rattı. Her cüz yer ile göğü dolduracak şekildedir. Yeryüzüne bunlardan birini yerleştirdi. İşte bununla anne yavrusuna, vahşi ve uçan hayvanlar bile birbirlerine acır. "591

Aklın çeşitli vesilelerle artması gibi birçok vesile ile mer­hamet de artar, fakat merhamet duyguları büzülüp solmaya terkedilirse böyle bir merhametin sahibi cehenneme odun olur. Ebu Hureyre (r.a.) rivayet ediyor:

"Ben hücrenin sahibi sadıkı masduk olan Kasım'ın ba­basını şöyle derken işittim:

"Merhamet, ancak günahkâr olandan alınır. "592

İslâm çokça merhamet edilip korunması gereken birçok kimseyi tavsiye etmiştir. Akrabalar bu cümledendir. Sıla-i rahim merhametten gelir. Onun için insanlar sıla-i rahim ko­nusunda merhametsiz bulunmamalıdır. Allah (c.c.)'ın Resulü (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Merhametli kişilere Allah da merhamet eder. Yerdekilere merhamet ediniz ki, gökte olan da size rahmet etsin.. Sıla-i Rahim Allah'ın "Rahman" isminden gelmiş bir bağıdır. Kim bunu devam ettirirse Allah (c.c.) ona rahmetini devam ettirir. Kim de bu bağı koparırsa Allah (c.c.) rahmetini keser."593

Müslüman akrabalarının hakkını ifa etmeli aralarındaki kan bağlarını takviye etmelidir.

İnsanın iyiliğine en çok hakkı olanlar en önde ve en yakını olanlardır. Bunlar da şüphesiz ki insanın anne ve babalarıdır. Bu hususta Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur:

"Onlara acıyarak tevazu kanadını indir. Ve: "Ya Rab! Onlar beni çocukken nasıl terbiye ettilerse sen de kendilerini öylece esirge de."594

Anne ve babadan sonra insanın çocukları gelir. Berra (r.a.) anlatıyor: "Ayşe'nin babası, onu (r.a.) sıtma hastalığına ya­kalandığı bir sırada ziyaret eder ve: "Sevgili kızım nasılsın?" deyip yanağından öptü".

Bayağı insanların duygularının şefkatsiz ve duygusuz ol­duğu müşahade edilen bir husustur. Onların ahlak ve konuşmalarında nefret ettirici bir kalabalık vardır. Ebu Hu­reyre (r.a.)'dan rivayet edilmiştir:

"Resulullah (s.a.v.) yanında Akra b. Habis olduğu halde Hasan ve Hüseyin'i öptü. Akra: Benim on çocuğum olduğu halde hiç birini öpmedim. Resulullah (s.a.v.) bu ifadesi üze­rine ona bakıp şöyle buyurdu:



"Merhamet etmeyen merhamet görmez".

Bir başka rivayet de şöyledir:



"Allah senin kalbinden merhameti çekmişse ben ne ya­pabilirim.”595

Enes (r.a.) anlatıyor: "Biz Resulullah (s.a.v.) ile beraber oğlu İbrahim'in süt babası Ebi Seyf-el Keyn'in yanına gittik. Resulullah çocuğu İbrahim'i (a.s.) öpüp kucakladı. Bundan bir müddet sonra aynı şahsın yanına girdik. Bu defasında İb­rahim ölüm sancıları içinde kıvranıyordu. Resulullah (s.a.v.) göz yaşlarını tutamadı. İbn Avf: Sende mi göz yaşı dökersin? Ey Allah'ın Resulü, dedi. Ağlamayı Resulullah'tan (s.a.v.) beklemiyordu. Resulullah (s.a.v.): “Ey İbn Avf bunlar mer­hamet eserleridir.” (gözyaşları devam ederken şunları da söy­ledi:) "Göz yaşarır, kalb üzülür. Buna rağmen, biz Rabbimizin razı olacağından başkasını söyleyemeyiz. Ey İbrahim gerçekten biz senin firakından dolayı mahzunuz." 596

Müslüman için kalbini ve evini akrabalarına karşı örtmesi, onlardan ayrı yaşaması, dertlerine üzülmemesi, yardımlarına koşmaması caiz olmaz. Böyle bir ayrılık insanı Allah'ın (c.c.) rahmetinden mahrum bırakıp gazabına müstehak kılar. Ebu Hureyre (r.a.) Resulullah (s.a.v.)' den şu ha­disi duyduğunu nakleder.

"Sıla-i Rahim Allah'ın (c.c.) Rahman isminden alınmış bir bağdır ki o şöyle duada bulunur: “Allah'ım! beni kestiler, Allah'ım bana kötülüklerde bulundular, Allah'ım zul­mettiler... Allah'ım... Allah'ım..." Allah (c.c.) ona şöyle cevap verir: "Sen seni keseni rahmetimden kesmeyi, vasledeni de rahmetime kavuşturmamı istemiyormusun?”597

Merhamet görmesi gereken sınıflardan biri de yetimlerdir. Onlara ihsan ve iyilikte bulunmak maişetlerini karşılamak ve geleceklerini garanti altına almak en büyük ibadetlerden sayılır. Hatta merhametsiz duygular bu sayede düzelip doğru yola koyulur. Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor:

"Bir adam Resulullah'a (s.a.v.) kalbinin katılığından şi­kayet etti. Resulullah (s.a.v.): "Yetimin başını okşa miskine de yedir buyurdu. " 598

Başka bir rivayette şöyledir:

"Bir adam kalbinin katılığından şikayet etmek üzere Resulullah'a (s.a.v.) geldi. Resulullah (s.a.v.) ona "Sen kalbinin yumuşamasını ve ihtiyaçlarının yerine getirilmesini istiyor musun? Öyle ise yetime merhamet et. başını okşa, ona yi­yeceğinden yedir ki kalbin yumuşasın. İhtiyaçların da kar­şılanmış olsun... " 599

Bunun sebebi şudur. İçinde daima gafletin hüküm sürüp, zevk ve bolluk içinde yüzen cemiyetlerde kalbler katılaşır ve gaflete düşer.

Böyle yerlerde nimetler içinde boğulan sınıf, kalblerini lez­zetler kapladığı basiretleri köreldiği için halkın dertlerini görmezlikten gelir. Bunlar muhtacın ihtiyacını görmez, elalemin derdini bilmez. Ve mahzunun da üzüntüsünün farkına varmazlar, insanlar hayatın çeşitli durumlarına girip yokluk ve bolluğun denemeleri halinde... Evet bu durumda onları ye­timle yalnızlığı, çocuğunu kaybeden anne ile acıyı fakir ve yoksul ile yokluğun acılığını hissederler... Merhametin gös­terilmesi gereken yerlerden biri de hastalar ve musibetzedelerdir. Musibetlere düçar olmuş insan zayıf düş­tükleri için hayatın akışı ile yürüyemiyor, onun içindeki yerlerini alamıyorlar. Allah (c.c.) böyle olanları mazur gör­müş onun için Allah'ın kendilerini mazur gördüğü yerlerde bizlerin müdahale etmesi uygun olmaz.

"Savaşa çıkmamak hususunda a'ma'ya günah yok. Aksağa günah yok, hastaya günah yok, Allah'a ve Re­sulüne itaat ederse, Allah onu altından ırmaklar akan cennetlere koyacak. Kim de yüz çevirirse onu acıklı bir azap ile azaplandırır." 600

Hasta illetin kendisini bağladığı hastalık harareti ve ilaç acısının ruhunu bulandırdığı şahıstır. O bu acılarına sabretmekle Allah'ın (c.c.) rahmetine müstehaktır. Bir diken bile müminin günahlarına keffaret oluyorsa dert ve zorluklar içinde yüzen mü'minin durumu nasıl olacaktır? Böyle bir mü'min Allah'ın (c.c.) rahmet murakabesi altındadır. Onun için hastalara zarar vermeme ve rahatlarını bozmama hu­susunda çok titiz davranmalıyız. Şüphesiz ki onlara katı dav­ranmak çirkin bir cürümdür. Merhametin gerekli olduğu yer­lerden biri de hizmetçilere güzel davranmamız, onlara yüklediğimiz hususlarda yumuşaklık göstermemiz hatalarını affetmemiz onlarla olan ilişkilerde şiddete baş vurmamamız, onları çalıştırma hususunda uygunsuz davranmamamızdır. Çünkü Allah (c.c.) birine bir şey verdiğinde o da onu kötüye kullanıp kullar hakkında zulmederse Allah (c.c.) verdiğini geri alıp ona kötü yeri hazırlar. Ebu Mes'ud el-Bedri an­latıyor:

Bir kölemi kırbaçlıyor iken gerilerden şöyle bir ses duy­dum: "Ey Eba Mes'ud" fakat hiddetimden sesi tam duyamıyordum. Bana yaklaşınca Resulullah'ın (s.a.v.) bana şöyle dediğim iyice anladım: "Ey Eba Mes'ud bil ki Allah (c.c.) bu genç hususunda senden daha güçlüdür". Öyle ise Allah (c.c.) rızası için hür olsun, dedim. Resulullah (s.a.v.): "Sen bunu yapmasaydın ateş seni kaplayacaktı.” 601

Bir başka hadiste şöyle buyurur:



"Güzel ahlak yücelik, kötü ahlak ta uğursuzluktur. " 602

Bir adam Resulullah'a (s.a.v.) gelerek bir hizmetçiyi kaç defa affedeyim dedi. Resulullah (s.a.v.) "Her gün yetmiş defa" buyurdu. Hizmetçilerin za'fından cesaret alarak onlara çe­şitli cezalar vermekten çekinmeyen nice erkek ve kadınlar vardır. İslâm böyle bir hareketten insanları korkutarak çe­şitli cezalar va'd etmiştir. Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu;



"Kim haksız yere bir kırbaç vurdu ise kıyamet gününde kısas muamelesine çarpılacaktır".

Bezzâr: "Merhametin gerekli olduğu yerlerden biri de hay­vanlara acımaktır".

Hz. Ömer (r.a.) bir koyunu ayağından çekmek suretiyle kesime götüren birini görünce şöyle dedi: "Yazıklar olsun sana! Hayvanı güzel bir şekilde ölüme götür".

Bir adam Resuli Ekrem'e (s.a.v.): "Ben hayvanları keserken bile onlara acıyorum" dedi. Resulullah (s.a.v.): "Sen onlara acıdığında Allah da (c.c.) sana merhamet eder" buyurdu.603

İslâm'ın hayvanlar hakkında gaddar davranıp onların elemleri ile istihza edenler hakkındaki cezası çetindir. İslam insanın bunca değerine rağmen dilsiz bir hayvana yapacağı kötülükten cehenneme girebileceğini ilan etmiştir. Re­sulullah (s.a.v.) şöyle buyurur:

"Bir kediyi hapsetmek suretiyle yemekten engelleyip yerdeki haşeratı da yemesine engel olan bir kadın cehennemlik oldu." 604

Aynı zamanda bazen bir köpeğe karşı bile kalbi ihata eden bir merhametten dolayı büyük günahlar af olunabilir. Re­sulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:



"Bir adam yolda yürürken müthiş bir şekilde susadı. Bir kuyu görüp içine iner ve içtikten sonra da çıkar, derken tam bu sırada susuzluktan toprağı yeyip dilini sarkıtan bir kö­peği gördü. Adam kendi kendine: "Susuzluktan benim ba­şıma gelenler bu hayvanın da basma gelmiştir" deyip tekrar kuyuya indi. Ve ayakkabısına su doldurarak ağzı ile tutup çı­kınca ona içirdi. Allah (c.c.) bu hareketini makbul görerek onu affetmiştir".

Ashab: Ey Allah'ın Resulü! Hayvanlara karşı gös­tereceğimiz merhametten de bizlere sevap var mıdır?



"Evet her can taşıyan için sizlere ecir vardır" buyurdu.

Bir diğer rivayette de şöyle denilmiştir:

"Fahişe bir kadın sıcak bir günde bir kuyunun etrafında gidip gelen ve susuzluktan dilini çıkaran bir köpek gördü. Ona ayakkabısı ile su çekti. Allah (c.c.) onun hatalarını ha­reketinden dolayı afeti.” 605

Bir köpeğe yapılan merhamet bir fahişenin affedilmesine sebep oluyorsa, insanlara merhamet etmek nice acayip işler yapar...606




Yüklə 1,06 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   21   22   23   24   25   26   27   28   29




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin